Giriş Duâsı ve Kelime-i Şehâdet
Allah, nefeslerinizi hayırlı eylesin. Cenâb-ı Hak tüm ömrünüzü Kur’ân ve Sünnet ile geçiren son nefesinde de Allah’ın cemalini seyrede seyreden nefesini veren son nefesini teslim eden kullarından eylesin. elini seyrede seyrede nefesini veren, son nefesini teslim eden kullarından eylesin. Amin. Rabbim hakkı hak bilip, hakka tabi olan ve hakkın yaşanması ve yaşatılması için mücâdele edenlerden, bâtılı bâtıl bilip, bâtıla karşı mücâdele eden, cihâd eden kullarından eylesin. Amin. Her nefes, bâtıla karşı fikriyle, aklıyla, gönlüyle, düşüncesiyle, her şeyiyle, bâtıla cihâd eden kullarından eylesin inşallah. Ümmet-i Muhammed ne zaman ki kötülüklerle ve kötülerle mücâdeleyi, cihâdı terk etti, ne yazık ki rezîl ve zelîl oldu.
Rezil ve zebil olmaya devam ediyor. Çünkü Ümmet-i Muhammed’in her tarafını kötülük sardı, her tarafını fitne sardı, her tarafını Kur’ân ve Sünnet’in dışında her ne var ise her tarafını sardı. Evimizi, barkımızı, sokağımızı, caddelerimizi, köyümüzü, kentimizi, her şeyimizi bâtıl çepe çevre sardı. Ve ne acı bir şey, Ümmet-i Muhammed bundan silkinip, kalkınıp, bundan titreyip kendine dönüp bununla mücâdele etme gücünü, kuvvetini, fikrini, düşüncesini bulamıyor. Ve böyle olduğu müddetçe, böyle gittiği müddetçe ne yazık ki Ümmet-i Muhammed şahsiyetsiz, kimliksiz, Ümmet-i Muhammed zayıf, ne dediğini bilmeyen, ne yaptığını bilmeyen, yönünü şaşırmış bir vaziyette yaşamaya devam edecek. Âhir zamanla alakalı Hazret-i Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri, siz o gün çok olacaksınız ama denizin üzerindeki köpük misali bir ağırlığınız olmayacak, bir kuvvetiniz olmayacak, bir herhangi bir yaptırımınız olmayacak, herhangi bir birilerine karşı herhangi bir ağırlığınız olmayacak diye beyan ediyor.
Ve ne yazık ki Ümmet-i Muhammed bu konuda ne yazık ki sınavına dost soru veremiyor, imtihânına dost soru veremiyor ve bâtıl, deccâliyet, şeytâniyyet, nefsâniyet, hevâ hevest her şeyimize ve her şeye galip geliyor. Bu acı bir şey. Allâh muhâfaza eylesin. Az önce benim bir büyüğüm var, tanıyorsunuz. Bana bir tane video atmış da onu seyrederekten geldim. Küçük bir çekim yapmışlar.
İzmir Sokak Çekimi, Gençlik Yarası
Çekimi İzmir’de yapmışlar. bir salavat getirir misiniz diyor genci. Ben Müslüman değilim diyor genci. Yanındakine diyor bir salavât getir, ben Müslüman değilim diyor. Öbürküne diyor bir salavat getirebilir misiniz? Lâ ilâhe illallâh diyor. Öbürküne diyor ve belki de on kişiye soruyorlar. On kişiden bir tanesi dost soru bir salavât-ı şerîfe getiremedi. Genç bunların hepsi de. Bakın genç çok rahat bir şekilde gülerekten ben Müslüman değilim diyor. Hatta bir tanesi belli doğu kökenli şivelle böyle dalga geçiyor. o kelime-i şehâdetle dalga geçiyor. Bakın kelime-i şehâdetle dalga geçiyor. Gelirken dinledim bunu. Böyle kendi kendime dedim ki ha ne hale geldik. Önceden ben 60 yaşındayım. Biz 20 yaşındayken 25 yaşındayken meyhanedeki bir kimse dahi salavât-ı şerîfe getirmesini biliyordu.
Kelime-i Şehâdet getirmesini biliyordu. Onun yanında birisi Allah’a, peygambere, dine, imana, kitaba bir şey söylerse o sarhoş o adamı kağıt yırtar gibi cartak yırtıyordu. Ben 25 yaş, 26 yaş. Ben 26 yaşında sûfîlikle tanıştım. 60 yaşındayım. 34 yıl olmuş. 34 yıl sonra gelinen noktaya bakın. Bir takım Müslümanlar, bu işin de acı tarafı, bir takım Müslümanlar, bir takım Ehl-i Sûfî, bir takım Ehl-i Cemâat, adına Ehl-i Tarîkat, adına ne derseniz deyin. Küçük ayrıntılarda boğuluyor. Küçük ayrıntılarda. Yok senin sakalın kısaydı, sünnete uygun değil, sen fâsıksın. Yok kadınlar çarşaf giymedikleri için çıplak hükmündeler, günah kebâir işliyorlar. Yok sen mahrecin düzgün değil, sen Kur’ân-ı Kerim’i düzgün okuyamıyorsun, şusun.
Yok sen busun. Yok bu uğraşısı böyle oldu, yok şurası şöyle oldu. Böyle bizde de var. Yok burada neden amin dedin, yok burada neden böyle söyledin, ders kağıdında böyle yazıyor mu? Yok sen buradan eğri gittin, yok sen buradan sırtını dönerekten gittin. Kıymetli dostlar, kıymetli kardeşler, burayı ölçalmayın. Buradan dışarısı dinsizliğe koşuyor. İnsanlar dinsizliğe koşuyor. Bildiğiniz dinsizliğe koşuyor. Gençler bildiğiniz dinsizliğe koşuyor. Çünkü İslâm’ın ana meseleleri olmayan meselelerde kıyâmetler koparıyoruz biz. Ramazan geliyor, sakız orucu bozar mı, bozmaz mı? Bütün Ramazan tartışıyoruz, bir sonuca ulaşamıyoruz. Kıyamet koparıyoruz küçücük meselelerde. Yok o mezhep de böyle miydi, yok şu mezhep de böyle miydi, yok şu mezhep şöyle söyledi, yok bu mezhep bu böyle dedi.
Yok sen mezhepsizsin, yok sen şusun, kıyâmet koparıyoruz. Gençler oluk oluk dinsizliğe doğru gidiyor. Gençler oluk oluk dinsizliğe gidiyor. Ve ben yine aynı şeyi söyleyeceğim, her derste tekrarlıyorum.
28 Şubat, 15 Temmuz ve Dinsizlik
Bakın 28 Şubat’ta amacına ulaştı, 15 Temmuz’da amacına ulaştı. Ula amacına ulaştı. Hiç kimse bu iki darbeyi amacına ulaşmadı diye okumasın. İkisi de amacına ulaştı. Ulaştık. 28 Şubat’tan sonra hızla tırnak içerisinde İslâmî cemâatler, cemiyetler, tarîkatlar, topluluklar gevşemeye başladı. Hızla. Bakın hızla hem. 15 Temmuz’dan sonra da bütün cemâatlerin, tarîkatların bu tür dini öğreten, dini yaşamaya yaşatma mücadelesi veren kurumların üzerine hızla gidilmeye devam etti. Ve herhalde istenen bir gençlik, dinsiz bir gençlik. Ya da adı Müslüman. Adı Müslüman, yaşantısı gâvur bir gençlik. Adı Müslüman, dinini hiç bilmeyen bir gençlik. Adı Müslüman, namazdan haberi yok, oruçtan haberi yok, abdestten haberi yok, kelime-i şehâdetten haberi yok.
Adı Müslüman ama. Böyle bir gençlik. Çünkü böyle bir gençlik güdülmesi kolay. Bir bilinçli Müslümanı, bilinçli bir mümini gütmeniz mümkün değildir. Sağlam, sahih, Kur’ân ve Sünnet’i öğrenen bir Müslümanı güdemezsiniz. Onu yanlış yerlere, yanlış mecralara götüremezsiniz. İyi bir Kur’ân ve Sünnet bilgisine sahip olan bir kimse, hacasına da, hocasına da, şeyhine de, dervişine de, sufisine de, çavuşuna da, zakirine de, halifesine de, Kur’ân ve Sünnet’in dışında bir şey var ise, yani, ağabey bu böyle olmaz ya, efendim bu böyle olmaz diye veya canım kardeşim bu böyle olmaz diyebilir. Ama sağlam bir Kur’ân ve Sünnet bilgisi olmayan bir kimse, ne tarafa döndürürseniz o tarafa döner. İstedikleri bu. Çok ağrıma gitti izlediğim şey.
Bakın çok ağrıma gitti. dedim ki yok bu değil yani. Ben söyleyince de bütün herkes ayağa kalkıyor. Ben söyleyince de bütün herkes ayağa kalkıyor. 85.000 cami hesaplıyor mu ya? Hesaplıyorum. 85.000 cami ikiyle çarpsan 160-170.000 kişi. 30.000 de idareci koy, diyanette 200.000 kişi var. İmâm hatiplerde okuyanlar, İlâhiyatlarda okuyanlar, toplasan aktif okuyanlarla beraber. Bakın aktif öğrenciler, diyanetçiler, İlâhiyatçılar, ondan sonra hepsi de 500.000 yapar mı? Yapar. 500.000, 10 yılda 5 milyar. Bu 500.000 insan yılda bir kişi Müslüman etse akidesi sağlam 10 milyar eder. 10 yılda 100 milyar eder. At yarısını 5 yılda 50 milyar yapar. Türkiye’nin nüfusu 80 milyon. Nerede bu dindârlar? Dinde bir bozukluk olmadığına göre Müslümanlarda bozukluk var.
Nerede bu Müslümanlar? Diyaneti, ilahiyatı, imâm hatipler, imâm hatiplerden mezun olanlar, İlâhiyatta mezun olanlar? İmâm hatiplerden mezun olanlar, idareçlerden mezun olanlar, ikisinin birakırdığı, İlâhiyat, İlâhiyat, İlahiyattan mezun olanlar, toplayın paraları, dindâr televizyon kuracağız, ondan sonra televizyonda vur, vur oynasın, çalgı, kalkısın. Nerede dindâr televizyonlar? Hap satıyorlar. Bir bu kadar da televizyonlar da var, dini anlatan, bir sürü, iril, ufaklı, her biri sarıklı, cübbeli. Ne o, ilaç satıyorlar, merhem satıyorlar. Yok büyü bozuyorlar. Görüyorum ben bu gece saat 1’den 2’den sonra. Nereye gidiyoruz ya? Ben 60 yaşındayım. Bu son 10 yıla varınca kadar bu kadar din anlatılan, din konuşulan bir zaman olmadı.
Yasaktı 28 Şubat’ta önce. İnsanlar daha fazla dindardı. Daha fazla dindardı. Ben sohbette arkadaşlar her an için basılabiliriz, isteyen gelmesin diyordum. Hınca hınç doluyordu cami. Evlerde basılırız kardeşim diyorduk. Basılıyorduk evlerde, herkes evlerdeydi. Basılıyorduk. Nerede tuttular orada götürüyorlardı. Ben günlerce dükkana gidemiyordum. Said diyordu ki bana gelme buradalar. Ha Said? O günler daha iyiymiş ya. Gerçekten çok üzüldüm. Gerçekten çok üzüldüm. Bu çocuklar bu toprakların insanları ya. Muhakkak birilerimizin akrabası bunlar. Muhakkak birilerimizin akrabası. Ama çok acı. Gerçekten çok acı. Allah bizi affetsin. Cenâb-ı Hak dua edelim, çalışalım, koşturalım, teblîğ edelim. Rabbim düzelsin inşallah.
Gerçekten çok acı bir şey. Ya kelime-i şehâdet getiremiyor ya çocuk. Kelime-i şehadet getiremiyor çocuk. Kızdım kendi kendime. Yok sarığını sağdan mı sarkıttın, yok soldan mı sarkıttın. Yok sakalının uzaklığı, uzunluğu ne kadar olacak. Yok namazda eller kulağa değmeyecek mi? Yok kulağının mevesinin arkasına mı değecek, önüne mi değecek? Yok koltuk altın görününceye kadar mı kaldıracaksın ellerini, görülmeden mi kaldıracaksın? Bir tarafta salavât-ı şerîfe getirdiğince, ha ha ben Müslüman değilim diyen gençler. Rabbim hidâyet eylesin cümlemize inşallah. Evet Mesnevî’den kaldığımız yerden devam ediyoruz. 1263-1276. Beyit konu başlıyor.
Kuyuya Yaklaşan Aslan ve Tavşan
Kuyuya yaklaşınca aslanın yanında tavşanın geri çekilmesi. kuyuya yaklaşınca aslan, tavşan yavaş yavaş geriye durmaya başladı. Kuyu yanına gelince aslan tavşanın geri kaldığını gördü. Dedi ki niçin ayağını geri çektin? Ayağını geri çekme ileri gel. Tavşan ayağım nerede? Elim ayağım kesildi. Canım tir tir titriyor. Yüreğim yerinden oynadı. Yüzümün rengini görmüyor musun? Altın sarısı gibi. Rengin ne halde olduğumu bildiriyor. Allah yüze bildirici demiştir. Onun için ariflerin gözü yüze dalmış kalmıştır. Malum bir ben yine kısaca bir özet geçeyim. Bir aslan vardı ve ormanın kralı oradaki hayvanlarla anlaştılar. Her cinse hayvan her gün bir tane kendinden fedakarlık ediyordu. Aslanın karnını doyuruyordu.
Sıra tavşana gelince tavşan isyan etti. Nereye kadar bu zulüm dedi. Bütün hayvanlar dediler ki yapma etme başımıza iş açacaksın. Ama tavşan baş kaldırdı aslana. Dedi ki yok bu zulüm böyle devam etmez. Gitmedi sırası gelince vakti gelince. Sonra hiçbir şey olmamış gibi gitti. Sonra aslana dedi ki ben senin yanına geliyordum. Yanında da çok semiz bir arkadaşımı getiriyordum. Ama gel gelelim dedi yolda bir yan kesici benim yolumu kesti. Benim dedi arkadaşımı yedi parçaladı ben canımı zor kurtardım. Aslan da büyük bir hiddetle ondan intikam almaya yola koyuldu. Ve tavşanın hilesini bilmiyor. Ve nereye getirdi tavşan onu bir kuyunun başına getiriyor yavaş yavaş. Ve baktı ki kuyunun başına gelirken tavşan geri duruyor.
Sordu ona neden geri geliyorsun dedi ki. Elim ayağım kesildi korkudan titriyorum. Bilmez misin dedi ondan sonra. Benim insanın yüzü ne yaşadığını bildiricidir. Rahmân Sûresi âyet 41 suçlular simalarından tanınırlar. Suçlular simalarından tanınırlar. Tabi bu âyet-i kerîmeye baktığımızda mahşer için söylendiğini tefsir etmişler. Bu mahşer halkı için cehennemlikleri melekler yüzlerine bakacaklar. Yüzlerine bakınca onların cehennemlik olduğunu tanıyıp direkt cehenneme atacaklar. Tefsir edenler böyle tefsir etmişler. Ama üzerlerinde cehennemlik olanların bir alâmet-i fârikası olacak. Mahşer için. Aslında burada da alamet-i farikaları var mı cehennemliklerin? Evet. O alâmet-i fârikayı görebilmek lazım.
Eğer mümin ise bir kimse, mümin Allah’ın nuruyla baktığından, mümin Allah’ın ferâsetiyle baktığından dolayı o tanır. Ama yok o mümin sıfatıyla sıfatlanmadıysa onun tanınması mümkün değil. İyiler de tanınacak mı? İyiler de tanınacak mahşer halkı olarak. Onlar nereden tanınacak? Hz.
Abdest İzi, Cehennemliklerin Simâsı
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki ben ümmetimi abdest yerlerinden tanıyacağım. ne olacak? Abdest alan ümmetin abdest uzuvları orada mahşer yerinde tabri caizse parıl parıl parıl parlayacak. Ve Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ümmetini böyle tanıyacak. Ve cehenneme götürecek olan melekler de cehennemlikleri ne ile tanıyacak? Simalarına bakacak. Bir tefsirde çok hangisinde okuduğumu bilmiyorum onu. Okudum mu okumadım mı onu da bilmiyorum. Onu da not olarak düşeyim de. Bir şeyde böyle bir artık okudum mu gördüm mü şimdi toparlayamayacağım tam olarak. Bu cehennemliklerin göz renkleri kendi renkleri olmayacak. burada normalde herkesin renkleri eladır kahverengidir mavidir neyse karadır göz rengi.
Cehennemliklerin göz renkleri tek renk olacak. Böyle patlak cırtlak mavi gibi. Böyle nasıl söyleyeyim bu senin üzerindeki hırkanın mavi mi o? Mavi onun daha cırtlağı ve daha böyle parlağı öyle düşünün. Cehennemliklerin gözlerinin hepsi de tek renk olacak. Tek renk. Onlar oradan tanınacaklar mahşer halkı da görecek onların cehennemlik olduğunu. Çünkü bakacak onun gözlerinin rengi farklı. Diğerleri gibi değil. Cehennemlikleri simadan tanıma bir de simaları da onların böyle kara kuru olacak. kara kuru bir simada cırtlak mavi bir göz düşünün cehennemlik olanların. Cennetliklerin ise abdest aldıkları yerler yüzü ondan sonra ensesi başı elleri kolları ayakları nur gibi pırıl pırıl parlayacak. Bunu biz bu meseleye mahşer olarak görürsek bu mahşer de böyle.
Evet. Ama âyet-i kerîmeler her yeri bağlar. Çünkü bu âyet-i kerîme tabiri caizse müteşâbih bir âyet. Öyle olunca ehli kalp zaman zaman bir kısım insanların sûretlerinin farklı olduğunu görür. Bunu Seyr-i Sülûk’ta 4. makamda sûfîler görürler. Dervişler 4. makamda başka insanların sûretlerinin değiştiğini görür. Böyle bir uzun sürerse eğer bu sefer dervişin ahengi kaçar, kiminle görüşü konuşacağını karıştırır. Bu böyle o yüzden üstâd lazımdır. Asıl 4. esmâda nefis merâtiplerinde 4. makamda lazım dediğim şey budur. O kimsenin hemen esmâsının değişmesi gerekir. Çünkü o mesela örnekliyorum birisi yalan söylüyorsa hemen onun sûreti değişir. Birisi başka bir şey yapıyorsa hemen sûreti değişir. Ya olur mu böyle bir şey falan sufileye karşı çıkacak ya illaki.
Canım kardeşlerim bu ashâbda da görüldü.
Hazret-i Osmân ve Mü’min Ferâseti
Meşhur dur Hazret-i Osman Radıyallâhu Anh hazretlerinin yanına bir kimse geliyor. O kimseye bakıyor senin gözlerinde zinâ görüyorum diyor. Senin gözlerinde zinâ görüyorum. Sen diyor muhakkak zinâ ile iştigal etmişsin. Onu duyan o kimse hemen kalıyor. İtiraz edemiyor. Ona hayır da diyemiyor. Diyor ki ey Emîrü’l-Mü’minîn bunu nereden anladın? Bunu nereden anladın? O da hadîs-i şerîfi söylüyor. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki müminin ferâsetinden çekininiz. Çünkü o Allah’ın nuru ile bakar. Çünkü o Allah’ın nuru ile bakar. böyle ferâset ehli kimseler, ferâset ehli kimseler o insanların sûretlerinin farklı olduğunu görebilirler. Bu tabi Seyr-i Sülûk’ta dördüncü makamda bu böyle yaşanır.
O kimsenin kaldırması ona zordur o. Hemen esmâyla o ne olur? Kapanır. Ondan sonra o yol yürür. Dörtten beşe geçer, beşten altıya geçer. Altıncı makamda da bu açılır. Ama altıncı makamda açılır artık o o tarafa dönüp bakmaz. Yedide hiç ilgilenmez. Enteresan bir şeydir. Sebep der ki herkes Allah’ın kulu gördüğüne tövbe etmeye başlar. Gördüğüne dua etmeye başlar. Ya Rabbi onun günahlarını affeyle. Ya Rabbi onların kusurlarını affeyle. Ya Rabbi cümlemizin günah ve kusurlarını affeyle. Cümlemizin hatalarını kusurlarını hayra çevirdiğin kullarından eyle. Günahlarını sevaba çevirdiğin kullarından eyle. Ecmaîn. Bu dua etmeye başlar artık. Bu o zaman ayrıştırmaz, ötekileştirmez onu. Onunla selamın sabahı kesmez.
Ama dördüncü esmâda selamın sabahı kesmek ister, konuşmak istemez. insanın yüzü bu manada bildiricidir. Hem mahşerde bildiricidir hem de dünyada bildiricidir. bir kimse, bir de biz kendi kendimizde de anlarız ya. Örneğin böyle yüzü buruşmuş, böyle şey olmuş deriz ki ya sararmış. Ya hasta mısın? Yüzüne bakarız moralin mi bozuk? Şimdi yeni moda ya bakarız böyle ne oldu, stresin mi çoğaldı? Bugün gündüz bayan sohbeti vardı. Neydi? Stres? Perşembe, stres yönetimiydi değil mi? Evet, stres yönetimi. Bizde şimdi yeni bu hastalık. Ne stres yönetimi? Stres yönetmek ne ya, stres yok. Sizin hasta olduğunuzu beyan ediyor. Sen hastalığını ne yapacaksın, yöneteceksin. Bakın hastalığını tedavi etmiyor. Operasyona bakın.
Stres yönetimi, ya sen stresli yaşayacaksın yani. Ondan sonra antidepresana başlayacaksın. Gideceksin doktora çok stresliyim, stresimi de yönetemiyorum. Al bir antidepresan. Tamam gittin, tamam. Ölünceye kadar antidepresan kullanacaksın. Ölünceye kadar. Artacak günden güne. Erkeklerin erkekliği kalmayacak, kadınların kadınlığı kalmayacak. Antidepresana devam. Şimdi bugünün insanı dert istemiyor, gam istemiyor, keder istemiyor, yokluk istemiyor, sıkıntı istemiyor, problem istemiyor. Bir elektrikler kesildi, hayat duruyor. Panik herkes. Ya elektrik kesilmiş. Gayet normal. Doğalgaz kesilmiş, gayet normal. Su kesilmiş, gayet normal. Normal. Yoksa su kesilmiş, gayet normal. Normal. Yoksa su kesilmiş, gayet normal.
Normal. Normal. Yok hayır. Herkesde bir panik havası. deseler ki yarın çok müthiş, soğuk olacak, her taraf buz tutacak, marketlerde hiçbir yerde hiçbir şey kalmayacak. İnsanları bu hale getirdiler, Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden demek ki insanın simasına bakınca, yüzüne bakınca bir şeyler elde edilebilir. Bununla alakalı da böyle Erzum İbrâhîm Hak gazetelerinin Mârifetnâme’sinin son kısmı vardır. Ben yine yeni Müslümanım, o zaman Mârifetnâme çok meşhur. Evlenecek olan kızlar, erkekler de Mârifetnâme’nin son sayfasında anlı şöyleyse şöyle olur, kaşları böyleyse böyle olur, yok dudakları inceyse böyle olur, yok yüzü şöyleyse ablak olur, yok kulakları böyleyse akıllı olur, yok kafası kellesi kocamansa akıllı olur, yok küçükse küçük beyinli olur gibi Bir şey, Erzum’un İbrâhîm Hak gazetelerinin Mârifetnâme’sinin arkasında böyle bir insanın yüz hatlarına, el hatlarına, vücut hatlarına göre huy karakter betimlemesi vardır.
Bu İbn Arabî’de de vardır. İbn Arabî’de de normalde Fusûs’unda, Fütûhât’ında değişik yerlerde geçer ama Fütûhât’ında daha geniştir. Böyle o kimsenin yüz hatlarıyla, mimikleriyle, vücuduyla, vücudunun yapısıyla karakter biçimlendirir. İbn Arabî’de de vardır bu. Demek ki bu da bir ilim. İnsanın yüzüne bakarak nasıl bir karaktere sahip olduğu, insanın vücut hattına bakarak nasıl bir karaktere sahip olduğunu bir kimse böyle tespit edebilir mi? El cevap edebilir.
Renk, Koku, Ses ve Mârifetnâme
Renk ve koku çan gibi haber verir. Renk ve koku bir şeyin rengi, bir şeyin kokusu insana haber verir. ağzın kokuyorsa bir rahatsızlık var. Ya dişlerinde rahatsızlık var, ya midende rahatsızlık var, ya solunum yollarında bir rahatsızlık var. Renginin de bir solgunluk varsa, bir kızarıklık varsa, bir kararma varsa sağlığında problem var. Demek ki renk ve koku ne yapıyormuş? Çan gibi haber verirmiş. Eski tıpçılar, eski tıpçılar, gerçek hekimler, gerçek hekimler hastalık tespit etmede hastanın, çok affedersiniz, küçük abdestini içerlermiş. Küçük abdestini içerekten onun hastalığını teşhis edermiş. Çok özürlülerin büyük abdestine bakarlar, oradan koklayarak hastalık tespit ederlermiş. Demek ki bir şeyin rengi ve kokusu bir şeyin ne olduğunu, sağlıklı mı, sağlıksız mı, bozuk mu, değil mi olduğunu da ne yapıyormuş gösteriyormuş.
Atın kişnemesi, atın mevcûdiyetini bildirir. bir şey ses çıkarıyorsa o var demektir. Eşeğin sesini kapının sesinden fark edesin diye her şeyin sesi o şeye haber verir. Demek ki her şeyin bir sesi var. Herkesin de bir sesi var. Şimdi bir kimse konuşuyorsunuz, konuştuğunuz zaman onun sesini siz hafıza alıyor. Sen uğraşmıyorsun. Cenâb-ı Hak öyle bir şey yaratmış ki o konuştukça sen onu hafızaya alıyorsun. Sesinin onun tonunu, rengini, şeklini, şemalini, sinirli mi, agresif mi, yumuşak mı, ses tonundan anlıyorsun onu. Demek ki ses tonunun da bir konuşma stili var. Veyahut da bir şeyin sesinden tanımlıyorsun onu. Çok affedersin, merkebi görmedin ama merkebin sesini biliyorsan, sesi duyunca bu merkep sesi diyorsun.
Bu at sesi diyorsun. Atın yavrusu ise bu diyorsun ki tayın sesi. Öbür kü ineğin sesi, öbür kü öküzün sesi. Örneğin. Öbür kü ne? İnsan sesi. Sesten tanımlıyor musun? Evet. Peygamber insanları ayırt etmek hususunda insan sözünde gizlidir dedi. O zaman insanları da ayırt ederken ne yapıyorsun? Sözünden ayırt ediyorsun. Kalp dükkansa dil tutar. Hazret-i Mevlânâ denizin içinde ne varsa kıyıya o vurur der. Denizin içinde ne varsa kıyıya o vurur der. Bizde eski tabirler vardır ya, teslide ne varsa sızıntısında o çıkar. Sen tesliye yağ koyarsan su sızmaz. Tesliye su koyarsan yağ sızmaz. Bir kimsenin gönlünde hikmet varsa hikmet akar. Bir kimsenin gönlünde kim varsa kin akar. O dil şaşar onun. Dil döner dolaşır bir müddet konuştuktan sonra kalptekini orta yere koyar.
Kalptekini orta yere koyar. O yüzden kalp dükkan dil tutar. Demek ki insan sözünde saklı. Hazret-i Pîr yine bir sözü vardır ya, insanlar kıyafetleriyle karşılanır, ağırlanır. Ama fikirleriyle, sözleriyle uğurlanır. Kıyafetiyle karşılarsın, oh ne kadar güzel. Kelle kulak yerinde tıkmanla elbisesi harika. Biraz konuştuğunda oh oh oh. Allâh muhâfaza eylesin. Demek ki fikriyle uğurlanacak o kimse. Bu fikri ifade eden ne? Dil. Dil bir kimse çok kuvvetliyse, belâgati kuvvetliyse seni aldatabilir. Bundan da aldanma. insanlar seni beğensin diye konuşanlar vardır. Onlara da aldanma. Yine bir hadîs-i şerîf daha var âhir zamanla alakalı. Öyle gençler çıkacak ki diyor, onların dilleri yumuşak olacak. Onlar kuzu postunda kurt gibidirler diyor.
Demek ki her dili yumuşak olan da seni aldatmasın. Aldanıyoruz biz. Ama ne yumuşak dilli ne yumuşak dilli. Bal akıyor dilinden. Allah gittim görüştüm. bal akıyor dilinden. Kur’ân ve sünnetin dışında. Dedim canım kardeşim bu adam Kur’ân ve sünnetin dışında yumuşak yumuşak konuşuyor. Sapkınlık size dedim zerk ediyor. Yumuşak yumuşak konuşuyor. Ama sapkınca şeyler söylüyor. Zaten devamlı yumuşak konuşuyorsa bir kimse din adına sapkınca şeyler söylüyordur. Sapkınca şeyler söylüyordur. Sebep. Allah Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri kâfirlerden bahsederken şedîd bir şekilde bahsetti. Münafıklardan bahsederken şedîd bir şekilde bahsetti. Zalimlerden bahsederken şedîd bir şekilde bahsetti.
Şedid. Ve Allah bize buyuruyor ki siz kâfirlere karşı şedîd davranın. Demek ki sen bir kâfirin İslâm etme derdinin var ise ona yumuşak davranırsın, anlatırsın, mesaj vereceksin ona. Yok o seninle savaşıyorsa, mücâdele ediyorsa ona sert davranacaksın. Ona şedîd davranacaksın. Sebep Allah’ın emri. Ama o kimseye birey olarak bir din teblîğ edeceksin. O zaman Mûsâ’ya söylediğini kendine ölç al. Ya Mûsâ git Fir’avn’a benim Allah olduğumu, senin de Peygamberim olduğumu yumuşak yumuşak söyle. Yumuşak yumuşak söyle. Olak ki hidâyete erer. Ayette kerime böyle çünkü. Eğer hidâyete erme düşünceye sahipsen bir kimsenin yumuşak yumuşak konuş. Ama Allah’la alay ediyorsa, hâşâ. Dinle alay ediyorsa, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleriyle alay ediyorsa, Kur’ân’la alay ediyorsa, sen ona yumuşak yumuşak konuşacağım diye uğraşma.
Hayır. Eğer o kimse Müslümanları hor ve hakir küçük düşürmeye çalışıyorsa, sen ona yumuşak davranacağım diye uğraşma. Senin dinini hor ve hakir göstermeye çalışıyorsa, toplum önünde din ve dindarları küçültmeye çalışıyorsa, sen orada yumuşak davranamazsın. Bu senin korku, korkan, pısırık. Kur’ân ve Sünnet’i savunamayan aciz bir Müslüman olduğunu gösterir. Bu yerli yerinde kullanılması lazım. Allâh muhâfaza eylesin. Yine eskilerin deyimi not almışım. Üslûb-i beyân aynı ile insandır. Ya nedir? Bir kimsenin üslubu, bir kimsenin konuşması, o kimsenin kendisi. Allah bizi güzel ahlâklardan eylesin. Bana acı, devam ediyor tavşan, bana acı sevgi kalbinde tut. Kırmızı yüz sahibinin refah ve saadetine delalet eder.
Sarı yüz sahibinin meşakkat ve bela içinde olduğunu bildirir. aslana diyor ki, bana karşı muhabbet besle. Bana acı ve sevgi kalbinde tut. Bana karşı muhabbet besle. Bana acı, beni parçalama, beni yeme. Çünkü ne yaptı? Ona bir tuzak kurdu.
Tuzak Kuranın Tatlı Dili, Senet Hâtırası
Tuzak kuranlar avlarını tuzağa çekerlerken yumuşak konuşurlar. Tuzak kuranlar insanları da tuzağa çekerken onların dilinden konuşur. Yine âhir zaman hadîslerinden birisi ne diyordu? Onlar gelirler sizdenmiş gibi davranırlar. Sizin gibi namaz kılarlar. Sizin gibi Kur’ân okurlar. Sizin gibi oruç tutarlar ama sizleri cehenneme götürürler. Âhir zaman hastalıkları. Demek ki bizi kandıracak olanlar bizim gibi namaz kılacaklar. Bizi kandıracak olanlar bizdenmiş gibi Kur’ân-ı Kerim okuyacaklar. Bizi kandıracak olanlar Ramazan gelince bizdenmiş gibi oruç tutacaklar. O kimsenin namazı, Kur’ân’ı, orucu seni aldatmasın. Başka hadîslerde ne dedi? Ümmetimin namazı, orucu sizi aldatmasın. Siz onun muamelesine bakın.
Siz onun muamelesine bakın. Birisi gelip seninle beraber namaz kılabilir. Onun muamelesine bak. Birisi gelir buraya gelir buraya intisâb eder burada derviştir. Hala, harika. Sen onun muamelesine bak. Erkeksi evde eşine ve çocuklarına nasıl davranıyor? Muamelesine bak. Muamelesine bak. Kadınsa evde eşine, kocasına ve çocuklarına nasıl davranıyor? Onun muamelesine bak. İyi insan, iyi insan. Evde de iyidir, iş yerinde de iyidir, sokakta da iyidir, dergâhta da iyidir, tekke de iyidir, her yerde iyidir. O iyi insandır. İnsan iyi değil ise bir bakmışsın dergâhta iyi. Oh burada zaten herkes iyi. Kim burada kötülük yapacak şimdi gözümün içine baka baka? Herkes edepli burada. Herkes iki dizinin üzerine oturuyor, sohbet dinliyor.
Harika. Evde ne yapıyor? Evde eşi ona öte git deyince ana avrası sövüyor mu, sövmüyor mu? Çocuk bir hata yaptığında çocuğu perperişan ediyor mu, etmiyor mu? Evde ne yapıyor? Bayan kardeşler, burada dervişler. Ee yan yana geldiklerinde ne yapıyorlar? Birbirlerine didişiyorlar mı? Evde çocuklarına nasıl davranıyorlar? Eşlerine nasıl davranıyorlar? Kadınların en büyük imtihanı, kayınvalidelerine nasıl davranıyorlar? İkinci büyük imtihân görümceleri. Görümcelerine nasıl davranıyorlar? Onun ahlâkının aynası. Erkekler için de aynı. Allâh muhâfaza eylesin. Demek ki o kimse her yerde iyi olacak. Tavşan ona dedi ki, bana acı, beni affet. Benim sevgimi kalbinde tut. Yumuşak konuşuyor, yalvarıyor. Sebep?
Tuzak var. Onu tuzağa götürecek. Seni tatlı dille kandırıp tuzağa götürecek. İnsanın etrafında arkadaşları vardır böyle. Dostmuş gibi görünür. Seni tuzağa götürür. Tatlı tatlı anlatır. Şuraya bir imza atıver. Senden başka hiç kimsem yok benim. Bir kefil olursun, bırakır gider seni orta yerde. Tatlı tatlı götürür seni tuzağa. Cekilir, yalvarır. Seni tuzağa götürür. Cebinde varsa ver, yesin. Bu zamanda. Cebinde yok, verme. Ya arkadaşız. Ben çok gördüm. Arkadaşlıkları bozuldu. Allâh muhâfaza eylesin. Demek ki tuzak Kur’ân sana yumuşak konuşur. Ben gittim, beni götürdüler sohbete. Bir anlattı, bir anlattı, bir ağladılar. Biz daha yeniyiz. Yeni namaza başlamışız. Ondan sonra ağlayarak bu işler böyle olmaz arkadaşlar.
Şöyle yapmamız lazım, böyle yapmamız lazım. Getirin oradan bana senetleri. Senetleri, hemen bir deste senet. Yazdı adam senetleri. Attı orta yere. Herkes bir şeyler attı orta yere. Para toplanıyor. Biz de böyle normal, böyle cami olasından gelen bir insan değiliz. Hep bizde böyle bir saat var, düzgün böyle para yapacak bir şey. Bir yere gittiğimizde rehin bırakıyoruz. Öyle yapacak bir şey yok. Adını, sanını mı kirletcen getir hesabı. Hesabı getiriyor. Tabanın içerisinde saati bırakıyoruz. Altına yazıyoruz Mustafa Özbağ, Bayındırlı. Bir imza tamam. Saat emanette orada. Bir gün iki gün sonra gidiyoruz, ödüyoruz hesabı. Saat alıyoruz. Eyvallah. Bizim racon. Kimisinde altın şövalye yüzük taşıyor kimisi.
Bilhassa evli olanlar. Onları kayınpederler hediye veriyor damada. Bayındır’ın şeyi, adeti, gençliğimizde bizim. Kayınpeder damada altın şövalye yüzük takıyor. O altın şövalye yüzük çok kıymetli. Kayınpederinin ona hediyesi. Adam son nokta, son artık gidecek bir kapı yok. Altın şövalye yüzüğünü koyuyor rehin olarak. Önemli değil onun parası. Altın şövalye yüzüğü bırakmak, orada namusu bırakmak gibi bir şey. Öyle algılanıyor. Ve hemen duyulur Bayındır’ın oğasına. Bırak lan şunu. Şövalye yüzüğünü sayan orada bırakmış çıkmış. Bunlar çok önemli bizim orada. evet olur mu insanın başına gelir. Eşi dostu arkadaşı gelir gitmiştir Kübana’ya aniden. E orada bırakacak adam bir şey. Bizde de saat var. Ben hiç altın şövalye böyle altın bilezik hiçbir zaman hoşlanmamışımdır ki.
Nefret edemez. Nefret edemez. Nefret edemez. Hiçbir zaman hoşlanmamışımdır ki. Nefret ederim bir daha. Erkeklerde altını. Önceden beri. Bizde saat bırakıyoruz öyle bir şey. Böyle herkes ağlayıp sızlayınca böyle. Oğlum biz ne duygusal adamız, biz nereye döneceğiz. Attık saat ortaya. Bizde. şimdiki parayla en az 5-6 milyar lira o saat. Hala da benim saatler öyledir. saklamıyorum onu. Bu bir böyle alışkanlık haline gelmiş. Olur mu olur bir yerde kalırım yine ben saati bırakırım orada. Problem değil yani. Neyse. Biz tabii bizim Allah rahmet eylesin. Şinasi diye bir arkadaş var bizim. Şimdi Bayındırlılar dinliyor onlar tanırlar. Kemeraltı saatçi. Haber göndeririz. Şinasi’ye bir saat göndersin. Şinasi bir saat gönderiyor ve gelip gidiyor veriyor bir saat.
Şinasi ile de samimiyiz. O da eskül kücülerden. Ama biz böyle biraz çizgi dışıyız. 10-15 gün sonra 20 gün sonra Bayındır da gene böyle bir şey var. Şimdiki parayla. Şimdiki parayla. Şimdiki parayla. Şimdiki parayla. Bir hâtıra daha anlatayım. Allâh’ın izniyle o hizmet takımıyla berâber bir olay yaşadık. Şimdi suâl edenler olursa anlatayım, o zaman insanları tek başına kandırmak için
Güven Yalnız Allâh’a, Orucu Bozan Sahâbe
Ahmet olsun. Ahmet attı kendini ortaya. Sohbet yapan Ahmet, senetleri ortaya atan da Ahmet. Sohbet yaptı, yaptı, yaptı. Son fasıl, getirin senetleri dedi. Aa dedim ben. Biz o zamana kadar kaç bahâr kar yemişiz. Yaş genç ama girmediğimiz dalga kalmamış bizim. Okyanus boğmamış bizi. Ulan orada mı boğulacağız? Baktım, imzalıyor adam, pırasa doğrar gibi. Dedim bu bir sıkıntı var. Bende saat var gene ama. Atar mı Mustafa Özbağ? Atmaz. Bekliyorum ben. O hareketi gördüm, yavaşça kalktım. Ben çıkıyorum. O sohbeti hem davet eden, hem o gün de organize eden benimle beraber çıktı dışarı. O da Bayındır’ın sorumlusu. İmâm. Bildiğiniz cami imamı. Müftülükte görevli. Benim eskimi iyi biliyor o tabii. Bizim mahalle komşusu.
Toparladım yakasını. Ahmet’ten için. Bu ne iş yapıyor ulan dedim ben. Mustafa kardeş dedi. Bu dedi okullara sıraya yapıyor dedi. Ulan dedim o adam o senetleri dersi iflas eder dedim. O adam çilede atmış bir tomar senet. Bayındır da atıyor bir tomar senet. Ulan o adam iflas eder. Ulan o adam iflas eder dedim o senetleri ödemeye kalkarsa dedim. Ama yakası elimde böyle. Şimdi onlar benim eski günlerimi bildiğinden böyle beti benzi gitti bunun. Tık yok bunda. Mustafa kardeş dedi. Biz onları sonra geri veriyoruz dedi ona dedi. Ha siz aldatıyorsunuz o zaman insanları dedi. Ulan aldatan bizden değil diyor dedim ben. Siz nasıl aldatıyorsunuz insanları? Ben böyle omuzundan böyle yakasından tuttum. Gitti desene benim saat dedim.
İktirdim ben bunu. Mustafa kardeş getireyim saati dedi. Saat kıymetli ya. Verememişler bir yere. Git ulan dedim. Mustafa Özbağ ne zaman verdiğini geri almış dedi. Hele dedim bir daha çağırma beni dedim. Siz dedi milleti aldatmaya kandırmaya çıkmışsınız dedim. Biz orada o cemaatle bağımız koptu bizim. Benim koptu tamam bitti benim. Başka bir şey görmeme gerek yok benim. Sonra beni gezdiriyorlar o yurt bizim bu yurt senin. Yok diyorum bitti kardeşim canım kardeşim. Bunu böyle gördüm. Bunu bana birisi açıklasın. Bunlar yaparken bir kimse yuvarlak yuvarlak yapar. Aldanma. Aldanma. Sen Allah yoluna mı çıktın? Evet. Millete mi güvendin çıktın? Kime güvendin sen? Güvendin insanlarsa senin yolda kalırsın.
Allah yolunda yürüyecek olanın güveneceği yer Allah’tır. Başka hiçbir şey ve hiçbir kimse değildir. Senin güvenlin tek yer Allah’tır. Başka hiçbir yer yoktur. Hiçbir yer. Hayır. Sen ona yaslanır, ona dayanır. Ondan ister, ona verir, ondan alırsın. Bu kadar. Başka hiçbir yer yoktur. Bir kimse diyorsa sana ya şu işi yapacağız bize biraz yardım et. Uzaktır ondan. Uzaktır. Uzaktır. Gücün yetiyorsa yap kardeşim. Allah senin güç yetiremediğini senden istemez. Güç yetiremiyorsan Allah senden istemez onu. Bir kimse oruca güç yetiremiyorsa tutmayacak. Fidya parası yoksa vermeyecek. Bakın parası yoksa vermeyecek. Hiçbir şey yoksa hiçbir şey vermeyecek. Allah zâlim değil. geldi sahâbeden bir kimse yandım ya Resûlallâh dedi ne oldu?
Tabiri caizse, halk tabiriyle ben orucu bozdum dedi. Eşiyle cinsel ilişkiye girmiş. Ramazan. Dedi ki 61 gün tutacaksın. Dedi ki ey Muhammed ne başıma geldiyse bu oruçtan başıma geldi. Ben nereye 61 gün tutacağım dedi. O zaman dedi fidye ödeyeceksin. Dedi ki bu Medîne ovasında benden daha fakir bir kimse var mı ben fidye ödeyeyim? Gitti Allah Resulü hemen eve girdi ne var ne yok baktı bir tas hurma buldu oradan bir tas hurmayı getirdi ona verdi. Al bunu fukaralara dağıt. Ya Resûlallâh benim eşim ve çocuklarım evde dedi. Biz hepimiz yoksuluk açız. bunun da kimliğini başkasını dağıtacak durum yok. Ya Resûlallâh benim eşim ve çocuklarım evde dedi. Biz hepimiz yoksuluk açız. bunun da kimliğini başkasını dağıtacak durum yok.
Git dedi ehlinle bunu ye Allah seni affetsin. Allah seni affetsin. Bakın dindeki kolaylığı görüyor musunuz? Bakın dindeki kolaylığı görüyor musunuz? Dindeki kolaylık orucu bozdu 61 gün tutacak gücü yok o zaman fakir fukara doyuracak parası yok parası yok o zaman ne yapacak tövbe edecek tövbe edecek hiç bir şey lazım değil ona oh nasıl olsa lazım değil deyip de bütün Ramazan’ın orucu bozmasın birazdan hepsine sahip çıksın buradan hareket ederekten orucu bozmasın ya da hiç tutmasın patlatacaksa desin ki ben özürlüyüm canım kardeşim eyvallah özürlü özürlü özürlüğe sorun yok kimisi özürlüdür eyvallah hastadır rahatsızdır bu konuda söyleyecek bir laf olmaz Allâh muhâfaza eylesin elimi ayağımı alana yüzümün rengini uçurana kuvvetimi giderene çehremi bozana uğradım elimi ayağımı alana yüzümün rengini uçurana kuvvetimi giderene çehremi bozana uğradım ölümle yüzleştim ölümle karşılaştım bak onlar bu insanları bu hale getirir önüne geleni kırma ağaçları kökünden dibinden söküp çıkarana sataştım öyle bir yere sataştım ki öyle bir yerle karşı karşıya kaldım ki ağaçları kökünden çıkarıp önüne katıp götürüyor bu ne?
1275. Beyit ve Ölümle Şah Mat
Allah’ın kudreti kuvveti ölümle yüzleşme adamları, hayvanları, cemâdât ve nebâtâtı mat edene rahatsız ol hayvanları, cemâdât ve nebâtâtı mat edene rastladım bütün her şeyi mat eden nedir? Allah’tır neyle? ölümle ölüm gelince mat olur mu insan? evet, bütün her şey biter mi? biter, matı bilmeyen var mı? yok satrançta yenilme öyle değil mi? şah mat oluyor bir hamle de yapıyor, iyi bir ustaysa değil mi? bir üç hamle vardı şah mat oluyordu ama herkes ezberliyor sonra oyunu ilk acemlilere yapıyorsunuz onu ondan sonra hamle hesaplamaya başlıyorsun tabi siz hiç satranç oynamadınız oynamayanlar elini kalırsın arada bir satranç oynayın ya o bazıları haram diyor satrançla alakalı değil o satranç hanefilerde caizdir şans oyunları haramdır satranç şans oyunu değildir satranç zeka oyunu satranç oynayan insanlar beyin damarları da satrançla alakalı değil o zaman beyin damarları daha iyi çalışır daha zeki olurlar daha fazla hamle hesaplarlar sen sadece kendi hamleni hesaplamazsın satrançta onun karşı tarafın sürdüğü oynadığı taşla hamle hesaplarsın o bunu sürdü şimdi bunu sürecek ardından bunu sürecek ardından bunu sürecek ardından bunu sürecek sana oyun kuruyor sen de oturur onun hamlesine karşı hamle üretirsin o atı buraya koyarsa ben veziri buraya koyacağım o atı buraya açarsa ben de onun filini buradan yiyeceğim hamleye karşı hamle üreteceksin mat nerede olur şah mat olunca oyun biter ölüm gelince oyun bitti son nefesi verdin bitti bu dünyada işin bitti Allah bizi affetsin o yüzden ona rastladım diyor 1275. Beyit’i okuduk 1275’ten sonra devam edeceğiz inşallah sorulara bakayım ondan sonra inşallah sohbeti sonlandıracağız ayaklarınız da ağırdı ağırdı böyledir dervişlik zordur önce ayak ağrısından başlıyor insan biz giderdik sohbete Allah rahmet eylesin.
Şeyh Efendi’nin zamanında böyle alışkın değiliz ya böyle ayağımızı nereye koyacağımızı şaşırırdık sohbet bitince Şeyh Efendi derdi ki gençler rahat oturun şimdi ben de onun sünnetini isteyeyim rahat oturun
Günâhları Anlatma, Armut Ağacı Suâli
geçmişte işlenen günahları herhangi bir ortamda isteyerek veya istemeyerek o günahlar nasıl bir şey bir şey söylemek istediklerinde o günahlar tekrar yazılır mı yazılmaz Allah’ın öyle bir hukuku yok ama anlatılmaması hoş görülmüş bunu bir tek böyle ders olsun diye büyüklere cevaz vermişler sahâbeler diyor ya biz müşrik iken böyle böyle böyle yapardık diye oradan hareket ederekten büyük insanların alimlerin böyle üstatların hocaların böyle ders olsun arkadaşlara diye onların anlatmasında bir beyi görmemişler cevaz vermişler ama diğerlerine cevaz vermemişler o yüzden işlemiş olduğunuz günahları anlatmayacaksınız inşallah Mesnevî’de geçen armut ağacı hikayesi dinde anlatılmak istenen nedir hikmeti nedir ben 1275. Beyit’e gelmişim Mesnevî komple benim ezberimde değil hangi hikayede ne anlatılıyor bilmiyorum bazen zaman zaman böyle sorular geliyor bana ben Mesnevî benim ezberimde olmadığından dolayı bilmiyorum gerçekten bilmiyorum bu armut ağacı hikayesini de bilmiyorum açıncı ikinci mi üçüncü mü ne soruluyor herhalde bu bana bilmediğimin üzerinde bir şey konuşmam uygun değil Allah ömür verirse canan bak fırsat verirse 1275. beyiteyiz küçük böyle yavaş yavaş gidiyoruz kaç yıl oldu bilmiyorum ama şey değil illaki bitireceğim diye de bir kaydı yok yavaş yavaş gidiyoruz biz armut ağacı hikayesine gelince de onu anlatırız inşallah Cuma namazında zuhru ayır namazı Sünnet’te var mıdır yok ben dini Allah affetsin kitaplardan öğrendim ilk etapta ben bir başkasından din dinlemedim üstâdımdan sûfî dervişliği dinledim ama dini kitaplardan öğrendim ben de bu kitabın Fethu’l-İnde vardı Buhârî tercümesi vardı gibi böyle ilk daha hemen namaza başlamaz böyle bu kitaplar bir şekilde benim elime geçtiydi o çocuktan da Allah razı olsun benim kahvesinde çalıştığım Feyzâ amca vardı onun küçük oğlu Hüseyin vardı babası demiş bu kitaplar seni bozdu çünkü babasına sen kâfirsin filan diyordu kitaplara bakarak da yakacağım demiş bu kitapları o da geldi Mustafa bu kitaplar sende durur mu durur oğlum dedim o zamanlarda kitap satanlar meşhur imamlar müezzinler kitap satıyorlar böyle 12 ay taksit 24 ay taksit bu da kahvede kahve çalıştırıyorlar ya bu da alıyor bunda kitap var bir kitap bir kitaplık dolusu kitap getirdi geldi eve ben de yeni namaza başladım hani kitap alacak para da yok o zaman bizde Fetâvâ-yı Hindiyye alacağız Fizialil Kur’ân’ı alacağız bu hari tercümesini alacağız mümkün değil ondan sonra neyse tabi bir başladık okumaya biz ben dini kitaptan öğrendim şimdi Hanefî kitaplarından Fetâvâ-yı Hindiyye İbn Âbidîn Dürer ve Gurer el-Hidâye bakın ondan sonra şey Kudûrî bunların hiçbirisinde
Zuhr-ı Âhir, Hilâfet ve Kapanış
Zuhr-ı Âhir Namazı yoktur Zuhr-ı Âhir Namazını koyan Osmanlı ulemasıdır o da son dönem ulemâdır bunun koyulu sebebi şudur Zuhr-ı Âhir Namazının koyulu sebebi bir şehirler büyür şehirler büyüyünce tek merkezde Cuma kılmak zorlaşır çünkü Hanefî’ye göre Cuma’nın edâ şartlarından birisi tek merkezde namazın kılınmasıdır eğer şehri bölen dere bildiğiniz akan dere vadi, nehir var ise veya şehrin bir tarafında hastalık var ise karantinaya alındıysa o zaman şehrin iki yerinde kılma göre üç yerinde Cuma kılınabilir ama bu seferde Cuma’nın vakti meselesi girer işin içerisine üçünün de aynı vakitte kılınması lazım ki üçü de kabul olunan bir Cuma olsun bu sefer üçü de aynı vakitte kılınamaz Cuma sakata gelmesin diye Zuhr-ı Âhir Namazı koymuşlar Osmanlı’nın son dönem ulemâsı hadîslerde var mı? yok Hanefî kitaplarında var mı? yok ben şimdi bunu böyle okumadığımdan dolayı ben Zuhr-ı Âhir kılmıyordum yeni namaza başladım da ne eleştiriyorlardı beni ne eleştiriyorlardı ben de diyordum ki canım kardeşim din, Kur’ân ve Sünnet bir ibadet koyacaksa bunu Allah ve Resulü koyacak bunu Allah ve Resulü koyacak Müslümanlar bu orta yerde bir problem varsa problemi halletmek zorundalar problemi halledecekler şimdi örnekliyorum şimdi bütün şehirlere yılda en fazla olsa 8 maç yaparlar, 10 maç yaparlar 10 maç olacak olan en fazla 10 maç bakın 10 maç olacak olan en fazla 10 maç yaparlar 10 maç olacak olan en fazla 10 maç olacak en fazla 10 maç bakın kocaman devasa milyon dolarlık statlar yapıyorlar mı yapıyorlar, milyon dolarlık neden Cumalık yapmıyorlar 52 hafta var 8 hafta da değil 52 hafta var bir kaç tane Cuma merkezi yapamaz mıyız yaparlar mı? yaparlar şehrin bir doğusuna bir batısına bir güneyine bir kuzeyine devasa Cumalık mescidleri yapsınlar ya da devlet müsaade etsin bıraksın ey îmân edenler kendi mescidlerinizi kendiniz tesis edin ne müslümansın git Cumalık mescidini yap git Cumalık meydanını yap git Bayram Namazı’nı orada kıl git Cumayı orada kıl Hanefî’ye göre baktığınızda edâ şartlarından birisi şu anda tesis edilmiyor tek merkezde kılınması bir merkezde kılınması Cuma’nın devlet başkanı tarafından kılınması, kıldırılması veya onun tayin ettiği kimsenin kıldırılması siz Cumayı kimin genelgesiyle kılıyorsunuz biliyor musunuz Türkiye’de Atatürk’ün halîfelik ilga edilince diyorlar paşam cumaan olacak öyle ya yazın diyor bir genelge yazıyorlar diyor ki Cumaların kılınmasına bunu bilmezse herkes bunu Cumayı kıldıran imâm da bilmez bunu Cumayı kıldıran imâm da bilmez ya devlet başkanı kıldıracak müslümânların cumasını ya da devlet başkanının tayin ettiği kimse kıldıracak aslında bir şey daha söyleyeyim bir müslüman kendi kafasından camide yapamaz bir müslüman kendi kafasından kılınmaz caminin yapılması için caminin yapılması için İslâm devlet başkanının müsaadesi gerekir ya caminin yapılmasına müsaade edecek ya orada Cuma’nın kılınmasına müsaade edecek siz Almanya’nın göbeni cami yapamazsınız Hanefî’ye göre söylüyorum bunları Almanya’nın o kadar Almanya’nın ortasına cami yapmanız için sizin İslâm halifesinden izin almanız gerekir ancak halîfe müslümânların halifesi izin verilse gâvur memleketine siz cami yapabilirsiniz hatta siz gâvur memleketine giderken izinsiz Kur’ân-ı Kerîm de götüremezsiniz sebep orada gâvurların eline geçer Kur’ân-ı Kerîm’e hakaret ederler Kur’ân-ı Kerîm’e Mushaf’a üzerine bevlederler üzerine çiğnerler orada yakarlar onu hayvanların domuzların altına sererler bir kötülük yaparlar diye siz Dârü’l-Harb’e Mushaf da götüremezsiniz Dârü’l-Harb’e Mushaf götüremezsiniz deyince haydi türkiye geldi tehlikeli alanlar o yüzden normalde şimdi burada Zuhr-ı Âhir kılınırken toparlayayım şimdi ben Zuhr-ı Âhir kılınırken zaten Cuma’nın edâ şartlarına bu manada uyulmuyor ha Cumayı kılmayacağınızı kılın âyetle sâbit sakın ha benim bu sohbetimden cumasızlık çıkarmayın bir ara modaydı bu türkiye’de Cumayı kılınmaz deyip Cumayı kılmayan gruplar vardı ben onlardan olmadım hiç hayır Cuma âyetle sâbit yol bulan iz bulan, zaman bulan, vakit bulan Cumayı kılacak Hanefî’ye göre 3 kişi dahi olsa Cumayı kılabilir çünkü Hanefî’de cemâat 3 kişi hiçbir kimse yok evinizde 3 tane erkek Cumayı kılarsınız ben zaman zaman düşünmüyor değilim burada Cuma kılmayı çünkü 35 yıldır bıktım artık her cumada para istenilmekten ya her Cuma para mı istenir ya ya bu din dilenci dini mi bu müslümanlar dilenci mi her Cuma her Cuma diyorum kendi kendime nefreti makamında Cuma kılmaktansa diyorum gidiyom diyorum vakfını oraya söyleyim diyorum arkadaşlara diyim ki arkadaşlar cumaları biz burada kılalım bu seferde ayrılıkçı olacağım bu seferde ayırtlı bir şey olacağım bu seferde ayırtlı bir şey olacağım bu seferde ayırtlı bir şey olacağım var ya bu imâmların arkasında namaz kılınmaz diyenler onların safına düşeceğim bir imâm vardı söyledim komşuydu dedim hocam isteme Allah rızası için dedim bu hafta isteme bir Cuma kılayım isteme ne lazımsa yapacağım dedim tamam hocam dedi bana dedim ya ne lazımsa camiye söyle bana ben yapacağım dedim gene istedi adam Allah’ım dedim ya sonra geldi ondan sonra ben dedim ya ne istiyorsan yapacağım hocam dedi hallular değişmesi lazım namaz istedin dedim oradan hocam dedi.
Diyânet ve Müftülük bize emrediyor dedi biz bunu istememiz lazım ama dedi caminin dedi hallularının değişmesi lazım şimdi iğinin iyilikliği anlatılması lazım tamam dedim değiştiriyorum hiç sıkıntı yok bizim Murtaza’nın ufağı var Mustafa Mercan Mustafa’ya telefon açtım Mustafa selamünaleyküm selam dedim şurada arka tarafta bir cami var oraya dedim cami halısını lazım yavrum gel ölçüsünü al kaç para ise dedim parasını da benden gel al ben hemen geliyorum dedi geldi ölçü aldı o dedi ki parasını istemiyorum oğlum neden istemiyorsun ben dedi bu Merinos’tan şu kadar bilmem kaç milyonluk alışveriş ettim benim orada dedi iş kontam var ben onu dedi iş kontomdan düşüreceğim dedi dedim oğlum ben vereyim parasını yok istemiyorum yemin billahi etti almayacağım dedi ben onu iş kontodan düşüreceğim dedi bizim Mustafa Mercan tamam cami sonuçta kendime bir şey değil geldi yaydı yaptı etti hocaya gene dedim hocam ne olursun isteme gene istedi adam gene istedi dedim yok bunlarla mücâdele edilmeyecek artık dedim sustum dedim söyleyecek bir laf yok bunlar alışmışlar dedim şimdi şimdi bir Cuma mescidi yok Müslümanların büyük manada zaten öyle toplansa tehlike arz eder siyasi manada Allah iyiyesin inşallah herkes kendi mizaç ve mümkün ve mümkünse kendini kendini kendini kendini kendini herkes kendi mizaç ve karakterine meşrebine göre amel işler İsrâ 84 soru bir insanın mizaçı karakteri ve meşrebine göre amel işlemesi nasıl anlamalıyız bu çevirirken böyle çevrilmiş olmuş olmasın bu İsrâ 84 bazen bu şeylerde ee bazen bu şeylerde sıkıntı oluyor onları çevirenler kendi anlayışlarına göre çeviriyorlar bazen oluyor ben karşılaştırıyorum Allah iyiyesin evet bakın bende ki şey İsrâ 84’ü farklı çevirmiş de ki herkes yaratılışına göre hareket eder ve Rabbiniz kimin yol bakımından daha doğru olduğunu en iyi bilenler evet burada o farklı alınmış bu mesele evet evet evet evet evet herkes burada yaratılışına göre hareket ederiz o kimsenin kendi ahlâkı kendi fikri düşüncesi tarzı tavrına göre hareket eder bilgisine göre hareket eder ben öyle anladım Allah bizi onlardan eylesin inşallah haklarınızı helal edin bizden yana da helal olsun inşallah Cenâb-ı Hak cümlemizi af ve mağfiret eylesin cümlemizi sevsin sevindirsin cümlemizi korusun inşallah biz böyle birden de bunu kapattık Telegram’dakileri unuttuk onlar da üye evlat muamelesi mi görüyor bize diyecekler öyle değil Telegram’dakiler da kardeşlerimiz hepsini hepsinden de Allah razı olsun hakkınızı helal edin inşallah el-Fâtiha Amin
Kaynakça ve Referanslar
- Giriş Duâsı ve Kelime-i Şehâdet: “Allâh, nefeslerinizi hayırlı eylesin; son nefesinde Allâh’ın cemâlini seyrede seyrede son nefesini teslîm eden kullarından eylesin” niyâzı — Müslim, Zikir 18; Tirmizî, Da’avât 64 (“Son sözü Lâ ilâhe illallâh olan cennete girer” — Ebû Dâvûd, Cenâiz 20); hakkı hak bilip hakka tâbi olan, bâtılı bâtıl bilip bâtıldan kaçınan kullardan eylesin duâsı — Asr 103/1-3 (“İnsanlar zarardadır, îmân edip amel-i sâlih işleyenler hâriç”); Âl-i İmrân 3/104 (“İçinizden hayra çağıran bir topluluk bulunsun”); cihâdı terk eden Ümmet-i Muhammed’in “denizin üzerindeki köpük” hâline gelişi — Ebû Dâvûd, Melâhim 5; Ahmed b. Hanbel, Müsned V/278 (“Yakında milletler sizin üzerinize çullanacak… sayınız çok olacak ama sel köpüğü gibi olacaksınız. Allâh düşmanlarınızın kalbinden sizin korkunuzu çıkaracak ve sizin kalbinize vehn atacak — Yâ Resûlallâh vehn nedir? Dünya sevgisi ve ölüm korkusu”)
- İzmir Sokak Çekimi, Gençlik Yarası: Sokak röportajında “Bir salavât getirir misin?” sorusuna “Ben Müslüman değilim” cevâbı veren gençler, kelime-i şehâdet getiremeyen ve dalga geçen delikanlılar; 60 yaşındaki Mustafâ Özbağ’ın 34 yıllık sûfî tecrübesinde geldiği acı nokta; geçmişte meyhânedeki sarhoşun bile salavât-ı şerîfe getirip dîne hakâret eden kişiyi cezâlandırması; küçük detaylarda boğulan sûfî-cemâat-tarîkat mensuplarının tenkîdi (“sakalın kısa, çarşaf giymiyor, mahrecin bozuk” gibi fer’î mesâilde kıyâmet koparanlar) — Buhârî, Îmân 1; Müslim, Îmân 8 (Cibrîl hadîsi, İslâm’ın beş şartı); Âl-i İmrân 3/103 (“Allâh’ın ipine hep birlikte sımsıkı sarılın, ayrılığa düşmeyin”); A’râf 7/31; Nisâ 4/148 (“Allâh çirkin sözün açıkça söylenmesini sevmez”); küçük mes’elelerde kıyâmet koparıp ana dâvâyı kaybetme tuzağı — İbn Kayyim, Medâricü’s-Sâlikîn; Gazzâlî, İhyâ III Zemmü’r-Riyâ
- 28 Şubat, 15 Temmuz ve Dinsizlik: 28 Şubat 1997 post-modern darbesi ve 15 Temmuz 2016 kalkışmasından sonra tırnak içinde “İslâmî” cemâat, cemiyet, tarîkat ve toplulukların hızla gevşetilmesi; dînî öğreten, dînî yaşamaya-yaşatmaya çalışan kurumların üzerine gidilmesi; istenen “adı Müslüman ama yaşantısı gâvur” güdülmesi kolay nesil tespîti — Tevbe 9/32 (“Onlar Allâh’ın nûrunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar”); Saff 61/8; Mâide 5/57 (“Dîninizi oyun ve eğlence edinenleri dost edinmeyin”); 85.000 câmi, 170.000 görevli, İmam Hatip ve İlâhiyat öğrencilerinin muhâsebesi; 500.000 kişilik dînî kadronun yılda bir kişi Müslüman etse 10 yılda 50 milyonu bulacağı hesâbı; Türkiye nüfûsunda dindarın azalma sebebi “Müslümanlardaki bozukluk” — Ra’d 13/11 (“Bir kavim kendini değiştirmedikçe Allâh onların durumunu değiştirmez”); televizyonlarda hap, merhem, büyü bozma satışı yapan sarıklı-cübbeli tâcirlerin tenkîdi — Bakara 2/79 (“Vay o kimselere ki kitâbı elleriyle yazıp az bir bedel karşılığında satarlar”); Şuarâ 26/151-152 (“Haddi aşanların emrine uymayın, onlar yeryüzünde bozgunculuk yaparlar ıslâh etmezler”)
- Kuyuya Yaklaşan Aslan ve Tavşan: Mevlânâ, Mesnevî I. cilt 1263-1276. beyitler: kuyuya yaklaşınca aslanın yanında tavşanın geri çekilmesi; “Ayağım nerede, elim ayağım kesildi, cânım tir tir titriyor, yüreğim yerinden oynadı, yüzümün rengini görmüyor musun?” tavşanın feryâdı; “Allâh yüze bildiricidir” hükmü; ariflerin gözü yüze dalmış kalmıştır beyti; kıssanın özeti: ormanın kralı aslana her gün bir hayvan kurbân edilmesi anlaşması; tavşanın isyânı, aslana yalan söyleyip onu kuyunun başına götürmesi — Kelîle ve Dimne’deki Arslan-Tavşan kıssasının Mevlânâ’daki tasavvufî okuması — A. Gölpınarlı, Mesnevî Şerhi I/1263-1300; Rahmân 55/41 (“Suçlular simâlarından tanınırlar, perçem ve ayaklarından yakalanırlar”); İsrâ 17/71-72 (“Her insanı imâmıyla çağırırız; kimin kitâbı sağından verilirse onlar kitâplarını okurlar”); yüze bakıp hâl-i hâzırı okuma — Hucurât 49/11; Kıyâmet 75/22-25 (yüzlerin o gün parlak veya asık oluşu)
- Abdest İzi, Cehennemliklerin Simâsı: Rahmân Sûresi 55/41. âyetin mahşer tefsîri: “Mücrimler simâlarından tanınırlar”; mü’minlerin Allâh’ın nûruyla ve ferâsetiyle bu alâmet-i fârikayı dünyada da görebilmesi; Hz. Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem “Ben ümmetimi abdest izlerinden tanıyacağım” beyânı — Buhârî, Vudû 3; Müslim, Tahâret 34-39 (Ebû Hüreyre’den: “Ümmetim kıyâmet günü abdest izlerinden pırıl pırıl parlayarak çağrılacak”); Nesâî, Tahâret 109; abdest uzuvlarının mahşerde nûr gibi parıldaması; cehennemliklerin göz renklerinin tek tür cırtlak maviye dönmesi ve kara kuru simâya sahip olması tefsîri — Tâhâ 20/102 (“O gün cehennemlikleri gözleri mâvi mâvi olarak toplarız”); Âl-i İmrân 3/106-107 (“Yüzlerin ağardığı ve yüzlerin karardığı o günde”); Abese 80/38-42 (“O gün birtakım yüzler parlak, gülücü, müjdeli; yüzler vardır toza-toprağa bürünmüş onları bir karanlık kaplamıştır”)
- Hazret-i Osmân ve Mü’min Ferâseti: Seyr-i Sülûk’ta 4. makâm / 4. esmâ (Allâh ism-i celâli) ehli sûfînin bâzen diğer insanların sûretlerinin değiştiğini müşâhedesi; derviş bu açılışı uzatırsa âhenginin bozulup kiminle konuşacağını şaşırması; üstâdın müdâhalesiyle esmânın değiştirilmesi ve 5-6-7. makâmlara geçiş; 6. makâmda bu bâb açılır ancak derviş artık o tarafa bakmaz, 7. makâmda hiç ilgilenmez; 7. makâmda gördüğüne tevbe ve duâ eder — Kuşeyrî, er-Risâle Makâmât bâbı; Sühreverdî, Avârifü’l-Meârif; İbn Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye I-IV; Hazret-i Osmân b. Affân radıyallâhu anh’ın huzûrunda “Senin gözlerinde zinâ görüyorum” ikazı ile zinâ edip gelen kimsenin itirâf edişi; Hz. Peygamber’in “Mü’minin ferâsetinden sakının, çünkü o Allâh’ın nûruyla bakar” hadîs-i şerîfi — Tirmizî, Tefsîr 15 (Hicr Sûresi); Taberânî, el-Mu’cemü’s-Sağîr; İbn Kesîr, Tefsîr Hicr 15/75 (“Bunda ferâset ehli kimseler için ibretler vardır”); el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ I/433
- Renk, Koku, Ses ve Mârifetnâme: Erzurumlu İbrâhîm Hakkı Hazretleri’nin Mârifetnâme eserinin son kısmında insan yüz hatlarına, el çizgilerine ve vücut yapısına göre karakter-huy betimlemesi (fizyonomi-firâset ilmi); İbn Arabî’nin Fusûs ve Fütûhât‘ında dağınık, Fütûhât‘ta daha geniş yer verilen mimik ve sûret değerlendirmesi; “Renk ve koku çan gibi haber verir” hikmeti (ağız kokusu-diş-mide-solunum teşhîsi, cilt solgunluğu sağlık göstergesi); eski hekimlerin idrâr ve gâita muâyenesiyle hastalık teşhîsi — İbn Sînâ, el-Kânûn fi’t-Tıbb I/Teşhîs bâbı; Râzî, el-Hâvî; “Atın kişnemesi, eşeğin sesi kapının sesinden fark edilir” sözü; “Peygamber: İnsanları ayırt etmek husûsunda insan sözünde gizlidir” beyânı — Tirmizî, Menâkıb; “Kalp dükkân, dil tutar” mecâzı, “Denizin içinde ne varsa kıyıya o vurur” Mevlânâ sözü; Kur’ân’da firâset — Muhammed 47/30 (“Sen onları sözlerinin üslûbundan tanırsın”); Hucurât 49/11-12; “İnsanlar kıyafetleriyle karşılanır, fikirleriyle uğurlanır”; ahır zaman hadîsi: “Dilleri yumuşak, kuzu postunda kurt gibi gençler” — Ahmed b. Hanbel, Müsned II/372; Tirmizî, Fiten 17; “Üslûb-i beyân ayniyle insandır” hikmeti — Buffon’un sözüyle örtüşen Osmanlı irfânı
- Tuzak Kuranın Tatlı Dili, Senet Hâtırası: Mevlânâ, Mesnevî I. cilt ~1275-1276. beyit: tavşanın aslana “Bana acı, beni parçalama” yalvarışı; tuzak kuranların av veya kurbânlarıyla yumuşak konuşma tekniği; âhir zaman hadîslerindeki “Sizin gibi namaz kılar, Kur’ân okur, oruç tutar ama sizi cehenneme götürürler” uyarısı — Ahmed b. Hanbel, Müsned III/224; İbn Mâce, Mukaddime 7; İbn Ebî Şeybe, Musannef; münâfığın alâmetleri — Buhârî, Îmân 24; Müslim, Îmân 107 (“Konuşunca yalan söyler, söz verince döner, emânete hıyânet eder”); birinin namaz-oruç görüntüsüne değil muâmelesine bakmak: erkek evde hanımına ve çocuklarına nasıl davranıyor, kadın kayınvâlide ve görümceye nasıl davranıyor imtihânı — Tirmizî, Radâ’ 11; İbn Mâce, Edeb 3 (“Sizin en hayırlınız ehline en hayırlı olanınızdır”); Mustafâ Özbağ’ın gençlik hâtırası: hayır işi diye çağrılan bir sohbette dînî maskeli senet toplama (Ahmed isimli kişi), Bayındır hâtırası, altın şövalye yüzük rehin geleneği, kol saati teminâtı; sahte “dindar” finansal tuzakların iç yüzü — Bakara 2/188 (“Mallarınızı aranızda bâtıl sebeple yemeyin”); Nisâ 4/29-30; Mutaffifîn 83/1-6 (eksik ölçü-tartı); hadîs: “Müslüman kardeşini aldatan bizden değildir” — Müslim, Îmân 164; Ebû Dâvûd, Büyû 50
- Güven Yalnız Allâh’a, Orucu Bozan Sahâbe: “Allâh yolunda yürüyecek olanın güveneceği tek yer Allâh’tır” hikmeti; insana dayanan yolda kalır, yalnız Allâh’a tevekkül eden varır — Âl-i İmrân 3/160 (“Allâh size yardım ederse sizi yenecek yoktur, O sizi yardımsız bırakırsa kim size yardım edebilir?”); Tâlâk 65/3 (“Kim Allâh’a tevekkül ederse Allâh ona yeter”); Ra’d 13/15; güç yetmeyenden Allâh istemez kâidesi — Bakara 2/286 (“Allâh bir kimseye ancak güç yetireceği kadarını yükler”); Hacc 22/78 (“Allâh dînde size bir zorluk yüklemedi”); Ramazan’da zevcesine yaklaşıp orucunu bozan sahâbînin Medîne ovasındaki hâtırası: yandım yâ Resûlallâh teşbîhi, “61 gün tutacaksın — gücüm yetmez — fidye ödeyeceksin — benden fakîri yok” muhâveresi; Resûlullâh’ın eve girip bir sele hurma çıkarması ve “Al bunu ehlinle ye, Allâh seni affetsin” buyurması; dîndeki kolaylık — Buhârî, Savm 30; Müslim, Sıyâm 81-85; Ebû Dâvûd, Savm 37; Tirmizî, Savm 28 (Ebû Hüreyre’den keffâret hadîsi: âzâd, 2 ay oruç, 60 fakîr doyurma tertîbi); Bakara 2/185 (“Allâh sizin için kolaylık diler, güçlük dilemez”); Nisâ 4/28
- 1275. Beyit ve Ölümle Şah Mat: Mevlânâ, Mesnevî I. cilt 1275. Beyit: “Elimi ayağımı alana, yüzümün rengini uçurana, kuvvetimi giderene, çehremi bozana uğradım; ağaçları kökünden dibinden söküp çıkarana sataştım; adamları, hayvanları, cemâdât ve nebâtâtı mât edene rastladım”; tavşanın ölüm meleğini tasvîri; ölümle mat oluş — Âl-i İmrân 3/185; Ankebût 29/57; Enbiyâ 21/35 (“Her nefis ölümü tadacaktır”); Rahmân 55/26-27 (“Yeryüzünde her şey fânî, ancak Rabbinin yüzü bâkî”); Mülk 67/2 (“O, hanginizin amelce en güzel olduğunu sınamak için ölümü ve hayâtı yarattı”); satranç metaforu: şah mat olunca oyun biter, ölüm gelince son nefes teslîm edilir ve bu dünya bitiş; Hanefî mezhebinde satrancın hükmü: şans oyunu değil zekâ oyunu olduğu için câiz (müşterek görüş: zâhirî-Mâlikîde ihtilâf); İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr VI/394; Serahsî, Mebsût XVI/130; Tâcü’ş-Şerîa; “Beyin damarları daha iyi çalışır” tespiti — hadîs: “Allâh’ı zikreden ile zikretmeyenin misâli diri ile ölünün misâli gibidir” — Buhârî, Da’avât 66
- Günâhları Anlatma, Armut Ağacı Suâli: Şeyh Efendi’nin sohbet sonundaki “Gençler rahat oturun” sünneti ve ayak ağrısından başlayan dervişlik imtihânı; geçmişte işlenen günâhları isteyerek/istemeyerek anlatmanın hükmü: günâhlar tekrar yazılmaz ancak anlatılması hoş görülmemiş, büyüklere-ehl-i ilme ders maksadıyla cevâz verilmiş (sahâbe “Biz müşrik iken böyle yapardık” istişhâdına kıyâsen); ancak avâm-nâsa anlatma cevâzı yok — Buhârî, Edeb 60; Müslim, Zühd 52 (“Bütün ümmetim affedilmiştir, ancak günâhlarını açığa vuranlar hâriç — el-mücâhirûn”); İbn Hacer, Fethu’l-Bârî X/486; Gazzâlî, İhyâ III Kitâbu Tevbe (setr-i avret-i günâh bâbı); Mesnevî‘de geçen armut ağacı hikâyesi (Mevlânâ, Mesnevî IV. cilt 3544-3580. beyitler: Armut ağacına çıkan kadınla kocasına yalancı görüntü kıssası, bakış açısının değişmesiyle hakîkatin farklı göründüğü) sorusu; Mustafâ Özbağ’ın “Mesnevî ezberimde değil, 1275. beyitteyim, sırası gelince anlatırım” cevâbı ve ehil-i âfiyet edebi — İbnü’l-Kayyim, Medâric II/172 (kişinin bilmediği şeyi söylememe adâbı)
- Zuhr-ı Âhir, Hilâfet ve Kapanış: Mustafâ Özbağ’ın dîni kitâptan öğrenme hâtırası: Feyzâ amcanın kahvesinde çalışırken Hüseyin isimli çocuğun getirdiği bir kitaplık dolusu kitap (Fetâvâ-yı Hindiyye, İbn Âbidîn, Dürer ve Gurer, el-Hidâye, Kudûrî, Buhârî tercümesi, Fî Zılâli’l-Kur’ân); Zuhr-ı Âhir Namazı’nın Hanefî kitaplarında ve hadîslerde bulunmadığı, son dönem Osmanlı ulemâsı tarafından ihtiyâtî olarak konulduğu tespîti — Cuma’nın edâ şartlarından tek merkezde kılınma şartı; şehrin dere-nehir ile bölünmesi veya karantina gibi hâllerde birkaç yerde kılınabileceği ama vakit birliği mes’elesi; Osmanlı’nın bu şüpheyi def için Zuhr-ı Âhir ihdâs etmesi; İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr II/161; Şürunbulâlî, Merâkı’l-Felâh; 1924 Hilâfet’in ilgâsından sonra Atatürk’ün “Paşam Cuma olacak mı?” sorusuna genelge ile cevâbı; Cuma’nın devlet başkanı veya tâyin ettiği kimse tarafından kıldırılma şartı; Dârü’l-Harb’e izinsiz Mushaf götürülmemesi — Buhârî, Cihâd 129; Müslim, İmâre 92-94; Serahsî, Mebsût X/92; Cuma’yı kılacak kimsenin yolunu ve vaktini bulması gerektiği âyeti — Cum’a 62/9-10; 35 yıllık camide para toplanmasından bıkkınlık; kendi komşu imâmıyla halı değişimi üzerinden yaşadığı tecrübe (Mustafa Mercan’ın Kemeraltı’ndan câmi halısı göndermesi); İsrâ 17/84 (“Herkes yaratılışına/meşrebine göre amel eder, Rabbiniz yol bakımından en doğru olanı bilir”); kapanış: “Haklarınızı helâl edin, bizden yana da helâl olsun” — Müslim, Birr 58; el-Fâtiha ile Telegram’dakilere ayrı hitâb ve dergâh geleneği — Ebû Dâvûd, Vitr 32; Tirmizî, Mevâkît 49