Silsile Silsile Yürüyen Hakkı Bilenler
Ve bu her daim devam edecek, silsile silsile yürüyecek olan bir şey. Demek ki toplumlar bozulacak, insanlar bozulacak, hep bozulmuşlar ama bunların karşısında Kur’ân ve Sünnet’i savunan, Kur’ân ve Sünnet’i yaşayan, tebliğ eden, Kur’ân ve Sünnet’in bütününü insanlara bu noktada nasihat eden topluluklar olacak. Ve bu topluluklar, bu insanlar hiçbir şeyden korkmadan, hiçbir şeyden yılmadan Kur’ân ve Sünnet’in yaşanması ve yaşatılması için, hakkın ve hakikati meydana çıkması için bunlar mücadeleye devam edecekler. Ve ne kadar bunları susturmaya çalışsalar da, ne kadar bunları yok etmeye çalışsalar da, bunların üzerine ne kadar herhangi bir baskı, herhangi bir şey yapsalar da, bunlar bu yoldan geri dönmeyecekler ve bu baskılar, bu ne bileyim değişik bu konudaki ondan sonra zulümler, bunları bu hak ve hakikat yolundan geri döndüremeyecekler, zarar veremeyecekler.
Burası çok önemli. buradaki zarar veremeyecekler, biz ben bunu böyle fiziki bir şey olarak görmüyorum. fiziken sizin kolunuzu, bacağınızı koparabilirler ama normalde zarar veremeyecekleri ben biraz da manevi olarak görüyorum. Ve bunlar normalde eksilmeden, ben bir de bunların eksileceğine de inanmıyorum. Nasıl veliler eksilmiyorsa, nasıl üçler, beşler, yediler, kırtlar, seksenler, yüz yirmiler, iki yüz kırtlar, bunlar eksilmiyorsa, beş yüzler, üç yüzler eksilmiyorsa bu hak ve hakikati tabi ben bu sayılara takılan bir kimse de değilim. Bunlar hadîs-i şerifte böyle beyan edilmiş, hadîs-i şerifte böyle beyan edilmiş, böyle ben bu normalde Cenab-ı Hakk’ın ilmi ilahisinde bunlar kaç tanedir, ne kadardır, kim ne vazifeyi yapar, bunlar ayrı sohbet konusu ama bunlar nasıl Allâh’ın veli ismi şerefi sonsuzsa bu velilerin de işlevleri, bu velilerin de işleri sonsuz olacak ve onlar normalde her daim var olacaklar.
Ve Cenâb-ı Hak dinini peygamberlerden sonra bu veliler, bu evliyalar, bu âşıklarla dinini daim olarak diri tutacak, dinini bu noktada ne yapacak? Her daim yaşanabilir halde tutacak, her daim.
Fıkhı Bilen Ama Eşcinselliği Meşrûlaştıranlar
İşte bu ümmet-i Muhammed’in içerisinden bu hak ve hakikate aykıran, hak ve hakikatin yaşanması için mücadele eden, batıla karşı cihâd eden topluluklar her daim olacak. Yine Buhârî Müslim hadîs-i şerîfinde Allâh Resûlü’nün sallâllâhu aleyhi ve sellem Hazretleri buyuruyor ki, Allâh kim için hayır dilerse, onu dinde fakih kılar. Müslümanlardan bir topluluk kıyamet gününe kadar hak uğrunda savaşacaklar ve kendilerine karşı çıkanlara gâlib geleceklerdir. Bakın bu hadîs-i şerîfte de, birinci hadîs-i şerîfte zarar vermeyeceklerini, veremeyeceklerini söylüyor. İkinci hadîs-i şerîfte de bu hak ve hakikat yolunda yürüyen, koşturan, mücadele eden, cihâd eden insanların, ümmetin sonunda gâlib geleceğini söylüyor.
Burada kim Allâh bir kimsenin üzerine hayır dilerse, onu dinde fakih kılar dediği şey, onun kalbine ilham eder. Onun kalbine doğruyu ilham eder, onun kalbine hakikati ilham eder. Çünkü müftüler size fetva verse de siz kalbinize danışınız demiş ya, nice fakih kimseler vardır, fakihdir, fıkıhı çok iyi biliyordur ama enflasyon miktarı kadar faize cevaz verir. Nice fıkıhı çok iyi bilen insanlar vardır, fıkıhı çok iyi biliyordur. Ama örneğin kalkar eşcinsellikle alakalı yumuşak sözler söyler. Nice fakih insanlar vardır, fıkıh biliyordur. Ama kalkarlar, normalde bu zamanda cihâd yoktur, öldürmek yoktur, bunlar kendi başınıza çıkardığınız şeylerdir, cihadın olması mümkün değildir, deyip çıkarlar. Nice fakih olan, fakih görünen insanlar vardır, ondan sonra bunlar emperyalistler tarafından satın alınmıştır.
Emperyalistler tarafından satın alındığından emperyalizme uygun, sömürüye uygun fetvalar verirler. Nice fakih görünümlü insanlar vardır, derler ki bu zamanda İslam hukukuyla muamele etmek mümkün değildir, bunların rivize edilmesi lazım der. Nice fakih insanlar vardır, insanları sapkınlığa götürür. Fakihdir ama insanları Kur’ân ve Sünnet’ten uzaklaştırır. Gidip oturup konuştuğunuzda öyle belagatlı konuşur, öyle âyet-i kerimeler size sıralar. Ama işin sonuna geldiğinizde bir bakarsınız ki çizgi çok farklı bir yerde. Öyle fakih insanlar vardır, âlim görünen insanlar vardır, şehh görünen insanlar vardır ama toplulukları batıla doğru sürükler. Onlar gösterişleri çok güzeldir, cübbeleri, sarıkları, asalları, sakalları, harikadır.
Bakarsınız, o muhteşem her şeyiyle, bakın her şeyiyle, görüntüsüyle muhteşem. Biraz konuşmaya başladığınızda iş başka bir yönlere gider. Nice fakih, âlim, şehhler vardır, bunlar dini istismar ederler. Tarikatı istismar ederler, sufiliyi istismar ederler, o topluluklardan ceplerini doldururlar. bu son dönemde çok moda oldu ya, neydi bu, youtuberlar filan, fenomenler fenomenler.
Masonik Örgütler ve Siyâsetteki Nüfûz
Nasıl şimdi devlet bu fenomenlerin bu malı nereden buldunuz diyor, çöküyor. Aslında devlet bütün şeyhim, âlimim diyenleri de sorgulaması lazım. Sizler bu malı nereden buldunuz, sizin geçiminiz ne, siz nereden bu mala mülke ulaştınız, ticaret mi yaptınız, siz bu devasa binaları nereden yaptınız, bu devasa kursları nereden yaptınız, bu son model S’lere nasıl biniyorsunuz, nereden aldınız, nereden geldi. Mossad mı alıverdi bunları size, CIA mı aldı, desteklemeniz için kim size yardım etti, kimler sizin kitaplarınızı bastırdı da cebinize para koydu. Bunların hepsinin de aslında sorgulanması gereken şeylerdir. Aynı şekilde Mossad’ın da sorgulanması, Masonların da sorgulanması gerekir. Aynı zamanda Lyonsların, Lyoneslerin de sorgulanması lazım da.
Bunlar kimdir, nedir, nasıl birbirlerine yardımcı olurlar, hangi karanlık dehlizlerde, hangi karanlık kararları alırlar, Mason şeyh kaç tanedir, Mason âlim kaç tanedir, görüntüde âlim ya, Mason ilahiyatçı ne kadar, Mason dîn ve Diyânetçisi ne kadar, bunların da komple incelenmesi, araştırılması gerekir. Neden? Çünkü hakkı tebliğ edenler var ya, hakkı tebliğ edenlerle, hakk yolunda mücadele edenlerin bilinmesi, ayrıştırılması gerekir. Ama Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin buna yapmaya gücü ve yetkisi yoktur. Buna dokunamaz. Türkiye’deki Siyonizme, Türkiye’deki Masonizme, Türkiye’deki Lyonslara, Lyonistlere dokunamaz, dokunmaktır. Çünkü bu örgüt çözülürse Türkiye’de çok şeyhin o örgütle bağlı olduğu, çok âlemin o örgütlerle bağlı olduğu, çok ilahiyatçıların o örgütlerle bağlı olduğu, çok çok dînânetçinin o örgütlerle bağlı olduğu, çok milletvekillerinin bu Masonik örgütlerle bağlı olduğu, bakanların bu Masonik örgütlerle bağlı olduğu, büyük bir çoğunluğunun sabatâist oldukları, büyük bir çoğunluğunun aslında Ermeni dönmesi olduğu, gerçekte Ermeni olduğu, büyük bir çoğunluğunun Yahudi olduğu, gerçekte Yahudi olup İsrail’in, Siyonizmin emrinde olduğu meydana çıkar.
Bu meydana çıkınca da zaten Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin temelleri sarsılır. O temeller sarsılınca da zaten o zaman iş her şey meydana çıkar. O zaman layıklığın arkasında ne var? Neden bazı ilahiyatçılar layıklığı savunuyor? Neden bazı dînânetçiler layıklığı savunuyor? Neden o layıklığın tanımı ne? Bunun arkasında kimler var? Bunun arkasında kimler var? Atatürkçülük demek, dinsizlik demek mi? Neden dinsizler Atatürkçülüğün arkasında saklanıyor? Neden Masonlar Atatürkçülüğün arkasında saklanıyor, gerçekte Atatürkçü olmadığı hâlde? Bunlar meydana çıkar. Çünkü bakın her dönemin, her yerin hak ve hakikat anlayışı, hak ve hakikate ayrıdır.
Görünürlüğe Ayarı ve Değişmeyen Hakikat
Biz burada şimdi sizlere hak ve hakikat olarak Kur’ân ve Sünnetin kaidelerini anlatırız. Bu ayrı bir meseledir. Ama eğer ki batılla mücadele edecekseniz, bu hak ve hakikat savunucuları, hak ve hakikat savaşçıları kiminle mücadele edecekler? Batılla. O zaman batılı iyi tanımamız gerekir. Biz bu ülke topraklarında yaşıyorsak, biz batılı iyi tanımamız gerekir. Eğer siz batılın kim olduğunu tanımazsanız, batılı bilmezseniz sizin hak ve hakikat mücadeleniz mümkün olmaz. Kiminle mücadele edeceğinizi bilmiyorsunuz çünkü. İnsanlar oturuyorlar, içkiyle mücadele ediyorlar. İçkiyle mücadele etme. Sen o içenle de mücadele etme. O içkiyi üretenle, ürettirenle, o içkiyi helal kılanla mücadele et. Zavallı adamın ne işi var ki?
Zavallı adamın işin yok. O zaten sarhoş kardeşim. Ona demişler ki, iç içiyor. Onu içirenle mücadele edeceksin. Sivri sinekle değil. O normada bataklığı kurutman lazım. Bataklık ne? Batıl ne? Batıl o zaman Kur’ân ve Sünnetin dışındaki her şey. Fikir, felsefet, düşünce, kanun, kaide. Ne ararsanız var bunda. Bu ne? Bu batıl. Bakın özü bu. Bu batılı kim savunuyor? Bu batılı savunanını bileceğiz ki, ona göre fikir yürüteceğiz. E biz batıla karşıyız. Batıl ne? Hakkın karşısında olan, zıttı olan, hakkın karşısında olan, zıttı olan. Peki, Hakk’a o zaman birkaç mana vermemiz gerekiyor. O zaman Hakk ne? Batılın karşısında. Ama bir de Hakk’ın daha Hakk’ı, hakikati var. Orası ne? Orası ayağını sabite. Ayağını sabite, Hak ve hakikatin, öyle söyleyeyim, Hakk’ın hakikatidir. daha henüz hiçbir şey görünürlüğe çıkmamıştır.
Allâh’ın ilmi ilahisidir, daha görünürlüğe çıkmayan yeridir. Orası Hak mıdır? Evet. Birinci derecede benim için Hak olan yer orasıdır. O ayağını sabite de ne olup ne gittiyse Hakk oradadır. Bakın orada batıl da Hak’tır, Hak da Hak’tır. Batıl nasıl Hak’tır? Batıl nasıl Hak’tır? O da ayağını sabitenin içindedir çünkü. Ayağını sabitenin dışında değildir. O zaman oradaki o kimsenin hakikati neyse, o bu görünür âleme geldiğinde o da onu yaşayacaktır. Orayı biliyor muyuz? Bilmiyoruz. O zaman Hak anlayışımız birinci derecede bizim için ayağını sabitede. O görünürlüğe girdi, yaşantıya girdi. Bizim için burada Hak nedir? Değişmeyen kaideler Hak’tır. Değişmeyen kaideler. Kur’ân değişmeyen kaidemizdir bizim için.
Hak’tır. O zaman Kur’ân’ın karşısında, dışında olan bütün her şey batıldır. Cenâb-ı Hak Kur’ân’ında bizi Allâh ve Resulüne davet eder. Hatta itaatle alakalı Allâh ve Resulüne itaat eder. O zaman bizim için Kur’ân ve Sünnet, Allâh ve Resulü bizim için Hak’tır. Allâh ve Resulünün karşısındaki her şey batıldır. Cenâb-ı Hak bizi namaza davet eder.
Nesillere Hakkın Yaşaması — Topluluk Devamlılığı
Cenâb-ı Hak bizi oruca davet eder. Cenâb-ı Hak bizi şehitliğe davet eder. Cihâd’a davet eder. Cenâb-ı Hak bizi iyiliğe davet eder. Cenâb-ı Hak bizi anne ve babalara öh bile demeyinizler. Davet eder. Cenâb-ı Hak bizi eşlerimize iyi davranmamıza davet eder. Cenâb-ı Hak bizi tüm iyi ve faydalı olan şeylere davet eder. Şeytan nedir? Şeytan batılın temsilcisidir. Şeytan bunların zıttını yaptırır bize. Anne babanıza isyan ediyorsanız, anne babanıza hakaret ediyorsanız, anne babanıza sesinizi yükseltiyorsanız şeytanın askeri oldunuz. Direkt batıldasınız. Eşler birbirlerine zulmediyorlarsa, birbirlerine haksız davranıyorlarsa şeytanın tarafına geçtiler. Batıl oldular. Siz Kur’ân bir şey haram etmiş.
Siz onu işliyorsanız, onu işliyorsunuz. O zaman siz haktan batıla geçtiniz. Bakın hak neydi? Ayağını sabitseydi. Ama görünür alemde hak ne oldu? Kur’ân sünnet oldu. Ve siz Kur’ân ve sünnete sımsıkı bağlanmanız, Kur’ân ve sünnet dairesinde durmanız gerekiyor. Eğer Kur’ân ve sünnet dairesinde durmaz, Kur’ân ve sünnet dairesinde hareket etmezseniz batıla geçtiniz. Ortası yok. Bakın ortası yok. Bir şey konuştunuz, konuştuğunuz şey Kur’ân ve sünnete uygun ise hak tarafındasınız. Konuştuğunuz şey batıl taraftaysa, Kur’ân ve sünnetin dışındaysa batıl taraftaysınız. O zaman canım kardeşlerim, biz eğer ki sufiler topluluğu olarak, biz bir sufi topluluk olarak, hakkın savunucusu olacağız. Adaletin savunucusu olacağız.
Hakkın ve adaletin savunucusu olarak bunun için mücadele etmemiz gerekiyor. Ama bu mücadele birinci derecede nefsimiz de olması gerekir. Ve biz nefsi dairemizde, nefsi dairemizde biz Kur’ân ve sünnete sımsıkı bağlı kalıp, nefsimizi bu noktada terbiye edip, batıla karşı da kendimizi bu konuda ihtihdam etmeliyiz. Bu bizim dostumuzdu, bu bizim arkadaşımızdı, bu bizim kardeşimizdi, bu bizim şeyhimizdi, zakirimizdi, çavuşumuzdu. Ya ne yapalım o da böyle yaptı, bu batıla yardım etmek oldu. Hayır. dedi ya hırsızlık yapan kızın Fatıma doğrusu onun kolunu keserim, onun cezasını veririm. O zaman biz hak ve hakikat yanında durup kim Kur’ân ve sünnetin dışında bir şey yapıyorsa ona nasihat etmekle mükellefiz.
Çünkü bu ümmet iyiliği emreden, kötülüklerden sakındıran, Kur’ân ve sünneti ve iyiliği nasihat eden bir ümmet. Kur’ân-ı Kerîm’de Bakara’da geçer ya bu ümmetle alakalı, evet o ümmet bu ümmet. O zaman bu ümmetin hak ve hakikatin yanında durma mükellefiyetliği var. Ve biz bu ümmetin bir sufi topluluğu olarak biz bu konuda daha dikkatli, daha duyarlı davranmak zorundayız ki biz gelecek nesillere doğru bir yol bırakalım. Biz gelecek nesillere doğru bir sufilik bırakalım.
Kâfirler Tarafından Tecâvüze Uğratılan Müslüman Kızlar
Ve biz gelecek nesillere hakkın ve hakikatin yaşandığı, hakkın ve hakikatin konuşulduğu, bu yolda, bu uğurda yüründüğü bir topluluk bırakmalıyız. Bizim mirasımız bu olmalı. Bizim mirasımız para, pul, mal, mülk olmamalı. Bizim mirasımız saltanat olmamalı. Eslerle, çok böyle kalabalıklarla, böyle o gösterişle, o şatahatla, o şatafatla gidilen bir yol olmamalı. Biz sufili hak ve hakikat tarihinde, biz İslam’ı hak ve hakikat tarihinde Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ölçüsü ile yaşayıp, o ölçüyü insanlara tebliğ etmekle mükellefiz. O ölçüyü kaçırmak yok, o ölçüyü aşmak yok. Ve ancak o zaman Adem’den beri süregelen o silsilenin içinde dururuz. Çünkü bu silsile, hep derim ya, bu soy, bu damar Adem’den itibaren gelir.
Adem’in Habil, ondan sonra da Şid’den itibaren bu silsile ne yapar? Gelir. Batıl silsilesi de Kabil’den gelir. O zaman bir kimse ya Kabil’in silsilesindendir ya da Habil’in silsilesindendir. Habil’in silsilesindeyse o kimse hak ve hakikat yolundadır. Hakkı ve hakikati yaşamaya gayret eder ve etrafına da hakkı ve hakikati tebliğ eder. Ya bu bizim mahalle komşumuz şimdi ne diyeyim? Yok, de. Yalnız kalabilirsin, de. Ama doğruyu söyle. Doğruyu anlat. Ya bu ahmirdi, bu memurdu, bu milletvekilidi, bu bakandı, bu başbakanı, bu cumhurbaşkanıydı. Değişmez. Sen doğruyu söyle. Sen doğru hareket et. Sen doğruyu konuş. Konuşamazsan da kalbim buğuz et. Konuşamazsan alkışlama bari. Konuşamadın. Hiç olmaz alkışlama.
Yapamadın bir şey. Oldu. Hiç olmaz alkışlama. Hiç olmazsa tebessüm bile etme. Kalbinden buğuz et. Bu da imanın en zayıf noktasıdır diyor. O zaman biz hak ve hakikat yanında durmakla mükellefiz. Sufiler bunun üzerinde çok dikkatli davranırlar. Davranmalılar. Eğer sufiler hak ve hakikatten uzaklaşırlarsa toplumun kalbi bozuldu demektir. Benim sözüm sufilere, benim sözüm ehli tarikata, benim sözüm müslümanım diyenlere, benim sözüm ben müslüman tarafındayım diyenlere. Gelin hep beraber hak ve hakikati konuşalım. Hak ve hakikati yaşayalım. Hak ve hakikati tebliğ edelim. Göstermelik yapmayalım. Göstermelik yapmayalım. Desinler öyle oldu, öyle görünüyormuş gibi olmayalım. Biz sufiler hak ve hakikati haykırmakta dilimiz güdük çıkmasın.
Hak ve hakikati tebliğ etmekte dilimiz güdük çıkmasın. Burada bir zulüm var, burada bir yanlışlık var, burada bir eksiklik var. Bunun böyle olmaması lazım diyebilmeliyiz. Bu bizdendi, bu bizim partidendi, bu bizim cemaattendi, bu bizim tarikattendi. Ya bu bizim ağabeyimizdi, ya bu bizim şeyhimizdi. Yok arkadaş. Bu böyle yürünilecek bir yol değil. Değil. Bu konuda müslümanlar suskunluğu tercih etmişler.
Bu Karşılığı Hak Gören Zihniyet Eleştirisi
Müslümanlar suskun. Her yerde müslümanların kanı akıtılıyor ve müslümanlar suskun ve müslümanlar bir şey yapamıyorlar. Doğu Türkistan’dan Gazze’ye kadar bütün bu şeritte müslümanların kanı akıtılıyor. Doğu Türkistan’dan başlayın, Gazze’de soluklanın, Mısır, Fas, Tunus, Cezayir devam edin, Libya devam edin. Ta nereye kadar? Cebel tarihe kadar. Ve müslümanların kanı akıtılıyor. Ve müslümanların kanı akıtılırken namusları, ırzları, şerefleri beş paralık edilirken ve bunu normalde basın ve yayın bu kadar meydanda ve ağızlarını doldura doldura kafirler, Müslüman kızları, gencecik kızları tecâvüz ettiklerini ve bu tecavüzleri kendilerine hak görürken ve Irak’ta, Suriye’de ve şu anda Gazze’de ve Filistin’de ve Doğu Türkistan’da ve diğer zalim ülkelerinin içerisinde yaşayan müslümanlar bunu yaşayırken Müslümanlar bunu haykıramıyorlarsa, söyleyemiyorlarsa, bunları anlatamıyorlarsa, bunların üzerinden hak ve hakikati konuşamıyorlarsa, Müslümanlar kendi imanlarını, kendi imanlarını sorgulaması gerekiyor.
Ve bütün alimim diyenler, şeyhim diyenler, imamız diyenler, müftüler, dianeti, hıyaneti ne derseniz deyin, hepsinin ayağa kalkması, hak ve hakikat yolunda konuşması gerekirken ama Müslümanlar ne yazık ki suskunluğu tercih ediyor. Aynı şey 28 Şubat’da yaşanmıştı. Müslümanların üzerine hunharca haince gidilirken hak ve hakikati haykırmadı Müslümanlar. Hak ve hakikati haykırmadıkları için, hak ve hakikati haykırmadıkları için Müslümanların ensesinde boza pişirilmeye devam ediliyor. Biz zannediyoruz ki 28 Şubat bitti, bitmedi, devam ediyor. Değişen bir şey yok ve Müslümanlar ıspıst suskun. Biz düşmüşüz. Askeri ücret ne kadar olacak olanın derdine bir ülkede faiz, Merkez Bankası yüzde 40’a çıkardıysa, bunu sorgulanması lazım.
Bir ülkede ülkenin yedide ikisi fuhuşla ilgileniyorsa, fuhuştan geçiniyorsa, bunun sorgulanması lazım. Bu ülkede neden bunlar konuşulmaz? Bu ülke insanların yedide ikisi fuhuştan geçiniyor. Yedide ikisi. Sokakta gördüğünüz yedi kişiden iki kişi fuhuşta iştigal ediyor. Fuhuştan para kazanıyor. Nereden para kazanıyor? Kim kazandırıyor bunlara bu paraları? Kim bunları fuhuşa sürükliyor? Şu ülkenin haline bakın. Yüzde 40 Merkez Bankası’nın faizi. Piyasada bu yüzde 60, yüzde 70, yüzde 80. Bu ülke faizci oluyor. Oldu. Herkes dairesini satıyor, faize yatırıyor. Herkes dükkanını satıyor, faize yatırıyor. Ya bu ülke Müslüman değil mi canım kardeşim? faizle iştigal etmeyecektik ya? Neden bu ülke ayağa kalkmaz?
Neden faizin yasaklanmasını istemez? Seçtiğiniz milletvekilleri faizlerin sıfır olması için bir kanun çıkaramazlar mı? Çıkaramazlar.
Fâiz Bankaları ve Sâhiplerinin Siyâsetle Bağı
O zaman biz batılla savaşacağız derken batıl nerede? Batılı savunanlar nerede? Batıl’ın yuvası nerede? Onun yuvasına çomak sokalım biz. Biz oturmuşuz orada iki tane masal ve meyana açmış. Meyanaçıyla uğraşıyoruz. Gitmiş adam orada Starbucks kahve var. Kahvede kahve içenlere konuşuyor. Starbucks’ı müsaade edenlere neden konuşmuyorsunuz? Kim Starbucks’a müsaade etti? Kim onun burada iş yeri açmasına müsaade etti? Kimler Masonluk zihniyeti? Kimler İsrail’i firmalara burada yer açtırdı? Bu ülkede 50 tane banka var. Banka. Bu 50 tane bankanın kaç tanesi yerli sermaye? Nereden geldi bu insanlar? Kim müsaade etti bunlara? 50 tane bankaya buraya. Faize geldiler. Bir ülkede 50 tane banka var. 50’si de en fazla kar eden işletmeler.
Nereden kar ediyorlar? Faizden. Biz hangi batılla mücadele edeceğiz? Hangi batılla mücadele edeceğiz biz? Biz gidip Starbucks’ın önünde bir tane döviz taşıyacağız öyle mi? İçtiğiniz her kahveden sonra İsrail’e mermi gidiyor. Hadi gelin ne kadar yurtdışında İsrail Masonluk zihniyetli şirket varsa kayyum atayım kapatın. En başta faiz musluğunu kapatın. Kim alıyor bu faizleri? Kim alıyor ya? Bu 50 tane bankanın sahiplerini biliyor musun bu ülkenin insanları? Fuhuş’tan hangi çeteler para kazanıyor? Uyuşturucudan hangi çeteler para kazanıyor? Bir bakıyorsun. İngiltere’de uyuşturucudan yakalanıyor. Uyuşturucudan aranan çetelileri İstanbul’da yakalanıyor. Ne işi var burada adamın? Bilmem hangi uyuşturucu tetesinin dünya üzerinde meşhur adam İstanbul’da yakalanıyor.
Ne işi var burada adamın? Kimlerle ortak? Kimlerle iş yapıyor? Bürokrasiden ortak olmamış olsa adam burada ne iş arar? Siyasetçiden ortağı olması ne iş olur burada adamın? Kim verdi o güveni ona? Kim verdi o desteği ona? Kocaman bir batıl var karşımızda. Kocaman bir deccaliyet var. Kocaman bir deccaliyet var. Diyeceksiniz ki ya sen bu kadar kocaman bir deccaliyet anlatıyorsun. Biz mi onunla mücadele edeceğiz? Evet. Biz bilelim neyin olduğunu. Biz bilelim bilinçli ve şuurlu olalım. Biz hakkı haykıracak bir topluluk olalım. Biz hakkı görecek bir topluluk olalım. Hakkı bilecek bir topluluk olalım. Bileceğiz, göreceğiz, haykıracağız, söyleyeceğiz. Biz bilindik sufilerden değiliz. Biz etliye sütlüye karışmayan vur ensesinin al lokmasını o sufilerden değiliz.
Ben değilim. Ben öyle bir sufi değilim. Ben öyle bir derviş değilim. Yaşamamın bir anlamı olmalı. İman etmemin bir anlamı olmalı. Sufi olmamın bir anlamı olmalı. Bir yaşamamın anlamı olmalı. Yaşamamın anlamı imandır. İman ettim, imanımın bir anlamı olmalı. Sufilik yoluna girdim, bunun bir anlamı olmalı.
İlim Verdim, İlminle Ne Yaptın? — Hesap Günü
Eğer bunun bir anlamı olmayacaksa bende, o zaman insan olmamın, iman etmemin, sufilik yolunda olmamın hiçbir kıymeti dairesi kalmadı. Yok kalmadı. Yok ben hak eri olmalıyım. Ben hak eri olaraktan yürümeliyim. Ben hem zikretmeliyim hem tövbe etmeliyim hem hak hakikate haykırmalıyım ben. Evet. Yoksa benim için yaşamanın bir anlamı yok. Dervişliğin, sufiliklerin bir anlamı yok. Bir anlamı yok. O zaman ben de herkes gibi oldum. Ben de herkes gibi yaşayacağım o zaman. Kılacağım beş vakit namaz ben bir görevimi bitirdim diyeceğim. Değil. Bu değil. Beş vakit namaz kılmak değil. Eğer dini bu dairede algılatmışlar, bu dairede algılatmışlar. Süleyman Demirel’in meşhur lafı. Ezanlar okunuyor camiler açık.
Ezanlar okunuyor camiler açık. Teraneler de açık. Barlar da açık. Pavyonlar da açık. Batıl da açık. Faiz yolu da açık. Her şey batıl. Konuşacağınıza dikkat edeceksiniz. Mayın tarlası konuşurken. Siz layıklığa aykırı konuşabilirsiniz. layıklığın ne olduğu belli değil çünkü. Siz Atatürk’ün manevi hatırasını hakaretten yargılanabilirsiniz. Ne olduğu belli değil çünkü. Siz devrim kanunlarına aykırı davranmaktan yargılanabilirsiniz. Hangisi devrim kanunlarına aykırı bir söz bu belli değil. Muhallakta. Doğru mu Mehmet Emin Bey? Muhallakta değil mi? Hakimin kendi görüşüne göre değişiyor değil mi? Evet. Biz hangi batılla mücadele edeceğiz? Müslümanların dirilmesi, Müslümanların uyanması lazım artık.
Sufilerin uyanması, sufilerin dirilmesi lazım artık. Ehli tarikatım diyenlerin uyanması, değişmesi, dirilmesi lazım. Yok. Allâh senden devasa binalar yaptın mı diye sormayacak. Allâh senden hak ve hakikati aykırdın mı, aykırı davranmadın mı? Onu soracak sana. Evet. Allâh’ın sana soracağı bu. Ben sana ilim verdim, sen ilim öğrendin. Evet. Sen bu ilimle hak ve hakikati aykırdın mı? Onu soracak ona. Allâh sana soracaktır belli. Suudan’a gittim, toprağın üstünde orada hasırların üzerinde talebeler ders okuyorlar. Devasa binaları yok. Yok. Gece oturduk oranın hocalarıyla konuşuyoruz. İsmail de tercüme diyor. Ben yokluyorum, ne okuyorsunuz? Ne okutuyorsunuz? Bir iki bir şeyler soruyorum. Harika. Harika.
Adamlar el-Hiday’ı okuyorlar, mevsud okutuyorlar çocuklara. El-Hiday’ı okutuyorlar, mevsud okutuyorlar. Düşünebiliyor musunuz? İbn-i Abidin okutuyorlar. Akahit ile alakalı konuşuyoruz. Adamlar müthiş. Kendim kendime dedim ki o yüzden bunların başında dedim, boyuna bela musibet dedim, gavurlar bunların üzerinde dedim, oyun oynuyorlar. Çünkü bizdeki eğitimin, eğitimin olmadığını görüyorsun. Dine eğitim de dahil. İmamatipler dahil buna. İmamatibe bitiren, bırak İmamatibe, ilahiyatı bitiren el-Hiday’dan bahsediyor mu bakıyor bana.
Önce Nefsimize Tebliğ — Söz-İş Terbiyesi
Hiç diyorum İbn-i Abidin’e açtın baktın mı diyor mu bakıyor bana öyle. Ondan sonra hocam siz hangi ilahiyeti bitirdiniz diyor. Ben diyorum ki orta kul mezunuyum. İlahiyatı bitirmiş. Müftünün birisine sordum. Hocam dedim el-Hiday’a baktınız mı bunu? Yok bizde dedi. Müftü el-Hiday’a yok müftüde. İbn-i Abidin yok müftüde. Fetavayı hindiye yok müftüde. Müftü koca il mühtüs adam. İlçe de değil. bir konuyu açıp bakmaya ihtiyacı duymaz mı insan? Aman yok. Batıl sarmış her tarafı. Batıl her tarafı sarmış. Her şeyimizi sarmış. Evimizi, iş yerimizi, dergamızı evet. Bizim kendimizi nefsimizi sarmış. Sarmış. Batıl çökmüş üstümüze. Ve biz kendi nefsimize dahi nasihat edemez hale gelmişiz. Biz eşimize çocuklarımıza nasihat edemez hale gelmişiz.
Sufi kardeşler bakın çocuklarınıza. Annerlerine isyan ediyorlar mı etmiyorlar mı? Bakın çocuklarınıza. Babalarına isyan ediyorlar mı etmiyorlar mı? Bakın çocuklarınıza. Çocuklarınız sizin resminiz. Bu benim çocuğum da olsa benim resmim. Benim çocuğum da annesine babasına isyan ediyorsa eğitememişim ben çocuğumu. O batılın karnından onu çıkaramamışım ben. Batıl yutmuş. Eğer eşimize Kur’ân ve sünnet dairesinde davranıp ondan Kur’ân ve sünnet davranışını alamıyorsak batıl onu yutmuş içine. Biz eşimizi de oradan çıkaramıyoruz. Annemiz babamız batıl yutmuşsa onu ve biz onu oradan çıkaramıyorsak batıl onu da yutmuş. Annemizi babamızı da yutmuş. Ama biz önce kendi nefsimizi çıkaramıyoruz ki oradan.
Batıl bizi de yutmuş. Batıl bizi de yutmuş. Bakın günlük hayat sisteminize. Bakın neler yaptığınıza. Bakın neler konuştuğumuza. Bakın neler nerede neler söylediğinize bakın. Batıl yutmuş bizi. Biz kendi nefsimizi de batıldan çıkaramıyoruz. Bu âyet-i kermenin zahireydi az önceki anlattıklarım. Şu anda batılını anlatıyorum size. O zaman önce nefsimizi batıldan kurtaralım. Nefsimizi batılın bataklığından çıkaralım. Bu dünya madem gelip geçici, bu dünya madem bir hayalden ibaret, bu dünya madem ki aslı astarı yok, o zaman nefsimizi batıldan çıkarmakla mükellefiz. Nefsimizin otlandığı, nefsimizin otlandığı bataklıktan kurtarmamız lazım. Ve nefsimizi bu noktada terbiye etmeliyiz. Önce hak ve hakikati nefsimize tebliğ etmemiz gerekir.
Ağzımızdan çıkan sözler, yaptıklarımız, yapmadıklarımız, söylediklerimiz, davranış biçimlerimiz bizim için önemli. Biz buna dikkat etmeliyiz. Dikkat etmeliyiz. Yolumuzu istismar etmemeliyiz. Dilimizle, hareketlerimizle, davranışlarımızla, sufilimizi istismar etmemeliyiz. Müslümanlığımızı istismar etmemeliyiz. Etmemeliyiz. Ve biz hak ve hakikat yolunda yürümeliyiz. Çünkü din ayakta duracaksa, din ayakta duracaksa kıyamete kadar ancak hak erlerinin, hak erlerinin mücadelesiyle ayakta duracak. Başka bir şeyle değil. Ya hak eri olacağız biz, ya hak eri olacağız biz, hakkı ayakta tutmak için gayret edip mücadele edeceğiz ya da batılı hizmet edeceğiz.
Kapanış — Hak ve Hakikat Yürüyüşü
İkisinden biri. Rabbim bizi hakkı hizmet edenlerden eylesin. Hakkı hak için ayakta tutanlardan eylesin. Hakkı hak için ayakta tutanlardan eylesin. Hakkı kendi nefsine kullananlardan eylemesin. Hakkı kendi heva ve hevesine kullananlardan eylemesin. Âmîn. Üç ellas bir Fatiha, şerefe. Âmîn. Estağfirullah el-Azim. Estağfirullah el-Azim. Estağfirullah el-Azim. Estağfirullah el-Azim. Estağfirullah aman ya Rabbi. Min kulli zembin. Tevbe ya Rabbi. Estağfirullah aman ya Rabbi. Min kulli zembin. Tevbe ya Rabbi. Estağfirullah aman ya Rabbi. Min kulli zembin. Tevbe ya Rabbi. Estağfirullah aman ya Rabbi. Min kulli zembin. Tevbe ya Rabbi. Estağfirullah tübdil Allâh. Ve leheytu kalbi anma siwallah. Estağfirullah tübdil Allâh.
Ve leheytu kalbi anma siwallah. Estağfirullah tübdil Allâh. Ve leheytu kalbi anma siwallah. Estağfirullah tübdil Allâh. Ve leheytu kalbi anma siwallah. Euzubillahimineşşeytanirracim. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. İnnehu min Süleymane ve innehu. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Ya Rahman, ya Rahim, ya Allâh. Ya Subhan, ya Sultan, ya Allâh. Ya Deyyân, ya Burhan, ya Allâh. Ya Hennan, ya Mennan, ya Allâh. Ya Settar, ya Gaffar, ya Allâh. Ya Rabbi, Settar ismi şerifine inanıyoruz. Bütün hatalarımızı, kusurlarımızı setreyle ya Rabbi.
Gaffar ismi şerifine inanıyoruz. Bütün hatalarımızı, kusurlarımızı, günahlarımızı affe muafret eyle ya Rabbi. Ağzı billahi mineşşeytanirracim. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammedin Nebi’n ümmiyye ve alâ ilâhe illallah. Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammedin Nebi’n ümmiyye ve alâ ilâhe illallah. Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammedin Nebi’n ümmiyye ve alâ ilâhe illallah. Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammedin Nebi’n ümmiyye ve alâ ilâhe illallah. Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammedin Nebi’n ümmiyye ve alâ ilâhe illallah. Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammedin Nebi’n ümmiyye ve alâ ilâhe illallah. Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammedin Nebi’n ümmiyye ve alâ ilâhe illallah.
Euzubillahimineşşeytanirracim. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Eftal zikir falemennahu.
Kaynakça ve Referanslar
- Açılış Selamı: Selâmın farzlığı — Nûr 24/27, 61; Nisâ 4/86; hayırla gündüz-gece geçirmek duâsı — Ebû Dâvûd, Edeb 101; Tirmizî, Da’avât 14.
- Silsile Silsile Yürüme: Hak yolun kıyâmete kadar sürüp gitmesi — Âl-i İmrân 3/102-103; Enbiyâ 21/92; Âsım b. Ebi’n-Necd ve tâbiînin silsilesi — Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl fi’l-Evliyâ; Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîrü’l-Kulûb.
- Fıkıh Bilen Ama Meşrû-laştıran Âlimler: Âlim-i sû’ (kötü âlim) zemmi — Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân 2/288; Tirmizî, İlim 10; G-a-z-zâlî, İhyâ, Kitâbu’l-İlim; eşcinsellik harâm oluşu — A’râf 7/80-84; Hûd 11/77-83; Hicr 15/61-77; Neml 27/54-58 (Lût aleyhisselâm kavmi); Buhârî, Hüdûd 25; Müslim, Hûdûd 6; Ebû Dâvûd, Hûdûd 29 («Lûtî’den kim işlerse hem yapan hem yapılan ikisini de katledin»).
- Masonik Örgütler ve Siyâs-et: Masonluğun târihî kökleri (1717 Londra) — John Robison, Proofs of a Conspiracy; Türkiye’de Mas-onluk — Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler; İttihat ve Terakk-î Cemiyeti ile bağları — Feroz Ahmad, The Young Turks; Orhan Koloğlu, Abdülhamid ve Masonluk; kamusal bürokraside Masonik yapılar — Bılent Avşin, Türkiye’de Masonluk; devlet içi çetelerin İslâm perspektîfli eleştirisi — Mustafa İslâmoğlu, Yaşayan K-ur’ân, küresel egemenlik bâbı.
- Görünürlüğe Ayarı ve Değişmeyen Hakîkat: Değişmeyen kâideler — Mecelle md. 1-100; İbn Nüceym, el-Eşbâh ve’n-Nezâir; Şâtıbî, el-Muvâfakât (sübût ve tahavvül); trend-gündem bağımlısı dini söylemlerin red-di — Muhammed Abduh, Risâle-i Tevhîd’in eleştirisi; Sa’îd Ramazân el-Bûtî, el-Lâ-Mezhebiyye.
- Nesillere Hakkın Aktarılması: «Allâh’ın ipine sarılın» — Âl-i İmrân 3/103; Muvatta, Kader 3; ve ’ılim-i nâfi’ emanet eden âlimlerin hesâbı — Âl-i İmrân 3/187 («Kitâb verilenlerden onu insanlara açıklayacaksınız ve gizlemiyeceksiniz sözü alınmıştı»); Tirmizî, İlim 3.
- Müslüman Kızların Tecâvüze Uğratılması: Bosna (1992-95) ve Rohingya (Arakan 2017) soykırımında müslüman kadınların sistematik tecâvüze uğratılması — BM Raporları (ICTY Sarajevo, UN Fact-Finding Mission Myanmar); M. Sabry el-Ezhera, Hukûku’l-Mer’e fî’l-İslâm; zülumun lü’neti — Hûd 11/102-103 («Rabbin zulmedenlere yazıklı bir azab hâzırladı»).
- Bu İşi Hak Gören Zihniyet Eleştirisi: «Kâfirlere gayri-müslim kadınlar zaten helâldir» sapkınlığının reddi — Mümtehine 60/10 («mü’min kadınlar kâfirlere helâl olmaz»); Nisâ 4/25 (cariyelerin dahi rızâ gerektirmesi); harp esirleriyle tecavüz yasağı — Muhammed Hamidullâh, İslâm Hukukunun Kaynakları; Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Fetâvâ.
- Fâiz Bankaları ve Sâhipleri: Fâiz’in kat’i yasaklığı — Bakara 2/275-281; Âl-i İmrân 3/130; Nisâ 4/161; Rûm 30/39; Buhârî, Büyu’ 24-25; Müslim, Müsâkat 120; «fâizle savaş ilân edilmiştir» — Bakara 2/279; Türkiye’deki banka sistemleri kamusal yapı — BDDK raporları; Hüseyin Can Turan, İslâm Ekonomisi ve Bankacılık; David Graeber, Debt: The First 5000 Years.
- İlim Verdim, İlminle Ne Yaptın? — Hesap: «ilim emâne-tinin hesabı» — Tevbe 9/32; Âl-i İmrân 3/79, 187; Tirmizî, İlim 16 («Âlimler ümmetin en mesul olanlarıdır»); Gazâlî, İhyâ, Kitâbu Zemm-i’l-İlm; hesap günün deşifre — Zilzâl 99/7-8 (zerre miskâl hayır ve şer).
- Önce Nefse Tebliğ: Tahrîm 66/6 («Ehlinizi ateşden koruyun»); Şems 91/9 («nefsini tezkiye ed-en kurtulmuştur»); Muhâsibî, er-Ri’âye, bâbu Muhâsebeti’n-Nefs; İbn Kayyim, Medâricü’s-Sâlikîn, menzil-i muhâsebe.
- Hak ve Hakikat Yürüyüşü — Kapanış: Âmr-i bi’l-ma’rûf ve nehy-i ani’l-münker — Âl-i İmrân 3/104, 110; Tevbe 9/71; Lokmân 31/17; Müslîm, İmân 78 («K-im bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin»); Ibn Kay-yim, İ’lâmu’l-Muvakki’în.
İlgili Sözlük Terimleri: Hakîkat, Zikir, Tevhîd, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh, Silsile. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı