Soru & Cevap

2021 Sohbeti #39 — Rü’yetullâh ve Edeb Dervişliği


Geçen Hafta Kaydın Alınmaması

Geçen hafta bir yanlış anlaşılma olmuş. Ben önceden böyle bir çay içeriz, böyle çay sohbeti gibi bir şey yaparız. İnternetteki arkadaşlar buna böyle canları sıkılmasın diye. Öncede dedim kamerayı kapatın diye, sonra yanlış anlaşılır diye açın dedim. Ama onlar da bunu yanlış anlamışlar, açmamışlar. O yüzden sohbetin bir kısmı, daha doğrusu zikrullahdan önceki sohbetin bir kısmı kaydı alınmamış. Hayırlısı olsun. O yüzden sohbeti izleyen arkadaşlar bu konuda bana söylediler, sohbeti izleyemedik diye. Nasîb öyleymiş. Sûfîlerde böyle bir işin kolaycılığı vardır. Hikmet böyleymiş, nasîb böyleymiş. Kısmet bu kadarmış. Öyle iş geçer o yüzden demek ki o da öyle olacakmış. Sadece buradakiler dinleyebilecekmiş.

Ondan sonra kaydı alınmaması gerekiyormuş demek ki. Bunda da bir hikmet var. Biz çünkü önümüze gelenin alnına-mınına çaktık geçtik herhalde. Biraz geçen hafta. Ama çaktık derken iş şey değildi. Ne o? Yerli yerindeydi böyle. Yûsuf Hoca var mıydı bir sıkıntı? Yüzyılın sohbetiydi. Allâh’ım iyisin inşâallâh. Biraz böyle cemâatleri, tarikatları Türkiye’deki oluşumları analiz ettik. analiz ederken de yıl 1986, 1987, 1988, 1989, 1990’a kadar. O güne kadar olan ondan sonra. O güne kadar bizim tanıdığımız bildiğimiz cemâatler, tarîkatler o topluluklarla alakalı. Öyle bir şey oldu. Ne o? Sohbet oldu. Tabii 90’ından sonra değişmişlerdir, değişmemişlerdir. Farklı cenahlara, farklı noktalara gitmişlerdir.

Eğitim olarak veyahut da duruş olarak. Bilemeyiz. Son dönemden de biraz daha örnekler verdik. Mesela öyle o noktadaydı. Allâh hayırlısını eylesin inşâallâh.


Hastâ Değilken Hastayım Demeyin

Annem ayaklarından rahatsız yürüyemiyor. Doktorlara gitti, bir türlü şifâ bulamadı. Annem için üzülüyorum, ne tavsiye edersiniz. Rabbim hayırlı şifâ versin. Cenâb-ı Hak hastalığı yaratmazdan önce şifâsını yaratırmış. Dertten önce dermanını yaratırmış. Rabbim buldursun inşâallâh. Âmîn. Bir insan başka bir insana kolu ağrımıyorsa, kolum ağrıyor dese, başı ağrımasa başım ağrıyor dese yalan söylemiş mi olur? Hem yalan söylemiş olur hem de mesela kolu ağrımadığı halde kolum ağrıyor derse kolu ağrır sonra. Bir yalan söylemiş olur. İki, o dertle kendisi müptela olur. O derde bulaşır. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden hasta değilken hastayım demeyin.


Az ve Devâmlı İbâdet, Güzel Ahlâk

Allâh muhâfaza eylesin. Teheccüd namazıdır, evvâbîn namâzıdır, zikirdir, tespihtir, aşkla, şevkle çekmeye çalışıyoruz. Bazen oluyor ki ister istemez, bıkkınlık, isteksizlik oluyor. Bundan kurtulup her daim aşkla, şevkle yürümek için ne tavsiye edersiniz? Kâh eseriz yeller gibi, kâh coşarız seller gibi, gel gör beni aşk neyle dedi. Kâh çıkarız tuğri sînâya, kâh batarız nefsimizin bataklığına. Hepsi de insan için. O yüzden bir ölçüde bir kararda insanın gitmesi biraz zor. Ama az ve devamlı olan ibâdet Allah katında makbuldür dedi. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem. O yüzden teheccüdü 12 rek’at her gece kılamayabilirsin, güç yetiremezsin. 2 rek’at 2 rek’at kıl. Veya evvab-ı namâzı 2 ile 6 rek’at arasında kılın.

Her gün ona güç yetiremeyeceksen 2 rek’at 2 rek’at kıl. Bir gün 6 rek’at kıl, ertesi gün hiç kılma yapma. Az ama devamlı. Bir hadîs-i kudsî de siz yorulursunuz Allâh saymaktan yorulmaz diyor. Siz yorulursunuz. O yüzden bir kimse ibâdet etmekten yorulur. Allâh saymaktan yorulmaz. Allâh yazmaktan yorulmaz. Ama sen yorulursun. O yüzden biz az ama devamlı olanı tercih edelim. Ahlâkımızı üstün tutalım, güzel tutalım. Ahlâkımızı temiz tutalım. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim dedi. Bugün için en önemli ibâdetlerden birisi güzel ahlâk sahip olmak. Diline sahip çıkmak, gözüne sahip çıkmak, eline sahip çıkmak. Harama düşmemek. Harama yeltenmemek.

Bugün için en önemli ibâdet o. Harâmdan uzak durabiliyorsan dilinden diğer insanlar ve Müslümanlar emin iseler dilinden senin. Beş vakit namâzını kılıyorsan, orucunu tutuyorsan, zikrini yapıyorsan yemin ediyorum bu yeter sana. Dilinden diğer insanlar senin emin olsunlar. Bu kadar. Bakın dilinizden emin olsun diğer insanlar. Yeter. Evde eşin senin dilinden emin olsun. Çocukların senin dilinden emin olsun. Etrafındaki arkadaşların dilinden emin olsun. Dervişler senin dilinden emin olsun. İş arkadaşların senin dilinden emin olsun. Birinci derecede kadınlar da erkekler de herkesi bağlıyor. Eşleriniz ve çocuklarınız sizin dilinizden emin olsun. Hem derviş hem küfür ediyor, hem derviş hem hakaret ediyor, hem derviş hem yalan söylüyor, hem derviş hem dedikode ediyor, hem derviş hem dile geleni söylüyor.

Yûnus diyor ya öyle dervişlik dursun diye. Allâh muhâfaza eylesin. Dilimizden inşâallâh bütün insanlar emin olsun bizim.


Gönülde Zikrullâh Kalmayınca Şeytân

Sohbetlerinizde kalbime şeytânın işediğini, kalbimin küflendiğini öğrendim. Toparlamak bu halden kurtulmak için ne yapabilirim? Duaınıza ve tavsiyelerimize ihtiyacım var. Toparlamaya çalışırken bir süre sonra daha da kötü biri olduğumu düşünüyorum. Teşekkür ederim, hakkınızı helâl edin. Helal olsun. Bir kimsenin gönlünde zikrullâh kalmazsa şeytân onun gönlüne bevleder. Bir kimse namâzı terk ederse şeytân onun için oturmuştur. Bir kimse kasten namâz kılmıyorsa o şeytânın emrindedir. Bakın o şeytânın emrindedir. Namâzı kasten terk eden bir kimse şeytânın emrindedir. Direkt sûfî için veya sûfî olmayanlar için kalbinde zikrullâh yok ise onun kalbine şeytân bevleder. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden namazınızı, zikrinizi hiç gevşetmeyin.

Mesnevide geçen armut ağacı hikayesine anlatılmak istenen nedir, hikmeti nedir? Mesnevî ezberimde değil, hakkınızı helâl edin. Bir de biz burada Mesnevî sohbeti yapmıyoruz. Mesnevî sohbetleri cumartesi günleri biliyorsunuz. O yüzden burası böyle spontane sorulara cevap veriyor. Sufilikle alakalı, gündem serbest burada. 3 aylık oğlumuzun gaz problemi var. Gazdan dolayı hep huzursuz ve bazen emmek istemiyor. Ne tavsiye edersiniz? Bir de uykusunda bazen ağlıyor, bazen ağlamakla ses çıkarıyor. Gaz varsa anne yiyeceğine, içeceğine dikkat edecek. Annenin sütünden kaynaklanıyor. Vajinismus, cinsel birleşme denemelerinde vajina kasılmaları olan bir kadına tedâvî sürecinde eşi nasıl davranmalıdır? Bu sadece bununla alakalı değil.

Erkekler eşlerini bu konuda çok fazla zorlamamalı. Eşlerine iyi niyetli davranmalı. Eşlerini bu noktada üzmemeli. Bir rahatsızlık varsa onun rahatsızlığına saygı göstermeli. Bu konuda doktora müracaat edip nasıl davranması gerektiğini de inşâallâh öğrenebilirler.


Hâcı Erkan Rü’yâsı ve Rü’yetullâh

Hâcı Erkan Şener’in sizin yüzünüze baktığında Allâh’ı görmesi hakkında. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi İlâhiyât Fakültesi öğretim üyelerinden Doktor Öğretim Üyesi Cumali Kösen. Tırnak içerisinde derviş ve sufilerin bu konuyu tartışmaması gerektiğini, bu konudaki ilmî açıklamaları konuyu merak edenlerin, reddedenlerin kendisiyle görüşmesi gerektiğini, konunun hak olduğunu beyan etmişlerdir. İletişim için Cumali Kösen Gogula yazabilirsiniz. Eyvallah. Bu mesele Rü’yetullâh meselesi, sufilerin arasında tartışılmıyor. İşin acı tarafı bu. Rü’yetullâh haktır. Bir kimse rüyâsında halinde Allâh’ı sıfatsal tecelliyet olarak herhangi bir surette görebilir. Bu konuda hem hadîs-i kudsîler var, hem hadîs-i şerîfler var.

Hem İmâm-ı A’zam’ın, hem İmam-ı Mâtürîdî’nin, Hanefîlerin, İmamların bu konuda fetvâları da var. Bununla alakalı herhangi bir sufilerin bir sıkıntısı yok. Hanefîlerin de bir sıkıntısı yok. Sabunisinden, Nesefîsine kadar, Mâtürîdîden, İmâm-ı A’zam’a kadar bunun hak olduğunu söylemişler. Bununla alakalı, Riyatullahla alakalı sıkıntı Diyânet ve İlâhiyât çevrelerinde var. Ne acı ki böyle. Diyânet ve İlâhiyât çevreleri hem böyle Diyânet’in yayınlamış olduğu İslâm Ansiklopedisi’ne bu konuyu koymuşlar. Hem hadîs-i kutsilere, hem hadîs-i şevklere, hem analizlere koymuşlar. Diyânet, kendi İslâm Ansiklopedisi’ne. Ama ne yazık ki, mesela Bursa İlmihâli başta olmak üzere, bundan haberleri yok. Ya da bir Mustafa Özbağ fobisi var. böyle bir şey görülür ama Mustafa Özbağ şeklinde, suretinde görülmez diye böyle bir fobileri var herhalde.

Veyahut da kasıtları var. Ama ne yazık ki Diyânet kendi Ansiklopedisi’ne almış olduğu konuyu kendi müftüleri reddediyor. İlâhiyât fakültesindeki öğretim üyeleri, profesörler, veya ne bileyim doçentler, bir kısım profesörler, doçentler, bunu da reddediyorlar. Bunun tartışması çünkü İzmir’de Dokuz Eylül Üniversitesi’nin öğretim üyeleriyle başladı. Bu mesele orada patlak verdi. işte görülürdü görülmezdi diye. Ben de Hâcı Erkan’a dedim, anlat rüyanı. O da anlatınca Allâh’ı senin suretinde gördün deyince tesettüre bıraktılar hepsini. Tabiri caizse. Ardından dedim ki gelin önümüzdeki ay, gündem serbest konu bu olsun dedim. Gazemir’de dedim, kültür merkezinde bu konuyu ilmî olarak dedim konuşalım. Neyiniz varsa getirin dedim.

Ben de neyim varsa getireceğim dedim. Orada ilmî olarak dedim konuşalım. Tabii ben profesör değilim ya herhalde ondan olsa gerek. eve gidip açıp okudularsa, açıp okuduktan sonra varmış ya evet ya diye gördülerse gelmediler. Bir daha da bizde de irtibatta kurmadılar. Öyle bir onlarda bizim Halîd Hoca’nın dediğine göre ilmî kibir var değil mi? Halîd Hoca neydi senin tabirin? İlmî kibir, akademik kibir. Evet öyle bir herhalde akademik kibirleri var ondan sonra gelmediler tabi hiç önemli değil. Tabi bu mesele sonra Türkiye’de gündeme oturdu. Mustafa Özbağ’ı hakaret etmek isteyenler, laf söylemek isteyenler. Vay kendini ne o? Allâh’lık iddia etti deyip ondan sonra meselenin ne olduğunu ne olmadığına bakmadan önüne gelen bir şeyler söyledi önüne gelen bir şeyler dedi.

Ondan sonra din cahili çünkü ilâhiyattaki profesör de din cahili. Sebep okumamış onu. Ya da okumuş anlamamış kafası almamış kalbi almamış beyni almamış. Öyle bir algı problemi de olabilir. E Diyânet de ona kaza zaten. böylece bir ortalık karman çorman oldu. O yüzden Cumali Hoca arabicidir kendisi. Gene İbn-i Arabî ehlinde duruyor mu? Cumali Hoca arabicidir kendisi. O yüzden İbn-i Arabî ehli olup da rüyetullahı kabul etmemek mümkün değil zaten. Cenâb-ı Hak sıfatsal olarak her an tecelli eder her şeyin üzerinde. Allâh râzı olsun bu konuda böyle bir açıklamada bulunmuş kendisine teşekkür ediyoruz buradan. Siz mikrofonu açın. Konu tam bu mihvalden ziyade sizin kendinizi Allah olduğunuzu ima etmeniz üzerine kuruluyor. orada Hâcı Erkan’a söylettirip sanki planlı bir şekilde söylettirip kendinizi Allah yerine koyduğunuz imasıyla bu konuya yaklaştıklarından.


Cumali Kösen’in İlmî Destekçiliği

Cumali Kösen Bey’im şunu söyler. bir kimse Mu’tezile’nin dışında bütün mezhepler rüyetullahı kabul ediyor. Bir kimse Allâh’ı sevdiğinin suretinde görmeyecekler. Neyde görecek? bir çocuk Allâh’ı babasının suretinde de görebilir seviyorsa. Veya annesinin suretinde veya çok sevdiği birisinin suretinde de görebilir. Bu konuda siz hizmetinize devam edin. Gayret edin mücadele edin. Varsa bir derdi olan gelsin bana bunu anlatsın dedi. Ben ona ilmî olarak hem ilâhiyât aklıyla hem mantığıyla hem fikriyle bu cevapları veririm. Siz dedi çalışmalarınızda gayretinizi bu mikrofonu devam edin. Bu ben üstüme alıyorum dedi. Her ilâhiyât kim profesörü varsa fikri varsa düşüncesi varsa gelsin bana söylesin. Google’a Cumali Kösen yazıldığında bütün her şeyi çıkar dedi.

O zaman bir tırnak açayım burada ben. Şimdi bunu konuşmak istemiyordum. Bu konuyla alakalı Diyânet beni mahkemeye verdi. Öyle mi oluyor Mehmet Emin mahkemeye vermek mi oluyor? Evet. O zaman Cumali Hoca’yı mahkemeye davet edelim. Bir bilir kişi olarak olmaz mı? Evet. Cumali Hoca konunun bilir kişisi olarak doktora tezini de arabi konusunda yapan bir kişi olarak bu noktada destek verecektir. konunun destek de istedim. Konunun ilmî derinliğini anlatacak. Elhamdülillâh. Bir kişi bilmeyebilir anlamayabilir. Mehmet emine de bir tane mikrofon verin. Evet. Yazılım mütalasını verirsen. Sizin talep etmeniz gerekir. Talep etmeniz gerekir. Talep etmişseniz. Talep edelim o zaman Mehmet Emin. Böyle ilmî bir mahkeme değil ilmî bir… konunun ilmî derinliğini netleştir.

Hatta İbn-i Arabî’nin bu konuda çok iyi olduğunu gezegenlerin arasında dolaştığını. İsteyenlere diğer gezegenlerin koordinatlarını verebileceğini. Hatta bir grup meleği gördüğünü. Yolda meleklere arabinin sorduğunu nasıl nereye gidiyorsunuz. Meleklerden insanların daha hızlı gittiğini. Bu sıraya sormuşken yakalamışken meleklere bir sorayım. Ee dediğini meleklere şunu sorduğunu. Adem’den bu yana kaç sene geçti. Meleklerin de şöyle cevap verdiğini. Hangi Adem? Bunun üzerine İbn-i Arabî mantığını ve felsefesini bilen bu konuda hem yüksek lisans hem doktor atezi olan. İlmî derinli olan. Sorulabilecek bütün bu konulara cevap verebilecek nitelikte olan Cumali Kösen beyefendi. Bu konuda her kimin aklına ne takılmışsa neyin reddiyesi varsa bu konuda bekler.

Allâh râzı olsun. Kendisi topu üstüne almıştır. Allâh râzı olsun teşekkür ederiz sağ olasın. Evet bu konu tabi aslında tarih boyunca bir müddet böyle tartışılmış. Ama sonradan Osmanlı’nın bilhassa son böyle pardon son demeyim başından 300-400 yıl önünde bu iş oturmuş.


Fâtih’ten Sonra Tekke-Câmi-Medrese

Tâbirci Aysel Fatih Sultan Mehmed Han Hazretleri zamanında temellere atılmış oturmuş. Çünkü Fatih Sultan Mehmed Han Hazretleri herki görüşü de toparlatmış. Herki görüşün normalde ana temellerini savunmalarını ve tezlerini ve karşı tezlerini toplatmış. Ve bu konuda Fatih Sultan Mehmed Han Hazretlerinin muhteşem bir çalışması var. Ve bunun üzerine Osmanlı Devleti tasavvufî sûfî bir kanattan yoldan yürümüş. o Fatih Sultan Mehmed zaten Türkler öteden beri sûfîlî üzerinde dini tanımışlar ve yaşamışlar. Fatih Sultan Mehmed Han Hazretlerinden sonra devlet de bu konuda sûfîliğe açık sûfîlikle beraber yürüme yolunda yürümüşler. O yüzden gittikleri yerlerde muhakkak câmilerin yanına bir tekke kurmuşlar.

Ve tekkelerle câmilerle medreselerle bu tekke câmi medrese üçlüsü birbirinden hiç ayrılmamış. Medresede insanlar dinin zâhir kısmını tedrîsât etmişler. Câmilerde ibâdet etmişler. Tekkelerde de Allâh Allâh nidalarıyla Allâh’ı sevmişler. Toplumun içerisinde bir çimento olmuşlar sûfîler. Ve 500 yıl boyunca tekke-câmi-medrese üçlüsü hiç birbirinden ayrılmamış devam etmiş. Ne zaman ki Osmanlı’da son dönem ve cumhuriyetle beraber bu tekke-câmi-medrese üçlüsü bozulmuş. Bozulduktan sonra da zaten herkes ve her şey bozulmuş hala da bozuk bir şekilde ne yazık ki devam ediyor. Allâh bizi affetsin inşâallâh. Rabbim inşâallâh tekrar derlenip toparlanıp o eski şanlı şöhretli günlerden daha iyi, eskiden daha güzel, eskiden daha ileri, eskiden daha derin günler cümlemize nasîb eylesin inşâallâh.

Evet başka sorusu olan varsa söyleyeceği olan…


Bir Edebe Bin Derviş Fedâ Edilemez

Evet Sıtkı. Bir edebe binlerce dervişin feda olsun. Evet Abdülkâdir-i Geylânî Hazretleri’nin sözü bir edebe binlerce derviş feda olsun. Şimdi bu edeb konusunda binlerce dervişi feda ediyorsa bu edebin derken bu edeb dervişler üzerine mi söyleniyor? başka bir edeb şeyleri de mi? Peki bunu şey yapamıyor mu efendim yani? Burada binlerce dervişi bir edebe feda ediyoruz bu şeyin… Biraz seyreyeceğim. Sakin ol. Evet. Şimdi o zaman bir edebe uyana bizim binlerce derviş mi feda ediliyor? Bizde yok, binlerce o yüzden feda edemiyoruz. Onun sözüne karşı gelmek değil. O edebin kıymetini anlatmak için şathiyyevârî söylenmiş bir söz. Edebin kıymetini, ahlâkın kıymetini göstermek için, idrak edilmesi için söylenmiş bir söz.

Abdülkâdir-i Geylânî Hazretleri öyle binlerce dervişi feda etme noktasında olmaz değildir. Bir kimsenin bir Allah demesi belki de binlerce edepten daha kıymetlidir. Çünkü Allâh’ı zikir en büyük iştir. Allâh’ı zikir en büyük iş ise o zaman önemli olan o kimsenin Allâh’ı zikretmesidir. Allâh’ı zikrederse onda edep de oturur. Allâh’ı zikrederse onda ahlâk da oturur. Allâh’ı zikrederse onda her şey yavaş yavaş oturur. O yüzden evet, edebin ehemmiyetini, edebin üstünlüğünü, güzelliğini anlatabilmek için söylenmiş şathiyyevârî bir söz olarak kabul ediyorum. Eğer edep sünnet ise niye ise eyvallah. Eyvallah. Bunu kimsenin söyleyecek bir laf yok ama bir sünneti terk etti diye de binlerce dervişi yine feda edemeyiz.

Veya bir farzı terk etti diye yine binlerce dervişi feda edemeyiz. Yok. Böyle algılanırsa zaten işin içinden çıkamayız. Hele bu zamanda. Şeytanın herkesi yutmak için hazır beklediği bir zamanda ve yuttuğunda. Buraya millet zikrullâh’a gelirken kolay gelmiyor. Bir tane değil, binlerce şeytân arkasından çekiyor herkesin. O bütün kardeşler, o binlerce şeytânın kancasından kurtulup, o binlerce şeytânın kancasından yırtıla yırtıla gelip buraya gelecek. Biz de yok boynunu bükmedin, sen yok üç adım yapmadın, yok burada yanındakinden konuştun, yok burada yanındakına güldün. Yok sen şunu şöyle yaptın, yok sen bunu böyle yaptın deyip de onları feda edemeyiz. Yok ben yapamam. Allâh’ı zikredenler hep üstündür.

Fazîletçe kim daha namâz kılanların içinde fazîletçe üstün olanlar kim ya Resûlallâh? Allâh’ı zikredenler. Oruç tutanların içinde fazîletçe hangisi daha yüksek ya Resûlallâh? Allâh’ı zikredenler. Zekat verenler, hacca gidenler, cihâd edenler hepsini de söylüyor. Bütün ana ibadetleri hepsini de Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki Allâh’ı zikredenler daha üstündür. Herkes namâz kılabilir, Allâh’ı zikreden daha üstündür ama. Herkes oruç tutuyordur, Allâh’ı zikreden daha üstündür. Herkes zekât veriyordur, Allâh’ı zikreden daha üstündür. Herkes cihâda gidebilir, Allâh’ı zikreden ondan daha üstündür. O yüzden zikir üstündür. Bir kimsenin Allâh’ı zikretmesi en büyük ibadettir.

En büyük ibadete gelmiş o kimse buraya. Biz ona kalkacağız ki sen bu edebi terk ettin, burayı terk et git. Böyle anlaşılırsa bu olur o zaman, Allâh muhâfaza eylesin. O zaman bende dahil hiç kimse kalmayacak burada. Ben öyle görüyorum. Ben kalırım diyen varsa söylesin. Diyelim ki bu arkadaş çok edebliymiş, bu kalırmış diyelim. Onu şeyh kabul edelim, gidelim elini öpelim. Sıkıntı değil. o çünkü tekrar söyleyelim, meseleyi toparlayalım, dağıtmadan. Edebin ehemmiyetini göstermek için söylemiş olan bir söz. Ben öyle algılıyorum. Bir başkası feda edebilir bir şey demem. Ben edemem. Benim için Allâh’ı zikreden insanlar kıymetli. Ben kimsenin bile bile gönlünü kırmak istemem, incitmek istemem. Allâh’ı zikre gelmişler.

Doğruyu anlatırım, hakîkati anlatmaya çalışırım. Nefisle mücadelede neler yapılması gerektiğini anlatmaya çalışırım. Zaman zaman sesim yükselir, zaman zaman hiddetlenirim. Ama o derviş kardeşlerin şahsı, mâneviyâtlarıyla alakalı değildir. onların yapmış olduğu hatalarla alakalıdır. Onların hatalarından dönmelerini istediğim içindir. Onların o hataları yapmamalarını istediğim içindir. Yoksa hepinizi de severim Allâh için. Hepinizle de dostum, arkadaşım, kardeşim. O yüzden bir sıkıntım yok. Ama benim için, bütün ben sûfî olduğum zamandan beri, yıl 86’dan beri, Zikrullâh alakasına gelen bir kimse kıymetlidir. Ben oldu molası Perşembe derslerini, büyük zikirleri hep önemserim. Bir kimse eşinden, çoluğundan, çocuğundan, işinden, aşından, her şeyinden fedakarlık edip buraya derse geliyorsa kıymetlidir benim için.

O yüzden ben feda edemem. Başkasına da feda ettirmem. Ben o yüzden derim, arkadaşlar, hizmet edenler, kimseye ters davranmayın. Allâh için hizmet ediyorsunuz siz de burada. Bu çay Allâh için dağıtılıyor. Tebessümlü dağıt. Bu çorba Allâh için dağıtılıyor. Tebessümlü dağıt. Herkes derviş, herkes sûfî. Herkes Allah demeye geldi. Birbirine nasihat edeceksen, birbirine uyaracaksan da yumuşak davran. Sert davranmana gerek yok. Bir tane sert davranan burada oturuyor zaten. İkinci bir sert davranana ihtiyac yok. Allâh muhâfaza eylesin. Allâh beni de affetsin. Bu bahaneyle gönlünüzü, kalbinizi kırdıysam, bir tarafınızı incittiysem, haklarınızı da bana da helâl edin. Allâh râzı olsun. Benden da herkese, bütün derviş kardeşlere hakkımız helâl olsun inşâallâh.


Var mı Ki? Yoku Yoktan Yaratmak

Buyur Yûsuf Ece. Hemen veri veri mikrofonu. Efendim, bir soru soracağım izninizle. Estağfurullâh buyurun. Bir şey ifade etmek istiyorum yine. 50’ye az kaldı yaşım. Biraz üzülüyordum ama sizlere açıkladım. Yetiştiğimiz çevre… Çok güzel bir yaş 50 yaş. Allâh sizden râzı olsun. İnsan gençleştiğini görüyor 50’ye gelince. Eyvallah. Yetiştiğimiz çevre efendim, aldığımız tahsil vs. hâcı, hoca, tınak içerisinde söylüyorum bunu. Çok adam gördüm. Yine tınak içinde gördüm zannediyormuşum. Geçen haftaki sohbet 50 senede benim miiladımdı. Böyle bir şey de görmedim bu zamana kadar. Duymadım. Duyduğunu duyan da duymadım. Fakat… Böyle cesaretle analiz edecek kimse yok çünkü. Yok öyle bir şey yok. Çarşı her şeye karşı mı bu geçen hafta?

Bir hafıdan bir tesir altındayız. Allâh sizden râzı olsun. O şeyde 17 dakikalık bir pasaj var. Onu dinliyorum sürekli. Yanmış duydum mu, duymadım mu acaba. Sâlim Ağabeyden istedim. Allâh râzı olsun. Gönderdi mi? Dinliyorum hocam. Efendim. Ama bu 50 senelik yaşam süresi zarfında uzun bir müddetin atılkut pozisyonunda olması ve bunun da boş olması da derin bir yere açmalı değil. Bir derin bir yere oluştu. Oluşuyor insanda. Boşmuş gibi görüyor efendim. Sizi tanıştıran Allah hamdolsun. Allah sizi başımızdan eksik etmesin. Şimdi sorumu sormak istiyorum izninizle. E özü billahim neşetanir hocim. Bismillahirrahmanirrahim. Kün feyekûn. İlayacılık var ya serde biraz. Ne güzel işte. Ben hallediyorum işi.

Ol dedi oldu. Ama hocamın da olduğu bir ortamda yine İbn-i Arabî’den yoku yoktan var eden Allâh’a hamdolsun. Bu biraz tel yaktı. Yok. Yoktan yok. Biz kimiz? Var kim? Var ne? Bunu sormak istiyorum efendim. Var var mı ki? Var var mı ki? Allâh râzı olsun. Yoku yoktan var etti ya. Var var mı ki? Teli biraz daha yakayım ben. Varı var görenler avamdır. Yokluğun yokluğundan yaratan. Teşekkür ederim hocam. Önemli değil ki. Burada neyi nereden yarattığına bakanlar yaratılanlara bakanlar yaratılanlara bakanlar böyle söylerler. Yaratılana bakarsan bunu böyle görürsün. Sen yaratılana bakma. Sen gözünü yaratandan iş çevirme. Sen gözünü ondan çevirirsen başka şeyler görürsün. Gördüğün her şey seni yoldan eder.

Her şeyde onu görüyorsan gören gören göz gözdür. Her şeyde onu görmeyen göz göz değildir. O yüzden yaratılanı birey olarak hepsini ayrı ayrı görürsün. Yaratılanı yaratılanı yaratılanı birey olarak hepsini ayrı ayrı görürsen aldanırsın. Varı var görme. Bu sana Mansûr. Herkes dinliyor. Dinlediğinizde kalın. Soruyu soran sensin cevap da sana. Varı var gördüğün varı var gördüğün müddetçe asla onu göremezsin. Ne zaman ki varı var görmedin her şeyde o var dedin her şeyde o var dediysen o zaman hiçbir şey kalmadı. Hiçbir şey kalmadı. Ve hakîkati de odur. İşin hakîkati de odur. Ama o hakikate var kimse için bu zor bir sanattır. O hakikate vardıysa o zaman şikayet de yoktur. O hakikate vaktiysa içte hiçbir şey kalmaz.

Ama dışta insanların teli yanmasın kafası kaynamasın diye zâhiren öyleymiş gibi gösterirsin. Bu da işin sırrıdır. Var mı ki? Neyin var olduğunu var olarak ispat edebilir bir kimse? Hiçbir ister maddî mânâda olsun ister mânâda olsun ister maddî ilim ehli olsun ister mânevî ilim ehli olsun bu kâinâtta var görünen bir şeyin varlığını ispat edemez. Varlığını ispat etmeye çalışan yolun yarısında da değil daha yolun başındadır.


Maddenin Yokluğu ve Rü’yâ Misâli

Bunu zaman zaman sohbetlerde hep demişimdir. Öyle bir zaman gelecek var gibi görünen maddenin olmadığını olmadığını madde gibi görünen şeyin gerçekte olmadığını bu insanlık tespit edecekler. Zâhirî ilim olarak tespit edecekler. Zahir ilim olarak tespit edecekler. Bunu kitaptan okuyarakten söyleyen bir kimse bunun işin içinden çıkamaz. Bunun işinin içinden çıkabilmesi için bir kimsenin seyr-i sülûkta belli bir seyr-i sülûkta olan da bunun işinin içinden çıkamaz. Seyri-sülükün daha üst derecelerine giden bir kimse ancak bu işin içerisinden zevk ederek çıkabilir ve kendi varlığından da geçmesi gerekir çünkü onun kendi varlığının da var olmadığı tespit edilmesi gerekir. Onun kendi kendisine. Bu uzun bir mesele.

Ama velakin var görmek o kimsenin gözünün körlüğündendir. Bu kötülemek manasında söylemiyorum. Daha açılmamış gözü o mânâda. o körlük manasında değil. Açılmadı henüz daha onun gözü. Normalde ben hal anlatırım. Bazen arkadaşlar böyle hal mi anlatılacak, rüyâ mı anlatılacak denir. Şimdi bir kimse rüyâsında bir şey görmüş olsa rüyasındaki var mı onun gördüğü rüyâ? Doğru mu? Doğru. Peki var mı? Bu işin başlangıcı. Buradan siz işin ucunu tutturabilirsiniz. Rüyayı gördün mü? Evet. Rüyan hak mı? Evet. Rüyan var mı? Sen gördün ben gördüm rüyâyı diyeceksin. Rüyan var diyeceksin. Senin rüyân var. Rüyanda gördüklerin var mı? Abdullâh’ı rüyânda gördün. Abdullâh’ı biliyorsun. Abdullâh’ı rüyânda gördün. Abdullâh’ı rüyânda gördün.

Abdullâh burada fizik olarak var gördüğün için Abdullâh’ı rüyânda gördün. Rüyanda Abdullâh var mı? Suret olarak var. Hayalen var. Öyle değil mi? zâhir olarak gerçekte var mı? Yok. Öyle olmadığımızı nereden biliyorsunuz? Öyle miyiz? Ben daha ilerisini söyleyeyim. Yok, bu da öyleyiz dediğimde o yolun başı yine. Yusuf Hâcı o da yolun başı. O yüzden telleri yakmışlar, Enel-Hak hep çoşmuşlar. O yüzden telleri yakmışlar. Var mı benden daha şanı yüce demişler. Söyle Badak. Efendim? Efendim? Bunu nasıl anlamalıyız efendim? Başını duyamadık diyor. Yusuf Hâcı. Efendim? Sıfatlarıyla her şeyi kuşatan, kapsayan Allâh’ın bize damarımızdan daha yakın olan Allâh’ın. Biz içinde miyiz? Allah bizi kuşatmışsa bir ara sohbetinizde bir siz bulutu gibi düşünebilirsiniz diye bahsetmişsiniz.

Biz Allâh’ın içinde miyiz? Allah’ta mıyız? Bu normalde yolun başından da aşağı, aşağı çekiyorsun bizi daha. Bizi aşağı çekme. Tövbe ettim, geri döndüm efendim. Evet. Bu normalde az önceki bu anlattığımız sohbetten daha aşağısını çekiyorsun sen. Daha aşağısına çekme bizi. Bu normalde sen işin ikiliğindesin daha. İçinde miyiz, dışında mıyız dedin de sen iç ve dış yaptın. İkiledin sen. Niyin içindesin veya dışındasın? İçinde görürsen de şirk dışında görürsen de şirk. Aşağı çekti. Evet Halîd Hoca. Halîd Hoca mikrofonsuz konuşmaz. Kimse konuşmasın zaten. Çünkü soru anlaşılmazsa cevap anlaşılmaz. Bu konuda kıymetli hocamın kıymetli hocama selam kardeşimize de çok selam soru soranları. Ben bu tür sohbetler mikrofonu yaklaştır.

Gerek tasavvufçu hocalarımıza da ben aynı şeyi söyledim. Burada bu şahit olanlar var bazı arkadaşlar.


Meyhâneden Gelen Sarhoşun Sırrı

Bir gün buraya bir meyhâneden bir sarhoş gelmişti. Adam içkiyle zikrullahın sonrasında şu kısma kadar geldi hatırlayanlar vardır. Baba sordu dedi niye geldi hayırdır dedi. Şöyle biraz sağa solu yapınca tenkile dedi birkaç bakış belki oluşmuş olabilir belki. sarhoşun ne işi var burada? Adama sordu baba dedi sen hayırdır dedi hoş geldin. Adam dedi ki meyhânede oturdum içiyordum dedi son kadette seni gördüm de geldim. Bunun üstüne ne kelam ne hal ne olabilir ki yani? Hangi Allâh’ı anlatırıp hangi ilmî verip bunu açıklayabiliriz veya idrak edebiliriz. Var mı içimizde böyle bir yiğit? Yine o adama selam olsun. Hayat görünmüyor bizimkine ne hal nerede ya? He he. Görsen bir elini öpeceğim onun yanına.

Bak o gelir basacağız bak onun evini böyle gelmez. Haa. De ki gelip basacaklardı. Tamam. İnşallah. Böyle her zaman bir şey düşündüğümde o adam aklıma gelir hemen oturur başımı boynuma eğerim. Çok yolum var. Evet. Desek ki kaderlerde görmek istiyormuş seni herkes kafayı kırar burada seni. Şimdi sûfîlik ve hatta Allâh’ı tanımlama Allâh’ı bilme biz ona kısaca sûfîlik diyelim. Farklı bir şeydir. Ben bunu böyle zaman zaman anlatırım. Asıl sarhoşlar dünyaya tapınanlardır. Makama mevkiye şuna buna tapınanlardır. Biz o tapınanları zaten ona tapında olarak görüyoruz da sıkıntı yok. Şimdi ödemişte bir gün dersten çıktım arabayla gidiyorum yavaş yavaş adamın elinde şişe böyle baktı baba yaptı açtım ben cevabı.

Buyur kuzum dedim ben şimdi ona. Baba benim arasın baba muhteşemsin baba. İndim ben arabadan aşağı sarmaştım onunla. Kulağına yiğildim ben seni başka türlü sarhoş görüyorum dedim. Nice sizin sarhoş gördükleriniz vardır. Elindekinin ne olduğunu bilmezseniz ona sarhoş muamelesi yaparsınız. Nice namâz kılanlar vardır küfür içindedir. Nice sizin sarhoş gördükleriniz vardır. Onlar Allâh’a dost olmuştur. Bu işin perde gerisi. O yüzden şimdi az önce Badak sıfatlardan bahsetti.


Sıfat, Zât ve Tanımadan Sevmek

Badak bak bana. Sıfat Zâtın kokusunu almayanlar içindir sıfat. Zahattın kokusunu alanlar için sıfat yoktur. Anladın? Zât kokusu almayan burunlar ve gözler sıfatlarla oyalanırlar. Avâmın da kafası yanmasın ne yapar? Avâmın da kafası yanmasın diye biz deriz ki sıfatsal tecelliyat. O avâmın kafasının yanması için yanmaması için. Çünkü öyle yazmış ya ilâhiyatçılar diyânetçiler bilmem onlar bunlar Cenâb-ı Hak sıfatlarıyla tecelli eder. Tanırken sıfatlarıyla tanırsınız demişler ya o yeni tanımaya başlayanlar için yol öyledir doğrudur. Benim değildir. Biz tanımadan sevdik. İyi ki tanımadan sevmişiz. Bilmeden zikrettik tanımadan sevdik. İncelemeden aşık olduk bir görüşte Badak. O yüzden benim kafam çok basmıyor öyle.

Bu sıfatıydı, bu zahatıydı, bu basiriydi, bu semisiydi çok basmıyor benim kafam. O deyip geçiyorum ben. Tamam. Ben sohbet anlatırken bir yerde tenzîhi anlatırım. Siz bana tenzîhten sorarsanız ben tenzîhi anlatırım size. Ama ben teşvikçiyim. Söyle Âtık. Âtık öyle bir heyecanlısın ki böyle. Heyecan. Allâh’ın cemâlini düşünmek bu yüzden mi yasaktır efendim? Allâh’ın cemâlini düşünmek yasaktır ki. Allâh’ın cemâlini düşünmeni denir ya hep. Yok ben cemâlini düşünüyorum. kendisinin kelime tam aklıma gelmediği Zatı. Zatı evet. Bundan dolayı mı yasaktır? Evet. Avam için yasak. Söyle Mehmet. Var mı ki? Tamam. Senin varmış demek ki. Senin mi ki Mehmet? Ruhumuz dedin ya sahiplendin. Sanki kendininmiş gibi.

He? Emanet bir daha. Sen iyi emanetçisin o zaman. Anlatsana Mehmet. Vay Mehmet’in vay. Bir de rûhu sahiplenmiş rûhumuz diyor. O ne diyor? Üfledim diyor. Ben üfledim. Nereden senin oldu? Demek ki bir senin değil. Eee? Nereden sahiplendin ya? Uyanık tüccar kafalı. Hemen oturacak kendisinin olmadığı şeyin üstüne. Değil mi? Herkes rûhu kendinin biliyor değil mi? Nereden sizin ya? Kaç para verdiniz? Aldınız. Allâh Allâh. İlâhiyât da öyle mi öğretiyorlar hocam? Rûh senin mi diyorlar? Aklınız var. Tamam. Tamam. Yok ya bizden rahatız biz. Aklı bir dilim peynir bir lokma ekmeğe verdik gitti.


Lâ İlâhe İllallâh ile Hâtim

Kalmadı bize. Allâh lâ ilâhe illallah illahu. Allâh lâ ilâhe illallah illahu. Allâh lâ ilâhe illallah illahu. Allâh lâ ilâhe illallah illahu. Allâh lâ ilâhe illallah illahu. Hıh. Hırdını görsem diye aşka düşen pervaneyim. Hıh. Hıh. Hıh. Hıh. Hıh. Hıh. Hıh. Hıh. Hıh. Hıh. Hırçatır var benim. Hırbettir ömürtülüm. Hırçatır var benim. Hırbettir ömürtülüm. Hırçatır var benim. Hır! Göt yaşları durma takar. Eller gibi çalar uçar. Göt yaşları durma takar. Eller gibi çalar uçar. Uslan gönüle yaşar. Aşka düşer hırbat benim. Uslan gönüle yaşar. Aşka düşer hırbat benim. Hır! Yuhuu! Hır! Hır! Hır! Hır! Gönül tepaşa eyledim. Hırbaşı söyledim. Gönül tepaşa eyledim. Hırbaşı söyledim. Söksik kıladın eyledim.

Aşka düşer hırbat benim. Söksik kıladın eyledim. Aşka düşer hırbat benim. Hır! Hır! Hır! Hır! Hır! Hır! Hır! Celle Celâlühû destûr.


Kaynakça ve Referanslar

  • Geçen Hafta Kaydın Alınmaması: Kaydı alınmayan sohbetin “nasîb böyleymiş” ile kabûlü — tasavvufta kaza-kader rızâsı, İbrâhîm 14/11 (“De ki: Allâh bize yeter”); Ra’d 13/30 (“De ki: O benim Rabbimdir, O’ndan başka ilâh yoktur, O’na tevekkül ettim”); sûfîlerde “kolaycılık/hafiflik” (rahmet-i ilâhîye sığınma) — Küşeyrî, er-Risâle, Bâbu’r-Rızâ; İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1. cilt 12. mektûb (kazâya rızâ); cemâat-tarîkat analizi (1986-1990 arası) — sözlü târih değerlendirmesi; ilâhiyâtçı akademik kibir eleştirisi — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, Rub’u’l-Mühlikât, Kitâbu’l-Kibr (âlimlerin kibri); “akademik kibir” hocası Halîd Hoca’nın teşhîsi; 90 sonrası cemâat-tarîkat dönüşümleri analizi — sosyolojik tesbît
  • Hastâ Değilken Hastayım Demeyin: Şifânın hastalıkla birlikte yaratılması — Buhârî, Tıb 1 (“Allâh hiçbir hastalık indirmemiştir ki ona bir şifâ da indirmemiş olsun”); Müslim, Selâm 69; duânın kabûlü için edeb — Tirmizî, Da’avât 101 (duâdan başka hiçbir şey kazâyı geri çevirmez); hastâ değilken hastâyım demenin yasaklığı — Buhârî, Edeb 89 (yalan-hastalık çekme); yalanın âfeti — Âl-i İmrân 3/61 (“Allâh’ın lâneti yalancıların üzerine olsun”); olmayan rahatsızlığı dile getirmenin derde mübtelâ olmaya yol açışı — Ebû Dâvûd, Edeb 80; İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu Âfâtı’l-Lisân (dilin âfetleri); kendi dili ile kendine belâ çağırma — İbn-i Mâce, Fiten 12
  • Az ve Devâmlı İbâdet, Güzel Ahlâk: Teheccüd-evvâbîn-zikir-tesbîh aşkla şevkle edâsı — Müzzemmil 73/6 (“Gecenin kalkılışı daha tesirli, sözün en doğrusudur”); az ama dâimî amelin makbûliyyeti — Buhârî, Rikâk 18 (“Allâh’a en sevimli amel, azı da olsa devâmlı olanıdır”); Müslim, Salâtu’l-Müsâfirîn 216; “siz yorulursunuz, Allâh saymaktan yorulmaz” — Buhârî, Îmân 32 (hadîs-i kudsî); güzel ahlâkın tamamlanması için gönderilme — Mâlik, Muvatta, Hüsnü’l-Hulk (“Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim”); Ahmed b. Hanbel, Müsned 2/381; dile-göze-ele sâhib çıkmak — İsrâ 17/36 (“Kulak, göz ve kalb, bunların hepsinden mes’ûldür”); harâmlardan içtinâb — Müslim, Îmân 137; dilinden emîn olunma ölçüsü — Buhârî, Îmân 5 (“Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların emîn olduğu kişidir”); Yûnus Emre “Dervişlik olsaydı tâc ile hırka” mısraı — Yûnus Dîvânı; küfür-hakâret-yalan-gıybet eden dervişlik iddiâsı reddiyesi — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1. cilt 160. mektûb
  • Gönülde Zikrullâh Kalmayınca Şeytân: “Zikrullâh’ı terk eden gönle şeytânın bevl etmesi” — Taberânî, el-Mu’cemu’l-Evsat; Ahmed b. Hanbel, Müsned (bevl hadîsi); “namâzı terk eden için şeytânın oturuşu” — İbn-i Mâce, Fiten 14; Meryem 19/59 (namâzı zâyi edenler); kasten namâz terki ve şeytânın emrine girmek — Müslim, Îmân 134 (namâzı terk küfre yakındır); Mesnevî sohbeti cumartesiye havâle edilişi — Mevlânâ, Mesnevî 1. Cilt (dergâh âdâbı); burada spontâne sûfî gündem serbestliği; üç aylık çocuğun gazı için annenin yiyeceğine dikkati — sütünün tesiri — tıbbi-nebevî beslenme (Buhârî, Tıb 30); Vajinismus tedâvîsinde eşin hakkı — Bakara 2/228 (“Kadınların erkekler üzerindeki hakları gibi erkeklerin de kadınlar üzerinde mâruf hakları vardır”); Nisâ 4/19 (“Kadınlarla güzellikle geçinin”); doktora müracaat — zarûret-i tıbbiye
  • Hâcı Erkan Rü’yâsı ve Rü’yetullâh: Rü’yetullâh mes’elesi — Kıyâme 75/22-23 (“Yüzler vardır o gün ter-ü tâzedir, Rabbine bakar”); Ahmed b. Hanbel, Müsned (“Dolunayı gördüğünüz gibi Rabbinizi göreceksiniz”); Buhârî, Tevhîd 24 (rü’yet hadîsleri); İmâm-ı A’zam, el-Fıkhu’l-Ekber (Allâh âhirette görülür); İmâm-ı Mâtürîdî, Kitâbu’t-Tevhîd (rü’yet akîdesi); Nesefî, el-Akâid (Sünnî rü’yet inancı); es-Sâbûnî, el-Bidâye fî Usûli’d-Dîn; Mu’tezile’nin rü’yet inkârı — Kâdî Abdülcebbâr, el-Muğnî (Mu’tezilî rüyet reddi); Diyânet İslâm Ansiklopedisi’nde konunun yer alıp müftülerin-ilâhiyatçıların reddi — bürokratik çelişki; Dokuz Eylül Üniversitesi ilâhiyât öğretim üyeleri ile Gaziemir Kültür Merkezi tartışma tâlebi; Hâcı Erkan Şener’in Şeyh Efendi sûretinde Allâh’ı görme rü’yâsı — sıfatsal tecellî (Mâtürîdî mezhebinde câiz); ilmî kibir ve irtibât kopması; Mustafa Özbağ’a “Allâh’lık iddiâsı” iftirâsı — Mustafa Öztürk sâlikinin hücûmu; din câhili suçlamasının akademik düzeydeki karşılığı — Fâtır 35/28 (âlimler Allâh’tan hakkıyla korkarlar)
  • Cumali Kösen’in İlmî Destekçiliği: Mu’tezile dışında bütün mezheblerin rü’yetullâhı kabûlü — Kâdî Iyâz, eş-Şifâ; Kâsânî, Bedâi’u’s-Sanâi’, Bâbu’l-İ’tikâd; sevdiğinin sûretinde Allâh’ı görme — çocuğun babası/annesi/yâkîni sûretinde — Kehf 18/24 (niyet ve kalbin meyli); İbn-i Arabî, el-Futûhâtu’l-Mekkiyye 3. Cilt (sûret tecellî bâbı); Fusûsu’l-Hikem (rü’yâ ve tecellî); Diyânet mahkeme dâvâsı ve bilirkişilik tâlebi — hukukî-ilmî düzlem; doktora tezi Arabî’de olan Cumali Kösen’in konu ile iştigâli; İbn-i Arabî’nin gezegenler arası seyahati ve meleklerle konuşması — “Hangi Âdem?” rivâyeti — Fütûhât 2. Cilt (âlem-i misâl); Nefhu’t-Tîb; Ebü’l-A’lâ Afîfî, Muhyiddîn İbnu’l-Arabî’nin Tasavvuf Felsefesi (mânevî seyahat); kâinâtta halka tecellînin merâtibi — Tûsî, Risâletu’t-Tevhîd
  • Fâtih’ten Sonra Tekke-Câmi-Medrese: Târîh boyunca rü’yet tartışmasının Osmanlı ilmiye sınıfında oturuşu (son 300-400 yıl); Fâtih Sultan Mehmed Hân’ın muhtelif görüşlerin ana tezlerini-karşı tezlerini topla(t)ması — Tursun Bey, Târîh-i Ebü’l-Feth; Kritovulos, Fâtih Sultan Mehmed Târîhi; tasavvufî-sûfî yol seçiminin Osmanlı devlet geleneği oluşu — Ömer Lütfi Barkan, Kolonizatör Türk Dervişleri; Türklerin sûfîlik üzerinden dîni tanıması ve yaşaması — Yesevî, Rifâî, Kâdirî, Mevlevî, Halvetî, Nakşî silsileleri; tekke-câmi-medrese üçlü yapısı — medresede zâhir ilim tedrîsâtı, câmide ibâdet, tekkede Allâh Allâh nidâları — Uzunçarşılı, Osmanlı Devletinin İlmiye Teşkilâtı; 500 yıl boyunca üçlü yapının bozulmaması; son dönem Osmanlı ve Cumhûriyet ile üçlü yapının çözülmesi — Hüseyin Kâzım Kadri, İstikbâle Doğru; Rabbimin “eskiden daha güzel, eskiden daha derin” günler duâsı — Kasas 28/83 (âhiret-hayr-sâlih yurdu)
  • Bir Edebe Bin Derviş Fedâ Edilemez: Abdülkâdir-i Geylânî Hazretleri’nin “Bir edebe binlerce derviş fedâ olsun” sözünün şathiyyevârî yorumu — Geylânî, el-Gunye li-Tâlibi Tarîki’l-Hak, Bâbu’l-Âdâb; Behcetü’l-Esrâr (Geylânî menâkıbı); edebin kıymetinin-ehemmiyyetinin idrâkı için söylenmiş mübâlağa — Câhız, el-Bayân (şathiyye fenni); “Allâh demek en büyük iştir” ilkesi — Ahzâb 33/41 (“Allâh’ı çok zikredin”); en fazîletli zikrin “Lâ ilâhe illallâh” oluşu — Tirmizî, Da’avât 9; zikreden kimsenin tüm ibâdet ehli içinde en fazîletli oluşu — Ahmed b. Hanbel, Müsned 3/75 (“Ya Resûlallâh, namâz kılanlardan kim daha fazîletli? — Allâh’ı zikredenler”); oruç-zekât-hacc-cihâd ehlinin içinden fazîletli — aynı hadîs; Şeytânın her dervişi yüz kancayla çekişi — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Rub’u’l-Mühlikât, Kitâbu’ş-Şeytân; derviş kardeşlerin şahıslarına değil hatâlarına tenbîh — Şûrâ 42/40 (“Kötülüğün cezâsı ona denk bir kötülüktür, affeden ve ıslâh edenin ecri Allâh’a âittir”); 1986’dan beri zikr-i mu’tâdının kıymeti; hizmet edenlerin yumuşak davranışı — Âl-i İmrân 3/159 (“Sen onlara yumuşak davrandın, eğer kaba ve sert olsaydın etrafından dağılırlardı”); Allâh için çay-çorba tebessümlü dağıtma edebi — Sühreverdî, Avârifu’l-Maârif, Bâbu’l-Hizme
  • Var mı Ki? Yoku Yoktan Yaratmak: Yûsuf Hâcı’nın “50 senelik yaşam” îtirâfı ve boşluk tesbîti — nefs muhâsebesi; Bismillâhirrahmânirrahîm ile açılış; “Kün feyekûn” — Yâ-Sîn 36/82 (“Bir şeyi dilediğinde O’nun emri ancak “Ol” demektir, o da hemen oluverir”); “İlâyacılık” — yaratma iddiâsı (şathiyye); İbn-i Arabî’nin “yoku yoktan var eden Allâh’a hamdolsun” ifâdesi — Fusûsu’l-Hikem, Âdem Fassı; Vahdet-i Vücûd terminolojisi; “varı var görenler avâmdır — yokluğun yokluğundan yaratan” — Mevlânâ, Mesnevî 1. Cilt (yokluk ve varlık); Afîfî, İbn-i Arabî (varlık mertebeleri); “her şeyde O’nu gören göz” — Hadîd 57/3 (“O evveldir, âhirdir, zâhirdir, bâtındır”); Bakara 2/115 (“Nereye dönerseniz Allâh’ın vechi oradadır”); varlığın ispâtının imkânsızlığı — İbn-i Sînâ, eş-Şifâ, İlâhiyyât; kâinâtta madde gibi görünenin aslında olmayışının zâhirî ilim ile sübûtu — kuantum felsefesi işâreti; bu mevzûun üst seyr-i sülûk makamlarında zevk edilişi — Necmeddîn Kübrâ, Usûlu’l-Aşere (fenâ makâmları); kendi varlığından geçmek — fenâ fillâh — Kâdirî esmâ silsilesi
  • Maddenin Yokluğu ve Rü’yâ Misâli: Maddenin olmadığının zâhirî ilim olarak tesbîti — kuantum mekâniği işâretleri ve sûfîlerin ezelî bilgisi; rü’yâ misâli — rü’yânın hak oluşu ve içindekilerin “sûret olarak, hayalî olarak” var fizik olarak yok oluşu — İmâm-ı Nâblûsî, Ta’tîru’l-Enâm fî Tefsîri’l-Ahlâm; İbn-i Sîrîn, Müntahabu’l-Kelâm; hayal ile gerçeklik arasındaki mertebeler — Sadreddîn Konevî, Miftâhu’l-Gayb; “bu da öyle” ikrârının yolun başı oluşu — Necmeddîn Kübrâ, Fevâtihu’l-Cemâl; Enel-Hak çığlığı ve “telleri yakmışlar” ifâdesi — Hallâc-ı Mansûr, Tavâsîn; Attâr, Tezkiretu’l-Evliyâ (Hallâc bâbı); “Var mı benden daha şânı yüce” şathiyyesi — Bâyezîd-i Bestâmî rivâyeti — Sülemî, Tabakâtu’s-Sûfiyye; Allâh’ın kuşatması ve sıfatlarıyla her şeyin içinde oluşu — Kaf 50/16 (“Biz ona şah damarından daha yakınız”); “biz Allâh’ın içinde miyiz, dışında mıyız” sorusunun ikilik tuzağı — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1. cilt 43. mektûb (vahdet-i şuhûd ile vahdet-i vücûd farkı); iç-dış ayrımının her ikisinin şirk oluşu — Küşeyrî, Risâle, Bâbu’t-Tevhîd; tasavvufçu hocalara mikrofon tâlebi edebi
  • Meyhâneden Gelen Sarhoşun Sırrı: Zikrullâh sonrasında meyhâneden gelip “son kadehte seni gördüm geldim” diyen sarhoşun hâli — Ahmed Yesevî, Dîvân-ı Hikmet (dış sarhoş, iç âyık); “nice sizin sarhoş gördükleriniz vardır — Allâh’a dost olmuşlardır” — Bâyezîd-i Bestâmî vecîzesi; “nice namâz kılanlar vardır küfür içindedir” — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Rub’u’l-İbâdât, Esrâru’s-Salât (sûrî-ma’nevî namâz farkı); Mâ’ûn 107/4-5 (“Vay haline o namâz kılanların ki onlar namâzlarından gafildirler”); Ödemiş’te elinde şişe ile “baba benim arasın baba muhteşemsin baba” diyen sarhoşa kulağından “seni başka türlü sarhoş görüyorum” fısıldayışı — sûfî ferâseti — Buhârî, Îmân 1 (mü’minin ferâseti); Tirmizî, Tefsîr 15 (“Mü’minin ferâsetinden sakının, o Allâh’ın nûruyla bakar”); perde gerisinden bakış — İbn-i Arabî, Fütûhât, Bâbu’l-Basîret; asıl sarhoşların makâm-mevkî-dünya tapıcıları oluşu — Câsiye 45/23 (hevâsını ilâh edinenler); elinde olanın ne olduğunu bilmeyene sarhoş muamelesi yapmanın ayıbı — Hucurât 49/12 (“Zannın bir kısmı günâhtır”)
  • Sıfat, Zât ve Tanımadan Sevmek: “Zât’ın kokusunu almayanlar için sıfat vardır” — sıfat mertebesi yolun yeni başlayanları için — Sühreverdî, Avârifu’l-Maârif, Bâbu’z-Zât ve’s-Sıfât; “biz tanımadan sevdik, iyi ki tanımadan sevmişiz, bilmeden zikrettik, incelemeden âşık olduk bir görüşte” ifâdesi — Attâr, Mantıku’t-Tayr (mahabbet vâdîsi); ilâhiyât-diyânet tanımlarının avâmın kafasının yanmaması için kullanılışı — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu’l-İlm (havâssa göre-avâma göre konuşma); tenzîhî ilâhiyât ile teşbîhî ilâhiyâtın yerinde kullanımı — Sadreddîn Konevî, Risâletu’l-Vücûd; Âtık’ın Allâh’ın cemâl-i Zâtî’sini düşünme sorusu — Zâtî tefekkürün avâma yasak oluşu — Tirmizî, Da’avât 87 (“Allâh’ın mahlûkâtı üzerinde tefekkür edin, Zâtı üzerinde tefekkür etmeyin”); Mehmet Emin’in “rûhumuz” demesine “emânet, ben üfledim — nereden senin oldu?” cevabı — Hicr 15/29 (“Ona rûhumdan üfledim”); Secde 32/9; emânetçi olmak — Ahzâb 33/72 (“Emâneti göklere, yere ve dağlara arz ettik”); aklın “dilim peynir-lokma ekmeğe verilişi” nüktesi — tasavvufta akıl-aşk zıddiyyeti — Mevlânâ, Mesnevî 4. Cilt (“Aklın uçuşu dek-i küldür, aşkın uçuşu Arş’tır”)
  • Lâ İlâhe İllallâh ile Hâtim: Lâ ilâhe illallâh illâ hû zikri — Tirmizî, Da’avât 9 (“Zikrin en fazîletlisi Lâ ilâhe illallâh’tır”); Nesâî, Sehv 51 (tevhîd zikrinin fazîleti); Muhammed 47/19 (“Bil ki Allâh’tan başka ilâh yoktur”); “Hırdını görsem diye aşka düşen pervâneyim” mısraı ve dergâh ilâhîleri — Yûnus Dîvânı tarzı aşk-ı ilâhî nutukları; “Hırçatır var benim, hırbettir ömürtülüm” dergâh ezgileri — Halvetî-Kâdirî-Şâbânî usûl ilâhîleri; “Gönül tebâhıyâ eyledim, hırbaşı söyledim” devran ilâhîsi — Kâdirî devrân âdâbı — Geylânî, Gunye Bâbu’s-Semâ; “Celle Celâlühû Destûr” ile hâtim-icâzet — Sühreverdî, Avârifu’l-Maârif, Bâbu’l-Hatm; derviş ictimâsında son tevhîd-tekbîr-destûr âdâbı — Hucvîrî, Keşfu’l-Mahcûb, Bâbu’s-Semâ; “Hû” ism-i celâlinin nidâsı — Attâr, Tezkire (Rabbânî hû zikri)

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.