Cumartesi, 13 Haziran 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR
Mustafa Özbağ
İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

466. Dergah Sohbeti

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 466. Dergah Sohbeti. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.


1. Bölüm

Mesnevî’de nefsi akıl bile öldürsün, değil mi? Davut Aleyhisselâm’ın köpresinde Gökçü Nefis, Gökçü öldüren de akıl olarak öldürsün. Mesnevî 2005. Akl zahmetsizce nimet ve helal duracak isterim. Hadiste en büyük hikaye, nefse karşı yapılan cihâd vurulduğuna göre onu öldürmek ya da hüsnüleştirmek bu kadar zorca. Aklımızı nasıl nefse kaçmadan kullanmalıyız? Akıl bu kadar kolayını dilerse zorluklarda ne yapmalıyız? Akılla sebeplere bağlanmakla nasıl kurtuluruz? Akıl bize lazımsız. Akıl binen gibi yapamazsak, akıl bizim tepemize binemez. Akıl bizim tepemize binerse, bizi istediği yere götürürüz. Biz akılın üzerinde bilmemiz lazım. Bu da neyle mümkündür? Bu da sevmekle mümkündür, zikirde mümkündür, aşıklıkla mümkündür.

Hazreti Mevlani Mesnevî de der ki, akıl aşka gelince apışık kaldı. Başka bir beyde der ki, akıl çamura saplanmış eşek gibi oldu aşka gelince. Akılın durmadığı, kesmediği bir tek yer vardır, aşktır. Aslında Allâh peygamberleri ve kitapları gönderirken, asıl aklı gelir Cenâb-ı Hakk’a. Bakın, akıl mağlup eder. Musa Aleyhisselâm suyun üzerindeyiz. Çık yürür galiba. Çık devlet meydanda, çık denizin üstünde yürür. Musa Aleyhisselâm asasını atar, asaya gider, ne kadar varsa Firavun adamlarının oyunları yutuverir hepsini. Bakın, hepsi de akla ters olan şeylerdir. İsa Aleyhisselâm ölüyi, ölüyi devletir. Ya ölü devletir, devletir İsa Aleyhisselâm. İbrahim Aleyhisselâm’a ateş yakmaz. Bir de diyorlar ki bize, İslam dini, akıl dini, hadi gel.

Ne akıl dini? İslam dini, akılsız dini, bu manalar. Hadi gel, ateş yakar da. Yakmadı. Al bakalım, devleti çak eline. Yakıyor mu, yakmıyor mu? Cenâb-ı Hak diyor ki biz Musa’ya, biz İbrahim’i yakmadık diyor ateş. İman ediyoruz bizden. Bakın iman ediyoruz. Hazreti Peygamber Sabullar ve Esselam Hazretleri ayı ikiye döndü. İman ediyoruz. On parmağından çeşme gibi su aktı. İman ediyoruz. Bir alış toprak attı. Bir alış toprak atmasıyla düşman kahroldu, tam var oldu. Âyet-i Kerim’de dedi ki sen atmadın ben attım dedi. İman ediyoruz. Bir alış toprakla düşman kahroldu mu, tam var oldu. Bugün sen bütün silahlarını getir. Bir alış toprakla sen o etkiyi yapamazsın. Akıl nerede burada? Akıl durdurur. Süleyman Aleyhisselâm diyor ki şu Berkız kim ki yani?

Oradan berisi diyor ki Süleyman’a yalancık için söylüyor. Müsaade ederseniz ben onu getirtir vereyim. Hayır getirtir o zaman diyor. Berkız tıkkak geliyor Süleyman Aleyhisselâm’a. Tahtıyla beraber geliyor. Akıl nerede burada? Bana burada bir akıl söyle. Yok. Bakın akıl yok. Burada akılla alakalı bir şey yok. Birisinin gözü çıkıyor. Gözü elinde geliyor. Gözüm ya Resulallah diyor. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm diyor. Sıvaz diyor gözünü. Takıyor yani. Vallahi öbür gözüm görmez oldu, öbürkü diyor. Onun sıvazladığı göz hala da sarhoz aldı. Birisi geliyor ayak kırıldı diyor. Geliyor sıvaz diyor Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Savaşa devam. Kırgaya. Sıvaz diyor, yürüyor gidiyor. Akıl nerede burada? Miğne aşkından bahsediyor bize.


2. Bölüm

Akıl nerede burada? Diyor ki beni aldılar. Beytülmaklise götürdüler. Ben onu bütün peygamberlere imamlık yaptım. Ondan sonra doğrudan diyor beni semalara çıkartma. Ben cenneti gördüm, cehennemi gördüm. Lef-i muhafızı gördüm, kalemi gördüm. Birinci kat, ikinci kat, üçüncü kat, dördüncü kat, beşinci kat, altıncı kat, yedinci kat. Gördüm diyor. Ardından cehennemin katlarına sıralıyor. Ondan cehennemin katlarına sıralıyor. Ardından lef-i muhafızı sıralıyor. Ardından kalemi sıralıyor. Ondan sonra diyor ki ben bir yere kadar gittim. Cebrail aleyhisselâm dedi ki diyor. Ya Resulallah benim yerim buraya kadar. İhtak ol oğlum. Bundan sonra bu aklın zirvesi. Diyor bundan sonrasını kendiniz gideceksiniz.

Ve Cenâb-ı Hak da ayeti kerimede ne diyor? Onun gözünün gördüğünü, kalbi yalanlamadı, tartış etti. Gözünün gördüğünü. Bizimkin nerede şimdi diyor? O gözüyle görmedi. Bu kelime. Gözünün gördüğünü, kalbi yalanlamadı, tartış etmedi. Ve Allâh ona sattı. Kaba kevseyi. iki, iki ay bucuk kadar. Burası. Müteşavit. Nereden tebliğ edersen hep kendisi konuşmamış. Biz nasıl konuşacağız? Bütün değil. Neyi takılıyor lan? Din. Din, akıllıyım diyenlerin akıllarını yenmek için. Ve onlara diyor ki, bu aklımı ben verdim size. Şu aklınızla dinin Kur’ân’a ve Sünnet’e tabi olun diye verdim ben bu aklı size. Bana isyan edin diye değil. Ya Kur’ân ve Sünnet’e tabi olmanız için mi? O zaman şu nefsinizi bu noktada, negatif noktada tutarak da aklınızı kötüleye çalıştırmayın.

Ya hakikati, hakikati ötelerde olan o ağacın yanında çalıştırmayın. Bitti. Aşk Allâh hakkınıza eyvah. İşlediği Yunan’da da açığa olanlar da şimdi ümmetimiz tamamen affedilmiştir bu harikada. Evet. Kulları üzerinde Cenab-ı Allâh’ın hakkı onların kendine ibadet edip şirk koşmaları, günün dağıtmanın üzerinde kalktığı ise onlara verdiği nimeti ve azab etmemesi der. Muazzim İncekal duydu ki güne kadar istediğim eğitimlerde hep azab ile korkutuldu. Bu iki hadîs-i şerifler bize Allâh’ın affedilmesini anlatabilsiniz. Bu noktada Cenâb-ı Hak affedicidir, tövbe eder, hiç günah işlememiş gibidir. Allâh korktu muhakkak Cenâb-ı Hak da der ki benden korkun, kısa kesiyorum bunu. Ama önemli olan Cenâb-ı Hakk’a normalde tövbe edip geri döndürür.

Ben hiçbir cemaate bağlı değilim. Kendi bildiğim kadar ya sayılı ya da sayısız zikir tehdit çekebilir miyim? Hadîs-i şeriflere bağlı kalın. Hiçbir cemaate bağlı olmayanlar hadîs-i şeriflerde sabit olan zikirleri yapsınlar. Kendi kafanızdan zikir yapmayın. Kur’ân ve sünnet yolu bellidir. Hiç kimsenin kendi kafasına göre bir şey yapacağı bir ibadet yoktur. Mesela kim 100 tane salat ve selam okursa, kim 100 tane lâ ilâhe illâllah ve vatubu ilahe şerikele okursa, kim 100 tane elhamdülillah ve Rabbul alemin derse, kim 100 tane subhanallah ve bihamdühu ve subhanallah ve lazim derse gibi Hazreti Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem adetinde dilinden zikirler vardır, tespihatler vardır. kim lâ ilâhe illâllah derse Allâh’ın kalasına sığınmıştır.


3. Bölüm

Gibi şeyler var. Zikirle alakalı hadisler var. Veya sen Allâh de, istersen Rahman de Allâh’ı böyle zikredin diye. Âyet-i kerime var. O kimse bir kimse sayısız Allâh de diyebilir. Veya bu noktada Hazreti Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem adetinde beyan ettiği, bize öğrettiği zikirleri de yapabilir bir kimse. O yüzden kendi kafasından bir zikir adetini koyup, kendi kafasından bir zikir tasnif etmek heva helestir. Allâh’a itaat edin, Resulüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Allâh’ı zikredenler için Resûlullâh da güzel görmekler vardır. Âyet-i kerimesi bunların bu noktada değil sabitli. Kimse heva hevesinden kendi kendine ben şunu zikrediyorum demesi hevasına uymuyor.

Kendi kendine ben böyle namaz kılıyorum diye biliyor musun? Namazın tadili erkanı belli, farzı vacibi belli, namazın sünneti belli. Zikir de farz. Zikirin farzı da, ayetle hadisle sabit. Nasıl yapılacağı da ayetle ve hadisle sabit. O yüzden herkes hiç kimse kendi kafasından bir zikir tasnif etmesin. Tasnif edilmiş Hazreti Peygamber’e salallahu aleyhi ve sellem adetleri. Ya da tasnif eden bir Allâh’a itaat edin, Resulüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edip âyet-i kerimesine cek, bir itaat edilecek bir makam bulacak el-Fâtiha. Âmîn. Âmîn. Baklarınızı helal olsun. Âmîn. Başkanım hoş geldin. İyisiniz? Allâh razı olsun. Biz tabi Fatiha dedik. Çay, çorba var ya daha içince kadar sonra alabilirsin.

Zıkıntı yok yani. Hocam, biraz önce Sakin abimin sorusuna verdiğiniz cevap geldi. Gölge meselesiyle olduğunu söylediniz. Aydınlık varsa, gölge vardır dediniz ya, peki aydınlık vardır. Ben o güneş manasında söyledim. hakikati varsa, hakikatin gölgesi var. Hakikat yok ise gölgesi yok. Orada ben bunu mensal olarak gösterdim. Güneş varsa gölgesi olacak. Ayağı aydınlıklarken lamba varsa bir gölge düşecek bir yer. Bunun bu manadır. Tabi bu dünya üzerindeki, cahilatın üzerindeki aydınlık manasında demektir. Bir de o karanlık. Daha doğrusu iyiliğin kökü ayağın sabitededir. Ama karanlığın kötülüğü kötü değildir demiştik. Ayağın sabitede, tabi T.B.Narabi de böyle. Ayağın sabitede olmayan hiçbir şey burada olmayacağınız bir şeydir.

Bizim suluvi anlayışımız, bunun konuda kötülük nefistendir dediği için, biz ayağın sabitede kötülüğü atfetmiyoruz. Ayağın sabitenin içerisinde kötülük yoktur. Mutlak anlamda yoktur belki ama. Mutlak anlamda diyorum. Belki o kötü diyebiliriz, şey kötü değil. İyi. Mutlak anlamda kötülük yoktur. Sağ olun. Başkan senin sorununa devam edin. Cumhur’un de şeyi, bu alem Cenâb-ı Hakk’ın ilminci süreklerinin tecellisi olduğuna göre, kaderde olan kadarı da çıkkına göre, onlar da çıkış noktasında aynı olmuyor mu acaba? Her şey diyor, Allâh’ın ilminci süreklerin tecellisi diyor. Kader demeyelim, biz onu şöyle söylüyoruz. Tek bir mahkuzda yazılmış olan şeyin gururlar aleminden ve misal aleminden şahadet, karabiden konuşuyoruz.


4. Bölüm

Bunun arabiyle yorumluyoruz şimdi onu. Biz sefer zaten ayağını sabit edelim mi, arabiden de. Ayağını sabit edelim. Sözünü üreten karabidir. Bu noktada, onun sözün sahibi olur zaten bu noktada kendisini sudur eder kimse de olur. Şimdi ayağını sabit edelim dediğimizde, ayağını sabit edelim. Ayağını sabit edelim, direkt Allâh’ın kendi vahdaneti ve kendi zatullarıdır. Ayağını sabitle Allâh’ın zatullarıdır. Bunu mu anladın? Arabi mantığına göre ayağını sabit edelim. Üstünde zaten ahma var. Ahma’nın bir altı ayağını sabit edelim. Ayağını sabit edelim. Altında gururlar alemin, gururlar alemin altında normalde misal alemin, misal alemin. Altında şehadet alemin. Arabi, kötülüğü arabiden konuşuyor. Arabi, kötülüğü ayağını sabit e atfetmez.

Arabi, kötülüğü Allâh’ın zatına atfetmez. Burada bütün herkesin yanlış bir ilgilenmesi var. Kötülük, kötülük mutlak manada olmayan, mutlak manada olmuyor. Ama gölge alemin içerisinde varmış, kabul edilen şey bu. Arabi. Ben şöyle Eşiren lâ ilâhe illâllah Muhammeden esrini soruyoruz ya. Şimdi Muhammed esrini açık çıkmadan önce Ebüce’yi öbür ekeldi. Ama oldu Ebüce’yi. Sen bunu böyle söylediğinde Arabi’den çıktın şimdi. Çıktım Arabi’den çıktım mı? Evet. Tez içeriye mi? Evet. Arabi’den çıktın mı? Ama Muhammed’e esrini açık çıkmasın diye Ebu’l-Hikem olarak kalmayacak dedi o. Bak Ebu’l-Hikem’in Ebu’l-Hikem olarak kalması bir sandan ibareti. Ebu’l-Hikem olması da zandı. Ebu’l-Hikem de olması zandı. Bir sandan ibareti.

Bir sandan ibareti. Benim sakin olmam da zand. Evet, zand. Çünkü benim anam mor kurmuş, ben sakin değilim bu fikirde. Bir sandan ibaret. Ebu’l-Hikem’i herkes Ebu’l-Hikem zannediyor. Evet. Bak gölge. Ne zaman gölge olduğu anlaşıldı. Hakikat zuhur edince. Evet. Hakikat zuhur edince Ebu’l-Hikem’in Ebu’l-Hikem olmadığı çıktı meydana. Ebu’l-Hikem’in gölge olduğu çıktı meydana. Gölge. Hakikat gitmiş Hz. Muhammed Mustafa. Ebu’l-Hikem ne oldu? Gölge oldu. Sen hâlâ da Ebu’l-Hikem’in kötü, bu kötüyü de kötülük de ayını sabit eden yardım ediyorsun. Ben de diyorum ki biz onu kötü gördük. Zandan ibaret. Biz onu normalde kötü gördük. Kötüyü iyi gördük zandan ibaret. Biz gölgeyi gerçek gördük zandan ibaret.

Biz hakikati tanımadığımızdan için biz gölgeyi gerçek zannediyoruz. Biz hakikati bilmediğimizden dolayı biz kötüyü iyi zannediyoruz. Gerçek iyiliği bilmediğimizden, gerçek iyiliğe erişmediğimizden biz kötülüğü iyilik zannediyoruz. O zaman bir de kanıymışlar. Mesela Davud’u Kayseri. Seni tanımışlar. Surni diyor. Davud’u Kayseri’nin eserlerine bakıyorum ben. Bahtedi Vucuk’tan bahsediyor. Ama Surni’yim diyor. Surni demek Kur’ân-ı Kerim’in sadece zayiri anlamını açıklayamayacak. Ama eserlerine baktığım zaman hep Bahtedi Vucuk bak. Bakılma. Nasıl şey yapacağız? Ben dediğim için bahat istiyorum birinden dedim. Ben Davud’u Kayseri’yi hiç tanımaz okumam da. Ben Arap’i de okumam. Bak Babu Renüren geldi.


5. Bölüm

Yedi hadîs-i imamın ittifak ettiği hadisler. Ben gördüğü neyle açıklıyorum sana? Hadîs de. Arabi’den mi çıkıyorum sana gölgeye? Hayır. Hadîs de açıklıyorum sana. Ne dedi? Dünya hayatta sefere çıkan bir kimsenin çölden, ağacın dibinde gölgelenmesi gibi. Neymiş dünya hayatta? Gölge. Gölgeymiş. Gölgeymiş. Hadîs de. Dünya hayatı ağacın gölgesi olduğuna göre iyilik ve kötülükler de bu dünyada yola çıktığına göre o zaman iyilikler de bir gölge oluyor. Dünya hayatının iyilik ve kötülüklerin şehadete indiği yer. Meydana çıktığı yer misal ağabey. Meydana çıktığı yer burası değil. Durun. Âyet-i kerime de diyor ki hiçbirkes onu göremez. Ama bütün gönülleri yıhat ederdiği anda şehadetten biz mi oluyoruz, o mu oluyoruz?

Hiç öğrenmiyor. Niye? O senin zevkinle alakalı. Sen kendini görüyorsan sen oluyorsun. Ben kendimi geri bırakıyorum ki. Sen kendini görmüyorsan neden nefsini bilen Rabbini bildin? Kendini görmem kendini bilmem. Kendini bildiysen onu bileceksin kendini. Nefsini bilip de kendi rakbası mı bildiğimden alemden rakbını bildiğimden. Hiç önemli değil. Nefsini bilen Rabbini bildi. Nefsini bilen Rabbini bildi. Ne kadar nefsini bildin? Rabbini de o kadar bildin. Mesela Yarabbi dediğim zaman alemlere Rabbine mi verdim? Bir dakika. Nefsini ne kadar bildin? O kadar Rabbini bildin. Nefsini ne kadar nefsini enginlerine daldın? O kadar Rabbini enginlerine daldın. Alemin alemlerine ne yaptı? Alemin oysa buna tecelli yapacak.

Delil demek. Yok. Delil gerek. Delilsiz. Yok diyor. Önce delil bulacak. Arayan bulurmuş. O zaman elhamdülillah Rabbul alemin dediği zaman yalan konuşuyor. Yalan konuşmuyorsun. Yalan konuşuyorsun. Nasıl? O zaman hak yalan değil. Elime de diyorum. Öyle değil. O da yalan değil. Hak yalan değildir. Dil ile ikrar etti. Dil ile ikrar etti. Hakkım Allâh kulaklığı halbuki. Benim işim o ama. Karıştırmak zaten mikser. Bak bir kimse elhamdülillah Rabbul alemin dediğinde burada onun muazzarası ne kadar elhamdülillah Rabbul alemini alıyorsa o kadar dedi. Bu hak bu yalan değil. Yalan derse hakikati yalana koymuş. Elhamdülillah Rabbul alemin de hak. Buradaki o söz de hak. Ama tecelli yap noktasında o kimsenin üzerinde ne kadar tecelli ettiyse o kadar.

Senin kavun bir bardaksan bir bardak tecelli et. Senin için alemlerin Rabbi bu bardak kadarsan bu hak bir bardak kadarsan alemlerin Rabbini tanıdın. O adresinden ben istiyorum ama. İstiyorsan onu da yol açık. İstiyorum adresi geniş. Nerede diyorum ya? Bu hakbül aleminin sırrı mı? Az önceki hikayeyi benzedi. Diyor ya az önceki meslebedeki hikaye diyor ya. Akıl zahmetsiz rızık ister. Az önceki hikaye sormuş ya. Akıl zahmetsiz rızık ister. Oturuz. Ya Rabbi ver de. Davut da soruyor. Ektirme ki biçiyorsun diyor. O kıssa orada kalmıyor. İneği kesiyor. Diyor ki ektirme ki biçiyorsun diyor. Tamam tamam. Akıl rızıksız rızık istiyor. Oturduğu yerde diyor ki ya Rabbi bana sırrında enişte. Bulur. Yeterli tebriklerinizi tamlandıracak.


6. Bölüm

Ne yapıyon teva arıyon. Ne yapıyon teva arıyon. Ye bu akşam tuzu. Sabaha kadar görsün peygamberi. Efendim? Tuzu yesin bu akşam. Sakin kardeşimiz. Gece rüyasında görürsün. Hocam ben üç kapıda kovuldum. Ama son kapıda kovuldum. Onun için ben. Eşhedü en lâ ilâhe illâllah. Rahat rahat diyebiliyorum. Ama Muhammedin Resûlullâh sırrında daha vakıf olamadım. Vakıf olanı da. sizden tercih ederim. Görmedin mi daha diyorsun. Hayatlara secde şükür. Bir şey söyleyeyim mi o zaman. Daha eşhedü en lâ ilâhe illâllah. Sırrına erişen kimse. Muhammedin. Resûlullâh sırrına erişmiştir zaten. Cancaz değil mi? Parmağının üzerinde bir damla su görür. Kendini deryada zannedersin. Ufak ufak karınca gibi görür. Melekleri seyran etmek istersin.

Yok öyle şey. Bir rahmetlerim gibi. Atlas yataklarını içersinler. Ben senin sırrını istiyorum. Yok öyle bir şey. Hiç yok yani. Beş tane kitap yok mu aklama? Ben sırrını istiyorum. Yok öyle bir şey. Ben genel olarak söylüyorum. Senin üzerinde söylemiyorum. Genel olarak söylüyorum. Yok öyle bir şey. Ben de öyle istiyordum da. Çıkıyordum evin damına. Gözümden. Başlıyordum ordan zikir yapmaya. Ondan sonra güneş batıdan doğacak diyordum. Ondan sonra hiç de batıdan doğmadı. Biraz daha okudum. Onların aleminden okuyordum. Muhammed Errufay Hazretleri. Diyor ki ey ahmak! Senin gibidir. Niceleri geldi geçti bu alemden. Bir mürşid bulmazsa Hiçbir şey göremezsin diyor. Suy sana. Ahmak da sensin dedi. Başka bir kimse değil.

Bir mürşid bulmazsa Niceleri bu alemden gelmiş geçmiş. Niceleri geçmiş. Aa baktık. Gerçekten de bizim kahvelerde de oturuyorlar yine. Ondan geldi. Ondan geldi. O gölgeydi. Bu hakikattı. O uçluydu. O kaçtaydı. Birisi meslek sahibi olmuş. Sahabedence mühendirdir meslekten. Rezan okunuyor. Birisi diyor hadi gidin sizi çağırıyorlar. O birisine Resul olmamış birisi. Birisi bütün makamlarda esmaları bitirmiş. Toto oynuyor. Makam esmayı bitiren Toto oynuyor kahveden. Birisi gitmiş o büyük zat olmuş o. Ramazan’da oruç tutuyor millet. Aman demiş ya ne oruç tutuyorsunuz demiş. Akrabası söylüyor. Komikçe başlıyor. Ne oruç tutuyorsunuz? Allâh’ın alacağı oruç değil mi? Kışın tutuyor. Allâh Mustafa Özvan Bu hayat böyle değişemiyor.

Sonra onların hepsi Bir dakika. Bu muhabbeti şimdi yapmayın. Tam zevkimi alacağım şimdi. Hepsini toplandırın. Bana dediler ki Şeyh Efendi ile biz özel görüşmek istiyoruz. Olur dedim. Şeyh Efendi geldi. Dedim efendim siz de özel görüşmek istiyorlarmış. Oğlum Mustafa Özvan görüşelim. Ne görüşeceklerse görüşelim. Ben çıkacak oldum. Otur oğlum sen. Efendim özel görüşeceklerim. Oğlum senden saklımız, gizlim az yok. Ne görüşeceklerse konuşalım. Onlar da orada birisi sahâbe yirmi üç yıllık meslek sahibi. Birisi melakutları bitirmiş. Şeyh Ambar makamında. Ondan sonra birisi mürşid zaten o zamanlığı büyük kutbu o. Üç dört kişi. Birisi asıl konuşacak olan o onun bir mürşidi ona mürşidlik alacakmış. Alayım mı, almayayım mı diye Şeyh Efendi söyledi.


7. Bölüm

Anlandılar. Şeyh Efendi demedim. Öyle kafasına bağladılar. O mürşidlik alacak olana döndü. Sen hiç dedi mürşidini rüyanda gördün mü dedin? Hayır, fena oldu. Yaklaşıyor. Ben peygamberi gördüm mü diye sormayayım. Hadi sorayım canım. Hiç gördün mü dedin? Hayır, fena oldu. Hiç geçmiş peygamberlerden birini gördün mü? Hayır. Birilerden birini gördün mü? Hayır. Şunu gördüm mü yok, bunu gördüm mü yok, bunu gördüm mü yok. Ama kitap okuyarak da merak patlamış oldu. Bütün meraklar gitmiş. Bütün tecellilere varlık oldu. Öyle oldu. Evladım okumak yok olsaydı herkes doğacaktı. Yûnus ne dedi? İlim bilmiyor. İlim kendini bilmiyor. Sen kendini bilmezsen gece okumaktır dedi. Okumakla kemalet eylemiş olsaydı.

Oğlum bütün ahiretler mürşid olacaktı dedi. Hangi birinin mezarlıkta şifası var? Usta ne dedi? Oğlum buranın evliyası kim dedi? Eskici Babur halini. Bütün herkes bilir efendim dedim. Burada eskici babur var. Yukarı dedim, bir tane dedim. Çalı dede var dedim, dağda duruyor. Doğru’nun tepesinden. Bir tane dedim, gömenci dede var dedim. Bu tarafta. Üç tane mi? Zahat var. MâşâAllah. Sen dedi. Görüşüyor musun eskici dede? MâşâAllah. Bu mezarlıkları bitirdin değil mi dedin? Oğlum sen de şeyhinin yanında görmemiştin değil mi? Sen nerede olacaksın? Hep olduklar olduk, herkes dedi. Tamam, mantık uzadı. İçin içerisinde başka şeyler girdi. Hepsi kaldı orada. Dedim Mustafa Özmo. Sen de bunlar iyi olacaktın.

Doğru yoldasın. Atlasya taklidinin üzerinde onu sizinle yazdın. Hakiki bir müşterinin elinden tuttun. Dedekini ona biat ettin. Ona teslim ol. Kur’ân’ın içinde yol yok. Yol yok. Bir şey öyle filan yok. Yoksa sadece sen de insanların büyük bir çoğundan büyük bir kısmı belki dolaşıyor hava arıyor. Doğru iş. Zor. Bunlar haberi görüyorlar, yaşıyorlar. Bir şey oluyor işte. Kenanla adlanıyorlar. Bir yere bağlı kalmak için elçi gibi bir şey oluyor. Tarikatı aracılar oluyor. Atıyorum mesela Rize’de ki birini bağlamak için aracılarda enalmak için var. Ama ya normalde bu noktada bir kimse bağlanacak olduğu şeyi gidecek, görecek, tanıyacak, sohbetinde yapacak, zekinde yapacak, araştıracak. Rüya ile bağlanacak.

Peki hocam o vekilden o izah şeyi aldıktan sonra ayrılmak nasıl? Ayrılacağı zamanda o kimseyi kim çekmeyecek hakkınızı helal et. Ben yürütemedim. Bizim bildiğimiz doğru. Kovulmazsan çalışıyor. Kovuluyor, o zaman yapacak bir şey yok. Yararlanacak bir şey yok. Kovulmak değildir. Herkes kovulmayı kötü görür. Kötü görmeyiz kovulmayı. Çok uzun. Merak etmeyin kovulan sen değilsin. Ben de çok kovuldum. Kovulan sen çok etkilenmişsin. Etkilenmiyor. Nefis terbiyesi olmaz. Kovulur. Bir kimse gitmiş olduğu yolu hak görmüş olması kovulduğu yerinden oturur tekrar zaten. Üzerine gidiyorum. Ama Muhammed’in alak ve daha mutlu olamaz. ne bileyim ne demek istediğimi anlamışız. Ama normalde şimdi bir bakın. Bak bir mürşid zahirenden Muhammed’i ahlak üzerine olması gerekiyor.


8. Bölüm

Bir mürşid. Mürşide bakan bir kimse diyor ya Onlara bakıldığında Allâh adına girecek. Onlara bakıldığında Allâh adına girecek. O zaman bin mürşidin zahiri ve batını da Hazreti Muhammed Mustafa’ya uyacak. O Allâh’ı zikredenlerde onda güzel örnekler var. O zaman bir mürşidin üzerine tecelli eder şey, zahirenden batına da Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem adıyla ahlak olacak. Tavsiyet bir oğul. Kendi üzerinde de yaşatıyor. Kimseyi kovması için, belgattan kovulması için o kimsenin kovulma unsurları beliriyor. Üç kapı. Üçüne girdi. Rüya bu yani. Üç kapıdan girdik. Dördüncü kapıdan yokturlar. Vaktim var. Gideriz. Sen kendi rüyanı kendi tabir etmişsin. Yûnus’un kendi rüyasını kendisi tabir etmedi.

Yakup’a git dedi. Takip aleyhisselamın rüyasını anlattı dedi ki, babacığım ben bir rüya gör. Anlat dedi, anlattı. On iki tane dedi. Yıldız, ay ve güneş bana secde ederken gördüm. Sakın evladım bu rüyayı kardeşlerine anlatma. Şeytan insanın apaçık düşmanıdır. Kardeşler de rüyayı tabir ediyor kardeşim abi. Babasına git anlattı. Yok. Kardeşler de rüyayı tabir ediyor. Babasına dedi ki, babasına kardeşlerine anlatma. Kardeşlerinin yapacak kötülüğü kime atfedip burada? Şeytana. Kime kardeşlerine atfedilmeli bak. Şeytana atfedilmeli. Yine mecaz var bak. Anladın? Bugün sohbet geliyor gibi burada tek oluyorlar. Bugün bunu kafana çakacağız seni. Muh gibi. Bak ne yaptı? Kardeşlerin üzerine atfedilmeli kötülüğü.

Kime atfetti? Şeytana atfedilmeli. Hangi bir insanın apaçık düşmanıdır? O zaman rüyayı ne yapacakmışız? Ehliyle anlatacağız. Kendimizi tabir ediyoruz. Ne yaptık? Sahâbe gitti Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri anlattı. Neden Allâh’ın Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem? Rüyalarınızın salih insanları anlattınız. Terbiye var mı? Rüyanın kendi kendine göre ha bu manane gelir dediği zaman kovulursun da atılırsın mı? Yok öyle bir şey. Yolda yok. Bu yol kimse sûfî yoluna mı gidiyor? Sûfî yoluna mı gidiyor? Bunu ben böyle düşünmüyorum yok. Yok. O yüzden gitti itaat etti şeyhlerine. Ben böyle düşünüyordum. Sen öyle düşünecektin de ne işin vardı şeyhimizde? Bak işin oldu. Biz ömredeyiz.

Ben krem sürüyeceğim. Fişik var diye. İranlanmadık daha. Çıktım kapıdan dışarı ben. Hey vah dedi. Ne oldu dedi. Krem sürüyecek mi? Caizdeydi. Ben öyle açtım. Kapıyı kilitledi tabi. Giderken yanımda buna demiş. Kuddedi koltuğun altında demiş. Ezbero’da demiş ona demiş. Caiz olduğunu bilir demiş. Caiz olduğunu bilir demiş. Nasıl ölüyor demiş. Öldür demiş. Şimdi tabi oldu sürümeyelim. Tabi arkalarından yetişti. O dediği kimse geldi. abi değilmiş. Değilmiş dedi. Peki abi fıkı caizmiş dedi. Değil mi? Ne soruyorsun sen? Değil mi? Abi bir şey öğrenmek istiyorum. Fıkı caiz mi? Değil mi? Fıkı caiz. Ama onu değilmiş dedi. Abi bu nasıl oluyor dedi. Şeyh’imin yanındadır. Ben biliyordum. Ben ne diyordum?

Aklını koyarsan bakarsın. Şeyh’inin yanında bildiğini bilmiyordum. Çıkar ortaya. Abi ne yaptı sürümeyelim. Söylerim mi dedi. Öyle bir şey. Biz onunla konuştuk. Önden bağırdı. Ustağfen dedi. Ne anlıyor o şurada dedi. Ne anlıyor? Bu yolda. Akıllı insan. Her fikir zararlı. Tavrı olmak insana zor gelir. Nefse zor gelir. Allâh’ın izinini korumasın. Ben şükranım. Âmîn ol. İnsan dedi. Aklını batarak gider. Zor. Krem sürmek caiz mi şey? Caiz. Değil. Sana değil. Sen dersen ki bana caiz olana nasıl yasaklar diye konuşur yiyemezsin. Olmaz. Kafana göre bugün anladığım birisine dükkan var kapalı çarşıda. O zaman için 300 bin lira verdiler. Telefon açtım. Sarpmak istiyor bu dükkanı. Efendim satabilir miyim dükkanı?

Kazım oldu. Dursun dedi. Bu geldi bir ay sonra. Ellerin cebinde yemek yedik. Dükkanın önüne geçtim. Sat buraya. Orada birisi vardı. Gel dükkanı satıyorum. O zaman için 300 kusur verdiler. Dükkanı 200 kusur verdiler. Bak öyle şey. Aklın olur mu? Yol görülmez. Hocam ben bir soru soracaktım. İstihare namazından kılık namazı rüyada rüya görüyor ve bu rüyayla amel etmek doğru. Aslında Sünnet-i Resûlullâh’ta istihare namazı, istihare öyle değil. Sünnet-i Resûlullâh’ta istihare o kimse bir mesele de eğer ki neye karar vereceğine tergüt ederse iki rekat niye eder? İstihare namazına iki rekat namaz kılan kalbine gelene göre. Yorumlatıp amel etmek? Rüya görmez ki kalbine gelene göre hareket eder. Namazdan sonra. uyanırken rüya görür.

Sonra da bunu değiştirdiler. İstihare namazı kıl. Ya gördüğün rüyaya göre hareket edecekler. Allâh’a yardımcınız. Allâh’a yardımcınız. O yüzden o sonradan değişecekler. Hadîs-i şeriflerdeki istihare, bir şeyde tergüt edersen iki rekat namaz kılacaksın sonra duada istihare duasını yapacaksın ilk kalbine gelene ne hareket edeceksin? Sünnete bak. Selâmün aleyküm. Hakkınıza eyvallâh. Sağ olun. Selamun aleyküm. Allâh’a emanet olun. Mekanınızı helal edin inşâAllah. Görüşünüz inşâAllah. Başkanım. Allâh’a emanet olun inşâAllah.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

Ek kaynaklar:

  • Akıl, nefis ve kalp terbiyesi: Şems 91/7-10; Yûsuf 12/53; Nâziât 79/40-41; Kuşeyrî, er-Risâle, “Nefs” ve “Kalb” bahisleri.
  • Aşk, muhabbet ve aklın sınırı bağlamı: Âl-i İmrân 3/31; Mâide 5/54; Mevlânâ, Mesnevî, akıl-aşk beyitleri; Abdülbâki Gölpınarlı, Mesnevî Şerhi.
  • Peygamber mucizeleri ve aklın vahiy karşısındaki konumu: Bakara 2/60; A‘râf 7/107-108; Âl-i İmrân 3/49; İsrâ 17/1.
  • Zikir, sevgi ve manevi disiplinle nefsin ıslahı: Ra‘d 13/28; Ahzâb 33/41-42; Müzzemmil 73/8; Tirmizî, Daavât, Hadis No: 3378.
  • İstihare namazı ve sünnete uygun karar arama: Buhârî, Teheccüd, 25; Tirmizî, Vitr, Hadis No: 480; Diyanet İlmihali, “İstihare” bahsi.

Ek kaynaklar (devam):

  • Aklın sınırı ve vahyin rehberliği: Bakara 2/269; Yûnus 10/100; Hac 22/46; Gazzâlî, İhyâ, “İlim” kitabı.
  • Nefisle cihad, mücâhede ve sabır: Ankebût 29/69; Âl-i İmrân 3/200; Tirmizî, Fezâilü’l-Cihâd, Hadis No: 1621; Kuşeyrî, er-Risâle, “Mücâhede” bahsi.
  • Dâvûd, Mûsâ ve Îsâ kıssalarında akıl-mucize ilişkisi: Sâd 38/17-26; Tâhâ 20/17-23; Mâide 5/110; Taberî tefsiri ilgili ayet açıklamaları.
  • Aşk ve marifet dilinde Mevlânâ kaynakları: Mevlânâ, Fîhi Mâ Fîh; Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr; TDV İslâm Ansiklopedisi, “Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî” maddesi.
  • İstiharede rüya merkezli anlayıştan sakınma ve sünnet ölçüsü: Buhârî, Daavât, 49; Nevevî, el-Ezkâr, istihare duası bahsi; Diyanet, “İstihare nasıl yapılır?” açıklamaları.
  • Tasavvufta akıl, aşk ve teslimiyet dengesi: Hucvîrî, Keşfü’l-Mahcûb, marifet bahisleri; İbn Atâullah, el-Hikem, tedbir ve teslimiyet hikmetleri.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Aşk. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı