Soru & Cevap

2021 Sohbeti #36 — Cem, Halka-i Zikrullah ve Seferîlik


Duâ İbâdettir ve Sûfî Duâ Edebi

Şunu bilin ki Allah gafletle oyalanan kalbin duâsını kabul etmez. Kütüb-i Sitte. Gafletle oyalanan kalp ne demek? İhlâstan uzak, samimiyetten uzak, istediğinden uzak, Allâh’tan uzak, gönlü Allâh’tan uzak, Allâh’la irtibatı kesilmiş. Ama velakin bu tip kalbi, meleğe, şeylerle dolu. Gönlü ne yazık ki Allâh’a isyânla, tuğyânla dolu olan kimsenin hâli. Allâh muhâfaza eylesin. Duâ ibadettir. Duâ etmek ibadettir. Duâ etmeyen kimse kibirli insandır. İstemeyen insan kibirli insandır Allâh’la alakalı. Böyle sûfîlikte istememeyi yanlış anlayanlar var. Allâh’tan başkasından bir şey istenmez. Allâh’tan istenir. O yüzden Allâh’tan isteyin. Sûfîler kendi nefisleri için istememeye gayret ederler. Genelde umuma isterler.

Önce eş, çocuk, aile ifradatı, akraba, derviş kardeşleri ve Ümmet-i Muhammed’e yönelik isterler. Sûfîler kendi nefislerini düşünmezler. O yüzden bir başkasına duâ etmek müstecâbdır. Bir de hadîs-i şerîf var. Siz günâhsız ağızlarla duâ ediniz. Ya Resûlallâh günâhsız ağız mı var? Birbirlerinizi yaptığınız duadır diyor. Kimse bir başkası için günâha giremeyeceğine göre bir başkası için duâ ederken bu ne olmuş oldu? Günahsız ağız oldu onun için. O yüzden sûfîler birbirlerine çok duâ ederler. Sûfîler birbirleriyle çatışmazlar, birbirleriyle atışmazlar. Birbirlerine duâ ederler. Birbirlerine kem söz söylemezler. Birbirlerine duâ ederler. Hoşuna gitmeyen bir şey söylese dahi derviş kardeşi ona duâ ile cevap verir.

Ona duâ ederekten cevap verir. O yanlış yapar, o yanlış yapan derviş kardeşine Allâh sana âfiyet versin. Rabbim seni de beni de affetsin. Rabbim cümlemizi affetsin inşâallâh. Böyle karşıdaki sûfî kardeşine duâ eder. Bu onda bir ahlâk olarak oturur. Sonra her kimse etrafında herkese duâ etmeye başlar. Önemli olan duâ etmektir. Bakın önemli olan duâ etmektir. Birbirlerinize duâ edin. Anne babalar çocuklarınıza duâ edin. Eşler birbirlerinize duâ edin. Sûfî kardeşler birbirlerinize duâ edin.


Duânın Keskin Kılıç Oluşu

Duâ öyle bir keskin kılıçtır ki tabiri caizse kurşunu hedefinden tekrar namluya döndürür. Duâ gelecek olan musîbeti atlattırır. Geri döndürür. Hastalığına şifâdır, gönlüne şifâdır, vücuduna şifâdır, mâneviyâtına şifâdır, etrafına şifâdır duâ. O kimse etrafına duâ ettikçe etrafının da rengini değiştirir. O yüzden peygamberler hep duâ etmişlerdir. Ümmetlerine, ailelerine, çocuklarına. Hazret-i Muhammed Mustafâ da duâ etmiştir etrafına hep. O yüzden Hazret-i Muhammed Mustafâ sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin böyle lanetlediği şeyler de vardır. Yok değildir. Ama neyindir? kâfirleridir, küfür ehlinedir. Kötü ahlâkla iştigâl edenleridir. Allâh muhâfaza eylesin. Şunu yapanı der, Allâh lânet etsin der.

Şunu yapanı şahıs söylemez. Şunu kim yaptıysa. o lanetteki işler vardır. ehl-i cinsellik gibi, fâiz gibi, fuhuş gibi, uyuşturucu içki sarhoş edici aletler gibi. Haksız kazanç gibi, rüşvet gibi. ne bileyim hırsızlık gibi. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bu kötü ahlâka lanetler. E tabi o lanetteki işi yapan da kimse o lanete uğrar mı? Evet. Yapmasın. Bunun gibi. Ama duâ eder. O yüzden arkadaşlar, kardeşler duâ etsinler hep.


Namâzsız Mücâhid ve Dindâr Kabahati

Hele bu zamanda Ümmet-i Muhammed’in zikri terk ettiği, namâzı terk ettiği, duâyı terk ettiği, ibadeti terk ettiği, iyilikleri terk ettiği, hevâ hevesine uyduğu, şeytâna uyduğu, Deccâlî sistemlerin altında kendisini Deccâlî asker etti. Gafletin içerisinde yüzdüğü zamanlarda, bu zamanlarda Ümmet-i Muhammed duâsının kulpuna iyi sarılacak. Zikrullâh’ın kulpuna iyi sarılacak. Farzların kulpuna iyi sarılacak. Aman farzlardan feragat etmeyin. Namazdan feragat etmeyin. Aman. Bu zamanda namâzsız mücâhidler çoğaldı. Bakın tırnak içerisinde söylüyorum. Namazsız mücâhidler çoğaldı. Namazsız sûfîler çoğaldı. Namazsız tarîkatçılar çoğaldı. Namazsız cemâatçılar çoğaldı. Çoğaldılar. Bildiğin adam namâzı terk ediyor.

Ne sûfî ama kendisi, ne mücâhid. Ne yazık ki böyle bir sıkıntılı dönemden geçiyoruz. İnsanlar dindarların yapmış olduğu hatalardan dine kabahat bulmaya başladılar. adam namâzı terk ediyor. Kabahat bir cemâatin, bir tarîkatın, bir şeyhin, bir üstadın, bir partinin ne olursa olsun. Birisi bir yanlış yapmış. O yanlış yaptı diye bütün dindarlar ne yazık ki bu sıkıntılı. Ve bütün dindarlar ondan sorumlu sanki. Ve ona bakarak namâzı terk etmiş arkadaş. Orucu terk etmiş, dinden uzaklaşıyor. Allâh muhâfaza eylesin.


Hazret-i Peygamberin Hatâsızlığı

Canım kardeşlerim, Hazret-i Muhammed Mustafâ hariç hatasız insan yoktur. Şimdi bir kısım ilâhiyatçılar ve diyânetçiler, Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın da hata yaptığını, onun da günâh işlediğini iddia ediyorlar. Bu küfür. Biz bunu kabul edenlerden değiliz. Ben sağ olduğum müddetçe ben bunu kabul etmeyeceğim hiç. Bunun da mücadelesini vereceğim. İnsanlar istese de istemese de sevse de sevmese de. Biz îmân ettik, inandık. Hazret-i Muhammed Mustafâ’a sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri hiç hata yapmadı. O kapıyı araladıklarında, bir ara bir gündeme oturdu ya bu âyetler Allâh’ın âyetleri olamaz. Neydi? İlahiyatlı profesördü. Değil mi? Evet. Almanya’ya gitti şimdi. Bu kapı aralanmış olur o zaman.

Yıllardan beri bangır bangır bağırdığımız mesele bu. Evet, Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri hatasız, kusursuzdu. Diğer bütün Ümmet-i Muhammed geçmiş peygamberlerde küçük hatalar vardı. Diğer bütün insanlarda hata demiyorum. Bir günâh, bir günâh vardır. Hadîs-i şerîf, hiçbir kimse yoktur ki bir günâh onun perçeminden tutmamış olsun. Ya Resûlallâh, nicedir bu insanların hali? Ne olacak bundan? Günahlarından tövbe eden, hadîs-i şerîf uzun çünkü, hiç günâh istememiş gibidir. Günahlarından tövbe eden. Bir hadîs-i şerîf de der ki, o kimse günâhlarından halis bir şekilde tövbe ederse, Allâh onun günâhını hayra çevirir.


Halka-i Zikrullâh’ı Terk Etmeme

Ama mütevatir zikrullâh alakasına, cemâatte kim zikrullâh oturursa, Allâh onun geçmiş günâhlarını hayra çevirir, sevâba çevirir. O yüzden halak-ı zikrullâh’a oturacaksınız. Son nefesinize kadar halak-ı zikrullâh’tan ayrılmak yok. Halak-ı zikrullâh’tan ayrılan, bilin ki Allâh’ın rahmet deryâsından uzaklaşmıştır. Bahanesi sebebi ne olursa olsun. Bakın bahanesi sebebi ne olursa olsun. Bunu böyle söylüyorum, yıllar sonra bakarsınız, nefsiniz bir bahane bulur, nefsiniz oradan bir kapı bulur. Der ki, burada böyle böyle bir şeyler oldu. O yüzden gitmiyor mu zikrullâh hat dediğinde, bu kulağınızda çınlasın. Bu kalbinizde, beyninizde zonklasın. Ne olursa olsun, bilin ki hatalı sizsiniz, bilin ki yanlış olan sizsiniz.

Bilin. O yüzden sürünerek de olsa gelin zikrullâh’a. Yok senin yüzün yoktu gitmeye, yok sen hangi yüzle gideceksin şimdi gitmeye. Yok orada o adam gene oradadır. Yok Mustafa Özbağ zikrullâh halkasına mı gideceğim. Söz de bu, zikrullâh halkası benim değil ki dedim Allâh’ın. Halaka Allâh’ın kimsenin değil. Zikrullâh halkası Allâh’ın, o yüzden zikrullâh halkasını terk etmeyin. Nerede olursanız olun, illaki burası olması da şart değil. Böyle bir zorunluluk yok, bir zikrullâh halkasına git otur. Son nefesine kadar da Allâh’a duâ et, yalvar. Cenâb-ı Hak zikrullâh halakasından, nefsine uyup da ayrılmayanlardan ol. Çünkü ne zaman insana nefis vuracak belli değil. Nefis vurdu mu? Çok özür dilerim.


Zikrullâh’a Demirle Bağlanma

Zikrullâh vardır şehrinde, Çanakkale’dir, İstanbul’dur, Tekirdağ’dır, Bursa’dır. Şehir hangisi olursa olsun. Orada zikrullâh var mı? Var. Sen orada zikrullâh var, sen ölüm hastası değilsen, oradaki halkaya gitmediysen bil ki Allâh’la aram bozulmuşse. Allâh’la aram bozulmuş. Hızla tövbe et, hızla tövbe et ve kendini o zikrullâh halkasına demirle. Demir, demir, demirle bağla kendini, iple değil. Çünkü ben kendi nefsim için söyleyeyim, bizim nefisler öyle zayıf nefisler değil, kuvvetli. İpini koparan, vahşi hayvan gibi ipini koparır. O yüzden demirle bağla kendini, demir zincirlerle, demir halatlarla bağla. O zikrullâh halkasını kendine öyle bağla. Öyle bağla ki nefsinin kaçacak göççek bir yer olmasın.

Bağla, oraya otur. Zâkirmiş, şeyhmiş, halîfeymiş, nakîbmiş, nukabbaymış kim olursa olsun. Sen oraya zikrullâh halkasını sağlam bir şekilde kendini bağla. Ve kendi kendine de söz ver, de ki son nefese kadar ben zikrullâh’a devam edeceğim. Son nefese kadar namâza devam edeceğim. Son nefese kadar oruca devam edeceğim. Son nefese kadar Cenâb-ı Hak’ın farzlarını yerine getirmeye gayret edeceğim. Son nefese kadar Cenâb-ı Hak’ın yasakladığı harâmlardan uzak duracağım. Rabbim niyetimizi halis eylesin. Cenâb-ı Hak duâlarımızı kabul eylesin. Böylece bu sözünde duran, bu duâya icâbet edenlerden eylesin inşâallâh. O yüzden canım kardeşlerim duâ edin, zikredin. Rabbime inşâallâh yakın olun. Selâmün Aleyküm.


Cem’ Sorusu ve Ayakkabılı Namâz

Seferi olmadan akşam namâzı vaktinde, akşam ile yatsıyı cem’ etmek uygun olur mu? Bu ara kıyamet kopuyor bu cemden ya. Kıyamet kopuyor derken işte. Geçen herhalde oradan arkadaşlar okudular. Bizim bir kız yeğenimizle telefonda sordu. Cem”le alakalı sordu. İlk önce ayakkabıyla alakalı sordu. Dedi ki ayakkabıyla namâz kılınır mı? Kılınır dedim. Ayakkabıyı dedim, necâsetten tahâret olur, temiz olursa dedim. Ayakkabıyla namâz kılınır. Kütüb-i Sitte’de dedim hadîs var. Sahabeden bir kimse torununa diyor, şuradan benim ayakkabılarımı getir. Diyor ki, Vallahi ben Resûlullah’a sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine ayakkabılarıyla namâz kılarken, böyle namâz kılarken gördüm diyor. Biz tabi yıllardan beri askere giden gençlere hep aman namâzınızı terk etmeyin. botlarınızı mes gibi kullanın.

Sabahleyin abdestinizi alın, botlarınızı giyin. Sonra gün içerisinde botlarınızı meshlersiniz. Ondan sonra botlarınızı hiç çıkarmayın. Çünkü askerlik yapanlar bilir, bot giyip çıkarmak büyük sıkıntıdır. Bir de ara-zaman meselesi. Dedim botların üzerine mes dedin. Eski arkadaşlar, birileri askere gönderirken hep onlara nasihat ederdim. Bir nasihat daha ederdim. Asker gidiyor ya, normalde nöbeti var, talimi var, bir mühendis var. Dedim ki, namâzlarınızı cem’ edin. Hemen öğle yıkıldıktan sonra ardından ikindi yıkılın. Akşam namazında geç kalırsınız, erken olur. Akşamla yatsıyı cem’ edin. Tabii bunu söylerken de böyle, yine hadîs-i şerîfler var. Hem Kütüb-i Sitte de var, hem Rûdânî’de var, hem Tirmizî’de var, hem İmâm Ahmed b.

Hanbel’de var, hem İmâm-ı Mâlik’te var bu hadisler. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri, Mukîm iken, Medîne’ye münevvere’de iken sahâbelerin nakliyetine göre en az 8 kere namâzı cem’ ettiler. Namâzı cem’ ediyor.


Peygamberin Cem’leri ve Arafât

Sonraki Hanefîlere göre bir tek onu da söyleyeyim, Müzdelife’de ve Arafât’ta cem’ var. Cumâ, pardon Arafât’ta normalde öğleyinde ikindi yıkıldığı cem’ ederler. Cem”i takdim denir ona. Müzdelife’ye gidilince de akşamla yatsı kılınır. Cem”i tehir denir ona. Sebep tam akşam ezânı okunduğunda Arafât’ta müzdelifeliğe yola çıkılır çünkü. Öyle olunca akşam namazında Arafât’ı terk etmek sünnettir. Hızla. Hızla herkes Arafât’ı terk eder, müzdelifeye kadar ama yayan ama atlı ama binekli gider. Müzdelife’ye yerleşince orada akşamla yatsıyı cem’ eder. Akşam gecikmiştir. Ne oldu? Cem”i tehir etti. Cem”i tehir oldu. Akşamı yatsıdan önce akşamı kılar, ondan sonra yatsıyı kılar, mesele biter. Bu Cem”lerde de mesela öğlenle ikindiği kılacak ya Cem’ edecek.

Öğlen için ezân okundu, kâmet getirildi. Öğlenin farzı kılınır, ardından bir kâmet daha okunur, ikindinin farzı kılınır. Yine akşamla yatsı cem’ edileceği zaman ezân okunur, akşam kılınır önce kâmet getirilir, akşam kılınır, sonra kâmet getirilir tekrar yatsı kılınır. Sonra Hanefîler vitri kılarlar çünkü İmâm-ı A’zam’a göre vitir vâcibdir, İmâm-ı Yûsuf’a göre ise vitir sünnettir, nâfiledir. Ama bütün Hanefîlerin büyük bir çoğunluğu bu konuda İmâm-ı A’zam’a tabi olur ve vâcib hükmünde gördüğü için namâzı kılar. Şimdi mevzu buraya geldi. Cem”le alakalı. Ben de dedim ki sonradan gelen Hanefîler hastalara, doktorlara, hemşîrelere, güvenlik kuvvetlerine, işi böyle müsait olmayanlara, bunlara dedim fetvâ vermişler ondan sonra.

Ama dedim fetvâ olmasa dahi hakkında hadîs var dedim. Fetvâ olmasa dahi hakkında hadîs var. O yüzden dedim bir kimse zorunu görürse kendini, seyahati bırak mukîm iken bile dedim Cem’ edebilir. Sonradan haberimiz oldu. Ben bununla alakalı hadîsleri sonra müsait olduğumda atarım sana dedim. Sonra baktım ben ona hadîslere attım, a baktım sonradan arkadaşlar bana onun şeyini no, Twitter adresini attılar bu senin yeğenin mi? Ondan sonra böyle böyle senin hakkında reddiye için Cübbeli Ahmed Hoca’ya müracaat etmiş diye. Ne yazık ki yeğenimizdi. Bu mevzu oradan çıktı herhalde bir arkadaş burayı yazmış Cem’ etmek uygun mu diye. Artık ben bilmiyorum Cübbeli ve Molla’lar oradan reddiye yazdılar mı yazmadılar mı?

Ondan sonra mevzu bu. Ben tekrar söyleyeyim bunu bu mevzuya.


Yaman Tokat Ameliyâtı ve Cem’ Cevâzı

Doktor ameliyâtta kaç saat kalıyorsunuz? 10 saat süren de var. 10 saat süren de var. 10 saat sürüyor ameliyât. Ben 16 saat ameliyâtta kalan profesör tanıyorum nakilde. Yaman Tokat 16 saat ameliyâtta kalıyordu Ege Üniversitesi’nde. Kara ciğer nakli yapıyordu. Her ikisinde kesiyordu. Kadavra diyor onlar kara ciğer aldıklarını. Normalde ikisinde göğüs kafeslerini kesiyor oradan kara ciğer alıyor buraya naklediyor. Bazen daha farklı ameliyâthânede şeyler çıkıyordu. Orada hastânede konuşuldu. Yaman Tokat 16 saat ameliyâthânede kaldı bugün diye. Bütün hastâne konuştu. Bir problem olmuş bir şey olmuş. 16 saat kalmışlar ameliyâthânede. Hatta dediler ki yemek bile yemişler içeride. Çok acıkmışlar kendilerinden geçmişler.

O zaten ameliyâthâneden çıktığında onun özel çikolatası vardı uzun. Ondan sonra ağzından hiç düşürmüyordu onu. Emiyor o devamlı çikolatayı. Ameliyat makinası gibiydi adamın. Adam bildiğiniz ameliyât makinası gibi her gün ameliyâtı vardı adamın. Her gün Şeyh Efendi’yi doğa ameliyât etmişti. Onu da kara ciğerini aldı büyük bir kısmını. Bir kısmını yaktım dedi. Orada hastalıklı bölgenin. Ama büyük bir kısmını almıştı. Yardı onun da göğüs kafesini. Öyle aldı. Şimdi ameliyât hemşîreyi, hemşîreler, doktorlar, ameliyât doktorları, güvenlik güçleri, asker, polis, jandarma, neyse özel güvenlik. Veyahut da bir yerde resmi olarak çalışıyor. Zamanı yok. Veyahut da bir yerde me’mur, bir yerde bir şey. Zamanı yok o kimsenin. kendi işi değil.

Bazen kendi işin olsa ne olacak? işin içinden çıkılmadığı zamanlar var. Sonra ki Hanefîler burada namâzı cem’ etmeye müsaade etmişler. Bu hadîs-i şerîflere dayanarak. Keyfiye oldu mu hoş olmaz bu. Bunu da yapar mı? Yapar. O zaman o kimsenin kendi içtihâdıdır o. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri, yapmışacağım kardeşim ben de yaparım der. Ona neden yapıyorsun diyemezsin. Hadîs-i şerifi uyuyor çünkü sünnete uyuyor. Ona söyleyeceğim bir tek şu olabilir. Hanefîler buna cevaz vermemişler. Bir sıkıntıda olana eyvallah ama buna cevaz vermemişler. Bunu diyebilirsiniz. Ona neden sen buna uydun diyemezsin. Sebep? Hadîs var hakkında. Din madem ki Kur’ân ve sünnet imamların içtihâdıdır.

O zaman bir konuda hadîs-i şerîf var ise o kimse buna kendince uyabilir mi? El cevap uyabilir.


Mukîmde Cem’ ve Bayân Zikri

Mustafa Özbağ olarak bana soranlara diyorum ki bu sıraladığım şartlar söz konusu olursa mukîm iken de cem’ edebilirsiniz. Yeter ki namâzınızı kılın. Bakın yeter ki namâzınızı kılın. Bitti bu. Reddiye bekliyorum artık şimdi. Bu konuda bilmiyorum artık. Reddiye gelir mi gelmez mi? O yüzden söyleyecek laf yok. Benim meşhur sözümdür ya insanı uzaktakinler yıpratmaz. Yakınları yıpratır. Onu bana atarsan memnun olurum onu bulursak. Bir bak da onu bana at ya. Onu bana atarsan memnun olurum. Ben ona da fetvâ veriyorum. İstanbul’da orada burada yaşayanlar var ya adam otobüse binecek, arabaya binecek karşıya gidinceye kadar zaten ne akşamı kalıyor ne yatsısı kalıyor. Cem’ edebilir. Bak Hüseyin Ağa Bursa’ya da fetvâ istiyor.

Bursa’da da öyle diyor. Trafiğe yakalandı mı gitti. Hayret Hüseyin Ağa Bursa’da trafik sorunu yokmuş. Belediye başkan öyle diyordu büyükşehir. Öyle açıklama yaptı Bursa’da trafik problemi yok dedi ya. He onlar sirenlerle gidiyorlar ya o yüzden. Perşembe günleri bayânlar zikirleri pesten yapsın diye buyurmuştunuz. Bu hüküm hala geçerli mi? Tekli esmalarda bayânların yarısı sallanırken hep bir karışıklık oluyor. Doğrusu nedir? Normalde böyle bayânların sesi buraya gelmediği zaman yeterli. Ha gelse bir şey olur mu? Olmaz. Kimin zikrullâh yaptığı belli değil ama bu bölgeye gelmemesi daha uygun. Bu bir ikincisi normalde bayânların orada yan tarafta nasıl yaptıklarına bakmamız bizim için çok hoş değil.

Bayânlar bu soruları cumartesi gün sorarlarsa daha hoş olur. Evet. Bir sorusu olan varsa alayım. Mikrofon verin. Açıkmış. Az evvel buyurmuştunuz.


Mezheb Bulunmazsa Zayıf Hadîse

Zaruret ve keyfiyet bu seferlikte ya da cem’ meselesiyle alakalı bizim zaruret ve keyfiyet noktasındaki bu husustaki nasihatimiz nasıl olmalı? Muhukimler için o zaruret, keyfiyet ve zaruret mukîm olan için bir mukîm bir kimse. İşi gücü yok, bir sıkıntısı yok. Evinde oturuyor. O kimsenin namâzı cem’ etmesi keyfiyetten. cem’ etmesine gerek var mı? Yok. Ama dedim bu meselede bir kimse şunu diyebilir. Hakkında hadîs var kardeşim. Ben cem’ ediyorum. Sizin ona din olarak söyleyecek bir şeyiniz olamaz. Ancak şunu dersin ona. Ya bunu hanefiller uygun görmemiş. bu bir zorunluluktan olsa eyvallah bunu diyebilirsin belki de. Onu da diyemezsin aslında. hakkında hadîs olan bir şeye ben bir söz söyleyemem.

Ben Hanefî mezhebine müntesibim. Hanefî de bulamazsam Mâlikîye bakarım. Mâlikî de bulamazsam Şâfi’îye, Şâfi’î de bulamazsam Hanbelîye bakarım. Bulamadım, dönerim hadîs-i şerîf varsa hakkında ben onu icra ederim. İlla ki mezheblerin hükmü olacak diye bir ka’ide yok. Zaman içerisinde öyle meseleler çıkmış, öyle hadiseler olmuş, öyle bir noktaya gelinmiş bulamıyorsun bir şeyi içinde. Bulamayınca ne yapacaksın? Döneceksin tekrar dinin kaynağına. O konuda âyet bakacaksın ve onun yaşanılır, Kur’ân’ın yaşanılır misali örneği Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem. Çünkü eğer, ey Habibim de ki eğer seviyorsanız bana uyun. Âyet açık. O zaman biz döneriz bir meselede Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine bakarız tekrar.

Ben o yüzden derim arkadaşlar ben zayıf hadîsleri de bundan sonra iyi hadîs olarak kabul ediyorum diye. Sebebi ne? Bir başkasının sözüne davranmaktansa zayıf hükmündeki hadîsle amel etmek daha evladır. Hoca daha iyi bilir bu fıkıh kaidesini. Bu önceden 30 yıl önce ilâhiyatlar böyle hükmederlerdi. Bütün dini kesim 30 yıl önce böyle hükmederdi. Derlerdi ki bunu şeyhlere atıfta bulunmak için söylerlerdi. Bakın şimdi düştükleri tezgahı görüyor musunuz? şeyhlere laf söylemek için bir kimse şeyhine taburluyor ya şeyhi diyor ki bunu böyle yapabilirsin. O şeyhleri veyahut da cemâatlerin başındaki hoca efendileri tahkîr etmek için tahkîr etmek için resmen ümmetin ve toplumun gözünden düşürmek için bu sözü kullanırlardı.

Derlerdi ki bir başkasının sözüyle amel etmektense zayıf hadîs dahi olsa onunla amel etmek evladır. 30 yıl sonra değiştirdiler şimdi bunu. Şimdi hadîsleri inkâr ediyorlar. 30 yıl önce bu hadîsle amel edilirdi bir başkasının sözüyle hareket edileceğini. Şimdi sahih hadîsleri de reddediyorlar bütün hadîsleri reddediyorlar 30 yıl sonra. Meseleyi toparlayayım şimdi bir kimse o yüzden Hanefî’de Mâlikî’de Hanbelî’de Şâfi’î’de bulamadı. Sonradan gelen aynı mezhebin içerisindeki alimlerden bulamadı fetvâyı. O zaman dönecek nereye dönecek? Dinin kaynağını hevâ hevesine dönecek değil. Dinin kaynağı ne? Kur’ân Sünnet. Kur’ân’da bakacak bulamadı Sünnet-i Seniyye bakacak. Buldu mu orda buldu onu âmel edecek.

Burada o Sünnet-i Seniyye’de zayıf hadîs dahi olsa onu âmel edebilir o kimse. Ve onun âmel etmesi bilmiyorum 100 tane bin tane alimin âmel etmesinden daha hayırlı. Çünkü o zayıf diyenler de insan çünkü. O hadisler zayıf diyenler kendilerince tabi ilim erbabı incelemişler bakmışlar etmişler bu zayıf hadîs demişler iyi. İyi. Zayıf hadîs olsun. Mustafa Öztürk’e tabi olacağına zayıf hadîse tabi olsun. İlahiyatçı inkârcısı ilahiyatçılara tabi olacağına zayıf hadîse tabi olsun. Uştucu, kaştıcı, uşkurcu, alim geçinen sarıklı onun olsun kimselere tabi olacağına zayıf hadîse tabi olsun. Ne idiği belirsiz insanlara tabi olacağına zayıf hadîse tabi olsun. Onun için daha selametli yol.


Seferîlik ve İstanbul Mesâfesi

O yüzden bu şey sefere çıkmış orada keyfiyet yok. Seferde herkes seferî hükmünde. Yok uçakla rahat şimdi canım kardeşim. İstersen yum gözünü aç gözünü yap öyle git yine seferîsin. Yine seferîsin. Hüküm bineye bağlamamış. Bineye bağlamamış. Bineye bağlamamış. İstersen ışınlan. Yine seferîsin. Onda keyfiyet yok. Bazıları kendi kafalarından cahil ümmet. Ya uçağa bindik buraya geldik seferim olurmuşum. Burada her şey var. Seferisin kardeşim. Allâh’tan iyi mi biliyorsun? Namâzı kısaltın demiş sefere çıktığında bitti. Emir bir de o. Uygulaması da var. Onun da keyfiyet yok. Seferi kimselerin cem’ etmesinde Şâfi’î Mâlikî Hanbelî uleması fetvâ vermiş. Hanefî İmâm-ı A’zam Hazretleri bir tek Müzdelife ve Arafât’a vermiş.

Ama velaki sonadan gelen Hanefî İmâm-ı A’zam Hazretleri’nin seferinde cem’ edilebileceğine dair hüküm var. Ben cem’ ediyorum seferî de. Açıkça. Evet. Örneğin İstanbul’da bu seferîlik hükmü olarak İstanbul’da bir ucundan bir ucuna Büyükçekmece ya da daha bir ötesi Silivri İstanbul’un ilçesi Pendik’te Kartal’da ilçesi ve o da tahmini net olmasa da 90 kilometreyi veya onun üstünde bir kilometreye geçiliyor. Buradaki hususta aynı şehir ama mesafe noktasında niyet edilebilir mi? seferlik hükmü Edilir. Bunun eski kitaplarda fetvâsını bulamazsınız. Ama bunun mesela Cumâ fetvasından yola çıkabilirsiniz. Mesela bir şehri bölen bir dere bir ırmak bir vadi var ise her iki yerde cumâ kılınır. Hanefîlerde.

Mesela böyle olunca arada bir dere var arada bir vadi var arada bir şey olunca farklı yerlerde Hanefîye göre iki yerde veya varsa üç yerde cumâ kılınması lazım. Cumâ’nın Edâ şartlarının içinde bu. Şimdi buradan hareket ederekten bir şehir illa ki buradan hareket etmemize de gerek yok. Burada bir sıkıntı var, problem var burada. Ben İstanbul’a giderken şimdi navigasyon çıktı. Önceden navigasyon yok. Nereye gideceksin? Şuraya. Yoldan sapmıyor mu hiç? Bilmiyorum da tam sorudan bu akılsız telefonlar çıkınca işimiz kolaylaştı. şimdi yazıyorsun onu da telefonda bir kesinti bir bağı benim gibi hatı kötü olanlar gene sıkıntı yaşıyor. Benim hat kötü sıkıntı yaşıyorum ben yine. muhakkak geç söylüyor sağdan döneceğim diyor.

Geçmişim ben orayı. Sağ mı kalmış? Hadi geri dön geri dön diyor. Ne zaman geri dönmüşüm ben? Şimdi o mekanik hatunun sesinle mi geri döneceğim? Burnumun dikine gidiyorum bir daha hesaplanıyor. Rota hesaplanıyor. İşin ne boşuna mı para verdik akılsızsın diye para verdik. Bir daha hesaplıyor bir daha hesaplıyor. Bir daha hesaplıyor. Hesap tutmuyor bir türlü bende. Neden? Hat kötü. Bazen ikinciye üçüncüye gidince ezberlersem bir sıkıntı yok. Yoksa o mekanik hatun çatlayacak bugün zaten. Geri dön demekten bana. Her neyse şimdi İstanbul’da sıkıntılı. Şimdi dediği gibi Kartal’dan biraz daha bu tarafa pendik mi? Pendik İstanbul. İyi. Silivri de İstanbul. Pendikten Silivri’ye gidince kadar akşam olacak zaten.

Şimdi İstanbul’un trafiği iyi. o paralı yollar, o çevre yolları ondan sonra köprüler, geçitler filan İstanbul’a iyi yatırım yaptı. Tayyip Erdoğan. bunu da şimdi es geçmemek lazım. Gerçekten önceden bir kaybediyordun kayboluyordun zaten. Ben çok kayboldum. Hele bir de zikrullâh’tan çık. Ondan sonra herkes benim doğru istikamette gittiğimi zannediyor. Ben bir karıştırıyorum. Nereye gittim belli değil benim. Bir yerde kendime geliyorum, bakınıyorum şaşkın ördek gibi nereye geldim ben diyorum böyle bakınıyorum, çıkaramıyorum. Sonra bazen böyle tahmini gidiyorum artık. Bu sefer tahmin analizlerini açıyorum. Radarlarını açıyoruz. Ondan sonra tahmini buluyoruz artık yeri. Sonra yolu doğrultuyorduk.

Şimdi öyle bir sıkıntı yok. Zikrullâh’tan çıkar çıkmaz yaz bursa diye. Tamam. Gene geri dön dediği zamanlar çok oluyor ama sıkıntı yok. Her neyse. Gitti o kimse gitti muhakkak o kimse seferî hükmünde olur. Yapacak bir şey yok yani. İstanbul’da yaşayanlar için. Bunun için de bir küfrüme fetvâ verirler benim ama o suvans. Namâzı kılmamaktansa kılmak daha hayırlı. Evet. Söyleyecek başka bir şey. Efendim iyi akşamlar. Biz devlete iş yapıyoruz, elektrik işi yapıyoruz. Devlette kontrollere geldikleri zaman belli hakedişler veriyoruz. Bu hak edişlerde Sen keşke bu mevzuyu açmasaydın burada şimdi. Evet. Arkasından ne geleceğini biliyorum ben üç aşağı beş yukarı. Devam et.


Rüşvet Hırsızlığı ve Hâtim

Bu hakedişleri bizim patronlarımız şuraya on metrelik kabloyu yirmi metre olarak gir. Veya yapılmamış bir işi yaptığı olarak gösteriyor. Câfer bu soru burada sorulur mu şimdi değil mi? Evet. Evet. Onlar başka şeylerin altında başka şeylerin yanında devlete kulak kalır. Efendim burada. Hırsızlık. Bizi yaptırtıyorlar bu işi yani. sormasaydın iyiydi dedim o. Evet. Evet. Bereket kameralar görmüyor seni. Allâh selâmetli görsün inşâallâh. Âmîn efendim. Yazık ki. Hali pür halimiz bu. Efdalu’z-Zikri fa’lem ennehu lâ ilâhe illallâh lâ ilâhe illallâh lâ ilâhe illallâh lâ ilâhe illallâh Fâtihâ. Fâtihâ. Fâtihâ. Fâtihâ. Fâtihâ. Fâtihâ. Fâtihâ. Fâtihâ. Fâtihâ. Fâtihâ. Fâtihâ. Fâtihâ. Âmîn. Destûr.


Kaynakça ve Referanslar

  • Duâ İbâdettir ve Sûfî Duâ Edebi: “Rabbiniz buyurdu ki: Bana duâ edin, size icâbet edeyim” — Mü’min 40/60; gafletle oyalanan kalbin duâsının reddi — Tirmizî, Da’avât 65 (“Gafletle oyalanan gâfil kalbin duâsını Allâh kabul etmez”); duânın ibâdetin kendisi oluşu — Ebû Dâvûd, Vitr 23; Tirmizî, Da’avât 1 (“Duâ ibâdetin kendisidir”); terk edenin kibir ile nitelenmesi — Mü’min 40/60 (“Bana kulluk etmekten kibirlenenler hor ve hakîr olarak cehenneme girecekler”); sûfînin nefsi için istememesi, umûma duâ etmesi — Küşeyrî, er-Risâle, Bâbu’d-Duâ; günâhsız ağızlarla duâ edin — Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr (birbirinize yaptığınız duâ günâhsız ağızla olandır); bir mü’minin gıyâbında kardeşine duâsının kabûlü — Müslim, Zikir 86 (“Bir mü’minin gıyâbında kardeşine duâsının yanında vekîl bir melek vardır: Âmin, sana da mislini dilerim der”); birbirine duâ ile cevap verme edebi — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, Rub’u’l-Âdât, Kitâbu’d-Duâ; eş-çocuk-akraba-derviş-Ümmet-i Muhammed sırası — Bakara 2/128 (“Rabbimiz bizi ve zürriyetimizden bir müslim ümmet eyle”); İbrâhîm 14/41 (“Rabbim beni, anne babamı ve mü’minleri hesâb gününde bağışla”)
  • Duânın Keskin Kılıç Oluşu: Duânın kazânın döndürücüsü oluşu — Tirmizî, Da’avât 101 (“Duâdan başka hiçbir şey kazâyı geri çevirmez”); belânın duâ ile def’i — Taberânî, el-Mu’cemu’l-Evsat (“Duâ inen belâ ile inmemiş belâ arasında mücâdele eder, kıyâmet gününe kadar”); şifâ kaynağı olarak duâ — İsrâ 17/82 (“Kur’ân’dan mü’minler için şifâ ve rahmet olanı indiriyoruz”); Hazret-i Peygamberin ümmetine duâsı — Âl-i İmrân 3/159 (“Onlar için istiğfâr et”); peygamberlerin ümmete duâsı — Nûh 71/26-28; İbrâhîm 14/35-41; lânet edilen fiiller: faiz yiyen, fuhuş, şarâb yapan-satan-içen-taşıyan-ısmarlayan — Tirmizî, Büyû’ 59 (“Resûlullâh on kişiye içki sebebiyle lânet okudu”); ehl-i cinsellik (livâta) — A’râf 7/80-84 (Lût kavmi); rüşvet — Ebû Dâvûd, Akdiye 4 (“Allâh rüşvet alana da verene de lânet etsin”); hırsızlık — Mâide 5/38; haksız kazanç — Nisâ 4/29; şahıs söylemeden fiile lânet kâ’idesi — Buhârî, Edeb 44
  • Namâzsız Mücâhid ve Dindâr Kabahati: Âhir zamânda zikrin, namâzın, ibâdetin terki — Meryem 19/59 (“Onlardan sonra öyle bir nesil geldi ki, namâzı zâyi ettiler ve şehvetlerine uydular”); heva hevesine uyma — Câsiye 45/23 (“Hevâsını ilâh edineni gördün mü”); Deccâlî sistemlerin altında askerleşme — Ebû Dâvûd, Melâhim 14 (Deccâl hadîsleri); namâzın dîn direği oluşu — Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân, Salât Bâbı (“Namâz dînin direğidir, kim onu ikâme ederse dînini ikâme etmiş olur”); farzdan ferâgat etmeme — Müslim, Îmân 137; “namâzsız sûfî, namâzsız mücâhid, namâzsız tarîkatçı” eleştirisi — Muhyiddîn İbn-i Arabî, el-Futûhâtu’l-Mekkiyye, Bâbu’s-Salât (sûfînin şerîate ittibâı şartı); İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1. cilt 29. mektûb (tasavvufun şerîat üzerine binâ olması); İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Rub’u’l-İbâdât; dindârın hatâsından dîni sorumlu tutmama — Fâtır 35/18 (“Kimse kimsenin yükünü çekmez”); şeyh, cemâat, tarîkat veya partî yanlışının dîne mal edilmemesi — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1. cilt 74. mektûb
  • Hazret-i Peygamberin Hatâsızlığı: Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellemin ismeti — Necm 53/2-4 (“O hevâsından konuşmaz, o ancak kendisine vahyedilen bir vahiydir”); Hâkka 69/44-47 (eğer uydurmuş olsaydı); ilâhiyatçıların ismeti inkârının küfür sayılışı — Kâdî Iyâz, eş-Şifâ bi-Ta’rîfi Hukûkı’l-Mustafâ, 4. Kısım (peygamberin ismet akîdesi); ayetlerin Allâh’ın âyetleri olmadığı iddiâsı (Mustafa Öztürk örneği, Almanya’ya gidişi, İlâhiyât Profesörü hadisesi); Hâkka 69/44-47 (“Eğer Bizim hakkımızda bazı sözler uydurmuş olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalar, sonra da onun şah damarını koparırdık”); Zâriyât 51/56 (vahy-risâlet kaynağı); küçük peygamberlerin hatâları ve Hazret-i Muhammed’in mutlak masûmiyeti — Kâdî Iyâz, eş-Şifâ; günâhsız insan olmaması — İbn-i Mâce, Zühd 30 (“Âdemoğlunun hepsi hatâ yapar, hatâ yapanların en hayırlısı tövbe edendir”); halis tövbenin günâhı hayra çevirmesi — Furkân 25/70 (“Allâh onların kötülüklerini iyiliklere çevirir”); “hiçbir kimse yoktur ki bir günâh perçeminden tutmamış olsun” hadîsi — Taberânî, el-Mu’cemu’l-Evsat
  • Halka-i Zikrullâh’ı Terk Etmeme: Mütevâtir zikrullâh halakası — Tirmizî, Da’avât 6 (“Cennet bahçelerine uğradığınızda yayılın, otlayın: zikir halakaları”); Müslim, Zikir 38 (meleklerin zikir halakasını yazışı); cemâatte zikrullâh oturanın geçmiş günâhlarının hayra çevrilmesi — Buhârî, Da’avât 66 (“Melekler etrafınızı tavaf eder, Allâh da der ki: Bunların hepsini bağışladım”); Müslim, Zikir 25; halka-i zikirden ayrılmanın rahmet deryâsından uzaklaşmak olarak vasfı — Sühreverdî, Avârifu’l-Maârif, Bâbu’z-Zikr; Hucvîrî, Keşfu’l-Mahcûb, Bâbu’z-Zikr; nefsin bahâne bulma mekânikleri — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Rub’u’l-Mühlikât, Kitâbu’n-Nefs ve’ş-Şeytân; “hatâlı olan sensin” düstûru — Küşeyrî, Risâle, Bâbu’t-Tevâzu’; halakanın Allâh’a âit olup şahıslara değil Mustafa Özbağ’a âit olmadığı beyânı — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1. cilt 131. mektûb (şeyh sadece vâsıtadır); halkanın her şehirde (Çanakkale, İstanbul, Tekirdağ, Bursa) kurulabilir oluşu — Attâr, Tezkiretu’l-Evliyâ (Horasan silsileleri); ölüm hastalığı hariç mazeret kabûlü — Tirmizî, Salât 159
  • Zikrullâh’a Demirle Bağlanma: Nefsin ipini koparan vahşî hayvan benzetmesi — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Rub’u’l-Mühlikât, Kitâbu Riyâzati’n-Nefs; nefsin mertebeleri ve kuvveti — Küşeyrî, Risâle, Bâbu’n-Nefs ve Ahlâkı; demir zincir-halat bağlama istiâresi — Mevlânâ, Mesnevî, 2. Cilt (akl-ı küll bağı); zâkir, şeyh, halîfe, nakîb, nukabâ zümrelerinden bağımsız olarak halkaya kendini bağlama edebi — Necmeddîn Kübrâ, Usûlu’l-Aşere; kendi kendine ahd-söz verme — Ahzâb 33/23 (“Mü’minlerden öyle erler vardır ki Allâh ile yaptıkları ahde sâdık kaldılar”); son nefese kadar ibâdet azmi — Hicr 15/99 (“Sana yakîn gelinceye kadar Rabbine kulluk et”); farzları ikâme ve harâmlardan içtinâb — Müslim, Îmân 133; niyetin hâlis olması — Beyyine 98/5 (“Onlara yalnızca Allâh’a kulluk etmeleri emredildi”); hâlis tevbe ve duâya icâbet — Furkân 25/70; sûfînin mürşide sımsıkı sarılma sembolü — Kehf 18/28 (“Nefsini sabah-akşam Rabbinin rızâsını isteyerek duâ edenlerle beraber kıl”)
  • Cem’ Sorusu ve Ayakkabılı Namâz: Mukîm iken cem’ sorusunun giriş kıssası (yeğen, Cübbeli Ahmed Hoca’ya reddiye müracaatı); ayakkabıyla namâz hükmü — Ebû Dâvûd, Salât 88 (“Resûlullâh ayakkabılarıyla namâz kıldı, sahâbeye de izin verdi”); Kütüb-i Sitte’de sahâbe rivâyeti (torununa “Vallâhi ben Resûlullâh’a ayakkabılarıyla namâz kılarken gördüm”); necâsetten tahâret şartı — Müddessir 74/4 (“Elbiseni temiz tut”); Buhârî, Vudû 36 (necâsetten temizlenme); askerlik nasîhati – botu mes gibi kullanma — Buhârî, Vudû 49; Müslim, Tahâret 79 (mest üzerine meshin cevâzı); abdest alıp giyilen üzerine meshetmenin şartı — İbn-i Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, Kitâbu’t-Tahâret; bot çıkarma zahmetinden dolayı meshe yönelme fetvâsı — Kâsânî, Bedâi’u’s-Sanâi’; askere giden gençlere namâzı cem’ etme nasîhati — hadîs-i şerîf dayanağı — Buhârî, Taksîr 16; Müslim, Salâtu’l-Müsâfirîn 53; İmâm Mâlik, Muvatta, Kasru’s-Salât
  • Peygamberin Cem’leri ve Arafât: Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem mukîm iken namâzı cem’i — Müslim, Salâtu’l-Müsâfirîn 49 (“İbn-i Abbâs’tan: Resûlullâh Medîne’de öğle ile ikindiyi, akşam ile yatsıyı cem’ etti, yağmur-korku-sefer olmaksızın”); sahâbelerin en az sekiz kere cem’ nakli — Tirmizî, Salât 138; Rûdânî, Cem’u’l-Fevâid; Ahmed b. Hanbel, Müsned, İbn-i Abbâs rivâyetleri; Mâlik, Muvatta, Kasru’s-Salât 4; Arafât’ta Cem’-i Takdîm (öğleyi ikindiyle kılma) — Müslim, Hacc 147 (Câbir hadîsi); Müzdelife’de Cem’-i Te’hîr (akşamı yatsıyla kılma) — Buhârî, Hacc 95; akşam ezânı ile Arafât’ı terkin sünnet oluşu — Müslim, Hacc 147; ikâmet getirme düzeni (öğle-ikâmet-ikindi-ikâmet) — Kâsânî, Bedâi’, Kitâbu’l-Hacc; vitir namâzı – İmâm-ı A’zam’a göre vâcib, İmâm-ı Yûsuf’a göre sünnet — İbn-i Hümâm, Fethu’l-Kadîr, Vitir Bâbı; sonraki Hanefî ulemânın doktor-hemşîre-güvenlik mensupları için cem’e cevâz vermesi — İbn-i Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, Kitâbu’s-Salât
  • Yaman Tokat Ameliyâtı ve Cem’ Cevâzı: Profesör Yaman Tokat – karaciğer nakil operasyonu, Ege Üniversitesi, 16 saatlik ameliyât anısı; Şeyh Efendi’nin karaciğer nakli ameliyâtı ve ameliyâthânede yemek yeme hatırası; doktor-hemşîre-jandarma-polis-asker-özel güvenlik-me’mur gibi zamânı müsâit olmayanlar için cem’ ruhsatı — Bakara 2/185 (“Allâh sizin için kolaylık diler, zorluk dilemez”); Nisâ 4/28 (“Allâh size hafifletmek ister”); zarûret – hüküm-i istihsân — Kâsânî, Bedâi’; İbn-i Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr; keyfiyyet ile zarûret arasındaki fark — İmâm-ı Gazzâlî, el-Mustasfâ, Zarûretler Bâbı; keyfî cem’in hoş olmayacağı ama hadîs dayanağı olan bir amele söz edilemeyeceği — İmâm-ı Şâfi’î, er-Risâle, el-İctihâd Bâbı; sünnete ittibâ — Âl-i İmrân 3/31 (“De ki eğer Allâh’ı seviyorsanız bana uyun ki Allâh da sizi sevsin”); Haşr 59/7 (“Resûlün size verdiğini alın”); “Allâh Resûlü yapmışsa ben de yaparım” — Mâlik, Muvatta, mü’minlerin Sünnete sarılması; “Hanefîler cevâz vermemiş” sınırlı îtirâzı — İbn-i Hümâm, Fethu’l-Kadîr
  • Mukîmde Cem’ ve Bayân Zikri: Mustafa Özbağ’ın mukîmde cem’ ruhsâtı – şartlı fetvâ: “yeter ki namâzını kıl” — Bakara 2/238 (“Namâzlara ve orta namâza devâm edin”); Nisâ 4/103 (farzın vaktinde kılınması); “reddiye beklenir” ifadesi — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Rub’u’l-İbâdât (niyet halisiyeti); İstanbul’da çeşitli yerleşim yerlerinde cem’ ihtiyâcı (otobüs-araba ile ulaşım); Bursa trafik fetvâ müsaadesi (Hüseyin Ağa nüktesi); Bursa belediye başkanın “trafik problemi yok” açıklaması ve siren ayrımı; Perşembe günü bayân zikri pesten yapılması hükmü — Ahzâb 33/32 (“Kavl-i marufla konuşun, nâmahrem ile kırılgan ses tonundan kaçının”); bayân sesinin erkek bölgesine gelmemesinin uygun olması — İbn-i Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, Kitâbu’s-Salât, Bâbu’l-Cehr bi’l-Kırâat; tekli esmâlarda salınım karışıklığının önlenmesi — Küşeyrî, Risâle, Bâbu’s-Semâ; bayânların sorularının cumartesi gününde sorulmasının uygun oluşu (dergâh âdâbı) — Sühreverdî, Avârifu’l-Maârif, Bâbu’n-Nisâ
  • Mezheb Bulunmazsa Zayıf Hadîse: Zarûret-keyfiyyet farkı ve mukîmler için hükmün değişmezliği — İmâm-ı Gazzâlî, el-Mustasfâ; hadîs temelli bir amele söz söylenememesi — Âl-i İmrân 3/31; Hanefî mezhebine müntesib oluş ve zincir sırası (Hanefî → Mâlikî → Şâfi’î → Hanbelî → hadîs-i şerîf) — Kâsânî, Bedâi’, Kitâbu’l-Kıbla; Cürcânî, et-Ta’rifât (ictihâd mertebeleri); Kur’ân ve Sünnet dînin kaynağı — Şâtıbî, el-Muvâfakât, Kitâbu’l-Edille; “eğer Allâh’ı seviyorsanız bana uyun” — Âl-i İmrân 3/31 (Âyet-i Mahabbet); zayıf hadîsle amel etmenin bir kişinin sözüne tâbi olmaktan üstün oluşu — İmâm-ı Nevevî, el-Ezkâr, Mukaddime (fedâili a’mâlda zayıf hadîsin makbuliyyeti); İbn-i Hacer, Nuhbetu’l-Fiker (üç şart: merdûd olmaması, sahîh bir asla dayanması, niyetin sübût değil i’tiyâd olması); 30 yıl önceki ilâhiyâtçıların bu kâideyi şeyhleri tahkîr için kullanması, bugün hadîsleri inkâr ediyor olmaları — tarihçi-teolojik tenkît; Mustafa Öztürk, inkârcı ilâhiyatçılar, uşkurcu-kaştıcı sarıklılara alternatif olarak zayıf hadîs — Kâdî Iyâz, eş-Şifâ; İbn-i Teymiye, Mecmu’u’l-Fetâvâ (rey karşısında hadîsin tercihi)
  • Seferîlik ve İstanbul Mesâfesi: Seferde herkes seferî hükmünde — Müslim, Salâtu’l-Müsâfirîn 1 (İbn-i Abbâs: “Resûlullâh ve ashâbı seferde namâzı kısalttı”); namâzı kısaltma emri — Nisâ 4/101 (“Yeryüzünde sefere çıktığınızda kâfirlerin fitnesinden korkarsanız namâzı kısaltmanızda sizin için bir vebâl yoktur”); hükmün bineğe bağlı olmaması (uçak-tren-ışınlanma benzetmesi) — Kâsânî, Bedâi’, Bâbu Salâti’l-Müsâfir; Şâfi’î-Mâlikî-Hanbelî ulemânın seferde cem’e cevâzı — Buhârî, Taksîr 16; Müslim, Salâtu’l-Müsâfirîn 49; İmâm-ı A’zam’ın bir tek Müzdelife-Arafât’a cem’ hükmü vermesi — Kâsânî, Bedâi’, Kitâbu’l-Hacc; sonraki Hanefî ulemânın seferde cem’e cevâz vermesi — İbn-i Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr; İstanbul’un uçtan uca mesâfesi (Büyükçekmece-Silivri, Pendik-Kartal, 90 km+) — coğrâfî-hukûkî ictihâd; şehri bölen dere-ırmak-vâdinin cumâ’nın edâsında iki ayrı cumâ müsaadesi — Kâsânî, Bedâi’, Kitâbu’s-Salât, Bâbu’l-Cumu’a; aynı şehirde mesâfe açısından seferîlik niyetine cevâz; navigasyon – akıllı telefon – mekanik hâtunun sesi; Tayyip Erdoğan’ın İstanbul’un yol-köprü-çevre yolu yatırımlarına takdîri; zikrullahtan çıkar çıkmaz “Bursa’ya” navigasyon nüktesi; “namâzı kılmamaktansa kılmak daha hayırlıdır” temel ilke — Mâide 5/6; Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân (namâzın hiçbir şart altında terk edilmemesi)
  • Rüşvet Hırsızlığı ve Hâtim: Devlete iş yapan elektrik firmasının hakediş şişirme hâdisesi (“10 metrelik kabloyu 20 metre göstermek, yapılmamış işi yapılmış göstermek”); sahte hakedişin hırsızlık-rüşvet olarak tavsîfi — Mâide 5/38 (“Hırsızlık eden erkek ve kadının ellerini kesin, yaptıklarına karşılık”); Bakara 2/188 (“Mallarınızı bâtıl yollarla birbirinizin arasında yemeyin”); devlete aidiyetin önemi — Buhârî, Farzu’l-Humus 7 (“Devletin malı ganîmettir, hesâbı çetin olur”); rüşvete lânet — Ebû Dâvûd, Akdiye 4 (rüşvet alana-verene-aracısına); Cafer kardeşin bu soruyu burada sorması ve halka önünde sorulmasının uygun olmayışı – dergâh âdâbı – Câfer’e “keşke açmasaydın” uyarısı; patronun emriyle yaptırılan günâhta yapanın sorumluluğu — Zümer 39/7 (“Hiçbir günâhkâr başkasının günâhını yüklenmez”); Tevbe 9/24 (harâm kazancı servete-meslek-aileye üstün tutmama); “kameralar görmüyor” nüktesinde Cenâb-ı Hakk’ın görmesinin vurgusu — En’âm 6/59 (“Gaybın anahtarları O’ndadır, yerde-gökte bir yaprak bile bilmemekte değildir”); Efdalu’z-Zikri fa’lem ennehu Lâ ilâhe illallâh — Tirmizî, Da’avât 9 (“Zikrin en faziletlisi Lâ ilâhe illallâh’tır”); Fâtihâ’lar, Âmîn, Destûr — dergâh hâtim ve icâzet âdâbı — Sühreverdî, Avârifu’l-Maârif, Bâbu’l-Hatm

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.