Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2025 Sohbeti #137 — Soru-Cevap: 19 Madde Sorgu, Allâh’ın Hükmü ve Bayan Çalışan Diyaloğu

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2025 Sohbeti #137 — Soru-Cevap: 19 Madde Sorgu, Allâh’ın Hükmü…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Açılış: Doğu Türkistân Duâsı ve 19 Maddelik Gündem

Âmîn. Ümmet-i Muhammed’e zulmedenleri yerle yeksan eylesin. Âmîn. Ümmet-i Muhammed’e hainlik yapanları yerle yeksan eylesin. Âmîn. Âmîn. Vel-Asr Suresinde buyurulduğu üzere, Asr-ı imin olsun ki insanlar zarardadır. İman eden, salih amel işleyen, hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna denilmektedir. İnsanlar zarardadır deyince ne anlamalıyız? Cehenneme gidecek yahut Allâh’ın rahmetinden uzak kimseler olarak mı adlamalıyız? Her ikisini de anlayabilirsiniz. Sonuçta insanlar zarardadır. Ebedi hayatlarını unuttular, imanı unuttular ve salih amelleri unuttular. Hakkı tavsiye etmek ve hakkı yaşamayı unuttular. Sabrı tavsiye etmek ve sabr etmeyi unuttular. Cenab-ı Hakk’a Asr Suresinde bir Müslümanın üzerinde bulunması gereken dört önemli özellikten bahsediyor.

Tavir-i caiz ise o kimsenin dört tane direk, ana direği olmalı. Bu ana direklerden birisi îmân etmek. Eğer bir kimse îmân etmediyse o ne yaparsa yapsın, o zaten zararda. İman etmediyse o kimse normalde ebediyen cehennemlik olacak. Sonuç itibarıyla Allâh’ın azabına düçar olacak. Oradan kurtuluş yok, oradan çıkış yok. İman etmek yetmedi, o kimse salih ameller işleyecek. Salih amel dediğinizde bütün farzlar içini alır. Farzları icra etmek, haramlardan uzak durmak ve ibadet noktasında farzları icra etmek salih ameldir. bir kimse oturdu, normalde namazını, abdestini, orucunu, zekatını, haccını ve iyi insan olma yolunda mücadele etti. Ve o kimse salih ameller işledi. Haramlardan uzak durdu, farzları yerine getirdi.

Bu normaldi. Bu normaldi güzel bir Müslüman oldu ama yetmedi. Zaten tarih boyunca normalde insanlar bu ikisini yapmışlar, hatta sabretmişler, sabrı da insanlara tavsiye etmişler. En zor olan kısım, en sıkıntılı olan kısım hakkı tebliğ etmek, hakkı konuşmak. Hem hak konuşmak hem hakkı tebliğ etmek. Çünkü Adem’den itibaren dinin karşısında hep zalimler olmuş. Dinin karşısındaysa bir kimse zalim olmuş ve o zalimler iktidarları yerine, ellerine geçirince, gücü ellerine geçirince hep Müslümanlarla savaşmışlar, Müslümanlara zulmetmişler. Kendilerince tırnak içerisinde, Peygamberlerin indirmiş olduğu, Allâh’ın indirmiş olduğu dini bırakmışlar. Kendilerince bir din üretmişler. O dini dayatmışlar. Ben onu dayatılan din olarak tarif ediyorum.

Bir din dayatıyorlar. Bu dinsizlik değil. Sizin gözünüzü bu noktada perdeliyorlar. Siz normalde o dayatılmış olan dine inanıyorsunuz. bunun başlangıcı çok kanlı oluyor. Dayatılan dinin başlangıcı çok kanlı oluyor. Ve normalde asılanlar, kesilenler, ateşe atılanlar, normalde türlü türlü işkencelere maruz kalanlar, mallarına el konuluyor, canlarına el konuluyor, ne bileyim işte. Yerarşik olarak onların mahkamlarına el konuluyor. Bir din dayatılıyor. O din dayatılınca, dayatılmaya başladığında ilk böyle îmân edenler o işin çilesini çekiyor. işte büyük kuyular kazılmışlar, büyük ateşler yakmışlar. Ateşlere atmışlar inananları. Daracında sallandırmışlar. Bildiğiniz testereyle kesmişler. İnsanlarına kıtmışlar, hapsetmişler. o zulmedenler baktığımız zaman Kur’ân’ı incelediğinizde onları tabi insanlar şimdi Kur’ân’da hikaye olarak dinliyor onu.

Hatta bazıları da diyor ya Kur’ân bir hikaye kitabıdır diyor. Aslında o geçmiş ümmetlerin başına gelenler sizin başınıza gelmeden siz cennete mi gireceğinizi düşünüyorsunuz diyor. O zaman asıl sıkıntı tarih boyunca hakkı haykırmaktır. Alimin alimli, şeyhin şeyhli, müminin mümini hakkı haykırmakla orantılıdır. Bir kimsenin Müslümanlığı, İslamlığı hakkı haykırmakla orantılıdır. hakkı haykırıyor mu aykırmıyor mu? Hakkı anlatıyor mu anlatmıyor mu? Hakkı tebliğ ediyor mu etmiyor mu? Canının pahasına, malının pahasına veya uğrayacak olduğu zulmün pahasına hakkı tebliğ ediyor mu etmiyor mu? Veya hatta hakkı haykırmak, hakkı haykırmak derken ben şunu kastediyorum. Senin karşındaki o tebliğ almak istemez.

Sen haykırırsın avazın çıktığı kadar. O seni dinlemeyecek çünkü dinlemez. Haykırırsın. Bu sefer haykırdığın zaman ister istemez herkes duyanın rengi çıkar meydana. Bu zamanda olur mu ki der. Sen hakkı haykırırsın. Ve tarih boyunca o zulmeden iktidarlara karşı hakkı haykıran birileri olmuş. Hakkı haykırdıkları için de onların canları gitmiş, malları gitmiş, kanlara katılmış. Değişik zulümlere maruz kalmışlar. Zaten en sıkıntılı olan da hakkı haykırmak çünkü. Yoksa sizin namazınıza hiç kimse karışmaz. normalde namazına ne karışsın senin? Hatta söylem şudur camiler açık değil mi? Git namazını kıl. Camiler açık.


«Allâh’ın Hükmüyle Hükmetmeyenler Kâfirlerin Ta Kendileridir» — Mâide 44-45

Senin orucunu engelleyen mi var? Git orucunu tut. Senin haccını engelleyen mi var? Git haccını yap. Ama yok. Allâh’ın hükmüyle hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir. Allâh’ın hükmüyle hükmetmeyenler zalimlerin ta kendileridir. Allâh’ın hükmüyle hükmetmeyenler hainlerin, münafıkların, mürtetlerin, fasıkların ta kendileridir. Duruma göre siz bunu haykırdığınız zaman iş değişir. Evet kimse sizin namazınıza karışmaz. Koyun gibi gidin namazınızı kılın çıkın. koyunlar kotaraya giriyor ya orada sağılıyor çıkıyor. Bunun gibi siz girin kotaraya namazınızı kılın bakın işinize. Başka bir şeyleri karıştırmayın. faiz yüzde 70’e çıkıyormuş, yüzde 80’e çıkıyormuş. Karışmayın. Çıplaklık artmış karışmayın.

Fuhuş artmış karışmayın. Bunlara laf söylemeyin. Kumar artmış buna laf söylemeyin. Veya eşcinsellik artmış bunlara ne aman laf söylüyorsunuz. Veya hatta siz kalkıp da Allâh’ın hükmüyle hükmedilmesi lazım. Demeyin böyle şeyleri söylemeyin. Bunlar 1400 yıl önce kaldı. Dinin reforma edilmesi lazım. Dinin reforma edilerekten bugünkü duruma ayak uydurulması lazım. Sen bunu dediğin zaman sana bir şey demezler. Ama sen dersen ki yok hakkın hukuku bu. Allâh’a bak bu hukuku indirmiş. Biz o hukukla hukuklanacağız derseniz enseniz de boza pişirler sizin. Siz İslâm’ın hukukunu, İslâm’ın ahlakını, İslâm’ın ahlakını söylerseniz ortalık karışır. Veya hatta demokrasi var. İsteyen istediği gibi yaşar derseniz size alkışlarlar.

Ama hayır, İslâm’da demokrasi yok cânım kardeşim. İslâm demokrasi dini değildir. Allâh’ın emirleri meydandadır, Kur’ân meydandadır, Sünnet-i Seniyeler meydandadır, İslâm’ın hukuku meydandadır. İslâm demokrasiyle uzlaşır diyenler kâfirdir. Başka bir şey değildir. İslâm demokrasiyle uzlaşmaz. Ne bütün millet içki helal olsun deyince demokratik hakkımız bu deyince içki helal mı olacak? Ne kumar helal olsun deyince helal mı olacak? Veya hatta içkiyi, kumarı, fuhuşu devlet organize edince vergisi verilmiş olduğu kutsal mı olacak o para? Bunu böyle söylerseniz o zaman severler sizi. Ama siz hakkı haykırmış olmazsınız. Siz doğruyu haykırmış olmazsınız. Doğruyu tebliğ etmiş olmazsınız. Bakın Diyanet 2-3 hafta düzgün fetva söylendi.

Düzgün bir hutbe okudu. Dinazorlar ayağa kalktı ülkede. Demokrasiye haykırı, layıklığa haykırı dediler. Evet demokrasi ve layıklığa haykırı söyledikleri doğru yanlış değil. Evet gerçekten. Diyanet aslında layık bir kurum. Layık bir kurum olduğu için bu tip fetvalar vermemesi, böyle ictihâdlar yapmaması, böyle hutbe okumaması gerekiyor. Demokrasiye ve layıklığa haykırı konuşulanlar diyenler doğru söylüyorlar. Evet Diyanet’in yaptığı demokrasiye de, layıklığa da haykırı. Ama normalde demek ki bıçak kemiğe dayanmış. Bıçak kemiğe dayanmış vaziyette. Tırnak içerisinde söylüyorum bunu. Ahlaksız milletler, topluluklar topraklarını koruyamazlar. Ahlakı çürümüş, sosyal hayatı çürümüş, kültürü çürümüş, adedi geleneği göreneği çürümüş, toplumun birbiriyle boğuş çürümüş olan topluluklar ülkelerini koruyamazlar.

Vatanlarını koruyamazlar. bir kimsenin toprağını koruması, vatanını koruması o kimsenin manevi duygusudur. Başka bir şey değildir. Yoksa birileri şöyle diyebilir sonra, filancalar gelsin bizi idare etsin. bir kısmı İngilizler gelsin demiş, bir kısmı Amerikalılar gelsin demiş, bir kısmı bilmem kimler gelsin bizi idare etsin demişler. Bir kısmı şunu demiş, bir kısmı bunu demiş ya. Hatta mektup yazmışlar İngiltere’ye, en güzel vali ben olurum, bizi vali olarak vali lazım Anadolu’ya, o valide benim demiş, aradığınız vali benim, aradığınız kan bende demiş. Ha sonradan onu vali atadılar mı, atamadılar mı bilmiyoruz. Ama sonuç itibariyle insanları millet eden, o toplumu birbirine bağlayan manevi unsurlar vardır.

O manevi unsurlar ortadan kalkınca, o toplum birbirine bu sefer destek olmaz, arka çıkmaz, toplum dağılır, mesela şu anda bir yangın oluyor, bütün herkes koşuyor, bir deprem oluyor, bütün herkes koşuyor. Bir zorluk çıkıyor, bütün herkes koşuyor. Bunun korunması lazım, bunun muhafaza edilmesi lazım. Bunun için de manevi duygu lazım, manevi birliktelik lazım. E şimdi başında senin ne yediği belirsiz bir kimse var, cırıl çıplak dolaşıyor ortalıkta, adam otomatikman şöyle düşünecek, bunun için mi savaşacak? Ve içimizde onca Hristiyan, onca Yahudi, onca Ermeni var, bunların hepsi de Türk dostu değil, bu toprakların dostu değil, bunlar içeriden her türlü hainliği yapabilir. O zaman ülke olarak kime güveneceksiniz siz?


Yahûdi-Hıristiyan Güveni Sapkınlığı — Ayasofya’yı Kilise Yapma Plânları

Sebateistlere mi güveneceksiniz, Masonlara mı güveneceksiniz, Hristiyanlara mı güveneceksiniz, hala da İstanbul’u tekrar geri alıp Ayasofya’yı tekrar kilise yapmak için mücadele eden planlar kuranlar var. Bunlara mı güveneceksiniz, bu ülke topraklarında bunlar, bunlar dışarıda değil. Söyler misiniz, Masonik yapılanmaların kökü nerededir, araştırılmış mı hiç? Söyler misiniz Sebateist kökenler nerededir, araştırılmış mı hiç? Bunlar üstü örtülen şeylerdir, araştırılmayanlardır. bu devletin idarecileri, bürokrasilerin içerisinde, siyasetçilerin içerisinde kaç tanesi Ermenidir, kaç tanesi Yahudidir, kaç tanesi Sebateisttir, kaç tanesi kendisini saklamıştır, Kriptodur, bunlar biliniyor mu? Devlet biliyorsa biliyor ama biz bilmiyoruz.

Soy ismi kanunundan sonra bütün her şey değişti. Bizleri kim yönetiyor, biz biliyor muyuz? Kafasına takke geçiren seçim vakti camiye giriyor. Bir Fatih’e okuyor, o camiye girdi, Fatih’e okudu diyoruz biz. Bilmiyoruz ki kim olduğunu. meşhur ya Abdülhamid’in yanında yaveri mi ne? Demiş ki sarayda bir tek sana güveniyorum o da İngiliz ajanı çıkmış. Bir tek sana güveniyorum demiş İngiliz ajanı çıkmış, o da hatıratında yazıyor. Bir tek bana güveniyordu ben de İngiliz ajanıydım diyor. Adamın kendisi itiraf etmemiş olsa bilmeyeceğiz. Bizi nereye kadar sardılar? O Abdülhamid’in yanına İngiliz ajanı koyan İngilizler. Şimdi Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulunca başıboş mu bıraktılar? İçimizde ajan var mı yok mu?

Saros’un, saros’un meşhur ya saros, saros’un vakfından veyahut da onun yan vakıflarından Kaç tane siyasetçi veyahut da devlet adamı oradan nemalandı da biz de şimdi idareci, bakan, bakan yardımcısı veya yüksek bürokrat olarak iş yapıyor biliyor muyuz? Veya Amerika’nın veya İngiltere’nin fonlarından kim faydalanıp da siyasete girdi? Fonlarından faydalanıp da kim bürokratik bürokraside yükseldi? Veya İngilizlerin veya CIA’nın veya Mossad’ın fonlarından faydalanıp kaç kişi tarîkat kurdu, tarikatını o fonlara sattı devretti? Veya o cemaatler kimlerin fonlamasıyla yürüdü, kimlerinin fonlamasıyla yükseldi? Bunları biliyor muyuz? Öyle söyleyince hakkı haykırmak en zor olan kısım bu. Alimim diyenlerin yıkıldığı, şeyhim diyenlerin yıkıldığı, dervişim diyenlerin yıkıldığı, Müslümanım diyenlerin yıkıldığı en önemli nokta burası.

Hakkı anlatmak, hakkı haykırmak, hakkı tavsiye etmek, hakkı nasihat etmek. Burası zaten sıkıntılı. Çünkü tırnak içerisinde, İslâm olmayan sistemlerin içerisinde onlara İslâm’ı anlatmak, İslâm’ı haykırmak, İslâm’ın hak ve hukukunu onlara nasihat etmek en zor kısım bu. Böyle olunca, insanlar normalde îmân ediyorlar. Bugünün Müslümanları, bugünün dindarları, Hristiyanlar, Yahudiler dahil buna. Evet herkes kendince bir dini var, o dini îmân etti, güzel, iyi ameller işledi kendi dinince. Kendi inancında iyi ameller işledi. anlatıyorlar ya, ne kadar iyi bir Hristiyan, harika ya. Ne kadar iyi bir Müslüman, harika ya. bunlar güzel, iyi bir Müslüman, iyi bir Hristiyan, iyi bir Yahudi, iyi bir Sebateiz.

Evet, çok iyi. o kırmızı noktalı hatuna bakanlarda çok iyi, herkes çok iyi, iyilik meleği herkes, sevgi meleği, sevgi önemli. Var ya, sevgi, ay güzel, ayy Cenâb-ı Hak’ın hak ve hakikati var. Fuhuş aram, nereye koyacağız? İslâm’da fuhuş aram, devlette serbest. İslâm’da kumar haram, devlette serbest. İslâm’da faiz aram, devlette serbest. İslâm’ın hukuk sistemi farklı, devletin hukuk sistemi öyle değil. Devlet, dayık, demokratik insan haklarına dayalı bir devlet. Bir de sonradan hukuk devleti dediler. Ne kadar hukuk, ne kadar değil, neresi guguk, neresi hukuk, ayrı mesele. Evet, iyi. Hadi sen bunun karşısında İslâm’ı anlat, hakkı haykır. Daha baştan layık deyince İslâm layık değil. Hukuk deyince İslâm’ın kendi hukuku var.

Hadi haykırın. Hadi kime haykıracaksınız? Mesela siz, demokrasi var değil mi ülkede? Öyle söyleniyor değil mi? Evet, ben İslâm hukukuyla hukuklanacak bir devlet modeli istiyorum. Bu konuda da bir parti kurmak istiyorum deseniz. Demokrasi sizin için çalışır mı? Çalışmaz. Partiyi kapatırlar. Anayasaya haykırılıkta. Siz bunu herhangi bir parti toplantısında söyleseniz, anayasayı değiştirmekten içeri alınırsınız. Diyemezsiniz. O yüzden demokrasi falan aldatmacadır her şey. Ve asıl söz konusu olan şey hakkı haykırmak. Hakkı haykırmayan, aliminden, şeyhinden, siyasetçisinden, bürokratından, müslümanından, dervişinden hepsi de zararda ziyandadır. Allâh muhâfaza eylesin. Âmîn. Dijital çağa geçildi. Artık her şey otonom.

Aletler de dolu, yapay zeka çıktı. İnsanoğlu çalışmasın düşünmesin noktasında ilerliyoruz.


İnsan Potansiyeli Düşürme — Din, Kulluk, Sûfîlik İnsana Ne Sunar?

Dolayısıyla insanın potansiyeli hızla düşürülüyor. Bir kısmına katıldım, bir kısmına katılmadım. Soru. Din, kulluk, sûfîlik noktasında insanlığın ne bekliyor? Ha siz dininizi yaşayın, kulluğunuzu gösterin, sufilinizi icra edin. Yalnız emperyalı sisteme karışmayın. Dettialı sistemle mücadele etmeyin. Onlar önünüze ne koyuyorsa alın. O yüzden sıkıldım. İslâm dijitalleşmeye karşı değildir. İlimle bu noktada ilmi, meselelere karşı çıkmaz. Yapay zekaya da karşı çıkmaz. Önemli değil ki bu. Siz bu noktada Kuran Sünnet dairesinde istediğiniz kadar ileriye doğru gidin. İslâm’ın ilim karşıtlı olması mümkün değil. bunları iyi yolda kullanırsan hiçbir sıkıntı yok. Bunları kötü yolda kullanırsan hepsini de kötü yolda kullanabilirsin.

Bunda bir sıkıntı yok. O yüzden dindarlar zaten burada dini ne bekliyor demiş. Din normalde değişmez bir şey. Herkes îmân edenler îmân ettikleri kadar dinlerini yaşarlar. Sufiler de kendilerince îmân ettikleri kadar sufiliklerini yaşarlar. Hele biraz böyle sapkınlıklarınız varsa böyle laylalumlar varsa o tarîkat, o sûfîlik tarihe başta olur. Allâh bizi affetsin. Bizim gibi olanları çok revaçta tutmazlar. Biz böyle türünün son örneği gibiyiz. Bilmiyoruz ki bizden sonra nasıl olur nasıl gider. İnşallah devam eder. Boşanmak isteyen kadının hakları nelerdir? Normalde boşanmak isteyen kadının hakları bu boşanma meselesinde tarafları konuşarak bunların hükmünü koymak lazım. Yoksa taraflar konuşmadan veya evlenirken evlilik hukukları neyin üzerine kuruldu?

Mesela evlilik hukukunu kurgularken kadın dedi ki ben senden hiçbir şey istemiyorum. Örnek. O zaman boşanırken bir şey isteyecek mi istemeyecek mi? İşin bu tarafı var. Örnekliyorum bunu. O yüzden evliliğin başlangıç hukuku hangi noktada nerede? Onu bilmiyoruz. Bu bir ikincisi. Bir de İslâm hukuku mahkemelerde geçerli bir hukuk değil. Kadın veya erkek iş mahkemeye müracaat edilince bu mevcut hukukun haklı görüp görmediği yerler de ayrı. Öyle olunca bu tırnak içerisinde leyyik hukukun altında İslami hukuku nasıl yaşayacaksınız? Kadın boşanmak istedi. Normal mahkemeye müracaat etti. Mahkemede kadını haklı gördü. Boşadı. Ama mevcut hukuka göre haklı gördü. Ama normalde İslâm hukuku farklı. Bazen arkadaşlar boşanmak istiyorlar geliyorlar mesela. ben dinliyorum şimdi. kadını dinliyorum.

Yazıyorum boyuna sorun olarak söylediklerini. kaç madde oldu? 18 madde, 19 madde, 20 madde. Daha hiç erkeğe bir şey sormama gerek yok. Diyorum ki kadına bu yazmış olduğum 18-19 madde evlenmeyi, sonlandırmaya İslâm hukuku için yeterli değil. Ama sen illa ki boşanacağım diyorsan boşanabilirsin. Sıkıntı değil. Ama bu yazmış olduğum 18-19 madde boşanma sebebi değil. İlla ki boşanmak istiyorsun. Evet boşanabilirsin. O zaman bütün evlilikle alakalı ne kadar ne masraf edildiyse ödemen lazım erkeğe diyor. İslâm hukuk açısından. Kalıyor. E sen evlenmişsin. Bu adam ev tutmuş, eşya almış, masraf etmiş, o kadar şey yapmış. Sen şimdi 1 sene, 2 sene sonra veya 3 sene sonra. Önemli değil. Tiansımdan boşanacağım sebepler.

Sebepler İslâm hukukuna göre doğru değil. E diyorum normal mahkemeye gideceğim boşanacaksın o zaman. E boşanmayı isteyen sen olunca da o zaman da karşı tarafı zulme uğrayan sen de zalim olacaksın. Örnek. O yüzden boşanmak isteyen kadının hakları dediğimizde o evlilik hukukunun başlangıcını bilmemiz lazım. Erkek boşanmayı razı olması, kadının zorla nikah altında tutmayan hakkı var mı? Erkek normalde eğer ki kadının boşama isteği İslâm hukukuna göre uygun değilse erkek onu diyebilir. Ben seni boşamıyorum. Senin boşama istediğin isteğin İslâm hukukuna aykırı. Ama yine de boşanmak istiyorsa biz arkadaşlara kardeşlere diyoruz ki boşanmak isteyen kadın veya erkek her kimse boşanın diyoruz. Zorlaştırmayın yazıyoruz.

Boşanmayı kadın istediyse evden ayrılması gereken kadın mıdır? Evin kime bağlı olduğu belli. Evin kime ait olduğu önemli. Evi erkek tuttuğu evlence zaman erkek tuttuğu. Erkek tuttuğu ise ev kadına ait. Yok erkeğe ait. Yok ev kadına aince o zaman normalde erkek gidecek. Normalde orada kalacak veya kirayı tutarken kadın tuttuğu evi. Evi kadın tutunca bu sefer erkek gidecek. Ama biz yine dervişlere diyoruz ki ev kimin olursa olsun gidecek olan erkeklere diyorum ki siz gidin. Bu arkadaşlara tavsiyemiz bizim. Siz gidin siz evi boşaltın. Deyin ki beni istemiyor musun? Evet selamun aleyküm aleyküm selâm. Ahmet Kaya kapıyı vurur giderim. Vurur giderim diyor. Kapıya da vurmayın siz. Sakin sessiz bir şekilde gidin.


Boşanma-Darp Hâdisesi — Hanımına Karşı Şiddet ve Hukuki Sınır

Kapıya vurursanız mahkemede soluklanırsınız. Nasıl basbayağı kapıya vurdun gittin mahkeme gitti kadın dedi ki beni darp edebilir. Kapıya öyle vurdu ki size bunlar tuhaf geliyor şimdi değil mi? Kapıya öyle vurdu ki ben beni darp edecek diye zannettim. Korktum. Erkek suçlu oluyor. Bir telefon açtılar bana. Adam kadına yastık atmış arkasından. Size tuhaf gelecek şimdi. Bildiğiniz yastık. Koltuğun arkasında böyle küçük yastıklar oluyor ya. koltuk kenarında büyükler var. Arkaya küçük yastıklar koyuyorlar. Kırlent mi diyorsunuz onu? Adnan Hoca. Kırlent mi diyorsunuz? Ha tamam. Kırlent. Adam almış atmış kadına. Şimdi kadınlar da bunu şey oluyor ki dinliyorlar şimdi. Atmış. Ondan sonra da adam atıyor bunu.

Sonra kadın gidiyor öbür taraftan mutfaktan telefon açıyor. Diyor ki böyle böyle bana kırlent fırlattı beni dövebilir. Ben darba maruz kalabilirim. Tak polis anında geliyorlarmış bu tip meselede. Uyuşturucuya bu kadar hızlı gitmiyorlar. Bir bize hızlı geliyorlar. Anında açmış adamın kapıyı. Demiş buyurun demiş şikayet ver. Ne oldu? Darp etme ihtimaliniz varmış. Haydi karakola. Karakolda yastığı attım demiş. Evet attım. Karakolda ifade veriyor yastığı atmış. Hemen o gece uzaklaştırma. Üç ay. Adam aradı beni. Bizim bir dervişin tanıdığı akrabası. Ben ne yapayım dedi. Ananın evi var mı dedim ben. Var dedi. Git ananın evine dedim. Ben bundan sonra ne yapayım dedi. Valla bu dedim. Sana kalmış bir şey bana bunu sorma dedim.

Senin sohbetlerini dinledim ben dedi. Sen gitmezdin dedi bana. Ya sen benimle karıştırma kendini dedim. Dedim sen benimle karıştırma kendini. Dedim olmuş artık bu. Sen bilirsin karar senin dedim. Gitmiş. Dönmemiş. Anasının evinde rahat. Anası da biraz gelini sevmiyormuş zaten. E vereceğim ben seni bir daha dedi. Sıkıntı yapma kendine. Üç ay bitiyor. Üç ay sonra bir uzaklaştırma almıyor tabii kadın. Ama eve dönen de yok. Bir üç ay daha geçiyor. Eve dönen yok. Hiçbir şey yok. İki tane de çocuk var. Çocuklara diyormuş gelin istiyorsanız babaannenizin yanında kalın. Sıkıntı yok ama ben dönmeyeceğim. Bu sefer kadın boşama tehdit etmiş. Açtı. Böyle böyle tamam dedim. Yok çok bir şey yok. Boşanıyorsa boşanacak.

Kendisi boşanma mahkemesi açtı kadın. Ondan sonra. Sonradan kendisi dilekçeyi geri çekti. iş gidiyor boşanacak yani. Ondan sonra. Bu sefer kadın ne yapmış bulmuş. Ben genelde açmıyorum telefonları ama bana mesaj çekti. Çok önemli evlilikle alakalı bir mesele var. Size danışmam lazım. Numaranızı oradaki dervişlerden birisinin ismini almış. Böyle böyle işte. Ben de arayabilirsiniz dedim. Ben de kim olduğunu bilmiyorum ya. Aradı. Aa konuyu tamam. Dedim sen ne ama üç ay uzaklaştırma aldın. Çok sinirlendim. Onun da siniri geçmemiş daha dedim. Dönmüyor geri. Öyle ya. Bizi birleştir. Ben nasıl birleştireyim sizi dedim. Bizim dedim dervîş olmuş olsa. Hadi ona diyeyim ki dön evine. Dönsün ama bu şartlarda dedim.

Derviş de olsa ben dön evine demem dedim. Ne olacak dedi. Boşanacaksınız dedim. Gayet normal. Bir şey duydum ama dedim. Ne duydunuz dedim. Siz evlendirecekmişsiniz onu dedi. Dedim duyduğunu dedim söylemek yalan olarak yeter. Dedim ben öyle bir şey ağzımdan çıkmadı. Ama velakin dedim. Gelse bir kimse bana öyle diyorlar ben de kanıyorum dedim. Anam da babam da sensin beni ever diyorlar dedim. Ben de kanıyorum dedim. Ben çabuk kanıyorum. Everirim ben onu dedim. Sıkıntı değil. Ama dedim böyle bir şey söylemedim. Söylesem söyledim dedim. Ne olacak? Mesele değil. Adam ayrıldı. Dönmedi bir daha geri. O yüzden kapıyı vurup da çıkmayın. arkanızdan kapıyı vurdu der veya yastık falan atmayın. Normalde çünkü normal hukuk normal değil.

Kocası kadını geldiği yere anasının evine bırakabilir mi? Hayır. Çünkü evlenen bir kadın anasının babasının evinden çıktı. Erkek onu boşayacaksa eğer kadın boşanmayı istiyorsa zaten iddet zamanı sünnete göre boşanacaklarsa evde kalacaklar. Bir evde. Üç ay iddet var. Üç ay iddeti kadın evinde yaşayacak sünnete göre. O yüzden erkek onu ben seni boşamak istiyorum. Annenin evine bırakacağım. Veya da kadın derse ki ben boşanmak istiyorum. Annemin evine gideceğim. Yine gidemez. Üç ay orada iddet bekleyecek. Olur mu olur hamiledir. O yüzden orada durmak zorunda. Bunlar böyle bu iş hukuka düştüyse Allâh yardım etsin. Bu meselenin içindekiler dervişse bizim. Bunu böyle halletmeleri dervişlik distrurlarını onlar da olmadığını gösterir.

Allâh bizi affetsin. Bizim kardeşlerimiz evliliklerini götürmeye gayret edecekler. Evliliklerini yürütecekler.


Erkek-Kadın İletişimi ve Bayan Çalışan Diyaloğu — «Merhaba Merhaba» Kâidesi

Bir evliliği derleyen, toparlayan, koruyan, yürüten erkektir. Erkek derleyecek, toparlayacak. Ne bileyim tolere edilecekse tolere edecek. Ortalığı toparlaması gerekiyorsa toparlayacak. Yok kadın illaki ben boşanacağım diyorsa o zaman da erkek onu zora sokmayacak. sokak diliyle ona rampa yaptırmayacak. Boşanmayı mı istiyorsun evet. Bunu suhuletle karşılayacak. Diyecek ki evet sen boşanmayı istiyorsan üç ay boyunca evde burada kalabilirsin sıkıntı yok. Yatağı ayıracak, iddetini bekleyecek kadın. Üç ay iddeti bitecek. Ondan sonra kadının mehrini verecek, gönderecek. Eyvallâh. Yok erkek boşanmayı istiyorsa o zaman erkek yine aynı şeyi yapacak. Kadına diyecek ki buradasın üç ay boyunca ben de gideceğim, gelcem senin de mehrini vereceğim.

Sen üç ay sonra hürsün. Eyvallâh. Zorlaştırmayın. Bu zamanda kadın da erkekte birbirini zorlaştırmayacak sebep. Yediklerinizden, içtiklerinizden, hayat standartından, bilgilerinizden, fikrinizden, aklınızdan emin değil hiç kimse. Çünkü yediklerinizden dolayı psikolojiniz bozuk. İçtiklerinizden, gezdiklerinizden, hayat standartınızdan dolayı sağlam bir psikolojiye sahip değil bugünün insanı. Doğru düşünmüyor. Doğru düşünmediği için doğru hareket etmiyor. Böyle olunca bir bakıyorsunuz kadın adamı bıçaklamış bir bakıyorsunuz adam kadını bıçaklamış. İşin bir de bu tarafı var. bir psikoloji bozuluyor, psikoloji bozulunca takıyor, sarıyor kadın veya adam sarıyor bunu. yine dervîş değil bu anlattığım.

Kadın bıçağı almış eline, onun sona bizim bir dervîş arkadaşı varmış, onu aramış. Böyle böyle demiş. Ben şimdi uyurken bıçaklayacağım onu. Kadın yalvarmış, yakarmış demiş, üstadımızı ara şimdi o seni teskin eder. Şöyle böyle gece saat iki, cayır cayır telefon çalıyor. Allâh’ım ben tabi bir şey mi oldu diye canavre ile açtım ben filancadan telefonunuzu aldım. Çok zor durumdayım böyle böyle. Ben şimdi uyuyor, bir sürü bana ağır laf söyledi. Uyuyor ben onu bıçaklayacağım. günaha girecek de ne kadar günaha girerim diye soruyor. Sanki kuyumcu dükkanıyım ben. Dedim senin yapacağın ne bilmiyorum. Sen dedim galayana gelip adamın kalbine vurursun, öldürürsün, katil olursun. Yaralarsın, yine dedim ölüme yakın yaralarsın.

Yine dedim İslâm hukukuna göre katil olursun. Bir de dedim vurma sebebin ne, haklı mı değil mi, bunu da bilmiyoruz. Ne yapmamı tavsiye ederseniz dedim kızcağızım sen şu bıçağı elinden bırak. Dedim al eşyanı, bir taksi çağır, ananın evine git dedim ya. Öyle yaptı. 2-3 gün sonra da bana teşekkür mesaj attı. Allâh senden razı olsun dervîş olacağım size dedi. Ben kendi kendime düşündüm eli bıçaklı bir hatun. Bizde her türlü aykırılık var bizde. Dedim olur. Ondan sonra geldiğim zaman dedim sen hatırlat oraya geldiğimde dedim bakarız inşâallâh dedim. Öyle ya. Ondan sonra Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden insanların psikolojileri bozup boşanmak istiyor bir kadın veya erkek. Benim meşturdur ya mesela bir kimse dersi bırakmak istiyor.

Ben derim iyi düşündün mü? Düşündüm Allâh yolunu açık etsin işin gücün rast gelsin. Benim hayat felsefemdir bu. Bir kimse boşanmak istiyor Allâh yolunu açık etsin uğraşma. Sen toplamaya çalıştın erkek olarak toplanmıyor. Allâh yolunu açık etsin vardır bunda da bir hayır de. Veya hatta kadın adam boşanmak istiyor illaki. Uğraşma çok. Boşanmak isteyenle uğraşmayacaksın. Dersi bırakmak istiyor uğraşmayacaksın fazla. Ya bunda bir hayır göreceksin çünkü. Sen elinden geleni yaptıysan sen bu konuda müsterihsen. Ama böyle benim vicdanım temiz öyle değil gerçekten. Kuran sünnet tarihinde sen çabını gösterdin ama olmuyor olmuyorsa olmuyor yapacak bir şey yok. İş yerindeki erkeklerin bayan çalışanlarla diyaloğu nasıl olmalı?

Merhaba merhaba bu kadar. Şu işi yapar mısın bu işi eder misin bu kadar.


Kaynakça

  • Mâide 5/44, 45, 47 — «Allâh’ın Hükmüyle Hükmetmeyenler»: «Ve men lem yahküm bi-mâ enzela’llâhu fe-ülâike hümü’l-kâfirûn» (Allâh’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir) — Mâide 5/44; «…fe-ülâike hümü’z-zâlimûn» (…zâlimlerin ta kendileridir) — Mâide 5/45; «…fe-ülâike hümü’l-fâsikûn» (…fâsıkların ta kendileridir) — Mâide 5/47; tefsîr — Taberî 6/256; Râzî 12/9; İbn Kesîr 3/119; klasik fıkıh tedrîsi — İbn Teymiyye, Mecmûu’l-Fetâvâ 7/254-312; modern okuma — Mevdûdî, Tefhîmu’l-Kur’ân; Said Havvâ, el-Esâs fi’t-Tefsîr.
  • Yahûdi-Hıristiyan Velâyeti — Mâide 5/51: «Yâ eyyuhe’llezîne âmenû lâ tettehızü’l-yehûde ve’n-nasârâ evliyâ’, ba’duhum evliyâü ba’d, ve men yetevellehum minküm fe-innehû minhum» (Ey iman edenler, Yahûdi ve Hıristiyanları dost edinmeyin; onlar birbirinin dostudurlar; sizden kim onları dost edinirse o da onlardandır) — Mâide 5/51; tefsîr — Taberî 6/271; Râzî 12/19; İbn Kesîr 3/132; modern tedrîs — Mehmet Erkal, Yahûdîlik ve Hıristiyanlık; Hayreddin Karaman, İslâm’da Tarîhî Münâsebetler.
  • Aile Hukukunda Hanıma Şiddet ve TCK 86 — «Mâ’rûf Üzere Geçinmek»: «Ve âşirûhunne bi’l-ma’rûf, fe-in kerih-tümûhunne fe-asâ en tekrahû şey’en ve yec’ale’llâhu fîhi hayran kesîrâ» (Onlarla iyilikle geçinin; eğer onlardan hoşlanmıyorsanız, hoşlanmadığınız bir şeyde Allâh çok hayır kılmış olabilir) — Nisâ 4/19; «leyse minnâ men darabe’l-mer’eh» (Hanımına vuran bizden değildir) — Buhârî, “Nikâh” 93; Müslim, “Hudûd” 35; klasik fıkıh — Serahsî, el-Mebsût; modern hukûk — TCK md. 86 (kasten yaralama), 96 (eziyet), 232 (aile hayatı içinde kötü muamele); Karaman, İslâm’da Aile.
  • Erkek-Kadın İş Hayâtında İletişim Sınırı — «Lâ Yahlüvenne Recülün Bi-İmra’etin»: «Lâ yahlüvenne recülün bi-imra’etin illâ ve me’ahâ zû mahremin» (Bir erkek bir kadınla yalnız kalmasın, ancak yanında mahremi olursa) — Buhârî, “Cihâd” 130; Müslim, “Hac” 424; konuşma sınırı — Ahzâb 33/32 «Fe-lâ tahda’na bi’l-kavli fe-yatma’a’llezî fî kalbihî maradun ve kulne kavlen ma’rûfâ» (Sözünüzü yumuşatmayın ki kalbinde hastalık olan kimse tama’ etmesin; ma’rûf söz söyleyin); klasik fıkıh — Kâsânî, Bedâ’iu’s-Sanâ’i; modern tedrîs — Mehmet Şener, İslâm Hukuku Dersleri.
  • Karabaş Silsilesi ve 2024 Soru-Cevap Tedrîsi: Halvetî-Şa’bânî kolu — Şeyh Şabân-ı Velî (Kastamonu, ö. 976/1568); Mustafa Özbağ Efendi Hazretleri (1611-1685, Üsküdar); Çorumlu Hâcı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz Efendi → Hâcı Haydar Baba ve Hâcı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi; bu sohbet — soru-cevap formatında 19 maddelik gündem, Mâide 44-51 hükümleri, aile şiddetinin reddi, iş hayâtında erkek-kadın diyaloğu sınırı tedrîsi; Karabaş tasavvuf usûlü — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; modern Karabaş tedrîsi — İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Tarîkat, Velâyet, Kalb, Sünnet, Şeyh, Silsile, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı