Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2024 Sohbeti #18 — Mesnevî 1846. Beyt: Bahar/Güz Yağmuru, Ehlullâh’ın Nefesleri ve Şâm Ebdâlları

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2024 Sohbeti #18 — Mesnevî 1846. Beyt: Bahar/Güz Yağmuru,…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Bahar Yağmuru ve Güz Yağmuru — Mesnevî 1846 Civârı: Tabiî Bereket-Zâhir Hârâbe Kıyâsı ve Mü’minin Yağmurla İmtihânı

Burayı okumuşuz. Bahar yağmurlarının faydası şaşılacak bir derecededir. Güz yağmuruy ise bağ sıtma gibidir. Bahar yağmuru bağı nazü naim ile besler. Yetiştirir. Güz yağmuru ise bozar, sarartır. Bahar yağmuru malum. Bütün toprağa düştüğünde bereket olur, rahmet olur. Ağaçlar yeşillenir, bitkiler yeşillenir. Meyveler, sebzeler hepsi de yeşillenir. Neş’i nev’a bulur. Genelde bahar yağmuru fiziki olarak toprağın üzerine berekettir. Hatta bahar yağmuru insanın üzerine de berekettir. İlk bahar yağmurunda soyunup yağmur direk bedenine değmesi de sünnettir. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri baharda ilk yağmurda soyunur, vücuduna o yağmurun değmesini isterdi. Şifadır çünkü. Aynı zamanda bahar yağmuru, o suyunu biriktirse bir kimse, onun suyu da insana şifadır.

Dedim Hakkında

Tabi eski hava şartları yok. Şimdi ne yazık ki insanoğlu her şeyi bozduğu gibi havayı da bozmaya çalışıyor. uçaklardan gaz atıyorlar, uçaklardan ilaç atıyorlar. Sonuç itibariyle dünyayı kendi şeytani fikirlerine ve şeytani emellerine ulaşmak isteyen bu deccalist güçler göğü de zehirliyorlar. Ve yağmur yağdığında normalde asitli bir yağmur yağıyor. Artık Cenab-ı Hakk’ın da bir planı var, muhakkak bir takdir var. Bu ayrı bir konu ama normalde gelen manada bahar yağmurları bütün tabakası ile bitkilere, hayvanlara, insanlara, bütün her şeye şifa. Güz yağmuru dediğimiz kış yağmurları, sonbahar yağmurları bunlar da normalde baktığınız zaman o bana sıtma verir dedi. Zamansız yağan yağmur. normalde o da ne yapıyor?

O zamansız yağmurlar da bitkileri bozuyor. Mesela meyveyi bozuyor, zamansız dolu yağıyor, zamansız bir yağmur yağıyor. Meyvelleri, bitkileri, mantar yapıyor, ne bileyim çürütüyor, böyle bir şekilde bunun normal gidişatını bozuyor. Bunu çiftçilikle uğraşanlar daha iyi bilir. Değil mi Fatih? Normalde kış, güz yağmuru bütün her şeyi bozuyor değil mi? Evet. burada bağı bozar dediği şey, malum biraz üzümden de bahsedelim. üzüm tam toplanacağı zaman eğer yağmur yağarsa o zaman o üzümü de, o yağmur küflendiriyor. Çabuk çürütüyor, bozuluyor. Genel bir dünya üzerinde bozulma var ama normalde o bozulmanın haricinde de güz yağmurları normalde bütün bitki ve meyvelerin üzerine zarar veriyor. Ve normalde bu tabi Hazret-iPir bunu buraya koymuş, bunun bir de mana tarafı var.

Bizi ilgilendiren de o zaten. Biz bu beytlere bakarken Hazret-iPir buraya bahar yağmuru veya güz yağmurunu açıklamak için söylemedi. Bu işin bir de manevi tarafı var. Nahl Sûresi âyet 10-11. O gökten sizin için bir su indirdi. Ondan hem kendiniz içersiniz hem de hayvanlarınızı otlattığınız bitkiler yetişir. O su ile ekinler, zeytinler, hurmalar, üzümler ve her çeşit üründen sizin için bitirir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibret vardır. O yüzden normalde bu demek ki suyu indiren kimmiş Allâh’mış. O sudan. Hem insanlar kendilerini içiyor hem de bitkiler yetişiyor bütün herkes için, her şey için. Zeytinler, hurmalar, üzümler, her şey o gökten indirilen su ile mümkün. Yağmur değil yalnız bakın.

Bu âyet-i kerimeyi de böyle almamın bir sebebi de o. gökten o inen suyun içerisinde dünya üzerinde ne kadar bitki, ağaç, ığır, zıvır olacaksa hepsinin tohumu da içinde. Zeytinin tohumu da onun içinde, üzümün tohumu da onun içinde. o gökten inen su dünyayı vurduğunda bütün içindeki ne kadar dünya üzerinde şu anda tohum varsa hepsi de içinde o tohumlar indi gökten. işte yok yosun oldu yosundan sonra ağaç oldu öyle bir şey yok. Hepsi de o suyun içinde geldi vurdu ve o suyun içerisinde bütün hepsi de bütün ne kadar bitki varsa ağaç varsa hepsi de onun içinde mevcuttu. Bu manada Hadis Suresinde de biliniz ki dünya hayatı ancak bir oyun eğlence, bir süs, aranızda bir önme ve mal ve evlat çoğaltma yarışından ibarettir.

Bu yağmur misali ki bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kurur da onu sararmış görürsün. Sonra da çerçöp olur. Cenâb-ı Hak bu ayette de dünya hayatının böyle bir geçici olduğunu ve yağmurla biten bir bitkiye benzetiyor burada da ve normalde bu da güz yağmuru gibi. Bu da sonuçta sararıyor. O yüzden o sararması, kuruması aynı insan hayatı gibi nasıl bahar yağmuru, neşvine vayledi o bütün böyle hayat verdi, can verdi. Sonra da güz yağmuruyla ne oldu? Hayat sona erdi, bitti. bitkinin hayatı sona erdiği gibi insanın da hayatı sona erdi. Güz yağmurun da işine normalde bu meselenin sonu. Ve dünya hayatı da bunun gibi normalde başladı sonra sonuca ercek. Ve bahar yağmuru manevi olan iklim, manevi olan ilim, manevi size verilen şey size neşvine va edecek, sizi diriltecek. ölüyordunuz dirildiniz, size can verecek, size hayat verecek manevi olarak.

Ama sonradan bu dünya hayatını o manevi canlılıkta yaşayacaksınız ve bir gün gelecek ecel kapınızı çalacak. Kapınızı çaldığında ölüm denilen o geçici fiiliyatla tanışacaksınız. Ve normalde nasıl bitkilerin, ağaçların bir ömrü var ise ve güz yağmur yağdığında bu dünyadan göçüp gidiyorsa sizler de bizler de hepimiz bu dünyadan göçüp gideceğiz. Bir güz yağmuru bize vuracak ama ne zaman vuracak, nasıl vuracak? Güz yağmuru vurunca sonbahar geldi, yapraklar döküldü, kış geldi. Selamun aleyküm, elveda diyeceğiz, bu dünyadan göçüp gideceğiz. Ama insan için bu dünyadan göçüp giderken yeni bir hayatın başlangıcına doğru gideceğiz. Bu yeni bir hayatın başlangıcı ne? Kabir. Bu ayrı bir hayat standardı. Dünya ayrı bir hayat standardı.

Anne karnı ayrı bir hayat standardı. Ruhlar ayrı bir hayat standardı. Normalde hayat standardı değişti. Kabir alemine gittin. Kabir alemi ayrı bir hayat standardı. Ya cennetten bir pencer açılacak, cenneti izleyeceksin. Ya da cehennemde bir pencer açılacak, cehennemi izleyeceksin. Kabir hayatı, ne kadar bunu izleyeceksin? Bu senin günahlarınla, kusurlarınla alakalı. O günahları, o kusurları kabir hayatında yaşayacaksın, mahşerde hesabın biraz daha hafifleyecek. Mahşere biraz daha hafiflemiş olarak gidecek. Ümmet-i Muhammed için geçerli bu. Onun orada kabirde ızdırap yaşaması, mahşerdeki hesabını tabiri caizse azaltacak onu. Müminler için geçerli. Kafir olarak ölenler için geçerli değil. Bu da ayrı bir hayat standardı.

Sonra kabirden mahşere insanlar uyanacaklar. Mahşer ayrı bir hayat standardı. Mahşer çünkü öyle kimisine çok hızlı, kimisine çok yavaş. Kimisi hızla mahşerde yürüyüş alanını bitirip hesap yerine uğrayacak. Hatta bazıları hesap yerine uğramadan direkt cennetlik olacak. Bir hesabı görülecek olanlar var, bir de hesabı görülmeyecek olanlar var. Hesabı görülmeyecek olanlar da direkt oradan uyandıkları gibi hızla, onlar da maneviyatlarına göre hızları da değişecek. inşâallâh sizin hızınız en az, en kötü, en kötümüz, hızı en az olan olsun, hesaba çekilmeden en son giren olsun. Ne yapalım biz de öyle kör topal gidelim, hızımız az olsun, en son gidelim. Hesaba çekilmeden gidelim biz de inşâallâh. Ümidimiz, umudumuz o.

Yoksa git orada şunu, ne yaptın, bunu, ne yaptın, bu uzun bir mesele. Ben kendi nefsim için söylüyorum bunu. O yüzden Cenâb-ı Hak benim hesabımı sizlerle beraber, sizin yüzünüz hürmetine ben deyim ki bunlar benden çok iyiydi. O yüzden ben de bunların peşine takılayım, hızla gideyim ben de. Ne işim var orada hesaptı, kitaptı, onu mu yaptın, bunu mu yaptın, hadi yürüyelim gidelim. Gidelim gidelim, onun fazla geniş nasıl olsa. Tabi bu da ayrı bir hayat standardı. mahşer ayrı bir hayat standardı. Mahşerde hesap anı ayrı bir hayat standardı. Hesaptan sonra bir şey var ya, sıratta ben başka bir şey diyeceğim. demiş ya üzerine evler yapasım gelir diye. Bir de oradan geçmek var. O da ayrı bir hayat standardı.

O zaman Yunus demiş sırat sırat dediklerine evler yapasım gelir demiş. E o evler yapalım desin dediyse biz böyle villa’ya alıştık ya şimdi. Herkes normalde gözü villa da.


Yûnus Emre Nefesi: «Ev Yapasım Geldi» — Dervîşin Dünyâya Bakışı, Sırât Üzerinde Çay Dağıtmak Mizâhı ve Cennetin Sekiz Katı

O zaman villa demek ki koca Yunus villa yokmuş etrafında evler yapasım gelir demiş. Şimdi insanlar gözü villa da olsun, çok katlı olsun. Bir tane daha üstüne adamın on katı var, on birinci katı kaçak kat açacağım diye uğraşıyor. Mustafa Özbağ gibi. Hep böyle işimiz bizim böyle şeyler böyle. atalım bir kaçak kat daha. Ne olsa ne yapalım Allâh Allâh. Ne olacak göğün sahibi Allâh. Bunda sıkıntı yok. O yüzden böyle oraya ev yapasın gelir demiş. Biz de villa yapalım ne olacak kaçak kaçak olsun. Yapalım biz sıratın üstüne gelene geçene çay dağıtırız oradan. E şimdi oradan geçtik ben küçümsemek için söylemiyorum onu. Sıratı küçümsediğimi düşünmeyin. Ama derviş ne yapacak. Allâh’ı zikrediyor. Zikirden başka bir şey görmüyor ki o. hesaba gidecekler, ona diyecek ki şu ne Allâh, bu ne Allâh, bu ne Allâh, bu ne Allâh.

Ne diyecek ki ya bunu. Sen bundan başka bir şey bilmiyor musun. Allâh diyecek. Ne diyecek ki? Döncek Cenab-ı Hakk’a diyecek ki Ya Rabbi bunların birisi ne soruyorsak Allâh diyor. Tamam diyecek ya yürüyün atın onu. Deli başın tek o olacak. Dünyadaki anda böyle. Melekler sizden uğraşsın ya. Bir sürü deli. Normal değil iş birisi. Bir de bardağı yazmışlar deli miyiz? Deliyiz. E deliyiz zaten. Tamam. Bundan sonra o bardakta çay kahve içeyim ben. Bu da ayrı bir hayat standardı. Sonra cennetlik olanlar cennete gidecekler. Ayrı bir hayat standardı. Cehenneme gidenler cehenneme gidecek ayrı bir hayat standardı. Tabi cennet 8 kat her katta ayrı bir hayat standardı var. Cehennem 7 kat. 7 katta ayrı bir hayat standardı var.

Bir de cennetten Müslümanlar cehennemden çıkacaklar sonra. Bunlar dervişleri ilgilendirmiyor da bilgi olsun diye söylüyor. Dervişin cehennemde ne işi var Allâh’ın izniyle. şey değil yani. Atacak başka kimse bulamadı da dervişleri mi atacak yani. O yüzden atacaksa atsın bütün gavurları bu pis Yahudileri atsın hepsini. Cehennemi onlarla doldursun. Bize ne? Kalmasınlar cahmet ya. İnşallah. Âmîn. Bu da ayrı bir hayat standardı. Sonra Müslüman olan, mümin olanlar cehennemde az bir şey eza cefat çektikten sonra onlar iman ehli çünkü. ben hala da kendi kendime bazen haiflanırım iman ehlini o cehennem ateşi nasıl yakacak diye. Bugün demek ki benim biraz cemaliyetim fazla. Oradan çıkacaklar bir böyle havuz var ya Müslüman olup da cehennemde az bir şey böyle kızaranları sonra Cenâb-ı Hak rahmet havuzuna atacak.

Onlar havuza girip çıkacaklar hiç cehennem kokusu kalmayacak onlarda. Böyle piv impak olacak. Cennettekiler anlamayacaklar onların cehennemden geldiğini. Neden? Küçümsenmesin onlar diye. Biz insanları küçümseriz burada. Allâh’a onlar küçümsenmesin cennet halkı onlara tepeden bakmasın diye onları rahmet havuzuna bandıracak çıkartacak piv impak tertemiz. İlk günkü gibi ama öyle kalbi temiz olan o değil bu rahmet deryası oraya daldıracak çıkartacak onları cennetine katacak. Ve onlar cennete girdiklerinde diğer cennet halkı onların cehenneme girip çıktıklarını anlamayacaklar. Bu da aynı bir hayat standardı. Bir hayat standardı daha var e cemalinde ceme olanlar. Bunlar da çok özel bir hayat standardı.

E şimdi bahar yağmuru böyle yağdığı zaman her bitkinin ağacının ihtiyacı neyse fiziki ve manevi fıtratı neyse o yağmurdan alacağını alır. İnsanlar da aynıdır. Cenâb-ı Hak rahmetini saçar, lütfunu ikramını ihsanını saçar, hidayetini saçar bahar yağmuru gibi. Bütün böyle insanlar eğer fıtratlarına göre istidaatlarına göre o yağmurdan faydalanırlar. Kış, yel ve güneş de böyledir. Bunların tesirleri de zamanına göre ayrı ayrıdır. Bunu böyle bil ipin ucunu yakala. Şimdi sufiler bu tabiat olaylarına kış geldi kar yağdı yağmur yağdı güneş çıktı bahar geldi otlar çöpler böyle neşvi neva buldu filan. Bu doğadaki olayların hepsini insanların hayatına bağlarlar. Ve nasıl dünyadaki her şeyin belli bir mevsim, zamanın zemini var ise insan hayatının da böyle bir zamanın zemini mevsim vardır.

O zaman mevsim’e göre insan hayatı normalde yürür gider. Nasıl doğadaki her şey yürür gidiyorsa insanın da öyle yürür gider. Ve sufiler nasıl doğadaki her şey Cenâb-ı Hak’ın kudret ve kuvvetiyle tecelli ediyorsa Allâh’ın ilmiyle sufiler şöyle düşünürler. İnsanın üzerinde de aynı şeyler Cenâb-ı Hak’ın kudreti kuvveti ilmiyle her şey insanın üzerinde de tecelli eder. Ve insan normalde her şeyin sufice düşünme bu. Nasıl yağmurun yağması veya yağmaması Cenâb-ı Hak’ın kendi katından bir takdir ise sufiler de kendi üzerlerinde olan kendi ellerinin dışındaki tecelli eden her şeyi Cenâb-ı Hak’ın takdiri olarak görürler. Ve burada bir teslimiyetleri olur. Ona teslim olurlar. Nasıl bitkiler, ağaçlar teslim ise Allâh’a ağaç kendi lisanıyla yalvarır bana su ver diye, bitkiler kendi lisanıyla yalvarırlar, zikrederler bana su ver diye veya bana şu lazım diye.

İnsanlar da kendi lisanlarıyla kendi fıtratlarıyla kendi düşünceleriyle ama susuzluğa ama suya ama kışa ama güze doğru giderler. O yüzden mesela sufi düşüncesinde kış bir yolda bir sabır gösterme, bekleme, hazırlanma, olgunlaşma ve kemale ermedir. Senin başına sıkıntılar gelir, bela, musibet, dert, gam, kasavet, değişik problemler gelir. Sen kendince onu olgunlaşma zamanı diye nitelendirirsin. Başına gelmedik bir şey kalmaz. Bunlar seni olgunlaştırır. Sufi için kış hayatı problemlerin içerisinde boğuşmaktır. Eşinden, çocuğundan, annenden, babandan, işinden, aşından, arkadaşlarından, etrafından sıkıntılar yaşarsın. Veyahut da dışarıdan sıkıntılar yaşarsın. sufilik halkın içerisinde durup halkın eziyetlerine katlanmaktır. böyle el bebek gül bebek bir sufi hayatı yoktur.

Aslında mümin isen el bebek gül bebek bir hayatın olamaz senin. Eğer el bebek gül bebek bir hayatın oluyorsa müminliğini sorgula. Bazen böyle dervişlik anlatırlar. Bak sen bir derviş ol bizim tarikatımıza gir işin düzelecek. Sen bizim tarikatımıza gir hayatın şöyle olacak. Sen bizim tarikatımıza gir. Bunlar şöyle olacak. Bunlar kulağımda duymuş insanın. Ben de şöyle diyorum. Allâh Allâh diyorum ya adam x tarikata girecek. E işin bozuksa işi düzelecek, eşi bozuksa işi düzelecek, çocuğu bozuksa çocuğu düzelecek. Ben diyorum ya millete kazandan bize çay kaşığından mı diyorlar? Biz nasıl bir yere girdik diyorum ya. Burnumuz bir yerden kurtuldu derken başka bir yerden burnumuz ne kolumuz kopmuş bize.

Diyorum burda bir şey mi var acaba? Bir sıkıntı mı var yani? Biz yanlış yolda mıyız? Bakıyorsun yol kuran sünnet bir sıkıntı yok ama burnumuzun kısması da bitmiyor. Öbür taraftan diyor ki gel kardeşim bizim tarikata gir. Hiçbir şeyin kalmaz. Ben şimdi tersine söylüyorum. Bakın diyorum ders alacak olanlar veya yeni almış olanlar yol yakınken dönün. Neden? Erkekleri diyorum o güne kadar laf söylemeyen eşiniz size bir tersinden laf söyler, heleninizi şaşırırsınız. Kadınları diyorum ki bak o güne kadar koyun gibi gelip giden otur dedin de oturan kalk dedin de kalkan ondan sonra adam değişir, canavar olur evde. Ya çocuğu önceden yediriyordun böyle yiyordu çocuk. Derviş oldun çocuğa kaşık var bir tokat atıyor kaşığa.

Her taraf yemek. Dervişin çocuğu da sıkıntılı. İmtihan duvarlara tırmanıyorlar. Tut tutabilirsin, yakala yakalayabilirsin. Derviş oldu adamın hayatı gitti. Hayatı gidiyor. Adam derviş oluyor. Önceden mesela öyle geliyor yolunu değiştiriyor adam derviş olmuş. Önceden böyle bağırış çağırış her şey var. Dervişlik böyle değil eşine iyi geçineceksin, hanımına bir şey dövmeyeceksin, sövmeyeceksin, akaret etmeyeceksin. Hiç unutmuyorum birisi geldi gömleğini bir tuttu yırttı bana müsaade et ben döveceğim dedi. Ne oldu dedim ya. Yok dedi ya sen bizi yasakladın dedi. Ondan sonra dedi ya ne olacak daha ne göreceksin dedim. Tava yedin mi başına dedi. Ben tavada mı yiyeceğim başıma dedi. Böyle baktım dedim olabilir neden olmasın dedim.

Bu böyle bakıyor şimdi. Sana bir menkı bir anlatayım dedim. Bu araba menkıbecilerle çok oturup kalkıyorum dikkat edin kendinize. Dedim sana bir menkı bir anlatacağım. Bunu yeni derviş olduğumda duydurdum dedim. Sana bunu anlatayım.


Tîre Menkıbesi: Tokatla Mâna Âlemi Açılan Zât ve Mustafâ Kardeş’in Tövbeyi Bozması — İmtihâna Sabretmek

Tirede bir zat varmış. Onu o sana böyle işte. Uğraşıyor evliya olacağım diye. Hanımı da böyle ona çok eziyet ediyormuş. Bir gün gene ona başlamış bağırıp çağırmaya. O da susuyor ya. Demiş ulan sen nasıl herifsin nasıl susuyorsun demiş. Bir de tokat çakmış en sonunda. Adam ona da sabretmiş. Sabredince bütün mana alemin gözünün önüne gelmiş açılmış. Şimdi bunu duydunuz. Eve gidip hatun bir tokat attı şu mana alemini öze de açasın. Böyle bir şey yok. Yapmazsın zaten zaten böyle bir şey. Sana öyle bir tokat vuracaklar mana alemini açasın de. Ulan kapanırsa kapansın der on tokat vurur. Demirtaşları ayırayım en iyisi ben. Demeyin demirtaşları. Böyle bir şeye maruz bırakmayayım şimdi. Neyse dedim böyle böyle mana alemi açılmış.

Mustafa kardeş benimki açılmasın dedi. Ben istemiyorum dedi. Tövbeyi de yemeyeyim ben dedi. Tövbeyi var yemeyeyim ya dedi. Tamam abi dedim ya tamam sen tövbeyi yeme o zaman dedim. Ya tamam sıkıntı yok dedim. Tövbeyi bozduktan sonra hanımı geldi yalvardı. Ne olursun gel bu adam dönsün tekrar sizde olduğunda çok iyiydi diye. Bizim tavuğa arkadaş dayanamadı daha fazla. Ulan ben sarhoşken herkes benim önümde esas turuşta duruyordu dedi. Bu dervişlik bozdu beni dedi. Abi ben dedim müsaade et ben bir içeceğim ya dedim. Dedim içme içmiş numarası yap dedim. Birisini öyle yaptır dedim. Yok abi içeceğim dedi. Oğlum dedim göz göre göre içeceğim deme dedim ya. Vallahi içeceğim abi billahi içeceğim dayanamıyorum dedim.

Dedim ben sana iç diyemem ama yapma. Abi dedi sana haber vermeden yapsam vicdanım rahatsız olacak dedi. Oğlum içince rahatsız olmayacağım yani. Yok olmayacağım abi dedi. Senden habersiz içersem rahatsız olacağım dedi. İçiyorum bu gece bilmiş ol dedi. Bu güzel laf dinlemiş kendini. Şimdi böyle büyük bir ev. Annesinin babasının evi de var kendi evi de var. Ama bu böyle derviş olunca annem baba ondan sonra hanım herkes bundan intikam alıyormuş. Böyle herkes buna böyle gelen geçen bunu tokatlamış tabir caizse. Bana sonra anlatıyor. Abi diyor eskisi gibi diyor. Sokağın başına bir girdim diyor. Bir diyor sokağa kaykıldım diyor. Eve yaklaştım diyor. Bir daha kaykıldım diyor. Ulan ooo bu mahallenin ben.

Ben nokta. Kapıya diyor bir tek mi vurdum diyor dış kapıya. Bir de diyor içeride bağırdım diyor. Anam babam lambaları kapattılar diyor. Hemen kapıları pencereyi kilitlediler diyor. Baktım pancuları da çektiler diyor. Hanım gitmiş hanımların kapısını açın beni ne olursunuz alın içeri diyor. Ben alın. Annesi bağırıyormuş. Kızım bu gene içmiş seni alırsak bizi de döver şimdi diyor. Bu bağırış çağırış bir iki sandalye atmış oraya buraya. Bir iki kırmış dökmüş. Hanım el pençe duruyormuş bunda. Hemen kahve yapmış getirmiş. Bir kahveyi fırlatmış bir duvara. Bardağı bir duvara. Çocuklar bir kenara. Herkes dalmış çil yavrusu gibi. İçinden diyormuş ki vay lan diyormuş ya sarhoşluğum gözünü yiyeyim. Bakayım çok iştahlandınız.

Sakın bu o gün böyle çarpmış kırmış dökmüş sabah olmuş tabi. Buna kimse bir şey demiyor. Babası demiş oğlum bir derdin varsa söyle. ne oldu ki sen neydin? Ben iyi oldum siz kötü oldunuz demiş. Her gün sizde uğraştım demiş. Sen bana böyle dedin böyle yaptın bunu yaptın. Ana gel buraya. Kadıncaz gelmiş böyle. Bana diyor ki abi bir gör sen diyor filme çekmek lazımdı diyor. Annem diyor böyle diyor tıpış tıpış geliyor ne oldu oğlum? Demiş neden şimdi böyle davranıyorsunuz? Dün neden böyle davranmadınız? Beni delirttiniz. Bundan sonra her gün içeceğim içki paramı da sen vereceksin demiş babasına. Oğlum diyormuş benim param nasıl harama gider? E demiş biz helala döndükten oldu demiş. Bağırış çağırış.

Babası diyormuş ki ne istiyorsan yapayım. Yeter ki bıraksan. Bitti demiş. Ben onu bıraktım bir sefer yaşadım yaşayacağımı. İş yerine gidiyor iş yerine bir talan ediyor. Yanında dört beş kişi çalışıyordu sanayide. Onlarda bir talan etmiş herkes esas kuruşta. Geldi selamünaleyküm abi. Aleyküm selâm. Abi ben içtim dedi. E ne yapalım dedim. Allâh affeder bugün de tövbe et dedim ben. Yok abi biraz böyle gitsin dedi ya. Oğlum böyle olmaz dedim ya. Sen ne yapıyorsun? Abi lütfen Allâh rızasın dedi. Bana biraz müsaade et dedi. Oğlum içkiye müsaade mi edilir dedim. Ulan sen dersli adamsın. Böyle bir şey mi olur dedim ben. Neyse nerede olduğunu da söyleyeyim. E demiş ne oluyor bu iş? Bu derviş olduktan sonra böyle onun güzel bir motoru vardı.

Motoru bilmeyip bıraktıydı. Motoru da çıkarmış afilemiş motorla geldi. Dedim hayırdır motor bilmiyordun. Abi dedi ya bu işin raconu mu dedi. Yere yelek, yere ceket böyle motorcu kıyafeti. E ne olacak dedim biraz böyle çeke abi dedi. E sen bilirsin dedim. Bir gün geçti hanımı geldi yanıma selamünaleyküm aleyküm selâm dedi. Mustafa abi sensin dedi. He öyle diyorlar dedim. Benim adım Mustafa dedim. Abi dedi ben filancının eşiyim dedi. O sen misin dedim ben. Benim dedi eyvah dedim ya. Adam bir daha dedim dönmemeye karar vermiş dedim. Çünkü adamı rezil etmişsin sen dedim. Abi yaptım ya dedi. Böyle bu dedi on yıldan beri içiyor. İçiyor mu içsen dedim hayır dedi. içiyor ama dövdü mü hayır. Küfrettim mi hayır.

Şunu yaptım mı hayır. Bunu yaptım mı hayır. Neydi dedim bu adamın şey neydi? İçiyordu abi dedi. Bir de dedi millet denize gidiyor bu gitmiyor. Meşhur ya. Bundan düşünün. 30 yıldan fazla. O zamanlar millet de böyle yeni yeni açılıyor millet. Avrupa’yıleşiyor. Mahalleden şeye biniyorlar otobüs tutuyorlar denize gidiyorlar. Herkes birbirinin karısını kızını orada denizde çıplak olarak geliyorlar. Soru muhabbetler böyle gidiyor. Yok o çok yağ bağlamış. Yok onun göbeği sarkmış. Benim gençliğimdi bu. Onlara gitmek istiyor kadın. Göndermiyor filan fişman böyle. O zaman yeni yeni açılıyor millet daha. Şimdi açılacak bir şey kalmadı artık her şey açık şu anda. O zamanlar yeni yeni açılıyor. bu tip şeylere gitmiyor.

Adam böyle atayır kil böyle işte. Şuna müsaade etmiyorum buna müsaade etmiyorum filan. Ve el hasıl kelam. Ondan sonra uzun müddet götürdü. Böyle bir hafta iki hafta kalmadı bu. Sonra biraz daha dedik yeter artık filan. Sonra yine tövbe etti döndü. Ondan sonra dersleri gelip gitmeye başladı. Dersleri gelip giderken arada bir kaydırıyordu yine. Ondan sonra diyordum bunu da kaydırmaya yapma. Öyle bıraktıydı. Sonra tabi biz Bursa’ya tayinimiz çıktı bizim. Bursa’ya tayin çıktıktan sonra o arkadaş kendisi kendi kendine götüremeydi. Oradaki arkadaşlardı. Onlarla ilgilenemediler. Sonra duydum tekrar tornaştan yapmış geri. Şimdi tasavvuf da kış zorluğudur sıkıntıdır. İmtihanlarıdır. Değişik problemlerle uğraşmadır.

O yüzden normalde ama o kışı yaşarız değil mi? Şunu ümit ederiz. O kıştan sonra bahar gelecektir. sufi düşüncede de o zorluk o sıkıntı o problemler o işin içinden çıkılmaz haller sona ercek. Muhakkak bahar gelecek. Döngü öyledir. Bir de ne var? Rüzgar, yel. O rüzgar, yel ise bitkilerde, ağaçlarda, doğada değişim zamanıdır. Rüzgar, poyrast veya lodost ne derseniz değil bütün bitkilerin üzerinde, ağaçların üzerinde bir şeyi değiştirir.


Şems 91/1-2: Güneş ve Pırıltısı — Manevî Rüzgâr-Bahâr Kıyâsı; Gayb Âleminin Tecellîlerinin Mü’mine Geliş Çeşitlerine Açılım

Bazen rüzgarlar kırar, yıkar. Değil mi muhtar? Rüzgar fazla şey yapınca dalları kırıyor değil mi? Meyvolunca daha fazla zarar veriyor değil mi? Bir bakıyorsun meyvalı dal kırılmış. Öyle oluyor değil mi? Döküyor. Zeytinler çiçekleri döküyor değil mi? Toğurken döküyor. Rüzgarlar normal böyle faydalı rüzgar olursa hayır ama o rüzgar faydasız olursa mesela zeytin daha küçücük toğurken döker. Demirtaşlılar da bilir bunları. Normalde meyvalar çiçeklerini döker. Meyva olduysa çok hızlı eserse dallarını kırar değil mi? Meyva ile beraber. Demek ki rüzgarlar da değişim, dönüşüm oluşturuyor. Bu manada sufilikte de rüzgar bu noktada insan üzerinde değişim, dönüşümdür. Aynı zamanda da o rüzgar manevi esintilerdir.

Ne diyor. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri? Rahmanı yel esiyor böyle bir rüzgar esiyor Yemen’den doğru. Diyor ki Rahmanın kokusu gelmekte Yemen tarafından. Rüzgar o zaman ne oldu? Hem de Allâh’ın bir nimeti oldu. Zahire nimet Rum Sûresi 46. Rüzgarları rahmetinin önünde müjdeci olarak göndermesi onun ayetlerindendir. Andolsun güneşe ve onun pırıltısına ardından gelen aya, Şems 91/1-2. Bu ayeti neden buraya koydum? Çünkü o rüzgarlar o değiştirecek ya manevi olarak seni. Ardından ne gelecek? Normalde güneş ve onun pırıltısı gelecek. ardından sana ilâhî ilhâm, ilâhî mânevî olarak düşündüğümüzde o manevi güneş Allâh’ın nurunu, Allâh’ın hakikatini, ilmini getirecek sana, hidayetini getirecek ve senin kalbini aydınlatıcı bir nur getirecek.

O zaman sufiler rüzgara bakarken meyve ağaçlarını kırıp döken noktasında gördüğü gibi aynı şey sende de değişikliği uğratabilir. Sen yeni yeni manevi olarak yetişiyorsun dur, bir imtihana tabi tutulursun, kaybedersin. Nasıl kaybedersin? O imtihan seni alır sürükler başka bir yere götürür, başka bir yere sürüklediğinde Allâh muhâfaza eylesin. Dağılır gidersin. O rüzgarı sen kendine manevi pozitif olarak değişikliğe vuracaksın. O yüzden oradaki güneş beytteki güneş, ilm-i ilâhîden kopup gelen ilimdir. Onun güneş ve parıltısı. O yüzden o nurla beraber kalbin dirilişi olacaktır sende. O yüzden rüzgara bakarken veya yağmura bakarken kendi hayatında manevi olarak değişimlere ve dönüşümlere hazır ol.

Tıpkı bunun gibi gayb aleminde de bu çeşitlilik vardır. Bazısı zararlıdır bazısı faydalı. Bazı yağmurlar berekettir bazıları da ziyan. Demek ki gayb aleminden de böyle gelen tecellihatlar, gayb aleminden sızan ama senin gönlüne gelenler ama senin yaşadıkları. Bunlar da normalde doğadaki yağmur, rüzgar, güneş, bulut, ay bunlar gibidir. O zaman normalde bu alemde nasıl gerçekleşen olaylar bir sürü çeşitlilik arz ediyorsa manevi alemde de bir sürü çeşitlilik arz eder. Nasıl yağmur, baharın yanınca bereket, lütuf, ikram, ihsan ise o kimsenin baharına gelen ilm-i ilâhî de ona bereket, ihsan olur. Ona da normalde değişik tecelliyatlar olur. Ama bu gayb aleminden gelen tecelliyatlar nasıl yağmurun, ağaçların ve bitkilerin fıtratlarına göre fayda sağlıyorsa insanların da fıtratlarına ve algılarına göre fayda veya zarar sağlar.

Bakın o kimsenin fıtratı ve algılamasına göre o ilm-i ilâhîden kopup gelen, o manevi alemden kopup gelen şeyler ya sana fayda verir ya sana zarar verir. Fayda verir.Bunu böyle örnekleyeyim bir kimse üstadına tam teslimiyet olur tam teslimiyet noktasında dururken üstadının söylediği her şey ona rahmet olur. Ama o adam eğer o tam teslimiyet noktasında değilse kendi teslimiyet noktasında olmadığına bakmaz, üstad bunu böyle söyledi bana zahmet oldu der. Oysa onun teslimiyetiyle alakalı problemi vardır. Bir kimse Kur’ân ve Sünnet’e teslim olur, Kur’ân ve Sünnet’e teslim olunca hidayet bulur, ikram bulur, lütuf bulur, ihsan bulur. Veyahut bir kimse bir mürşid-i kâmile intisâb eder, mürşid-i kâmile intisâb edip teslim olunca ve yolunu istikametli çizdiyse o kimse rahmet bulur.

Ondan sonra o kimse kendince ilim bulur, hidayet bulur. Ama o kimse bu noktada kendi duruş noktasında teslimiyet yok ise evet ona da ne olur zahmet olur. Ama o kimse iyi bir dervişse, doğru bir dervişse Hadîs-i Şerîf’te buyurulduğu gibi başına gelen her şey onun için hayra dönüşür. Bakın bu Hadîs-i Şerîf çok enteresan bir Hadîs-i Şerîftir. Müslüm’de geçer. Bir müminin başına gelen her şey onun için hayra dönüşebilir. Müminin başına gelen her şey şer gibi gördüklerinizde hayır, hayır gördüklerinizde şer vardır gibi benzeri bir Hadîs-i Şerîf. Ama buradaki Hadîs-i Şerîf farklı biraz daha. Diyor ki bir müminin başına gelen her şey onun için hayra dönüşebilir. O yüzden normalde baktığımızda başımıza gelen şey görünürde zararlı gibi.

Görünürde biz oradan zarar ediyoruz. Görünürde. Ama onun arkasına bu kış ya zarar etmek. Onun arkasından bahar gelecek. Senin zarar gibi gördüğün şeyden sen rahmet bulacaksın. Ama bu teslimiyetle alakalı. Bu sen teslimiyetini bozmayacaksın. Sen iyi niyetini bozmayacaksın. İyi niyetini bozmadığın müddetçe, teslimiyetini bozmadığın müddetçe senin başına ne gelirse gelsin. Sen ondan rahmet bulacaksın, bereket bulacaksın, lütuf bulacaksın, ikram bulacaksın. İhsan bulacaksın orada. Yeter ki teslimiyetinde bir yalpalama olmasın. Yeter ki sen yolda yürüyüşünde bir yalpalama olmasın. Zarar gördüğün şey sende kar olarak oluşacak. Bunun için ne lazım? Bunun için sabır lazım. Bunun için metanet lazım. Bunun için yolda dimdik durmak lazım.

Bunun için teslimiyet lazım. Ama yok. Ben aklımca böyle dediğimde o zaman bocalıyorsun. O zaman patinaç çekiyorsun. Oysa Kur’ân Sünnet dairesinde bir teslimiyet arz etmiş olsan hasta oldun, hastalıktan rahmet doğacak sana. Sen hastalığını zulmet olarak görürsen zulmet olur sana. Hastalığını rahmet görürsen rahmet olur sana. Sen ben hastayım deyip de günlük işlevlerini geriye bırakırsan hastalığın artar senin. Hastalık seni yener. Ölüm herkese hak. Ecel herkese gelecek. Ecel gelinceye kadar ayaktadır. Ecel gelinceye kadar yapman gerekenleri yap. Hastalık seni yenmesin veya ekonomik darlık seni yenmesin. Ekonomik sıkıntı seni yenmesin. Sen Kur’ân ve Sünnet noktasında sımsıkı yapış. Şimdi bugünün insanında hamt yok, şükür yok, teşekkür yok.

Bugünün insanında yetinmek yok. Bugünün insanında bir şükürsüzlük, bir hamtsizlik, bugünün insanda bir savurganlık, bir israfçılık almış götürmüş kendini. Almış götürmüş. bir çay içiyorsun, çayına hamd et. Su içebiliyorsun, suyuna hamd et. İçebildiğine hamd et. Olmayı versin senin on kat elbisen. Olmayı versin. Lüks bir dairen olmayı versin senin. Lüks bir araban olmayı versin. Cenâb-ı Hak bahşettiyse sen çalışmana devam et, yürümene devam et. Sen çalışmana ve yürümene devam et. Başına gelen sıkıntılardan yoldan çıkma. Bu sıkıntılar seni yolundan etmesin. Bu sıkıntılar seni eşinden etmesin, çocuklarından etmesin. Aileni koru, işini koru, kendini koru, dergahını koru, yolunu koru, istikametini koru.

Bir imtihanda savrulup gidenlerden olma. Bir üfüreye kurban etme kendini. Tüf dedi gitti. Ne oldu? Şu oldu da bu oldu da yan yattı da. Ulan oğlum peygamberlerin başına gelenleri okumadın mı hiç? Hangi peygamberin hayatı el bebek gül bebek geçmiş? Hangi peygamber pembe pamukların içerisinde büyümüş yaşamış öyle ölmüş? Böyle bir hayat yok. Böyle bir din yok zaten. İslam ayrı. Sende bir dert olacak. Sende bir sıkıntı olacak. Ama insanlar bilecek ama bilmeyecek. Sende bu olacak. Tamam. Normalde biz ufacık tefecik problemlerden yıkılanlardan olmayacağız. kayıp aleminden gelen tecelli yaplarda insanlar için ya kış olur, sabreder, baharı bulur. Ya da onlara normalde der ki bunlar kırmızı kurdeleyle gelmiş bana hediye ondan ne geldiyse bahtımı aldı öptü başına tacelledi.

Öyle ya. Ama belki de Vakgo’dan elbise gelecek belki de markasız gelecek. Belki de hiçbir şey gelmeyecek. Bir bakacaksın ki bir çekiş. Çekiçli kafanın senin etrafında dolaşıyor. Öyle ya. O zaman nefse uymak yok. Gelen sıkıntılara karşı göğüs germek. Onları güzellikle atlatmak var. Allâh bizi onlardan eylesin. Âmîn. Abdalım bu nefesi de bu bahardandır. Özür dilerim. Misafirimiz vardı misafirleri matbah ürünleriyle ağırladık. Biraz fazla kaçırmıştım ben de. Çok lezzetli olmuş hepsi de. Âmîn inşâallâh. Allâh doktor Fatih duymasın ne varsa gömdük bugün. Öyle bir gömüş gömdük ki. Rabbim bizi affetsin beni yani. Ne diyet kaldı ne bir şey. Hiçbir şey kalmadı bugün hepsini de astık askıya gitti. Böyle mayışıkım ya o yüzden.

Bir de fetvayı da verdim. Misafir geldiğinde yediğinden sual olmaz. Misafirliğe gittin yerden yediğinden sual olmaz dedim gömdüm. Evet matbaha huzurlarınızda teşekkür ediyoruz. Abdalım bu nefesi de bu bahardandır. Canda ve gönülde bu nefes yüzünden yüzlerce güzel şeyler biter. Onların nefesi taehili kişilere bahar yağmurlarının ağaca yaptığı tesiri yapar. Abdal kim? Abdalım karşılığı bedel. Bedel ne? Kendisini Allâh’a adamış kimseler. Bunlar normalde velilerle alakalı evliyâlarla alakalı hadislerde geçer. Abdal kelimesi. Kur’ân-ı Kerîm’de de velilere korku yoktur. Var ya onlar mahsuf ve mahçun da olmayacaklar. Bununla alakalı. bu şeyde Kütüb-i Sitte’de ebdâl olarak geçer.


Mehdî Hadîsleri ve Ehlullâh’ın Nefesi: Mürşid-i Kâmilin Sözünün Çift Tesîri — Tâlihliye Şifâ, Mühürlü Kalbe Zehir

Kütüb-i Sitte’e bakarsanız Mehdî’yle alakalı fitneler babında, Babul fitnede Mehdî’yle alakalı hadisler vardır. Mehdî’yle alakalı hadislerin birisinde hatırımda kaldığı kadarıyla Ebû Dâvûd’dan nakil orada. Bu normalde Ebdâllar, Şam Ebdâlları diye orada geçer hadîs-i şerifte. Hazret-i Pîr de ebdâllara oradan atıfta bulunuyor. Diyor ki bunlar nefesleri o bahardandır. O bahardan dedi, gayb aleminin baharından. Onların nefesleri. velilerin, mürşid-i kâmillerin sözleri eski sufilerde nefes olarak geçer. Hatta gidelim, üstadımızı ziyaret edelim, bir nefeslenelim. Eskiler nefes olarak, üstadlarının sözlerini nefes olarak bilirler. Bu nefes, bu noktada çok eski, çok eski dedim ta Horasan’ı’ndan gelir nefes.

Horasan erleri üstadlarının sözlerini nefes olarak nitelenirler. Abdal’ın bu nefesi de bu bahardandır gayb alemindedir. Canda, gönülde bu nefes yüzünden yüzlerce güzel şeyler biter. o velinin, o mürşid-i kâmilin nasihatlerinde, söylediklerinde yüzlerce güzel şeyler biter. Sen ona kendin teslim olur, onu dinler, onu bu noktada tâbi olursan, tabi etini bozmazsan o güzel şeylerden nasibini alırsın. Onların nefesleri talihli kişilere bahar yağmurların ağaca yaptığı tesir yapar. Talihli kişilere. Bu nefesi kabul edenlere, kabul etmeyenlere onlara zehir gibi gelir. Kabul edenlere zehrin pânzehri gibi olur. Üstadın sözü, âriflerin sözü, velilerin sözleri. Bunlar normalde ama bir kimse defans yapıyorsa, bir kimse kabullenmiyorsa, ya onların zaten kalpleri mühürlenmiştir, kalpleri kararmıştır, onlar da bir tesir olmaz.

Kalbi katılır, söz tesiri olmaz. Kalbi karaysa bir kimsenin ona böyle ayetten, hadisten istediğin kadar her şeyden bahsetmez. O kabullenmez ona. Kalbi mühürlenmiş. Bir kimse Kur’ân’a düşmansa, zikre düşmansa, sünnet-i saniyeye düşmansa, Allâh dostlarına düşmansa, onun kalbi yumuşamaz. Onun kalbi kararmıştır, katılaşmıştır. Rabbim hidayet eylesin. Bizim bundan bir faydamız olmaz. Ama velakin onların etrafa zararı çok olur. Bakın zararı çok olur. Onlar ortalıkta zararıcı mahlukat olarak dolaşırlar. Çünkü kalbi katılaşmış, kalbi kararmış. Hakkı ve hakikati görmez, doğruyu görmez. Doğruyu görmediği için de doğruyu gördüğünde doğruya düşman olur. Onlar kendi yanlışlıklarını ve kendi yanlış düşüncelerini doğru görür.

Şeytaniyeti doğru görür. Nefsaniyeti doğru görür. Kur’ân ve sünnetin dışındaki her şeyi doğru görür. Kur’ân ve sünnetin içindeki her şeyde düşman olur onlar. Onlar gavur, kafir. Müslümanmış gibi görünse de kafir. Neden? Müslüman âyet-i kerimeye düşman. Müslüman şeriyata düşman. Örneğin ben de müslümanım ama şeriyata karşıyım. Şeriat ne? Allâh’ın hukuku. Ben o kesmeye, asmaya karşıyım. İyi senin hadi birisi karına tecavüz etsin de sen ne isteyeceksin? Sen yetiştir, büyüt, kızını getir. 19 yaşına gelsin zalimin birisi tecavüz etsin, öldürsün. Sen onun hakkında ne isteyeceksin? Sen yaşasın tecavüz etti, öldürdü mü diyeceksin? Yoksa bangır bangır bağıracak mısın? Onun öldürülmesini mi istiyorum diyeceksin?

En atatürkçü ile ilk dahi başına bir şey gelince öldürülmesi lazım. İdam edilmesi lazım. Allâh da bunu söylüyor zaten. Neden şeriyata karşı geliyor? Müslüman oruca karşı. Müslüman kurbanı karşı. Müslüman bayramlara karşı. Müslüman zikre karşı. Müslüman fuğuş haram. Ne yapacak bu insanlar? Ya fuğuş haram evlensin hepsi. Fuhuş haram. Kabullenmek istemiyor. Kumar haram. Devlet nereden vergi toplayacak diyor. Ya devlet vergi toplamayı versin. Kumardan mı toplayacak? Geçen CNN’deyiz diyorum. Ne o? Ceb telefonundan oynanan kumarlar varmış. Neyse kumar. Şimdi adamı önce kazandırıyorlarmış. Profesör anlatıyor bunu. İlk üye olduğunda kazandırıyorlar diyor. Sistem ona göre diyor. Oluşturulmuş diyor. Adam diyor kazandırıyor.

Bir de diyor ki diyor etrafından insanları da getirir onlar da kazansın. Haydi onlar da geliyormuş topyekunç. O’na diyormuş bin lira aldım. O’na diyormuş beş bin lira aldım. Önce kazandırıyorlarmış. Hepsini oraya üye ediyorlarmış. Ondan sonra tezgaha bak. Kazanmış ne kadar? Bir milyar. Bir milyon değil. Bir milyar. Diyormuş ki bu parayı senin hesabına geçirmem için yarısını benim hesaba açacaksın. Profesör söylüyor bunu. CNN’de. Ben kanal ismi de vereyim. Yoksa diyormuş bunu sana atmayız hesabına. Kabul ediyormuş adam. Diyormuş ki senin o olduğunu nereden biliyoruz? Bize adresini ver. Bize bankanı ver. Bize ibanını ver. Bize şuunu ver. Bize buyunu ver. Evet. Ya haram bu. Devlet nereden ver? Nereden alıyorsa alsın ya.

Kumar sitelerinden mi alacak? Ama Müslüman kumar oynuyor. Müslüman kumar oynuyor. Hem namaz kılıyor hem kumar oynuyor. İşin en acı tarafı bu. Kimisinin annesi babası da biliyor. Kimisinin eşi de biliyor. Ya Müslüman yapma. Ama yapıyor Allâh bizi affetsin. böyle kalbi katılaşmış, kalbi kararmış, gözü perdelenmiş olanlara Kur’ân’da onu normalde etkili gelmiyor. Hazret-i Peygamber’in sözü de etkili gelmiyor. Şeyhimin dediği gibi, Mustafa Efendi oğlum dedi. Allâh’ı dinlemiyorlar, Peygamberi dinlemiyorlar dedi. Beni mi dinleyecekler dedi. O sözü hiç unutmam kendimden. Bir şey olduğunda bir derviş kardeş bu. Bir şey olduğunda bir derviş kardeş, bir şey olduğunda bir derviş kardeş böyle. Abi ben demedim ki bana bir şey söylemek istemiyorum.

Bir şey söylemek istemiyorum. Bir şey söylemek istemiyorum. Bir şey söylemek istemiyorum. Bir şey olduğunda bir derviş kardeş birisi bir şey dinlemeyince içimden o sözü tekrarlarım. Diyorum ki, ”İstahdım ne doğru söylemişsin?” ”Allâh’ı dinlemiyor, peygamberi dinlemiyor, Mustafa Özbağ’ı mı dinleyecek?” diyorum ben. Kendi içimden bu sözü söylüyorum. Allâh’ı dinlemiyor insanlar, peygamberi dinlemiyorlar. Mustafa Özbağ kim ki onu dinlesin. Bu acı gerçek. o adamın kalbi karardıysa, adamın kalbi mühürlendiyse, adamın kalbi taş kalpli olduysa, sen ona ne söylersen söyle. Dinlemiyor. Hazret-i Peygamber ile amcası Ebû Cehl karşı karşıya geldiler ya, onu kuyudan çıkardı. Onu kuyudan çıkarmasına rağmen dedi ki, yok ayı dedi ikiye böl, ay ikiye bölündü sen tam bir büyücüsün dedi.

Sen tam bir büyücüsün dedi. gözünün önünde ay ikiye bölündü, bunu düşündüğünüz zaman böyle bir mucizeye tanık oluyorsunuz. Ve çıplak gözünüzle bunu görüyorsunuz. Ardından diyorsunuz ki, ya sen tam bir yeğenim, sen şimdi tam bir büyücü olduğuna inandın diyor. Peygambere iman etmemiş, sana mı inanacak? onunla alakalı bir hadîs-i şerîf daha var ya, eline taş alıyor üç tane. Diyor, elimdekinleri bil, sana iman edeceğim. O da diyor ki, ben senin elindekinleri bilmemen gerek yok. Ey amca, elindekinler benim kim olduğumu söylesin. Elindekinler benim kim olduğumu söylesin. Diyor, bu daha iyi, söylesin o zaman diyor. Taşlar dile geliyor. اَشْهَدْوَنَّا اِلٰهَ اِللَّا اللّٰهُ وَاَشْهَدْوَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ diyor, elinden taşlar atıyor, sen bir büyücüsün diyor.

Bakın sen bir büyücüsün diyor. Şimdi insanlar keramet yarıştıracağım diyor, bırak adamın kalbi karardıysa, sen onun önünde ayı değil güneşi ikiye bölsen gene inanmayacak o. Ona bu gaybten gelen bahar yağmuru fayda eder mi? Etmez. Gaybten gelen o tecelliyatlar, gaybten gelen o ilahi ilim, buna kalbi açık olanlara fayda eder. Bunu anlayana, bunu dinleyene fayda eder. Evet o Abdal’ların velilerin, Mürşid-i Kamil’lerin, Allâh dostlarının, evliyâların, müminlerin nasihatleri ancak böyle ona kalbi açık olanlara tesir eder. Kalbi açık olmayan ona tesir etmez. Sen yağmur yağıyor, şemşeye açınca yağmur sana dokunur mu? Dokunmaz bunun gibi, yağmur yağdı ama sen bir kaya parçasısın, yağmur ne kadar yağarsa yağsın, sen içine yağmurdan su alır mısın?

Almazsın. Yunus’un dediği gibi sen bir kara taşsın diyor, denize atsam da sen içine su almazsın ki diyor. E kara taşsa o da o gaybten gelen o manevi ilhamları, tecelliyatları kabul etmeyecek. Ve hatta daha ileri gidecek, o velilere, o ebdâllara düşman olacak. Onların hakkında dedikodular üretecek, gıybetler üretecek, iftiralar üretecek, iftira açacak. Her türlü kötülüğü onların üzerinde düşünecek. Kalbi iyice kararacak, kalbi iyice katılaşacak ve kalbi mühürlenecek. Ve Cenâb-ı Hak o velilerin intikamını onlardan alacak. Elnihayede ebdâllarla alakalı bir tespit var. Bunlar evliyâlar ve abitlerdir, bedellerin cem’idir, ebdal diye isimlenmişlerdir. Çünkü her ne vakit bunlardan biri ölecek olsa bir başkası onun yerini alır.

Demek ki bu veliler, bu mürşid-i kâmeniler, bu evliyâlar bitmiyor. Çünkü tükenmez hazineden geliyorlar. Tükenmez hazine ne? İlm-i İlâhîden geliyorlar. Bunların birisi vefat ettiğinde yerine başka birisi geçiyor. duyarsınız ya mübarek ne mübarekti? Eee ondan sonra kimi intisâb ettin? Öyle bir veli gelmez bir daha o yüzden intisâb etmedik başka birine. O zaman onun şeyhi öyleydi. Sen neden ona bağlandın? Ben bunu normalde Şeyh Efendi intisâb ettim de Çorumlu Hacı Mustafâ Efendi de kalıp başka bir yere intisâb etmeyenlere söylüyordum. Kardeş Çorumlu büyük bu zâttır eyvallâh.


Hacı Haydar Efendi’nin Vefâtı ve Silsile Devamlılığı — Şâm Ebdâlları (Taberânî/Heysemî), 40 Kişi Hadîsi ve Tükenmez Hazîne

Diyor mu Hacı Haydar Efendi ondan daha mı küçük? Hayır o daha büyüktü. E neden o zaman çorumiye bağlandığı insanlar Hacı Haydar Efendi vefat edince? Ses yok. Gideceksin intisâb edeceksin bir veli bulacaksın kendine bir mürşid bulacaksın neden? Çünkü onlar eksilmiyorlar çünkü. Cenâb-ı Hak onların yerine layık olan bir kimseyi koyuyor. Sen bulamadın o zaman. Senin gözün körleşmiş senin kalbin katılaşmış kararmış. Sen bunu tespit edemiyorsun. Ya da Hasbe’l-kader bir mürşidden ders almışsın ama ikinciden alamıyorsun. Ona nasıl bir küstahlık yaptıysan nasıl bir edepsizlik yaptıysan yolun kapanmış senin. Muhakkak bir şey yaptın ki senin yolun kapanmış. Muhakkak bir şey yaptın sen. Allâh muhâfaza eylesin.

Tebarani de geçiyor ve El-Haysemi de geçiyor. Hadîs-i Şerîf. Ümmetim arasında her zaman 40 kişi bulunur ki onların kalpleri İbrâhîm’in kalbi üzeredir. Onlar sayesinde Allâh kullarından belaları def eder, yağmuru indirir ve rızık verir. Yine Tebarani’den başka bir hadîs-i şerîf. Ebedallar Şam ehli arasındadır. Onlar sebebiyle yardım görürler, onlar sebebiyle rızka masar olurlar. Yine Hazreti Ali efendimizin rivayeti. Ebedallar Şam’dadır, onlar 40 erkektir. Bunlardan biri öldü mü Allâh yerine birini koyar. Yağmur onlar sebebiyle sular, düşmanlara karşı onlar sebebiyle yardım edilir. Şam ehlinden azap onlar sebebiyle bertaraf edilir. Suiyeti’ye göre ebedallarla ilgili haberler sahihdir. Hatta mütevatir bile denilebilir der suiyeti.

Ve açıklamayı şöyle yapar. Çünkü der, rivayetler manevi mütevatir haddine ulaşmıştır. Öyle ki ebedalların varlığına kesinlikle hükmetmek zaruret halini almıştır. birileri çıkıp da şimdi bu zamanda veli yok, evliya yok, mürşid-i kâmil yok diyor ya. Öyle diyenler de var ya, hadîs-i şerîfler ya hadîs-i şerifleri inkar edecekler ve âyet-i kerimi ya da kabul edecekler. Ebni Hacer Fetavası’nda, Ebni Hacer malum şafidir. Dört cildik ihya ya 16 cilt şerh yazmıştır. Aynı zamanda iyi bir hadîs alemidir Ebni Hacer. Fetavası’nda, ebedallah hakkında kimisi sahih kimisi gayri sahih birçok hadîs gelmiştir. Kutubun zikri bazı asarda gelmiştir. kutup olarak isim. Sufiler arasında meşhur olan efsafiyle gavs hakkında hiçbir rivayet sabit değildir.

Demek ki Ebni Hacer gavs bir veliye, bir mürşid-i kâmile gavs denilmesini hadislerde bulmamış. Böyle bir rivayet yok diyor. Kutup olarak isimlendirilmiş, veli, evliya, mürşid-i kâmil bunlarla isimlendirilmiş. Ama gavs adıyla herhangi bir mürşid-i kâmil, bir evliya isimlendirilmemiş. Böyle bir şey sabit değildir diyor. Kim? Ebni Hacer fetavası’nda. Kaynak kütübü siden. Kaynak da söyleyeyim şimdi bir kısım ehli sufi kendi şehirlerine gavs diyor ya, hatta daha ileri gidiyor gavs bir titriyor böyle. Benim gözümün önünde olanı söylüyor. Sigara ödemiş de haramdır sohbette. Haramiyeti de açıkladım. Dedim mekruh derler, bir sefer iç dersen mekruhtur. Mekruhun devamı yine günah-ı kebâydır. Her günah-ı kebây arandır.

İsraftır, israfın devamında haramdır. Her israf dedim arandır. Çünkü ayetle sabit siz israf etmeyiniz. İyiniz içiniz israf etmeyiniz. Besmelesiz ağızlığı bir şey götürülmez. Mekruhu da ağzınıza besmeleyle götüremezsiniz. Mekruh, bir şey mekruhsa yenilmesi içilmesi onu besmeleyle ağzınıza götüremezsiniz. Dedim sigaraya besmele çekeniniz var mı sohbette? Tabi ben böyle deyince ödemiş de bu dalga dalga yayılmış bir günde. Nasıl yayıldıysa birisi geldi. Aldı sandalyeyi, benim masanın karşısına koydu. Ben seninle tartışmaya geldim dedi. Böyle baktım. Dedim ben Müslümanım. Önce bir selamünaleyküm deseydin dedi. Böyle baktı. Selâmünaleyküm. Böyle baktı. Selâmünaleyküm ve aleyküm selâm dedim ben şimdi. kendim selam verdim kendim aldım.

Kardeş sohbet et. Tartışacak bir şey yok. Din tartışma değil mi değil. Buyur dedim. Sen sigaraya haram demişsin dedi. He dedim dedim. Bizim dedi. Bir titredi bu şimdi. Böyle değişik değişik nefes aldılar. Ben oturuyorum böyle şimdi. Ne oldu şimdi dedim böyle yaparak da. Bir hal mi gördün dedim. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini görsen. Gözünden siyim siyim yaşakar dedi. Geçmiş peygamberleri görsen yine yaşakar dedim. Sahabeleri görsen yaşakar dedim. Pir efendileri görsen yaşakar dedim. Bir insan dedim halinde rüyasında. Bir insan dedi. Bir insan dedi. Ben dedim halinde rüyasında. Şeyhini görse sevinir mutlu olur. Gözünden yaşakar dedim. Sen ne gördün kardeş böyle yaptın şimdi dedim.

Bizim gavslarımız dedi. İçerler çünkü dedi. Biz de içiyoruz dedi. Sakinleşti. Sen de mi sigar içiyorsun dedi. Hayır dedim. Ya dedi şarap içiyorum ben dedim. Ya o daha büyük günah ya dedi. Bizim şarap günahı olanlar değil dedi. Hangisi günah değil dedi. Mansur şarabı dedi. Bu günah değil dedi. Bu durdu şimdi bak hiç duymamış Mansur şarabı. Dedim siz sigara içmekten Mansur şarabını içemiyorsunuz dedim. Gelmiyor size dedim. O dedim tütün kokusuna gelmez çünkü dedim. Gonna gavs. Dedim bir daha yaparsan tokatlayacağım seni şimdi dedim. Bir daha böyle yaparsan yemin ediyorum. Valla da billa da dedim. Derviş olduğumdan beri tokatlamadım kimseyi. Seni tokatlayacağım artık. Bir daha yapma dedim. Sohbetin sonuna kadar yapmadı bir daha.

İçimden dedim. Ulan dedim tokatın faydası var mı dedim. Lazım insana dedim. Anlat şimdi. Dedim sigaraya helal diyebilir misin? Diyemem. Helal diyemedin dedim. Her şey şüpheli mi? Evet. Şüpheli de. Mekruh mu dedim. Dur dur. Evet dedi. Mekruh da haram mı dedim. Harama yakın dedi. Dedim devam ediyoruz. Harama yakın olan şey haram oldu dedim. Niye kızdın buna dedim. Gavsımıza laf söyle dedim. Oğlum ben senin gavsını ne bileyim nereden? Bana ne dedim senin gavsunla? Beni ilgilendirmiyor dedim. Ben dinin bir kuralını söyledim sana. Ben kimin biliyor musun dedim. Hayır dedim. Sen de benim gibi insansın. Müslümansan la ilâhe illallah Muhammeden asullah demişsindir. Müslüman değilsen hangi dine sahipsin bilmiyorum dedim.

Herhalde senin dinin gavs dini. Gavs diyorsun dedim. Ya bir Allâh de dedim ya. Ne yapıyorsun? Oturuyorsun gavs. Böyle mi zikrullâh yapıyorsun sen dedim. Şimdi var ya yarın dinleyin siz Twitter’ı ondan sonra mail’leri. Sen bizim gavsımıza laf mı söyledin? Yok ördek dedim ben. Yağmur yağacak diyorum ördek mi dedin sen bana? Bu buna benziyor. Böyle asıl kelam bu durdu. Yaktı şimdi sigarayı böyle. Sigarayı böyle tutuyor. Bir de parmağı böyle üzerinde sigaranın ateşi. Biz dedi sigarayı dedi. Böyle cehennem ateşinin devamını hissedelim diye içiyoruz dedi. Onu hissetmek için sigaranın ateşi yetmez dedim. Yanında sen bayağı odun taşıman lazım dedim. Böyle durdu nasıl yani? Basbaya dedim ya senin gavs demene dedim.

Allâh diyecek ki dedim. Gavs dedin Allâh demedin. Onu anlatın bunu cehennem edecek dedim. Dedim bu kadar Allâh desen cennetlik olacaksın zaten. Nereden okudunuz bunu? Nereden okudunuz? Bu böyle baktı. Onların aleminde geçiyor dedim ben. Bir söz var dedim. Böyle durdu. Bak dedim ben sana yer söyleyeyim. Zatın biri diyor ki dedim senin şeyhin kim? Ahmet. Yolun başında daha dedim. Onu diyor ki dedim senin zikrin Ahmet. Bu ne demek biliyor musun? Ne demek dedi. Sen devamlı şeyhine tabi olacaksın. Şeyhinin sözüne bakacaksın. Başka hiç kimsenin sözüne bakmayacaksın. Bu o manada dedim. Eğer oradan okuduysanız dedim. Yok oradan okumadıysanız kendi kendinize dedim. Şeytana uyuyorsunuz siz böyle demekle dedim.

Tabi adamın bir şeye inandıramazsın ki. Dedim bak son defa. Sigara mekruh mu dedim mekruh dedim. Tamam başka bir şey lazım değil sana. İşin gücün az gelsin seninle. Gönderdim tabi. Ödemiş de yer yerinden oynadık. Bizim gavsımıza laf söyle dedi. O zaman o zaman. O zaman o zaman. Bizim gavsımıza laf söyle dedi. Evet bu akşamlıkta bu kadar yedsin inşâallâh. Önümüzdeki hafta 2044. Beyt’ten gideceğiz inşâallâh. Böyle biraz ağır gidiyor bu ara herhalde. Ama saat 22.24 zaman olarak baya geçmiş. Bu kâidaye fazla riayet ettik. Men ekrabe ileyye konusu önemli. Şimdi bu men ekrabe ile alâkalı birilerine aslında böyle buradan bir şey yapıyorum. Gönderim yapıyorum. Men ekrabe ile alâkalı. Eğer dinliyorsa men ekrabeler çok önemli.

Evet önümüzdeki hafta 2044. Beyt. Fakat bir yerde kuru bir ağaç bulunsa cana can katan rüzgar ayıplama. Rüzgar işini yaptı esti. Canı olan da rüzgarın tesirini candan kabul etti. Buradan devam edeceğiz inşâallâh. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Helal etmeyeniniz var mı içinizde ben biraz gecikiyorum diye. Bakıyorum helal etmeyen var mı? Fatih Terim gibi baktım biraz hoş olmadı ama var mı helal etmeyen? Yok. Peki teşekkür ederim. Olur mu olur yukarıdan helal etmeyen varsa. Olur mu olur birisi der ki ben helal etmiyorum. Sen benim gözümün üstünde kaşın vardı der. Yok sen bizim kafasımızda laf söyledin. Yok sen bizim evliyamızda laf söyledin. Öyle ya. Millet bu ara çok alın kal.

Yok sen bana söyledin. Bir de onlar var. Sohbeti bitiriyor. o gün yorgunluktan, argınlıkta neyse hiçbir şeye bakmıyorum. Bakıyorum bir gün sonra iki gün sonra bakıyorum. Dün akşam sohbeti benim kastettin efendim. Birine dedim evet seni kastettim. Ne yapacaksın döveceksin. Birine dedim evet seni kastettim. Ne yapacaksın döveceksin mi dedim. Şimdi bir de bu var. Evet herkes sohbetten istediğini alsın kardeş. Kastettiysen bile seni kastetmişimdir. Al üstüne tövbe et değiştir kendini. Evet seni kastettim hepinizi kastettim. Bitti. Benim için yol kolay.


Kaynakça ve Referanslar

  • Mesnevî 1. Defter, 1846 Civârı Beyitler — Bahâr ve Güz Yağmuru: Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî, 1. Defter, 1846-1850 (Bahâr-i Cân ve Güz Yağmuru kıyâs-ı temsîlî); Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî 1/543-560; Abdülbâkî Gölpınarlı, Mesnevî ve Şerhi 1/376-380; Ahmed Avni Konuk, Mesnevî Şerhi 1/545-562; Reynold A. Nicholson, The Mathnawi of Jalâlu’ddîn Rûmî 1/171-176; bahâr ve güz mevsimleri arasındaki tabiat-mâna kıyâsı — Necmüddîn Kübrâ, Fevâihu’l-Cemâl; Mustafa Kara, Mevlânâ ve Mesnevî.
  • Bahâr Yağmurunun Şifâ Olması ve Resûlullâh’ın Sünneti: Hz. Peygamber’in bahâr yağmurunda bedenine yağmur değdirmesi sünneti — Müslim, Salâtü’l-İstiskâ 13 (898); Ebû Dâvûd, Edeb 105 (5100); Ahmed b. Hanbel, Müsned 3/267; Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ 3/359; «hadîsa ahduhû bi-Rabbihî» tâbiri (Allâh’tan henüz gelmiş yağmur) — Nevevî, Şerhu Sahîh-i Müslim 6/195; Aynî, Umdetü’l-Kârî 7/41; yağmurun mecâzî olarak rahmet-i ilâhîyle sembolü — Şuârâ 26/40, Nahl 16/65, Bakara 2/22; «yâ semâü ekleilî» (Hûd 11/44) ve göklerin lisân-ı hâli; modern asitli yağmur ve atmosferik kirlilik — IPCC AR6 raporları (2021-2023).
  • Yûnus Emre Dîvânı — «Ev Yapasım Geldi»: Yûnus Emre (vef. 720H/1320M, Karaman/Tapduk Emre dergâhı), Dîvân, 142. ilâhî («Bir kez gönül yıktın ise»); Mustafa Tatcı, Yûnus Emre Dîvânı (Şâir Yûnus Külliyâtı); İbrâhim Hâs, Tezkire-i Ehl-i Hakîkat; Yûnus’un dünyâ hayâtına bakışı — Risâletü’n-Nushiyye (1307); Abdülbâki Gölpınarlı, Yûnus Emre — Hayâtı ve Şiirleri; M. Fuad Köprülü, Türk Edebiyâtında İlk Mutasavvıflar; Furkân 25/63 (Rahmân’ın kullarının yeryüzünde tevâzu ile yürüyüşü); A’lâ 87/16-17 («Bilakis siz dünyâ hayâtını tercîh ediyorsunuz, halbuki âhiret daha hayırlı ve daha kalıcıdır»); kaçak kat ve mizâhi sembolizm — Mustafâ Özbağ Efendi sohbetlerinden.
  • Sırât Köprüsü ve Sekiz Cennet: Sırât köprüsü tasvîri — Buhârî, Rikâk 52, Tevhîd 24; Müslim, Îmân 302 (183); Tirmizî, Sıfâtü’l-Cennet 13 (2557); İbn Mâce, Zühd 33 (4280); cennetin sekiz katı (Firdevs, Adn, Naîm, Hıld, Me’vâ, Dârü’s-Selâm, Dârü’l-Karâr, Dârü’l-Celâl) — Kurtubî, et-Tezkire fî Ahvâli’l-Mevtâ ve Umûri’l-Âhire; Süyûtî, el-Bedrü’s-Sâfî; Aliyyü’l-Kârî, Şerhu’l-Fıkhi’l-Ekber; Gazzâlî, İhyâ, Kitâbü Zikri’l-Mevt 4/495-540; cehennemin yedi katı — A’râf 7/41, Sâd 38/56, Zümer 39/71-72, Hicr 15/44; Müslim’den çıkışın (cehennemden Müslümanların çıkması) — Buhârî, Rikâk 51; Müslim, Îmân 302.
  • Tîre Menkıbesi — Tokatla Mâna Âleminin Açılması: Tîre (İzmir-Aydın), Aydınoğulları döneminden tasavvuf merkezi — Mustafa Bilge, Tîre Tasavvuf Tarihi; Cüneyd-i Bağdâdî’den itibaren sûfîlerde imtihâna sabretmenin keşf-i mâna sebebi olduğu — Kuşeyrî, er-Risâle, bâbu’s-sabr; İmâm Şârânî, el-Yevâkît ve’l-Cevâhir; Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtu’l-Kulûb 1/289-302 (sabr menzili); İbn Atâullah el-İskenderî, el-Hikem 13. hikem («Ne’mâl-belâü ke-belâi mahmûd»); haccac sabreden velîler menkıbeleri — Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ (Bişr-i Hâfî, İbrâhîm bin Edhem); evlilikte sabretme âdâbı — Buhârî, Nikâh 80; Ahzâb 33/35.
  • Şems Sûresi 91/1-2: Güneş ve Pırıltısı (Tasavvufî Tefsîr): «Veş-şemsi ve duhâhâ ve’l-kameri izâ telâhâ» (Şems 91/1-2) — Taberî, Câmiu’l-Beyân 30/210; İbn Kesîr, Tefsîr 8/420; Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 31/192; tasavvufî tefsîr — Sülemî, Hakâiku’t-Tefsîr; Kuşeyrî, Letâifü’l-İşârât; Ruzbihân Baklî, Arâisü’l-Beyân; İbn Acîbe, el-Bahru’l-Medîd; manevî güneşin ilm-i ilâhî olduğu — Sühreverdî, Hikmetü’l-İşrâk; Mevlânâ, Fîhi mâ Fîh, Şems-i Tebrîzî temâsı; gayb âleminden gelen tecellîlerin çeşitliliği — Necmüddîn-i Dâye, Mirsâdü’l-İbâd; İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1. cilt 31. mektûb (tecelliyât-ı zıllî ve aslî).
  • Mehdî Hadîsleri ve Ebdâl Mefhûmu: Mehdî hadîsleri — Ebû Dâvûd, Mehdî 1 (4282); Tirmizî, Fiten 43 (2230); İbn Mâce, Fiten 34 (4082); Ahmed, Müsned 3/27, 36; Hâkim, Müstedrek 4/431-465; Mâverdî, el-Hâvi li’l-Fetâvâ, Mehdî bahsi; İbn Kayyim, el-Menârü’l-Münîf, Mehdî hadîsleri inceleme; modern Mehdî sapkınlıkları (Mirzâ Gulâm Ahmed Kâdiyânî, Bahâullâh) — Ahmed Ebû Zehra, el-Mezâhibü’l-İslâmiyye; Ebdâl mefhûmu (40 zât-ı Şâm) — Ahmed b. Hanbel, Müsned 1/112; Hâkim, Müstedrek 4/596; Hilye 1/8; Hücvîrî, Keşfü’l-Mahcûb, bâbu’l-ebdâl; Şârânî, el-Yevâkît 2/79; İbn Arabî, Fütûhât 2/13-14; Mustafa Kara, Tasavvuf ve Tarîkatlar Tarihi.
  • Üstâdın Sözünün Nefes Olması — Horasan Erleri Geleneği: «Nefes» tâbiri sûfîlerde mürşidin sözünü ifâde eder — Eflâkî, Menâkıbü’l-Ârifîn 1/63-65; Yûnus Emre, Dîvân («Tapduk’un tapusunda nefes oldum»); Hacı Bektâş-ı Velî, Makâlât, bâbu’s-sülûk; Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Horasan tarîkatları — Necmüddîn Kübrâ, Fevâihü’l-Cemâl; Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, «nefes» maddesi; Selçuk Eraydın, Tasavvuf ve Tarîkatlar.
  • Mürşidin Sözünün Çift Tesîri: Tâlihliye Şifâ, Mühürlü Kalbe Zehir: Bakara 2/7 («Allâh onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir») — Taberî, Câmiu’l-Beyân 1/107; İbn Kesîr, Tefsîr 1/45; Câsiye 45/23; A’râf 7/179; Tevbe 9/87, 93; mühür-lenmiş kalp ile diri kalp ayrımı — İbn Kayyim, İğâsetü’l-Lehfân 1/12; Gazzâlî, İhyâ, Acâibü’l-Kalb; veliler söylediği sözle imtihân olunması — Mâturîdî, Te’vîlâtü Ehli’s-Sünne; sahibinin/ârifin nasihati ile menfaat alma — Bakara 2/269 («Allâh hikmeti dilediğine verir, kendisine hikmet verilen kimseye çok hayır verilmiştir»); Necm 53/3-4 ile bağlantı (üstâdın sözünün vahyî tezekkür mâhiyeti); İmâm Rabbânî, Mektûbât 1. cilt 31. mektûb.
  • Hacı Haydar Efendi (Karabaş Silsilesi) ve Tükenmez Hazîne: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi: Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar Efendi → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; İrşâd Dergisi hâtırâtı; Şamâr Ebdâlları hadîsi: «inne ebdâle ümmetî erbaûn racülen, yu’tâ ahduhüm makamâ erbaîne mekâne ahdihim» — Ahmed b. Hanbel, Müsned 5/322; Hâkim, Müstedrek 4/596 (Süyûtî sahîh sayar); Heysemî, Mecmau’z-Zevâid 10/63; «Ümmetim arasında her zaman 40 kişi bulunur ki onların kalpleri İbrâhîm’in kalbi üzeredir» — Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat (Heysemî, Zevâid 10/62 yoluyla); Beyhakî, el-Esmâ ve’s-Sıfât; Münâvî, Feyzü’l-Kadîr 3/220; cübbeli ile yedi büyük kutb (Aktâb-ı Erbaa + Şâzelî); Pîr-i Türkistan Hoca Ahmed Yesevî silsilesi — Mustafa Kara, Tasavvuf ve Tarîkatlar Tarihi; tükenmez hazîne mefhûmu — İbn Atâullah, el-Hikem; Necmüddîn Kübrâ, Fevâihü’l-Cemâl; Necmüddîn-i Dâye, Mirsâdü’l-İbâd.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Hakîkat, Zikir, Tevhîd, İhsân, Sülûk, Kalb. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı