Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2025 Sohbeti #151 — Mesnevî 2223. Beyit: Pazara İnen İki Melek ve İnfâk Cihâdı

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2025 Sohbeti #151 — Mesnevî 2223. Beyit: Pazara İnen İki Melek…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Mesnevî 2223. Beyit Konu Başlığı: Pazar Yerine İnen İki Meleğin Cömerde ve Cimriye Duâsı (Buhârî-Müslim)

Pir, çalgıcı hikâyesinden direk başka bir konuya geçti. Konu başlıyor. Bu, burası biraz böyle hem fıkıhı hem fesafi olarak buna böyle bakılabilir. Normalde tasaddukun, sadakanın, zekâtın nâillere nasıl verilmesi ile alakalı. Her pazar yerinde, Ya Rabbi muhtâcları doyuranların her birilerine verdiklerine karşılık mükâfât ihsân eyle. Âmîn. Ya Rabbi vermeyip saklayanların mallarını da telef et. Âmîn. Onları zararlandır diye duâ eden iki meleğin duâlarını tefsir ve o verici kişinin Allâh yolunda mücâhid olduğu hevâ ve heves yolunda müsrif olmadığı konu bu. Peygamber dedi ki, Öğüt vermek üzere iki melek hoş bir sûrette nida ederler. Ey Allâh! Muhtaçlara ihtiyaçları olan şeyi verenleri doyur. Verdikleri her dirheme karşılık yüz bin ihsân et.

Âmîn. Ya Rabbi malını esirgeyenlere de ziyan içinde ziyandan başka bir şey verme. Âmîn. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri hadîs-i şerîfte şöyle buyurdu, Her sabah iki melek iner, birisi şöyle duâ eder, Ya Rabbi malını senin uğrunda harcana yerine yenisini ver. Âmîn. Diğeride şöyle duâ eder, Ya Rabbi malını vermeyip cümrülük edenin malını helak et. Âmîn. Buhârî ve Müslim hadîsi, Hazret-i Pîr bu hadîsin metnini konu başlığı olarak almış. konu başında iki melek pazar yerine iner, böyle duâ eder dedi ya, o bölümün hadisteki karşılığı bu. biz Mesnevî beyitlerini Kur’ân Sünnet ile şerh etmeye çalışıyorduk. Hazret-i Pîr Mesnevî Kur’ân ve Sünnetin şerhi olarak, tefsiri olarak yazmış, biz onun daireyi tersine döndürüyoruz, Mesnevî beyitlerini Kur’ân Sünnet ile anlamaya öğrenmeye çalışıyoruz.

O yüzden Hazret-i Pîr bu hadîs-i şerîfi konu başlığı olarak almış. Ve tekrar ben hadîs-i şerîfi okumak istiyorum. Resûlullâh Efendimiz şöyle buyurdu, sallallâhu aleyhi ve sellem, Her sabah iki melek iner, Birisi şöyle duâ eder, Ya Rabbi malını senin uğrunda harcayana yerine yenisi ver. Âmîn. Yenisini ver. buradaki ibâret çok önemli, Senin uğrunda harcayana, başka bir noktada değil, Allâh yolunda, Allâh uğruna harcayacak. İkincisi melek nasıl duâ ediyor, Ya Rabbi malını vermeyip cimrilik edenin de malını helak et. Âmîn. Bu Harim-i Müslim hadîsi, Şimdi böyle olayın olunca böyle iş çok şey, Sert bir düzlemde gidiyor. Tabi Hz.


Allâh Yolunda Harcayan Mücâhiddir — Bakara 2/261 Yedi Başak ve Âl-i İmrân 3/180 Cimrilik Helâki

İpir devam ediyor, Allâh yolunda harcayanlar mücahiddir diyor. Mücâhid ne demek, Allâh yolunda savaşan, mücadele eden kimseler. Hz. Pîr Allâh yolunda malını harcayanı da mücâhidler sınıfında koyuyor. Çünkü Bakara 2/261, Mallarını Allâh yolunda harcayanların durumu, 7 başak bitiren bir tohum gibidir. Mallarını Allâh yolunda harcayanların durumu, 7 başak bitiren bir tohum gibidir. Hz. Pîr devam ediyor, Mallarını harcayanlar mücahiddir, Ama öbür tarafta ne dedi, Cımrılar helak olur. Cimri bir kimse de, Bakın cimriler helak olur derken, Sadece malları helak olur demedi. Cimriler helak olur dedi. Âl-i İmrân 3/180, Allâh’ın fazlından kendilerine verdiklerinde cimrilik edenler, Bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar.

Hayır, bu onlar için bir şerdir, Kıyamet günü cimrilik ettikleri şey, Boyunlarına dolanacaktır. Hz. Pîr cimriler helak olsun derken, Bunun da karşılığında âyet-i kerîme, Âyet-i kerîmede Cenâb-ı Hakk Kur’ân-ı Kerîm’de, Âl-i İmrân 3/180’de diyor ki, Allâh’ın fazlından kendilerine verdiklerinden cimrilik edenler, Cenâb-ı Hakk sana fazlından bir şey vermiş, Sen o konuda cimrilik ediyorsun, Bu maddî bir şey de olabilir, bu ma’nevî bir şey de olabilir. Maddi dediğimiz para, buldur, maldır, mültür, Manevi dediğimiz ilim, Bir ustalık, bir san’at erbâbı olmak, Usta olmak, veya ma’nevî ilm erbâbı olmak, Manevi olarak bir ilmin var, onunla, Bu da dahil buna. Bunda cimrilik edenler ne oluyor? Helak oluyor.

Çünkü Cenâb-ı Hakk onu kendi fazlından verdi ona. Sen kendince ben çalıştım da, ben çabaladım da, ben okudum da, Ben şunu yaptım, ben bunu yaptım, ben değil. Bu Cenâb-ı Hakk’ın fazla ikramı, ihsanı bu. Evet senin gayretin vardır, çalışman vardır, Ama bu Cenâb-ı Hakk’ın direkt ikramı, ihsanı bu. Sen onu kendi kendine ben deme, Allâh muhafaza eylesin. O yüzden cömertlik, Cenâb-ı Hakk’ın sıfâtıdır. Cimrilik ise insan nefsinin sıfâtıdır. Bunda bir de ben zaman zaman sohbetlerde bahsederim ya, Bir de Cûd ehli olmak vardır.


Cûd Ehli Olmak — Mâlı, Mülkü, İlmi, Zamanı Allâh Yolunda Harcayanın Cürûfunu Atması

Cûd ehli olmak, Cenâb-ı Hakk’ın kendi Zâtullâh’ına ait bir, Direkt zatından çıkan bir sıfattır. O nedir? Bir yerde eksikliği gördün, ihtiyacı gördün, Sen istenmeden hareket ediyorsun. Bu Cûd ehli olmak. Cömertlik ise isteyene vermek, ihtiyacın var diyene vermek. Cûd ehli olmak, baktın burada bir ihtiyaç var, Sen kendinden istenmeden onu verdin. O da Cûd ehli olmak. O yüzden malını Allâh yolunda harcamak, İnsanın malını Allâh yolunda harcaması, İnsanın kendi kendisini yakması gibidir. Nasıl kendi kendisini yakması? Bir madeni yakarsan, kaynatırsan, Onun saf yönü çıkar meydana. Cürûfu çıkar onun. Allâh yolunda harcamak, Bir insanın cürûfunu atıp, Onu saf bir hale getirmesidir. Cürûfunu dışarı atıp sâf hâline getirmesidir.

O yüzden normalde ateşin içerisinde altın kalsa, İçindeki demiri, bronzu, bakiri çıkar, Altın sâf hâle gelir. Malını harcayan, Allâh yolunda malını harcayan kimse, Saf haline gelir. Allâh yolunda malını, mülkünü, ilmini, Zamanını, mesaisini harcamayan kimse ise, Curufuyla kalır, karışık olur. Çünkü nefs, Allâh yolunda olmayı istemez. Allâh yolunda olmak, Tırnak içerisinde sadece para değil, sadece ilim değil, Zamanla alakalı mesele de var. sen buraya sohbete geldin şimdi zaman harcadın. Bir yere sohbete gidiyorsun zaman harcıyorsun. Başka bir yere giderken bir de para harcıyorsun. Bir de sen nefsini koyuyorsun ortaya. Kazası var, belası var, cezası var, Radarlar var. Her virajda devlet pusu kurmuş öyle.

Tabii virajı dönüyorsun bakıyorsun kamerayla karşı karşıyasın. Gülümse, gülümsemek 3000 lira. Tebessüm ediyorsun. Öyle devletimize kızmıyoruz. Bir de işin o tarafı var. Erdoğan kaç radar geçtin gelirken? 6-7 tane var. Acaba dedim bana mı husus yapmışlar diye. Demek seninki de aynı. Tabii bir de işin o tarafı var. Yola çıkıyorsun sadece benzin değil, köprü değil, HGS yol mol ıvır zıvır değil. Bir de radarlar var. devlet yol yapmış, basasın diye. Basıyorsun bir de radardan yolun parasından fazla senden alıyor. Bir de bu tarafı var. Harcıyorsun yani. Allâh için yola çıktın, ticaret için yola çıktın, Akraba ziyaretine yola çıktın, dikkat et. 80’den yukarı gitme bazı yerlerde 30’a düşürüyor. 80’de kurtarmıyor.

Tam bir soygun var. Hukuki. Her soygun hukussuz olacak değil. Asıl soygunlar hukuki olanlardır. Onda kimsenin soygunu yapanların cezai ehliyetleri yok. Bu farklı bir şey. Allâh bizi affetsin. O yüzden ama bir kimse hevasi için, hevâ hevesi için harcarsa, hevâ hevesi için infâk ederse, sadaka verirse, aman desinler diye böyle bir şey yaparsa, onun kunda müslüflük olarak nitelendiriliyor.


Hevâ-i Hevesle Harcayanın Müsrifliği — Telgrâf Parantezi ve “Banır Hüseyîn” Hocacı Hüseyîn Abi Menkîbeleri

Yani o kimse savurgan kimse. O kimse doğru bir noktada değil. Telegram yayını yokmuş açtım. Benim suçum yok. Var telegram bağlanmamış. Bağlanacağım diye uğraşıyor. Ne yapayım ben de şey özürlüğüm. Ne diyorlar buna? Teknolojik özürlülük. Bağlanacağız şimdi. Bağlanacağız şimdi. Dicem şimdi hep bu işler Salim’den oluyor diye. Salim de şimdi diyecek ki ya. Ben günâh geçişsiz oldum diyecek. Salim yok mu? Salim gözümden ayrılma. Sen bunu takip edeceksin. Oradan böyle el sallayacaksın bana. Ben ne var diyeceğim. Sıkıntı yok. Kasma kendini çok. ben şimdi nasıl müdahale edeyim falan deme. Oradan banır banır vereceksin. Telegramdan kesinti var diye. Bağırmak değil, banırmak. Aç kapı yapayım mı? Telegramı veya telefonu?

Bağlanıyor diye düşünüyor daha bu. Seninki de mi düşünüyor? Aç kapı yapayım mı? Sizin taktiğiniz uyguluyor mu? Siz tamir ediyoruz diye görünüyorsunuz. Aç kapı yapın. Çalışıyor. Ondan sonra tamir ettik diyorlar. Bağlandı mı? Tamam. Banırmakla alakalı bir şey söyleyeyim mi size? Hadi bir sohbete ara vermiş olalım. Şimdi benim annemin halasının oğlu vardı. Oğlu bir annemin halasının oğlu vardı. Oğlu bir annemin halasının oğlu vardı. Oğlu bir annemin halasının oğlu vardı. Allâh rahmet eylesin. Allâh rahmet eylesin. Adı Balcı Hüseyîn’di. Uzun boylu. Zaten annemin baba tarafı hep uzun boylu. Zaten annemin baba tarafı hep uzun boylu. Uzunlar yani. Bu Balcı Hüseyîn ağabey bizim. Annemle tabii kuzen oluyorlar.

Kardeş çocukları. Babamla da arası çok iyi. Zaten bizim eve birisi girip çıkacaksa babamla arası çok iyi olacak. Yoksa birisi gelip çıkacaksa. O da benim babamla arası çok iyi olacak. Yoksa bizim eve kimse girip çıkamaz. Kadın erkek hiç değişmez. İster sakar olsun hiç önemli değil. Babam Allâh rahmet eylesin öyle bir insan. Böyle asıl bizim Balcı Hüseyîn ağabeyin en büyük handikaplarından birisi kadın dayanmıyor buna. Bizim bildiğimiz 6-7 tane eşi olduğu. Evleniyor boşanıyor böyle bir şey oluyor. Böyle. ne zaman evlendi? Aa evlenmiş Hüseyîn ağabey. Ne zaman evlendi? Aa evlenmiş Hüseyîn ağabey. Ne zaman evlendi? Ne zaman evlendi? Aa evlenmiş Hüseyîn ağabey. Aa boşanmış Hüseyîn ağabey. Boşandığını şuradan anlıyoruz.

Bütün eşyalarını çuvala koyuyor anneme getiriyor. Yıkanması için ütülenmesi için. En son bir evlendi. Boşanmıyor bu türlü. biz bekliyoruz bundan da boşanacak diye. Yok böyle merak etmeye başladık. Neden boşanmıyor diye. Neyse. böyle böyle bir şey yapmıyor. böyle bir şey yapmıyor. böyle bir şey yapmıyor. O da boşanmıyor diye. Neyse biz artık gelin diyoruz ona. Tabi yedinci mi sekizinci miydi? Neydi o? Annem değişti bunu. nasıl gidiyor diye. Bizim yanımızda oldu muhabbet. Oradan biliyorum. Diyormuş ki şimdi Hüseyîn ağabey başlamıyormuş. Söylenmeye bağırmaya. Banır Hüseyîn. Banırdıkça açılırsın. Hüseyîn. Banır Hüseyîn diyormuş. Bu temelli kızıyormuş bu sefer. Ama o Banır Hüseyîn diyormuş. Bizde bu Banır kelimesi kaldı.

Annem bazen Banır’ı Banır’ı vereceğim diyordu. bağıracağım demiyor. O lafı kelimeyi telaffuz ediyordu. O yüzden bizim aile de oradan kaldı. Banırmak. Tabi Hüseyîn ağabey bizim Allâh rahmet eylesin. Müzik bir adamdı. Enteresandı böyle. Ben bir gün, cuma günü çarşıya gidiyorum. Kadının birisi çevirdi. Oğlum burada dedi. Hoca Hüseyîn varmış. Nerede evi dedi. Ben bir durdum. Hoca Hüseyîn. Olsa olsa bizim Hüseyîn ağabeydir bu dedim. Dedim filanca yerde. Orada dedim çıra kesiyor dedim. O dedim. Bak dedim uzakta. Sonra Hüseyîn ağabey’e sorduk. Genel bize geldi. Dedim Hüseyîn ağabey bu ne? Hoca Hüseyîn. Ya dedi filanca köye dedi. Hüseyîn ağabey’i götürdüm dedi. Orada bir kadın geldi dedi benim dedi.

Kızım evlenemedi. Evde kaldı. Demiş evlenemedi bir türlü. Ben ona bir muska yazayım. Anında evlenir o demiş. Sen al bir kağıdı muska gibi yap. İçine kargacık, burgacık bir şeyler yaz. Bir de bal mumundan yapıştır onu. Bir de demiş ki bunu taşıyacak. Evlenince kadar demiş. Çıkarmayacak, atmayacak daha. Nereye gidiyorsa bundan gidecek demiş. Tabii hiç. Evlenecek gidecek. Sen kızın nasibi çık. Bir haftada evlen. Bütün köy bunu duy. Yandaki köyler dahil. Her cuma sıraya. Hoca Hüseyîn oldu. Bizim Hüseyîn. Bir an daha bir şey söyleyeyim. Muhabbeti kapatayım şimdi. Ara bu şey oldu. Mani sıfâtı girdi. Telegramdan. Sen köye git. Bir arları götürmüş. Bunda çok arı var ama. İki kamyonları var bunda. Böyle beş on kovan değil yani.

Öyle kıytırk arıcı değil yani. Köye gitmiş. Demiş ben tüccarım. İracat, ithâlât yapıyorum. Demiş Avrupa’ya çok affedersiniz.


Hocacı Hüseyîn’in Köy-Kaplumbağa-Arıcı Kıssası — Hevâ Hevesin Hizmette Tezâhürü

kaplumbağa gönderiyorum demiş. Toplayın. İstasyon’a demiş demiryoldan getirin. kelâtîrlerle. Demiş sayacağım. Tanesi şu kadar para. Hepinizin parasını da vereceğim. Bana anlatıyor. Mustafâ’cım diyor. İstasyon’a bir indim diyor. Gözünün alabildiği yer diyor. Kelâtîr. İşleri diyor. Kaplumbağadolu. Bütün köylü beni bekliyor diyor. Hemen diyor kamyonları çağırdım diyor. Arıları yükledim diyor. Oradan kaçmamış gene. İstasyon’a gelmiş. Son otorây çünkü geçecek oradan. Bayındıra gelecek. Demiş ki bunları topladınız ama bir şey unuttum size demiş. Bunların erkeğini dişisini ayırın demiş. Köylüler anlamış. Bunun arkasına takılmışlar. Bu otorâya zor atmış kendini. Bitti. Evet. Bir kimse hevâsı için mal harcarsa.

Ne olmuş? Bu da o kimse müstrif oluyor. Çünkü hevâ hepsinden yapıyor. nefsinden yapıyor. Zevkinden yapıyor. Göstere için yapıyor. Dünya sevgisi için yapıyor. Desinler diye yapıyor. birisi sağ elin verdiğini, sol eli görmeyecek ya. Öyle yapmıyor. Herkese gösterecek illaki. Herkesin içinde bir şey yapacak. Herkesin içinde bir şey diyecek. Dillendirecek. Orada hevâ giriyor. Orada nefs giriyor. Normalde hemen birisi dillendiriyorsa, o hevâ heves yapıyor. Bir başkasının yanında görsün diye veriyor. Heva hevesinden yapıyor. Öyle seni kabul etmeyeceksin zaten. Sebep? Heva hevesinden yaptı çünkü. Onu kabul etmemekte ibadet. Sebep? Onun hevâ-i hevesini engellemiş oluyorsun. Onun hevâ-i hevesini bu noktada dur diyorsun.

Yoksa onu alırsan, o hevâ-i hevesini tatmin edecek. O hevâ-i hevesini bu noktada canlı tutacak. Değil. Onun hevâ-i hevesini durduracaksın. Biz mal kabul etmiyoruz. Biz para kabul etmiyoruz. Bizim böyle bir şeyimiz yok diyeceksin ona. Onun hevâ hevesinin önünü açmayacaksın. geliyor, birisi geldi diyorum ya anlatıyorum. Bana diyor, bu Cafer’den şikayetçiyim ben. Ben de şikayetçiyim dedim. Ben dedi. Süleymancılığa yardım ediyorum. Fethullahçılığa yardım ediyorum. Risalecilere yardım ediyorum. Particilere yardım ediyorum. Ben de şikayetçiyim dedim. Almıyor dedi. Doğru bu almaz dedim ben. Bak şimdi bu adam bunları sıralıyor. Heva hevesini koyuyor orta yere. Birisi bir fukarâya bir şey vereceği zaman bir başkasına gösteriyorsa birisi birisine yardım edeceği zaman bir başkası görsün.

Bir başkası bilsin diyerekten. Bu hevâ burada nefs gizlidir. Şeytan gizlidir burada. O kimsenin parası hevâ-i hevesinden gitti. Doğru bir harcama değil o. Allâh muhafaza eylesin. O yüzden hak için harcayacak. Zekatını verirken Allâh için verecek. Sadakasını verirken Allâh için verecek. Birine bir şey yardım ediyorsa Allâh için verecek. Kimseye göstermeyecek bunu. Kimseye andırmayacak bunu. Bazen birkaç arkadaş bana böyle cesaretini toplayıp ya siz gece dağıtım yapıyorsunuz gündüz yapsanız olmaz mı dedi. Sana ne dedim ona. Sana mı soracağız gece bir damı dağıtacağımızı gündüz dağıtacağımızı dedim. Sustu. Bu Hazret-i Hasan Efendimiz’in sünneti. Gece dağıtmak. Kimse onu görmezdi ne dağıttığını.

Gece yarısından sonra Medîne’nin varaj sokaklarında sırtına vururdu dağıtılacak olanları. Kendisi teker teker dağıtırdı. Hatta Medîneliler dedikodu ederdi. İnsanlar dedikoducudur. Ehl-i Beyt’in arkasından dahil dedikodu yaparlar. Hala daha yapıyorlar. Hala daha yapıyorlar. Hala daha yapıyorlar. Hala daha yapıyorlar. Dedikodu yaparlar hala daha yapıyorlar zaten. Nasıl yapıyorlar? diyorlar ya. Hazret-i Hüseyîn Efendimiz Kûfe’ye gitmekle haksızdı. Mevcut devlet sistemine karşı geldi diye böyle zırtapozlar var ya. Allâh muhafaza eylesin. Hazret-i Hasan Efendimiz’in de böyle kendilerince Medîneliler dedeleriydi gibi cömert değil deyip dedikodu yaparlardı. Ama vefat ettiğinde bir baktılar ki sırtında Nasır var.

Sordular bu Nasır neden sırtında Nasır var? Umuzlarında Nasır var? Sırtında Nasır var? O zaman ona yardımcı olan kimse dedi ki her gece dikkat edin. Her gece Hazret-i Hasan Efendimiz Medîneli fukarâlara sırtında onlara tasadduk taşırdı.


Talebeye Gösterişin İptâli ve Hz. Hasan Efendimiz’in Gece Gizli Tasaddukı (Sırtındaki Nâsır)

Zaten vefat ettiğinin sabahında Medinelilerden de yollayacak bir şey. o zaman Hazret-i Hasan Efendimiz Hazret-i Hasan Efendimiz Hazret-i Hasan Efendimiz Sabahında Medîne’li fukaralar sokaklara döküldüler. velî-i ni’metimiz vefat etti diye. O yüzden hadîs-i şerîfte sağ elinin verdiğini sol elin bilmeyecek. Onu gösteriyorsan yanlış yapıyorsun, nefsinden yapıyorsun onu. Sen hevâ-i hevesine uydun. O tasadduk tasadduk değil. O sadaka sadaka değil. O yardımlaşma yardımlaşma değil. Onda hevâ heves var. Ama hak için harcayacaksa o zaman o kimse ne yaptı? Hiç kimseye göstermeden, hiç kimseye andırmadan bu tasattukunu yaptı. o cihâd oldu. Hz. Piri’nin cihâd dediği şey bu. O cömertliği, onun tasadduku cihâd yerine geçti.

Ama o birine andırdı, gösterdi. Nefis onu istiyor çünkü. Biz kaç tane talebe bakıyoruz. Ha baktın sen. Çok âlâ bir iş attın. Onu senin söylemeye hakkın yok. Sen onu söylüyorsan hevâ-i hevesine uydun. Sen onu andırmayacaksın. Sen onu göstermeyeceksin. Sen onu beyan etmeyeceksin. O zaman ne oldu? Cihâd oldu. Cömertlik Allâh’ın sıfâtıdır. el-Vehhâb ismi şerifi, er-Rezzâk ismi şerifi, el-Kerîm ismi şerifi. Cenâb-ı Hakk’ın sonsuz isimleri vardır. Cömertlik de onun sıfâtıdır. Ve onun herhangi bir sıfatının içerisinde binlerce sıfât vardır daha. Yüz binlerce sıfât vardır daha. O yüzden cömert insan yeryüzünde Allâh’ın sıfâtî tecelliyâtıdır. Cömert insan.


Cûd Ehli Cenâb-ı Hakk’ın Zâtî Tecellîsi — Gece Dağıtım Yapanlar “Allâh’ın Eli” Hükmünde

Cûd ehli olan kimsede Allâh’ın zâti tecellisidir. Cûd ehli olmak. O yüzden cömert sıfatsal tecelliyattır. Ama kime cömert? Allâh yolunda koşana, Allâh için yapana. Allâh için yapana. Bir de kimlere cömertlik yapacağız? Onu da şimdi sıralacağız. O yüzden zekât veren, sadaka veren, hayır hasenat eden, Bu konuda bilfil kendisi yapsın veyahut da aracılığıyla yapsın, bu konuda birisinin aracı olması dahi, o kimse Allâh’ın eli oldu. Cömert kimse Allâh’ın elidir. Bir kimse o cömertliğe hizmet ediyor. Allâh’ın eli oldu. Şimdi bizde bir ekip var, onlara diyorum ki Allâh râzı olsun hepsinden de. Diyorum geceleri dağıtın, kimse bu konuda bilmesin, anlamasın, birbirlerinizle de söylemeyin, konuşmayın birbirlerinizin arasında da diyorum.

Gece dağıtım yapıyorlar, Allâh’ın eli onlar. Allâh’ın eli. Dün gece de öyle bir faaliyet vardı, Allâh hepsinden de razı olsun inşâallâh. Allâh’ın eli hükmünde oldu. Hiç kimse görmeden, hiç kimse bilmeden gece yarısı tık iş bitti. Allâh’ın eli oldu. Veren kimse de Allâh’ın eli oldu. Çünkü veren verileni de tanımıyor. Veren verileni de tanımıyor. Bu ben kendimce söylüyorum. Muhteşem bir şey. Allâh’ım iyi etsin inşâallâh. O yüzden burada zekattır, sadakadır, infaktır. Aslında ben onun tersinden okurum hep. Ben onun tersinden okurum hep. İhtiyacı olan, fakir fukarâya verilen bir şey değildir o. Ben asıl veren için bunu konuşurum. Buna böyle hizmet eden, buna böyle sebep olan için konuşurum. Bu nedir?

Bu normalde o kimseyi verene hizmet eden, ortada hizmet eden o kimse aslında nefsini yakıyor. Kolay bir şey değildir para harcamak. Kolay bir şey değildir ilim harcamak. Kolay bir şey değildir zaman harcamak. Kolay bir şey değildir. Sen rahatından vazgeçip gece yarısı dağıtım yapacaksın. yorulacaksın. Kolay bir şey değil bu.


Vermek Zordur — Kadının Bileziğini Kesmesi ve Cimrinin Dervîşlik Yapamaması

Ve hatta veren kimse zekât hesaplarken adamın eli ayağı titriyor. Hatta ben diyorum bana hesaplatmayın diyorum. Sizin hesabınızı yapmam diyorum. Sizin yaptığınız gibi de yapmam diyorum. Çünkü diyorum bunu nereden aldın? Ticaretten koy zekata diyorum. Nereden aldın ticaretten koy zekata? Benim hesabım başka. Allâh bizi affetsin. Şimdi o veren kimsenin de kolay bir şey değil. Beş lira oğlan oldu mu beden hemen veriveriyor insan. Ama adamda sermaye var. Bir milyar verecek, iki milyar verecek. Kolay bir şey değil o. Öyle para büyüyünce vermek de zorlanıyor. O böyle eli titremiyor, yüreği titriyor onun. Adamın birisine zekât dedim bana hesaplatma. Bana hesaplatırsan dedim sıkıntı olur. Bir söyledim bu kadar vermen lazım dedim adam dergâhı terk etti.

Hiç vermemiş ömür hayatında. Kolay bir şey değildir vermek. Gerçekten çok zordur. Gündüz bayanlar anlattım bayanlarla alakalı. Kadın diyor efendim nasıl vereceğim? Dedim sen vereceksin altınlar senin. Adam ne versin senin dedim zekatını. Nasıl vereceğim dedi. Bilezin ucundan keseceksin dedim kadının rengi gitti. Uçtu bembeyaz oldu. Diçimden dedim eyvah dedim ya. Kadınların altını, parasını, pulunu dokunacağını canını al. Hatta ben de diyeceğim ki bak ruhun kabzedilecek. Buradan keselim mi ruh mu gitsin? Ruhu baybay diyecek altına dokunma. Ona sakın dokunma neden? Altını kalsın onun. Ruhu gidiyorsa ondan gitsin baybay güle güle. Kadınlar için daha zor bu. Tabi cimriler için de daha zor. Bir insan cimri olunca Allâh muhafaza eylesin. cimri mesela dervîşlik yapamaz.

Cimri bir kimse bize dervîş olamaz mümkün değil. Bakın mümkün değil tutunamaz burada duramaz burada. Benim laflarımın da yiyemez çünkü. Cimri demek Allâh’ın lanetini uğramış insan demek. Ne işi var burada? Sekrullah alakasında da duramaz o. Kirli pis adam o. Gerçekten. Cimri insan Allâh muhafaza eylesin. Allâh hiç kimseye nasîb etmesin cimrili. O yüzden normalde o hani… Allâh Allâh. Nereden ne açıldı ya? Vallahi nereden ne açıldıysa açıldı gitti burada. Bu cimri bir kimseye nasip etmez. Bu cimri bir kimseye nasip etmez. Vallahi nereden ne açıldıysa açıldı gitti burada. Gidiyor kopuyor ortalık burada. Vallahi koptu gitti ortalık. Veren kişinin malı eksilmez ama… malı eksilmez ama… Onun nefsi küçülür.

Veren kimsenin benliğini kırar o kimse. Nefsini kırar. Ve o veren kimsenin kalbi nurlanır. Bakın kalbi nurlanır. Ama Allâh yolunda Allâh için verirse… Nice esirgemeler vardır ki vermeden iyidir.


“Allâh’ın Buyurduğu Yerden Gayrıya Verme” — Esirgeme de Cihâttır, Vermek de

Allâh malını Allâh’ın buyurduğu yerden gayriye verme. Ki hatta hesaba sığmaz hazine elde edesin. Ve bu sûrette kafirlere küfrân-ı ni’met edenlere katılmayasın. Her verme ihsân değilmiş. Her esirgeme de cimrilik değilmiş. Demek ki o verme doğru noktada doğru yerde olursa… O verme doğru verme. Eğer verme doğru yerde doğru noktada değilse… O zaman o doğru verme değil. O zaman ne oldu? O esirgeme yanlış yere vermemek cimrilik değil. Doğruya vermek doğru. Yanlış yere verilirse vermemek ise cimrilik değil. O yüzden asıl mesele burada… Bir şeyi verirken ne verirsen ver bakın. Burada ben sadece para, mal, mülk, eşya noktasında söylemiyorum onu. Sen kendinden bir şey fedakarlıkta bulunuyorsun. Bu ne olursa olsun.

Ben böyle söyledim deyip de sakın zekatını vermemezlik etme. Cimrilik etme. Gücünün yettiğini ver. Ama burada sadece meseleye maddesel bakma. Sen bir hastanın koluna girmekte vermektir. Sen bir hastanın şifasına sebep olmakta vermektir. Gücünün nisbetinde, ona duâ etmekte vermektir. Onu ziyaret etmekte vermektir. Bir yetimin başına okşamakta vermektir. Bir ihtiyara destek olmakta vermektir. Bir yük taşıyanın yüküne yardımcı olmakta vermektir.


Cömertlik Her Alandadır — Hz. Peygamber’in Kadının Yükünü Taşıması ve Hizmet Cömertliği

Cömertlik her alandadır. Sadece maddî planda değil. Kadının birisi geldi, peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine dedi ki Sen ne dolanıyorsun burada? Buyur dedi. Şu benim yükümü al getir bana. Allâh’ın Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri o kadının yükünü, çuvalını aldı sırtına. Kadın Medîne’nin arka sokaklarına doğru gidiyor. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem de arkasından onun yükünü götürüyor. Cömertlik her alanda. Şimdi kadının birisi genç bir delikanlıya diyecek ki Şu benim yüküme yardımcı ol, kimse yardımcı olmaz. diyecek ki benim şu yükümü şurada, benim evimi şuraya kadar götürüver. Kim götürecek? Cömertlik her alanda. Cömertlik her alanda. Şu bardağı götürmek dahi cömertlik.

Hizmet etmek cömertlik. Herkes gücünün yettiğince cömert olmak. O yüzden veriliş istikameti önemli. Cömertlik yaptın, yardımcı oldun, destek oldun. Yer ve istikamet önemli. Ama nice esirgemeler vardır ki vermekten hayırlıdır. sen doğru yere doğru noktada vereceksin. Eğer bir kimseye verdiğin şey onu isyâna sürüklüyorsa O verdiğin şey onu harâma sürüklüyorsa Veyahut da isyâna düşmüş, harâma düşmüş, kumâra düşmüş Ne bileyim içkiye düşmüş, hovardalığa düşmüş Sen ona yardım edeceğim diye uğraşıyorsun. Onun nesine yardım ediyorsun? Onun sen daha harâmına yardım ediyorsun. O veriliş doğru veriliş değil. O veriliş doğru veriliş değil. O parayı bulunca dudak boyasına gidiyor. O parayı bulunca saç boyasına gidiyor.

Öbür kül parayı bulunca erkek bulunca lotoya totoya gidiyor, kumâra gidiyor. Ataputa gidiyor. O parayı bulunca bir tane daha bireyi işeceğim diye uğraşıyor. Öbür kül parayı buluyor, koltuğumu değiştireceğim diye uğraşıyor. Öbür kül parayı buluyor, ben bu perdelerde lüks değil kaç ben bunları değiştireceğim diye uğraşıyor. O parayı buluyor, ben bu perdelerde lüks değil. kaç ben bunları değiştireyim. Ya daha yeni değiştirdi, ne zaman değiştireceksin? Onun evindeki perde benim evde yok. İsrâfa gidiyor. O zaman ona veriliş doğru veriliş değil. Onun nankörlüğe sürüklüyorsun, onun tembelliğe sürüklüyorsun. Onu aymazlığa sürüklüyorsun. Nasıl olsa o zekât geliyor ona.


Yanlışa Verme Zulümdür — Antalya Tatîli, Andıran Müsrif ve “Et Yiyemiyoruz” Diliciliği

Bir bakmışsın. Antalya’da tatîlde. Nerede? E tatîle gitmiş. Ne tatili ya? O her yıl gidiyormuş. Gitmesin mi yani? Gitmesin mi? Evet ya gitmesin mi yani? Doğru. E dedim biz gitmiyoruz dervîşler. Öyle dedim genelde böyle kendisini dervîş gibi görenler. Gitmez. Ha vardır gidenler. Kimsenin görmediği koya. Kimse yokmuş orada. Tabi. Yat. Yattan cumhurlu dal tabi. E dedim hanım nasıl giriyor? Dedim bikini mayo filan. E dedi kimse yok ya dedi. Ha tamam. Kimsenin olmadığı yerde kadın da bikiniyle giriyor. Rahat konuşuyorum şimdi dervişlikten şey yaptılar. ser-niyâz ettiler. Demişler ki laf bu. Direkt söyleyeyim mi? Abdullah efendi bu kadar ser-niyâz ettiler. Diyelim mi? Abdullah efendi bu kadar sert değildi.

Ben sertmişim. Allâh Allâh dedim ya. Şey efendi bunu duysa dedim bu mevzuyu müsaade etmezdi dedim ben ya. Böyle bir şey söyleseniz müsaade etmezdi. Allâh bizi affetsin. Şimdi veriş doğru noktada olacak. Doğru insan olacak. Doğru hareket olacak. Vermeyeceksin. O vermemek sevap. O vermemek de cihâd. Yanlışa vermemek de cihâd. Doğruya vermek ne kadar büyük cihatsa yanlışa vermemek de o kadar büyük cihâd. Öyle ya şimdi darılırlar ben vermezsem. Ya ben şimdi vermeyeceğim ama laf yaparlar. Dedikodu ederler arkamdan. Ya ne yapayım akraba ama ben şimdi vermemiş vermesem arkamdan bir sürü dedikodu yapacaklar. Ya veriyorsun adamı nankörlüyor adamı tembelliğe itiyorsun. Adamı aymazlığa itiyorsun. Adam çalışmıyor.

Adam iş yapmıyor. Ona göre iş yok hiç. Herkese göre iş var ona göre iş yok. Neden? Topluyorlar nasıl olsa ona. Allâh bizi affetsin. O yüzden öyle kimselere vermek aslında zulüm. O kimseye zulmediyorsun sen. Onu çünkü tembelliğe onu isrâfa doğru yönlendiriyorsun. Onu çünkü nankörlüğe doğru yönlendiriyorsun. O çünkü çalışmayacak hayatı boyunca. Hep öyle geçinecek Allâh bizi affetsin. Hep de andırır o. Biz et yiyemiyorsun. Senin ciğerin yanar. Et yiyemiyormuş arkadaş. Çocuklara bir şey alamadık. Andırıyor. Andırdı mı o dileniyor demektir. İslâm dilenmeye karşıdır. Andırdı dilenmektir o. Allâh muhafaza eylesin.


Bakara 2/195 ve Bakara 2/188 — “Mallarınızı Aranızda Bâtıl Yollarla Yemeyin” ve Allâh’ın Yenisini Vermesi

O yüzden o Bakara 2/195. Allâh malını Allâh’ın buyurduğu yerden gayriye verme. Allâh yolunda infâk edeceksin sen. Allâh’ın buyurduğu yere vereceksin. O zaman buradaki ölçü Allâh’ın rızası. Cenâb-ı Hakk’ın gösterdiği yoldan yürücen. Şeriatın hududunu çiğnemiceksin. Verdiğin sadaka verdiğin zekât her ne verdiysen. Senin harâmı desteklemeyecek. Batılı beslemeyecek. Tembelliği körüklemeyecek. O zaman bu infâk olmuyor. Bu ifsâd oluyor. Bozuyorsun. Bozuyorsun. İnfak etmiyorsun. İfsat ediyorsun. Şimdi insanlar gösteriş için yapıyor bunu çünkü. Desinler bak ya köye zekatını gönderdi. Bir de koskocaman tabela yazdırmış. Filanca kimsenin zekatıdır. Gur kamyonu göndermiş köye. Bu değil. Bu değil. Allâh bizi affetsin.

O yüzden Bakara 2/188 mallarınızı aranızda bâtıl yollarla yemeyin. Sen malını bâtıl yola yedirme. Sen ilmini bâtıla harcama. Sen mesaini bâtıla harcama. Sen zamanını bâtıla harcama. Batılla arana perde çek. Duvar çek. Ki Hz. Pîr devam ediyor. Hat ve hesaba sığmaz hazine eldesin. Sen normalde doğruya harcarsan ve yanlıştan kendini kurtarırsan vermeyi Allâh emrine göre ayarlarsan o zaman için hem dünyada hem de âhirette sana Bâkīullâh hazinesinin kapısı açılır. Sana Ganiyy kapısı açılır. Sen el-Ganiyy olursun. Ganiyy sıfâtı senin üzerinde tecelli eder. Çünkü âyet-i kerimede her ne harcarsanız Allâh onun yerine yenisini verir der. Fazlasını verir. Sen bir harcarsın sana 700 verir. Sana 700 bin verir.

Sana 7 milyon verir. Sen bildiğin bir ilme aktarırsın. Allâh sana bilmediklerini öğretir. Senin kalbine ilham eder. Sen saçtıkça Allâh sana verir ama doğru yere saçacaksın. Zerre-i miskâl kıl kadar dahi ince noktada yanlışa harcamayacaksın. Yanlışa harcarsan nasıl bire 700 verdiyse senden bire 700 dağılmasını bilir. Yanlışa harcamak yok. Batıla harcamak yok. Heva hevese harcamak yok. Ömrünü hevâ-i hevese harcama. Zamanını hevâ-i hevese harcama. İlmini hevâ-i hevese harcama. Şehri’ni hevâ-i hevese harcama. Dervişliğini hevâ-i hevese harcama. Çavuşluğunu zâkirliğini hevâ-i hevese harcama. Yoksa bunun hesabını veremezsin. Semazenini hevâ-i hevese harcama. Mıtrıblığını hevâ-i hevese harcama. Dervişliğini hevâ-i hevese harcama.

Bir el tutmuşsun mübarek bir el. Kimin elini tuttun sen tuttun. O dervişliğini hevâ-i hevese harcama. Hesabını veremezsin. Yoksa sen küfrân-ı ni’met edenlere katılırsın. Senin nimetin küfür olur o zaman. Allâh muhafaza eylesin. Cömert görünürsün ama Cenâb-ı Hakk’ın sana vermiş olduğu ni’metlere nankörlerden olursun. Sen zenginsin içki masasına para harcarsın. Pavyona para harcarsın. Sen helak olursun. Sen küfre vesîle oldun. Sen yanlışa vesile oldun. Sen eksikliğe vesile oldun. Sen Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’yi yaşama ve yaşatma mücadelesi olmayan bir kimseye kalktın. Onlara tasadduk ettim dedin. Sülalede iyi tanınasın diye. Herkes seni iyi bilsin. Ooo filanca. Cömert insandır. Kime ve yaptı cömertli?

Ay yaşa ber düşse içki ciye kumarcaya yaptı. Heva hevesine yaptı. Şeytana hizmet etti. Batıla hizmet etti. Deccaliyete hizmet etti. Başka bir yere hizmet etmedi. Çünkü Allâh yolunda koşana veremez o. Çünkü Allâh yolunda koşana verilecek olan ancak nurdur. Veren nurdur, alan nurdur. Veren mücahettir, alan mücahettir. O kimse veremez oraya. Neden? O kimse cimri çünkü. Neden o kimse müsrif? Neden o kimse küfre hizmet ediyor? Neden o kimse hevâ-i hevese hizmet ediyor? Neden o kimse nefsâniyete hizmet ediyor? Deccaliyete hizmet ediyor o. Allâh muhafaza eylesin. Çünkü cömertlikte, cömertliğin altı üstü, sağı solu sınır Allâh’tır. Kur’ân ve sünnettir sınır. Başka bir şey değil. Allâh muhafaza eylesin.

O yüzden gafletle ve gaflete verilen her ne var ise ondan bir sevap beklenmez. Allâh muhafaza eylesin. Kâfirler kılıçları Mustafâ’ya üstün olsun diye develer kurbân ederlerdi. Kâfirler ne yaparmış? Kılıçlarımız üstün olsun diye develer kurbân ederlermiş. Niyeti Allâh için olmayanın kurbânı kurbân olur mu? Değildir. Niyeti Allâh için olacak bir kimse. Ne yapıyor da kılıcı galip gelsin diye, menfaatleri artsın diye, egemenlikleri sürsün diye adak adıyorlar, kurbân kesiyorlar. Kurbân verdik filanca yere.


Enfâl 8/36 — Kâfirlerin Kılıçları Üstün Olsun Diye Kurbânı + Modern Kurbân Derisi Şampanya-Sucukçu Skandalı

Ah ah ne kadar güzel. Kim yedi etini? Nereye gitti? Nereye gitti? Gitti mi? Gitti mi? Gitti mi? Gitti mi? Gitti mi? Gitti mi? Nereye gitti? Gittiği yeri biliyor musun? Hayır. Gösteriş yaptın. Allâh muhafaza eylesin. Enfâl 8/36 Kâfirler mallarını insanları Allâh’ın yolundan alıkoymak için harcarlar. Ve harcayacaklar da, sonra bu onlar için bir pişmanlık sebep olacaktır. Sonra da mağlup olacaklardır. Kâfirler toplanıp cehenneme sürükleneceklerdir. Kâfirler mallarını insanları Allâh’ın yolundan alıkoymak için harcıyorlar. Sen malını ne için harcadın? İnsanları Allâh yoluna çekmek için Allâh yolunda koşturmak için mi harcadın? Yoksa kâfirler din düşmanlarına, kafirlere yardım etmek için mi harcadın?

Sen kurbanını kime verdin? Sen sadakanı kime verdin? Sen zekatını kime verdin? Kime hizmet ediyor verdin zekât? Kime hizmet ediyor verdin sadaka? Kime hizmet ediyor verdin kurbân? Kime hizmet ediyor senin yaptığın yardım? Şirk düzenine mi hizmet ediyor? Müşrik sistemine mi hizmet ediyor? Nereye hizmet ediyor? Ağababası CIA mi? Ağababası Mossâd mı? Ağababası İngiliz İstihbârâtı mı? Nereye hizmet ediyor senin verdiğin para, pul, zekât topladığın şey? Nereye hizmet ediyor? Kim topluyor? Kimler topluyor? Senin verdiğin kurbanla kurbân derileriyle uçaklarda şampanyalar mı parçaladın? Kurbân derileriyle uçaklarda şampanyalar mı patlatılıyor? Senin verdiğin kurbanla kurbân derileri deniz kenarlarında birilerinin tatîllerine peşkeş mi çekiliyor?

Ne oluyor? Bir gazetede haber, ne şampanya patlatıyorlar uçakta. Senin deriler gitti uçakta şampanya oldu. Senin kurbanlar gitti deniz kenarında tatîl mezesi oldu. Senin kurbanlar gitti sucukçuya sattılar. Aaa ne oldu basıldı sucukçuya satılmış kurbân etleri. Allâh muhafaza eylesin.


Allâh Emrini Ulaşmış Birinden Öğren — İlm-i Ledün ve Beş Vakit Namâz Kılmadan “Düzeltmeye Geldim” Diyen

Allâh emrini Allâh’a ulaşmış birisinden sor öğren. Her günü Allâh emrini anlayamaz. Hz. Pîr diyor. O yüzden Kur’ân ve Sünnet’i anlamak için sadece bilgi değil. Sadece okumak değil. Ona ilm-i ledün lazım. Senin ilm-i ledünden haberi olmayan bir kimse Allâh’ın âyetlerini anlaması mümkün değil. Okuyabilir ama ma’nâsını bilmez. Çok güzel tecvîdli okur. Mana önemli. Mana. Kimse Allâh’a ulaştıysa nefsinden arındı. O kimse Allâh’a ulaştıysa kalbi temizlendi. O kimse Allâh’a ulaştıysa ilham ehli oldu. Sen dinin inceliklerini ondan öğren. Yoksa zâhir ilimde kalmış bâtından haberi yok. Senin ondan alacak olduğun bir ilim de yok. Çünkü her gönül Allâh’ın emrini anlamaya firâset açılmamıştır. O gönül firâsete açılmış olacak.

Feraset açık değil ise o yüzeysel okudu. Yaşamadı, anlamadı. Mana yok onda. O hamsofluk yaptı. Mana yok. Çok güzel okudu. İdrak yok. Çok güzel okudu. Fiyiliyat yok. Çok güzel okudu. Benim gibi gece sabaha kadar uyudu. Çok güzel okudu ama. Çok güzel okudu. Ona buna taş attı. Kendisi bir şey yapmadı. Üç kişi evine toplayıp onlara zikir yaptıramadı. Beş kişi toplayıp onlara yemek yediremedi. Allâh için yaşayamadı. Ama çok güzel okudu. On kişiyi toplayıp da onlara Allâh’a anlatamadı. Ama benden fazla biliyor. Eleştirmeye gelince de benden fazla beni eleştiriyor. Topla. Yap. Allâh yolunda harca. İsteme hiç kimseden. Yürü. Deccâliyet’e hizmet etme. Deccâliyet’e hizmeti Allâh hizmeti zannetti. Müslümanları müminlerin ardından atıp tutmayı Allâh hizmeti zannetti.

Nefis perdeisini aralayamamış. Levvâmeden mülhimeye geçememiş. Kendini Allâh yolunda hatta mücâhid gördü. O kadar mücâhid gördü ki benim diyen dervişten de şeyhten de fazla. Çok mücâhid. Ama Allâh’ın emrini anlayabilecek nefs terbiyesi yok. Allâh muhafaza eylesin. Kalbini sâfîleştirememiş. Kalbini tenvîr edememiş. Ama ona çat, buna çat. Onu beğenme, onu beğenme. Ona laf söyle, ona laf söyle. Kimsin ya? Kimsin? Ama nefs onu öyle gösteriyor. O büyük zat o. Büyük dervîş o. Gelmiş bir de ne diyor bana? Ben burada arkadaşları düzeltmeye geldim diyor. He ya bizi düzeltecek burada. Kendini öyle bir hallame görüyor. Kulağına eğildim, beş vakit namâzı kıl da gel dedim kaldı. Dedim böyle yapmam kimseye ama dedim.

Sen önce beş vaktini bir tamam kıl da gel. Beş vakit namazını tam kılamayan bizi düzeltmeye gelmiş buraya. Sen beş vakit namazını tam da kıl da gel. Sen Fatih’e okuyamıyor dediğin insan beş vakit namazını kılıyor. Sen Fatih’e tecvîdle okuyorsun ama beş vakit namâzı kılmıyorsun. Edebsiz adam. Sen önce nefsini bir vur yere. Ya Rabbi ben beş vakit namâzı tam olarak kılamıyorum. Beni bu zikredenlerin yanında eyle de duâ et. Öyle duâ et Cennet. Arkadaşları düzeltmeye gelmiş. Önce dedim beni düzelt sen. Benim eksikliklerimi söyle benden kaynaklı her şey. Baya baya bana söyleyecek. Allâh râzı olsun dedim. Yok baktım insan kibirlenene kibirleniniz var ya. Kulağına eğildim dedim kimse duymasın etrafımızda kimse yok ama dedim.

Sen beş vakit namâzı bir tamam kıl da gel dedim. Önce onu bir nefsinde terbiye et. Önce bir nefsinde terbiye et. Sen bir beş vakit namâzı tamamen kıl zamanında kılmasan da kıl. Bir nefsini terbiye et öyle. Allâh bizi muhafaza eylesin. Yersiz ihsân asi bir kölenin güya adalet ediyorum. İhsanda bulmuyorum diye padişahın malını asilere dağıtmasına benzer. Kur’ân’da onların bütün ihsanları hasretten ibarettir diye. Gaflet ehlini korkutan bir âyet vardır. Buradan devam edeceğiz. 2230. beyitten.


Kaynakça

  • Mesnevî 2223. Beyit Konu Başlığı — Pazara İnen İki Melek Hadîsi: Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî, 1. Defter 2223. beyitten itibâren (“Çalgıcı kıssasından sonra: zekâtın, sadakanın, infâkın nâillere veriliş esâsı”) — klasik şerh: Ahmed Avni Konuk, Mesnevî-i Şerîf Şerhi 1/650-700; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî 1/620-660; Reynold A. Nicholson, The Mathnawí of Jalálu’ddín Rúmí 1/120-130; «pazara inen iki melek» hadîsi — Buhârî, “Zekât” 27 (Hadîs no: 1442, «Mâ min yevmin yusbihu’l-ibâdü fîhi illâ melekâni yenzilân, fe-yekūlü ehadühümâ: Allâhümme a’tı münfikan halefen, ve yekūlü’l-âharu: Allâhümme a’tı mümsiken telefen»); Müslim, “Zekât” 57 (Hadîs no: 1010); Ahmed b. Hanbel, Müsned 2/305, 347; Mâlik, Muvatta’, “Sadaka” 1; klasik şerh — İbn Hacer, Fethü’l-Bârî 3/304-310; İmâm Nevevî, Şerhu Müslim 7/93-95; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/237-265 (“Zühd ve Sehâ” bâbı).
  • Allâh Yolunda Harcayanlar Mücâhiddir — Bakara 2/261 ve Âl-i İmrân 3/180: Bakara 2/261 («Meselü’lleẑîne yünfikūne emvâlehüm fî sebîlillâhi ke-meseli habbetin enbetet seb’a senâbile fî külli sünbületin mi’etü habbeh») — yedi başak, her başakta yüz tâne; «Allâh dilediğine kat kat verir»; klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 7/52-65; İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’ân 1/689-695; Kurtubî, el-Câmi’ 3/305-315; Âl-i İmrân 3/180 («Ve lâ yahsebenne’lleẑîne yebhalûne bi-mâ âtâhümullâhu min fadlihî hüve hayren lehüm, bel hüve şerrun lehüm, se-yutavvekūne mâ behilû bihî yevme’l-kıyâmeh») — cimrilik edenin malı kıyâmette boynuna dolanır; klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 9/121-130; İbn Kesîr 1/426-430; klasik fıkıh — Kâsânî, Bedâi’ 2/2-90 (“Zekât kitâbı”); klasik hadîs — Buhârî, “Zekât” 3 (cimrilik kıssası).
  • Cûd Ehli Olmak — Cömertlik, Cûd ve Cimrilik Tefriki: Cûd, sehâ, kerem ve cömertlik tasnîfi — İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/237-265 (“Zühd ve Sehâ” bâbı: «Cûd, istenmeden vermek; sehâ, isteyene vermek»); İmâm Kuşeyrî, er-Risâle, “Cûd ve Sehâ” bâbı; Sühreverdî, Avârifü’l-Maârif, “Sehâ” bâbı; «mâlı Allâh yolunda harcamanın insanın cürûfunu atması» (saflaştırma — tasfiye) — İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/3-25 (“Acâ’ibü’l-Kalb”); İbn Atâullâh, el-Hikemü’l-Atâ’iyye; klasik tasavvuf hâli «tasfiye-tahliye» — Necmeddîn-i Kübrâ, Fevâ’ihu’l-Cemâl; «zaman, ilim, mesâî hepsi infâka dâhildir» — Eşrefoğlu Rûmî, Müzekki’n-Nüfûs; Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde nefsin tasfîyesi tedrîsi.
  • Hevâ-i Hevesle Harcayan Müsriftir — İsrâ 17/26-27 ve Furkān 25/67: İsrâ 17/26-27 («Ve âti ẑe’l-kurbâ hakkahû ve’l-miskîne ve’bne’s-sebîl, ve lâ tübeẑẑir tebẑîrâ; inne’l-mübeẑẑirîne kânû ihvâne’ş-şeyâtîn, ve kâne’ş-şeytânu li-Rabbihî kefûrâ») — savurganların şeytânın kardeşleri olduğu; Furkān 25/67 («Ve’lleẑîne iẑâ enfekū lem yüsrifû ve lem yektürû ve kâne beyne ẑâlike kavâmâ») — Rahmân kullarının orta yolu; A’râf 7/31 («Külû ve’şrabû ve lâ tüsrifû»); klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 20/175-185 (İsrâ); 24/93-100 (Furkān); klasik fıkıh — Serahsî, el-Mebsût 22/22-30; «sağ elin verdiğini sol elin bilmemesi» — Buhârî, “Zekât” 16 (Hadîs no: 1423, «Yevme lâ zılle illâ zıllühû… Ve raculün tasaddaka bi-sadakatin fe-ahfâhâ hattâ lâ ta’leme şimâlühû mâ tunfiku yemînuhû»); Müslim, “Zekât” 91 (Hadîs no: 1031); Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde Mustafâ Özbağ Efendi’nin Bayındır anne sülâlesi (Hocacı Hüseyîn Abi) menkîbeleri.
  • Hocacı Hüseyîn’in Köy Kıssaları — Hevâ-i Hevesin Tezâhürü: «Allâh için olmayan iş» tedrîsi — niyyet hadîsi: Buhârî, “Bedü’l-Vahy” 1 (Hadîs no: 1, «İnneme’l-a’mâlü bi’n-niyyât, ve innemâ li’mri’în mâ neva»); Müslim, “İmâret” 155 (Hadîs no: 1907); Ebû Dâvûd, “Talâk” 11; «riyâ — küçük şirk» hadîsi — Ahmed b. Hanbel, Müsned 5/428-429; Beyhakî, Şu’abü’l-Îmân 6500-6520; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/297-340 (“Riyâ”); Hâris el-Muhâsibî, er-Ri’âye li-Hukūkillâh, “Riyâ” bâbı; «şaka ile ders verme» Halvetî tedrîsi — Mustafâ Özbağ Efendi’nin Bayındır anne sülâlesinden Balcı Hocacı Hüseyîn Abi menkîbeleri (banır kelimesi, muska kıssası, kaplumbağa-arıcı kıssası); klasik tasavvuf edebiyâtı — Ferîdüddîn-i Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ‘da nükteli ders; Necdet Tosun, Bahaeddin Nakşbend.
  • Hz. Hasan Efendimiz’in Gece Gizli Tasaddukı — Sırtındaki Nâsır: Hz. Hasan b. Alî Efendimiz’in Medîne’nin gece sokaklarında fukarâlara sırtında tasadduk taşıması ve sırtındaki nâsır (kalın deri/yara) — klasik menâkıb edebiyâtı: İbn Sa’d, et-Tabakātü’l-Kübrâ, “Hz. Hasan” bâbı; Belâzurî, Ensâbü’l-Eşrâf, Hz. Hasan menkīb; İbn Asâkir, Târîhu Medînetı Dimaşk, “Hasan b. Alî”; İbn Cevzî, Sıfetü’s-Safve 1/762-770; Ebû Nu’aym, Hilyetü’l-Evliyâ 2/35-43 (Hz. Hasan’ın ahlâkı, cömertliği); Süyûtî, Târîhu’l-Hulefâ, “Hz. Hasan” bâbı; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 4/265-280 (gizli tasaddukun fazîleti); Hz. Hüseyin’in Kûfe’ye gitmesinin haksızlığını ileri süren modern muhalefet (Emevî apolojetleri) reddi — Ahmed Cevdet Paşa, Kısâs-ı Enbiyâ ve Tevârîh-i Hulefâ, “Hz. Hüseyin” bâbı; klasik Ehl-i Beyt menâkıbı — İbn Şehrâşûb, Menâkıbu Âl-i Ebî Tâlib; «sağ elin verdiğini sol elin bilmemesi» Hz. Hasan’ın sünneti — Buhârî, “Zekât” 16; Müslim, “Zekât” 91.
  • Cûd Ehli Cenâb-ı Hakk’ın Zâtî Tecellîsi — Gece Dağıtımı Yapanlar Allâh’ın Eli: «Yedullâh» (Allâh’ın eli) tedrîsi — Mâide 5/64 («Yedullâhi mebsûtatân, yünfiku keyfe yeşâ’»); Feth 48/10 («Yedullâhi fevka eydîhim»); klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; «Cömerd kişi Allâh’ın elidir» Halvetî-Şa’bânî tedrîsi — Mustafa Özbağ Efendi, Risâle-i Tarîkat; «sıfâtî tecellî – zâtî tecellî» tasnîfi — İbn Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye, “Tecelliyât” bâbı; Fusûsu’l-Hikem, “Hikmet-i Cûdiyye”; Sadreddîn Konevî, Miftâhu’l-Gayb; Davud-i Kayseri, Şerh-i Fusûsu’l-Hikem; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, el-Maksadü’l-Esnâ fî Şerhi Esmâillâhi’l-Hüsnâ (el-Vehhâb, er-Rezzâk, el-Kerîm bahisleri); Mustafâ Özbağ Efendi’nin gece tasadduk dağıtım ekibi tedrîsi.
  • Vermek Zordur — Kadının Bilezik Kesmesi ve Cimri Dervîşliğin İmkânsızlığı: Kadın altın takılarından zekât bahsi — klasik fıkıh: Ebû Hanîfe ve Hanefî mezhebi — kadının altın bileziği üzerinde nisâb miktârı varsa zekât vâcibtir — Kâsânî, Bedâi’ 2/15-22; Serahsî, el-Mebsût 2/189-195; İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr 2/272-276; Şâfi’î-Mâlikî-Hanbelî mezhepleri ihtilâfı — İbn Kudâme, el-Muğnî 4/220-235; modern okuma — Vehbe Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî 3/1791-1810; Hayreddin Karaman, Mukāyeseli İslâm Hukuku 3/138-150; «cimri Allâh’ın la’netine uğramış kimsedir» tedrîsi — Tirmizî, “Birr” 41 («Le yedhulü cennete bahîl»); Ahmed b. Hanbel, Müsned 2/367; klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/237-260; «cimri dervîşlik yapamaz» Halvetî-Şa’bânî tedrîsi — Mustafa Özbağ Efendi Risâle-i Tarîkat.
  • «Allâh’ın Buyurduğu Yerden Gayrıya Verme» — Bakara 2/195 ve Esirgeme Cihâdı: Bakara 2/195 («Ve enfikū fî sebîlillâhi ve lâ tülkū bi-eydîküm ile’t-tehlüketi ve ahsinū, innellâhe yühibbu’l-muhsinîn») — Allâh yolunda harcayın, kendinizi tehlikeye atmayın, ihsân edin; klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 5/194-200; İbn Kesîr 1/543-545; Kurtubî 2/362-365; «kâfirlere küfrân-ı ni’met edenlere katılmayasın» — İbrâhîm 14/7 («Ve iẑ teeẑẑene Rabbüküm le-in şekertüm le-ezîdenneküm, ve le-in kefertüm inne aẑâbî le-şedîd»); klasik tasavvuf — İbn Atâullâh, Hikem; Hâris el-Muhâsibî, er-Ri’âye; «yanlış yere verilen sadaka cimrilik değildir, doğruya verilmemesi cimriliktir» Halvetî-Şa’bânî tedrîsi — Mustafa Özbağ Efendi tedrîs hattı; modern fıkh — Ali Kemâl Belviranlı, Tasavvuf.
  • Cömertlik Her Alandadır — Hz. Peygamber’in Kadının Yükünü Taşıması: «Allâh Resûlü kadına yardım etti» menkîbesi — klasik şemâ’il-siyer edebiyâtı: İbn Sa’d, Tabakāt 1/371-380; İbn Hişâm, es-Sîre; Tirmizî, eş-Şemâ’ilü’l-Muhammediyye; Kādî İyâz, eş-Şifâ; Süyûtî, el-Hasâ’isü’l-Kübrâ; «hayvana, çocuğa, yetime, ihtiyâra şefkat» — Buhârî, “Edeb” 27 («Lâ yerhamü’llâhu men lâ yerhamü’n-nâs»); Müslim, “Fedâ’il” 65; Ebû Dâvûd, “Edeb” 58 (Hadîs no: 4941); «yetimin başını okşamak» — Ahmed b. Hanbel, Müsned 5/250; Kudâî, Müsnedü’ş-Şihâb; «Müslümanın Müslümana yükünü hafifletmesi» — Müslim, “Birr” 32; Buhârî, “Mezâlim” 4 («El-Müslimü ahu’l-Müslim»); klasik tasavvuf — Eşrefoğlu Rûmî, Müzekki’n-Nüfûs; «cömertlik mâlda, ilimde, zamanda, hizmette her alanda» — İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/237-265.
  • Yanlışa Verme Zulümdür — Müsrife/Tembele/Andırana Sadaka Yasağı: «Müsrife yardım onun isrâfını destekler» tedrîsi — A’râf 7/31; İsrâ 17/26-27; En’âm 6/141; klasik fıkıh — Serahsî, el-Mebsût, “İsrâf” bâbı; «andırma — dilenme yasağı» — Buhârî, “Zekât” 53 (Hadîs no: 1474, «Le-en yahtatibe ahadüküm hazmeten alâ zahrihî hayrun lehû min en yes’ele ehaden»); Müslim, “Zekât” 106-107 («Mâ yezâlü’r-racülü yes’elü’n-nâse hattâ ye’tiye yevme’l-kıyâmeti leyse fî vechihî müz’atu lahmin»); Ebû Dâvûd, “Zekât” 23-25; Tirmizî, “Zekât” 38; klasik fıkıh — İbn Kudâme, el-Muğnî, “Mes’ele-i Sual” bâbı; «zekât alma şartları (sekiz sınıf — Tevbe 9/60)» — Tevbe 9/60; klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; «yanlışa verme zulümdür, doğruya vermemek de cimrilik değildir» Halvetî-Şa’bânî tedrîsi — Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesi (Mustafa Özbağ Efendi → Çorumlu Hâcı Mustafâ Anvarî → Mustafâ Özbağ Efendi).
  • Bakara 2/188 «Bâtıl Yollarla Yemeyin» ve Allâh’ın Yenisini Vermesi: Bakara 2/188 («Ve lâ te’külû emvâleküm beyneküm bi’l-bâtıli») — bâtıl yolla mâl yememe; klasik fıkıh — Serahsî, el-Mebsût 12/108-115; Kâsânî, Bedâi’; «Allâh’ın yerine yenisini vermesi» — Sebe’ 34/39 («Ve mâ enfaktüm min şey’in fe-hüve yuhlifuhû, ve hüve hayru’r-râzıkīn»); Bakara 2/272 («Ve mâ tunfikū min hayrin yüvefe ileyküm»); Müzemmil 73/20 («Ve mâ tukaddimû li-enfüsiküm min hayrin tecidûhu indallâhi hüve hayren ve a’zame ecrâ»); Talâk 65/3 («Ve men yetevekkel alellâhi fe-hüve hasbüh»); klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; İbn Kesîr; «zerre-i miskāl yanlışa harcamayın» Mustafa Özbağ Efendi tedrîsi — Risâle-i Tarîkat; «hevâ-i hevese harcamak — ömrü, ilmi, zikri, dervîşliği, çavuşluğu, zâkirliği, semâzenliği, mıtrıblığı» Halvetî-Şa’bânî tarîzde — Mustafa Özbağ Efendi silsilesinde dervîş âdâbı.
  • Enfâl 8/36 — Kâfirlerin Kılıçları İçin Kurbân + Modern Kurbân Derisi Şampanya-Sucukçu Skandalı: Enfâl 8/36 («İnne’lleẑîne keferû yünfikūne emvâlehüm li-yesuddû an sebîlillâh, fe-se-yünfikūnehâ sümme tekūnu aleyhim hasreten sümme yuğlebûn, ve’lleẑîne keferû ilâ cehenneme yuhşerûn») — kâfirler insanları Allâh yolundan çevirmek için harcarlar, sonra hasret sebebi olur, mağlûb olurlar; klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 15/152-160; İbn Kesîr 2/305-310; «kâfirlerin kılıçları üstün olsun diye deve kurbânı» kıssası — Mevlânâ, Mesnevî 1. Defter; klasik şerh — Konuk; Tâhirü’l-Mevlevî; modern Türkiye’de kurbân derisi-şampanya-sucukçu skandalı bahsi — bk. Yeni Şafak, Türkiye Gazetesi, 2010-2018 yıllarında çeşitli FETÖ ve diğer cemâat soruşturmaları haberleri (kurbân derisi gelirleriyle uçakta şampanya, deniz kenarı tatil, sahte derneklere transfer); klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 1/22-50 (ilm-i nâfi’-ilm-i zarar); Karabaş Halvetî-Şa’bânî silsilesinde fitne-deccâliyet teşhîsi.
  • Allâh Emrini Ulaşmış Birinden Öğren — İlm-i Ledün ve Beş Vakit Namâz: İlm-i ledün bahsi — Kehf 18/65 («Fe-vecedâ abden min ibâdinâ âteynâhu rahmeten min indinâ ve allemnâhu min ledünnâ ilmâ») — Hızır a.s. ilm-i ledün; klasik tefsîr — Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 21/135-145; İbn Kesîr; «her gönül Allâh’ın emrini anlamaya feraset açılmamıştır» — firâset hadîsi: Tirmizî, “Tefsîr Sûretü’l-Hicr” 6 (Hadîs no: 3127, «İttekū firâsete’l-mü’min, fe-innehû yenẓuru bi-nûrillâh»); klasik tasavvuf — İmâm Gazzâlî, İhyâ 3/24-30; İbn Arabî, Fütûhât, “Firâset” bâbı; «mürid kibri terk etmedikçe terbiye olmaz» — Müslim, “Îmân” 147 (Hadîs no: 91); klasik tedrîs — Hâris el-Muhâsibî, er-Ri’âye; «beş vakit namâz dînin direği» — Tirmizî, “Îmân” 8 («Ra’sü’l-emri’l-İslâmü ve amûduhû’ş-şalâtü ve zerveti senâmihi’l-cihâd»); Ahmed b. Hanbel, Müsned 5/231; «namâz kılmayanın dervîşliği — şer’î salâhın altyapısı olmadan tasavvufun olmaması» — İmâm Rabbânî, Mektûbât 1/302-340; klasik dervîşlik — Mustafa Özbağ Efendi Mîzânü’t-Tarîk; bu sohbet 28.06.2025 Mustafâ Özbağ Efendi Mesnevî 2223. beyit dersi — İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Tarîkat, Zikir, İhsân, Nefs, Kalb, Sünnet, Silsile. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı