Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2024 Sohbeti #17 — Ahzâb 21: Üsve-i Hasene ve Sünnet-i Seniyye’nin Bağlayıcılığı

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2024 Sohbeti #17 — Ahzâb 21: Üsve-i Hasene ve Sünnet-i…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Ahzâb 21: Resûlullâh’ta Üsve-i Hasene — Mü’mine Tek Örnek Hz. Muhammed Mustafâ ﷺ

Bu akşamki 30. nasihatmış. Ahzâb Sûresi, âyet 21. Eûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm Le kad kâne leküm fî Rasûlillâhi üsvetün hasenetün li-men kâne yercûllâhe vel yevme’l-âhira ve zeker Allâh’a kethîr Sadakallâhu’l-azîm Ahzâb, âyet 21. Andolsun, Allâh’ın Resûlü’nde sizin için Allâh’a ve âhiret gününe kavuşmayı uman, Allâh’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır. Peygamber, sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri, bütün ümmete örnektir. Bir kimse Allâh’a iman ettiyse, Resûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin peygamberliğini iman ettiyse, onun için tek bir örnek vardır. Başkaca bir örnek yoktur, âyet-i kerimeye göre. İnananlar için Resûlullah sallâllâhu aleyhi ve sellem’de güzel örnekler vardır.

Aleyhi Hakkında

Demek ki Hazret-i Peygamber, sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nde zaten çirkin bir örnek görmek mümkün değildir. Çünkü Hazret-i Peygamber, sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri, günah işlemekten korunmuştur. Şimdi ilahiyatlarda, imam-hatiplerde o da günah işledi, tövbe etti, Allâh onun tövbesini kabul ettiği sözü doğru değildir. Çünkü Necm Sûresi’nde de Cenâb-ı Hak onu, normalde o hiç hevâ-hevesine uymadı diyerekten, onu korumasına altına almıştır. Çünkü Hazret-i Peygamber, sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri, vahiy ile her daim korunan bir peygamberdir. O yüzden muhakkak ki bütün inananları kapsadığı gibi Allâh’ı çokça zikredenler, bunun normalde çokça zikreden, kesîr olarak geçiyor Âyet-i Kerîme’de, çokça zikredenler için de neymiş güzel örnek varmış.

Hem ahireti umacak, iman edecek hem de aynı zamanda Allâh’ı çokça zikreden için güzel örnek var. Bu Âyet-i Kerîme ile sabit olunca bir kimsenin din adına, din adına başka bir örnek seçmesi kendine mümkün değildir. Çünkü Peygamber, sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri, Âyet-i Kerîme ile güzel örnek olarak nitelendirilmiştir. bir kimsenin hem Müslüman, mümin hem de Allâh’ı çok zikrediyor ama önüne örnek olarak bu parti lideri olabilir, bu dergah şeyhi olabilir, bu onun üstadı olabilir, bu onun patronu olabilir, bu onun kocası olabilir, karısı olabilir, abisi, emmisi, amcası nesi olursa olsun, onun için, bir Müslüman için, bir mümin için güzel örnek Hz. Muhammed Mustafa’dır, sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri.

Çünkü Allâh tarafından husûsî mâhiyette görevlendirilmiş ve husûsî mâhiyette çocukluğundan itibaren korunma altına alınmış, çocukluğundan itibaren hiç günah işlememiş ma’sum bir Peygamberdir. Ve ondan sonra ne bir Peygamber gelecektir, ne de bir Nebî gelecektir, ne de bir Resul gelecektir. Sonradan kendisine ben Nebîyim, ben Resulüm, yok bana kitap indirilmedi ama ben de Muhammed Mustafa’nın kitabına uyan bir Resulüm. Yok bana kitap indirilmedi ama ben de Muhammed Mustafa’nın kitabına uyan Nebîyim. Zaman içerisinde böyle Nebîler geldi, böyle Resuller geldi filan, bunların hepsi de boş safsatlardan ibarettir. Son Nebî, son Resûl, son Peygamber Hz. Muhammed Mustafa’dır. Bunun başka başka bir şey düşünülmesi mümkün değildir.

Ve Hazret-i Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri bu mânâda bütün ümmete her hâliyle örnektir.


Sünnet-i Seniyye’nin Bağlayıcılığı, Hikmet İlhamı ve Vahy Olduğuna Dâir Ehl-i Sünnet İcmâı

Hadîs-i şerîfte Hazret-i Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri, Müslim naklediyor bunu. Kim bana itaat ederse muhakkak ki Allâh’a itaat etmiştir. Kim de bana isyan ederse muhakkak ki Allâh’a isyan etmiştir buyurur. Çünkü Bakara Sûresi 151. âyet’de de nitekim kendi içinizden bir Peygamber gönderdik. O size ayetlerimizi okuyor ve nefislerinizi arıtıyor. Ayrıca size kitabı ve hikmeti öğretiyor. Kitabı ve hikmeti öğretiyor. Kitaptan kasıt Kur’ân-ı Kerîm’dir. Hikmetten kasıt Hazret-i Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin sünnet-i seniyyesidir. O yüzden Cenâb-ı Hak bir kısım peygamberlere kitapla beraber hikmet verdiğini beyan ediyor. O yüzden birisinin Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin sünnet-i seniyyesini küçük görmek, hor-hakir görmek, kabul etmeme mümkün değildir.

Çünkü Ehl-i sünnetin ekser uleması, âlimleri sünnet-i seniyyelerin de vahiy olduğuna dair icmâ etmişlerdir. Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin sünnetleri vahiydir. O yüzden Hadîs-i Şerîf’te ibâdet ederken benden gördüğünüz gibi ibadetlerinizi yapınız der. O yüzden bu sebeple Hazret-i Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri güzel örnektir ve ona itaat etmek, ona itaat etmek herkesin üzerine vacip hükmündedir. Hazret-i Peygamber bir kısmı da şöyle diyor, bir tek Allâh’ın bir şeye haram etme yetkisi vardır. Peygamber bir şeye haram edemez dediğinde o dinden çıkmış oluyor. Çünkü Hadîs-i Şerîf’te kim bana itaat ederse Allâh’a itaat etmiş gibidir sayılıyor. O zaman Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin de bir şeyi haram etme yetkisi vardır.

Haram etme yetkisi, mesela siz Kur’ân-ı Kerîm’de bir kadınla teyzesini aynı nikah altında toplamanın yasaklandığına dair bir ibâre göremezsiniz. Ama Hazret-i Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri kadının teyzesini ve hatta halasını bir nikahda toplamanın mümkün olmadığını söyler, haram olduğunu söyler. Direkt haram der. Demek ki Hazret-i Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri de bazı şeyleri bu kendisine verilen hikmetten dolayı haram etmiştir. Ve bu konuda da Müslümanlar, Müslümanlar Hazret-i Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin sünnetlerine uymak zorundadırlar. Bu sadece namazda, oruçta, hacda, zekâtta değil. Aynı zamanda İslâm’ın hukukunda. En önemli yer burası.

İslâm’ın hukukunda da Hazret-i Peygamber sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin Müslümanlar uymak zorundadır. Evet, devlet İslâm devleti değildir. Devlet layık bir devlettir.


Lâik Devlet Hukuku Karşısında Müslümanın Bireysel Mes’ûliyeti — Kur’ân ve Sünnet’in 1400 Yıllık Bağlayıcılığı

Lâik bir devlet demek, dinsiz bir devlet demektir. O yüzden devletin kanunları dinsizliğin üzerindedir. Ama Müslümanlar kendi bireylerinde, kendi bireysel dairelerinde Allâh Resûlü’nün sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin koymuş olduğu kurallara, Kur’ân’ın koymuş olduğu kurallara uymakla mükelleftirler kendi dairelerinde. Evet devlet bu noktada dinsiz, evet dinsiz ama Müslümanlar dinli. Allâh’a iman ettiler, Resulüne iman ettiler, kitaba iman ettiler. Onların bir kitabı var, o kitabında bir hükmü, bir hukuku var. O kitabın hükmünü, hukukunu reddetmek, o kitabın hükmünü, hukukunu Peygamberle beraber, sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’ni reddetmek küfürdür. Bir Müslüman Kur’ân ve Sünnet’in hukukunu reddedemez.

Kur’ân ve Sünnet’in bağlayıcılığı bütün her şeye münhasırdır. Her şeyi bağlar. Her şeyi bağlar. O yüzden ister siyasetçi olsun, ister din adamı olsun, ister âlim olsun, ister şeyh olsun, ister derviş olsun, ister havada uçuyor olsun, ister denizin üzerinde yürüyor olsun, isterse denizin içinde balıklar gibi yüzüyor olsun, isterse yum gözünü, aç gözünü, Kabe de gözünü açtığını iddia etsin, isterse yum gözünü, aç gözünü Güney Afrika’da olduğunu iddia etsin, isterse gece kılıcı alıp, ”Hıh, hıh” diye savaştığını iddia etsin. Herkesi bağlayan Kur’ân ve Sünnet var. Ve Sünnet-i Seniyye’de de örnekler var. O kimsenin din adına söylemiş olduğu şey hem Kur’ân’a hem Sünnet-i Seniyye hem imamların iştahadına uymakla mükellef.

Evet, ictihâd değişebilir, ictihâd gelişebilir, ictihâd bu noktada farklı iştahatlar verilebilir. Onlar da Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye için de olması gerekir. Yoksa herhangi bir parti başkanı, herhangi bir devlet adamı olarak bilinen kimse, herhangi bir tarikat şeyhi, yok mürşidmiş, yok şeyhmiş, yok veliymiş, yok uçuyormuş, bu zamanda Kur’ân’ın hükmüyle hükmedilmez diyorsa o kâfirin ta kendisidir. Buradan tövbe etmediği müddetçe. Eğer bunu toplum içinde söylediyse, buradan geri döndüğüne dair toplum içinde beyan etmesi gerekir. Toplum içinde bunu beyan etmediyse, biz onu küfür ehli olarak görürüz ki bu bizim hakkımızdır. Çünkü zahiren o çıktı Kur’ân’ın 1400 yıllık hükümlerinin bugün geçerli olmayacağını söyleyen kimse bu manada bu kim olursa olsun.

Bu mezardan babam çıksa, babam söylese babam için de dahildir. O kimse kâfirdir. Çünkü Hazret-i Peygamber’in sallâllâhu aleyhi ve sellem hazretleri size iki şey bıraktı. Birisi Allâh’ın kitabı Kur’ân, birisi de Sünnet-i Seniyye. Başka bir hadîslerde Ehl-i Beyt’im de demiştir. Böyle olunca Müslümanın uyması gereken yer Kur’ân, Sünnet ve Ehl-i Beyt’tir. Ehl-i Beyt kim? Kim benim Kur’ân ve Sünnet-i Seniyyeye mi sımsık yapıştı? O, Ehl-i Beyt’tir. Kur’ân ve Sünnet’e sımsık yapışmamış, cebine yapışmış. Kur’ân ve Sünnet’e sımsık yapışmamış, midesine yapışmış. Kur’ân ve Sünnet’e sımsık yapışmamış, orasına burasına yapışmış. Kur’ân ve sünnete sımsık yapışmamış, o siyasi lidere, bu siyasi lidere, ona buna, ona o sana mavi boncuk dağıtmış, onlara yapışmış.

Bunlar sapıktır. Sapıktır. Dinini dünyaya istismar edecek, dünyalık kazanmak için dinini istismar edenler de sapıktır. O da sapıktır. Dinini geçim aracı yapanlar da sapıktır. Sapıktır bunlar. Çünkü dinini dünyaya geçim aracı yaptıysa, Ayet-i Kerimelere ters düştü. O da sapıktır. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri örneğimizdir. Hazret-i Muhammed Mustafa dini tebliğ ettiği için herhangi bir ücret almamıştır. Evet, en büyük ordu toplandığında bütün herkese kim ne verebilecekse, kim ne yardım edebilecekse gelsin yardım etsin demiştir. O zaman bütün ümmet, kim büyük? Çünkü Rum ordu toplamış. Bir rivayette Şam’a kadar gelmiş, büyük bir orduyu toplamışlar. bugünkü Dımaşk’a ve Arap müşrikleri de kendilerine almışlar.

Ama tabii Rumlar o Arap müşriklerini sattılar sonra. O savaşa kendileri gitmediler filan. Neyse orası uzun mesele. Şimdi böyle olunca Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bir tek o zaman ordu için cihâd için insanlardan yardım toplanmıştır. Öbür türlü ellerine uçtur, yok kitap bastıracağım Müslümanlar buraya. Yok cemaatler bir bakmışsın, tarikatlar bir bakmışsın, zekat topluyorlar, para topluyorlar, dileniyorlar. Dileniyorlar. Şeyhler dileniyor. Peygamber’de örneğiniz?


Tasavvuf Ehlinin Sünnet’e Sımsıkı Yapışma Vacibesi: Dilenmemek, İstememek ve İyyâke nesta’în Sırrı

Hem eli tasavvufum diyeceksin, hem Ayet-i Kerim’de Allâh’ı zikredenler için en güzel örnek Hazret-i Muhammed Mustafa’dır diyeceksin. Zikredenler nerede görülmüş dilendikleri? Zikredenler nerede görülmüş? Zikrullâh için veyahut da zikrullâh yapacakları. Yok dergah yaptıracağız pamuk yerler cebe. Birine öyle dedim. Dergahın tapusu kimin üzerine olacak dedim? E, Şeyh Efendi’nin üzerine. Herkes para verdi dedim. Ölünce ne olacak? Şeyh Efendi öldü. Ne olacak dedim. Tabi şeyhler ölüyor, ondan sonra çocuklarına, herkese birer tane icâzet veriyor, sonra ardından kavga çıkıyor. Neden? E, para var. Birinde bağırıyor, ümmetin parası ne olacak diyor. Ümmetin parası sende ne ağrıyor? Bunları söyleyince de sen bizim sa’âdetlerimize laf söylendin.

Yok kardeş, orta yere laf söylüyor. İstemeyin. İstemeyin. Dilenmeyin. Şu sarınız kafanızdakken bir şey dilenmeyin. Bu haydariyyeniz üstünüzdeyken bir şey dilenmeyin. O cübbe üstünüzdeyken bir şey dilenmeyin. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri örneğiniz ise sizin dilenmeyin. Örneğiniz Hazret-i Muhammed Mustafa ise sallallâhu aleyhi ve sellem, örneğiniz Hazreti Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali ise, örneğiniz Hazreti Hasan, Hazreti Hüseyin ise, örneğiniz Abdülkadir Geylânî, Ahmed er-Rifâî, Ahmed el-Bedevî, İbrâhîm ed-Düssûkî, Şeyh Ebu’l-Hasen eş-Şâzelî, eş-Şâzelî, Pîr Efendiler ise istemeyin. Dilenmeyin. İsteyen, Dileyen, İsteyen, Dilenen Allâh’la olan bağı kopmuştur onun. İyyâke na’büdü ve iyyâke nestaîn.

Ancak sana ibadet eder, ancak senden yardım dileriz. Bitti. Sen Allâh’a secdeye kapan Allâh’tan iste isteci yani. Eğer sen gerçekten Allâh’a dost doğru kulsan sana verilmeyecek hiçbir şey yok. Sen daha secdedeyken her şeyi ihya eder o. Sen daha kafandan secdeyi bile kaldırmamışsındır. Hemen gözünün önüne getirir seni. Senin önüne getirir. Senin eline getirir onu. Senin eline getirir. Allâh’a öyle güven, öyle dayan, öyle yaslan. Allâh’la olan bağını öyle sıkı tut. Allâh’la olan bağını öyle sıkı tut. Ama sen kalkar kullarla olan bağına bakar da Allâh’la olan bağını unutursan rezîl ü rüsvâ olursun. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden normalde biz Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin sünnet-i seniyyesine uyarız.

Onun haram dediklerini haram kabul ederiz. Mekruh dediklerini mekruh kabul ederiz. Farz dediklerini farz kabul ederiz. Vâcip dediklerini vâcip kabul ederiz. Bütün ibadetlerimizi Kur’ân ve sünnet-i seniyyeye uygun yaparız. Çünkü en güzel örnek odur. Ahlâkımızı Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin ahlâkıyla ahlaklandırmaya çalışırız. Uyabildiğimiz yere kadar ona uymaya çalışırız. Çünkü Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin ahlâkı Kur’ân ahlâkıydı. Gönderiliş sebebi de ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim dedi.


Hz. Âişe Rivâyeti: «O’nun Ahlâkı Kur’ân Ahlâkı İdi» — Ahlâken Sünnet’e Uymanın Zorunluluğu

Hazret-i Âişe annemize sordular. Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin ahlakı nasıldı? Onlara cevap çok sert oldu. Siz Kur’ân okumuyor musunuz dedi. Muhammed Mustafa’nın ahlakı Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in ahlakı Kur’ân ahlakıydı dedi. Demek ki ahlak olarak da ona tâbi olmalıyız. Ve bir kimse namaz kılıp ahlâken sünnet-i saniye uymuyorsa, buraya gelip dervişim deyip de evinde Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in ahlakına uymuyorsa, buraya gelip dervişim deyip evinde babasıyla kavga ediyorsa, annesiyle kavga ediyorsa, buraya gelip dervişim deyip babasına lakaytlık yapıyorsa, annesine isyankârlık yapıyorsa o Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin ahlakıyla ahlaklanmamış.

O bizim yolumuzda yürüyen değil, bizden ders almış, yolda yürümüyor. Buradan ders alıp da kocasına ağzına geleni söylüyorsa o Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin ahlakının dışında. O buradan ders alıp da karısına, ağzına geleni okuyorsa, küfrediyorsa, hakaret ediyorsa o buradan ders almış ama ahlakı ahlaklanmamış buranın ahlakıyla. Burada yanlışlık var, eksiklik var. Biz Hz. Muhammed Mustafa’nın sünnet-i seniyenisini yaşamakla mükellefiyiz. Biz o mükellefiyeti yerine getireceğiz. Eziliriz, horlanabiliriz, evet bize yanlış davranabilirler, eksik davranabilirler, evet eşimiz bize eksik davranabilir, çocuklarımız eksik davranabilir, biz eksik davranamayız. Biz başımızdaki sarıkla, sırtımızdaki haydariyye ile, yüzümüzdeki sakalımızla eksik davranamayız.

Sen elinde tespihle, başında örtüyle, sırtında mantoyla kocana eksik davranamazsın. Çocuklarına eksik davranamazsın. Sen dervişlik yolunda gidiyorsan çocuğuna hakaret edemezsin, çocuğunu dövemezsin, çocuğuna küfredemezsin, çocuğuna yanlış davranamazsın. Hatalı da olsa sen çocuğuna yanlış davranamazsın. Çünkü onun gözünde kötü bir baba, kötü bir anne olarak kalacaksın. Derviş bir baba, derviş bir anne olarak kalmayacaksın. Bugünkü toplumun handikapı budur.


Anne-Babanın Çocuğa Örnekliği ve Ehl-i Zikrin Birer Fener Olma Mes’ûliyeti

Eğer çocuklarınız dervişlikten, İslâm’dan soğuyorsa sorumlusu anne babadır. Çocuklar buraya derse gelmiyorsa sorumlusu anne babadır. Çocuklarınızla aynı yolda yürümüyorsanız sorumlusu anne babadır. Anne babadır. Başka hiç kimse değildir. Sizin davranış biçiminiz çünkü sizin davranış biçiminiz, sizin yolunuzun aynasıdır. Sizin yolunuzun, bu yolun değil. O senin kendi yolun. Sen kah öyle davranıyorsun, kah böyle davranıyorsun. İşine gelince dervişsin, sinirlenince dervişlik kalmadı. Ağzına gelen bütün her şeyi okudun. Ne oldu? Birisi senin ayağına basmayı görsün. Birisi ayağına bastı, ne dervişlik kaldı ne sufilik kaldı. Okudun yürüdün gittin. Ne anladık bundan? Allâh muhâfaza eylesin. Ehl-i zikir bu konuda çok önemli bir imtihan veriyor.

Ehl-i zikir her haliyle Hz. Muhammed Mustafa’nın sallallâhu aleyhi ve sellem’in sünnetine uymalı. Çavuşunuz, zakiriniz, nakibiniz, halifeniz, şeyhiniz eksik davranabilir. Sen Hz. Muhammed Mustafa’nın doğrusuna uy. Hiç eksik davranmayan Hz. Muhammed Mustafa’dır sallallâhu aleyhi ve sellem. Birisi de şöyle demiş, demiş ki, siz Hz. Peygamberi çok önde tutuyorsunuz, şirk’tesiniz, küstah. İkiliktesiniz, şirk’tesiniz diyor. Hazret-i Peygamber’e itaat, Allâh’a itaattir. Hazret-i Peygamber’in peygamberliğine iman etmek, Allâh’a iman etmektir. Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem’in sünnet seneyesini önde tutmak, önde tutmak ne küfürdür ne şirk’tir. Bunu söyleyen cahilin ta kendisidir, kafirin ta kendisidir.

Cahilin ve kafirin ta kendisidir. Müslüman, mümin, inanan her halinde ama, her halinde. Bu sadece yemekte içmekte değil. Arkadaş yemek yerken sağ eliyle bahsetti, harika. Su içecek, başını kapattı, suyu içti, harika. Cübbesi harika, sakalı harika, kafasında da sarı var harika. Tam ben yanlarından geçiyorum, eşine bir laf söyledi ki içim cızz etti. Dedim ki ya, bu cübbeyle, bu sakalla, bu sarıkla, eşine bunu söylemeseydi içimden. İçim eridi böyle. Böyle bir an böyle göz göze geldik, anladık hatasını, tak kafasını eğdi. Değil, bu değil arkadaşlar, bu değil. Biz her halimizle sünnet-i seneye uymakla mükellefiz. Ve sünnet-i seneyi tebliğ etmekle mükellefiz. Rabbim bizi onlardan eylesin. Her halimizde, her halimizde.

Hazret-i Peygamber’in sünnetini icra edenlerden eylesin. Sufiler, zikir ehli olanlar, bunlara çok iyi dikkat etmesi gerekir. Çünkü sizler birer ışık olmanız gerekir. Birer fener olmanız gerekir. Gittiğiniz yeri aydınlatmanız gerekir. Neyle? Kur’ân ve sünnet-i seneye teslimiyetinizle, yaşamanızla. Yoksa ele geleni yersek, dile geleni dersek, koca Yunus’un dediği gibi öyle dervişlik dursun demiş. Allâh bizi öyle yaşamaktan muhafaza eylesin. Cenâb-ı Hak dillerini muhafaza eden kullarından eylesin. Gözlerini muhafaza eden kullarından eylesin. Cenâb-ı Hak uzuvlarını muhafaza ettiği kullarından eylesin. Rabbim cümlemizi haramlardan uzak duran kullarından eylesin. Cenâb-ı Hak cümlemizi tevbe eden, namaz kılan, oruç tutan, Allâh’ı çokça zikreden, zekat veren, hacca giden kullarından eylesin.

Cenâb-ı Hak cümlemizi etrafına iyilik yapan kullarından eylesin. Etrafiyle iyi geçinen kullarından eylesin. Etrafındaki insanların şikâyet etmediği, iyi insandır, güzel insandır denilen kullarından eylesin.


Kaynakça ve Referanslar

  • Ahzâb 33/21 — Üsve-i Hasene Âyeti: «Le kad kâne leküm fî Rasûlillâhi üsvetün hasenetün, li-men kâne yercûllâhe ve’l-yevme’l-âhira ve zekerallâhe kesîrâ» (Ahzâb 33/21); Taberî, Câmiu’l-Beyân 22/9-12; İbn Kesîr, Tefsîr 6/391; Fahruddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 25/197; Kurtubî, el-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân 14/153; Zemahşerî, el-Keşşâf 5/52; Muhammed Esed, Kur’an Mesajı 2/871; Hz. Peygamber’in masûmiyeti — Necm 53/3-4 («Hevâ-yı nefsinden konuşmaz, o ancak vahyolunan bir vahydir»); ümmetin tek mutlak örneğinin Resûlullah olması — Şâtıbî, el-Muvâfakât 4/3-12.
  • Bakara 2/151 — Kitap ve Hikmet (Sünnet) Tâlimi: «Kemâ erselnâ fîküm Rasûlen minküm yetlû aleyküm âyâtinâ ve yüzekkîküm ve yu’allimükümü’l-Kitâbe ve’l-Hikmete» (Bakara 2/151); Hikmet’in Sünnet-i Seniyye olduğu — Şâfiî, er-Risâle §252-256; İmâm Şâfiî, Cimâ’u’l-İlm; Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve 1/24; İbn Kesîr, Tefsîr 1/463; Şâtıbî, el-Muvâfakât 4/4 (Sünnet’in vahy-i gayr-i metlüvv olduğu); Begavî, Meâlimü’t-Tenzîl 1/130; Kur’ân ve Sünnet’in birlikteliği — Âl-i İmrân 3/164.
  • Sünnet-i Seniyye’nin Vahy Olduğuna Dâir Ehl-i Sünnet İcmâı: «Elâ innî ûtîtu’l-Kitâbe ve mislehû mea’hû» (Bana Kur’ân ve onun bir misli daha verildi) — Ebû Dâvûd, Sünnet 6 (4604); Ahmed b. Hanbel, Müsned 4/130; Tirmizî, İlim 10; Hâkim, el-Müstedrek 1/108; Şâtıbî, el-İ’tisâm 1/158-167; Şâfiî, er-Risâle §82-93; Hattâbî, Meâlimü’s-Sünen 4/297; Suyûtî, Miftâhu’l-Cenne fi’l-İhticâc bi’s-Sünne; Ebu’l-Hasen el-Eş’arî, el-İbâne; İmâm Mâtürîdî, Kitâbü’t-Tevhîd; Ebû Hanîfe, el-Fıkhu’l-Ekber; «men etâ’anî fe-kad etâ’allâh» — Buhârî, Ahkâm 1; Müslim, İmâra 32 (Bana itaat eden Allâh’a itaat etmiştir); Hz. Peygamber’in haram etme yetkisi — Haşr 59/7 («Resûl size ne verdiyse onu alın, neyi yasakladıysa ondan kaçının»); kadının halası ve teyzesini bir nikâhda toplama yasağı — Buhârî, Nikâh 27; Müslim, Nikâh 33-34 (1408); Tirmizî, Nikâh 30; Ebû Dâvûd, Nikâh 13; Nesâî, Nikâh 47; «Size iki şey bıraktım: Allâh’ın Kitâbı ve Sünnetim» — Mâlik, Muvattâ, Kader 3 (1594); Hâkim, Müstedrek 1/93; Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ 10/114.
  • «Ehl-i Beyt» Tasvîri ve Kur’ân-Sünnet’e Sımsıkı Yapışma: «Sekaleyn» hadîsi: Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe 36 (2408); Tirmizî, Menâkıb 31 (3786); Ahmed, Müsned 3/14; «innâ aczî ûtitü ve’l-Kitâbe ve mislehû ma’ehû» müteâkıb âlimlerce silsile — İbn Teymiyye, Minhâcü’s-Sünne 4/103; Ehl-i Beyt’in Kur’ân ve Sünnet’e tâbi olanlar olduğu — Begavî, Şerhu’s-Sünne 14/352; Cürcânî, Şerhu’l-Mevâkıf; Ahzâb 33/33 (tathîr âyeti) — İbn Kesîr, Tefsîr 6/410; Mehmed Şevki Aydın, Ehl-i Beyt’in Tarihî Konumu; Hadîs-i Şerîf «Ehl-i Beyt’im Nuh’un gemisi gibidir; ona binen kurtulur» — Hâkim, Müstedrek 3/151; Ahmed b. Hanbel, Fedâilü’s-Sahâbe 2/671.
  • Lâik Devlet Hukuku ve Müslümanın Bireysel Hukuk Mes’ûliyeti: Türkiye Cumhuriyeti’nin 1928’de din-devlet ilişkisinden Anayasa’da din-i resmî maddesinin çıkarılması ve 1937’de «laiklik»in altı oka eklenmesi — Mete Tunçay, Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek-Parti Yönetimi’nin Kurulması (1923-1931); Niyazi Berkes, Türkiye’de Çağdaşlaşma; lâikliğin Fransız etkisi (1905 ayrılık kanunu) — Ahmet Yıldız, «Ne Mutlu Türküm Diyebilene»; bireysel mü’min ihtilâfı — Hayri Kırbaşoğlu, İslâm Düşüncesinde Sünnet (eleştirel okuma); Mahmud Es’ad Coşan, Hayat İslâm; Kur’ân ve Sünnet’in 1400 yıllık bağlayıcılığı — Şâtıbî, el-Muvâfakât 1/8-12; Karadâvî, Medhal li-Dirâseti’l-İslâm; «Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler kâfirlerin tâ kendileridir» — Mâide 5/44, 45, 47; Şâfiî, el-Ümm 7/35; tarîkat şeyhi de olsa Kur’ân hükümlerini bugün geçerli olmaz diyenin küfre düştüğüne dâir — İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ 7/616-622; «cebine yapışmış, midesine yapışmış» metaforuyla din-i geçim aracı yapanın tehlikesi — Bakara 2/41 (âyetleri az bir paha karşılığında satmayın); Mâide 5/44; Tevbe 9/9.
  • Aktâb-ı Erbaa (Pîrân-ı İzâm): Sünnet’e Bağlı Tasavvuf İmamları: (1) Şeyh Abdülkâdir el-Geylânî (470-561H/1077-1166M, Bağdat) — el-Gunye li-Tâlibî Tarîki’l-Hak; el-Fethu’r-Rabbânî; Kâdiriyye pîri — Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ 20/439; (2) Ahmed er-Rifâî (512-578H/1118-1182M, Vâsıt-Irak) — el-Bürhânü’l-Müeyyed; el-Hikemü’r-Rifâiyye; Rifâiyye pîri — İbn Hallikân, Vefeyât 1/171; (3) Ahmed el-Bedevî (596-675H/1199-1276M, Mısır-Tantâ) — Bedeviyye pîri — Sübkî, Tabakâtü’ş-Şâfiiyyeti’l-Kübrâ 8/14; (4) İbrâhîm ed-Düssûkî (633-676H/1235-1277M, Mısır-Düssûk) — Burhâniyye pîri — Şârânî, et-Tabakâtü’l-Kübrâ 1/144; (5) Ebu’l-Hasen eş-Şâzelî (593-656H/1196-1258M, Tunus-Mısır) — Şâzeliyye pîri — Hizbü’l-Berr, Hizbü’l-Bahr; İbn Atâullah el-İskenderî, Letâifü’l-Minen; Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl; Mustafa Kara, Tasavvuf ve Tarîkatlar Tarihi; «istemeyin, dilenmeyin» motifi — Mahmûd b. Şerîf, İhsân ve Suâl.
  • «İyyâke Na’büdü ve İyyâke Nesta’în» — Allâh’tan Başkasından Yardım Dilememe Sırrı: Fâtihâ 1/5 — Taberî, Câmiu’l-Beyân 1/166; İbn Kesîr, Tefsîr 1/30; Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 1/268-280; Beyzâvî, Envâru’t-Tenzîl; «yalnızca Sana ibâdet eder, yalnızca Senden yardım dileriz» istisnâî yardım talebinin tevhîd-i ulûhiyyetle bütünleşmesi — İbn Teymiyye, el-Ubûdiyye; İbn Kayyım, Medâricü’s-Sâlikîn 1/86-95; sûfîlerin tevekkül anlayışı — Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtu’l-Kulûb, bâbu’t-tevekkül; Muhâsibî, er-Riâye; Gazzâlî, İhyâ, Kitâbü’t-Tevekkül (4. cilt); kuldan yardım istemenin câiz çerçevesi — Mâide 5/2 («İyilik ve takvâ üzere yardımlaşın») / Mücâdele 58/8 (kötülükte yardımlaşmak yasak); Necm 53/39 («İnsana ancak çalıştığı vardır»).
  • Hz. Âişe Rivâyeti: «O’nun Ahlâkı Kur’ân Ahlâkıydı»: «kâne hulukuhu’l-Kur’ân» — Müslim, Müsâfirîn 139 (746); Ahmed b. Hanbel, Müsned 6/91, 6/188, 6/216; Ebû Dâvûd, Tatavvu’ 26 (1342); Nesâî, Kıyâmü’l-Leyl 2; «innemâ buistü li-utemmime mekârime’l-ahlâk» (Ben ahlâkı tamamlamak için gönderildim) — Mâlik, Muvattâ, Hüsnü’l-Hulk 8 (1614); Ahmed, Müsned 2/381; Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ 10/192; Hâkim, Müstedrek 2/613; «en ekmelü’l-mü’minîne îmânen ahsenühüm hulukan» (en kâmil mü’min ahlâken en güzel olanıdır) — Tirmizî, Birr 11 (1162); Ebû Dâvûd, Sünnet 14 (4682); Mâverdî, Edebü’d-Dünyâ ve’d-Dîn; Mâcerit, Tehzîbü’l-Ahlâk; İbn Miskeveyh, Tehzîbü’l-Ahlâk; Gazzâlî, İhyâ, Rub’u’l-Mühlikât.
  • Şöhret Elbisesi ve «Şeyhler Dileniyor» Eleştirisi — Sufî’nin Geçim İstiklâli: «men lebise libâse şühretin fi’d-dünyâ elbesehullâhu libâse mezelletin yevme’l-kıyâmeh» (Kim dünyada şöhret elbisesi giyerse Allâh kıyâmet günü ona zillet elbisesi giydirir) — Ebû Dâvûd, Libâs 4 (4029); İbn Mâce, Libâs 24 (3606); Ahmed, Müsned 2/92, 2/139; «hayrü mâ ekele’r-racülü min kesbihî» (en hayırlı yiyecek elinin emeğiyle kazandığıdır) — Buhârî, Buyû’ 15; Tirmizî, Ahkâm 22; din-i geçim aracı yapma zemmi — Bakara 2/41 («Âyetlerimi az bir paha karşılığında satmayın»); Şu’arâ 26/109, 127, 145, 164, 180 (peygamberlerin «sizden bir ücret istemiyorum» tekrârı); Yâsîn 36/21 («Sizden bir ücret istemeyenlere uyun, onlar hidâyettedir»); İbn Hazm, el-Muhallâ, Kitâbü’l-Vesâya; sahte tarîkatların maddî istismârı — İbn Cevzî, Telbîsü İblîs, bâbü’t-tasavvuf; Şa’rânî, el-Yevâkît ve’l-Cevâhir; Mustafa Özbağ Efendi silsilesi (Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi) — İrşâd Dergisi hâtırâtı.
  • Anne-Babanın Çocuğa Örnekliği ve Ehl-i Zikrin Toplumsal Mes’ûliyeti: «Küllüküm râ’in ve küllüküm mes’ûlün an raiyyetihî» (Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden mes’ûlsünüz) — Buhârî, Cum’a 11 (893); Müslim, İmâra 20 (1829); «kullukum râ’in» hadîsinin aile içine tatbîkı — İbn Hac er, Fethu’l-Bârî 13/131; «Ehlinizi ve kendinizi cehennem ateşinden koruyun» — Tahrîm 66/6; çocuğa örneklik — Lokman 31/12-19; «mü’minler birer ışıktırlar» motifi — Ahzâb 33/45-46 («O’nu şâhid, müjdeci, uyarıcı ve aydınlatan bir kandil olarak gönderdik»); Yunus Emre, Dîvân («Dervîşlik dedikleri hırka ile tâc değil, gönlün dervîş olmayınca varlığın muhtâç değil»); Niyâzî-i Mısrî, Dîvân; Mevlânâ, Mesnevî 1. Defter (riyâ ile ihlâs ayrımı); zikir ehlinin Sünnet’e dakîk uyma vacîbesi — Kuşeyrî, er-Risâle, bâbu’l-zikr; Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif; Mustafâ Kara, Tasavvuf ve Tarîkatlar Tarihi.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Tarîkat, Zikir, Tevhîd, İhsân, Sünnet, Şeyh, İcâzet, Silsile. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı