Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2025 Sohbeti #136: Mesnevî 2255 — Nefsin Hırsı, Analı Babalı Yetim ve Asîl Dervîş

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2025 Sohbeti #136: Mesnevî 2255 — Nefsin Hırsı, Analı Babalı…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Mesnevî 2255 ve Erzincan Zakiri Leyla Hanım — Sohbetlerin Yazıya Geçirilmesi

2255. Beyit’e gelmişiz. Tabi bu arada mezhebi sohbetine başlarken Erzincan Zakiri, Leyla Hanım’ı da teşekkür ediyoruz. Sohbetleri o tam başlangıçtan itibaren yazıya döküyordu. O yazıya dökmüş olduklarından hep 2024’de kadar olanları hemen acil hediye bağlı yetişsin diye bastırmış kitap olarak hoşuma gitti. Sevindim. Kendisine ayrı yeten özel teşekkür ediyorum inşâallâh. Biz de onu şimdi az önce istişaresine yaptık. Allâh izin verirse inşâallâh onu bastıracağız. Böyle biraz daha üzerinde kitap haline getirip bastıracak inşâallâh. Allâh’tan bir şey gelmezse hoşuma gitti. Böyle baktım amacımız, maksadımız kitap yazmak değil veyahut da kitaplaştırmak değil, neyi doğru biliyorsak konuşuyoruz ama böyle insanın gönlüne hoş geldi.

Benim gönlüme hoş geldi. Allâh iyilsin inşâallâh. Âmîn. Evet 2255. Beyit’e gelmişiz. Gündüzün elbisemiz güneşin ziyası, geceleyin döşek ve yorganımız ay ışığı. Açlığımızdan değil mi ayı opkalık ekmek sanıp elimizle gökyüzüne saldırıyoruz. Yoksullar bizim yoksulluğumuzdan ve gece gündüz yiyecek düşünmemizden arlanıyorlar. Samirinin halktan kaçtığı gibi akraba, yabancı herkes bizden kaçıyor. Birisinden bir avuç mercimek isteyecek olsak bize sus geber babalar çıkarıcısı diyor. Malum şikayet devam ediyor geçen haftadan kalan. Geçen haftada çünkü en son ekmeğimiz yok, ekmeğimiz yok, katığımız dert ve haset testimiz yok, suyumuz gözyaşı diyordu. Normalde tabii bu yoksul bir Arap bedevisenin kocasına olan şikayetleriydi.

Ama ben bunu nefse vurmuştum malum. O bedavi kadın insanın kendi nefsi demiştim. O nefis şikayete devam ediyor. Elbisemiz güneşin ziyası yorganımız ay ışığı diyor. gündüzün elbisemiz güneşin ziyası geceleyin döşek ve yorganımız ay ışığı. fakirlik öyle bir noktaya gelmiş ki normalde giyecek elbiseleri yok, aynı zamanda da örtecek yorganları yok. sadece güneşin ışığıyla ısınıyor, normalde ay ışığı da üstlerini örtüyor. Bu biraz kinayi tabii. Bu mecazen normalde dünyada nasipsizlikle alakalı. normalde o kimse mevcut kendi bulunduğu konumdan şikayetçi. O kendinden yukarılara bakınca o kimse nefis şikayet ediyor. Kendinden aşağıdakilere baksa nefis şikayet etmeyecek. Çünkü Hazret-i Peygamber de sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri hadîs-i şerifte insanın gözünü kendinden aşağıdakilere dikmesi gerektiğini söylüyor.

Kendinden yukarıdakilere dikmeye kalkarsa nefis hep şikayet ediyor. Çünkü normalde isteğin sonu yok. İstedikçe ister insan. Veya da şatafatın şatıatın sonu yok. Heva ve hefese uymanın sonu yok. Gösterişin sonu yok. o normalde böyle olunca nefis bu noktada dünyalık olarak önüne ne koyarsan koy, önüne ne koyarsan koy. O daha da fazlasını isteyecek. Daha da fazla isteyecek. İnsan nefsi çünkü kurgulanırken Cenâb-ı Hak tarafından böyle kurgulanmış. Nefis hep daha fazlasını ister. Bunu çevirirseniz, eğer bunu terbiye ederseniz manevi olarak da daha fazlasını ister. O manevi yolda yürürken de insanın nefsi daha fazlasını ister. işte şeyhini gördün Hz. Peygamberi görmek ister. Hz. Peygamberi görse Allâh’ı görmek ister.

İnsan normalde dördüncü makama gelse beşinci makama ister. Beşe gelse altıya ister. ister diye ister. Çünkü insan o nefisin isteği hiç bitmez. İster manevi anlamda olsun, isterse dünyevi anlamda olsun. Tabii burada dünyevi anlamı söylüyor. Ve diyor ki sufice bakış açısına bakılırsa o normalde nefis daha fazlasını hep istiyor. Aslında sûfî açısından bakılırsa o kimse… Aslında her sûfî çıplaktır. Şimdi bu biraz ağır gelebilir sohbette. nasıl çıplaktır? Kendi iç alemine döndüğünde o kimse Allâh’ın önünde fukaradır. Çünkü Âyet-i Kerime’de hepiniz fukarasınız. Allâh ganidir der. Böyle olunca bir sûfî kendisini hiçbir zaman maddi anlamda zengin görmez. Bir sûfî hiçbir zaman da manevi anlamda da zengin görmez.

Bir sûfî terbiyesidir bu. Hiçbir zaman kendisini fıkıhta üstad, ilimde üstad ne bileyim sufilikte üstad. Böyle bir makama gelmiş. Bunu sûfî bunu böyle düşünmez. Bunu böyle görmez. sûfî bu manada maddi olarak da manevi olarak da çıplaktır o. giysisi yoktur. Giysi çünkü makam getirir, mevki getirir, ne bileyim belli bir kategori getirir. Ama sûfî giysisiz olmalı. Mesela ben şeyhimin üzerinde hiçbir zaman bir şeyh haydâresi görmedim. Bir şeyh cübbesi görmedim. Şeyh efendi özellikle böyle ben yolun başındaydım daha. Usta efendi oğlum bizimki dervîş haydâresi dedi. O benim kulağımda kaldı. Sonra ödemişe bizim Hacı Ali abi geldi. Onun haydâresi Nâkibi Nugabbâh Ali haydâresi. Sonradan o ödemişteyken bir de halife haydâresi diktirdi.

Onu da gösterdi bana. Dedi ki bu da halife haydâresi dedi. Dedim şeyh efendi halifelik verdi mi sana dedim ben. Sustu. Verdi demedi bana. Tabi ben bunu şeyh efendi inceden sordum. Ali abi halifenizm mi dedim değil oğlum dedi. Bunu sorduktan sonra zaten dedi ki ona biraz para harcat oğlum. Cömert olsun dedi. Para harcaması lazım onun dedi. Cömert olması lazım. Para harcat dedi efendim ben nasıl para harcatayım onu dedim. Mesela dedi de ki dedi bugün yemekler senden diyemem efendim. Kimseye ben böyle dedim. Onunla sonra de de dedi emredersiniz dedim. Dedim Hacı abi bu cuma yemekler senden dedi. Tamam dedi. Gittik köfteciye yemeğe yedik. Kalk ulan öde dedi bana. Kalktım ödedim ben. Şimdi ne oldu dedi olmadı efendim dedim.

Yapamadık biz böyle şey olmadı. Şimdi dervîş dervîşlik açısından baktığımızda sufilik açısından baktığımızda hiçbir şeyin ustası, hiçbir şeyin üstadı, hiçbir şeyin âlimi değildir. Bir sûfî dilinden ben şöyle şeyhim, ben şöyle mürşid-i kâmilim, ben şöyle dervişim, ben şöyle âlimim, ben şöyle bu işleri bilirim. Bunu normal şartlarda sûfî dili değildir. Sufi dili der ki biz hep talibiz, öğrenmeye talibiz. Hep öğreneceğiz biz, hep beraber öğreneceğiz, hep beraber. Hatta Şeyh Efendi biz biliyor muyuz derdi. Allâh rahmet eylesin. O yüzden sûfî Allâh önünde çıplaktır. Maneviyat önünde de çıplaktır. Kendinde bir şey görmez. Ama nefsine uyan bir kimse ne kadar âlim olduğunu, ne kadar iyi olduğunu, ne kadar büyük şeyh olduğunu, zamanın piri olduğunu, zamanın kutbu olduğunu söyler.

Ondan daha fazla âlim yoktur, ondan daha fazla ilmi, ilim ehli yoktur, ondan daha fazla dervişliği bilen yoktur, sufiliği bilen yoktur. O her şeyin zirvesindedir. Öyle insanlar Allâh muhâfaza eylesin. Onlardan uzak durun, kaçın. Bir kimse manevi olarak kendinde çok büyük özellikler olduğunu söylüyorsa, oho ona ne rüyalar gösteriliyor. dervîşler arasında böyle muhabbet olur. Bana ertesi gün olacak olan şeyler gösteriliyor. seninle alakalı da bir şey olsaydı o da gösterilirdi.


Dervîşler Arasında Muhabbet ve Manevî Hâl Müşahedesi

Onun o kadar maneviyatı çok ki ona her şey gösteriliyor. Anlatır dervîşler, böyle güzel muhabbettir bu. Böyle dervişlerin arasında hatta kimisi hafiften böyle gözünü yumar, böyle kafasını, kalbini doğrursaklar böyle şey yapar, eğer. Ondan sonra o esnada bir ilham bekliyor. O esnada ötelerden bir haber bekliyor o tabi. Ben böyle bir şey olunca bir melami var ya hikayesi koşa koşa gelmiş melami dervişi şeyhine. Demiş efendim filanca şeyh efendi peygamberliğini ilan etti demiş. O böyle bir kalbine yaslanmış biz azümüşen öyle bir peygamber ilan etmedik daha demiş. Şimdi dervişin çıkacağı son nokta bu gideceği yani. Böyle düştü mü hal anlatmaya, rüya anlatmaya, ona bir hata yapsa ona söylerler. O bir günah işlese ona ikaz ederler.

Tabii ikaz gelmediyse o haklıdır. Rüyasında görmediyse hatalı olduğunu o haklıdır. Hele karı koca dervişse yandı keten elva. Herkes o gece şey bekliyor, tecelliyat bekliyor. Tartışmışlar, öbürkü bir de diyor bana efendim ben sabaha kadar bir ikaz görmedim dedi. Kadına döndüm bak dedim bir ikaz görmemiş o sen gördün mü valla efendim ben de bir görmedim dedi. Bunların ikisi de ikaz görmemişler, ikisi de haklı olduğunu söylüyorlar. Siz ikiniz de batmışsınız dedim. Nasıl dedi erkek? Dedim normalde eğer batmamış olsaydınız size bir ikaz gelirdi. İkaz gelmediyse siz yerle birisiniz dedim batmışsınız. Dedim size ikaz mı? İkaz gelmiyor demek ki dedim siz emmariye düşmüşsünüz. Emmaredeki insana ikaz gelmez dedim.

Nereden gelsin dedim. Bunlar tabi arkalarına bakmadan gittiler dedim sarmışsın dolaşın barışın. Siz böyle dedim birbirinize için ikaz beklerken dedim ömür geçip gidecek dedim boşanacağınızı sorar dedim. Onlar evet yok baba dervîş ya ikaz bekliyorlar Allâh muhâfaza eylesin. Dervişler arasında muhteşemdir bu. Ayı ekmek sanıp göğe saldırmak. açlık o kadar başlarına vurmuş ki şimdi gazyeden esnanteliler görüyoruz ya. Bunlar buradaki anlatılan şey gazyayı aratmaz. gazyede çanaklar çömlekler ekmek hiçbir şey yok şu anda. Bir de filancı yerde dağıtım yapılacak diyorlar. Bütün millet aç çünkü günlerdir herkes oraya koşuşturuyor. Koşuşturunca o namussuz şerefsiz haysiyetsiz kanı bozuk sütü bozuk insanlıkta nasibini almamış hayvandan daha aşağı mahluk olan İsraililer onları bombalıyor.

Ve İslâm ülkelerinde kınıyorlar çok yüksek dereceden. Toplanıyorlar yiyorlar içiyorlar yüksek dereceden kınıyorlar dağılıyorlar. Ben bazen diyorum bu kadar yüksek dereceden kınamayın başınızda bir iş gelecek sonra. Tabii yüksek dereceden kınanınca onların da gücüne gider şimdi. Gücüne gidince de bunların bir şeylerini açıklayabilirler eyvah eyvah. Mossad’ın elinde ne o efsayın bilmem ne ıvır zıvır kol geziyor ya ortalıkta. Eusiyonistler boş durmazlar Mossad boş durmaz. O ülke liderlerinin bir açığını bir şeyini bulmuştur o. Zaten o Netanyano açıkça söyledi. Dedi ki oturun oturduğunuz yerde bir açıklarsan dedi koltuklarınızı kaybedersiniz dedi. Herkes sustu oturdu o sözü yuttu. dünya liderleri Müslüman dünyanın Halkı Müslüman olan liderler bu sözü yuttu.

Birisi şunu diyemedi açıkla ne açıklayacaksan diyemedi. bütün Halkı Müslüman olan onu devlet başkanlarına tehdit etti resmen. Haberlerde öyle okudum. Dedi ki oturun oturduğunuz yerde sizin hakkınızda dedi bazı şeyler açıklarsam koltuklarınızda oturamazsınız dedi. Artık ne varsa elinde Mossad’ın İslâm ülke Halkı Müslüman olanların devlet başkanlarının demek ki açık olan bir halleri var bir durumları var. O durumlarda o haller de Mossad’ın elinde o yüzden onlar ne yapıyorlar konuşamıyorlar bir şey yapamıyorlar. Aynı şey alimler içinde geçerli aynı şey şeyhler içinde geçerli. Türkiye’deki cemâat liderlerininle alakalı Mossad’ın elinde ne var bilmiyoruz ki. Kocayız alimiz şeyhiz diye dolaşanlarla alakalı Mossad’ın elinde ne var bilmiyoruz ki yoksa bu uyku bu gaflet bu böyle konuşmama hakkı haykırmama ayetleri hadîsleri eğip bükme meseleleri eğip bükme nereden giriyor bilmiyoruz.

Allâh muhâfaza eylesin. öyle bir açlık ki nefis diyor ki onu sana bu diyor ayı ekmek sanıp biz göğe saldırıyoruz. normalde o kadar açlar ve normalde acıkınca ayı ekmek gibi görüyor. Bir kimse neye ihtiyaç duyuyorsa onu görür hep. İhtiyac gördüğü bir şeyin kölesi olur. İnsanoğlu öyle bir şeydir. o en üst seviyede telefon alması lazım. Onu ihtiyaç görür onun kölesi olur. Aylarca onu taksitle ödeyeceğim diye uğraşır. Altı üstü telefon görüşecek telefon açacak. Onun kölesi olur. Kimisi en son kreasyona sahip olması lazım. Mod olarak giymesi lazım. Onun kölesi olur o. Gidecek adamın neresi erkek bilmiyorum daracık pantolonlar, daracık üzerinde gömlekler. Veyahut da şimdi erkekler de başladı soyunmaya. o modda çıplaklık şimdi.

Erkekler de çıplak dolaşıyorlar. Kadınlar zaten çığrını açtı. teştircilik moda oldu. Halbuki o teştirciliğe düşenler, modayı takip edenler, modacı olanların hepsi de psikolojik vakadır. Hepsi de. Bir kimse moda düşkünü ise psikolojik vakadır o. Herkes dar giyinirken o da dar giyinicek. Herkes bir tarafını açarken o da açacak. Gerçekten psikolojik olarak rahatsızlıktır bu. Veyahut da o kimse telefon çıkacak önce o alacak. gösteriyor ya haberlerde, sıraya giriyor insanlar sabah saat dörtte, üçte, ikide, birde. Neymiş de iPhone’un yeni modeli çıkmış. Önce onu alacaklarmış. Sıradalar. Hepsi de psikolojik rahatsız. Hepsi de. şu anda dünya üzerinde gerçek hastalık bu. bu bir teknoloji hastalığı değil.

Bu marka bağımlısı. Yeni telefon onda olacak. Yeni bilgisayar onda olacak. Her şey onda olacak. Ve bunun açlığını yaşayınca o kimse onun kölesi oluyor. Normalde neye ihtiyaç duyuyorsanız, onun kölesisiniz. Kur’ân Sünnet dairesinde bakarsanız o zaman meseleyi kurtarırsanız. Nedir? Bana giyinmek için bir gömlek lazım, bir pantolon lazım. Dar giyemem. Bu İslâm adabına aykırı erkek olarak söylüyorum. Erkeğin de vücutatları belli olmayacak. Sadece kadınla alakalı değil ki bu. Şimdi erkeklerin de vücutatları meydanda. Bu da caiz değil. Haram. Erkekler daracık pantolon hepsi de meydanda. Bir de düşük kemer olursa, cuma da orada burada arkası görünüyor. Bildiğiniz arkası görünüyor. Erkekler de daracık gömlek giyiyorlar, patlıyor.

Hele bir de göbekler giyiyor ya onu. Ya giyme ya. Giyme göbeğin patlıyor işte. Kadınlar da aynı. Giymeyin ya göbeğiniz var, giymeyin daracık bir şey. Likralı bir şey giymeyin. Giyiyorlar. Allâh muhâfaza eylesin. Onu ihtiyaç görüyor çünkü. Herkes onu giyiyor, o da onu giyecek. Herkes onu giyiyor ya o da yiyecek onu.


Nefsin Her Şeye El Uzatma Hastalığı — Hırsın Sınırsızlığı

İhtiyaç görüyor. Bu büyük bir hastalık. Bu da nefsin hastalıktır. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden nefis her şeye el uzatmak ister. Her şeye. Ve her şey kendisinin olmasını ister. Nefis öyle bir şeydir. Burada da Üstad diyor ki Hz. Mevlânâ. Ondan sonra insan diyor nefsine uydum o elini göğe uzatır. aya ulaşacak ayı bile ekmek zanneder. Yoksullar bile bizden utanıyor. o kimsenin sefaletini görünce, o kimsenin yokluğunu görünce yoksullar bile ondan normalde acıyorlar ona. Ve uzaklaşıyorlar. Bu bizden bir şey isteyecek muhakkak diyorlar. O yüzden normalde sufice bakılırsa meseleye gerçek fakirlik. Öyle bir şeydir ki gerçek fakirlik. O bir sufinin öyle bir hali vardır ki sûfî o fakirliği zenginliğin içinde olsa dahi etrafında her şey var olsa dahi o yokluk içinde yokluk yaşar.

Varlık içinde yokluk yaşamak herkesin işidir. Varlık içinde yokluk yaşar o. Varlık içinde yokluk yaşamak nedir? Vardır, harcamıyordur. Her şeye ihtiyacını görebilir, vardır. Onun yokluğu, varlık içinde yokluk yaşamak o da bir nefis terbiyesidir. Ama asıl nefis terbiyesi o kimse varlığın içinde olsa dahi yokluğun içinde yokluk yaşaması lazım. Yokluğun içinde yokluk yaşarsa o zaman el fakri olur. Öbür türlü o kimse gerçek fakri yaşayamaz. Sufiler için fakri yaşamak elini attığını alıyorsun. Alma kardeşim. Elini attığını harcıyorsun. Harcama. Sen nefsini terbiye et. Aylık ne kadar eline geçti? 20 bin lira. 20 bin liraydı ayın sonunda harcıyorsan sen nefsini uydun. Aylık ne kadar? 10 lira. 10 lirayı da sen harcıyorsan nefsini uydun.

Evet. Sen elini attığını böyle hemen sahip olmaya çalışma. Nefsine vur biraz. Nefsini terbiye et. Nefsini terbiye et. Gitme kafaya oraya buraya. Nefsini terbiye et. Alma iki de bir de kendine kıyafet. Nefsini terbiye et. Oraya buraya harcama parayı. Nefsini terbiye et. Bak nefsini terbiye et. O fakri yaşa. Millet ne der diye düşünmek. Millet ne diyorsa desin. Millet der hep zaten. Peygamberlerin arkasından konuşmuşlar. Peygamberleri eleştirmişler bu insanoğlu. Nefsini uydun. Allâh’ı bile eleştiriyor. Kitabı bile eleştiriyor. Koca profesör ne diyor? Bu Allâh’ın ayeti olamaz diyor. Bitti. İnsan nefsine uydu mu eleştirmeyecek bir şey yoktur. Nefsine uydu mu insanın konuşmayacak bir şey yoktur. Allâh’a iftira atıyor insan.

Peygamber’e iftira atıyor insan. Üstadlara, şehirlere, dervişlere iftira atıyor insanoğlu. Kendi eşine iftira atıyor. Kendi çocuğuna iftira atıyor. Kendi annesine babasına iftira atıyor. İnsanın sözü lafı bitmez. Bitmez. Herkes bir laf söyler. Sen kendi nefsine bak. Nefsini terbiye et. Sen herkesin güldüğü yerde sen ağla. Herkesin rahat ettiği yerde sen zorluğu yaşa. Sen herkes bolluktayken sen sıkıntıyı yaşa. Sıkıntıyı görsen. Neden? Herkes sıkıntıya düştüğünde sen bolluğu yaşayacaksın çünkü. Hiçbir kimsenin hayatı tek düzede gitmez. Sen sıkıntı varmış gibi yaşa. Sen sıkıntı olunca herkes zaten çökecek. Sende değişmeyecek bir şey. Sen günün zengini olacaksın. Ama bize öyle alıştırmıyorlar. Bize sufilik terbiyesi vermiyorlar.

Bize kapitalizm, bir de çarpık kapitalizmin terbiyesi veriliyor. Evlerde, çocuklarda, sokaklarda, devlette. Her yerde israf var. Devlet israf ediyor. Aileler israf ediyor. İşletmeler israf ediyor. Kadın, erkek, çocuk herkes israf ediyor. İsrafın içinde yaşıyor şu anda insanlar. Ve borçlanarak israf ediyorlar. Borçlanarak tan. Herkesin elinde bir tane plastik var. Borcu bitmiyor hiç kimsenin. Bir tane de olsa iyi. 1, 2, 3, 4, 5, 6 plastikleri taşımak için bir de cüzdan veriyorlar sana. Adam bir açıyor böyle kitap açar gibi 6-7 tane kredi kartı var. Dervişte gördüm. Dedim oğlum. Ben de dedim dünya kadar kredi kartı yoktu. Banka göndermiş buzalı inek gibi arkamıza baktık neden gönderdi diye. Savaş aradım savaş neden gönderdiler acaba bana dedim kredi kartını.

Savaş dedi normal bir şey dedi emekli maaşın oraya yatıyor şöyle böyle şudur budur. Adamlar bir de kendi elinden arttırıyorlar limiti. Limit arttırıyor. Limit arttırıyor. millette dolu mu dolu harcıyor. Ya sen ödeyeceksin. Sonra onun o kredi kartının tak kesin öbür kine öbür kredi kartının tak kesin öbür kine ya harcama. Harcama ya. Olmayı versin, yemeyi ver, içmeyi ver, giymeyi ver ya. Olmasın sende ya. Sen de olunca bir şey mi level mi atlayacaksın, makam mı atlayacaksın. Nefis meratiplerini mi geçeceksin? Yok. O yüzden ama o normalde insanların önünde masayı atacak ya iphone atacak. Arabanın markasını atacak masanın üstüne. Tabii. Sonra onun bir de selfie’sini çekecek fotoğrafını çekecek.

Paylaşacak instagramda orada burada yemek yedi filanca yerdeyiz. Onu da atacak. Yapacak. Nefis onu istiyor çünkü. O yüzden normalde oysa sûfî yokluk içerisinde yokluğu yaşamalı. Kendini herhangi bir yerde görmemeli. Ve nefis onu bir yerde görürken onu durdurmalı. Nefis terbiyesi yapmalı. Nefis gömleğin iyisini isteyecek, pantolonun iyisini isteyecek, modasını isteyecek. Ona diyecek ki dur bu moda olabilir. Bu moda olabilir. Bu kuran ve sünnet uygun mu? Bu kıyafet kuran ve sünnet uygun mu? Sen erkeksin diye çok affedersin senin arkanda tabak gibi meydana mı çıkacak? Yok böyle bir şey. Sen erkeksin diye daraçık giymeyeceksin. Erkek sen erkeksin. Sen normalde kısak şortta çıkmayacaksın meydana.

Daha bugün bayan dersinden çıktım. Yanındaki kadın feraceli. Feraceli artık eşi midir, ablası mıdır bilemeyeceğim. Ama erkekte dizinin üstünde, dizinin üstünde şort var. Kadın feraceli adamda dizinin üstünde şort var. Öyle çıkmış. Ya bu insanlara anneler, babalar, kardeşler, eşler acaba hiç mi anlatmıyorlar bu insanlara? Hiç mi sözlerini geçiremiyorlar? Adamın hanımı yanında yarı çıplak dolaşıyor. Sokakta yürüme utanıyor insan. Sokakta yürüme utanıyor insan. Rabbim muhafaza eylesin. Evet o yüzden sufiler, şöhrete düşmeden, şatafata düşmeden, şataata düşmeden, fakrın içerisinde fakrı yaşarlar. Allâh biz onlardan eylesin. Samiri’den kaçıldığı gibi bizden kaçıyorlar. Samiri kimdi? Musa aleyhisselâm Tur-i Sinai’ye gidince Samiri bir altınların hepsini eritti.

Altınlardan bir tane buzağı yaptırdı. O buzayı da normalde insanların önüne getirdi. O buzağadan da şeytan bir ses çıkardı. Ve Musa’nın kavmi Musa Tur-i Sinai’dayken Samiri’nin yaptığı buzağı ilahi edindiler. Çünkü insanlar nefis olarak putları ilah edinmeye meyillidir. Gerçek dinden, dinin hakikatinden insanlar uzak durmak isterler. Nefisler bunu kabul etmez. Nefis hakikatten insanı uzaklaştırmak ister. O yüzden Âyet-i Kerimelerde sizin çok azınız îmân etmiştir der. Müslümanlar çok değildir hiçbir zaman.


Heva-Hevesin Çoğunluğu, İmân Edenlerin Azınlığı — Âdem’den Beri

Adem’den itibaren hep azınlıktadırlar. Heva ve hevesine uyanlar, heva ve hevesini ilah edinenler dünya üzerinde hep çoğunluktadır. Hiçbir zaman inananlar çoğunluğu yakalayamamışlardır. Bu ancak ahir zamanın son diliminde Mehdî ala Resul zuhur edince yaşanacak. Öbür türlü Müslümanlar hep az. Musa aleyhi’s-selâm da Tur-i Sinai’ye 40 gün çünkü orada halvet etti tabiri caizse Erbayn çıkardı. 40 gün Erbayn’dir. O yüzden Erbayn da Musa aleyhi’s-selâm’ın sünnetinden gelir. Sufilerin bir kısmında bu terbiye sistemi vardır. Dervişleri 40 günlük Erbayn çıkartırlar. Bizim dergamızda yoktur. Biz normalde sünnet seniye neyse biz ona tabi oluruz. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Ramazan’ın ilk zamanlarda ilk 10 gününde sonra orta 10 günde Ramazan’ın son 10 gününde itikaf edip ölünceye kadar son 10 gün itikaf da devam etti.

Bizim için itikaf son 10 gündür Ramazan’ın içerisinde. 10 gündür biz 11 gün yapmayız. Ama o kimse itikafa normalde girer ne yaşayacaksa yaşar. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri de bir de Muharrem’de 10 gün itikafa girmiştir. Ondan sonra onu da itikafı bozar. Eşlerden bazıları gelirler mescidin içerisinde çadır kurup onlar da itikafa niyet edince Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem bunlara niyet edince. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem bunlara ne oluyor der kendi itikafını terk eder o sene. Terk ettiği sene de Muharrem’de itikafa girer. O yüzden bir kimse Ramazan’da itikafı terk ederse Muharrem’de kaza etmesi evladır. Çünkü olur insan itikafı terk etmek zorunda kalabilir şeriaten çok önemli bir mesele olur.

O yüzden itikaptan çıkmak, itikafı terk etmek zorunda kalabilir. Öyle olunca da o kimse Muharrem’de itikafı ne yapar? İade eder. Samiri’den kaçıldığı gibi bizden kaçıyorlar. O zaman da Musa aleyhisselâm Normandii Turi sinadan döndü. Dönünce halkının Samiri’nin yapmış olduğu buzayet tapındığını duyunca hatta o sinirle elindeki levhaları yere çarptı. Tahâ 85. Doğrusu biz senden sonra kavmini sınadık ve Samiri de onları saptırdı. Ne yaptı? Samiri o Normandii halkı saptırdı. Musa kavmine kızgın ve üzgün olarak döndü ve ey kavmin Rabbiniz size güzel bir vaatte bulunmadı mı? Uzun bir zaman mı geçti aradan? Yoksa Rabbinizin gazabına uğramak istediğinizde mi bana verdiğiniz sözden caydınız dedi. 85’den 97’ye kadar.

Ve böyle olunca halk Samiri’den iğrendi. Sen bizi sapkınlığa gönderdin, sen bizi sapkınlığa sevk ettin deyip ondan selamın sabahı kestiler. O yüzden o kimse artık öyle bir zillet halini yaşıyor ki onların Normandii artık fukaralar dahi ondan kaçıyor. Şimdi dervişte bazen zaman zaman başına böyle sıkıntılı zamanlar gelir bazen fukara halleri olur. Diğer dervîşler, aman benden bir şey ister diye ondan kaçarlar. Mesela fukaradan insanlar uzaklaşırlar bir şey isteyecek diye veya iflas eden bir kimseden uzaklaşırlar. Bizden bir şey ister diye. Normalde kaçarlar. Bazen insanlar kötü ahlaklılardan da kaçar. Sert tabiatlı olanlardan da kaçar. Bazen insanlar dervîş dahi olsa kaçar ondan. O sert tabiatlıdır, olur olmaz konuşuyordur, olur olmaz birilerine böyle sert davranıyordur.

Millet onu ne çeksin? Ondan da uzaklaşır veya cimrilerden uzaklaşır insanlar. O kimse cimridir, Cenâb-ı Hak onun etrafında kimseye tutmaz. Allâh cimrileri sevmez, cimrileri sevmeyince cimrilerin etrafında da hiç kimse olmaz, kalmaz. Sert tabiatlılar Allâh sevmez, onların etrafında da hiç kimse olmaz. Onlar da kendi kendine avuturlar. Ben doğruyu söylüyorum o yüzden hiç kimse etrafımda yok. Veyahut da ben iyiyim aslında. hiç kimse benim etrafımda yok. Yok öyle değil, doğru değil o. Cenâb-ı Hak Peygamberine diyor ki eğer sen yumuşak huylu olmasaydın, sert ve kaba olsaydın senin etrafında hiç kimse durmazdı diyor. Bakın Peygamber olmasına rağmen sen sert ve kaba olsaydın senin etrafında hiç kimse olmazdı.

O yüzden sert ve kaba olan insanların etrafında hiç kimse durmaz. Cimrilerin etrafında hiç kimse durmaz. Onların etrafında hiç kimse durmaz. İkide birde etrafını eleştiren insanların etrafında kimse olmaz. Dili sivri olanların etrafında kimse olmaz. Bağırıp çağıran insanlara böyle deli danalar gibi bir şey yapıyormuş gibi bağırıp çağıran insanların etrafında kimse olmaz. Ama onlara sorsan onlar çok iyi insan. Onlara sorsan onlar çok iyi biliyor her şeyi. Bir biliyorlar, bir biliyorlar, bir biliyorlar. Bildiklerinden ulu daha yıkılır. Öyle biliyorlar. Bunlar normalde bir sûfî topluluğun içerisinde de uzun nefesi bunlar olmazlar. Sonra onlar çok biliyor ya normalde çok bildiklerinden dolayı Üstad’a, Zâkir’e, görevlilere boyuna akıl vermeye kalkarlar.

Ne bileyim onların söylediklerini kesmeye çalışırlar, düzeltmeye çalışırlar gibi. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden normalde bir tek fakirlerden kibirliler kaçar, cimriler kaçar. Kendince ben bunlarla beraber mi olacağım diyen müşrik kafalılar kaçar. Çünkü müşrikler öyle yapmıştı. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin huzurundayken birkaç hukara dervîş sahâbe gelince biz bunların yanında mı konuşacağız? Biz bunlarıla konuşmaya layık değiliz deyip yüzünü ekşittiler. Yüzlerini ekşittiler. Rabbim bizi onlardan eylemesin inşâallâh. Mercimek istesek hakaret görüyoruz. Ya normalde bir lokmalık bir şey istese o kimse karnım aç dese hakaret yiyor. Hoş şimdi bugünün dilencilerinin hangisine ihtiyacı var, hangisine ihtiyacı yok bunu da bilmek mümkün değil.

Dilenci diyorsunuz adamın yüzünden yüz bin lira para çıkıyor. Dilenci diyenin dört katlı beş katlı evi çıkıyor. Normalde eski şehirde oturuyorsa Bursa’da dileniyor. İşe gelir gibi sabahleyin otobüse biniyor, geliyor Bursa’da dileniyor. Akşam olunca işten çıkmış gibi tekrar otobüse biniyor gidiyor eski şehirde. Eski şehirde dört beş katlı binası var, dükkanı var, kirada şu su var, bu su var. Tabii eşi bile bilmiyor o dilendiğini. Eşi çocukları bile bilmiyor. O işin var deyip çıkıyor her sabah. Arabası marabası da var. Dedim ne yapıyorsun öyle yap. Ne olacak hocam dedi, geliyorum dedi. Bursa dedi arabayı bir yere park ediyorum dedi. Arabanın içerisinde kılık kıyafeti de var, fukara kıyafeti. Arabada değiştiriyor.

Dedim sen de benim gibi yapıyorsun o zaman. Nasıl dedi? Ben de yola çıkacağım zaman yol kıyafeti var dedim. Asıyorum dedim ütülü pantolonu dedim gömmeyi. Dedim sohbete gideceğim zaman arabanın arkasını değiştiriyorum. Aynı hocam benimki de aynı dedi. Benden aynı oda. Bana bir de öyle anlatıyor. Aynıyız hocam biz ikimiz de diyor. Vallahi aynıyız dedim sıkıntı yok. Ama ben dilenmiyorum dedim.


Meslek Edinilmiş Dilencilik — «Hâlim Vaktim Yerinde» Diyen Hocalar

Aramızdaki fark bu dedim bu kaldı. Ama o dileniyor. ben diyor halim vaktim yerinde hocam benim. Dedim ne yapmaya dileniyorsun ya? Hocam diyor duramıyorum ki meslek bu diyor. Yıllardan beri diyor meslek bu. Çocuklarını okutmuş birkaç tanesini evlendirmiş tabi. Dedim merak etmiyorlar mı? Senin dükkanın nerede, işin nerede? Ediyorlar dedi siz benim işime karışmayın diyormuş. Bir gün büyük oğlu tutmuş ya ne yapıyorsun demiş ya. Seni takip edemiyoruz demiş. Ne takip edeceksin lan sen beni demiş. Bir de küfür etmiş ona. Demiş okuttum önünde işim var evlendirdim altın darbam var demiş. Sen benim işimi ne yapacaksın demiş. Dedim harikasın ya söyleyecek bir laf yok. E şimdi normalde biz şimdi isteyene verelim de nasıl verelim?

Vercek olduğumuz bazen bizden zengin. Bana soruyorlar diyorum ki ben vermiyorum diyorum. o sünneti işleyemiyorum ben diyorum. Benim verecek olduğum yerler var diyorum. Ne uğraşayım başkasında diyorum. Öyle deyince duruyorlar. yok çünkü ama insanlar genel olarak isteyene horhakir baka. Cenâb-ı Hak da istemeyin diyor zaten. Çok naçar kalırsanız temiz yüzlerden isteyin diyor. İstemek yok İslâm’da. E istiyorsa da temiz yüzlerden isteyecek çok naçar kalırsa. Ama öbür türlü normalde o kimse önüne gelenden istiyorsa bir şeyler veya andırıyorsa dileniyor o. Sufilikte de dilenmek yoktur. Sufi dilenmez. Bunu anlatıyorum derslerde ya Ulu Cami’de yasli yıkıldım dışarı çıktım. Böyle birisi geldi. Selâmünaleyküm.

Aleykümselam. Benim bana dedi biraz yardım eder misin? Sana dua edeyim dedi. Ondan sonra dedim hayırdır. Böyle şey yapınca dedi ki üstadın beni seyahate çıkar dedi. Eee dedim sen dedi. Allâh için seyahatte îmân dedi. Bizim dedim üstadımızın üstadının üstadının üstadını da üstadın seyahate çıkarmış. Demiş ki dedim verirlerse yiyeceksin vermezlerse istemeyeceksin. Yatırırlarsa yatacaksın yatırmazlarsa yatmayacaksın demiş. Kimse demiş şey istemeyeceksin demiş dedim. Bu böyle durdu şimdi bana maval okuma gibisinden. Aaa baktım böyle şey ilgisilik tasıyor. Bak bunun adabı ne biliyor musun dedim. Ne dedi nerede senin üstadın dedim. Samsun’da dedi. Ben şimdi Samsun’da döndürdüm onu. Omuzlarına tuttum arkasına geçtim.

Şimdi aç ellerini dedim. Seni seyahate çıkarını vesile ederekten iste dedim. Nasıl dedi? Seni seyahate çıkarmış ya üstadın dedim. Evet. Sen dedim şimdi Samsun’a doğru döncen diyeceksin ki dedim. Ya Rabbi üstadımı vesile ettim. Beni seyahate çıkaran o açsan diyeceksin ki dedim. Beni doyur. Böyle bir şey mi olur ya deli deli konuşuyorsun dedi. Ben deliyim zaten dedim. Bunu böyle yap. Gerçekten ihtiyacın var ise merak etme dedim senin ihtiyacın görülür. Ama dedim senin ne üstadına inancın var ne Allâh’a dedi. Sen başkasının elindekine güveniyorsun dedim. Başkasının elindekine güvenen insanın imanı kemale ermemiştir. Altını çizeyim. başkasının elinin altındakine güvenen bir kimsenin imanı kemale ermemiştir.

O dilencidir. Sufi ise dilenmez. Sufi dilenmez. Öyle olunca burada nefis mercimek istiyor hakaret görüyor. Ama normalde mercimek görüp de hakaret görmesi nefse ait. Sen nefsine uyarsan hakaret görürsün. Sen nefsine uyarsan sen zelil olursun. Sen nefsine uyarsan sen Allâh’ın önünde, peygamberin önünde, müstahdının, maneviyatın önünde ve insanların önünde zelil olursun. Zelil olursun. Nefsine uyma. Heva hevesine uyma. Heva hevesine ilah edinme. Sen azizken zelil olursun. Zelil olursun. Sonra dersin ki Allâh beni zelil etti. Allâh seni neden zelil etti? Zelilli sen istedin. Edebe mugayir sen davrandın. Edebin dışına sen çıktın. Sen haddi açtın. Sen çizgiyi açtın. Eee? Cenâb-ı Hak sen zelilli sen istedin.

O yüzden dervîş bu noktada kendince hiçbir şeyin istemez ve onu da andırmaz hiç. İsterse nefsine uymuş olur ve kendisini zelil eder. Allâh muhâfaza eylesin. Âmîn. Ayriyetten horhakir görmemek lazım. Bu da zahiren bir fukarayı horhakir görmemek lazım. âyet-i kerîme var ya yetime ezme. Âyet-i kerimedir bu. Yetime ezme. hatta âyet-i keriminin devamı vardır. Yetime ezme. Dilenciyi de azarlama. isteyeni, dileneni de azarlama. Bu ayettir. Bu işin şerii tarafıdır. Sen isteyeni normalde ne yaparsın? Azarlayamazsın. Yetimi ezemezsin. Yetime yardım edeceksin daha. Dilenciyi azarlama. Vermiyorsan verme. Kimisi kızıyor bağrı çağırıyor. Allâh muhâfaza eylesin. O şey değil ve o kimse bir ondan isteyen bir şey olursa o kimse kendince iç aleminde Cenâb-ı Hak’ın kendisine bahşettiği nimetler için hamd edecek.

Birisi bir şeyi ihtiyaç görüyor. O sende var öyle değil mi? O sende varsa sen Allâh’a çok hamd et. Allâh’ı çok zikret. De ki Ya Rabbi sen beni bu nimetin içerisine koymuşsun. Bu nimetle beni nimetlendirmişsin. Bu lütufla bana ikram etmişsin. Sana hamd ediyorum. O sûfî bunu gördüğü zaman Allâh’a olan zikrini hamdini arttıracak. Ve diyecek ki Cenâb-ı Hak hamdü sena olsun. Cenâb-ı Hak bana lütfetmiş, ikram etmiş, ihsan etmiş. Sana vermiş. Herhangi bir şey. Sende onu ihtiyaç olarak görmüyorsun. Ama bir başkası ihtiyaç olarak görüyor. Örnekliyorum. O ekmeğe muhtaç sende ekmek var. Hamd et. Sen neden bende pasta yok diye sızlanma. Bir başkası pasta istiyor senden. Sende tatlısı var. Allâh’a hamd et.

Ya Rabbi sen bana nimetin içerisinde yüzdürüyorsun. Çünkü yetimi gördün. Yetimi görünce ya Rabbi beni anasız babasız bırakmamışsın. Ben yetim kalmamışım. Sana hamd ediyorum de. O yetim çünkü bir şeye ulaşamıyor. Bir şeye yetişemiyor. Ya annesi yok ya babası yok. Kimisi? Kimisi? Anneni babalı yetimdir. Kimisinin zahiren anası babası vardır ama yetimdir. Nasıl analı babalı yetimdir? o çocuk onların değil sanki. Ne ilgilenirler ne uğraşırlar. Ne onunla herhangi bir diyalog kurarlar. Ne onun eksiğini gediğine bakarlar. doğurmuş atmış. Bitti. Analı babalı yetimdir kimisi. Gerçekten içler acısı bir şeydir. Bazen insanlar analı babalı yetim olur. Annesi babası olmasına rağmen anne baba ayrılır. Nefislerine uyarlar.

Boşanırlar. Çocuk bir ona gider. Dağılmış aile olur. Çocuk ne annesini anne gibi bilir ne babasını baba gibi bilir. Hiç nefsine uyarlar. Kimisi üç kuruştan kimisi beş kuruştan. Nefislerine uyup evet evliliklerini bozarlar. Nefsi uyar insan. Yapmayacak olduğu hatayı yapar. İşlemeyecek olduğu işi işler. Nefsine uyar. Ayrılırlar. Ayrılınca nimeti görürler o zaman. Eyvah biz ne yaptık derler. Bazen dervişlerde de var. Ufak tefek mevzulardan ayrılmaya gidiyorlar. Allâh’ım diyorum ben şunlara akıl fikir ver. kim iyi gerçekten. Âyet-i Kerime yetimi ezmeden ama analı babalı yetimler var.


Analı Babalı Yetimler — İlgisiz Anne-Baba ve Manevî Boşluk

Analı babalı. Anne babasa ilgilenmiyor hiçbir şeyle. Analı babalı yetim. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden normalde o kimse etrafına baktığında etrafında olmayan bir şey kendisinde var ise Allâh’ı çokça zikredecek hamd edecek. O gözünü sabancıya dikmeyecek. Sabancıda var bende neden yok. Otur oturduğun yere. Haddini bil. Allâh muhâfaza eylesin. Bu zenginliğin bir de hesabını vermek var. O paranın bir de hesabını vermek var. Oturduğun evin hesabını vermek var. Bindiğin arabanın hesabını vermek var. Onun hesabı var. Yok zannetmeyin. Oturduklarınız evlerinizin hesabı var. Bindiğiniz arabaların hesabı var. Yazlıklarınızın, kışlıklarınızın, tarlalarınızın, bahçelerinizin hesabı var. Bunların hesabı yok zannetmeyin.

İslâm zenginlik karşıtı değil, zenginlik düşmanı da değil. Ama onun hesabı var kardeş. Sen o lüks evinde hiç zikrullahla kazı çekemezsin. Lüks evinde hiç zikrullahla kazı çevirdin mi? Hiç fukaraları yemeye yedirdin mi orada? Sen fukaraları çağırıp orada bir iftâr ettirdin mi? Senin arabana kimler biniyor? Senin araba nereye hizmet ediyor? Evin nereye hizmet ediyor? Senin eşyan kime, neye hizmet ediyor? Onların hepsinde hesabı var. Ama Müslümanlar bunları unuttu. Lay, om yaşıyor. Onun var benim neden yok. İyi senin de oldu. Hadi bakalım hesap vermeye hepiniz de. Senin yoktu senin de oldu. Hadi cehenneme el salla. Selâmünaleyküm ben geliyorum de. Neden? Sen onun hesabını veremezsin ki. Allahu ekber namaza duruyor rüşvet alıyor.

O rüşvetle villa yaptırmış. Nasıl hesabını vereceksin onun? İş takipçiliği yapmış caiz mi diye bir de bana telefon atıyor. Mustafa hocam selamünaleyküm. Aleyküm selâm. Tanıyamadım sizi. Hocam ben kendimi tanıtmıyorum. İyi tanıtma kardeş. Buyurun. Böyle böyle beni iş takip ediyorum da caiz mi? Dedim kendini tanıtmıyorum. Bürokrasi densin o zaman dedim. dedi. Dedim namussuzun şerefsizin hasietsizlerin tekisiniz. Siz dedim kapat telefonu. Ne soruyorsun bana dedim. Rüşvetçinin tekisin sen dedim. Kaldı. Allâh’ını dinine imanına söyle dedim. Rüşvet yedin mi yemedin mi sustu. Kapat telefonu dedim kapat. Sen git dedim. Diyanetten fetva iste kendine dedim. Sizden için sivri dilli dediler. Benim dilim çok sivrem dedim.

Kapat telefonu dedim. Kapattı. Bizi ahir zaman halimiz zannediyorlar. Adam Rüşvet yiyecek biz de fetvasını vereceğiz. Bir de lafa bak. benim bir de adımı çıkardılar şimdi. Bu particiler, purticiler, siyasetçiler, bürokratlar. Sivri dilli imişim ben. Ben yumuşak değilim ki. Ben fikren eşcinsel değilim. Kalben eşcinsel değilim. Benim ruhum sarışın değil. Onlar fikren eşcinsel arıyorlar. Fikri eşcinsel. Cinsiyetsiz. Her tarafa döner. Yanar döner istiyor. veriyorlar ya fetva şimdi. Mason, o Afgani’nin, ondan sonra Afgani’nin fetvasını veriyorlar. Ne fetvası? Nevlason miktarı kadar faiz caizdir. İyi, evlason %80, %80’de faiz var, caizdir. Veya devletin faizi caizdir. Bunlar böyle Mason kafalı. Bunu yaydılar.

Böyle muhafaz ekar, kesime de yaydılar. Ben onları dindar kesim demiyorum abi. Dindar şu Kur’ân’a, Sünnet’e sık sık yapışmış. Yaşamak için, yaşatmak için mücadele eden dindar odur. Öyle her namaz kılan dindar değildir. Her oruç tutan dindar değildir. Her dervîş dindar değildir. Yok. Gelmiştir, ders almıştır. Taliptir o. Dindar değildir o. Dindar, Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışıp, Kur’ân ve Sünnet’in yaşanması ve yaşatılması için mücadele eden kimsedir dindar. Dindar, orası burası oynayan adam dindar değildir. Aklı fikri iyiliş edilmiş, aklı fikri tecavüze uğramış, neyi tüketmiş, neyi tüketmiş, neyi tüketmiş, neyi tüketmiş, neyi tüketmiş, neyi tüketmiş, neyi tübelersiz aklı fikri, o dindar değildir.

Müslümanın Müslümandan faiz alıp vermesini meşru gören dindar değildir. Değildir. Eşcinseller de Allâh’ın yarattığı diyen kimse dindar değildir. Biz de onlara hürmet ederiz diyen dindar değildir. Değildir. İstediği kadar namaz kılsın. İstediği kadar oruç tutsun o. Onun fikri yapısı Kur’ân ve Sünnet’e uygun olacak. Fikri yapısı Kur’ân ve Sünnet’e uygunsa o dindardır. Namaz kılmış ayetleri inkar ediyor, namaz kılıyor hadîsleri inkar ediyor. Burak namaz kılmayıp da ayetleri, hadîsleri tebliğ eden, onu savunan kimse ondan daha hayırlı. Hiç olmazsa fikri bozuk değil. Ameli yok, fikri sağlam. Öbür günün fikri bozuk ameli var. Ameli gösterişte kaldı. Minafığın teki o. Ama bizim önümüze dindar olarak koyuyorlar bunları.

Dindar kesim, ulan dindar kesim oynamaz orası burası. Dindar kesim esen rüzgara göre yönelmez akça kavak yaprağı gibi. Dindar diyen bir kimse büdük oturmaz. Dindar dediğin kimse Kur’ân ve Sünnet düşüncesinden taviz vermez. Yok. Dindar deyince onun akayidi sağlamdır. Akayidi sağlamdır. O Kur’ân ve Sünnetü seni sımsıkı yapışık durur o. Amelde eksikliği vardır, amelde eksikliği vardır. Veya o kimse bazı haramları işleyebilir. Ama akayidi fikri sağlamdır o kimsenin. Öbür gün namaz kılıyor fikri sağlam değil. Rüşvete cevaz veriyor, kayırmaya cevaz veriyor, içkiye cevaz veriyor, kumara cevaz veriyor. Fuhuşu kendisi kaldırıyor, haram neye yasaktan kaldırıyor. Bana ne senin namazından Kur’ân’ından? Fikri bozuk, akayidi bozuk.

Akayidi bozuksa bir kimsenin, fikri bozuksa. Adam kartondan ya, karton bile değil, kağıttan yırt atken ara. İslâm dünyası ne yaşıyorsa fikri bozuklardan yaşıyor. Fikri bozuk. Bu kimse dayatılmış İslâm’ı yaşayacağım diye uğraşıyor. Dayatılmış. Ona demişler ki bu kadar yaşayacaksın, bunları söyleyeceksin, onları yaşıyor, onları söylüyor. bir televizyon programına çıkıyorsun, televizyon programından çıkmazdan önce yaşadığımı söylüyor. canlı yayında soru cevap yapacağız, baştan dedi ki, hocam bazı şeyleri ben eskeşeceksek hiç başlamayalım dedim. Bana ne sorarlarsa cevap veririm dedim. Bana ne sorarlarsa ben bildiğimi cevap veririm dedim. Böyle mi oluyor televizyon programları? Genelde böyle olur hocam dedi. dedim niye et diye süt diye karışmayacaksın? o minval üzerinde, sevelim sevilelim, mevleviyiz ya.

Hep ondan bahsedeceğiz, sevelim sevilelim, hoş görelim, uçalım birbül gibi şey kıyalım biz. Tamam ya tabi ya din öyle. Yok dedim ben ne soru gelirse cevap veririm. Sen baya 7-8 ay devam ettik. Cemil kaç ay devam ettik ya? Cemili gördüydüm, gözüm gördü, yanlış mı gördü Cemili? Cemil televizyonda kaç ay devam ettik biz orada? Kaç? 2 seneye yaklaşık evet. En son program şuydu, program sonlandı faiz. Adamın birisi faizle alakalı soru sordu. Karadeniz yedi, belliydi. Ben de Müslüman’ın Müslüman’dan faiz alması vermesi, annesiyle Kabe duvarının dibinde sinah etmiş gibi olur dedim tamam.


Profesör Televizyon Hâdisesi ve Kanal Sahibinin Tanışma İsteği

Koptu kıyamet. Kanalın sahibi geldi kanala. Tanışmak istedim, içimden dedim ki son program. Zaten 2-3 aylık bir sözüm kaldıydı onlara. Bitti, o televizyona çıkan o profesörler var ya kocaman kocaman. Onlara belli konularda konuşma müsaadesi var. Dayatılmış din. Gerçek dini anlatamazlar. O yüzden Allâh bizi affetsin. Dilencilikten buraya geldik. İman bildiğini okuduk gene. Şimdi normalde insanlar normalde dilenciyi de, Dilenini isteğini de ezmeyecek. Fukarayı da ezmeyecek. Yetimi ezmeyecek. Bazen analı babalı yetimler de olur. Onlar da ezmeyecek. Allâh muhâfaza eylesin. Bir de fukaralığın öyle bir noktası vardır ki Allâh muhâfaza eylesin. Bu hadîs-i şerîfi de es geçmeyelim. Fukaralığın öyle bir noktası vardır.

İnsanı küfre götürür. Haset, kıskanmak öyle bir noktaya götürür insanı. O da normalde insanın kaderinin önüne geçer. O yüzden ne burada şunu düşünmesin kardeşler. ben fukaralığı tercih ediyorum deyip de tembelli tercih etmesinler. Biz çalışacağız, gayret edeceğiz. Hiç kimseye muhtaç olmamak için var gücümüzle çalışacağız. Hiç kimseye bir şey andırmamaya gayret edeceğiz. Bu ayrı mesele ama insanlara da haset etmeyeceğiz, kıskanmayacağız. Rabbim bizleri onlardan muhafaza eylesin. 2260. Beyit. Arabın iftiharı savaş ve ihsandır. Sence Arap için de yazıda kazanıp yok edilecek bir yanlışa benziyorsun. Ne savaşı? Zaten biz savaşsız öldürülmüş bitmişiz. Yoksulluk kılıcıyla başımız uçurulmuş gitmiş. İhsan nerede?

Yoksulluğun etrafında dönüp dolaşarak ağ örmede. Havada uçan sineğin damarını sokup kanını emmekteyiz. Hele bize misafir gelsin, geceleyin uyuyunca elbisesini soymazsam ben de adam değilim. Kadını artık çığırdan çıktı. Coştu kadın. Fukaralık artık onun beynini dağıttı, kalbini dağıttı, aklını dağıttı. Arabın iftiharı övünmesi savaş ve ihsandır. Araplar savaş etmek savaşçı bir kavimmiş gibi savaşlarıyla övünürler. Müşrik zamanında Cenâb-ı Hak Hac süresinde bahsediyor ya siz haç ibadetlerinizi bitirdikten hemen sonra geçmişte atalarınızı andığınızdan daha şiddet bir şekilde Allâh’ı zikredin diyor. O Araplar müşriklik zamanlarında Beytullah’ta sırayla böyle ayağa kalkarlar ben felancanın oğluyum.

Benim dedem şöyledir, babam böyledir, şöyle cömerttir, şöyle cesaretlidir. Savaşta bir kılıçla on kişinin kafasını koparmıştır gibi böyle şatahat ve şatavatvari bütün Beytullah’ta o haç için toplananların içerisinde böyle övünüyorlar onlar. Müşrik zamanlarında. Cenâb-ı Hak Hac süresinde de diyor ki geçmişte atalarınızı anıp böyle övünürdünüz ya diyor. Siz şimdi haçı yaparken veya haçı bitirdiğinizde Allâh’ı böyle zikredin diyor. Hadi siz zikredin, Suud sizi kodese atsın. Bakın o âyet-i kerimeyi yaşayamıyorsunuz. Bak Cenâb-ı Hak ayetle delirtmiş, Fars. Siz haç farizasını yerine getirdikten hemen sonra Allâh’ı öyle zikredin ki diyor. Allâh öyle geçmişte müşrikten atalarınızı andığınızdan daha şedid bir şekilde zikredin diyor.

Sen şimdi Beytullah’ta tavaf ederken sesli bir şekilde la ilâhe illallah desen seni radikal İslamcı değil, la ilâhe illallah desen seni radikal İslamcı deyip alır götürür polis seni. Evet. Sen Beytullah’ta sesli bir şekilde Allâh’ı zikredemezsin. Camilerde sesli bir şekilde Allâh’ı zikredemezsin. Sen normalde camide ya cami Allâh’ı zikir yeri değil mi? Sen zikredemezsin orada. Sen çünkü dayatılmış dini yaşayacaksın. Sen âyet-i kerimeleri yaşayamazsın. Sen din olarak sadece namaz, abdest, oruç, hac, zekat bunları bileceksin sen. İyilik yap, sevelim, sevilelim. Türk Hava Kurumu’na zekat ver. O başkan da kadeh dokunursun uçaklarda. Ya derileri Türk Hava Kurumu’na, etleri Türk Hava Kurumu’na, kurbanı Türk Hava Kurumu’na.

Ya din olarak bunu yaşayacaksın. Sen tatile gideceksin. Ramazan bayramı tatil, kurban bayramı tatil. Devlette zaten tatil yapmanı istiyor. Araya buraya gelirse hadi 9 günlük bir tatil, hadi Antalya’ya, hadi deniz kenarlarına, hadi yurt dışına. Aha tatil oldu lan Ramazan bayramı. Yok neredeler tatildeler. Ben gitsem bir yere neredeler Ramazan bayramında tatile gittiler. Tatile gittiler. Vallada, billada, tillada iki dünya bir araya gelse ben onun kapısına bir daha bayramlaşmaya gitmem. Gitmem. Derim bir de siz tatile gidiyorsunuz, bayram yaşamıyorsunuz siz. Şimdi kapı kitliyor millet, nereye gidiyor? Tatile gidiyor. Lan annenin evine git, babanın evine git. Kayınvalide’ne git, kayınpederine git, amcana git, dedene git, ninene git.

Bayram git onlarla bayramlaş. Yok Antalya’ya gidiyor, yok Alanya’ya gidiyor. Kuşadası oradan kıyı şeridinden gel yukarı doğru. Olmadı biraz daha böyle ay sorma. Cava odalarına gittik. Zamanımız yok ya Ramazan bayramını geçirelim dedik. Niye mavuruya gittiniz, Tayvan’a gidiyordunuz? Birine öyle dedim, o Londra’ya gitmiş. Ne işin var Londra’da dedim. Madem tatil yapacaksın. Tayvan’a gidiyordun dedim. Acaba bir hanım da vardı. Ulan ne olacak hanım da olsun dedim. Tayvan hanımsız gidilmez çünkü öyle diyor. Ulan ne olsun ne olacak o da olsun dedi. Gidiyordun. Gidiyordun. Bu dayatılmış dini yaşıyor insanlar. Suutlusu da, Mısırlısı da, Tunuslusu da, Cezayirlisi de, Faslısı da, Türkü de, Acemi de, Arabı da dayatılmış din yaşıyor.

Orası burası eğilmiş, bükülmüş, kesilmiş, kırpılmış senin önüne bir din koymuşlar. Demişler ki böyle inanacaksın, böyle yaşayacaksın. Öyle inanıp öyle yaşıyor. O sana Mustafa’yı bahsivri dilli. Sana sivri geldi. Sen yumuşaksın ya benim konuşmam battı sana. Sen çünkü yumuşak aklın yumuşak fikrin yumuşak kalbin yumuşak senin tenin de yumuşak. Benim bildiğim hatunun teni yumuşak olur. Adamın teni yumuşak olmaz. Alimin teni yumuşak değildir. Gerçek hakiki bir alimin eti acıdır. Gerçek manada bir mürşid-i kâmilin eti acıdır. Acı. Sen onu yalayamazsın bile. Acı gelir sana o. Sana oynak alim lazım. Sana yumuşak lazım. Sana öyle bir şey lazım ki senin etine sütüne karışmayacak. Sana öyle şey lazım. Sen git var İstanbul’da Sazlı Sözlü her yerde.

Sen onlara tabi ol. Sen sivri dille işin yok senin. Geç Sazlı Sözlülerle tabi ol onlara. Burada ne işin var senin? Ben gerçekten de onlara göre sivri dilliyim. O gidecek sevelim sevilelime bakacak. Allâh muhâfaza eylesin. Araplar da aslında çok savaşçı bir millet değildir. Onlar böyle Türklerle kıyaslarsak yanlarında hesabeleri olma. Değirlikleri kalmaz. O yüzden Hazret-i Peygamber Salullah ve Selam Hazretleri Türkler sizinle savaşmadıkça siz asla onlarla savaşmayınız diye Hadîs-i Şerîf irat etmiş. Çünkü Türkler savaşçı bir millettir. Bu yukarı mezopotamya halkı komple savaşçıdır.


Gâzî Yönetim ve Savaşçı Devlet — Türk’ün Eskiyen Caydırıcılığı

Bakmayın şimdi gâzîye müdahale edilemiyor. Bu başımızdaki yönetimlerle alakalı. Bizde savaşçı bir yönetim olmuş olsa, Türklere kimse yan gözle bakamaz. Akıllarından geçiremezler. Biz o özellikimizi kaybediyoruz günden güne. Biz o özellikimizi kaybediyoruz günden güne. dün bizim atalarımızın köyü hükmünde olan devletler köyü köyü. Şimdi bize kabadayılık yapıyor. bir avuç İsrail bize kabadayılık yapıyor. Ben bu toprağın çocuğu olarak kanıma dokunuyor benim. Bizim dün vilayetimizdi Yunanistan bize kabadayılık yapmaya kalkıyor. dün Basra, Bağdat, Şam bizim vilayetimiz bize kabadayılık yapıyorlar. Mısır bize kabadayılık yapıyor. Bizim vilayetimiz, Fas, Tunus, Cezaer, bizim vilayetimiz. Bizim vilayetimiz bunlar.

Şimdi Birleşik Arap Emirlikleri o var ya başlarında soytarı bir kral. bize böyle sinkaflık yapıyor. Yemin ediyorum köy köy orası. Osmanlı’da köy orası köy. Evet. Şam vilayetine bağlı bir köy orası. Kasaba da değil. Ama gelin görün yaşadığımız hale bakın. bundan 100 yıl önce bizim köyümüz olan yer yerin başındaki soytarı, krallar bize kabadayılık yapıyor şimdi. Biz yutuyoruz bunları. Neden? Koymuşlar bizim önümüze yurtta su, cihanda su. Gelen vuruyor giden vuruyor bizi. Tokatlıyor bizi herkes. Ekonomik olarak tokatlıyor, siyasi olarak tokatlıyor, askeri olarak tokatlıyor. Tokatlıyorlar, tokatlıyor manyağı olduk. Kıbrıdanzan dolar bilmem kaç para oluyor, kıpırdanıyorsun altın bilmem kaç para oluyor.

Kıbrıdanıyorsun faizler bilmem kaç para oluyor. Orta yarı oğlanın gibi bir şey olduk biz. E kimse bunu dinlendirmiyor da, bakmıyor da. Lan Yunanistan sen ne oluyorsun orada diyen yok. Ulan bir avuç orada terörist var, sen ne oluyorsun diyen yok. Neden? Hepimiz biliyoruz teröristin arkasında Amerika var. Yiyin lan Amerika’sa Amerika. Bakıyoruz Yunanistan’ın arkasında Amerika var, Avrupa var diyoruz. Ulan onların hepsi de ödlek, hepsi de korkak. İki tane bölük göndersen onları hallaşmamı gibi atar. Ama yok. Cezaevimlerindeki kabadayıları alacaksın hepsinde, aha diyeceksin. Yunanistan sınırına koydum sizi, Yunanistan’ı hallaşmamı gibi attın de, valla valla. Bizim kabadayı dediklerimiz üç beş cinayeti var böyle aga ya.

Diyeceksin ki seni affedeceğiz git beş tane on tane palikaryanın kellesini getir diyecek, valla gider beş yüz tane kelle getirir. Biz buyuz ya. Elin Amerikalı’nın kelleyi de bir şey yapmıyor. Biz buyuz ya. Elin Amerikalı’sı silahlanıyor. Herkesin elinde silah var, bizde silah taşımak, silah edilmek yasak. Bu ülke yarın öbür gün işgale uğrasa, bu ülkenin vatandaşları işgalden kendisini koruyacak silahları yok. Kim silahsızlandırdı bizi? Hangi güç bizi silahsızlandırdı? Hangi emperyal güç bizi silahsızlandırdı halkı? Bir avuç İsrail kendi vatandaşını silahlandırırken, devlet tarafından silah dağıtılırken, hangi güç bu 60 milyonlar silahı silahlandırır? Hangi güç bu 60 milyon, 40 milyon erkeği silahsızlandırdı?

Ben bunu düşünüyorum, kafam duruyor. Bir gece ansızın saldırıya geçseler, evet askerimiz var, evet güvenlik güçlerimiz var, evet. Bizde neden yok silah ya? Vatanımızı kim koruyacak? İçimizden bazıları sütü bozuk, kanı bozuk çıkar, yarın öbür gün İsrail, Amerika bizi bombaladığında yazın bunu kenara. Barış yapmak isteyen içimizden satılmışlar olacak. Barışalım, savaş dursun, aman onlar işgal ettilerse kalsın diyen kanı bozuk, sütü bozuk, her tarafı bozuk, satılmış siyasetçiler ve bürokratlar olacak. Ne yapacağız o zaman biz? İşgale uğradığınızda işgale karşı direnmeyin diye silahınız yok. Bosna’da yaşandı mı? Yaşandı. Onca Müslümanın ırzına geçildi mi? Onca kadının kızının, Sırtlar ırzına geçti mi?

Geçti. İçimizdeki Ermeniler, İçimizdeki Yahudiler, İçimizdeki Sebateistler, İçimizdeki Dinsizler, İmansızlar, Yarın öbür gün bir kargaşa anında senin kızını, senin karını tecavüz etmeyeceğine dair senin elinde nasıl bir belge var, nasıl bir delil var, nasıl uyuyorsun? Uyuyorsun. Bosna’da yaşanan sende yaşanmayacak mı zannediyorsun? Irak’ta yaşanan sende yaşanmayacak mı zannediyorsun? Suriye’de yaşanan sende yaşanmayacak mı zannediyorsun? Ukrayna’da yaşanan sende yaşanmayacak mı zannediyorsun? Kırım’da yaşanan sende yaşanmayacak mı zannediyorsun? Azerbaycan’da yaşanan sende yaşanmayacak mı zannediyorsun? Oradaki Ermeniler, Azerlileri gülde mi karşıladılar? Orada soyu kırımı yapmadılar mı? Sana yapmayacaklar mı zannediyorsun?

Öyle zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Ya da ben yanılıyorum. Ya da benim gördüğüm rüyalar, benim kalbime gelenler heva hevesi. Evet. Arab’ın ihtiharı savaş ve ihsanmış. Ey Türk milleti, ey bu toprakların insanları, sizin ihtiharınız, sizin ihtiharınız nedir? Sizin iftihar edeceğiniz savaş mıdır? Sizin iftihar edeceğiniz size ihsan etmek, fakire fukara ihtiyacı olanları dağıtmak mıdır? Sizin iftiharınız nedir? Önceden asalet, asalet, asil bir insan, asil bir sülale, namusunu koruyan, şerefini koruyan, haysiyetini koruyan, cömert, eli açık, bunlar o ki o ailenin, o sülalenin iftâr edeceği şeylerdir. Bununla iftâr edilirdir, cömerttir. Namusuna, şerefine, haysiyetine düşkündür. Onun karısına, kızına, osuna, busuna dokunamazsın.

Dokunursan o sana dokunmaz, ezer seni. Asalet bu. Asalet dendiğinde akla bu gelirdi. O asil bir ailedir. sen ona yan gözle bakamazsın. Onun ailesine, karısına, kızına, çoluğuna, çocuğuna yan gözle bakamazsın. Bakarsan senin gözünü çıkarır, eline verir, gönderir. Asil bir ailedir o. Asil bir aile. Cömerttir, eli açıktır, fakire fukaraya yardım eder. Kimsesiz kollar, kanatlarının altına alır. O kimsesizin kimsesidir. Asillik budur. Asillik çok zengin olmak değildir. Asillik çok lüks arabanın olması demek değildir. Senin kapının bir fukara açılıyor mu? Sen asil insansın. Sen namusuna düşkün müsün? Çoluğuna, çocuğuna düşkün müsün? Namusuna, çoluğunu, çocuğunu, Kur’ân ve sünnet tarihinde yaşama ve yaşatma mücadelesi veriyor musun?

Sen asil insansın. Çalışıyorsun, çabalıyorsun, alnının terini mi yiyorsun? Alnının terini mi yediriyorsun? Sen asil insansın. Senin ailen asil ailen. Asillik bu. Asillik vakkadan giyinmek değil. Asillik bilmem hangi markaya giyinmek değil o. Onlar soytarlık. Asillik bu. Asillik bu. Ailene, mahallene, köyüne, kasabana sahip çıkmak, şehrine sahip çıkmak. Asillik bu. Dervişsin, üstadına, dervîş kardeşine, dergahına sahip çıkmak. Asillik bu. Asil dervîş. Onun yanında sen şeyhini eleştiremezsin. Onun yanında sen şeyhini aşağılayamazsın. Onun yanında dergahını aşağılayamazsın. Onun yanında sen dervişliği aşağılayamazsın. Onun yanında sufiliğe laf söyleyemezsin.


Asîl Dervîş — Sûfî Dünyasına Laf Söyleyene Tavır Alan Mü’min

Onun yanında sen dervîş kardeşlerine laf söyleyemezsin. Onun yanında sen komple sûfî dünyasına laf söyleyemezsin. Söylersen yırtar seni. Doğduğuna pişman eder seni. Asil derviştir o. Asil Müslüman. Dinine hakaret ettirmez. Kur’ân ve sünnete laf söyletmez. Asil Müslüman. O değerlerine sahip çıkar. Asil Müslüman. Onun yanında sen Kur’ân’ı sünnete hafife alacaksın. Yırtar seni. Asil Müslüman’ı. Adam Kur’ân’a sünnete laf yapıyor. Hadi. Soytarı. Asalet seninle yürümüş gitmiş. Bırakmış seni asalet. Asalet seni yürümüş gitmiş. Asalet seni bırakmış. Sen dervîş kardeşin hakkında senin yanında laf söylüyor. Sen de dinliyorsan asalet seni bırakmış gitmiş. Sen asil insan değilsin. Senin sevdiklerine senin yanında laf söyleniyorsa.

Sen de onu yutuyorsan asalet sende kalmamış. Yürümüş gitmiş sende. Asalet asil insanların süsüdür. Asil insanların. Onun bunun süsü değildir asalet. Asalet böyle nurdan taç gibidir. O asil insanların başına yakışır. Asil insan odur. Asil insan sevdiklerini koruyan kollayan can verilecekse can veren insandır. Vatan için, milleti için can verir o. Dini için, imanı için can verir o. Sevdikleri için can verir, can alır. Evet. Bazen almak gerekir alırsın. Can alması gerekir alırsın. Asillik onu gerektirir. Bitti. Adam muhtarı ben tebrik ediyorum. Köye yabancı katmı olan. Asillik budur. Biz şakalamasına gülüşüyoruz anlattığı şeye. Ben içimden diyorum ki asil insanlığa. Bir yabancı bir plaka veya araba.

Cama vuruyolarmış. Hayırdır birader ne yapmaya geldim buraya. Bitti. Benim genişimde benim sokağımdan bir delikanlı ikinci sefer geçemezdi. Motorla geçecek çat bir de motorun eksikliğine şöyle koydum odunu indi aşağı. Ne o lan dedim ikinci sefer geçiyorum buradan. Abi yaz lan senin abine de başlarım sana da başlarım motoruna da başlarım. Bin git şuradan motoruna dedim bende gitti. Geçiş o geçiş. Sevgilisi varmış orada. Onu diyormuş ki Mustafa’ya söyle beni indirmesin aşağı geçeceğim ama kız demiş ki valla benim seninle konuştuğumu bilirse beni de indirir aşağı demiş. Geçme demiş buradan. Asil insan. Sen nereye geçiyorsun ya? Ring on Nar mı bu? Amerikan filmi değil o ikide birde geleceksin geçeceksin sokaktan.

O sokağına sahip çıkacak. Sokağına sahip çıkacak. Evine sahip çıkacak. Asaleto’dur. Senin eşine senin çocuklarına kimse laf söylemez. Asaleto’dur. Ben bazen derim gelsin kim ne söyleyecekse yüzüme söylesin. Delikanlıysa yiğitse öyle. Saçımın sakalımın beyazlığı aldatmasın kimseye derim. Evet. Hiç. Ateş edilecekse ateş ederim ben. İnsanlar namusu şerefi için yaşar. Dini için imanı için, haysiyeti için yaşar insan. Ne yaşayacak ki bu dünya? Başka bir şey için yaşanmaz. Biz dünyayı kazanmaya gelmedik. Cenâb-ı Hak bizi dimdik dost doğru yarattı. Dost doğru yarattığı bu bedeni, bu nefsi, bu kalbi, bu ruhu, bu sırrı dost doğru ona teslim edeceğiz. Oynaklık yok oramız burası. Oynaklık yok. Oynaklık yok.

Oynaklık yok. Oynaklık yok. Oramız buramız oynamayacak. Asalet sahibi olacağız. O yüzden Arab’ın iftarı savaş ve ihsan mıdır? İyi bizim iftarımız ne? Biz de iftarımıza bakalım. Allâh muhâfaza eylesin. Kadın devam ediyor. Ne savaşı? Biz savaşsız öldük. Ne savaşı? Biz savaşsız öldük. Evet biz savaşsız ölü bir milletiz. Biz savaşsız öldük. Biz savaşmadan ölenlerdeniz. Biz bıraktık her şeyi. Bizim sokağımızda uyuşturucu satılıyor bıraktık biz. Bizim sokağımızda fuhuş oluyor bıraktık biz. Bizim sokaklarımız caddelerimiz her türlü haramla dolu taşıyor. Biz bıraktık. Ne savaşı? Biz nefsimizle olan savaşı da bıraktık. Savaşmak bize göre değil. Biz entel dantel olduk çıktık. Entel dantel olduk çıktık.

Üç tane terörist geliyor istediği yerde bombayı patlatıyor. Biz savaşmayı bıraktık. Yuvalandılar şimdi Kuzey Irak’ta Suriye’de. Amerika boyuna harf değiştiriyor. Bugün bir açıklama daha var. PKK terör götürmüş YPG Amerika’nın dostuymuş. Hadi dokun şimdi. Biz savaşmayı bırakıyoruz. PKK terör götürmüş YPG Amerika’nın dostu. Hadi ne yapacaksanız yapın. Biz onu savaş sebebi saymıyoruz çünkü. O yüzden savaşmadan ölenlerdeniz biz. Evet biz nefsimizle de savaşmıyoruz. Biz düşmanla da savaşmıyoruz. Bizim ekmeğimiz olsun, suyumuz olsun, elimizde telefonumuz olsun. Ah ne güzel biz kafe kafe dolaşalım, sinema sinema, alışveriş merkezleri dolaşalım. Aman bize bomba gelmesin. Aman bize bir şey dokunmasın.

Dokunmasın. Siz böyle hayatınızda devam edin. Evet. Savaşmadan ölenlerdeniz biz. Oysa İslâm mücadele ederekten savaş meydanında ölmeyi bize söyler. sahâbe hüngür hüngür ağlıyordu ya, gelmiş 95 yaşına. Diyor ki ben diyor yatakta ölecek bir kimse miydim? Yatakta ölecek bir kimse miydim? Sufi yatakta ölecek insan değildir. Sufi ancak mecalı kalmaz, elini ayağını oynatacak bir hali kalmaz. Öyle ağır bir hastalık yaşar, o zaman yatakta ölür o. O haldeyken yatakta ölürse şehid hükmündedir. Gözü savaş meydanında olacak. Gözü mücadele meydanında olacak. Bir sohbeti bitirdiğinde öbür sohbete gözünü dikcek. Bir dersi bitirdiğinde öbür derse gözünü dikcek. Rahatı düşünmeyecek Sufi. Bir Müslüman rahatı düşünmez.

Bir Müslüman dinlenmeyi düşünmez. Bir Müslüman ben biraz rahat edeyim diye düşünmez. Biraz daha fazla uyuyayım diye düşünmez. Namazı yarın kılarım diye düşünmez. Orucu sonra tutarım diye düşünmez. Dersi sonra çekerim diye düşünmez. İbadeti sonra yaparım diye düşünmez. İyiliği sonra yaparım diye düşünmez. Cömertliği sonra yaparım diye düşünmez. Allâh yolunda koşmayı sonra yaparım diye düşünmez. Böyle bir şey yok. Savaşmadan ölenlerden olursun. Savaşmadan ölenlerden olursun. Öyle ölmeden önce ölünüz olanlardan değilsin. Ölmeden önce ölünüz olan kimse Allâh yolunda her şeyini feda eder. Ölmeden önce ölün sırrına vakıf olan kimse Kur’ân ve Sünnetin yaşanması için, yaşatılması için savaş meydanındadır.

Odur ölmeden önce ölen. Evinde oturup kendilerinde pin yapan değildir. Et diye süt diye karışma otur oturduğun yere. O nerede ölmeden önce ölecek o? Sazca sözcüğe lazım o. Geçecek 3 ilahi söyleyecekler. Şu huruş içerisinde çok memnun mutlu olacaklar. Vay ne maneviyat oldu. Ne oldu? Fizülü’den 3 tane ilahi okundu kendimizden geçtik. Mâşâ’allâh. Tavbe. Sırmalı cübbeler, şatafat, arabalar bilmem neler korumalar. Ho. Allâh’ın Resulünü unutmuşlar. Senin koruyucuğun biziz dedi. Cenâb-ı Hak. Açtı çadırın kapısını. Kılıç ustası Türkler koruyordu onu. Dedi ki âyet geldi artık koruma yok. Sen nesin? Mürşidsin öyle mi? Sen büyük şeyhsin değil mi? Bu korumalar ne kardeş? Sen büyük alimsin değil mi? Evet.

Bu korumalar ne? Şatafat lazım. Sordum da birisinin korumasına.


Mossad Operasyon Gösterişi — Kulaklık ve Siyâh Takım Elbiseli Şeyhler

Üstadı dedi. Mossad her an için operasyon yapabilir dedi. Mossad’ın göbeğinde senin üstadın. Mossad ona operasyon yapsa da göstermelik yapar. Kulaklıklar, siyah takım elbiseler. Üstad da arabalı vapurda dışarıda. Ona getiriyorlar yemek içmek, herkes kulaklıklar falan böyle. Ooo korunuyor o üstad. Savaşmadan ölenlerdeniz biz. Biz millet olarak, sufiler olarak savaşmadan ölenlerdeniz. Savaşmadan öleceğiz gideceğiz. Savaşmayı gözümüz almıyor. Nefisle savaşmayı gözümüz almıyor. Kafirlerle savaşmayı gözümüz almıyor. İsrail ile savaşmayı gözümüz almıyor. Hep arkalarında derler. Hep arka aralarında devasa devletler var onların. O yüzden neme lazım? Kınarken dahi ölçülü kınayalım. çalgıcı hadca gitmiş.

Şeytanı taşlıyormuş. Diyormuş ki şeytan kardeşi, prosedür gereği taşlıyorum. Bitince gene beraberiz diyormuş. Prosedür gereği taşlıyor. Haç bitince gene beraberler. şimdi hacca gidiyor ya insanlar. Taşlıyor, prosedür gereği taşlıyor. Daha orada başlıyor şeytanlaşmaya. Prosedür gereği taşladı ama. Neredeyse şeytandan özür dileyecek. Şeytan senden özür dileriz. Neden? Sorma. Sana niyeti orada bir iki taş attık. Ama böyle prosedür gereği attık. Biz öyle savaşmadan ölüyoruz biz. Ama hacının birisi de şemşiye atmış. Ben alt kat dedim o zaman iki kat. Şemşiye böyle aşağı in. Oğlum bu ne dedim? Şeytan taşlıyor. Dayanamamış. Şemşiye atmış adam. İkinci gün yukarıdan taşlıyorum. İkinci gün hacının birisi terlik attı.

O kadar hırslı şeytana karşı. Böyle baktım baktım anladı. Dedim küçük taş atacaksın. Terlik atarsan o sana dedim. Ondan sonra daha büyük bir terlik atar. Nuh azallah dedim. Bu ne demek hacı ya dedi. E sen attın ona o senden intikam almayacak mı zannediyor? Sen taşı attın. Şeytan eli kolu bağlı. Ha taşı attı yedin mi elhamdülillah. Bitti mi diyecek. Ha bekliyor seni o. Daha orada bekliyor. Orada daha bir müslümana küfür ettiriyor sana. Orada daha Müslüman atan Müslüman Müslüman düşürüyor orada. Adam söve söve şeytan taşlamaktan dönüyor. Hacı ne yapıyorsun dedim. Hacı ne yapıyorsun? Sorma hacı ya şunu şöyle yapıyolardı bunu böyle dedim. Sakin ol ya. Sövdün gene şeytan seni taşladı dedim. Hesapta biz şeytanı taşlıyoruz.

Şeytan bizi taşlıyor. Diyor ki siz daha şeytansınız. Şeytanın taşladığı insanlar var. Dedim ne yapıyorsun? Bu benden daha şeytan dedi. Dedim nasıl? Basmaya dedi. Ben düşünmüyorum bunu şeytanlık dedi bunun düşündüğü kadar dedi. Allâh’ım dedim hayal mi görüyorum yoksa dedim kendi kendime. Van abdestim sağlam şuyum sağlam buyum sağlam. O da yürüyor ama. Adam yürüyor yani. Yüzünü görmedim. Var mı yok mu onu da bilmiyorum. Hal bu. Ama taşlıyor onu. Dedi bu benden daha şeytan dedi. Benim şeytanım. Dedi bu benden daha şeytan dedi. Benim düşünmediğimi düşünüyor. Tabii kinaye var işin içinde de öyle insan var. Şeytandan daha şeytan. Ama o gidiyor şeytan taşlıyor orada. Önce diyeceksin ki ona sen kendini çarmıha gel önce kendini taşla.

Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden ölmeden önce ölmeden savaşmak yoksullukla alakalı değil. maddi yoksullukla değil. Manevi yoksulluk çekenler savaşmadan ölürler. Allâh bizleri onlardan eylemesin. İhsan nerede cömertlik nerede. İnsanları görüp gözetmek nerede. O yüzden fakirlik etrafımızı sarmış bizim. Biz maddi fakirlik yaşıyoruz. Bu parasızlık değil. Biz manevi fakiriz bu manada. O yüzden bizim birisine anlatacak bir şeyimiz yok. Bizim birisine verecek bir şeyimiz yok. Biz heva hevesimiz oymuşuz. Allâh muhâfaza eylesin. Misafir gelse elbisesini çalarım. O yüzden normalde adam olan insan olan misafirinin elbisesini çalar mı? Çalmaz. Düşünür mü öyle bir şey? Düşünmez. Ama biz öylesine bir hale gelmişiz ki başkasının rüyasını çalıyoruz.

Başkasının halini çalıyoruz. Kendimiz o rüyayı görmüş gibi anlatıyoruz. O hali biz yaşamışız gibi anlatıyoruz. Biz başkasının rüyasını, başkasının halini, başkasının dervişliğini çalıp anlatıyoruz. Allâh muhâfaza eylesin. Rabbim korusun inşâallâh. Konu başlıyor. Muhtaç ve müştak müritlerin yalancı, düzenci davacılara aldanmaları ve onları hakka ulaşmış yüce şeyh sanmaları, verisiyeyi peşinden hileyle yapılmış çiçeği, hakeki, bitmiş ve yeşermiş çiçekten fark etmemeleri.


Kaynakça

  • Mesnevî-i Ma’nevî 1. Defter, Beyit 2255 ve Civarı — Sahte Şeyh Bölümünün Devamı: Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî, 1. Defter beyt 2240-2275 (sahte mürşid manzumesi); klasik şerhler — İsmail Ankaravî, Mecmûatü’l-Letâif; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; modern okuma — Şefik Can, Konularına Göre Açıklamalı Mesnevî Tercemesi; Mahmud Erol Kılıç, Sûfî ve Şiir.
  • Nefsin Hırsı ve «Sınırsız El Uzatma» Hadîsi: «Lev kâne li’bni Âdeme vâdiyâni min mâlin le’btağâ vâdiyen sâlisâ, ve lâ yemle’u cevfa’bni Âdeme illâ’t-türâb» (Âdemoğlunun iki vâdi dolusu altını olsa, bir üçüncüsünü ister; Âdemoğlunun karnını ancak toprak doyurur) — Buhârî, “Rikâk” 10; Müslim, “Zekât” 116-117; Tirmizî, “Zühd” 27; klasik tedrîs — Gazzâlî, İhyâ 3. Cilt (“Zemmü’l-Hubbi’d-Dünyâ”); modern okuma — İbn Kayyım, el-Fevâid; Mahmûd Sâmî Ramazânoğlu, Mü’min’in Vasıfları.
  • İmân Edenlerin Azınlığı — Âyet-i Kerîme ve Hadîs: «Ve mâ ekserü’n-nâsi velev haraste bi-mü’minîn» (Sen ne kadar gayret etsen de insanların çoğu iman etmez) — Yûsuf 12/103; «Ve lâkinne ekserehum yecehlûn» (Lâkin onların çoğu cehâlettedir) — Yûsuf 12/68; «el-İslâmü bedee garîben ve seye’ûdü garîben kemâ bedee, fe-tûbâ li’l-ğurabâ’» (İslâm garîb olarak başladı, başladığı gibi yine garîb hâle dönecek; ne mutlu o garîblere) — Müslim, “İmân” 232; Tirmizî, “İmân” 13; klasik tedrîs — İbn Kayyım, İğâsetü’l-Lehfân; modern okuma — Bediüzzamân, Mektûbât 12. Mektub.
  • «Analı Babalı Yetim» — Anne Babanın Manevî İhmâli: «Mâ nehale vâlidün veleden min nehlin efdale min edebin hasen» (Bir baba çocuğuna güzel ahlâktan daha üstün bir miras bırakamaz) — Tirmizî, “Birr” 33; Ahmed b. Hanbel, Müsned 4/77; «yetimin başını okşamak» — Buhârî, “Edeb” 24; Müslim, “Birr” 142; klasik tedrîs — Gazzâlî, İhyâ 2. Cilt (“Edebü’l-Vâlideyn”); modern okuma — Hayreddin Karaman, İslâm’da Aile; Mahmûd Es’ad Coşan, Aile Hukuku ve Çocuk Eğitimi.
  • Asîl Dervîş ve Sûfî Dünyasının Müdâfaası — «el-Mü’min Mer’âtü’l-Mü’min»: «el-Mü’minü li’l-mü’mini ke’l-bünyâni yeşüddü ba’duhû ba’dâ» (Mü’min mü’mine yapışık binâ gibidir, birbirini destekler) — Buhârî, “Salât” 88; Müslim, “Birr” 65; «sûfî kardeşine sahip çıkmak» — Sülemî, Âdâbü’s-Sohbet; Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif (“Edebü’l-Mürîd ile İhvân”); klasik tedrîs — Câmî, Nefâhâtü’l-Üns; modern okuma — H. Kâmil Yılmaz, Anahatlarıyla Tasavvuf ve Tarîkatlar.
  • Karabaş Silsilesi ve 2024 Tedrîsi: Halvetî-Şa’bânî kolu — Şeyh Şabân-ı Velî (Kastamonu, ö. 976/1568); Mustafa Özbağ Efendi Hazretleri (1611-1685, Üsküdar — Karabaş Tekkesi); Çorumlu Hâcı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz Efendi → Hâcı Haydar Baba ve Hâcı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi; bu sohbet — Mesnevî 2255 şerhi: Erzincan Zakiri Leyla Hanım’ın hizmeti, nefsin hırsı, analı babalı yetimler, asîl dervîş tedrîsi; Karabaş tasavvuf usûlü — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; modern Karabaş tedrîsi — İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Mürîd, Zikir, İhsân, Nefs, Kalb, Sünnet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı