Beyit Girisi ve Mesnevi Manasi
Filistin duruyorlar duruyorlar Filistinliler kanlarına kutuyorlar Bir bakıyorsun. Suriye’de, Irak’ta Bir bakıyorsun. Doğu Türkistan’da, Çin’de Bir bakıyorsun. Banglide Bir bakıyorsun başka bir yerde Bir bakıyorsun sıraya girmişler gibi Herkes sıraya girmiş, sırası gelen oradaki Müslümanları katlediyor. Kimse de hesap soramıyor, hesap sorabilecek askeri ve siyasi ve ekonomik güç yok çünkü Yok Oluşmasına da müsaade etmiyorlar Zaten Müslümanlar da böyle gevşemiş vaziyette, dağılmış vaziyette Hiç kimse de keyfini bozmak istemiyor Yorgun Müslümanlar Yıllardan beri aldatılar yoruldular Dinle aldatıldılar, cemaatle aldatıldılar aldatıldılar Tarikatla aldatıldılar, şehirlerle aldatıldılar aldatıldılar Siyasetle aldatıldılar aldatıldılar Aldanıyoruz boyuna, aldanmaya da hazırız Bir daha aldanmak isterimse bir daha aldanırız Bile bile aldanırız, isteyerekten aldanırız Gözümüz göre göre aldanırız aldanırız aldatılmaya müsaitiz, aldanmaya da müsaitiz Oysa Allâh Resûlü’nün sallallâhu aleyhi ve sellem’in zâtine aldatan bizden değil dedi.
Aldatan bizden değil demesine rağmen aldatanlar gene bizim içimizde Bizdenmiş gibi biz gene onlara sarılıyoruz Allâh Resûlü bizden değil dedi. Ama biz bizdenmiş gibi ona sarılıyoruz Aldattı bizi, olsun varsın. Oradan şu oldudu da buradan bu oldudu da şöyle olduydu böyle olduydu Yine devam ediyorsun, aldanmaya da devam ediyorsun. Allâh hepimizi ayıksın inşallah Âmîn Hepimizi uyandırsın Âmîn Hepimizi bu konuda derlesin toparlasın inşallah Âmîn. Tabii yaş geçiyor, zaman geçiyor, tecrübe artıyor, görüyorsun bunları Gördükçe de böyle üzülüyorsun, elinden bir şey gelmiyor Yaş olmuş 63, İslam’la tanışalı 26, siyasetle tanıştığımız 16 yaşındaydık 16 yaşından beri 16 ile 26 arasında ülkeyi kurtaracağız diye uğraşıyorduk Nereden kurtaracağız?
Komünistlerden ülkeyi kurtaracağız Komünistler gelecek, ülkeyi işgal edecekler Bir ülkeyi işgalden kurtaracağız, ülkeyi komünistlere vermeyeceğiz Değil mi Ahmet? Öyleydi değil mi? Evet Ülkeyi kurtaracağız biz Sonra bir düdük, bir ihtilal, herkes içeride Ülke kurtulmadı yine Sonra İslam’la tanıştık Yine ülkeyi kurtaracağız Sonra bir 28 Şubat, yine de ortalık darmantaz Yine ülkeyi kurtulmadı İşin acı tarafı bu, bakıyorsun artık böyle, ben kendi nefsim için söylüyorum Bakıyorsun, diyorsun ki yok Diyor Mustafa Özbaha, sen kendini kurtar Kendi kurtar, çevrendeki eşinin dostunun arkadaşlarına doğruyu tebliğ et Bu kadar yapabileceğimiz iş bu, başka bir şey değil çünkü Elimizden gelen bu gücümüzün yettiği bu Elimizde tank yok, tüfek yok, siyasi bir güç yok, askeri güç yok, ekonomik güç yok Bir tek Allâh’a dua ediyoruz, insanlara anlatmaya çalışıyoruz Rabbim inşallah gerçekten böyle her olay karşısında artık ben hiç ümidimi yitirmem.
Ama her olay karşısında Müslümanların bir daha aldanışlığını gördükçe üzülüyorum Allâh’ım inşallah derlesin, toparlasın hepimiz de. Evet geçen haftadan kaldığımız yerden devam ediyoruz meslemin sohbetlerine inşallah 1745. beytte kalmışız En son sel akmaya başlar başlamaz, önünü kes, yolunu bağla Yoksa âlemi perişan ve harap eder, her tarafı yıkar. Fakat harap olmaktan niye gamlanayım? 1745.
Arifin Yolu ve Halvet-i Der-encumen
beytte Hakka dalan kişi daha ziyade dalmak Can denizin dalgınlığı, Bu Hakka dalan kişi daha ziyade dalmak, Can denizin dalgası alt üst olmak ister Hazreti Pir aşıkların hallerini anlatmaya devam ediyor. Hakka dalan kimse daha ziyade dalmak ister, daha da sınıy ister Çünkü Cenab-ı Hakk’ın sıfatsal tecelliyatlarına mahzar olan bir kimse o sıfatların içine dalan O sıfatlarda fâni olan o sufi daha da sınıy ister Çünkü Allâh’ın ilmi sonsuzdur, Allâh’ın hayret perdeleri de sonsuzdur Allâh’ın sıfatsal tecelliyatları da sonsuzdur, sonu yoktur Böyle olunca o derviş seyri süluka girdi o sıfatsal tecelliyatlara mahzar olmaya başladığında Artık o daha da sınıy ister. Çünkü her sıfatsal tecelliyata mahzar olması.
Onun hayretini, onun şevkini, onun aşkını daha da artıracaktır Bu artırdıysa yok mu daha diyecektir. Çünkü o şevk onda fazlasını isteyecektir Bir kimsede şevk yoksa aşk yolunda yürüyemez Şevk yoksa o kimsede seyri sülukta da yürüyemez. Çünkü bir bakmışsın doygunluya ulaşmış Doymuş. Mesela bir kimse dünyevi olarak doygunluya ulaşsa normaldir der ki evim var, arabam var, işim düzgün, katım var, yatım var, tamam. Ama dünya hırsına kapılan bir kimse doygunluya ulaşmaz Dünya sevgisi varsa o doygunluya ulaşmaz O bir tane daha olsun, bir tane daha olsun, bir tane daha olsun, bir tane daha olsun. Daha büyük yar olsun, daha büyük yar olsun. Bu normaldir, dünya sevgisi böyle bir şeydir Aynı şey Allâh sevgisi için de geçerlidir O kimse Allâh’ı seviyorsa o bir adım daha gideyim, bir adım daha gideyim Biraz daha yaklaşayım, biraz daha yaklaşayım Doygunluk nedir bilmez Nerede duracağı da belli değil onun.
Çünkü o her adımda Allâh’a yakinliğin Sevginin, sevginin, aşkının, ızdırabının, gamının, sevincinin, hayretin bütün duygular karma karşılıklı gibi görünse de Onları yaşadıkça daha ileri gider O sevme isteği, o sevme şevki onu hayret perdelerinde dolaştırır O hayret perdelerinde dolaştıkça daha da sını ister. Bakın o daha da sını ister Ve hayretten hayrete, hayretten hayrete sürüklenir gider o Kendisini durdurması mümkün değildir Bunu deryada fırtınaya tutulmuş bir tahta parçası gibi düşünün Deryada dümensiz kalmış bir kayık gibi düşünün O dalgaların arasında durmak bilmez boyuna dalgalar bir orta rafa bir o tarafa vurur Sufi’nin işi böyle değildir. Ama nasıl o durmak bilmiyorsa o kayık deryanın içerisinde Sufi de Seyri Sülük’ün içerisinde durmak bilmez Her gece sohbet var desen her gece sohbete gider Her gece zikir var desen her gece zikre gider Her gün şurada bir iş var bir iyilik yapılacak desen her gün o iyiliğe koşar O ardı ardına tespih tanesi gibi birbirini devam ettirir Allâh aşığı olan kimse asla durduğu yerde durmaz Durduğu yerde durursa o kendisini münafıktan addeder.
Bakın o kendisini münafıktan addeder Sebep çünkü hadîs-i şeritte Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Günü gününe müsavi olan bizden değildir dedi. Zarardadır dedi. Şimdi zarardadır deyince o kimse durmaz O devamlı bu konuda manevi olarak yol almak ister Ve yol almak isterken de o koşar Koştukça koşası gelir çünkü o manevi hayret perdeleri O manevi nur hüzmeleri O ilhamlar onu tabiri caizse çöldeki kum gibi kaynatır Çöldeki kum gibi durmaz durduğu yerde Hazreti Pir diyor ki Hakka dalan kişi daha ziyade dalmak bu konuda örneğin bütün okyanusu deryayı Hakka dalmak olarak teşvih edin Daha da dalmak ister daha da altını üstünü getirmek ister daha da tanımak ister Çünkü Allâh’ı tanıma Allâh’ı bilme Allâh’ı sevme Kişinin gönül dünyasına damladıysa o artık o konuda geri adım atmaz Tabiri caizse aşk onun gönlünü yalamış Aşk onun gönlüne kendisinden bir damla koymuş O damla derya olur içeride ve durmaz durduğu yerde Ve o kimse böyle hayretten hayrete koşarken de kendi nefsini de unutur Hayretten hayrete geçerken başkalarının da
Hazret-i Pirin Hikmet Damlalari
nefsini unutur O etrafına kör olmaya başlar O Allâh’ın sıfatlarının tecelliyatına daldıkça etrafına da kör olmaya başlar. Onun gördüğü bir tek Rabbisidir Rabbisinin sıfatsal tecelliyatlarıdır Kendi nefsini unuttuğu gibi başka diğerlerinin de nefsini ne yapar unutur Bu onda fena halidir Fena haline geçtiği zaman bir kimse artık etrafındaki herhangi bir şeyi tanımlamaktan uzaktır Uzak kalır Allâh bizi o hale erenlerden eylesin. Allâh Resûlü de sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri de Hakkıyla seni metr-i sena edemedim Sen kendini sena ettiğin gibisin deyip bu konuda acizliğini gösterir o hayretten hayrete geçer Ben hakkıyla seni metr-i sena edemedim der. Çünkü her hayret perdesi bir tanıma perdesidir âyet-i kerimede de Peygambere sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerine atfen Dua ederken sen ilmimi artır de Diyor ya ilmimi artır Buradaki ilim ne?
Allâh’ı tanımabilme ilmidir İlmimi artır dedinde ilmi ledündür Allâh’ı tanımabilme ilmidir. Çünkü Kur’ân’ın hukuku bellidir Hukuk ilmi bellidir Sınırlıdır Hukuk ilmi belli olduğu için yeni bir hukuka ihtiyaç yoktur O orada kalır Bir cilttir, iki cilttir, üç cilttir, beş cilttir, on altı cilttir Bitti bu kadardır Yeni bir şey olunca yeni bir ictihâd gerekir Bu ilim sınırlı bir ilimdir. Bakın sınırlı bir ilim Veya da kelam ilmi sınırlı bir ilimdir Veya diğer ilimler genel olarak hadîs ilmi sınırlı ilimdir Hadisler belli çünkü Ama Allâh’ı bilme, marifet ilmi, tasavvuf ilmi sınırsızdır Nasıl Allâh sınırsızsa Allâh’ı bilmenin de sınırı yoktur Nasıl Allâh’ın sıfatlarının tecelliyatı sınırsız ise Allâh’ı tanımanın bilmenin de sınırı yoktur O sınırsız bir deryadır Sınırsız bir derya olduğu için Kul, bu konuda sufi, Allâh’ı tanımaya çalışan aşık Allâh’ın bu ilmine, onu tanıma, onu bilme ilmine karşı Tabrica ise haris olur O şevkle hep daha da sınıyı ister Daha da sınıyı istemeyen derviş yolda kalır Sufilik şevk işidir Daha da sınıyı isteme işidir Bizim sufi yolumuz, bizim sufi anlayışımız Anlayışımız sevmenin üzerine kuruludur Hiçbir zaman ben sevdim diyemezsin.
Sevdikçe seversin, sevdikçe seversin gelir sonu yok Hayretten hayrete geçersin, hayretten hayrete geçersin. Sonu yok Tevhide oturursun, her tevhid çekişinde bir perde açıldığını görsen Sen sabahlar olmasın dersin. Kafan düşünceye kadar tevhid okursun. Oturdun tevhid çekiyorsun. Örnekliyorum, oturdun tevhid çekiyorsun. Başladın, o güne kadar hiç böyle bir şey yaşamamıştın la ilâhe illallah derken Tak beytullahı gördün Heyecan yaptın birden, o güne kadar görmedin öyle bir şey yaşamadın çünkü Seni cezb etti o, seni aldı içine Sen la ilâhe illallah devam ediyorsun. Gacııırt, beytullahın kapısı açıldı Bir baktın içindesin la ilâhe illallah devam Bir davudi ses Burada iki rekat namaz kılmak sünnettir, kalk namazını kıl Kalktın, beytullahın içinden namaz kıldın Bir kendine geldin, la ilâhe illallah Ben beytullahda namaz kıldıydım Kapısı açıldı, namaz kıldım Baktın üstüne başına, aaa hafif tozlanmış O beytullahın kendine ait bir kokusu var ya, aaa kokuyor Bütün oda ona kokuyor, sen ona kokuyorsun.
Bakıyorsun oranın tozu var üzerinde Oranın kokusu silmiş Hadi durdurabilirsen la ilâhe illallah, la ilâhe illallah devam ediyorsun. Hayretten hayrete geçmenin başlangıcı Başlangıcı Sen tevhide devam ettikçe bunlar değişiyor Sen tevhide devam ettikçe bir bakıyorsun ki tavaf edenlerin bir kısmı tevhid çekiyor millet okuyor görüyorsun orada Herkesin elinde bir defter, bir kitap tutuşturmuşlar. Tabii ama başka bir şeylere karışma, başka bir şey görme oku boyna Tabi başındaki bir tane de hoca dikmişler okuyun bunları Birisi ondan sonra bağırıyor oradan geri kalan devam ediyor. Öyle değil mi?
Nefsin Mertebeleri ve Mucahede
Ben tevhid söyleyince öyle yapmıyorlar Okursan sana bir şey diyen yok Sana bir şey diyen yok Cemaate ses de okut sana bir şey diyen yok Böyle tevhid vurmaya başlayınca geliyor la sufi, la sufi Askerler etrafını sarıyor Neden? Tevhid korkutuyor onları Zikir onları korkutuyor Sufi topluluk onları korkutuyor Sadece onları değil Gerçek sufi topluluklardan bütün zalim sistemler korkarlar Bütün zalim sistemler onları kendi hegomanyalarına almak isterler Onların üzerinde baskı uygularla Olmadı asarlar hallacı mansur gibi Olmadı derisini yüzerler seyyid nesimi gibi Olmadı niyazi mısırı gibi sürgüne gönderirler Bütün zalim sistemler tevhidi sevmez Tevhidi istemez Su gerçek sufili istemez Onlar da aynı o hayretten hayrete geçince o kimse O dalgaların arasında devam etmek ister Tabiri caizse böyle sörfçüler var ya Sörfçüler gibi Veyahut da ben diyorum ya Sufilik veyahut da hayretten hayrete geçme rafting gibidir Irmağın içindesin.
Ne zaman nereye vuracağım belli değil Dümenin yok ondan sonra küreğin yok Bağlı da değilsin onun üzerine. Onun üzerinde durmaya çalışıyorsun. Ve Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretinin öğretisi durur orada hep Kulluk edemedik Yapamadık Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazreti diyor ya Ey yalnızca kendisine ibadet edilen Allâh’ım Sana hakkıyla kulluk edemedik Sana hakkıyla kulluk edemedik Seni hakkıyla methu sena edemedik Seni hakkıyla tanıyamadık Seni hakkıyla bilemedik Bizim tanımamız için bilmemiz için bize ilim ver Âmîn Ve Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretinin de duası vardır ya bunu zayıf hadisi olarak söylerler biliyorsunuz Ben bunu hep birkaç seferdir söylüyorum Ben zayıf hadisi diye bir şey tanımıyorum Benim için hadislerin hepsi de sahih ve kuvvetli Ben hadîs alimi değilim Benim için biz hadîs şerif dendiyse benim için sahih o Ondan normalde hadîs alimleri ayırsınlar Bu zayıf hadîs, bu kuvvetli hadîs, bu haberi vahit Bu şöyleydi, bu böyleydi, onların işi o Ben bakıyorum o hadîs şerif, o sünneti seniye ve o hadîs şerif bana zarar veriyor mu, vermiyor mu, vermiyor Tasdamamın sözünden hareket edeceğimi zayıf hadiste olsa ondan hareket ederim Ne o bir tane daha hadîs inkarcıları var, Mehmet var, bilmem ne var Pusuru profesör toplanmışlar, her biri aynı yerden besleniyor bunlar, masalik kafa bunlar Bunlar Abdühcu, bunlar böyle Afganici bunlar Bunların silsilesi o Onlar nasıl diyorlar ya hadisler alay ediyor.
Ne o, soy ismi İslamoğlu olan. Evet alay ediyor. Bunları isim vermezdim önceden, şimdi artık isim veriyorum, ümmet-i Muhammed uyansın bir kimse hadislerle alay ediyorsa, hadîsleri inkar ediyorsa o dinlenilmez, onun sözlerine bakılmaz Onu dinlemek caiz değil. Hatta tam anlamıyla dinlese, doğru söylüyor dese küfre düşer o Tecid-i iman tecid-i nikah gerekli olan Bu böyle bir fikir özgürlüğü filan değil İslam’da fikir özgürlüğü yok İslam’da fikir özgürlüğü yok öyle İslam, Kur’ân, Sünnet de belli Sen kendi kendine benim fikir özgürlüğüm var deyip de sapkınlık yapamazsın, küfre düşersin. Sen eşciselliği fikir özgürlüğü var ben bunu kabul ediyorum diyemezsin. Diyemezsin, haramı helallaştıramazsın yapamazsın, özgürlük adına yapamazsın bunu Ben özgürüm deyip de kalkıp da Allâh’ın zâtını tefekkür edemezsin, yapamazsın.
İslam’da kurallar belli, o kuralların üzerinde oynayamazsın da sen Ayetler belli, hadisler belli Öyle kendi kendine bir dini oluşturamazsın. Bir arkadaş göndermiş, ne o?
Asik-Masuk Iliskisi
Bir tane daha var ya, eli açık mıdır, eli kapalı mıdır nedir? İhsan eli açık, ne diyor? Doğru olursa, dürüst olursa ateiste cennete gider, bak Cennet kendisi mi sanki? Tabii Türkiye’de televizyona çıkmak için absürt şeyler söyleyeceksin çünkü Sen böyle absürt şeyler söyleyeceksin ki bu layık, kemalist kesin var ya seni alkışlayacak Muhtaber insanlar sınıfından olacaksın. Çünkü ülkede kemalistler, layıklar, sosyalistler, kimseler, kimseler Bu muhtaber insanlar sınıfından olacaksın. Çünkü ülkede kemalistler, layıklar, sosyalistler, komünistler Ne o lüks ve sefahat içinde yaşayan, kendisini dindar gibi gösteren yeni türemiş muhafaza kar kesim, dindar kesim yeni türedi bunlar Bunlara şirin görülmek için absürt şeyler söyleyeceksin.
Dinde varmış yokmuş önemli değil, bu da onun gibi Allâh bizi affetsin. Şimdi öyle olunca tabi bunlar sapkınlıkları konuşuyoruz, mecbur kalıyoruz böyle Biz konuya dönelim Allâh’ı tanıma, Allâh’ı bilme hayretten hayrete geçince o kimse diyor ki ya Rabbi benim ilmimi arttır ayetle sabit Niçin Allâh’ı tanıma, Allâh’ı bilme ilmi sonsuz sonu yok ve hayretten hayrete ne yapıyor? Geçiyor Denizin altı mı daha hoştur yoksa üstü mü? Onun oku mu daha ziyade gönül çekici ve güzeldir? O oka karşı siper tutmak mı? Denizin altı mı hoştur yoksa üstü mü? mana alemine daldı, mana alemine dalınca deniz çünkü maneviyatı işaret eder Genelde rüyada da bir kimse denizi görse denize dalsa manevi aleme daldığına dair yorumlanır Deniz uçsuz bucaksız deniz her zaman için maneviyatı simgeler tasavvutta su birlikte Bir kimse denize dalsa maneviyata daldı demektir denizin içerisinde yüzse o yol alıyor demektir içine dalarsa Deniz maneviyatı direkt deniz tasavvutta maneviyatı simgeler maneviyattır direkt denizin altı mı hoştur yoksa üstü mü?
Onun oku mu daha ziyade gönül çekici ve güzeldir? O oka karşı siper tutmak mı? Denizin altı mı üstü mü? bir kimse eğer ki Cenab-ı Hakk’ın ihsanına, lütfuna, rahmetine, iyiliğine, yakınlığına, rızasına, nuraniyetine, sevgi ve keremine Ve bu sıfatlarının daha nice sıfatlarının tecelliyatına mahzar olursa ve bu sıfatları temaşa eder hale gelirse Ve bu sıfatların genel olarak cemal sıfatının altında olduğunu inanır sufiler sıraladığım şeyler Bunlar normalde bunları temaşa etmeye başlayınca bir de celal ismi şerifinin tecelliyatları vardır Celal ismi şerifinin altındaki ismi şerifler öyle diyelim İzzettir, kibriyadır, kahırdır, cebirdir, gazaptır, kudret gibi heybet ve azamet gibi sıfatları da o kimsede tecelli eder O tecelliye mahzar olursa o kimse bu sıfatları aşina oldukça artık o suyun altı mıdır, üstü müdür kalmaz onda Bu hayretten hayrete geçiş onda başlayınca artık altı mı hayırlıdır, üstü mü hayırlıdır celaliyet mi onun için uygundur, cemaliyet mi o artık ondan geçer hatta daha ileri onun üzerindeki celali sıfatlar da cemali sıfatlar da kendi iradesinin değildir artık.
Bakın tekrar söylüyorum o sufi fena haline gelince ve hayretten hayrete geçerken artık kendi üzerindeki celali veya cemali sıfatlarının tecelliyatında kendi ihtiyarı olmaz. Onun kendi aklı kalmaz orada,
Tevhidin Derinligi ve Vahdet
o yüzden celaliyet tecelli ettiğinde onun üzerinden celaliyet akar, cemaliyet onda tecelli edince üzerinden cemaliyet akar Fena haline gelmiş olan bir sufide her iki sıfat da tecelli eden bazen derler ki ya o sırf cemal sıfatıydı, sırf cemal sıfatıysa o yolu yarım kalmış onun Bir mürşidi kamilde hem celaliyet vardır hem de cemaliyet vardır, celaliyet lazım olduğunda celaliyet sıfatları çalışır, cemaliyet lazım olduğunda cemaliyet sıfatı çalışır Cemal sıfatında fâni olan bir kimse neşelenir örneğin o esnada, cemal sıfatı tecelli etmiş cemal sıfatı tecelli edince ihsan, lütuf, rahmet, iyilik, yakınlık, rıza olma, nuraniyet, rahmaniyet, sevgi, kerem sahibi olma artık o cemaliyette onun yanına gittiğinde cemaliyette sıfatı o esnada tecelli etmiş, aldanma buna yalnız, buna aldanma, buna aldanırsan yanar başın Bu sıfat tecelli ettiği zaman bir mürşidi kamilin üzerinde aldanıp gevşeme, aldanıp şımarma, aldanıp küstahlık yapma, aldanıp kendini bir şey biliyormuş gibi zannetme O tevazudan, sevgisinden, muhabbetinden çarpmış o aslında kendinde değil, sen ne dersen de tebessüm edecek o sana ama celaliyete bürünürse yandı keten helva Neden?
Celaliyete büründüğü anda izzet, kibriyat, cebir, gazap, kudret, kuvvet ezer seni parçalar, tuzunu bulamazsın kendinin. Ama normalde bir de, bir de bu fenadan bekaya geçenlerde vardır bu, bunun da altını çizin, fenadan bekaya geçenlerde ayrıyeten kemal sıfatı tam olarak tecelli eder Kemal sıfatı, onda kemal sıfatı tecelli edince onun bir tarafı celaliyet, bir tarafı cemaliyettir. Celaliyetin içerisinde cemaliyet, cemaletin içerisinde celaliyet vardır O artık kemal sıfatıyla, kemal elbisesiyle giyinmiş, kemal elbisesine bürünmüş, onda celaliyeti de, cemaliyeti de aynı anda görmek mümkündür. Ama fena halinde olan bir sufide, çünkü daha onun yolu var, kah celaliyet kah cemaliyet tecelli eder, o daha tam yolunu bitirmemiş, o fena halinde, bekabillaha geçmemiş daha Bunları kitaptan okuyabileceğiniz bilgiler değil, iyi dinleyin.
Çünkü fena halinde olan bir sufi henüz daha tam bir mürşid-i kamil değil, onun celaliyetine denk gelirsen uzaklaşırsın, uzaklaşabildiğin yere kadar Cemaliyetine denk gelirsen o ne kadar güzel yumuşak dersin, ama bir celaliyete bürününce de gidecek yer ararsın kendinde veya kemal sıfatına bürünmüş olan insanda da bu olur. Ama bu kemal sıfatına büründüğü zaman fena olanda da kemal olanda da artık bu sıfatların tecelliyatı ihtiyari değildir Tekrar söylüyorum, ihtiyari değildir, kah celaliyete geçer kah cemaliyete geçer, bu Cenab-ı Hakk’ın evirip çevirmesi ile alakalı, o nasıl çevirirse öyle olur Cemal sıfatında neşelenme, celal sıfatında fâni olma, kemal sıfatı sevme sonucu olur Kemal sıfatı da ne oluyormuş, severekten o sonuca ulaşıyor, aşık olaraktan O yüzden Allâh bizi de inşallah o kemal sıfatı ile sıfatlananlardan eylesin.
O yüzden bu varlığın üzerindeki bütün her şey, her şey celaliyete ve cemaliyete bağlıdır İkiye ayırsak komple varlığı bir taraf celaliyettir, bir taraf cemaliyettir. Onun üzerine bir kubbe koysak o da kemaliyettir. O yüzden mesela âyet-i kerimede der ki Allâh’ın azabı şiddetlidir Öyle değil mi aklıma gelen âyet-i kerimeyi söyledim şimdi ama Allâh’ın azabı şiddetlidir Bu nedir? Bu celaliyettir, Allâh tövbe edenleri sever, bu nedir? Bu cemaliyettir. Bakın bu cemaliyettir, Allâh’ın azabı şiddetlidir Ey iman edenler siz Allâh’ın affına güvenerekten günah işleyicilerden olmayınız Allâh azab edicidir. Bakın bu ne?
Sabir, Riza ve Teslimiyet
Celaliyet, Allâh tövbe edenlerin günahlarını siler, bu cemaliyet Allâh cömert olanları sever, cemaliyet, Allâh namaz kılanları sever, cemaliyet Allâh namaz kılıp oruç tutup hacca giden zekat veren Allâh yolunda cihâd edenleri sever, cemaliyet. Bakın sevgiyle alakalı her şey cemaliyete bağlı, şiddetle, azabla alakalı her şey celaliyete bağlı. Ama bunların üzerindeki sıfat ne? Allâh’ın kemal sıfatı, kemaliyet Allâh bizi onlardan eylesin. Burada bir şey daha belirteyim, öylesi geçeyim buraya Allâh’ın veli kullarında, Allâh’ın mürşidi kamillerinde kemal sıfatına mahzar olmuş, kemal sıfatının tecelliyatında olanlarda Hem celal sıfatı hem cemal sıfatı çalışır, üzerinde hiçbir şekilde eksik kalmaz Ve bu kamil insanlar, bu veli insanlar, bu mürşidi kamiller kendilerine gelen.
Ama cemaliyeti, ama celaliyeti de razı olup kabul ederler Bunun en zor tarafı da bu, celaliyet de gelse kabul edecek, cemaliyet de gelse ne yapacak? Kabul edecek. O yüzden Erzumlu İbrahim Hakkı demiş, lütfun doğuş, kahrın doğuş Lütfun doğuş, kahrın doğuş herkesin söyleyebileceği bir söz değil. Tabii şimdi millet sufili edebiyata çevirdi Seyri sülükten haberi olmayan, ayağına bir iğne bassa bangır bangır bağıracak olan da kimse de Kahrı doğuş, lütfu doğuş diyor, deme kardeşim bu senin sözün değil Ne yapma başkasının sözünü taklit ediyorsun? Ne yapma başkasının sözünü söylüyorsun? O hâlle hallendin mi ki sen? Ama bizde ne yazık ki böyle bir hâl var O hâl ile hallenmediği halde o hâlin sözünü söylemeyi çok seviyoruz biz, edebiyat Oysa Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem adetleri yapmadıklarınızı söylemeyiniz diyor.
Neden söylüyorsun kardeşim? Sen kahrın doğuş derken nereye hoş gelicek sana? Hadi birden bütün malını mülkünü kaybettin ne yapacaksın? Gülüp oynayacak mısın? Üç kuruş vereceği zaman elin zangır zangır titriyor, elektriğe tutulmuş gibi nereye kahrın doğuşluyorsun sen? Bir sivilce çıkıyor çıkmadı gitmedik doktor bırakmıyorsun nereye kahrın doğuşlayacaksın? Allâh hiç kimsenin başına vermesin bir sevdiğini herhangi bir sevdiği Dünyayı olsun, eş olsun, çocuk olsun, anne olsun, baba olsun. Vefat ediyor, ölüyor, elinden çıkıyor Dünya idare ediyor ortalığa nerede kahrın doğuşlayacaksın sen? Bir de melamiler bunu çok yapar her şey onun her şey o deme kardeşim deme yapamazsın. Yapamayacağım bir şey söyleme almış anahtarı da eline sıfır duan almış arkadaş Anahtarlığı böyle attırıyor her şey onun diyor.
Bu ne dedim ben anahtarlık dedi aldım böyle baktı her şey onun dedim her şey de o ondan ona geçti dedim aldım anahtarı O zannediyor ki ben orada duracağım bindim arabaya aldım yürüdüm gittim ders vereceğim ya Gittim arabaya gittim bir araba geçtim Bir saat iki saat üç saat geri döneceğim zannediyor dönmüyorum ben En sonunda ödemiş de oluyor bu bizim Adil geldi dedi abi ya ağlıyacak neredeyse adam dedi gel dedi şunun anahtarını ver Ondan ona geçti ne ağlayacak dedim ya sonra gittim dese orada bekliyor ne oldu dedi mi ondan ona geçti hani her şey onundu Ne oldu? Ne oldu? Ne oldu? Ne oldu? Ne oldu? Ne oldu? Ne oldu? Ne oldu? Ne oldu?
Dunya Aldatmasi ve Ahiret Gercegi
Büyük laf söyleme dedim ezbere laf söyleme Muhittin İbn Arabi Hazretleri Malatya’ya geliyor Malatyalılar ona bir tane tabiri caizse köşk hediye ediyorlar Yeter ki sen burada dur yeter ki sen burada otur yeter ki sen burada kal diyorlar ki bu köşk senin efendim Buyurun anahtarını köşk sizin. Peki diyor giriyor içeri daha oturmamış Kapıya birisi vuruyor çıkıyor buyurun diyor. Şehirlillah Allâh için bana ver demek Üzerine bakıyor ediyor çatıyor hiç dirhem yok para yok üzerinde Köşkün anahtarını veriyor az önce bunu vermişlerdi bana diyor buyur kardeşim al bir şey istemiş Yok çünkü dirhem yok üzerinde köşkü vermiş bunu ona anlattım Dedim Arabi’nin sözünü nakleteceksen her şey onun diyeceksen bu halde olacaksın dedim Yaşım 29’du Yaşım 63 yine aynı şeyi söylüyorum O halde sen o lafı söyle.
Evet malükül mülk olan o Kardeş sen şöyle de malükül mülk o ben ölünce kadar bu malın tasarrufunu bana verdi Bunu söyle ben seveyim seni tamam diyeyim ya gücü buna yetiyor Ben malükül mülk o ben her şey onun tasarrufu da ona ait diyemiyorum Sebep benim tasarrufuma nimetler vermiş Geldi birisi kapıyı vurdu şehirlillah dedi. O zaman o sözünün yerine getireceksin. Boş söz söylemeyeceksin öyle evet söylemiş İbrahim Hak gazeteleri Lütfun onun değil mi bu lütfun doğuş kahrın doğuş. Onun değil mi evet lütfun doğuş kahrın doğuş iyi sen nereye söyleyeceksin. Lütfun doğuş kahrın doğuş hastalıktan şikayet etme soğuktan şikayet etme sıcaktan şikayet etme Hiçbir şeyden şikayet etme ya sen bütün üzerinde bulunan nimetleri üzerinde bulunan gam keder hastalık varlık yoktur her şeyi lütuf gör Hiç itiraz etme hiç isyan etme hiç yüzünü ekşitme diyor ya demen için o öyle evet demen için o öyle yüzünü ekşitme hiç teslim ol Varlık onun mülk onun saltanat onun padişah o yüzünü ekşitme o zaman hiç bu neden böyle oldu deme Deme dediğin an o söz tecelli etmedi velilerde celaliyette cemaliyette tecelli eder onlar celaliyeti de cemaliyeti de gönül razılığıyla kabul ederler Cemaliyeti herkes kabul eder çünkü sıkıntılı olan yer celaliyeti kabul etmektir celaliyeti kabul etmek zordur Celaliyeti kabul etmek zordur intahının sırrı da oradadır zaten sıkıntıyı kabul etmek.
Şimdi şeyh efendi bana söyledi diye söylemeyeceğim ama tecrübe bunlar öyle algılıyım Allâh rahmet eylesin geldi oturdu böyle koltuğun ucuna kadar geldi Musa efendi gel buraya dedi gittim ben böyle oturdum önüne yere diz çöktüm Bundan sonra bir dizine gül yağı dökecekler bir dizine ateş dökecekler ateş dökenle gül yağı dökeni bir kabul etmez onların ikisini de makul görmezsen dedi. Kemal’e Eremen oğlum dedi emredersiniz efendim dedi. Yıl 92 bunu söylediğinde bir dizine gül yağı dökecekler bir dizine de ateş dökecekler Gül yağı dökeni de ateş dökeni de ondan görüp ateş dökene gadablanmıcan gül dökeni de ayrı bir fazla muhabbetlenmeyecen. Demek ki güle de eyvallâh decen ateşe de eyvallâh decen en zor şey budur zaten güle herkes eyvallâh der gül koklamaya herkes gelir ateşten razı olmak zordur burası biraz insanı yorar ama burayı da geçerse evet o kimse Kemal ehli olur Allâh cümlenize nasip etsin inşallah Ne demiş koca bir Mahmud-u Hidayi Bursa’dan gitmeye Bursalı sayılır Hoştur bana senden gelen ya gonca gül yahut diken ya hillatü yahut kefen lütfün de hoş kahrın da hoş demiş Allâh bizi o haline hallene nereden eylesin.
Şu halde ey gönül neşe ve sefayı cefa ve beladan ayırt edersen vesveseye zebin olmuş olursun sen Allâh’ın rızasına iradesine razı olmayıp Allâh’ın senin üzerinde muradına senin üzerindeki tecelliyatına razı olmazsan Ve sen neşeyi de cefayı da sen sefayı da belayı da birbirinden ayırt edip sanki hepsinin de kaynağı o değilmiş gibi görmezsen kendi iç aleminde kemale eremezsin. Allâh’tan razı olacak olan sufiler cefanın da belanın da neşenin de sefanın da çıkış noktasının ve yaratanının Allâh olduğunu kendi içinde ne yapacak?
Mursid-i Kamilin Nuru
İdrak edecek bunun zevkine varacak eğer bunu idrak edip kendi iç aleminde bunlardan razı olmaz bunları hoş karşılamazsa yine kemale eremez yine seyri sülükte takılır kalır Başına bir sıkıntı geldiğinde bir bakmışsın dağılmış o derviş eşinden sıkıntı gelir çocuğundan sıkıntı gelir malından sıkıntı gelir ne bileyim makamından sıkıntı gelir etrafından sıkıntı gelir annesinden gelir babasından gelir bir sıkıntı gelir o sıkıntı geldiğinde razı olup onu tedavi edip sabırla namazla Allâh’tan yardım dileyip zikirle Allâh’tan yardım dileyip onu tedavi edip kendisini de tedavi edip yol yürümesi gerekir Yoksa seyri sülükte orada takıldı babam bana neden bunu böyle yaptı bana neden az mal verdi de öbürküne fazla verdi takıldı gitti adamın dervişti veya hanım bana neden böyle kaşını kaldırdı yok bey bana neden böyle sert baktı yok çocuk beni neden böyle dinlemedi Yok şu neden şöyle oldu böyle mi olur ben namaz kılıyorum ben oruç tutuyorum ben zikrediyorum benim başıma böyle mi gelecek takıldı kaldı adamın seyri sülükü derdim takılıp kalanlarla alakalı Derdim takılıp kalanlarla alakalı derdim yol yürüyemeyenlerle alakalı o yüzden böyle açık konuşuyorum ki herkes buradan bir kendisince dersini alsın üzülüyorum geceleri gözüme uyku girmiyor Kendi kendimi çökertiyorum diyorum ki neden anlamıyorlar neden yolda kalıyorlar bunda da bir hikmet var eyvallâh ama bu dünya geçici tekrar söyledim yaşım 63 oldu bir şey değişmedi Allâh mal verecekse verecek elinden alacaksa alacak Allâh eş verecekse verecek elinden alacaksa alacak Allâh çocuk verecekse verecek alacaksa alacak elinden Sufisin geleni ondan bildiğe yıllarca size bangır bangır bağırıyorum gelmiş ondan bil hoş karşıla güzel karşıla tebessümle karşıla hastalıkmış gammış kedermiş iflazmış kolay değil evet varlıkmış yoklukmuş kolay değil evet Sen mücadele et tedavi et yürüp yolda kalma Allâh seni mutmain olmuş olarak huzurunda istiyor Allâh seni kemale erdirmek istiyor Allâh seni olgunlaştırmak istiyor Allâh’ın senin üzerinde lütufla dolu bir muradı var seni bir dergahla tanıştırmış seni bir zikrullâh alakası ile tanıştırmış rüyanda bir üstadla seni tanıştırmış rüyanda seni bir mürşidi kamilde tanıştırmış Bu Allâh’ın büyük bir lütfu ikramı bu Allâh’ın büyük bir ihsanı bu Allâh’ın yeryüzündeki onca Müslümanın içerisinde özel seçtikleri Bunun kıymetini bil bunun kıymetini gör bunun kıymetini anla Allâh’a yakin olmanın yolunu ara farzları yerine getir nafilelerle Allâh’a yaklaş Allâh’ı sev Resûlullâh salallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine uy üstadının adabına erkanına nasihatlerine uy Allâh için Allâh’a teslim ol Allâh için Allâh’a teslim ol Cennet için değil cehennem için değil dünya malı mülki için değil dünya makamı mevkisi için değil Allâh için Allâh’a teslim ol Allâh için Allâh’a teslim ol O Hz.
Muhammed Mustafa’yı 8. katta yalnız bırakma onun sofrasına oturmaya gözünü dik o mahşer yerinde bütün bütün mahşer halkının kıptayla bakacağı ümmet ol O Allâh’ın gölgesinde gölgelenmeyi kendine hedef seç ben Allâh için buradayım Allâh için Allâh’ı zikrediyorum Allâh için namaz kılıyorum Allâh için oruç tutuyorum Allâh için tövbe ediyorum Allâh için Allâh’tan gelene razıyım Allâh için Allâh başıma ne getirirse başım gözüm üstüne derim de yürü derdim bu derdim başka bir şey değil bu ancak neşeyi sefayı cefayı belayı ayırt etmeden Allâh’ı sevmekten geçiyor Allâh’ı sev şedid bir sevgiyle sev Âyet-i Kerîme’de öyle diyor şedid bir sevgiyle sev o müminler ki Allâh’ı şedid bir sevgiyle severler kuvvetli bir sevgi Allâh sevgisinin önüne bir şey geçirme canım kardeşim mal makam mevki para pul eş çoluk çocuk hepsi de senin hiçbirisi de senin değil hiçbirisi de Annenin karnında kaç param vardı?
Muridin Is Adabi
Annenin karnında ne makamın vardı? Annenin karnında ne mesleğin vardı? Annenin karnında ne ilmin vardı? Seni var etti yoktan Annenin karnını sana cennet bahçesi gibi yaptı. Ne iş yaptın da büyüdün anne karnında? Neydi mesleğin? Arabam alıp satıyordun? Tekstil mi yapıyordun? Ne yapıyordun anne karnında? Anne karnında sana bakan dünyada da sana bakacak inşallah. Tutalım ki senin isteğinde şeker tadı var. Sevgilinin isteği isteksizlik murat ve maksadı terk etme değil mi? Diyelim ki senin isteğinde şeker tadı var. Ne güzel tatlı tatlı şeyler istiyorsun değil mi? Gönle hoş gelen, nefse tatlı gelen istekler yok mu? Var değil mi? Ben duyuyorum böyle mesela ben kendimden önceki tatile çıkmış dur bakıyorum öyle.
Yaş oldu 63. Hiç tatilimiz olmadı. Öyle Deniz kayına gidelim de çipil diyelim orada. Diyorum şikayet etmiyorum. Mustafa Özbay yazmamış sana diyorum. böyle bir hayatı yazmamış sana. Razı ol. Senin isteğin ama bu normalde bundan sonrası kendime ait değil. İster insanoğlu. Nefis çünkü ama diyor ki tut ki senin isteklerin şeker tadında ama onun muradı öyle değil. Onun senin üzerindeki planı programı öyle değil. Sen güzel şeyler kendince nefsine tatlı şeyler istiyorsun ama onun senin üzerindeki planı programı öyle değil. O zaman diyor sen ona uş. Senin isteklerin sana tatlı geldi hoş geldi. Uygun gördün ama senin isteksizliğin dahi sevgilinin muradıdır. sen bir şeyde isteksiz durdun öyle istemedin.
Bu artık fena halinin halleri tekrar söylüyorum. Bunlar fenaya ermiş olanların sevgisulükte fenaya erenlerin hali. Senin üzerindeki bir şeyin isteksizliği de ona ait. Senin bir şeyi istemende ona ait. İstediğin halde vermemek de ona ait. İstemediğini burnunun dibinde bitirmek de ona ait. Sana ait değil bunlar. Sen sadece her geleni bir gör ve say bir daha. Lapseki’de oturuyom böyle tek başıma hava soğuk mu soğuk. Banka oturdum böyle dalga vuruyor böyle nasıl fırtına var. O ara bir lapseki sevdası var bende üşüme koşuma gidiyor orada. Gelip olduktan sonra orada nefesleniyorum kendimce. Çok soğuk günleri tercih ediyorum ama. Oturuyom böyle bir bayan geldi. Eline çay termos almış tepsi yapmış böyle tanımıyorum kendisini.
Böyle baktı gördüm seni dedi iyi bir insana benziyorsun dedi. Çay getirdim sana dedi. Hava çok soğuk dedi. Ne yapıyorsun ki burada dedi. Ben hiç yüzümü çevirmeden denize bakıyom ben dalgaları sayıyom dedim. Bu gelen kaçıncı dedi bir dedim. Geldi vurdular kıyıya attı böyle. Bir daha karşıdan böyle daha şedid geliyor güldür güldür geliyor. Ben ama böyle ellerimi bağladım. Diyorum gönder bu kaçıncı dalgan bilmiyorum ki. Bu kaçıncı ayaz akalışım bu kaçıncı soğuğu akalışım. Ya dondur beni burada kendine al. Ne yapacaksın sen yap gecenin yarısında kendi kendime konuşuyom ben. Kadın da öyle yan tarafta duruyo. Ben bakmıyom yandan görüyom. Daha kuvvetli geliyor dedi. Geldi bir daha vurdu. Bu kaçıncı dedi bir dedim benle.
Bir daha geldi vurdu bu kaçıncı bir. Bir daha geldi vurdu bu kaçıncı bir. Elinde duruyo termosla tepsi. Bir elinde termos bir elinde tepsi. Dönüp bakmıcam mı dedi onu seyrediyorum şimdi senden uğraşacak halim yok dedim. Nasıl dedi? Diyor ki dedim benden başkasına gözünü çevirirsen gözün çıksın.
Kalp Alemi ve Ilahi Tecelli
Diyor ki dedim benden başkasına gönlüne koyarsan gönlün kopsun. Diyor ki dedim benden başkasına dinlersen kulağın sağır olsun ebedi duymayasın. Benden başkasına yürürsen ayakların kötürüm olsun. Benden başkasına tutarsan elin kötürüm olsun. Benden başkasına dönersen döndün yer cehennem olsun diyor dedim. Durdu. Ben seni tanıdım dedi. İyi dedim tanıdıysan. Sen beni tanıma onu tanıtanacaksan dedim. Benim iksirimi bozdun benim gecemi bozdun benim keyfimi bozdun dedim. Yâr ile arama girdin. Mâni sıfatı tecelli ettirdin. Perdeledin beni dedim. Ama o da ondan dedim. Hadi bak işine sen dedim. Beni onunla baş başa bırak. Aldı gitti tanımıyorum hâlâ. Ben tabii dedim döndüm. Ah dedim kara gözlüm. Ah cefalım benim ah vefalım.
Bu gecelik bu kadarmış dedim. Madem ki sen bir mâni sıfatı gönderdin naz ettim. Aha ben de gidiyom dedim. Yürüdüm gittim. Onun muradı neyse senin önün üzerinde senin kazanı örür o. Sen zannedersin ki renk benim rengim. Öyle zannet gene sen. Sen perdenin önünde renk senin şiş senin. Ondan sonra yün senin. Öyle ya sen ördün. Ah canım benim. Sufilik yoluna girdiysem bu zandan ibaret. Sufilik yoluna girdiysem bu yol onu kaldırmaz. İp de onun şiş de onun renk de onun kazak de onun. Örendi o. Sen onun ördüğü kazağı giy. Sakın dar geldi bu sıktı beni. Sakın bu bol olmuş biraz ya benim vücuduma göre değil. Sakın bu renk benim hoşuma gitmedi. Sakın şu şöyle olmadı bu böyle olmadı deme. Deme. Onun müsaade etmediği gelmeyecek sana.
Ben şimdi bazen iş yaptırırım etrafımdaki insanlar benim böyle patinaç çeker. kim mobilya olacak. Burhan selamünaleyküm aleyküm selâm. Gel abicim buraya bir mutfak yap ya. Ne renk yapalım ne istiyorsan onu yap Burhan karışmıyor mu? Burhan gelir kendi kafasına göre yapar bakar. Ya çok güzel olmuş. Sen mi seçtin? Hayır yok. Burhan yaptı. Nasıl yandı? Basma ya. Sen seçmedin mi? Hayır ben seçmedim. Burhan yaptı diyorum ben. Ya seçen o. Ondan sonra Adnan Hoca, Adnan Hoca gel de dedim ya. Buraya dedim bir gör de buraya dedim bir koltuk alsa. Harbiden millet zannediyor ki Adnan’ın dükkanına gideceğim de koltuk beğeneceğim de. Yok ya. Ama siz böyle yaşamazsınız. Adnan gönderiyor halısını da koltuğunu da.
Ya çok güzel olmuş. Adnan gönderdi. Nasıl yani? Basma ya. Sen gidip seçmedin mi? Hayır. Hayır. Ama cebriyeye düşmeyin. Teslimiyete düşün. Cebriye gibi düşünme. Teslimiyet. Bakın teslimiyet. Teslim ol. Teslim ol bırak. O senin rengin neyse gelecek o. Ah sevgilim derdim senin memnun olmandır. Senden başka derdim gamım olmasın. Gönlüm seninle dolsun isterim. Ne tarafa dönsem senin cemalini dilerim. İsteyim isteyim olsun isterim isterse celalin olsun. Muradın muradım olsun isterim. İstersen kemalin olsun. Onun her bir yıldızı yüzlerce hilalin kan diyetidir. Ona alemin kanını dökmek helaldir. Burası karışık kuruşuk biraz uzun. Saat yirmi iki yirmi arkası yarın. Bu böyle yine telleri yakacak bir yer.
Tabir-i caizse biraz uğraştırıyor. O yüzden önümüzdeki haftaya inşallah Allâh izin verirse devam edeceğiz. Not düşmüşüm. Dilediğini ne bir resul edersin. Dilediğini mürşid vehli edersin. Dilediğini mümin edersin. Dilediğini kaftağına sultan edersin. Dilediğini süruza postunu sararsın. Dilediğinin kanından değirmen kurarsın. Dilediğinin gözyaşından değirmen kurarsın. Dilediğini aşk kadar içirir, mecnun edersin. Dilediğini aziz eder, nebilere dost edersin. Dilediğini zelil eder, cehenneme odun edersin. Veren sensin, vermeyen sen, alan sen, dilediği olan, dilemediği olmayan da sensin. Diyelim şimdilik sohbeti kapatalım.
Kaynakca ve Referanslar
- Mevlana ve Mesnevi: Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî; Abdulbâkî Gölpınarlı, Mesnevî ve Şerhi; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; Reynold A. Nicholson, The Mathnawi of Jalaluddin Rumi; William Chittick, The Sufi Path of Love; Annemarie Schimmel, The Triumphal Sun; Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn.
- Ümmet ve Tevhid: Âl-i İmrân 3/102-103; Mâide 5/54-56; Bakara 2/163-165; İhlâs 112/1-4; Buhârî, Îmân 17; Müslim, Îmân 153.
- Sûfîlikte Usûl: Kuşey-rî, er-Risâle; İmâm Gazâlî, İhyâ ’Ulûmi’d-Dîn; Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîrü’l-Kulûb; Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl fi’l-Evliyâ; İmâm Rabbânî, Mektûbât.
- Nefs Terbiyesi: Yûsuf 12/53; Şems 91/7-10; Ahzâb 33/72; Muhâsibî, er-Ri’âye li-Hukukillâh; İbn Kayyim, Medâricü’s-Sâlikîn.
- Kur’ân ve Sünnet Sadakati: Haşr 59/7; Nahl 16/44; Âl-i İmrân 3/31; Muvatta, Kader 3; Tirmizî, İlim 16.
- Tekfir Yasaklığı ve Hüsnü Zan: Hucurât 49/11-12; Buhârî, Edeb 73; Müslim, Îmân 111; İbn Teymiyye, Mecmû’u’l-Fetâvâ 12/466.
- Zikir ve Mürâkabe: A’râf 7/205; Ra’d 13/28; Ahzâb 33/41-42; Buhârî, De’avât 66; Tirmizî, Da’avât 9.
- Hevâ-Heves Yasağı: Sâd 38/26; Câsiye 45/23; Mâide 5/77; Furkân 25/43.
- Âile, Komşuluk ve Âdâb: Nisâ 4/34-36; Rûm 30/21; Tahrîm 66/6; Nûr 24/27-31; Hucurât 49/13.
- Siyonizm-Mason Perspektif: Theodor Herzl, Der Judenstaat; John Robison, Proofs of a Conspiracy; Noam Chomsky, The Fateful Triangle; Mustafa İslâmoğlu, Yaşayan Kur’ân.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Zikir, Tevhîd, İhsân, Nefs, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı