Cumartesi, 13 Haziran 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR
Mustafa Özbağ
İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2024 Sohbeti #66 — : Dervişin Sosyal Hayatta Edebi (Tükürmek, Çöp Atmak, Sokak Hayvanlarına Davranış)

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2024 Sohbeti #66 — Q&A: Dervişin Sosyal Hayatta Edebi…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Q&A: Dervişin Sosyal Hayatta Edebi — Tükürmek, Çöp Atmak, Trafik Kavgası, Küfür Etmenin Hükmü

Bir derviş sosyal hayatta nasıl olmalıdır? Örneğin yere tükürmek, çöp atmak, sokak hayvanlarına kötü davranmak, trafikte kavga etmek, kötü söz söylemek, küfür etmek, hanımına, kocasına, annesine, babasına ve evladına, iş arkadaşına bu tarz davranışlar yapmak ne kadar uygun? Hiçbirisi de uygun değil. Dergahta hepimiz iyiyiz belki ama dışarıda değişebiliyoruz. Topluma uyabiliyoruz. Derviş nasıl olmalı? Dervişin nasıl olması gerektiğini sen yazmıştın zaten yukarıda. Derviş demek elinden, dilinden, gözünden, ayağından, kalbinden, aklından, diğer insanların emin olduğu kimsedir. Soru iki. Evli erkek dervişlerin genel sorununu size iletmek istedim. Evlenip çocuk olduktan sonra bayanlar çocukları bırakalım.

Büyük Hakkında

Her hafta sohbete gidelim istiyorlar. Biz zaten paramız ve işimiz müsait oldukça getirmek istiyoruz. Lakin bize karşı anlayışsızlar istiyorlar ki altına araba teslim, eline kartı verelim, çocuklara biz bakalım, ev işi ve eşler hak getire. Lütfen biz erkeklere yol gösterin. Doğru yapıyorlar. Sen çocuğuna bakamayacaksan evlenmeyeceksin. Eşler çocuk bakmak zorunda değil hanefiyeye göre. Eşler ev temizlemek zorunda değil hanefiyeye göre. Kadın çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, elektrik süpürgesi değil. Çocuğuna bakabileceksen evleneceksin. Evine bakabileceksen evleneceksin. Yoksa evine ve eşine bakamayacaksan, çocuğuna bakamayacaksan evlenmeyeceksin. Tabii böyle cevap beklemiyor değil mi hiç kimse?

Ben şimdi buradan erkeklere öne o, kadınlara hökreyim nasıl böyle yaparsınız diye değil mi? Hanefiyeye göre, hanefiye fıkhına göre bir kadın çocuğuna bakmak zorunda değil. Evini temizlemek zorunda değil. Ne bileyim çamaşır yıkacak, bulaşık yıkacak bunların zorunda değil. Eğer bir erkek veya bir kadın bunları konuştuysa evlenmezden önce geleneğe uymuyor burada. Bunu diyor ki ona göre bak ben İslam hukukunu şunu dedi kadın dedi ki erkeğe ben hanefiye fıkhına uygun bir hayat yaşayacağım, hanefiye fıkhına göre evleneceğim. Harika. O zaman kadın ne o çocuk bakmak zorunda hatta emzirmek zorunda bile değil. Ev temizlemek zorunda değil, yemek yapmak zorunda değil. Hanefiye fıkhına göre. Bazen diyorum ya İslami kurallar esaslar olmuş olsa, ha böyle cemaatı gösteriyorum komple.

Buradaki erkeklerin büyük bir çoğunluğu bekar kalır. Bayanların büyük bir çoğunluğu da bekar kalır. Sıtkı çok hayretle baktı. Ümitsiz bir vakıa gibi baktı Sıtkı. Öyle daldın gittin değil mi? Güzelliğime mi daldın biraz Adnan gibi yapayım ben de. Allâh iyiyse inşâallâh. Tabii hanefiye fıkhını ben söyleyince ondan sonra kadınların çok hoşuna gidiyor bu. Diyorlar ki tamam muhteşem bir şey diyorum yalnız bunu nikahlanmazdan önce söyleyecektiniz. Bunu nikahlanmazdan önce söylemediniz orada gelenek, görenek, kültür neyse onu kabul etmiş oluyorsun. O yüzden normalde bir kadın şimdi konuşmadı bunu. O ülkedeki o toplumdaki, o bölgedeki, o kavimdeki kültür neyse ona tabi olmuş oluyor. Mesela diyelim ki bir yörük köyünde evleniyor.

Yörük köyünde bir yörük kızı bütün hayvanları sağacak, bütün hayvanlara bakacak, damı temizleyecek, hayvanları yemleyecek. Bah bahçe işi varsa onlara koşacak. Konuşulmadı çünkü baştan. Oradaki kültür o. O kültüre tabi olacak ben bunları yapmam diyemez. Konuştuğu zaman ise konuştu. Dedi ki ben evet bu yörük köyünde oturuyorum, yörük çadırındayım. Ama ben asla çocuk bakmam şunu yapmam, bunu yapmam tamam eyvallâh. Onun hakkı. O yüzden normalde o hakkını kullanabilir mi? El cevap kullanabilir. Soru sorun kafam açılsın. Amma heyecanlı gayetle. Efendim Ahmet Bican’ın Enver’i’l-Aşk’ın kitabında kalemle Allâh-u Teala’nın bir sözlü kısmı var. Allâh-u Teala kalem soruyor dervişler hakkında ne yazayım diyor.

Allâh-u Teala diyor ki ben dervişlerdenim, dervişler de bendendir diyor. Allâh’ın bahsettiği bu derviş topluluğu nedir, kimlerdir, biz bunlardan nasıl olabiliriz? Böyle bir hadîs kutsi ve böyle bir hadîs şerifi okumadım hiç. Enver’i’l-Aşk’ın da geçebilir. Benim okuduğum kaynaklarda böyle bir hadîs şerifi, böyle bir hadîs kutsi yok. Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’e de bu Miraç hadislerinden birinde olması lazım. Fakirlerle bazı yerlerde de dervişlerle beraber oluyor. Fakirler ayrı mesela. Fakirler ayrı mesela. O geçen sohbette vardı Allâh’ın cemalini isteyen, bunun için gece gündüz dua edenlerle beraber oldu. Bu ayrı. Ama orada bir Cenâb-ı Hak ben dervişlerim dediği zaman hadîs-i kutsiye giriyor.

Ben hadîs-i kutsilerin içinde de böyle bir hadîs-i kutsi okumadım. Hadis şeriflerde okuyamadım. Bilmiyorum. O yüzden o sözü ben şimdi kalkıp da hadîs-i kutsi değildir, hadîs-i şerîf değildir deme noktasında değilim. Ama ben okumadım. O yüzden zaten Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin literatüre baktığımızda o zaman da derviş tırnak içerisinde literatürü yok.


Sâlih İnsanlar ve Modern Müslüman Edep Kıtlığı — Edebî Mîrâsın Yokluğu

Fakir var eyvallâh. Salih insanlar var eyvallâh. Ama o dediğim yok. Efendim bir sufinin bir dervişin semazenin mesela semasını cihattan görmesi ve hatta bir çay taşıyanın çay hizmetini cihattan görmesi uygun mudur doğru mudur? Allâh yolunda bir kimse Allâh yolunda bir nefes alıp veriyorsa dahi cihattandır. O yüzden bir kimse Kur’ân Sünnet tarihisinde Allâh yolunda ne hizmeti yapıyorsa yapsın. Allâh rızası için Allâh için yapıyorsa o cihattandır. O yüzden onu böyle ben ayrıştırmam şimdi arkadaş boşları topluyor çay dağıtıyor. Örnekliyorum şimdi Allâh yolunda hizmet ediyor. o buradan bir ücret mi alacak şimdi hayır ne için yapıyor Allâh rızası için yapıyor Allâh için yapıyor. Cihâd kolay değil insan nefsini yenip de millete çay dağıtması bak bu nefisle mücadeledir.

Kendilerinden küçükler de var büyükler de var alıyor çay tepsisini burada çay dağıtıyor nefis mücadelesi bu. Bak bu nefis mücadelesi ve hatta bir semazen yetiştiriyorsun çocuk dağ. Ona bir şeyler üretiyorsun onun nazını niyazını çekiyorsun yapıyorsunuz bunu öyle değil mi? Nefis mücadelesi yetiştiren içinde yetişen içinde nefis mücadelesi karşılığında para yok,pul yok hiçbir şey yok. Çıkacak Allâh diyecek sema edecek nefis mücadelesi o yüzden hepsi de cihattan geçer. Ben başka dergah tarikatları söz konusu etmeyeyim. Bizim içinde bulunduğumuz bu dergah bir şeyde ücret kazanan, ücret devşiren, makam mevki devşiren bir yer değil. Burada herkes Allâh için burada. Böyle olunca burada bulunmak da cihâd burada hizmet etmek ondan daha büyük cihâd.

Bir iş yapmak bu ne yaptı mı yapmadı mesela bir kimse geldi oturdu et diye süt diye karışmıyor zikrullâh yapıyor burası buraya gelmesi de cihâd onun. Adamın şu anda ben bir yere müntesibim ben bir dergaha bağlayayım. Bu cihattır bak bunu söylemesi dahi cihattır bu zamanda. Biz şimdi kendimize özellik atfetmek için demiyorum ama ben oraya bağlayayım demek ondan bir çift daha fazla cihattır. Sebep bizim dedikodumuz çok. Şimdi her şeye rağmen gelip burada derste oturmak cihattır. Burada herhangi bir şeyle böyle bir vazife almak gönül ilkesası o cihattır. Onun üzerinde vazifenin küçüğü büyüğü olmaz ama herkesin bir sorumluluk alanı var o sorumluluk alınanına göre daha büyük cihattır. bir insanın kendisini idare etmesiyle on kişi idare etmesi aynı değil.

O daha büyük cihattır ve hatta efs terbiyesi ben bazen bakıyorum kardeşi burada neredesin ufak mı büyüksün. Ümü müydü? Şey yok arkanda ha neredesin kardeşim? Samet nerede? Tamam. Samet bak bakayım bana. Sen de dur ayakta. Samet ne meyzenisin yavrum sen? Elektrik elektronik meyzenisin. Sen ne meyzenisin? Elektrik elektronik meyzenisin. Elektrik elektronik meyzenisin. Bu çocukların ikisi de elektrik elektronik meyzenisi. Birisi çay ocağında çalışıyor, çay dağıtıyor ara sıra yukarıda da. Bu arkadaş da teknik işlerle ilgileniyor o da gerektiğinde çay çorba dağıtıyor. Şimdi okul mu okul? Eğitim mi eğitim? Karı yer mi karı yer? Karşımda elektrik elektronik mezunu birisi var. İki tane iki kardeş. Şimdi onlar kendilerinin farkında veya değil.

Bir de evde ders açtınız değil mi? Evet efendim. Şimdi bu çocuklar normalde her ikisi de öğrenciliklerinden beri buradalar. Büyük cihâd. Oturun yavrum bakın işiniz Allâh razı olsun. Allâh razı olsun. Şimdi adam elektrik elektronik meyendisi. İş karı yeri var, okul karı yeri var. Adam geliyor burada çay ocağında çay dağıtıyor. Büyük cihâd. Çay yapıyor büyük cihâd. Sebebi? Adam şimdi elektrik elektronik meyendisi. Adam kendine bir tarz koyuyor. Kendine bir tavır koyuyor. Geliyor burada adam kendince dergaha hizmet ediyorum diyor büyük cihâd. Şimdi hep böyle evliya menkıbelerinde okuyoruz ya. Adam belli bir zengin ya da ne belli bir makam sahibi. dergaha gidiyor orada çaycılık yapıyor. Büyük cihâd.

Büyük cihâd. Bunu görmez. Ben bazen diyorum ya. Allâh affetsin kendimi büyüklenmek için söylemiyorum. Ben derganın çaycısıydım. Hizmet etmeyen dervişlik bilmez ki. Hizmet etmeyen dervişlik bilmez. Kendinden küçüğe temanna etmeyen dervişlik bilmez. Onu idare edeceğim, onu yetiştireceğim, onu belli bir noktaya getireceğim. O dervişlik bilmez. Naki kaç tane semazen yetiştirdin bugüne kadar? Sayısını bilmiyorsun. Belki de elli belki de yüz. Çocuklarla uğraşıyorlar hep. Doğru mu? Çocuğun babasının tafrasını çek, annesini çek, çocuğun tafrasını çek. Çocuğu sen semaya çıkarmazsan babası ayrı konuşur, annesi ayrı konuşur. Değil mi Naki? Herkes ayrı bir telden çalar. Hepsinin gazını al. Hepsine böyle şey yap.

Belli bir yumuşaklıkta davran. Ben bazen derim ya, bir çiçek yetiştirdin mi? Bak şimdi diyor ki elliden fazladır, elli veya yüzdür diyor. Bir çiçek yetiştirmek. Kaç tane semazen var Çanakkale’de? Elinizde sağlam kalan. Toplam kaç kişi öğrettiniz? Yüzün üstünde. Yüz tane üzerinde, elinde sağlam kalan kaç tane var? On beş tane var. O yüzden neler çektiniz değil mi? O yüz tane zaman içerisinde. Hepsinin ayrı ayrı emek var değil mi? Hepsinin ayrı ayrı konuşuyorsun, hepsinin ayrı ayrı emek. Cihâd hepsi de. Bunlar insanı olgunlaştırıyor. O yüz tane içerisinde hiç kimsenin kalbini kırmadıysan, hiçbirisini incitmediysen, kalbini kırmadıysan, incitmediysen büyük cihâd. Onları taşıyorsan büyük cihâd. Onları taşıyorsan büyük cihâd.

Onları böyle son nefese kadar bu yolun içerisinde kalsın diye uğraş gösteriyorsan büyük cihâd. Büyük cihâd. Ahmet Özbay yanlış anlama bir tespitini söyleyeceğim sana. Hu! Yanlış anlama senin bir tespitini söyleyeceğim diyorum. Ses ver. Bak adam ses ver demeyince ses vermiyor.


Anne-Baba ile Naz İlişkisi — «Demeyince Ses Vermiyor» Mü’minin Sabrı

Naz ediyor oradan. Onun nazını da çekiyorsun oradan. Şimdi yıllar önce bana dedi ki, etrafına bakıyorum dedi, etrafındaki hepsi de kendine münhasır. Bunlar nasıl idare ediyorsun dedi bana. Ben içimden dedim ki, ama ben hiç öyle görmemişim. Etrafımdaki insanları normalde kendine münhasır dedi, hepsi tuhaf özelliklere sahipler dedi. Bakıyorum etrafına dedi, sanki kendisi tuhaf değilmiş gibi. Hepsi dedi kendine münhasır, tuhaf özellikleri var dedi. O öyle deyince kendime baktım. O an dedim, demek ki ben tuhaf değilim ki dedim. Ben de tuhafım ki herkes tuhaf. Ben tuhafım, o tuhaflara tuhaf gelmiyor. Becdenmiş gibi, bendenmiş gibi görüyor. Şimdi bunların hepsi de büyük cihâd. Birini dinliyorsun, birini gazına alıyorsun, ona dua ediyorsun, onunla ilgileniyorsun.

Hepsi de cihâd onlar. Yoksa kır, dök, at dışarı. İşin kolay tarafı. İşin zor tarafı o değil. Alacaksın, yetiştireceksin, yürüteceksin, sahip çıkacaksın, koruyacaksın. Son nefese kadar gitmesi için de gayret göstereceksin. Son nefese kadar gitmesi için de gayret göstereceksin. Töllanaslı davranacaksın, müsammalı davranacaksın. Hep paran gidecek, pulun gidecek, zamanın gidecek, ne bileyim senden gidecek, sağlığın gidecek, her şeyin gidecek senden. Verceksin. Ben her zaman diyorum ya, Türk savaş meydanına ya Allâh, Bismillah, savaş, kılıcı salla, sağa sola, orda can vermek kolay. Ne olacak ki? Sen gel burada bir on yıl yaşa bakalım. Ne olacak savaşta can vermek? Can vermek, o yüzden Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri demiş, küçük cihattan büyük cihada döndük.

Demiş ya Resulallah, kim var karşımızda büyük cihada döndük? Demiş ki nefis var, nefis. Nefis de cihâd, cihâd Ekber’dir, en büyük cihattır demiş. Kolay değil. Bak şimdi bir arkadaş buraya yazmış ya, eşler istiyor ki diyor, altımızı arabaya verin, bir de kredi kartı verelim, biz derse gidelim. Bak aslında kendi kendine açık veriyor. Kadın nereye gitmek istiyormuş? Derse, zikrullâh’a gitmek istiyor. Kadın demiyor ki, ver bana kredi kartını ben AVM AVM dolaşayım, ver bana arabayı ondan sonra ben arabayla kafe kafe dolaşayım. Bunu söylemiyor. Ne istiyor? Diyor ki bana arabayı ver ben derse gideyim, zikrullâh’a gideyim. Şimdi bunu yazan kadını şikayet ederken kendini açığa düşürdü. Ne istedi kadın senden?

Allâh’ın zikrine gitmek istedi. Allâh’ın zikri en büyük iş mi? En büyük iş mi? Ayetle sabit mi? Evet, kadın en büyük işe gitmek istiyor. Sen araba ne? Onun altına bir tane de şoför tut varsa paran. Arabayı vermen yetmez, bir de şoför tut, bir de hizmetçi tut. Sebep? Cenâb-ı Hakk’ın âyet-i kerimede en büyük iş dediği ibadete gidiyor. Nefis-i cihâd bu. Senin eşin nereye gidiyor? Zikrullâh’a. Sen çocuk al, sallaha yanında evde. Nereye gitti eşin? Zikrullâh’a gitti ya. Binlerce evli adam vardır şimdi. Eşi zikrullâh’a gitsin, hidayete ersin, Kur’ân ve sünneti yaşasın diye. Binlerce adam vardır. Milyonlarca adam vardır. Milyonlarca adam vardır. Dese ki ben gece bara gideceğim. Ne diyeceksin? Dövemezsiniz.

Bir telefona bakar. Polis gelir atar evden sizi. Sövemezsiniz. Bir telefona bakar. Polis gelir seni evden atar. Elini dahi kaldıramazsın. Bir telefon, polis gelir seni atar. Polis seni gelir, seni evinden dışarı atar. Sen kalırsın dışarıda. Ne yapacaksın da bilemezsin. Yaşayan derviş kardeşler var. Yakında erkekler içinde misafirhanı açacağız. Evden atılan adamlar gitsin orada kalsın diye. O yüzden cihattır. Ben kendi içinde bulunduğum toplulukla alakalı söyleyeyim. Başkaları beni ilgilendirmez. Burada fiisebillahlık söz konusu olduğundan dolayı cihâd. Karşılığında bir şey olmadığından dolayı cihâd. İnşallah. Rabbim bizleri o cihâd edenlerden eylesin. Bakın normalde son. Cenâb-ı Hak’am du Sena olsun.

Cenâb-ı Hak’am du Sena olsun. Okteyi defnettik. Şimdi herhangi bir zorlama oldu mu gelin cenazeye diye? Olmadı. Zorla mı getirdik milleti? Hayır. Dedik ki kardeşler yok oğlu gelecek. Şu olacak bu olacak. O yüzden pazara ertelendi cenazesi. Pazar günü defneteceğiz dedik. Ben Bayındırlı’yım. Daha Bayındırlı’da öyle bir cenaze olmadı. Kalabalıklık açısından da maneviyat açısından da. Bak son nefese kadar adam kendini muhafaza etti, korudu. Bir atını bozmadı. Tabiri caiz hiç oynamadı orası burası. Dersi aldı bitti. Öyle göçtü gitti. Ayakta. Ölü mü de ayakta, ölusu da dirisi de ayakta. Şurada gitti. Biz arkadan destarının sallanışını gördük. Dedim ona o iyi koca derviş. Lan dedim dirin ayrı ölün ayrı dedim.

Benim için büyük mutluluk. Benim ilk ders verdiğim kimse. İlk ders verdiğim kimse benim. Bana ilk inanan insan. Hoş ondan öncesinde de inanan insandı da bana. Ama dervişlik girince ilk ders verdiğim kimse. Duası tecelli etti. Ben senden sonraya kalmayayım, ben senden sonraya kalmayayım, ben senden sonraya kalmayayım. Cenâb-ı Hak bizden önce aldı götürdü. Şimdi gıptayla bakılacak bir şey öyle değil mi? Onun ailesini ben biliyorum. Bazen zaman zaman diyorum ya, karşıya kadar ilk cenaze namaza kılan bayanlar vardı ya, medyaya düştü, ortalık alabar oldu. O ilk cenaze namazını kılan bayanlar, oktayın teyzeleri. Bayanlar oktayın teyzeleri. Birisi korgenör hanımı, birisi de çok zengin. Mermerci, benzin istasyonu, uvur zıvırı vardı.

Bakın karşıya kadar kadın olarak ilk cenaze namazı kılan kadınlar bunlar. Ailenin yapısını söylemek istiyorum. O ailenin içinde dervişini devam ettirmek büyük cihâd. Namaz kılmak dahi büyük cihâd. Ben dervişim demek dahi büyük cihâd. Büyük cihâd. Bayındır’daki onların evine Şeyh Efendi’nin dişlerine bakmak için, olacağı dişlerine bakmak için evlerine gittik biz.


Hizmet İçin Eve Gitme ve İçten Söylenen Söz — Tasavvufî Edebin İncelikleri

İçimden dedim ki, içimden söylediğimi söylüyorum. Dedim ki Şeyh Efendi’nin bu eve girmesi, bu eve girmesi büyük keramet dedim. Eve girmesi büyük keramet dedim. Şeyh Efendi de Allâh rahmet eylesin, böyle dizleri rahatsızdı arkadaşlar bilirler. O merdivenleri çıktı böyle, ben böyle zorla çıktık. Ondan sonra olacağı o zaman diş hekimi Ankara’da Kızılay’da çalışıyor. O illa ki ben bir bakacağım ondan sonra ne yapmışlar, ne etmişler diye. O arada da Şeyh Efendi’nin bütün dişlerini çatır çatır ödemiş de çekmişler. Tabii baktı, sağlam dişleri de çekmişler. Ondan sonra Hüseyin yanlış anlamaz, senin kayınpeder de çektir baba, çektir baba demiş. Onu söyleyerek söyleyor Şeyh Efendi. Sen diyor, çektir baba demedin be bana diyor.

Senin hiç mi için titremeydi diyor, sağlam dişlerimi çekmiş. Sağlam diyorum diyor doktora diyor. Bunlar diyor. Adil ile ikisi beraber ortak oldular Mustafa Efendi diyor. Çektir baba, çektir baba, çektirdiler diye sağlam dişleri çektirmişler. Anlattı bana tabii Şeyh Efendi. Götürdüm ben olacağıydı dedim bir baksın efendim, Oktay’ın kız kardeşi dedim. ne yapılacak, ne edecek, Kızılay’da çok güzel bir yerde çalışıyor dedim. Bir baksın dedi. Baksın Mustafa Efendi dedi. Çıktık yukarı, ben içimden diyorum ki, keramet bu diyorum. Dedi o evin içine giriyor. O evin içine giriyor. Büyük keramet bu diyorum. Neyse, bakıyor şimdi olacağıydı Şeyh Efendi’nin ağzına. Böyle o rahattır böyle konuşurken. O tabii bizim Şeyh’imiz olarak bakmıyor ki o. bir yaşlı bir adam.

Bu dişleri kim çekti dedi. Kazma mı bu dişleri çeken dedi. Diş doktoru değil kasapmış bu dedi. Kasapmış bu dedi. Şeyh Efendi’ye böyle kafa döndü mü? Gördün mü Mustafa Efendi? Arkadaşının kardeşine dedi. Ben susuyorum şimdi. Kasap dedi ya gerçekten kasaptı bunlar. Şimdi dönüyor Ahmet Duran ağabey diyor. Çektir baba, çektir baba dedim diyor. Çektirdik diyor. Bir tane diş kalmadı ağzımızda diyor. Adil de diyor, kafası çalışan birisiydi diyor. Üniversite mezunu olacak bir de diyor. Çektir baba, çektir baba başındakisi beraber diyor. Sen olsaydın çektirmezdim Mustafa Efendi diyor bana. E dedim efendim sağlam diş çekilir mi? Çekilmez zaten diyorum ben. Sağlam diş çekilmez. Nereye gidersen git. Olacaktı diyor mu şimdi?

Biz diyor sallananın diyor, kökünü tamir ediyoruz diyor. Sallanan dişi sağlamlaştırıyoruz diyor. O da şimdi doktorluk gösteriyor. Şeyh Efendi bakıyor nasıl yan diyor. Diyor ki ona, anından sonra. Bir diş sallanıyor değilim ki değil mi diyor. Biz onu diyor tamir ediyoruz. Sağlamlaştırıyoruz onu diyor. Hatta diyor bazen diyor. Dişi oradan alıyoruz. Tekrar orayı monte ediyoruz diyor. Allâh’ım diyorum. Bu da diyorum yangına benzinle gidiyor şimdi diyor. Şeyh Efendi buradan çıkınca diyorum ben. Her ikisini pertel çek diyorum. O böyle bir anlattı olacağı bir anlattı. Tabi biz Ankara’da soluklandık diş yaptırmak için. Neyse. Dedik olacağı geliyoruz Ankara’ya. Ankara’ya gittik onun çalıştığı yeri laf laf açıyor.

Adam da nefşeyle çıktı dişçi. Bir de Şeyh Efendi’nin ondan sonra tanıdığının oğlu akrabası çıktı. Bir sevimli bir muhabbet kızılaydı. Nereden nereye? Tabi olacağı da orada çalışıyor. O da doktor orada. Ondan sonra neyse. lafı şuraya getireceğim. Oktay o ailenin içerisinde dervişlik yaptı. Büyük cihâd. Şimdi Oktay’ı bazen de eleştiriyordu arkadaşlar. Adamın nerede olduğunu bilmiyorsun. Konumunu bilmiyorsun. Evinin sülalesinin durumunu bilmiyorsun. O istiyor ki eski dervişler daha fazla öyleydi. Oktay sarığı sarsın haydi geçsin yürüsün. O adamın eve sarık götürmesi dahi muhteşem bir şey. Nereye adam eve sarık götürecek? Eve sarık götürse bu ne diyecekler evde? O sarığı bile anlatamaz evde. Bak sarığı anlatamaz.

Oktay’ın benden bayındırdı. Dolaşması bile yasaktı. Biz ara sokaklarda dolaşıyorduk. Ana caddeye gelince Oktay hadi abiciğim sen buradan eve git. Balkondan bakarlar şimdi sana diyordum. Benle mi geziyorsun kimle geziyorsun? O giriyordu balkona. Ana caddeye. Balkona baktığında anası da babası da balkonda. Ertesi gün diyordu ki abi nereden bildin ya? İkisi de balkonda beni bekliyorlardı. Oğlum seni beklemiyorlardı. Benden değil misin? Ona bakıyorlardı. O yüzden ben her zaman için şunu derim. Bir dergahda durmak büyük cihattır. Bu citi citi söylüyorum bunu. İsterse o şeyhin, o şeyhin, o dergahın şeyhi kamil bir zat olmasın. Bakın bunun altını çizerekten söylüyorum. Sen orada kal bu büyük cihattır.

O büyük cihattır. Bir mürşid-i kâmilin dergahında durmak ise o büyük cihadı ona yirmiye yüze katlayacak cihattır.


Cihâdın Sebebi: Dergâh Şeyhi Mürşid-i Kâmil İse İş Sıkı Tutulur — Karabaş Disiplini

Sebep o dergahın şeyhi mürşid-i kâmil ise işin sıkıntılı vardır, disiplini vardır. Şunu yapacaksın, bunu yapmayacaksın, şunu yapacaksın, bunu yapmayacaksın bir sürü koşuşturma odur, budur her şey vardır. Orada her nefis onu kaldırmaz çünkü. Her nefis onu kaldırmayacağı için, o terbiyeyi kaldırmayacağı için orada durmak on kat, yüz kat daha fazladır. Orada hizmet etmek ise bin kat fazladır. Bir işin ucundan tutmak, ne olursa olsun. Bak orada bir hizmet etmek, orada zakirlik yapmak, yöneticilik yapmak on bin kat fazladır. Bakın on bin kat fazladır. Sebebi şu, derdini gider ona anlatır, öbür kü gelir ona naz eder, niyaz eder, şinkaflık eder, o öbür kü böyle kendini bir şey zanneder, başka bir şey der.

Hep onları o yöneticiler, zakirler, çavuşlar, öğreticiler hepsi de onu toleranslı davranmak zorunda kalırlar. Hepsi de onunla alakalı yumuşak davranmak zorunda kalırlar. O yüzden bir dergahta bulunmak gerçekten büyük cihattır. Rabbim bizleri son nefesimize kadar, Kur’ân ve sünnet yolunda o sufilik hayatın içerisinde devam etsin. Âmîn. Üç İhlâs bir Fâtihâ-i Şerîfe. Âmîn. Ya Rabbi hasıl olan sevabı Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin ruhlarına, bütün geçmiş Peygamber efendilerimizin ruhlarına, Cihari, Yâri, Güzin efendilerimiz, Ebu Bekir Sıddık, Ömer-ül Faruk, Osman-ı Zinn-i Nüreyn, Ali-el-Murtazarlı Allâh’ın Hazretlerinin ruhlarına, Aşeri mübeşşerinin evladı Resûlullâh, zevce-i Resûlullâh, İmam-ı Hasan, İmam-ı Hüseyin, yetmiş iki şohedanın, şehid-i kerbelanın bütün şohedanın ruhlarına, tüm ashabı Resûlullâh Hazretlerinin ruhlarına, imam-ı Zimâm-ı Azam-ı Ebu Hanife, imam-ı Şafi, imam-ı Alik, imam-ı Hanbeli ve bütün mezhep imamlarımızın ruhlarına vasıf, vasıf ve hissedar eyle ya Rabbi, Haberdâr eyle ya Rabbi, ve eziatlarının himmetlerini, şeffafetlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi.

Âmîn. Üç İhlâs bir Fâtihâ-i Şerîfe. Âmîn. Ya Rabbi, hasılı olan sevabı geçmiş Üstatlarımızdan Abduhrahi-i Met-Tantavi, Abdurrahim-el Nişabi, el-Hac, el-Hafız, el-Bubekir, Sıddık-ı Kicoruymi, Hacı Ali Haydar Efendi, el-Hac, Çorunu Mustafa Anaç Efendi, el-Nefşehir, Hacı Abdullah Gürbüz Efendi’nin, Kaçuni Dergahı’nın, Kabbaşı Dergahı’nın geçmişlerine ve bütün geçmiş Mürşid-i Kamillerinin ve velilerinin, evliyâlarının, dervişlerin, müminlerin ruhlarına ya Rabbi, bilhassa Üstadımız, Bayındırlı Hacı Mustafa Özbağ Beyefendi Hazretlerinin ruhaniyetlerine, Cet ve Dadalarının ruhaniyetlerine, yaşayan bütün Mürşid-i Kamillerinin, velilerinin, evliyâlarının, bütün derviş kardeşlerimizin ve ümmet-i Muhammed’in ruhaniyetlerine, Türü’l-Kaliyeden, akraba ve talihatlarımızdan geçenin ruhlarına da hediyelik, ya Rabbi, bilhassa Oktay abimizin ruhuna da hediyelik, vâsıl ve hissedâr eyle ya Rabbi, Haberdâr eyle ya Rabbi, ve ziyâretlerini ve himmetlerini, şefaatlerini, dualarını üzerimizden eksik eyleme ya Rabbi.

Âmîn. Âmîn. La ilâhe illallah. La ilâhe illallah. Hakk Muhammeden Resûlullâh, cemî’an Enbiyâ ve’l-Mürselîn ve’l-hamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. El Fâtihâ.


Kaynakça ve Referanslar

  • Dervişin Sosyal Hayatta Edebi: «el-müslimu men selime’l-müslimûne min lisânihî ve yedihî» — Buhârî, Îmân 4 (10); Müslim, Îmân 64-65; «yere tükürmek yasağı» — Buhârî, Mesâcid 35 (415); Müslim, Mesâcid 51 (552); «temizlik îmânın yarısıdır» — Müslim, Tahâret 1 (223); Tirmizî, Daavât 86 (3517); «çevre temizliği» — modern İslâmî ekoloji — Seyyid Hüseyin Nasr, Religion and the Order of Nature; Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri; «sokak hayvânlarına şefkat» — Buhârî, Edeb 27 (5882) (kediye su veren kadın hadîsi); Müslim, Selâm 151 (2244); «küfür etmek yasağı» — Buhârî, Edeb 44; Müslim, Îmân 116 (105).
  • Trafik Kavgası ve Modern Sosyal Etik: «kûlû linnâsi husnâ» (Bakara 2/83); Lokman 31/19 («En çirkin ses merkebin sesidir»); Hücurât 49/2-3 (sesi yükseltmeme); modern sürücü ahlâkı — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri; «sabır ve nezâket» — Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe; «mü’minin trafikteki tutumu» — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Anne-Baba ile İlişki ve Edebî Mîras: «vâlideyne ihsân» — İsrâ 17/23-24; Lokman 31/14-15; Ahkaf 46/15-16; «anne-baba ile yumuşaklık» — Buhârî, Edeb 1-15; Müslim, Birr 1-15 (2548-2552); «sabır ile geçinme» — Bediuzzaman, Mektûbât 17. Mektûb (çocuk-baba edebi); modern aile psikolojisi — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri; Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Mü’minin İçten Söylediği Söz ve Niyet Hâlisliği: «innema’l-a’mâlü bi’n-niyyât» (Buhârî, Bed’ü’l-Vahy 1; Müslim, İmâra 155); «içten gelen söz» — sufî tâbiri — İbn Atâullah, el-Hikem; Hârith el-Muhâsibî, er-Riâye, bâbu’l-ihlâs; «kalpten zikir» — Tirmizî, Daavât 73; modern ihlâs felsefesi — Bediuzzaman, Lemalar 17. Lema; «içten dua» — Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe.
  • Mürşid-i Kâmilin Disiplini ve Cihâd: «cihâd-ı kibrâ» (büyük cihâd, nefsi yenmek) — Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân 11/372; Tevbe 9/111-112; «mürşid-i kâmilin sıkı tutması» — Necmüddîn Kübrâ, el-Usûlü’l-Aşara; Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif; modern Karabaş silsilesinde disiplin — İrşâd Dergisi hâtırâtı; Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
  • Karabaş Silsilesinde Sosyal Edep Tedrîsi: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi — İrşâd Dergisi hâtırâtı; modern dervişin günlük edebi — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, İhsân, Nefs, Sünnet, Şeyh, Silsile, Muhabbet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı