Mevlid Kandili Açılışı — Hz. Peygamber’in Nisan Doğuşu, Hicrî/Mîlâdî Takvîm
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri. Tabiri caizse bahar çiçeği gibidir. Ama velakin hicri yılı takip etimizden dolayı, hicri yıl her yıl on gün değişerekten gidiyor. O yüzden değişerek gittiği için, Mevlid kandili de böyle değişerekten gidiyor. Aslında Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri, bir Nisan yağmurlarının yağdığı zamanda doğmuştu. O yüzden bu gece, Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin, dünyayı teşrif ettiği gece Mevlid gecesi denmiş. O yüzden bu geceye Cenâb-ı Hak yetiştirdiği için hamd-ü sena ediyoruz. Kim Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin doğumuna sevinirse, onun doğumuna sevinip de, onun o sevinciyle herhangi bir şey yapsa, amel noktasında, Cenâb-ı Hak onu emanına alır, Cenâb-ı Hak onu kurtuluşuna alır, Cenâb-ı Hak onu aff-u mağfret eder.
Çünkü Peygamberin doğduğuna sevinmek, Peygamberi sevmekle alakalıdır. O yüzden bir kimse, bir kimseyi severse, onun doğduğuna sevinir. Tabii o doğum günü kutlaması Avrupa’dakiler gibi, İslâm dünyasında pek böyle bir adet gelişmemiş. Ama velakin Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri kendi sağlığında, kendisinin doğduğu gece olan Allâh’ın üstü olayları, o doğduğu gece anarken, sahabelere anlatırdı. bakmayın bu yeni tip vahabi selefilerine, Mevlid kandili yok diye bir terenini tutturuyorlar ya, oysa Hazret-i Ebû Bekir Efendimiz de, halifeli döneminde Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin, doğum gününde hayır hasenat yapar, insanları toplanır, sahabelere, Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin, peygamberliğiyle alakalı, mucizeleriyle alakalı, aynı zamanda o doğduğu gece olan Allâh’ın üstü halleri anlatırdı.
Bu ta Emevviler’e gelinceye kadar bu böyle devam etti. Sonra Emevviler ne yazık ki bu tip geceleri yasaklamaya başladılar. Bunları yok etmeye çalıştılar. Sonra ta Selâdin-i Eyyubi’nden önceki sultana kadar böyle devam etti. Şimdi İsmi aklıma gelmedi de o yüzden ondan önceki sultan olarak bahsediyorum. Ondan önceki sultan büyük yemekler verdi, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin doğum günüyle alakalı. Biraz da böyle o güne kadar bu böyle çok önemsizleştirildiği için o tekrar bir önem kattı. Tabiri caizse binlerce hayvan kesti. Pilavlar yaptılar, aşureler yaptılar, tatlılar yaptılar. Ve Hz. Muhammed Mustafa’nın dünyayı şereflendirdiği günü olağanüstü bir şekilde andılar, yadettiler.
Mevlütler okudular, Mevlid okudular ve Kur’ân-ı Kerimler okudular. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin mucizeleriyle alakalı hadîs-i şerifleri okudular. Ve böylece bu topraklarda yukarı mezopotamya da yine Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin doğum günü belki de tam manasıyla olmasa da yakışır bir vaziyette. Çünkü hiçbir şey ne yaparsanız yapın Hz. Muhammed Mustafa’ya yakıştı denilemez o her zaman için. Her şeyin en iyisine ve en üstününe layıktır. Ama böyle kutlanmaya başladı ve bu yukarı mezopotamya Müslümanları biraz böyle tabiri caizse tabirimi hoş görün. Yukarı mezopotamya deyince Türkler gelir akla, Kürtler gelir akla bu toprakların insanları tekrar Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin doğum gününü kutlamaya başladılar.
Tabii bu son denen vahabiler bundan rahatsız çünkü o vahabiler Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin kabrini de yıkacaklardı. Sahabelerin kabirlerini yıktıkları gibi onların mezar taşlarını yok edip kırdıkları gibi hatta bir tane sahâbe mezarı bırakmadılar. Bir tane sahâbe mezarının taşını bırakmadılar. En son Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin kabri şerifine geldiği sıra bu vahabiler orayı da yıkacaklardı da bütün Müslümanlar galayana gelir. Bizim devletimizi yıkarlar diye korktular bundan vazgeçtiler. O yüzden şimdi aynı o vahabi zihniyeti kandilleri yok saymaya çalışıyorlar ve kandillere bidat deyip kestirip atıyorlar. Ne bileyim kandil kutlayanlara değişik böyle tabiri caiz hakaretvari konuşuyorlar.
Rabbim hepsine de hidayeti mümkünse hidayet eylesin. Hidayeti mümkün değilse hepsine de kahri perişan eylesin. O yüzden Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin mübarek Mevlid kandilini doğum gününü ve diğer kandilleri Allâh izin verirse Cenâb-ı Hak sağlık afiyet verdiği müddetçe biz o günleri kutlamaya devam edeceğiz inşâallâh. Zaten daha önce söz vermiştiniz bu konuda bir daha sizden söz almama gerek yok. İnsan unutursa unutulur o yüzden unutanlardan olmayalım inşâallâh. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri böyle bir gizirgahtan sonra devam edeyim. Ama velakin bizim malum kandillerimiz bayramlarımız bir tarafımız sevinç bir tarafımız hüzün oluyor. Hüzün olmasının sebebini de anlatmadan söylemeden geçemeyeceğim.
Malum Gazze’de son yüzyılın değil belki de son 2000 yılın en büyük soykırımı ve katliamı yapılıyor. Ve ne yazık ki Müslümanlar sırayla devriliyorlar.
Müslümanların Dünya Çapında Zulümleri — Filistin, Libya, Doğu Türkistân
Önce Bosna sonra Afganistan sonra Irak Suriye Lübnan Libya ve aynı zamanda da Filistin aynı zamanda Doğu Türkistan. Ve böylece Müslümanlar dünyanın neresinde olursa olsun kanları namusları şerefleri haysiyetleri toprakları. Ne yazık ki zulmediliyor, işgal ediliyor, kanlar akıtılıyor ve ne evleri bırakılıyor ne barkları, ne çocukları bırakılıyor, ne kadınları. Ve ne yazık ki siyonizmin o tabiri caizse kolları bütün dünya devletlerinin ve bütün dünya devletlerinin devlet başkanlarını ve bürokrasisini sarmış vaziyette. Ve bütün hiçbirisini ayırt etmiyorum. Dünya devletleri bu katliama karşı sessiz, aynı Bosna’da sessiz kaldıkları gibi, Afganistan’da sessiz kaldıkları gibi, Doğu Türkistân’da sessiz kaldıkları gibi, Beni İsrail, siyonist Yahudilerin de, Yahudilerine de sessizliklerini koruyorlar.
Sanki hep beraber bir düğmeden yönetiliyormuş gibi, dünya devletleri ve Birleşmiş Milletler denilen aldatmaca bir topluluk bütün hepsi de gözlerini yummuşlar ve Müslümanlar katledilirken, Müslümanların namusları, şerefleri, haysiyetleri ayaklar altına alınırken hepsi de kınamaktan başka bir şey yapmıyorlar. Hatta ben bazen paylaşırken onları, aman çok şiddetli kınamayın başınıza bir iş gelir diyorum, evet çok şiddetli bir kınama yaparlarsa olur mu olur onların bu Yahudi, Muhsad, siyonistlerinin elinde ne belgeler var ise, nasıl bir ellerinde karanlık senaryolar, karanlık bilgi ve belgeler var ise, Dünya devletlerinin başındaki devlet başkanları büyük bir çoğunluğu ve bürokrasinin büyük bir çoğunluğu, basın yayın denilen o, çok özür dilerim ama şeytani, Deccalist kurum gözlerini kapatmış Müslümanların soykırımını büyük bir zevkle izliyor ve Dünya bir avuç İsrailli siyonistin üzerine gidemiyor ve Dünya’daki veyahut da Müslüman ülkelerin elindeki silahlar kimin için, O silah endüstriylerine verilen paralar kimin için belli değil, acaba o İslâm devleti gibi görünen devletler, Müslüman halkların devleti gibi görünen devletler, bunca silahlanmayı kendi vatandaşları için mi yaptı, o halkı Müslüman olan ülkeler kendilerince İslami bir devlet sistemi isterler, İslami bir düzen kurmak isterlerse, o devletler kendi tebalarını kurşundan geçirmek için, onları katletmek için mi silahlandılar?
Bu soruyu kendime sormaya başladım, çünkü elin gavur Amerikalısından o kadar uçak ol, o kadar silahlan, o kadar para ver, petrodolarları yatır, ama velakin sen İsrail’e bir kurşun dahi bırak, bir laf dahi söyleme, Ve Müslümanlar orada açlıktan ölürken, bakın dünya tarihinde bunlar ender görülen şeyler, açlıktan ölmek, bugün Gazze’de, Filistin’de, Doğu Türkistân’da Müslümanlar açlıktan ölürken, Bildiğiniz açlıktan ölürken, Birleşmiş Milletlermiş, Demokrasiymiş, İnsan Haklarıymış, yok hukukmuş, yok gugukmuş, yok devlet sistemiymiş, yok devletinde bir aklı varmış, yok o devletinde böyle bir şey varmış, en yüksek dereceden kınayalım, demek ki o halkı Müslüman olan devletlerin silahları kendi tebaalarına karşı, düşmana karşı değil, ve o halkı Müslüman olanlar, bizler, Ne yazık ki dünyanın herhangi bir yerinde Müslümanların kanları, namusları, şerefleri, haysiyetleri ayaklar altına alınırken, biz ne yazık ki onlara karşı duyarsızız, ne yazık ki bizim günlük debdebimizin içerisinde, dünya hayatımızın içerisinde çok az bir şekilde zamanımız alıyor, Ve Müslümanlar ne yazık ki yine kendi heva ve heveslerinde oynaşıp dururlar, yine yarın ne giyeceğiz, yarın ne yiyeceğiz, yarın nasıl bir arabaya bineceğiz, yarın nerede tatil yapacağız, yarın nerede kahve içeceğiz, yarın nerede nargile öpürdeteceğiz, En güzel nargile nerede var, en güzel tatil yeri nerede var, şurada hiç kimseye görünmeden bir yat kiralasak da, bir yatla dolaşsak, kimsenin görünmediği koylarda bir girsek, orada bir çipil desek, orada da hatta daha da ileri gitsek, nasıl olsa kimse yok, kadın erkek cıbuldak cıbuldak bir şekilde, orada sulara girsek ve hüryan bir şekilde girsek, Ondan sonra yine örtülü bir şekilde yatta dolaşmaya devam ederiz.
Ve ne yazık ki, çünkü bu çok acı, bunu söylerken Müslümanlar başlarına gelen felaketlerden, başlarına gelen sıkıntılardan dersini almamakta, Müslümanlar savaşlardan, depremlerden, yangınlardan, ne bileyim işte, berekesizlikten, afiyetsizlikten kendilerine düşen payı almamakta, Ve Müslümanlar ne yazık ki, ne yazık ki daha da, daha da, daha da haddi aşarak da nereye doğru evrildiğini, nereye doğru evrildiğimizi görmemekte. Ve düşünebiliyor musunuz, Türkiye gibi Anadolu’da Müslümanlığın kendince yaşanma noktasında ileri derecede gören bizim ülkemizde cezaüllerinde yatanların %33-34’ü uyuşturucudan %33-34’ü hırsızlıktan yatmakta. Ve bu ülkenin ahlakı o kadar yerlerde sürünmüş ki, normalde ülkede 8 kişiden 2 kişisi fuhuşla iştigal etmekte, oradan para kazanmakta. 8 kişiden 2 kişisi bu dünya üzerinde 7’de 1 iken bizim ülkemizde 8’de 2, bizim ülkemiz sözde İslâm’ı yaşamaya çalışan, Müslüman halkı Müslüman olan bir ülke.
Ama ne yazık ki biz elimizden geldiğince hadsiz, hudutsuz fuhuşa, fuhşa çıplaklıya, fuhuşa, kumara, içkiye, uyuşturucuya dalmış vaziyetteyiz.
Çarşaflı-Sakallı Anne Babanın Çocuğu Uyuşturucuda — Harâmiyet Sirâyeti
Ve ne yazık ki annesi babası çarşaflı, sakallı ama çocukları uyuşturucuya, uyuşturucu bataklığın içine düşmüş. Annesi babası ehli tarîkat, aman kızı veya oğlu ne yazık ki haramiyetin içerisinde bulanıyor, haramiyetin içerisine düşmüş. Ve anne babalar çaresiz, ortam çaresiz ve utançlarından anne babalar kafalarını nereye sokacaklarını bilmiyorlar. Ve her gün günden güne biz İslami duyarlılığımızı, imani duyarlılığımızı, milli duyarlılığımızı kaybetmekteyiz. Ve kaybettiğimizin de farkındayız ama ne yazık ki bu konuda yapabileceğimiz herhangi bir şey elimizden gelmez deyip evlerimizin köşesinde oturuyoruz. Ben yeni İslâm olduğumda bundan otuz sekiz yıl önce yangın var dedim kendi içimden. Bu yangının söndürülmesi lazım dedim.
Ben karınca değilim, karınca gibi ağzımda su taşıyayım. Ben insanım. Cenâb-ı Hak beni insan olarak yaratmış. Bunun gayretini, bunun savaşını, bunun mücadelesini vermeliyim diye Cenâb-ı Hak’ın lütfuyla, ikramıyla, ihsanıyla öyle düşündüydüm. Ve yıllar yılları arattı, yıllar yılları arattı. Ne yazık ki ateş, o ateş hepimizin evini, hepimizin sokaklarını, hepimizin caddelerini, şehirlerini ve ülkesini ateş çepe çevre çevreledi. Artık bunu çok özür dilerim kendimi met etmek için söylemeyeceğim. 86-87 yılıydı. Orman İşletme Müdürlüğü’nün işçilerinin sendika toplantısı vardı. Anavatanlı bakanlar o toplantının seçim vardı. Toplantının en önünde sıralarındaydı. Meşhur, önceden MHP’li olan sonra Anavatan’a geçen bir bakanlık yapan bir kimse vardı.
Ülkücüler adına bir şey bakanıydı. Sonra Maliye Bakanı, işçilerden sorunlu bakan, Yaşar Okyan değil başka bir tane daha vardı. Neyse, dört beş tane bakan vardı. Herkes ekonomiden konuşuyordu. Ben salona çıktım konuşma için illaki bana dediler ki ısrar ettiler. Benim desteklediğim sendikanın başkan adıydı. Bir konuşma yap dedi. Benim ne konuşacağımı bilmiyorlar tabi. Cenâb-ı Hak lütfetti ikram etti. Ben çıktım konuşma salonuna yaklaşık dört bin beş yüz beş bin kişi var. Hiç unutmuyorum bakanların yüzüne söyledim. Dedim ki bir gün sizin dedim torunlarınız, dede ben eşcinsel oldum. Dede ben uyuşturucu kullanıyorum diyecek dedim. O eski MHP’li olan böyle bıyığının altından kız kız güldü namık Kemal de değil.
Namık Kemal olsaydı boğazını sıkardım. Yaşar Okyan olsaydı da aynısını yapardım. Temelli giydirirdim. O ikisi değil, ikisini biliyor başka birisi. Dedim gülme. Ben gülüncek bir şey söylemiyorum neden sırıtıyorsun sen dedim. Sustu. Tabi oradakilerin hepsi de benim eski ülkücü olduğumu biliyor. Benim desteklediğim sendikada o da ülkücü bir çocuk. Genç Adanalı. Yıllar sonra bakın otuz dokuz yıl geçti ve ne yazık ki bunlar adım ülkede yaşanıyor. Ve anneler var şimdi siz bunları bilmezsiniz. Oğlunun dönmezden önce fotoğrafıyla oğlunun döndükten sonraki fotoğrafını atıyor bana. Diyor ki hocam bana bir şey söyle. Diyor ki bana bir şey anlat bana bir şey de. Oğlunun diyor daha önce on beş on altı yaşındaki fotoğrafı bu şimdi oğlum yirmi yaşında.
Şimdiki fotoğrafı bu. Ve bunun fetvasını istiyor benden. Bir anne telefonda hem ağlıyor hem nasıl ağlıyor hem de diyor ki bir insan kendi evladını öldürebilir mi? Ben şehir şehir dolaşıyorum utancımdan duydum diyor siz bu konuda ictihâd edebilecek bir kimseymişiniz. Ben oğlumu öldürebilir miyim diyor. Ben duyuldu ya her yerde bende kayıtlı olmayan telefonlara cevap vermediğimi hususi mesaj yazdı bana dedi ki benim telefonumu açın lütfen. Benim adım şu sanım şu filan yerden arıyorum diye. Kıymetli dostlar evet bugün Mevlid kandilini kutlayacağız. Ama benim gönlüm hiç iyi değil. Ben hiç iyi değilim. Bunu açık böyle bir sizlerle dertleşme olarak görün. Gerçekten ben iyi değilim. Ve yazılanlardan bana soru olarak yazılanlardan sizlere bahsetsem dersiniz ki nasıl ayakta duruyorsun bu dünyayı nasıl yaşıyorsun dersiniz.
Ve bu toprakların insanlarını ne yazık ki bu hale getirdiler. Düşünebiliyor musunuz bu topraklarda bir kimse eşcinsel olması için bedava. Devlet bunun bütün ilaçlarını ve bütün ameliyat masraflarını karşılıyor. Sonra siyasetçi delinen şaklabanlar düzenbazlar yalancılar çok yüzlüler dünyanın kirini üzerine alan ve mahşeri düşünmeyen esen rüzgara göre dönen ne yazık ki omurgası olmayan omurgasızlar bizim önümüze çıkıp eşcinsellikle savaştıklarını soruyor. Ne söylüyorlar ve o omurgasızlık bütün her yere sirayet ediyor ve gencecik kızlarımız bu kızlarımız bizim bunlar bunlara nefretle baktığımız zannetmeyin bu gencecik kızlarımız bizim bu toprakların çocukları neymiş göğüslerini açma özgürlükleri varmış.
Göğüslerini açıp İstanbul’da yürüyüş yapıyor. İstedikleri gibi kıyafet giyme özgürlükleri varmış. Üzerlerinde kıyafet yok. Sokaklarda öyle dolaşıyorlar. Onların annelerine üzülüyorum. Onların babalarına üzülüyorum. Onların dedelerine, ninelerine üzülüyorum. O çocuklara da üzülüyorum. O çocuklara birisi bir şey anlatmamış. Onlara bir şey söylememişler. Onlara birisine birini birilerinin kulaklarına birileri bir şeyler anlatmamış. Anlatanlar da çarpık çarpık anlatmışlar. Ve sokaklarda ürüyen dolaşan kadınlar, ürüyen dolaşan erkekler var.
Açıklık-Soyunma Sapkınlığı — Erkek ve Kadın İffetinin Çöküşü
Ne yazık ki bunlara erkekler de katıldılar. Erkeğin ayağında kısacık bir tane don, üstünde bol bir tane gömlek, onun da göbek deliğine kadar açmış, onun da babası oğlum oldu diye iki tane kurban kesmiş. Gözünde bir tane kıl tüy yok. Kadınlar gibi yoldurmuş. Sanki gece gerdeğe girecek. Bugün Mevlid kandili. Ben kendi kendime sohbete hazırlarken, senin yüzüne nasıl bakacağız Ya Resulallah dedim. Biz onun yüzüne nasıl bakacağız ben kendi nefsim için söylüyorum. Biz emaneti yerine getirmedik diye düşünüyorum. Üzerimize düşen vazifeyi ben kendi nefsim için söylüyorum. Yapmadığımızı düşünüyorum. Nefsimize uyup, gecemizi gündümüzlüğümüze katıp, biz o Peygamberin yolunu ihya etme noktasında ben kendi nefsim için söylüyorum.
Gerekli olan çalışmayı yapmadığımı düşünüyorum. Oysa Enbiya âyet 107’de ve aynı zamanda da Âl-i İmrân 164’de Cenâb-ı Hak bize başka bir şey söylüyor. Resul’an min anfusihim. Min anfusihim yetlu alihim ayatihim. Ayatihim ve yuzekihim ve yuallimuhumul kitab. Ve yuallimuhumul kitab vel hikm. Ve in kanu min gablu lefi ghalalin mubeen. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Ve ma erselmek illa rahmeten lil alemin. Sadaka Allahu’l-Azim. Son okunan âyet-i kerîme Enbiya âyet 107. Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik. Ondan önce okunan âyet-i kerîme Âl-i İmrân 164. And olsun ki Allâh müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Çünkü içlerinden onlara Allâh’ın âyetlerini okuyan, onları arındıran, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermiştir.
Biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik. Hz. Muhammed Mustafa kendisinden önce gelen peygamberlere nazaran en üstün seviyede, en faziletli derecede yaratılmış ve bütün alemlere rahmet olarak yeryüzüne fiziki olarak gönderilmiştir. Ama ondan öncesinde Cenâb-ı Hak varlığın tamamında ilk yarattığı kendi ruhundan ve nurundan Hz. Muhammed Mustafa’nın ruhaniyetini ve nuraniyetini yaratmış. Ve o ruhaniyetten ve nuraniyetten bütün varlık alemini yaratmış. Bütün varlık Hz. Muhammed Mustafa’nın ruhaniyetinden ve nuraniyetinden yaratılmış. Ve alemlere rahmet olarak yaratılmış. Eğer o alemlere rahmet olmasaydı cennet cennet olmaz. Lehf-i mahfuz lehf-i mahfuz olmaz. Kürsi kürsi olmazdı. Ve dünya ve melekler ve cinni taifesi bütün varlığa rahmet olarak yaratılmış.
Hz. Muhammed Mustafa sadece Müslümanlara, müminlere değil sadece dünyaya değil bütün alemlere rahmet olarak yaratılmıştır. O yüzden Muhammed Mustafa’nın hem cismaniyeti hem ruhaniyeti hem de maneviyatı bütün alemlere rahmettir. Kim Muhammed Mustafa’yı severse, onun peygamberliğine îmân ederse Allâh’a îmân etmiştir. Ve onu severse gerçek hakikatte Allâh’ı sevmiş olur. Çünkü Hazret-i Peygamber’in bütün varlığa rahmettir, berektir, lütuftur, ikramdır. Ben sohbeti böyle hazırlarken kafirler aklıma geldi. Kafirler aklıma gelince kalbime gelen şu oldu. Hz. Muhammed Mustafa kendisine îmân etmeyen, kendisinin peygamberliğini kabul etmeyen kafirlere bile rahmet peygamber eder. Delilim şudur. Önceden Lütun kavmi eşcinsel ilişkilerden dolayı helak edilmişti.
Helaka uğramışlardı. Ve dünyada şu anda eşcinsellik o kadar pompalanıyor. Ve hükümetler ve devletler ve sivil kuruluşlar denilen ne idiği belirsiz kuruluşlar eşcinselliği ne yazık ki ayıka çıkarıyorlar. Ve eşcinselliği alkışlamak, onu kabul etmek insan hakkı, demokrasi hakkı, ne bileyim hukukçu, evrensel ahlakçı kesiliyorlar başımıza. Ve Adem’den itibaren Allâh’ın lanetlediği, meleklerin lanetlediği, peygamberlerin lanetlediği fiiliyatı işleyenler ve işletenler aslında Lütun kavmi gibi helak olması gerekirken Cenâb-ı Hak Muhammed Mustafa’nın yüzü suyurmetine alemlere rahmet olarak gönderilmiş olmasından dolayı onlar böyle bir helak yaşamıyorlar. Ve geçmiş ümmetler yapmış olduğu yanlışlıkları, yapmış oldukları haramlardan dolayı ama bireysel ama kavimsel ama bölgesel helaklar yaşarlarken şu anda gayrimüslim unsurlar, kafirler böyle bir helakiyet yaşamıyorlar.
Bu Hz. Muhammed Mustafa’nın alemlere rahmet olarak gönderilmeçtinin sebebi. O alemlere rahmet, o yüzden kafirlere de rahmet. Yoksa o kafirler Nuh’un dua ettiği gibi öyle dua etmiş ya son kafir de helak oluncaya kadar sen bütün kafirleri helak eyle demiş. Cenâb-ı Hak da onun duasını kabul etmiş ve büyük tufan olmuş ve kafirler helak olmuşlar. şu anda kafirler helak olmuyorsa evet Muhammed Mustafa’nın alemlere rahmet olarak gönderilmesindendir. Ve dünya hiçbir zaman belki de bu kadar çirkinleşmedi, hiçbir zaman bu kadar çirkefleşmedi, hiçbir zaman bu kadar aşağılıkçasına bir hayat sergilemediler, sergilenmedi. Ama şu anda dünya ne yazık ki bütün çirkefliğini ve çirkinliğini, bütün bataklığını bizim önümüze serdiği halde Cenâb-ı Hak bizi helak etmiyorsa, Cenâb-ı Hak burada Gazze’de, Türkiye’de herhangi bir yerde Müslümanlara haksız, hukuksuz davranılırken, o haksız davranan zalimleri helak etmiyorsa Muhammed Mustafa’nın alemlere rahmet olarak gönderilmesindendir.
Anne-Baba Helâkı ve Hanımına Zulmeden Erkeğin Hâli
Çocuğunu kendi eliyle pazarlayan, satan, kendi kız çocuğunu kendi eliyle pazarlayan, satan erkeklere peşkeş çeken bir anne baba helake uğramıyorsa kendi hanımını, çocuklarının annesini silahla tehdit edip, öldürmekle tehdit edip onun tenini her gece hoyratça zalimlerin elinin altına bıraktığı halde o eğer ki helaka uğramıyorsa ve içkiler ve kumarlar ve uyuşturucular sular seller gibi akıtılıp bu toprakları zehirliyorsa ve o zehirleyenler karakolların bir kapısından girip öbür kapısından çıkıyorlarsa o zalimler, o hainler, o namussuzlar, o alçaklar gerekli olan cezayı görmüyorlar ve bu toplumun içerisinde, bu milletin içerisinde, bu milletin şehirlerinin arasında bizden daha başları dik dolaşıyorlarsa küstahça evet Hz.
Muhammed Mustafa’nın şefaatindendir. Sözlerimi bayanlar, bağışlasınlar ülkede genç kızlar kızlıklarını 12-13 yaşında henüz daha orta okula giderken bakireliklerini kaybediyorlarsa ve bunu önemsizleştiriyorlarsa ve bu önemsizleştirmenin sonucunda insanlar ne yaşadığının farkında olmadan savrulup nereye gideceği belli olmadan yaşıyorlarsa onların anneleri babaları onların kendileri helak olmuyorsa Muhammed Mustafa’nın alemlere rahmet oluşundandır. Ve ülkenin % ceza ürlerinde yatan %33’ü uyuşturucudan yatıyorsa ve 2011 UNESCO açıklaması 2007’den 2003’den 2011’e kadar 2011’e kadar sadece uyuşturucudan tedavi almak isteyenler %1800 arttıysa o uyuşturucuyu satanlar getirenler pazarlayanlar helak olmuyorsa onu destekleyenler helak olmuyorsa evet alemlere rahmet olan peygamberdendir.
O yüzden onun alemlere rahmet oluşu sadece müminlere ait değildir. Cinni tayfesine de meleklere de diğer varlıklara da rahmet peygamberidir. And olsun ki Allâh müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Çünkü içlerinden onlara Allâh’ın âyetlerini okuyan, onlara rındıran, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermiştir. Cenâb-ı Hak müminlere özel bir lütufta bulunmuş, inananlara özel bir ikramda bulunmuş, o Hz. Muhammed Mustafa’yı göndermiş. Ve o Hz. Muhammed Mustafa’ya îmân edenler, onun peygamberliğini kabul edenler cennetle müjdelenmiş ve büyük manevi lütuflara ve ikramlara mazhar olmuşlar. Ve o peygamber ki Cenab-ı Hakk’ın âyetlerini ümmetine şerh etmiş, onu tefsir etmiş, dikkat edin, başlangıçta âyetlerini okuyan der.
O ayetleri okuyan demek varlığın tamamıyla alakalıdır. Ve Hz. Muhammed Mustafa hala daha ayetleri okuyup anlamak isteyenlere manen, manen o ayetleri hala tefsir etmekte, hala daha ayetlerin içsel manasını anlatmakta, hala daha o dünya ve hatta bütün alemlerde var olan hakikati o müminlerin gönüllerine akıtmakta. Ve Allâh’ın ayetlerinin yanında Allâh’ın kitabı Allâh’ını anlatmakta ve kitabı Allâh’ın anlaşılmayan kitabı Allâh’ta derinleşmek isteyen Müslümanlara ve müminlere manevi olarak kanatlarını indirmekte ve onlara anlayacağı dilden anlatmaya devam etmektedir. Ve Hz. Muhammed Mustafa kitapla beraber hikmetle gönderilmiş ulu lazım peygamberdir ve o kitabın yanında insanları hikmetle öğretmekte.
Hikmet ki bu fakirin düşüncesine ve inanışına göre bütün Hadîs-i Şerîfler ve Sünnet-i Seniye ve Cenab-ı Peygamber bütün Sünnet-i Seniyesiyle diptiri, Sünnet-i Seniyesiyle ayakta her ne kadar şom ağızlılar, kafir ağızlılar, şeytan ağızlılar, deccaliyet ağızlılar, onun nurunu söndürmek için uğraşsa da o Cenâb-ı Hak’ın husûsî koruması ve muhafazasıyla ne kitabın nurunu ne Peygamber Muhammed Mustafa’nın nurunu ne de Cenâb-ı Hak’ın nurunu söndüremeyeceklerdir. Ve Hz. Muhammed Mustafa bu manada ölü değildir, sağdır diridir ve Muhammed Mustafa ümmetinin başındadır. Kimin başı sarılacaksa başını sarmakta, kimin kolu kırıldıysa kolunu tamir etmekte, kimin gönlü kırıldıysa onun gönlünü tamir etmektedir.
Ve o öyle bir gönül Peygamberidir ki kırık gönüllerin, mahzun gönüllerin Peygamberidir. Ve o müminler ki Peygamber de çok güzel örnekler görüp onun Sünnet-i Seniyesini yaşama ve yaşatma mücadelesi verenlerin önünde ardındadır. Tabiri caizse o Muhammed Mustafa eteğini beline bağlamış, ibrişimi beline bağlamış, gayret kuşağını beline bağlamış. Nerede Ümmet-i Muhammed’in bir zorluğu varsa, nerede Ümmet-i Muhammed’in bir sıkıntısı varsa, canhıraş ne gece ne gündüz görüp, canhıraş manevi olarak ne yapılması gerekiyorsa yapmakta. Ve zannetmeyin ki Muhammed Mustafa öldü ve zannetmeyin ki Muhammed Mustafa’nın görevi bitti. Muhammed Mustafa’nın ne görevi bitti ne de o öldü. O hala da ve hala da Peygamberlik vazifesini bir tamam yerine getirmekte.
Ama Ümmet-i Muhammed ne yazık ki benim gibi kör gözlülerin elinde kalmış, körebe oynamakta. Ve Muhammed Mustafa’nın sağlığından dirilinden habersiz bir şekilde onun getirmiş olduğu hikmeti sünnet-i seneye savaş açmaktalar ve ona tabi olmaktan uzaktalar. Çünkü deccaliyet abileri, deccaliyet ilahları, deccaliyet sultanları, deccaliyet siyasetçileri, deccaliyet devlet başkanları ve bürokratları, Hz. Muhammed Mustafa’yı susturmak, onun sünnet-i seneyesinin ihya edilmesini yasaklamak ve onun peşinden gitmeyi engellemek için şeytanla beraber olup var güçleriyle savaşı devam etmekteler.
Şeyh, Bürokrat, Devlet Başkanı — Hepsi Ümmetin Düşmanı Olduğunda
Ve Müslümanların karşısında deccaliyet, şeytaniyet ve ruhunu, kalbini deccaliyete ve şeytaniyete satan siyasetçiler, bürokratlar, devlet başkanları, bunların hepsi de Müslümanların düşmanı, hepsi de Müslümanları ezmek için, Müslümanların kanlarını, namuslarını, şereflerini, haysiyetlerini ayaklar altına almak için bin bir türlü şeytanilik düşünüp, bin bir türlü tuzaklar kurup, bin bir türlü alevere, daravere ile Müslümanları ezmeye, Müslümanlara haksız, hukuksuz davranmaya, Müslümanları aldatmaya devam etmekteler. Ve Hazret-i Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri Kitabullah ile ödüllendirilmiş, Kitabullah’ın yanında hikmet de verildiğini söylemiş olduğu halde, bir kısım üniversitelerimizdeki bir kısım hocalar, diyanetin içerisindeki bir kısım müftüler ve hatta oradaki bürokratlar, Hz.
Muhammed Mustafa’nın sünnet isenyesine topyekun savaş açmışlar. Ve bu savaş açanlar, ne yazık ki ahir zaman alimi hükmünde olup, hak ve hakikati haykırmayan, doğruyu anlatmayan ve insanları sapkınlığa, insanları sapıklığa sevk eden kimseler ve Müslümanlar namaz kılanlar için günde 40 sefer bizi doğru yoluna ilet, bizi o Peygamberlerin yolunda, o hakikatin yolunda dua ilet diye dua ederlerken, ne yazık ki Müslümanlar namazda kendi lisanları ile yapmış oldukları duayı unutup zalimlerin peşine takılmaktalar. Ne yazık ki Müslümanlar dini değiştirmeye çalışan, reforma etmeye çalışan dinin haram âyetlerini, cihâd âyetlerini, hukuk âyetlerini ortadan kaldırmayı düşünen zalim devlet başkanları ve bürokratların arkasından gitmekte, tabiri caizse katiline aşık olan ahmak aşıklar gibi onlar alkışlamakta, onların her dediklerini desteklemekte ve ne yazık ki onlar alkışlayıp onları desteklerken imanlarının gittiğinin farkında değil.
Ve ne yazık ki Müslümanlar üç günlük dünya için, üç günlük dünya için ne yazık ki ruhlarını bedenlerini satmakta, bu üç günlük dünya için heva ve heveslerini ilah edinmekte, Hz. Muhammed Mustafa’nın yoluna Cenâb-ı Hak’ın kitabı Allâh’ına sırtını çevirmekte, bu üç günlük dünyada padişah olsan ne yazar, çöpçü olsan ne yazar, hizmetçi olsan ne yazar, sen geldin, geldin gibi gideceksin, arkana tatlı bir huzur, tatlı bir nefes bırakmaktansa, deccaliyetin nefesi olmayı tercih etmiş, üç kuruş için beş kuruş için ne yazık ki kendisini peşkeş etmiş, satmış, siyasetçilerin, bürokratların, sahte alimlerin, sahte şehlerin, sahte makam sahiplerinin peşine düşmüş, onlarla beraber kendisini de helak etmekte.
Ve Müslümanlar ne yazık ki sokağın heva ve hevesini kendisine ilah etmiş, internetin heva ve hevesini kendisine ilah etmiş, kibrini kendisine ilah etmiş, nefsini kendisine ilah etmiş, Hz. Muhammed Mustafa’nın ahlakını unutmuş, onun yolunu unutmuş, Kur’ân’ın ahlakını ve yolunu unutmuş, heva ve hevesinin peşine düşmüş, heva ve hevesini ilahlaştırmış ve ne yazık ki Cenâb-ı Hak Maide Suresinde siz Hristiyanları ve Yahudileri kendinize dost etmeyiniz demesine rağmen Müslümanlar ama açıktan ama gizliden ama bilerek ama bilmeyerek Hristiyan ve Yahudileri kendine dost etmiş, kendilerine Hristiyan ve Yahudileri kendilerine kurtarıcı olarak görmüş. Ve ne yazık ki o kafirlerin, o münafıkların, o mürtetlerin, o fasıkların, o rüşvetçilerin, o içkicilerin, o eşcinselcilerin, o kumarcıların, o deccaliyetin emrine girmiş, o bürokratlar, o siyasetçiler, o alimler, o şehler ne yazık ki kendilerini satmışlar Allâh’ın kitabına ve Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine sırtlarını çekmişler.
Ölüm var. Bir gün hepimiz onunla yüzleşeceğiz ve mahşer kurulduğunda ve bütün herkesin hesabı kitabı görülürken ve Muhammed Mustafa orada makamında otururken onun nasıl yüzüne bakacağını hiç düşünmeden topyekin ne yazık ki Müslümanlar rahatlarına heva ve heveslerine düşmüşler, kibirlerine ve nefislerine düşmüşler. Ne yazık ki Muhammed Mustafa’nın yolunu unutmuşlar. Ve bizden olan o Resule âyet-i kerîme öyle diyor çünkü sizden olan bir peygamber gönderdim diyor. o peygamber bizden, benden, senden, ondan, hepimizden bizden öyle biz, o bizden olan peygamberin, biz sünnetine sırtımızı çevirdik. Evet, bugün Mevlid kandili, bugün Muhammed Mustafa ile yüzleşme günü evet bugün dünya hayatına bizim hayatımıza gönderildiği gün ve bütün varlığa merhamet misali timsali merhamet rahmet peygamberi ama biz ne yazık ki onun yolundan, onun aydınlığından, onun nurundan, onun şerefinden, onun Allâh katında kıymetinden, onun manadaki kıymetinden ne kadar faydalanıp, ne kadar anladığımız o da ayrı bir tartışma.
Oysa Cenâb-ı Hak Nisa suresi âyet 80’de, özür dilerim hakkınızı helal edin. Peygambere itaat eden Allâh’a itaat etmiş olur dedi. Nisa 80. Oysa ona itaat eden Allâh’a itaat etmiş olurdu. Bize Kur’ân yeter diyenlere bir cevap. Peygambere itaat nasıl olur acaba ki? Kur’ân bize Hz. Muhammed Mustafa’ya itaat etmemizi emrediyor. Hz. Muhammed Mustafa da ibadetleri benden gördüğünüz gibi yapın diyerekten ibadetleri nasıl yapmamız gerektiğini söylüyor. Alın biz ne yazık ki ibadetlerimizi de, sünnet-i seniyye yaşantımızı da, ben kendi nefsime bu sohbetim tamamı da ne yazık ki biz dost soruyu yerine getiremedik. Bu sohbetim buradaki topluluktan beridir.
«Bu Sohbetim Onlardan Berîdir» — Mü’minin Tebliğ Mes’ûliyeti
Hem kendi nefsimedir hem de günün devlet başkanlarına, bürokratlarına, siyâsîlerine, alimlerine, şehirlerine, bu sohbetim bu toplantıya katılanlardan beridir uzaktır. Ama yine de siz bir hisse alın bundan siz de kendinize bir çekidüzen verin. Kendinize bir bakın isterim. Bakara âyet 120. Kendi dinlerine uymadıkça Yahudi ve Hıristiyanlar senden asla razı olmayacaklardır. Bakara âyet 120. Kendi dinlerine uymadıkça Yahudi ve Hıristiyanlar senden asla razı olmayacaklardır. De ki hidayet ancak Allâh’ın hidayetidir. Yemin olsun ki sana ilim geldikten sonra şayet onların arzularına uyarsan Allâh’tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır. Hepinizden özür diliyorum. Çok kendimi sıkı tutmaya gayret ettim.
Zaman zaman sohbeti yazmayı da bıraktım. Ama olmadı demek ki. Müslümanlar Müslümanların başlarındaki siyasetçiler bürokratlar Müslümanların başlarındaki ahir zaman alimleri ahir zaman şehri ahir zaman hocaları cemaatleri tarikatları Cenâb-ı Hak Peygamberini uyarırken siz onların dinine uymadıkça onların dinini kabul etmedikçe asla onlar senden razı olmaz diye uyarırken Ne yazık ki Müslümanların başındaki alimler, şehler, siyasetçiler, bürokratlar Hıristiyanlardan ve Yahudilerden medet ummakta onlara dostluk gösterilerinde bulunmakta onları kardeş edinmekte Ne yazık ki dik duruşlarını kaybedip omurgalarını kaybedip kendince Yahudi ve Hıristiyan odaklarına kendilerini ve arkalarındaki toplulukları peşkeş çekmekte Ve ne yazık ki Müslümanlar nereye niçin gittiklerinin farkında değiller, kimi niçin desteklediklerinin farkında değiller, kime niçin biat edip o cemaate veya o tarikata intisâb ettiklerinin farkında değiller Siyonist İsrail bu ülkede birçok dergâh kurduk ve başlarına birer tane de şeyh koyduk alim de koyduk derken hiç kimse başındaki şeyhi veyahut başındaki alim denilen kimseyi veyahut desteklediği partinin liderini veyahut yönetimini sorgulamamakta Kimle dost, kimle düşman bakmamakta, kimin kılıcını sallıyor Müslümanlar farkında değiller, kimin peşinden koştuklarının farkında değiller Ve kendilerince Allâh’a Resulüne hizmet ediyoruz derken ne yazık ki deccaliyete hizmet etmekteler ve ne yazık ki deccaliyete hizmet edenlerin peşinde koşmaktalar Ve halkı Müslüman olan, bir kısmı Müslüman olan ama konuşurken %99’u Müslüman diye bize yalan söylenilen ama asla %99’u Müslüman olmayan bu ülkede İnsanlar nereye koştuklarını, kimi desteklediklerini, kimin peşinden gittiklerini sorgulamamakta Bir bakıyorsunuz ki bir Mossad bozuntusu bir şeyh, bir bakıyorsunuz ki siyaye yosması bir alim, bir bakıyorsunuz ki heva ve hevesini ilah edinmiş, ne tarafa gideceğini bilmeyen şeyhler bozuntuları Ve bir bakıyorsunuz ki Ümmet-i Muhammed paramparça parçalanmış ve Ümmet-i Muhammed’e hizmet ettiğini söyleyen insanlar Ümmet-i Muhammed’i cehenneme çağırmakta Kendi sapkınlıklarına davet etmekte, kendi sapkınlıklarını sanki hidayetmiş gibi insanların önüne koymakta ve bu toprakların insanları 200 yıldan beri din cahili olduğundan sorgulamaktan uzak Dinini öğrenmekten uzak, gerçeği, hakikati öğrenmekten uzak ve gerçeği ve hakikati öğrense elinden kitabı atacak kadar heva ve hevesini ilah edinmiş bir vaziyette yaşamakta Ve adetlerimiz ve geleneklerimiz ve göreneklerimiz hukukumuzla beraber hızla değişip ne yazık ki Hristiyan ve Yahudi geleneklerini içimizde sanki bizim kültürümüzmüş gibi uygulanmakta Barlarda, pavyonlarda, meyhanelerde, sokaklarda, caddelerde, randevu evlerinde ne yazık ki biz Hristiyanlardan daha adi bir şekilde hayat sürenlere seyretmekteyiz ve onları alkışlamaktayız Ve Anadolu’nun en ücra köşesinde huuşla alakalı bir mesele söylediğimde herhangi bir yaşlı bir kadın bu insanla nereye gidecek demekte ve ne yazık ki başındaki örtüsüyle o ninne haliyle ne dediğinin farkında değil Oysa Cenâb-ı Hak kitabı Allâh’ında Hristiyanları ve Yahudileri dost etmeyin derken biz Hristiyanların bilhassa neyi var neyi yok hepsini de almışız içimize Ve enteresan bir şey Avrupa Müslüman olmaya çalışırken Hristiyan dünya Müslüman olmaya çalışırken bizde ama saklı ama gizli ama bilerek ama bilmeyerek ama örtülü ama örtüsüz biz Hristiyanlara adım adım uymaktayız Adım adım her şeyimizde doğumumuzdan ölümümüze kadar hadi çocuğunuz doğduğunda süsleyip bir doğum günü yapmayın göreyim ben sizi Hadi bir doğum günü partisi yapmayın göreyim ben sizi Hadi bekarlığa vadi veda partisi yapmayın göreyim ben sizi Hadi düğününüzü keski geleneğinize göreninize göre yapın göreyim ben sizi Hadi nişanınızı hadi evlilik görüşmelerinizi Hadi evlilik görüşmelerinden sonra davranış biçimlerinizi Hadi neye göre yaptığınıza bir bakın bakalım Birisi gelse sizin kızınızı istese isteyen erkekte öncelikleriniz ne olacak bir bakın bakalım Hadi bir erkek evleneceği zaman kızda arayacağı öncelikli özellikler ne olacak bir bakın bakalım Hadi nişanlınızda nasıl bir düğün hayal ettiniz bir bakın bakalım nasıl bir düğününüz olmalı bir bakın bakalım değil mi erkek çocuklarımız bilir biraz flört hayatı
Flört ve Tanışma Sapkınlığı — Evlilikten Önceki Sahte İzlenim
yaşamalı erkektir değil mi kız çocuklarımız şimdi hiç mi tanımadan evlensinler biraz flört hayatı yaşamalı değil mi tanımadıkları kimseyle nasıl evlenecek Hangi evlenecek olan erkek çocuğun kaç tane sevgilisi oldu acaba hangi evlenecek olan kızın kaç tane sevgilisi oldu acaba var mı inancımızda kültürümüzde örf ve adetimizde Hadi bakın bakalım ne kadar islama uyduk evimizde İslâm ne kadar var eşlerimiz kadınlarımız erkeklere ne kadar tabiler Kur’ân ve sünnet dairesinde ne kadar kocalarına itaat ediyorlar Erkekler kadınlarına Kur’ân ve sünnet dairesinde davranıyorlar mı ne kadar davranıyorlar bakın bakalım uyduk evet ya Resulallah biz ne yazık ki nefsimize uyduk kendimizi Müslüman olarak gördük ama hayat standartlarımızı dünya görüşümüzü Hristiyanlara benzetek Biz de şatafatlı evler istiyoruz biz de çok harika süslü evler ve mescitler istiyoruz biz de kocaman kocaman mescitler olmalı kocaman kocaman medreseler olmalı ve kocaman kocaman o mescitlerde ve o medreselerde ama talebe olmamalı.
Olsa da onlar da bir milli görüş yazarı vardı Müslüman değil süslüman diye bir şevket iyi gibi tabir geliştirmişti evet bizler süslüman Müslümanlar olduk süslüman süslümüz çok güzel bak ne güzel cübbe filan ne kadar süslü tabi Süsümüz güzel dışımız çok süslü evlerimiz çok süslü camilerimiz çok süslü aynı ahir zaman olarak Hazreti Peygamberin sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin tarif ettiği gibi ahir zamanda camiler süslü olacak ama içinde cemâat olmayacak süslü cemâat de süslü içinde gerçek müminler az olacak bir hadîs-i şerîf okumuştum yeni Müslüman olduğumda Beytullah’ı hayvanlar tavaf ettiği zaman kıyameti bekleyin diyordu Ben ilk o hadîs-i şerîf okuduğumda 38 yıl önce kendi kendime tüylerim diken diken oldu dedim ki Beytullah’ı hayvanlar nasıl tavaf eder hayvanın aklı yok hayvan gidip Beytullah’ı tavaf eder mi zahire bakıyorum o zaman hadîs-i şeriflere Eyvah ki dervişliğimin birkaç ayından sonra insanmış gibi görünenlerin hayvan suretinde dolaştığını gördüm gözlerime inanamadım günlerce gözlerimi avuçturdum dedim ki sen hayalliyorsun dur Mustafa Üzba böyle bir şey olmaz sen kendini bir şey zannediyorsun deyip tövbeler ediyorum zikrullahımı arttırıyorum kendi kendime yapmadığım bir şey kalmıyor ve ben sokağa çıktığımda sokakta yürürken bazı insanların suretlerinin farklı hayvanlara benzediğini benzeştiğini görüyorum Ve ne yazık ki bunların bir kısmı cami cemaatinden bir kısmı bir cemâat ehli bir kısmı bazı tarîkat ehlilerinden ve onları öyle gördükçe daha da üzülüyorum sonra kafama dank etti benim Ve etullahı hayvanlar tavaf ettiğinde kıyameti bekleyiniz hadîs-i şerîfi dedim ki bu insanlar şimdi insan suretinde ama öyle fiiliatlar işliyorlar öyle haramlar işliyorlar ve o fiiliatlardan ve o haramlardan tövbe etmiyorlar geri dönmüyorlar ve suretleri değişik hayvan suretine bürünmüş Kimisi köpek suretinde kimisi maymun suretinde kimisi çok üzüldü dedim ayı suretinde kimisi eşek suretinde bunları gördüğümde daha yeni derviştim bunları gördüğümde kendimce dedim ki bu hayat nasıl yaşanacak bundan sonra Dedim bu hallerle sen sokağa çıkamayacaksın insanların yüzüne bakamayacaksın o kimse benimle konuşurken bakıyorum sureti değişiyor ben mi böyle görüyorum yoksa normalde gerçekte hakikatte bunlar mı böyle şey efendinin yolunu gözlemeye başladım dedim gelse de ben bunu ona anlatsam Ve bir gece rüyamda gördüm dedi ki yarın sabahleyin geliyorum uyumadım gittim belediye otobüsüne bindim İzmir garajında bekliyorum iki gözüm iki çeşme çünkü İzmir garında yüzüne bakabileceğim hiç kimseyi göremedim Dedim bu ne imtihandır bu nasıl bir dünyadır bir kişinin yüzüne bakamıyorum kafamı kaldırıp bakamıyorum çünkü başka bir surette görüyorum Nevşehir otobüsü Peron’a indi en önde flora san lambası gibi ay gibi parlayan üstadım baktım bana tebessüm ediyor dedim ki bu da mı hayli yoksa gelmedi de ben geldi olarak mı görüyorum yüzümü zor kaldırdım Baktım inmiş arabadan benim Mustafâ Efendi benim evladım normal geldim dedi bana normal geldim deyince anladım bu bir hal değil dedim efendim özür dilerim hakkınızı helal edin dedim ben çabuk davranamadım dedim Ben birden dedim sizi otobüsün kapısında karşılayamadım kafamı kaldıramadım efendim dedim Mustafâ Efendi ne yazık ki böyle oğlum dünya dedi dedi ya dedi.
Allâh Resûlü dünya bir cifedir evet dünya bir cifedir evladım dedi ben biraz kendime gelip otobüsün gittim bagajından Benim bagajından onun küçük bir valizi vardı çantası vardı onu aldım dedim benim ağzıma mı tüküreceksin yüzüme mi tüküreceksin ben sokakta yürüyemiyorum dedim artık İzmir garajı gördü görmedi umrumda değil aç ağzını dedi bana ben ağzımı açtım Yuvasında annesini bekleyen kuşlar gibi ağzıma yaptı bir tükürdü göğsüme vurdu hadi dedi bu perdeyi de geçti dedi bana evet insanlar ne yazık ki o benim üstadımın da kıymetini bilmedi ben de dahilim buna Ve Müslüman gördüklerimiz bizden gördüklerimiz ne yazık ki bizden değil ve biz her gün Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri hadîs şerifinde buyurduğu
«Kertenkele Deliği» Hadîsi — Yahûdi-Hıristiyan Taklîdi ve Kapanış Kasîdesi
gibi sizler karış karış arşın arşın sizden öncekilerinin yolunuz diyeceksiniz İnsanın giremeyeceği küçük bir kertenkele deliğine girecek olsalar siz de onları takip edeceksiniz buyurmuştu ve biz ne yazık ki Muhammed Mustafa’yı takip edeceğimize bir Hristiyanları takip ettik Biz Yahudileri takip ettik biz Celaleddin Afgani gibi Masonların fetvalarını Abduh gibi Masonların dini görüşlerini takip ettik ve o Abduh’un o Afganenin içimize attığı hain tohumların peşine düştük Biz ne yazık ki Allâh dostlarının düşmanı Allâh’ın düşmanlarının dostu olduk Hristiyanların ağzına baktık biz siyonistlerin ağzına baktık ve kendimiz olmaktan çıktık Ne bürokrasimiz ne siyasetimiz ne hocalarımız ne hacılarımız ne imamlarımız ne alimlerimiz kendisi olmadılar ve bize dinin gerçeğini dinin hakikatini anlatmadılar Sohbetlerine gittiğimiz hocalar kendi heva ve heveslerini anlattılar zikirlerine katıldığımız şehler bizim cebimize göz dikti siyasetçiler bizim oyumuza göz dikti Bürokratlar bizden alacakları rüşvete gözlerini dikti ve ne yazık ki biz de işimiz görülsün yolumuz asan olsun deyip Hristiyanlaşmış olan siyasetçilerin ve bürokratların Hristiyanlaşmış olan alim müsvetelerinin Hristiyanlaşmış olan şeyh müsvetelerinin peşine takıldık Biz arkadaşlarımızı dahi seçmedik biz arkadaşlarımıza Kur’ân ve sünnet noktasında dahi bir şeyler anlatamadık Arkadaşsız kalırız diye korktuk dostsuz kalırız diye korktuk eşsiz kalırız diye korktuk Çocuksuz kalırız diye korktuk anne babasız kalırız diye korktuk hiç kimsemiz kalmaz yanımızda diye korktuk biz Kur’ân ve sünneti seni hatta kendi nefsimize bile tebliğ edemedik Ey nefis otur benim karşıma şunları nasıl böyle düşünürsün sen bunları nasıl akledersin sen nasıl Kur’ân ve sünnete uymazsın sen nasıl peygambere itaat etmek varken sen kimlere itaat etmekteksin fikri noktada dahi biz nefsimize bir şey diyemedik.
Çünkü olur mu olur nefsimizde bize kırılır incinir nefsimiz bize kırılır incilirse biz ne yaparız o kurulur incilirse şeytan da incinir kırılır bizden şeytan bizden incinir kırılırsa biz ne yaparız farkında olmadık deccaliyetin ve şeytaniyetin peşine düştük Oysa Allâh Resûlü diyordu ki bizden başkasına benzemeye çalışan bizden değildir diyordu bakın çalışan çalışan benzeyen değil bizden başkasına benzemeye çalışan bizden değil diyordu. Ama biz her şeyimizde Hristiyanlara benzemeyi kendimizce entelektel bir duruş kendimizce ilerici bir duruş kendimizce Avrupai bir duruş olarak gördük ve o Hristiyanlara benzemeyi biz önemli bir şey gördük Yiyeceklerimiz içeceklerimiz evdeki eşyalarımız kıyafetlerimiz fikri düşüncemiz fikri Hristiyanlara benzedik.
Evet bugün Mevlid Kandili size başka bir şeyler anlatmayı arzu ederdim ama dökülen bunlar oldu ve kim bir kavme benzerse onlardan olur Hadîs-i Şerîf’in unuttuk Neredeyse bir ara millet meclisinde tartışıldı bu çünkü camilerimizi kiliselere benzetmek istedik Sıralar koyalım sıralarda konuşulsun istedik evet çünkü gökten indiği zannedilen kitaba uymak ilericiliğe aykırıydı Son söz Senin varlığın alemler rahmetle yaratıldı Ya Resulallah Senin nurunla tüm alem bereketlendi aydınlandı Ya Resulallah Senin hidayetinle kafirler mümin şeytan zelil oldu Ya Resulallah Gel biz garip sufileriz nurunla bizleri nurlandır Ya Resulallah Senin isminle gönüller şifa bulur dertler derman olur Ya Resulallah Senin salatu selamınla taşlar dile gelir ağaç sar secde eder Ya Resulallah Senin sünnetinle yol bulan dünya ve ahirette aziz olur Ya Resulallah Gel biz yetim sufileriz elimizden tut yolumuza ışık tut Ya Resulallah Senin sevginle kalpler dirilir göz yaşları inci mercan olur Ya Resulallah Senin aşkınla dağlar erir denizler coşar gökler rahmetini yağır Ya Resulallah Senin şefaatinle benim gibi günahkarlar bağışlanır ümmet sevinir Ya Resulallah Gel biz mahcup günahkar sufileriz rahmetinle bizi kucakla Ya Resulallah Senin adının anıldığı yerde melekler kanat çırpar Ya Resulallah Senin nurun parladıkça şeytanlar zincire vurulur Ya Resulallah Senin ümmetin olmakla şeref bulduk hamdolsun.
Ya Resulallah Gel biz fakir sufileriz aşkınla bizi diril Ya Resulallah M
Kaynakça
- Hz. Peygamber’in Doğum Tarihi ve Mevlid Kandili’nin Hükmü: Hz. Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in Rebîu’l-Evvel ayında doğuşu (12 Rebîu’l-Evvel) — İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye 1/167; İbn Sa’d, Tabakâtü’l-Kübrâ 1/103; İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye 2/259; pazartesi günü doğumu — Müslim, “Sıyâm” 197-198; Ebû Dâvûd, “Sıyâm” 53; mevlid mes’ûliyeti — Süyûtî, Hüsnü’l-Maksid fî Amel-i’l-Mevlid; Kastalânî, el-Mevâhibü’l-Ledünniyye; modern tedrîs — Mahmûd Es’ad Coşan, Mevlid Kandili Sohbetleri; M. Yaşar Kandemir, Şefâat Yâ Resûlallâh.
- Süleyman Çelebi Vesîletü’n-Necât (Mevlid-i Şerîf): Süleyman Çelebi (ö. 825/1422), Bursalı — meşhur Vesîletü’n-Necât mevlidi (Müsâhibu’l-Vâridî); klasik metin — Necla Pekolcay, Vesîletü’n-Necât: Mevlid (Süleyman Çelebi); Ahmed Ateş, Vesîletü’n-Necât; Bursalı Mehmed Tâhir, Osmanlı Müellifleri 2/179; salât-ı tefrîciyye, salât-ı münciye, salât-ı nâriyye — bu mecliste okunan salavâtlar; modern okuma — Cevat Akşit, Mevlid ve Türk Edebiyâtı.
- «Kertenkele Deliği» Hadîs-i Şerîfi — Yahûdi-Hıristiyan Taklîdi: «Le-tettebi’unne süneneellezîne min kabliküm şibran şibran ve zirâan zirâan, hattâ lev dehalû fî cuhri dabbin le-dehaltümûhu» (Sizden öncekilerin yolunu karış karış, arşın arşın takip edeceksiniz; öyle ki kertenkele deliğine bile girseler siz de oraya girersiniz). Sahâbe «Yâ Resûlallâh, Yahûdi ve Hıristiyanlar mı?» diye sorunca «Başka kim olacak?» buyurdu — Buhârî, “İ’tisâm” 14, “Enbiyâ” 50; Müslim, “İlim” 6; Ahmed b. Hanbel, Müsned 3/84; modern tedrîs — Mehmet Yaşar Kandemir, Hadîs-i Şerîfler ve Modern Hayât; Hayreddin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Meseleleri.
- Hz. Peygamber’i Sevmek Farzı — Şûrâ 23 ve Tövbe 24: «Kul lâ es’elüküm aleyhi ecran ille’l-meveddete fi’l-kurbâ» (Ben bu tebliğe karşılık sizden bir ücret istemiyorum, ancak yakınlarıma sevgi hâriç) — Şûrâ 42/23; «Allâh, Resûlü ve Allâh yolunda cihâdı her şeyden çok seveceksiniz» tedrîsi — Tövbe 9/24; «Lâ yü’minü ahadüküm hattâ ekûne ehabbe ileyhi min vâlidihî ve veledihî ve’n-nâsi ecma’în» (Sizden biri, ben kendisine babasından, evlâdından ve bütün insanlardan daha sevimli olmadıkça iman etmiş sayılmaz) — Buhârî, “İmân” 8, “Eymân” 3; Müslim, “İmân” 70; klasik tedrîs — Kâdî İyâz, eş-Şifâ bi-Ta’rîfi Hukûki’l-Mustafâ; modern okuma — Mahmûd Sâmî Ramazânoğlu, Mü’min’in Vasıfları.
- Sünnetin Eve ve Aileye Tatbîki — Tahrîm 6: «Yâ eyyuhe’llezîne âmenû kû enfüseküm ve ehlîküm nâren» (Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun) — Tahrîm 66/6; tefsîr — Taberî 28/167; Râzî 30/47; İbn Kesîr 8/175; aile koruma sünneti — Buhârî, “Cum’a” 11; Müslim, “İmâra” 20; «kişinin asıl çocuğu kendi imânıdır» — İmâm Rabbânî, Mektûbât; modern tedrîs — Hayreddin Karaman, İslâm’da Aile; Mahmûd Es’ad Coşan, Aile Hukuku ve Çocuk Eğitimi.
- Açıklık-Soyunma ve Mahremiyet Çöküşü — Nûr 30-31, Ahzâb 59: «Kul li’l-mü’minîne yeğuddû min ebsârihim ve yahfezû furûcehum…» (Mü’min erkeklere söyle: gözlerini sakınsınlar, ırzlarını korusunlar) — Nûr 24/30; «Kul li’l-mü’minâti yağdudne min ebsârihinne…» (Mü’min kadınlara söyle: gözlerini sakınsınlar, ırzlarını korusunlar) — Nûr 24/31; «cilbâb âyeti» — Ahzâb 33/59; sahte modernist te’vîllere reddiyye — Mevdûdî, el-Hicâb; M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili; modern tedrîs — Mehmet Emre, Tesettür ve Tâdîl.
- Şeyh ve Bürokrat İttifakı — «Sâdıklarla Beraber Olun»: «Yâ eyyuhe’llezîne âmenû’ttekullâhe ve kûnû me’a’s-sâdikîn» — Tövbe 9/119; sâdık-şâdık ayrımı — sahte rehber-hakîkî mürşid; klasik kaynaklar — İbn Kayyım, el-Cevâbü’l-Kâfî; İbn Cevzî, Telbîsü İblîs; modern tedrîs — Mustafa Sabri Efendi, Mevkıfu’l-Akl; Necip Fâzıl Kısakürek, Doğru Yolun Sapık Kolları; Ahmed Davudoğlu, Dini Tâmir Davasında Din Tahripçileri.
- Karabaş Silsilesi ve 2024 Mevlid Kandili Tedrîsi: Halvetî-Şa’bânî kolu — Şeyh Şabân-ı Velî (Kastamonu, ö. 976/1568); Mustafa Özbağ Efendi Hazretleri (1611-1685, Üsküdar — Karabaş Tekkesi); Çorumlu Hâcı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz Efendi → Hâcı Haydar Baba ve Hâcı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi; bu sohbet — Mevlid Kandili 2025 (3 Eylül): Hz. Peygamber sevgisi, ümmetin hâli, açıklık ve mahremiyet, kertenkele deliği hadîsi tedrîsi; Karabaş tasavvuf usûlü — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; modern Karabaş tedrîsi — İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Tarîkat, Nefs, Sünnet, Şeyh, Silsile, Hamd. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı