1. Bölüm
Kader değişebilir miyiz? Biliyorsanız değiştirin. Sanki burada bir pano var, panodan okudunuz. Biliyorsunuz sanki. Ben şimdi değişir desem bir der, değişmez desem bir der. Kardeşler kaderin ne olduğunu bilmiyoruz. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri doğum ölüm demiş, bir de rızık demiş. Bu kadar. Kader bizim doğumumuz ölmemiz. Eee? Yok kardeş doğmanı durduramadım. Neden? İdraki mi? Elimde değildi. Doğdum. Cevri mi? Doğumumuz cevri. Bizim irademizde değil. Ölümümüz de cevri. O da bizim irademizde değil. Kader dur. İkisinin arasındaki akıl mali olduktan sonra biz yaptıklarımızdan ve yapmadıklarımızdan sorulmuyoruz. Biz iyiyi doğruyu güzeli aramakla mükellefiz, ona doğru koşmakla öğrenmekle mükellefiz.
Kader değişebilir mi? İyi. Değişsin. Bilmedin mi bir şeyi? Nesini değiştirsen? Değişmez. İyi. Değişmesin. Bilmedin mi bir şeyi? Neyini değiştirebilirsin? İmam-ı Azam güzel söylemiş. Karanlık yoldadır demiş. Kader. Hiçbir şey verebilirsin diyen oğlum. Gerek yok bunun üzeri düşünmem. Bugün kabaren kalkın, vazifelerinizi yerine getirin. Ne yapmanız lazım? Ne yapmanız gerekiyorsa onu yap. Daha ilerisini yapmaya çalış. Kaza ne demektir? Ben geldim kaza bu. Öğrenci bir şey yapacak. mesneme de geçer hikaye mi? Köpek diyormuş ki Horoz’a. Ey Horoz kardeş demiş. Bu patron, bu ağa ne kadar cibri insan. Demeklerin birbirine girdi demiş. Horoz demiş ki. Demiş sabret. Ağanın çok sevdiği atı ölecek. Bayram etseniz demiş.
Ağa bunu duymuş Horoz’a. Köpek konuştuğunu hemen gitmiş atı pazarda satmış sabahtan. Köpek demiş ki. Gördün mü demiş. Senin adamın bir şey oluyor mu demiş. Gitti sattı atı demiş. Bu karanın elinde ölecek şimdi demiş. Kurtuldu gene bak demiş. Han demiş. Ölecekti biz yiyecektik. Demiş sabret ya. İnek ölüyor yarın demiş. Sarı kız var ya gidiyor demiş ya. Ağa bunu duymuş atışın getirmiş iğne pazarda satmış. Sarı kız da satmış. Demiş Horoz’a köpek. Asla bir daha sallanmaz mı demiş. Sen ne ölecek diyorsan adam git bu satıyor demiş. Üzme canını demiş. Kendisi ölüyor demiş. Kendisi ölüyor demiş. Bayram etseniz demiş. Millet gelecek demiş. Danalar kesilecek. Yemekler yenecek. Artıntısı demiş. Hepimize yetişecek demiş.
Ölüyor demiş kendisi. Öyle deyince kendini satacak deriyorlar. Çağırmış. İkinci gün. Çoluğunu çocuğunu demiş. Maları ayırdım size. Geri kalan demiş tahsallık ediyor. Biliriyor mu içiriyor mu ne demiş. Şey de onun gibi. Nereye götüreceksin ki? Bildin ya onu öğrendin. Ne yapacaksın? Sufilerde de vardır bu. Sufiler böyle. Üçüncü nefis meradır benim. Üçüncü hale gelince. Başlarlar gelecekler. Bazı şeyleri uyarlar görmeye misalden. Dördüncü makama gelince daha fazla görmeye başlarlar. Merak ederler. Böyle bir film şeridini görür. Başladığı zaman başlar. Onu anlar. Biraz daha yukarı doğru çıkarsa. Olgunlaşırsa. Film şeridini daha bütün görür. Bir anda görür. Bu tabi insana ilk önce tat verir. Haa.
2. Bölüm
Sonra acının en hakikesini ve en fiyak olasını içersiniz. İşin sonrası var. İşin sonrasında acının en hakikesini ve en fiyak olasını size verir. Onu da içersiniz. İçmeyeceğim demek yoktur. O yüzden sakın öyle bilmeye çalışmayın. Merak etmeyin. Anınız yaşar. Yaşlanırsın diyoruz. Allâh muhafaza etsin. Haydi. Bizim kurs dağımız ücretsizdir. Her gün. Biz fi ise bilir. Hap kurs veririz. Neydi bende dedi. Semaydı. İlahiydi. Kur’ân-ı Kerim’di. okula giden çocuklar için eğitimle bakalım. Bizde her şey ücretsizdir. Her yer ücretsizdir. Sadece Bursa değil. Burada, Tekre Dağı’da, İzmit’te, Çanakkale’de. Her yerde ücretsiz. Böyle neydi? Bende dedi. Semaydı. İlahiydi. Kur’ân-ı Kerim’di. okula giden çocuklar için ücretsizdir.
Şimdi herhalde yapılmıyor. Yapılmıyor. Pazar günleri yazları gelmiyor. Pazar günleri yazları gelmiyor. Evet. Kurs dağımız ücretsizdir. Biz bir tek bir şey isteriz. Bizim ücretsiz yaptığımız bir şeyi bir başkasının ücretle sarmasını istemeyiz. Bizim başka bir isteğimiz yoktur. Bizden bu kurslar alıp da dışarıdan ücret kazanırlarsa para kazanmak için bunu yaparlarsa biz bunun uygun görmeyiz. Bunun sorumlusunda bu kimse almış olur. Veyahut ki bizim üzerimizden biz bilmeden para kazanırsa bir kimse ona hakkımız helal değiller. Biz bu konuda çok titizizdir. Mesela biz böyle anladığınız için bir yere gideriz. Bunu böyle biz gelibol’dayız. Gelibol’da biz böyle komple, biz bir gezi yandık. Şeyhokları dolaştık yaklaşık 15-20 otobüs var mıydık ilk gittiklerimizde daha mu fazlaydı?
Böyle bir gittik tabii gelibol’da da o zaman orada bir dernek vardı. Dernekten biz müsaade istedik, bizden para istedik, para yatırdık, sandalye parası, masa parası, derneğe yatırdık. Oradaki gelibol’da Mevle Vuhane’de gezdiklerimiz çünkü şeyhokları gezdikten sonra orada sema edip dolaştık. Torunumu bitirelim biz de. Neyse biz tabii gittik orada sema edip dolaştık. Mahzun ne sema edip ne sohbet edip. İçimiz yandı. Biz tabii oradaki derneğe tekinlerle görüştük. Tabii biz baktılar, sordular, soruştular. Biz hedavayız. Neyse bir telefon açtılar cevap veren. biz bir telefon açtılar. Bir telefon açtılar cevap veren. filancalar buraya gelecek. Bize böyle sema edip gelebilirsiniz. Gidelim mi? Mesela değil.
Hayır bakalım cevap veren. Toplayın mı? Bir, iki. Bir, iki. Buradadır. Ne dediler? Sema edin. Bir müddet daha geçti. Gene istiyorlardı. Cevap veren dedim. İçim düşürdü bu mesele. Bir sefer baktı şimdi. Dedim şu işin arkasında bir kurcalar. Bunlar yüzde satıyorlardı bu sefer. Neyse bir kurcalayınca bunlar sema için karşıda ücret talep etmişler. Tabii iş böyle kurcalanınca uyuyor önceki zamanda da almışlardı. Biz diyoruz sema ediyoruz mesela diyorlar kaç para? On beş milyar liralık. Sema ettiler on beş milyar liralık. Cephilerine koyuyorlar. Öğrenince biz dedik ki yok. Bizim üstümüzden biz böyle para kazandırmayız. Gitmiyoruz. Gitmiyoruz. Aynı şekilde İzmir’de oldu. İzmir’de böyle biz bir atın kapalı, orada bir salonda biz büyük bir salonda orada bir kutu doğmuştuk işte.
3. Bölüm
Kutu doğmuyor tuttuktan sonra. Bu halide Bursa’dan gittik oraya. Bursa hadisiydi. Neydi o? Sonra şey oldu ya Emniyet genel bir dönem oldu. Ne oldu? Bir şeyler oluyor. O köksal mı? Oğuluş kanun köksal. Evet oğuluş kanun köksal. Öyle mi? Evet. Şimdi o da böyle tek iyi tanıyor. Bizleri falan tanıyor. Samimi Konya derneği girmiş. Demişler ki böyle böyle Bursa’dan buraya gelenler oluyor. Siz de Bursa’dan geldiniz. Bunları söyleseniz de buraya Sema’ya gelseler. Vali Bey de demişler. Tamam olur. Dolaylı olarak benim telefonuma ulaştılar. derlik başkanı arıyor birini. Diyor ki böyle böyle. Burada torunları mı yapacağız? İyi yapın. Tamam. Harika. E Sema’ya siz geleceksiniz. İyi gelelim. Harika. Dedim giriş müjdeni kaç para alacaksınız?
Adam başına. Dediler. Ben çok rahat mıyım soruyorum. Dediler ki adam başına iyice de ücret alacağız. Harika bir dedim yönetim konulundan bir görüşelim. Ama sonra size tekrar dönerdi. Mesela bir hafta filan geçti. Avladı gene. Cafer durumu böyle böyle. Yönetim konu sensin. Senden istişareti bitti. Yalan olmasın dedim. Bu günlerde sonra aldı beni tekrar. Dedim kardeşim biz müjdetli bir yere bu şekilde gitmiyoruz. Bizim Sema hazanları kaç para değil dönmüyorlar. Bizim üzerimizden müjdet kazanılmasını istemiyoruz. Durdu şimdi. Siz dedim Sema’da para kazanacaksınız. Biz böyle bir şey istemiyoruz. Neyse. Biz o zaman vali geliyorlar şimdi. Vallahi istersen Cumhurbaşkanı’ndan görüşlerim. Sıkıntı yok.
Sonra ben Disney’de sohbete gittim de oraya geldim. Dedim kardeş siz bir şey yapacaksanız Fiske bir liraya yapacaksınız. Biz Fiske bir liraya döneceğiz orada. Sema’yı çarpsın. Ama siz Fiske bir liraya gitmiyorsunuz. Ozulmuşlar Çin için. Gidin Konya’dan getirin dedim ben. 35 milyar mı istediler dedim ben. Evet dedim. Yemesi içmesi otele ayrı değil dedim ben. Evet dedim. Size dedim 55-60 milyar mı anlıyor değil mi dedim ben. Evet dedim. Ya hiç şunu demiyorsun dedim. Ya bunlar çağırırsak 60 milyara gelecek. 10 milyar biz yargınca var olurum. 10 milyar hibe derim. Demiyor musun dedim ben. Böyle baktım bizim üzerimizde para kazanacağız kabul etmiyorsak. İstersen dedim o halibeyi de söylesen. Yine kabul etmiyoruz.
Biz dedi devlet memuru değiliz. O halibeyin dedi. Bir çarçok kesiyorsa bir çarçok Konya’ya telefon dedim. Orada bunlar dedi ben. Kültür bakanlığının memurudur. Kaldıracaklar onu. Söyleyecekler. Memurlarını gönderecek onlar. Onlar da gelmiyorlar öyle. 35 milyar istediler. Yeni kültür bakanlığının memurları ile öyle bir tane bir şey kurursak dernek. Gene öyle gidiyorlar. Bu türlü gitmiyorlar. Allâh muhafaza eylesin. O yüzden bizden kurs alın kardeşler de bunu ücretle dışarı satmayacaklar. Bizden neyi öğrenmişler? O fi sevillahi öğretecek neyi? Ondan ücret kazanmayacak. Ondan para kazanmayacak. Bizden ilahi öğrenmiş oluruz. Gidip de mevlitlere ilahi okuyor veya sema öğrenmiş. Gideyim mevlitlere iki sema 30 lira alayım.
4. Bölüm
Buna hakkım selam. Açık açıktan bunu söylüyoruz. Allâh’ımıza hayır versin. Amel inanç dahil midir? Mağduriyete göre amel iman farkı var mıdır? İman Allâh Celle Celaluhu insana verdiği bir hediye midir? Öyleyse sonradan iman edene bu hediye el est aleminde var mıdır? Mağduriyedeler normalde bu noktada amel inancın içerisinde görmemişler. Ama belakin iman mağduriden önce olan imam Şafi amel imanın içerisinde görmüş. İmam mağdur halefidir kendisi. O yüzden imam azam hazretlerinin ölçütlerini kendine daha fazla kendince ölçü olarak alır. O yüzden imam azam hazretleri ise ameli imandan görmemiş. Şafiler ameli imana görmüşler. O yüzden bir kimse ne kadar amel etti o kadar imanı kemale erdi. İmanı bütün oldu.
Halefiler ise o kimse imanı bütündür. Elma gibi. Ama olgunlaşması kırmızılaşacak da bunu olgunlaştıran o kimsenin ibadetidir, ahlakıdır, diğerleridir. İmanı kemale erdi. İman mağduridi de aynı noktada gitmiş. Aynı dairede kalmış. Mağduridiye göre de de normalde bir kimsenin imanı bölünü parçalanamaz. Kısımları evlamaz. İman bir bütün. Burada imam-ı şafi imanı bölmüş, parçalamış kısımları ayırmış. Amellerle alakalı. Halefilerde de imanı bölünmez bir bütün. Parçalara ayırılmaz. Ama bir elma gibi örneklendirirse zaman içerisinde amellerle ve iyi ahlakla olgunlaşır. İman Allâh’ın insana verdiği bir hediye bilir. Normalde iman Allâh’ın lütfudur. Bütün iyilikler Rabbiniz’den, kötülükler ve nefsinizdendir.
Bir kimsenin iman etmesi Rabbinden’dir. imanı Allâh yaratmıştır. Allâh hak etmiştir. Allâh göstermiştir. Doğuluyu iyiliği Allâh göstermiştir. Bu noktada Rabbimiz’dendir. Ama cüce irade noktasında bize aittir. Sûfî terbiyesi açısından cüce irademizi biz deriz ki bu cüce irademizi gösterip kibirlikliğe düşmemek için cüce irademizi gösterip kendi kendimize, benciviye, eneğe düşmemiz için deriz ki biz bu da Allâh’ın lütfudur. Burada şeytan bize vesvese vermesin bizi benliğe, kibirine vurdurmasın diye, biz bunu Allâh’ın üzerine koyarız. Adem aleyhisselamın Adem ella aleyhisselamın yapmış olduğu hatayı kendine affetmesi, Allâh’ın hoşuna gitti. Bir de ki Ya Rabbi ben nefsime uyanlardan oluyorum. şunu demedik, üstahıt yapmadık.
Bunu da sen yaptırdın bana demedin. Cebriye ne dedi? Bunu da sen yaptırdın dedi. Bağzı sulh girenme dedi, onu da o yaptırdı dedi. Küstahlıya girdi. Oysa Adem’in yolu, peygamberlerin yolu var, nefsine olma. Ben nefsime uyanlardan oldum Ya Rabbi. Adem’i mu sövdü? O zaman kulluk nefsime uygun demektir. Kulluk kendinden de sudur etse iyiliklerini Allâh’a bağlamaktır. Nefse uydurmamaktır. O yüzden bütün her şey Allâh’ın götürüntüsüdür. Ama bu noktada biz cinsi irademiz, Cenâb-ı Hak başka bir Âyet-i Kerime de Allâh size doğru yolu gösterdi. Dileyen buradan gitsinler. Bakın Âyet-i Kerime açıktır. Allâh size doğru yolu gösterdi. Dileyen oradan, dileyen buradan gitsinler. Karşılığı olan eğri yolu söylemez Âyet-i Kerime.
5. Bölüm
Niçin biliyor musunuz? Kötülükler çünkü izafidir, geçicidir. Kötü de izafidir, geçicidir. Kalıcı değildir. İyilikler ise kalıcıdır. İyilikler ayağın sabiteden kökü ayağın sabiteden olan iyilikler kökü ayağın sabiteden olan bir ağacın meyvaları gibidir. Dünyaya erişmiştir. Şehadete erişmiştir. O yüzden o geçici değildir. Heva değildir o. Heves geçincidir. Heves geçincidir. O yüzden Cenab-ı Allâh Ali-i Kerim’in karşısında doğru yolun karşısına eğri yolu koymamıştır. Neden? Eğrilik gölgeden ibarettir çünkü. Doğruluk gölge değildir. Doğruluk hakikattendir. İyilik hakikattendir. Güzellik hakikattendir. Haktır. Haktır. Kötülüğe de hattır diyenler bilmediklerinden hakkın teteliyetinden. Kötülük hak değildir.
Onun kökü çünkü hakka dayanmaz. O gölgeden ibarettir. Yanılsamadır. Yanılsamadır. Onun gerçeği yoktur. Onun gerçeği yoktur. Onun kökü de yoktur. O yüzden biz bu manada iyilikler Rabbimiz’dendir. Bakın kötülükler neredenmiş? Nefsimizden. Nefs nedir? Bu manada negatif nefsin hakikati yoktur. Gölgedir. Menâbîler bunu böyle bilmezler. Ben Mekke’nin pekinde Hazreti Resûlullah ve Mekke’yi fethettiği zaman evi süpürün evi emindir demiştim efendim. O kadar kötülük yaptığı hâl için. Burada o kimseler şahıs değil bak burada. Şahıs değil. Şahıs değil. Şahıs değil. Bu şahsın üzerinden çıkan kötülük, bu şahsın üzerinden çıkan kötülüğün kökü yoktur. Şahıs değil. Bunun ruhu ötelerden geldi. Önemli noktasından değil de ben şeyden bakıyorum Âyet-i Kerime’de Cenâb-ı Hak o kötülüğü yapmanın kudretini de veren manu değil mi?
Bütün kudret ve kuvvetin sahibi Allâh’tır der. Bütün kudretin ve kuvvetin sahibi Allâh’tır. Burada normalde bir kimsenin üzerinden çıkan kötülük bak bir kimsenin üzerinden çıkan kötülüğün kökü Allâh’a dayanmaz. Mecazdır o. Kötülük de niye göre kötü? Bize göre zinan kötüdür. Ama kutuplarında yaşar eski hanımlarına Şu tarafa gel. Gölgenin arayın Gölge arkaya düştü mü? Var mı o? Gölge? Gölge var mı burada? Var. Kötülük budur. Abes hiçbir şey etmedim diyor ayetlerinden Abes değil zaten ki. Kötü de abes değil ki. Ben de abes demedim zaten. Sadece kötülüğün kökü Hakka dayanmaz. Hakikate dayanmaz. Bu Mecaz var mıdır? Mecaz var mıdır? Var mıdır? Mecaz var mıdır? Yoktur efendim. Var mıdır değil mi? Kelimeye göre var mıdır?
Var. bunun gibi o da. Araviye demorayım şimdi. Bir an hatırlayalım. Araviye demorayım şimdi. Aravi, vücuda ikiye göre. Bir hakiki ikisine Mecaz. Mecaz olan nedir? Bu görünendir. Bu görüneni yok görür mü Araviye? Yok görür. Hadi var ol gölgeyi. kötülük gölge gibidir. İyilik isen nurtur. İyiliğin hakikati Allâh’tır. Kötülüğün hakikati ise Mecazdır. Bu dünya yok olduğunda o da yoktur. Ama iyilik ebedidir. Kötülük ebedi midir? Değil. Anladın? Tamamdır. Şöyle anlatayım. Cenâb-ı Hak ruhumdan ayrım yapmıyor iyiye kötüye. Ruhumdan ruhu bildirdiğine göre bu ruhu olan her varlık onun ruhunu üflediğine göre baki değil mi? Ruh baki. Cenâb-ı Hak. Onun yaptığı kötülükler de Kötülük de mi baki oldu? Hayır.
6. Bölüm
Mecaz’ın yaptıkları onlar onları yapmasaydı beni aça çıkıcaktı. Mecaz’ın burada şahsa takılıyosun. Ben şahıslardan sudur edenler söylüyorum. Şahıslardan sudur edenler. Şahıs değil. Şahıstan sudur edenler. Şahıstan sudur edenler. Böyle kelimeler ben de hocam. Mesela hakikate ben inkara mümkün olmayan diye biliyorum. Bir süre yaptıkları da inkara mümkün değil. Burada şahsa bakarsa meseleyi algılamak zorlaşır. Şahsa değil. Buradaki mesele çıkan tecelliyat. Tecelliyata bakıcaz. Şahsına bakıyorum. Mesela Âyet-i Kerime’de Ebu Ceyyid’e hiç şey yok. Beddua yok. Ama şey var. Ebu Leheb’e var. Çünkü davasına sadık değil. Bu da ondan var. Bu ayrı bir mesele. O da bir teşafi. O da bir teşafi. davasına sadıktı.
Değildin mi teşafi? Burada durduğumuz nokta şu. Bir kimsenin üzerinden sudur eden kötülükler, yanlışlıklar, eksiklikler ayağını savunmaya dayanmaz. Gölge aleme aittir. Gölge aleme ait olduğu için tövbe eden hiç günah işlememiş gibi tertemiz olur. O zaman Hazreti İsa’nın Allâh Resulü Hazreti İsa’da sana kim tokat attıysa öteki yaranı uzat çeyini bir kenara mı atacaktı? Gölge o. Gölge odundan ölüyor. Neresi iman etçili o zaman? Ama gölge bak oğlum. Biz kötülük gölge, kötülüğe göre iman edebiliyor musun? O peygamberlere iman var. Peygamberlere iman var. Peygamberler hakikati bir timsahir. Orta yerde ölmeye. Peygamberlere iman hakikati bir timsahir. Peygamberden öz olarak gelişe yolu olarak ayağını sabret eden hakikatten gelmiş.
Peygamberlere yapılan kötülük ise ayağını sabretten, hakikatten gelmiş olan bir şey değil. Bu gölge aleme zuhur eden varmış gibi gördümüş şeyler. Hakikat için onu söylemeyiz. Ona bakarsak kendi vücudumuz da var görmüyorum ben. Harikasın. Kelime olarak ama daha âyet-i şanlı. Sıkıntı yok bunda. Sıkıntı yok. O zaman şunu burada durduracağız. İyilikler, iyilikler. İman etme. İyilik yapma. Dost ol olma. Kökün ayağını sabret eden adı ve meyvaları gibidir. Bu âyet hesabı. Kötülükler ise bu geçici alemde var olan şeydir. Geçici alemde. Gölgedir. Gölgeyi asla hakikat göremeyiz. İlahi sistemin devamı için ikisinin de bir görüyorum efendim. İkisini görmek farklı bir şeydir. İkisini bir görmek. Kuvve olarak ama.
Kuvve olarak geliş yeri. Yok geliş yeri olarak. Yaratan Allâh’tır. O ayrı mesele. Yaratan Allâh’tır. Yaratan Allâh’tır. Ama orada kötülüğü de yaratan Allâh’tır. O esnaf. Ama velakin o kötülük gölge alemindir. Hakikat alemin âyet değildir. Bu. Tamam. Olmadı zaten. Oturma. Değil mi? Efendim şöyle. Ben bugün düşünüyorum. Mesela şey sizden o konuda konuşacaktık. Oturmadığımda anlıyorum. Tefekkür meselesini. İkisi olmadan olmadığın şart. Niyaz ve şakkat. Ama şakkatı bulamıyoruz biz efendim. Bulamıyoruz yani. Niyaz ediyorum ben niyazı. Ama dergahlara gidiyorsun kalan olur bir şey. ben nasıl tefekkür edeceğimi bile bilmiyorum. Şakkat olmadığı için. Niyazımın bu niyazın var. Şakkat yok. Tefekkür uzun yol.
7. Bölüm
Sen kısa olanı seç. Niyaz ediyorum. Ama ben şakkat edecek. Nasıl tefekkür edeceğimi ettirecek. İş tefekkür ettirecek. Bir ustazın dizine oturmak istiyorum. Etraf çok kalabalı. Yol uzun tefekkür. bunun için sırta kalıyor benim. Evet. Yol uzun tefekkür da. Sen kısa olanı seç. Hemen onu ziliyorum. O zaman idrakındaki maddesel şeyler geliyor aklıma. Zikretme dinden kaynaklanıyor. Haz zikretinden kaynaklanıyor daha doğrusu. Çok zikredersen çok seversin. Ama geriye bakıyorum neyi zikredeceğimi bilmiyorum. Bana verilenlerden hangisi ben kar zikredeceğimi nasıl çekeyim efendim. Ben orada değilim ki. Kendime bakıyorum. İşime bakıyorum. O zaman sen Hz. Peygamber Salman Hz. Hazretlerinin dediğini yap. Tevhide devam.
Eyvallâh. Senden sana medcandan ders veriyorum. Medcane biliyor musun? Hediye. Tevhid çek sayısız. Allâh razı olsun. Kendini ifade etmeyen daha nefis olarak harika bir şey. Bir kimse kendisindeki eksikliği söyleyemez çünkü. Harika. Ali Efendi ne yapayım şimdi? Sana medcandan tevhid ver. Sayısız çek. En az 5 bin tane çekeceksin. Üstü sayısız. Şimdi sufilerin yolu tefekkür yolu değil. Tefekkür yolu aklıyla gidenlerinin yolu. O çayı tefekkür edecekler. Çay nereden geldi? Rize’den geldi. Ağaçtan oldu. Ağaç topraktan oldu. Oradaki topraktan aldı. Bütün enerjiyi, bütün maddeleri. Çay yaptı. Yakrağı aldı. Kadınlar topladılar. Serdeler koyuldular. Pabrik ekti. İçtendi. Paketlendi. Geldi buraya. Burada denilendi.
Burada suyla buluştu. Bartakla buluştu. Geldi buraya. Tefekkür bu. Bu uzun. Sufiler bu kadar uzun. Düşünmezler sufilerin hepsini. Bu aklıyla gelen adam adarsın ki bir tefekkür et. Yediğini, içtiğini, gezdiğini, gözlüğünü bak. Allâh sana neler veriyor. Ne nimetler veriyor. O daha Allâh’ı tanımıyor. Allâh’ı bilmiyor. Allâh’la bağlantısı yok. Bağlantı kuracağız ona. Bağlantı kururken ona tefekkür lazım. Ama sufilerin yolu keskin değil. Sufiler oturup düz kontak yapar. Başta Allâh’ı zikretmiyor. Zaten Allâh’ı çok zikretler. Bu Allâh’ı çok zikretmeye başlayınca ah dedi. Eşyanın hakikatine bulaşar. Eşyanın hakikatine. Hazreti Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri dua eder. Yarabbi bana eşyanın hakikatine makum malum eyle.
Bana bunu öğret. Eşyanın hakikatini öğrenince tefekkür kalmaz çünkü. Bakın anladınız mı? Eşyanın hakikatine nahi olursa bir kimsenin tefekkür etmesine gerek kalmaz. Tefekkür doğmadı, tefekkür oldu. Kime yoludur? Aklıyla giden insanlara yoludur. Sufinin yolu değil. Siz buraya gelip de benden Bediüzzaman Hazretleri’nin haşr risalesini dinleyemezsiniz. Neden? O anlatır haşr risalesini tefekkür e yönlendirir. Bediüzzaman Sayyidi Mursa Hazretleri materyalist dünyanın karşısında dinin hakikatlerini akli olarak anlatan kimselerdir. Harika. Ama aynı risalelerde mektubat 9. kısım 8. telvizde der ki tarikat tasavvuf namları altında öyle nur, öyle şirin bir yol vardır ki ağaçta kalem olsa, denizde mürekkep olsa, o hakikat dergisinden bir damla daha yazamazlar.
8. Bölüm
Neden? Kalp, Allâh, Allâh demedikçe mütefennin bir alimzat da olsa bugünkü zındı kanın karşısında imanını kurtarması mümkün değildir. Zındıkaya düşebilir. Ama ahadi, samimi bir ehli tarikat silsili meşahiye duyduğu muhabbet cihetiyle asla ümidini kesmez ümidini kesmezseler asla zındıkaya düşmezler. Ne? Lazımmış, tefekkür eden bir kimse muhakkik bir alimdir. Onun için bir kimse muhakkik âlim olsa kalbi harekete geçmemiş ise bir mürşid-i kamilden dersi de yok ise o bugünkü zındı kanın karşısında kendisini muhafaza edemez. Ne lazım? İki şey lazım. Ne? Bir, kalbi ne yapacak onu? Harekete geçecek. İki, bir de onun bir mürşid-i kamil, bir mürşide bağlanacak. Atabedi zaman hazreti diyor ki kalbi harekete geçmemiş olsa bile, bir mürşide olan bazılığından diyor ümidini kesmez, o yüzden zındıkaya düşmez.
Ama mütefendinin âlimi Zahattı olsa diyor, kalbi harekete geçmemişse zındıkaya düşer. Kalbi harekete geçiren şey nedir? Allâh’ın zikirdir. Bu kestirme yoludur. Bu bir de sağlam yoludur. Bakın kestirme hem de en sağlamın hem en kestirmesidir. Sufiler için. Oturur, Allâh’ı zikreder. Her şeye bakar, zikreder. Her şeye bakar, zikreder. Ve her şeye bakıp zikrettikçe her şeyin hakikati onun kalbine ilham olur. Bu kestirme yoludur. Bu da la başlıyordu dayı. Çünkü kalbe gelen ilham haktır. Gelip geçici değil. Hak teryası geldiği için hak damlasıdır. O kalbi hihyaki, bir damlası dayı. O yüzden zikirdir. İnsanın kalbinin merendi noktası. Zikirdir insanın kalbini çevirecek olan. Zikirdir insanın kalbini sabitleyecek olan.
Zikirler yoksa o kimsenin o kimse yol yürüyemez. Tefekkür etmek aklı tatmin eder. Ama kalpler de ancak zikrullah ile mutmain olur. Başka birşeyle değil. Akıl kalbi tatmin edemez. Bakın akıl kalbi tatmin edemez. Ama kalp aklı kendi emanına alır. Kendi elinin altına alır. Ve onu kalp yoluyla yürütür. Kalp yoluyla savundurur onu. Kalp yoluyla zapturap kalp drawersin. Allâh cimpemizi onlardan emersin. Hazreti Pir’in biyografiёмde Ş 색ma Bir Koch enfes brasilezaside gittiler. Bakın быس reiterate üst üste hafif sources the dört buçuk sene, dört beş sene kaldığı zaman. Bu doğru mudur? Normalde Hazreti Piyerin ııı bu noktada ııı şemsi tevkiziyle sohbet ettiğini ııı söyleyebilirim ama Hazreti Mevlânâ’yla ııı sohbet edip etmenin ile alakalı bir bilgim yok.
Bunlar böyle söylenebilir. Olmuş dolayı bir şey diyemem. Elmonu tefsir için atatürk’ün bir protokolü hazırlattığı ve buna göre hanefi fıkı ve mağduride itikadı üzerine olması gerekli yazılıyor. Bu gerçek ise bu topraklarda itikad temeli mağduride değil midir? Yoksa bu sonradan mı ilerleşmiştir? Mağduride değil, itikad olarak farkı nedir? Evet, hanefiler daha doğrusu hanefilerin hepsi de mağduridir. Çünkü imam mağduride Hazretleri hanefi mesafelerindir kendisi. Ve bir de böyle ırkçılık gibi algılanmasın bu mesele. İmam mağduride’yi Türk’tür kendisi. İmam azam da Türk’tür. Genelde bu mağduride imam mağduride’yi hanefi ekonom üzerinde eserlerini vermiştir. Bu işin benzesi olsun hakkınızı helal ettim.
9. Bölüm
Bunu böyle söyleyeceğim. İmam mağduride’nin fıkıhla bu meselelerdeki duruş noktası imam azamının fıkıh ekberinin açılımı gibidir. İmam azamının fıkıh ekberini okuyan bir kimse imam mağduride anlaması çok basit olur. Fıkıh ekberinin doktorini haline gelmiştir. Normalde mağduriden bir şey sorarlarsa ben direkt fıkıh ekberden cevap veririm ona. Mağduride’nin temeli imam azam hazretlerdir. Herkes zanneder ki imam mağduride imam azamdan önce zanneder. Tarih olarak. Orada hata yaparlar. İmam mağduride imam azamdan sonadır. Ardından da zaten imamın eseri gelmiştir. Doktorini mağduride’nin bu noktada nasıl söyleyeyim? İmam mağduride imam azam hazretleri bu mesele de ııı akaite alakalı mesele de bir ııı çekirdek bitmiştir.
İmam mağduride gelince kadar bu ağaç hali gelmiş. İmamın nesafi de normalde dallarını budaklarını yapmış. Şimdi de biz meyvesi diyoruz. Hırmı böyle özetlediriz. Ehadiyet ile vahdaniyet arasındaki fark nedir? Çoğulukta tekliği görmek imamla aynen farkı var mı? Bunların bütün herkesin üzerinde tecelliyeti farklıdır ama ehadiyetle vahdaniyetin arasında bir fark yoktur. Vardır diyenler hep kendi görüşlerini söylemişlerdir. Ehadiyeti normalde makam olarak değil, bir hal olarak görür. Vahdaniyeti de normalde bir makam olarak değil, bir hal olarak görür. O zaman bir kimse bunu bir hal olarak görürse ve ehadiyet noktasında bütün her şeyin tehditten zuhur ettiğini bütün her şeyin Allâh’tan zuhur ettiğini hal olarak bir kimse tefekkür ederse hakikat noktasında meseleyi almış olur.
O yüzden az önceki iyiliğin ehadiyetten gelmiyor. hakikatin en temelinden gelmiyor olarak. Görmemizin sebebi o. Ama diğer olan şeyler biraz böyle benim sûfî anlayışım, kötülükleri nefse itleme anlayışından kaynaklanıyor. Âyet de sabittir yani. Sûfî anlayışımı Kur’ân ve Sünnet de sınırlandırmaya çalışırım. O yüzden ehadiyet noktası iyiliklerin tek olan Allâh’tan çıkma noktasıdır. Çok iyilik vardır ama hepsi de tek bir iyilik adamında anılır. Iyilikte ehadiyet olur. Hepsi de bir sürü tefaratı vardır, rengarenktir ama hepsi de teklikten çıkar. Ehadiyeti bir hal olarak alacak, bir zevk olarak alacak. Ehadiyeti bir makam olarak alırsa yine ki Bir makam yok. Bir makam aranıyorsa Hazreti Peygamber Sadolal ve Selam Hazretleri makamıdır.
Makam olarak. Güvenlilik bu noktada bir makam değildir. Dervişlik bir makam değildir. Sûfîlik bir makam değildir. Bir makam varsa bir peygamberlik makamı vardır. Peygamberden sonradır. Bir peygamber gelmeyeceğine göre geri kalan hepsi de bir haldir. Evet makamlar geçici değildir. Haller geçicidir. Ama normalde zaten haller geçici olduğu için zaten biz onları geçici olarak görüyoruz. Kalıncı olan nedir? Hazreti Peygamber Sadolal ve Selam Hazretleri makamıdır. Peygamberlik de son bulduğuna göre makam rafa kaldırılmış haldedir. Bu manada bir daha bir peygamber gelmeyecek. Bir daha bir peygamber gelmeyecek için peygamberlik makamı son bulmuştur. Bitmiştir mesela. Ama geri kalan hepsi de nedir? Hangi noktasındadır?
10. Bölüm
Ehlaliyetle alakalı meseleyi zevk olarak bakıyor. Makam olarak bakıyor. Bu işin mercesi. Nefsin vatanı bedel midir? Bedelse ruhun vatanı nedir? Ahirette nefis var mıdır? Yok ise cennet nemekleri insan için neden önem arz eder? O neden bu dünya için bilir. Normalde Cenâb-ı Hak Adem’e nefis üfledi. Ruh da üfledi. Bu noktada nefis sadece bu dünya için geçer bir değil. Nefsi biz burada terbiye edeceğiz. Nefsi terbiye ettikten sonra da Cenâb-ı Hak öbür alemde de biz nefsimizi bize versin. Ama biz nefsi terbiye etmemiz lazım. Bayanın babamın maddi sıkıntılar var. Damatı zekatını verebilir miyiz? Verebilir. Kimse oğluna veremez. Oğlan babasına veremez. Onlara bakmakla mükelleftir. Osman Nuri Topbaş tematinin sohbetine gidiyorum.
Sizin sohbetinizi dinlemem doğru mudur? Bizde hiç yasak yoktur bu noktalardan. Dileyen dilediği yerdeki sohbete gider, dileyen dilediği yerdeki zikre gider. Nefis kardeşlerimizi yasaklarız. Gitmeyin deriz. Ne de bize gelenleri yasaklarız. Biz açık bir toplum olsun. Normalde benim hayat felsefem de öyledir kendimce. Ben hiç kimseye aman şuraya sohbete gitme deme. Aman şuraya zikrullahın gitme deme. Birisi gelmiş kapı açıktır. Nerede sohbet ediyorsam ödeyeyim. Nerede zikrullah yapıyorsam yapayım. Kapıda açıktır. Selamünaleyküm diye engel var. Ne bizden izin almasına gerek vardır. Ne bizden Destûr almasına gerek vardır. Hiç yoktur. Işığı gören gelsin. Hiç sıkıntı yok. Bu noktada ben yasakçılığa da karşıyım zaten.
Türkiye’de bazı sûfî grupları var işte. Dersliysen zikrine katılıyorum. Dersli değilsen zikrine katılmıyorum. Ben onlara uygulayan onlara olumlu görenlerden değilim. Bir kez aşk ile Allâh desevi insanı dökülür cümle günahları, mislihaza. Bir kimse otursa sohbette bir şey öğrense onun için okyanustaki inci gibidir. Bir kimse bir sefer Allâh dese nerede diyorsa dedi. Onun o Allâh dedesi okyanustaki inci gibidir. Onun neyi varsa döker gider. Gönlüm arzu eder ki buna vesile biz olalım. O yüzden herkese açıktır sohbetimiz, zikrularımız, her şeyimiz. Hiç umurumuzda da değildir. Kimseye gel, ders al da demeyiz. Aman senin ders almanın ağzını da demeyiz. Hiç öyle bir derviş toplisiyiz diyelim ki derdiniz de yok.
Cenâb-ı Hak amma o zaman. Ben ilk derviş olduğum zamanlarda iki kişilik biz onlara da aynı şey söylüyordum. Bu böyle çoğalttık hepsinden aynı şey söylüyordum. Bunu benim şeyhime şikayet etmişler. Demişler ki Mustafa Efendi herkesi serbest yapıyor. Dileyen gelsin, dileyen gitsin diyor. Gider gitsin diyor. Şeyh Efendi Allâh emanet edilsin. Mustafa Efendi böyle yapıyormuş. Efendim dedi. Seviyorsa gelsin, sevmiyorsa gitsin dedi. Seviyorsa kaçayım. Sevmiyorsa sonra gelecek değil mi? Nereden seviyorsa oraya gitsin. Yol alsın efendim. Sevdiğin yerde yola dolaşırsın. Doğru söylüyorsun onu dedi. Mustafa Efendi dedi. Yasaklarla bize dedi. önceden dedi yasaklarla. Yasaklanıyorum efendim. Benim evlilik anlayışımdı o.
11. Bölüm
Eşim de seviyorsa otursun sevmiyorsa Allâh yoluna çık etsin. Bu kadar basit. Bütün herkes aynı. Ben iş yerinde dahiliyim ben. Dergahta dahiliyim. Evde dahiliyim. Seviyorsa gelecek. İş yerinde. Çalışıyorsa çalışacak. Sevmiyorsa Allâh yoluna çık etsin. Ne yapacak? Ne yapacak çalışır. Veyahut da seviyorsa dergahta oturacak. Gerçek sohbet dinleyecek. Aha bakacak. Ben öyleyse boşuna gidecek. Aa ne güzel üksürtü yazacak. Sevmem öyle bir şey. Öbür türlü sen Kur’ân-ı Kerim’i indirsen sevmiyorsa dinlemezsin. Meşrutu kısa eğer Geylana Hazretleri normalde böyle hanımıza olmuş demiş ya bir bir kilo bu bir şey ya. Öylesi çık demiş sohbete. Demiş sen çıkıncaya kadar oğlana birisi de sohbet etsin demiş. İyi demiş oğlana.
Çık oğlum sohbet et demiş ben gelinceye kadar. Çıkmış çocuk ahiyet hadisi indiriyor tabii. Geylana Hazretleri ne olur? Ense tabii mübarek yemiş yemeğe. Gelmiş. Sohbete dergâha geçmiş. Selamünaleyküm demiş. Nimet uuu vurmuş kendini bir yerde bakmış. Demiş hakkınızı helal edin. İçeriden demiş. Bizim demiş hanımefendi demiş. Yumurta kırmış iki yumurta iki yumurtaya takıldık kaldık demiş. Ama iki yumurtaya takıldık. Allâh hep kendini duvara vuruyormuş. Babası demiş oğlan demiş ki baba demiş. Kur’ân’ı devirdim neredeyse demiş. Âyet hadîs anlattık. Hiç kimse demiş. Hiç bir hareket etmeli. Sen iki yumurtaya takıldık demiş. Herkes kendinden geçti. Şimdi bir insan seviyesi de iki yumurtaya takıldık desen adam feyiz alır.
Muhakkak et alır. Vezzet alır. Der ki ya mübarek ne konuştu? Ne konuştu? Çıkar, gönlün tat alır. Ömrünü sevmiyorsa sen anlat Allâh’a anlat. Ne anlatırsan anlat. Dışarı çıktığı zaman ne dedi? Ya bir anlattama. Ya ne dedi ya? Ya bir anlattama. Ya ne güzel. Ya ne dedi? Hiçbir şey yok. Bu da onun gibi bir şey. O yüzden sevdiğiniz yere gidin. Muhabbet ettiğiniz yere git. Sevdiğiniz yerde oturma Allâh’ı zikredin. Sevdiğiniz yerde. Ya benim buna gitmem lazım. Hiçbir şey almazsın ya. Ağaç ağaca bakın. O olur. Bir kimse severse ağacı çiçek açar o ağacı. Ne? Zeytin burada çok zeytini ekersiniz değil mi? Ne diyorsunuz? Toprağını sevmedi. Değil mi? Yerini sevmedi. Yerini sevmedi değil mi? Yerini değiştirmek lazım.
Yerini sevmedi ağaç. Ağaç yerini severse miyiz ağacı? O yüzden sevdiğiniz yere git. Tekrar söylüyorum sevdiğiniz yere git. Sevdiğiniz yere sevin kendinize. Ben öyle dedim kendince. Insan sevdiği ve sevildiği yere layıktır. Sevdiği yere gider anına taş ne güzel taş attı bana yani. Demezdim lan kör olasıcı adam benim anımı taşladı diye. Neden? Seviyor çünkü. Sevildiği yere gider. Gönlü hoş olur. Altına minder sever. Sırtına yastık koyarlar. Aman sen rahat ol. Güzel. Gönlü hoş olur insan. E sevdiğiniz yerde ya sevdiğiniz yerde. Inşallah. Yûnus Suresi âyet otuz altı şüphesiz zan haktan hiçbir şeyin yerini tutmaz. Evet. Nereden buldu geldi bu yana bu âyet-i kerim azıcık muhabbete bak, denk geldi.
12. Bölüm
E iman edenler zandan çok sakın. Zırh zırh bir kısmı günahtır. Bakın âyet otuz altı şüphesiz zan haktan hiçbir şeyin yerini tutmaz. Neymiş? Zan haktan değilmiş. Zan ne? Görge. Zan. Her şey zan üzerinde. Var görüyorsun. Var zannediyorsun. Zan haktan değil. Görge çünkü. Gececi, kalıcı değil, yok olucu, gidici, gidici. Az önceki sohbeti tamamlıyordu Cenâb-ı Hak. Zan haktan değil. Zan çünkü. Bizler zan üzerine yürüyoruz. Zan üzerinde. Adlı diyoruz. Allâh bizi affetsin. Dünyayı ve olayları algılanmada sıkca zana başvuruyorsunuz. Zandan kurtulup kurtulur mu? Zandan kurtulmak kesretten, vahdete giden yol mudur? Evet. MâşâAllah. Soru kimin? Buradan mı sorumlu? Senin. MâşâAllah ya. Harika. Evet. Zandan kurtulmak bu işi hakikatine doğru.
Aldanmaktan zandan kurtulmak aldanmaktan kurtulmak. O hakikatin de hakikati vardır. Gördüğüm hakikat değildir. Onun da hakikati vardır. Onun da hakikati vardır. Demek yürümek. Ve bu noktada gördüğümüzü, gördüğümüzü zandan ibaret görmek. Ve onun hakikatine ulaşmaya çalışmak. Bu o kimsenin zikriyle her şeyi çok zikredip her şeyi hakikatine ulaşmaya ulaşmak. İnsanlar bir mürşide giderken, mürşid ona bir zikir verir, ders verir. Bu zikir herkese verdiği derste bu. O zikir onun bir talim dersidir. O kimse onunla talim eder. O dersini günlük güldürün çeker. Ama ayrıca sayısız zikretmeye başlar. O sayısız zikir o kimsede zandan kurtaracak en önemli ibadetlerde birisidir. En önemli argument Bizim yolumuz zikrullah ve sevdiğin üzerine kurulur.
Bu ibadet etmeyeceğiz demek değil. Evet. Biz belki de Allâh affetsin çok namaz kılanlardan değiliz dediriz. sabaha kadar namaz kılanlardan değiliz. Evet. Biz her gün güne gününe oruç bekleyenlerden değilizdir. Bizim yolumuzda bunlar yok Bizim yolumuzda mesela herkesin namazını kılmak, korusunu tutmak ama bizde çok zikretme ve sevmek vardır. Sevgiyle. Bizim bu olmazsa olmaz muhabbet için sevecek. Kardeşlerini sevecek, arkadaşlarını sevecek, etrafını sevecek. Sevgi bu tırzıyı gibi olacak bu kimseye. Allâh’ı sevecek, resmine sevecek, çok zikredecek. Kendince ince yaşamaya gayret edecek ve zandan kurtulacak. O yüzden kötülüklerle alakalı her şey, kötülüklerle alakalı her şey geçici, kalıcı değildir.
Tebeşirle yazılma gibi. Onlar da zandan ibarettir zaten. O yüzden biz o bir tövbeyle silinir veya bir tövbeyle Cenâb-ı Hak onu lütfeder, onu hakka çevir. Bak onu hakka çevir. Kötülük değişken bir şeydir. Iyilik kötülüğe dönmez deniz. Bakın iyilik asla kötülüğe dönmez. Hiçbir âyet hadisi yoktur iyilik kötülüğe dönmez. Kötülük iyiliğe dönmez. Kötülük iyiliğe dönüyorsa aslında kötülüğün temeli de iyiliktir. Kötülüğün özü de iyiliktir. Kötülük hakikatte kötülük yoktur. O az önce diyor ki ben kötülüğü de iyiliği de bir görüyorum. Kötülüğü de iyiliği de bir görmek mesela bunu böyle öğretirler. Kötülüğü de iyiliği de bir görsen derler. Kötülüğü de iyiliği de bir görmek. Vicdansızlıktır. Hakikati görmüktür.
Çünkü kötülüğün temeli yoktur. Sen temelsiz de temelli bir görüyorsun. Eksiklik vardır, noksanlık vardır. Çünkü kötülük iyiliğe değişiyor. Kötülük iyiliğe değiştirilince kötülük diye bir şey kalmaz. Çünkü kökü yoktur onu. Bir kimse tövbe eder, bütün kötülükleri iyiliğe döner o kimse. Hadisi kutsal. Hadisi kutsal olacak peygamber Salullah ve Selam Hazretleri diyor ki bir kul mizahına çıkarılır. Mizahına çıkarınca Allâh diyor bunu kulağına eğilir. Şunları kul sevilir bir rahatla. Cenâb-ı Hak kulağına bir daha eğilir. Ama dersen sen de bu kötülükleri de yapılır. Kul ezilir. Böyle boynunu büker. Çaresiz kalır. Allâh diyor kulunu kulağına eğilir. Nerede? Allâh senin bu kötülüklerini affetti. Kul sevinir diyor.
Bir gönlün huzur bulur. Allâh diyor. Tekrar kulağına eğilir kulunu. Der ki diyor senin kötülük dedi. İyiliğe çevirdi. Kul sevincinden kalkar. Ben ne güzel hakmışım sen. Ne güzel kulmuştun der diyor. Tüm külmüş hak. Bir şeyi şunu unutmayın. Bir şey mecazda kalıyorsa onun kökü yoktur. Gördün mü? Kıyamete bak. Bu aleme kıyamet kopacak mı? He. Geçecek. Mecaz. Hazır ki peygamber ne diyor sanallahu aleyhi ve sellem hazretleri? Dünya hayatı yolculuğa çıkmış bir kimse, sefere çıkan bir kimsenin ağacın dibinde gölgelenmesi gibidir. Ağacın dibinde ne oluyormuş? Gölgeleniyormuş. Ağacın dibinde gölgeleniyor. Gölge. Neymiş dünya hayatı? Gölge. Hadi şey. Dünya hayatı sefere çıkan bir kimsenin çölden, bakın eksik söylemedim.
Çölden. Ağacın dibinde gölgelenmiş gibidir. Gölge zamdan ibaret değildir. Gölge gerçekten yoktur. Güneş varsa gölge vardır. Dünya hayatı o zaman ne olacak? Bak gölge gerçekte yoktur. Güneş varsa gölge vardır. Güneş yoksa gölge var mıdır? Yoktur. Aynınlık varsa gölge vardır. Ama gölge geçicidir. Ayeti kerimeti de ne diyor Cenâb-ı Hak? Allâh gölgeyi uzattı uzattı. Allâh gölgeyi uzattı uzattı. Biz o ne uzun. Uzun olan neymiş? Gölge. Zamdan ibaret.
Kaynakça
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.
Kaynak video: YouTube
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Zikir, Tevhîd, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı