Mevlid Kandili Açılışı ve Duâ
Allâh ikinizde hayırlı eylesin. Cenâb-ı Hak nefeslerimizi, ömürlerimizi hayırlı eylesin inşâallâh. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’i Hakk’ı haf diler, bâtıl bâtıl bilen kullarından eylesin. Hakk’ı haf bilip, Hak yolunda mücadele eder ve Hakk’ın galip gelmesi için, Hakk’ın her daim üstün olması için gayret gösterir, mücadele eder, cihat eder kullarından, müslümanlardan eylesin. Batılı bâtıl bilip, her platformda, her perdede bâtıla karşı mücadele eder, bâtıla karşı cihat eder, bâtıla karşı görsünü siper eder, mücimlerine kullarından eylesin inşâallâh. Kıymetli kardeşler, değerli dostlar, değerli aile bireyler, buraya gelmekten, davetimize icabet etmek ve bizi gerçekten çok mutlu ettiniz, çok memnun ettiniz.
Hepimize hayırlı hayırlı teşekkür ediyorum. Cenâb-ı Hak inşâallâh’a rahman, zerrece hayır yapanın hayırlı karşılıksız kalmaz, zerrece şer işlerinin de şerri cezasız kalmaz. Âyet-i kerimesi bu cümlece herkes hayranın karşılığını alacak, herkes yapmış olduğu şerrinin de cezasını çekecek eğer tövbe etmeden göçer giderse. Rabbim cümlemize son nefesimize kadar tövbe et bir nasip bir müyesser eylesin. Çünkü tövbe etmekte ayrı bir lütuf, ayrı bir ikramdır. Malum bugün Mevlid Kandili, Mevlid Kandili Hazret-i Peygamberin Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin doğumu dünyaya teşrif ederek inşâallâh Cenâb-ı Hak o Hazret-i Muhammed Mustafâ’yı dünyaya gönderip dünyaya teşrif ettirdiği gibi gönüllerimize, evlerimize, sokaklarımıza, caddelerimize, iş yerlerimize, şehirlerimize bütün her yere ve her tarafa teşrif ettiririz.
İnşaAllah her şeyimizi ona uydurmaya gayret ederiz. Bu çocukları bir alsanız ortaya dön, sohbetin kalitesine göze düşürüyorlar. Çünkü bakıyorum dinleyen kardeşlerimiz çocuklara gözlerini dikiyorlar. O yüzden yoksa çocuklardan bir rahatsızlığından dolayı değil. Çocuklardan bir rahatsızlığımız yok. Kıymetli dostlar bugün Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin doğum günü, Âyet-i Kerime vücibince alemlere rahmet olarak gönderilen Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın doğum günü. Ve o bütün alemlere rahmet olarak gönderildi.
Âlemlere Rahmet Peygamberi
Arka taraf biraz daha yön tarafa doğru masaları da sıklaştırın, sandaleleri de sıklaştırın. Arka tarafa o arkadaşlar kardeşler daha rahat bir şekilde dizilsinler. Tavr-ı Ebi inşâallâh üzerine kapayın. Sen biraz geri çık, abilerinin önünde durma. Ve masaj düzenlerinizi bozabilirsiniz. Bu tarafa doğru yaklaşın. Arkadaşlar yağmur çamur dışarıda kalmasınlar. Biz öyle bir Peygamber’e hürmetiz ki alemlere rahmet olarak gönderilmiş. Alemlere rahmet olarak gönderilirken kâfirlerle, münafıklarla, mülhidlerle, inse, cinse, hayvanata, nebava ta hepsine de rahmet olarak gönderilmiş. Bir seferinde müşriklere bir duâ etmesi istenen Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’ne, ben lanetçi olarak göndermedim, ben alemlere rahmet olarak gönderdim deyip, müşriklere dahi lanet okumayan, lanet demeyen bir Peygamberin ümmetiyiz.
Ve kendi tavrıyla ben rahmet ve hidayet Peygamberiyim diye adlandırılan, isimlendirilen biz hidayet ve rahmet Peygamberinin ümmetiyiz. Her ne olursa olsun böyle bir Peygamber’e ümmet olduğumuzun bilincine varıp, rahmet Peygamber’in ümmeti olarak etrafımıza biz de rahmet yaymalı, etrafımıza biz de yumuşak ve tatlı davranmalıyız. Ve o rahmet Peygamberinin ümmetine yakışık bir şekilde hal ve hareketlerin içerisinde bulunmamız gerekir. Ve onun o yumuşaklığı, onun o merhameti, rahmeti, direkt Allâh’tan gelme, Allâh’ın lütfu ikramıydı. Çünkü Âl-i İmrân 159. âyeti kerimede de Cenâb-ı Hak, Allâh’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer sert ve kaba davranmış olsaydın, etrafında hiç kimseyi göremezdin, bulamazdın diye isimlendirilen adlandırılan, ümmete karşı müşrik, yumuşak, ümmete karşı boşgörülü, ümmete karşı her daim bir baba şirkatiyle, bir anne kucağı muhabbetiyle, sevgisiyle duran o Muhammed Mustafâ’nın ümmetiyiz.
Ve o hiçbir zaman katık hapı olmamıştır. Ne eşlerine, ne çocuklarına, ne etrafındaki ashâbına, ne hayvanlara karşı, ne de herhangi bir bitkiye karşı hiçbir zaman kapı olmamıştır. Hiçbir dinin, o güne kadar gelmiş olan hiçbir dinin hiçbir hükmünde yoktur. Hac esnasında bir keşif yaprağı dahi koparmanın yasak olduğu, bir sineğin, bir böceğin dahi böldürülmesinin yasak olduğu. Bakın hiçbir dinin kendi içerisinde böyle bir hükmüm yoktur. Ancak bu İslâm’da vardır.
Peygamberî Çizgiden Uzak Toplum
Çünkü hasreti Muhammed Mustafâ alemlere rahmet bir peygamberdir. Onun ümmeti bir yaprağı dahi koparmaz, bir sineği dahi öldürmez. Bir sineği dahi öldürmez. Biz o rahmet peygamberinin ümmetiyiz. O yüzden geçmiş kitapları dahi o katı ve kapa değildir. O bağırıp çağırılan değildir. Geçmiş en kitaplar onu meth ederken öyle meth etmiştir. biz o rahmet peygamberinin ümmetiyiz. Bana farzlar emredildi, bana farzlar emredildi. Ama aynı zamanda da farzları yerine getirirken, insanlarınla iyi geçinmem de emredildi diye bir peygamberin ümmetiyiz. İnsanlarla da iyi geçinmem bana emredildi diye bir peygamberin ümmetiyiz. Bakın insanlarınla iyi geçinmez. Şimdi kendi kendimize düşünelim. Eşlerimizde, çocuklarımızda, anne babalarımızda, komşularımızda, arkadaşlarımızda, etrafımızda ne kadar bu toplum yaşıyor ve peygamberi çizgiden toplum ne kadar şaşmış, peygamberi çizgiden ne kadar uzaklara doğru yol almış bir topluluğun içindeyiz.
Karanlığın Farkına Varmayan İnsan
Sizleri tenzih ediyorum. Bunları söylerken gerçekten samimi bir şekilde sizleri tenzih ediyorum. Ama bütün dünya karanlığın içerisinde tabiri caiz sepetle debelenip dururken ve ne yazık ki bu topraklarda da karanlık hakim olduğu olup biz o karanlığın içerisinde debelenip dururken Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın o merhametli, o şefkatli, o yumuşak, o nurlu yoluna, o nurlu nefesine ne kadar ihtiyacımızın olduğunu size anlatmamın bir anlamı yok. Siz zaten farkındasınız. Ama velakin tekrar etmekte fayda vardır ya, bazen insan nasıl bir topluluğun içerisinde bulunduğunun farkına varmayabilir. Bir evin içerisinde sadece İslâm var ise her tarafı İslâm zanneder o. Veya da o kimsenin başına bir hukuksuzluk, bir adaletsizlik gelmediyse o ortamda hukukun, adaletin olduğunu düşünebilir.
Ondan uzaktır çünkü. Onun başına bir hukuksuzluk, bir adaletsizlik gelmemiştir. O bir zulme uğramamıştır. O bir zulme uğramadığı için zulme uğrayanların halini bilmez. O bir kayırmacılığa maruz kalmamıştır. Kayırmacılığa maruz kalmadığından dolayı kimler kayırmacılığa maruz kaldı, ondan farkında değildir. Veya da o kimse o güne kadar hiç fakirlik görmemiştir. Hiç fakirlik görmediğinden dolayı fakirliği ne olduğunu bilmez. O sabah kapısının önüne çıktığında ekmek alamayan bir kimseyi görmemiştir. Ekmek alamayan bir kimseye görmediği için o bütün herkes aynı zanneder. O sabah uyandığında sitesinde kalkacak, sitesinden dışarı çıkarken herkes Mercedesine, BMW’sine, Audi’sine binecek gidecek. Bütün dünyayı öyle zanneder.
Korunaklı siteler, zenginlerin sadece yaşadığı siteler. Karşı dairenin açlığından bir haber, bir site de yaşıyorsa o kimse kimin ne halde olduğunu bilmeyebilir. Bilenler vardır ama bilmeyebilir. Bunun gibi insanlar kendi içlerinde yaşarlarken neyin ne olduğunu bilmeyebilir. Karanlığın farkına varmeyebilir. Bakın karanlığın farkına varmeyebilir. Ancak bulunduğu toplumdan bulunduğu daireden dışarı çıkanlar karanlığı veya aydınlığı görebilirler. Bulunduğu toplumdan başını dışarı çıkarıp etrafta ne oluyor deyip sosyal hayatın içerisinde bulunan insanlar ancak insanların ne yaşadıklarını, ne yaşamadıklarını, ne düşündüklerini, ne düşünmediklerini bilebilirler. Genel olarak geçmiş ümmetlerde helaka uğrayanlar kendilerince komün bir hayat kurup, kendilerince belli siteler kurup, o sitelerde harikulade hayat yaşayan müşrikler gruplarıydı.
Bugün Hûd Aleyhisselâm’ın kavmine baktığımızda, Hûd Aleyhisselâm’ın kavmine baktığımızda, Salih aleyhisselâmın kavmine baktığımızda ve hatta diğer helaka uğrayan kavminlere baktığımızda çok özür dilerim. Bugünkü hâlden daha şedid bir hâli görürsünüz. Diyecek şunu diyebilirsiniz. Madem ki o günkü kavimlerden daha şedid bir durumdayız, bize neden helak gelmiyor diyebilirsiniz. Bize helak gelme işi veyahut da bu zulmeden zalimlere helak gelme işinin sebebi de Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın rahmet peygamberi olmasınlar. Çünkü hadîs-i şerifte buyurdu ki, yine Allâh Resûlü, Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri bana îmân eden, benim peygamberliğime îmân eden, benim peygamberliğimi kabul eden kurtuluşa ermiştir.
Ama peygamberliğime îmân etmeyen, peygamberliğimi kabul etmeyen de geçmiş kavimlerin başına gelen helaklardan kurtulmuştur, buyurdu.
Helâk Gecikmesi: Rahmet Hürmeti
Bazen zaman zaman bana soru sorarlar. Hûd Aleyhisselâm’ın, Sâlih Aleyhisselâm’ın, Lût Aleyhisselâm’ın zamanında daha şedid büyük günâh kebâiller var. Neden helak olmuyoruz diye bana sorarlar. Ben de derim ki rahmet peygamberinin yüzüsü hürmetine dikkat edin. Dikkat edin. Bugün dünya karanlığın içerisinde kalmış vaziyette. Sadece İslâm dünyası değil. Sadece İslâm dünyası değil. Bütün dünya karanlığın içerisinde debelenmekte. Ve dünya kendisine bir çıkış yolu bulmakta, aramakta. Sadece İslâm dünyayı yöneten o elit, decrarist tabaka değil. Hristiyanıyla, Yahudisiyle, Budistiyle, Hindusuyla, inananıyla, inanmayanıyla bütün dünya toplumunun, dünya toplumunun köleleştirilen toplum kendisine bir çıkış yolu aramakta.
Köleleştirilmiş toplum diyorum. Çünkü o elit tabakanın dışındaki bütün insanlık, dini ne olursa olsun köleleştirilmiş vaziyette. Ve Hazret-i Muhammed Mustafâ 1400 yıl önce köleliği orta yerden kaldırırken, ne yazık ki son Osmanlı İmparatorluğu devrildikten sonra bütün dünyanın insanlığı zorla ve hızla köleleştirilmekte. Ve bu köleleştirilme devletler eliyle yapılmakta. herkesin kendi içerisinde bağlı bulunduğu devlet tarafından onlar köleleştirilmekte. Bugün Alman toplumu da köleleştirilmekte. Fransızlılar, Amerikasılar, İsviçre’si de, Afrikalılar zaten köle, Anadolu Müslümanı da köleleştirilmekte. Orta Asya’sından Çin’den Japonya’ya kadar bütün insanlar kölelik zincirine bağlanmış vaziyette.
Sizin dininizin, siyasetinizin ne olduğu önemli değil. Siz Müslümanmışsınız, Hristiyanmışsınız, Dinsizmişsiniz, siz Ateist’siniz, Çinlisiniz veya Türkiye’lisiniz, Fransızsınız, Almansınız önemli değil o yukarıdaki teccalistler için. Onlar için önemli olan şeytânî bir sistem, şeytânî bir ekonomik sistem, şeytânî bir siyasi sistem, şeytânî bir askeri sistem. Şeytani çünkü eğer ki siyasetle, ekonomiyle halledemedikleri işi askerle hallediyorlar.
Köleleştirilen Dünya ve Deccâlizm
Lidya’nın bir sabah bombalanması gibi, Irak’ın bir sabah bombalanması gibi, Afganistan’ın bir sabah işgale uğraması gibi, Suudi’nin bir sabah bombalanması gibi ve buradaki Müslümanların neden niçin belli olmayan katliama maruz kaldıkları gibi. Veya da bunları dile getiren şeyh, cemaat, alim, tarîkat adına ne derseniz deyin veya siyasi partinin adına ne derseniz deyin onların başına görülmedik çoraplar, görülmeye çalışılması gibi. Bu değişmiyor. Diyeceksiniz ki bir Sûfî topluluğu olsun. Bunlarda ne işimiz var? Asıl bizim işimiz var. Ben yola ilk başladığından itibaren hep şunu söyledim. Sûfî ise bir kimse, la ilahe illallah Muhammed’in Resûlullah’ın dışındaki her şeye karşıdır. Bir kimse Sûfî ise tevhidin dışında kalan her şeye karşıdır.
Bir kimse Sûfî ise onun gönlüne prang’a uğramazsınız. Dine prang’a uğramazsınız. O kimse çünkü Sûfî ise Allâh’ın üstâd yolunda yürüyecek ve önüne gelen her türlü engeli aşmanın gayretini gösterecektir. Ve gerçekten o Sûfî ise, Hazret-i Hüseyin gibi adaletsizliğe, zalimliğe kayırmaya, canını verecek kadar canından geçmiş, canından geçmiş. Hallâc-ı Mansûr gibi hakikatin peşine düşüp öldürülmeye, asılmaya göze almış, taşlanan velîler gibi, derisi yüzülen Seyyid Nesîmî gibi, sürünmüş Niyâzî Mısrî gibi. Bunların hepsini de, hepsini de göze alıp yola çıkan insandır Sûfî. Sûfî, etrafındaki adaletsizliklere, etrafındaki hukuksuzluklara, etrafındaki kayırmacılara, etrafındaki zalimlere, etrafındaki yılanlara, çıyanlara, kurtlara, tilkilere, etrafında her türlü edebsizliği, namussuzluğu, şerefsizliği, haysiyetsizliği yapan kimselere.
Gözünü yuman körlerden değildir. Nasıl ki Ebû Zer-i Gıfârî Şâm’a gidip Muâviye’nin sofrasında beni bu sofraya mı davet ettin deyip pilavın içine elini daldırıp, sıkıp o pilav kanla yerin olduysa ve o pilavı da Muâviye’nin sofrasına atıp yürüp gidip Şâm’ın kenar mahallesinde, Hazret-i Peygamber, sanallahu ve sellem hazretlerinden öğrendiği dini Şâm gençlerine anlattıysa Sûfî’nin yolu budur. Sûfî’nin yolu budur. Biz o Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın öğrettiği dini yaşama ve yaşatma mücadelesi veririz. Benim şalvarımın cebi yoktur. Benim sohbet şalvarımın cebi yoktur. Cebimde normalde derin değildir. Ben şalvar giymem. Çünkü dervişlerden para toplamayız. Cuma mübareğimiz yoktur bizim. Biz dervişlerden para toplamayız.
Bizim sırçalı köşklerimiz yoktur, olmaz da. Bizim bilmem hangi villalarda camın arkasından bizi görmeye çalışmazsınız. Biz sizinle beraberiz. Davetimize ikabet eden bütün kardeşlerimizle beraberiz. Dövülsek de sövülsek de hakarete de uğrarsak ötelensek de biz Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın izinden gitmeye devam edeceğiz. Ben ta yolun başında arkadaşlara kardeşlere söz vermiştim. Dedim ki, istersen dilim kopsun.
Dili Kopsun: Sûfînin Yemîni
Bu kardeşiniz 30 yıl sonra yine aynı şeyi söylüyor. İstersek dilimiz kopsun. Dini istismar eder, dini kendimize bir maddi menfaat yolunda kullanırsak dilimiz de kopsun, gözümüz de kör olsun. Âmîn. Kalkıp da elbih tarîkat olmamızı, sûfî olmamızı, belediyelerden kendimize rant, devletten kendimize rant, etrafımıza kendimize rant olarak düşünüyorsak, düşünürsem Allah beni tez zamanda batırsın. Âmîn. Âmîn. Bir gün gelir bunlardan taviz verirsem, sizlerle gelip beni uyarmazsanız, sizlere de hakkım helâl değil. Bunu da unutmayalım. Biz bir gün yukarıda, dağda şenlikten çok hoşuma gitmiştik. Hâlid’in gençlik yılları hâlâ da genç ama… O gün Osmanlı’da baldır çıplaklar vardı. Üzeri çıplak altında bir tek bir şal var, başka hiçbir şey yok olarak gelmişti.
Onun o çılgınlığı benim çok hoşuma gitti içimden. dedim sûfî bu. Sûfî baldır çıplak ne demek biliyor musunuz Osmanlı’da? Cephenin en önündedirlerse, cephenin en önünde kılıçları yoktur, kalkanları yoktur, elbiseleri yoktur, zırhları yoktur. Onlar Ebû Zer-i Gıfârî gibi, onlar Bilâl-i Habeşî gibi, onlar Hazret-i Ali gibi, onlar Hâlid bin Velîd gibi, onlar sahâbelerin içerisinde savaşçı Asad gibi. Savaşın en hakim yerinde dururlar ve savaşın canlanmasının hareketlenmesini beklerler. Onlar aşk ehlidir çünkü. Can, ma, eş, çoluk, çocuk hiçbir hesapları yoktur. Onlar savaşın en kızgın zamanında Allâh Allâh nizalarıyla düşmanın üzerine yürüyüp sadece tokatlarıyla savaşırlar. Ve düşman bakar ki karşısında sadece eliyle, tokatıyla savaşan baldır çıplak canından her şeyinden geçmiş bir er var.
Onu gören düşman, onca silahı ve tespitatına rağmen eli ayağa titrer, elinden kılıç düşer ve arkasına bakmadan yürü gider. Hazret-i Muhammed Mustafâ bir âyetin altında dinleniyordu. O rüşviklerin bir kapıları için geldi. Onun başından kılıcını aldı Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın. Dedi kalk, uyan. Onu uyandırdı. Kılıcı onun atar kananına dayadı. Dedi ki seni elinden şimdi kim kurtaracak? Seni elinden şimdi kim kurtaracak? Ben ümmeti bu halde görüyorum şu anda. Seni elinden kim kurtaracak deyince Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri baktı. Allâh’ım, Allâh’ım, Allâh’ım, Allâh’ım, Allâh’ım, Allâh’ım, Allâh’ım, Allâh’ım, Allâh’ım, Allâh’ım, Allâh’ım. dedi. Müşri’nin elinden kılıç düştü.
Müşrik ne olduğunu anlayamadı. Allâh Resûlü kılıca aldı. Ona dayadı. Şimdi dedi seni benim elimden kim kurtaracak? O zaman müşrik ona dedi ki Sen benim gibi köse değilsin. Sen benim gibi kötü değilsin. Sen affedicisin dedi. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem adet dedi. Onu affetti. Ve o kimse kavmine gitti. Başına gelen anlattı. Ve dedi ki ben şimdi o en iyi adamın yanına gidiyorum dedi. Geldi Müslüman oldu. sûfî böyle bakıyor. Saldırı cıplaktır. Elinde tabancası, tüfiği, tankı yoktur. Ama Allah yolunda en öndedir. Adaletsizlikle mücadelede en öndedir. Zalimlerle mücadelede en öndedir. Benim anladım, benim anladım.
Baldır Çıplak Osmanlı ve Ebû Zer
Horasânî sûfîlik bu. Benim anladım. Benim öğrendim. Kendi kendime yaşamaya çalıştım. Horasânî sûfîlik bu. Benim öğrendim bu. Ve benim öğrendim değil bu. Ben Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın izinden gitmeye çalışan garip bir kimseyim. O yüzden onun izinden gidenlerin uyuması gereken de Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın sünnetleri. Ben Muhammed’im. Ben Ahmet’im. Ve ben Rahmet Peygamberiyim. Tövbe Peygamberiyim. Haşrım, mukaffim, savaşlar Peygamberiyim diyen Peygamberin doğum gününe hepiniz de hoş geldiniz. O öyle bir Peygamber ki, üç tane kız çocuğunu büyütüp yetiştiren mahşerde benimle beraber olup değil, kız çocuklarına ve kadınlara olması gereken değeri veren Peygamber. Ey Peygamber, hoş geldin. Hoş geldin.
Zehvalar getirdin. Gönlümüzü hoş ettin. İçimizi bir tuhaf ettin. Hoş geldin. O ki torun sevgisini aşılayan Hasan ile Hüseyin dedelerinden deve isteyince cebinde onları hoşnut edecek parası olmayıp kendisi dizlerinin üzerine ve evlerinin üzerine iyi bil benden daha iyi bir deve mi var deyip torunlarını sırtına beğendiren Peygamber. Hoş geldin. Ne kadar çok muhtacız şimdi. Muhtacız. Öyle bir dedemiz olmadı çünkü. Bizi sırtına bindirip, bundan daha iyi bir deve mi olur diye bir dedemiz olmadı. Yaşayamadık. O yüzden hoş geldin Ya Resulallah diyorum. Torunlar da çok güzel. Torunlarını öperken bir sahabı, bir bedelini gördüğünde benim on tane çocuğum var. Ben hiçbirisini de öpmem dediğinde merhamet edemem, merhamet etmeme, merhamet edilmez deyip torunlarını öpücük yağmuruna tutan Peygamber.
Aramıza hoş geldin. Aramıza hoş geldin. Ne güzel de oldu.
Hoş Geldin Ey Rahmet Peygamberi
Yıllar sonra bu karanlık gecelerin sonunda aramıza katılman, bizimle beraber olman bizi mesrur etti. Hoş geldin. Allahümme salli ala seyyidina Muhammed. Hoş geldin. Kocaman ordu yola çıkmış giderken bir köpeğin yavrularını emdirdiğini görüp başına bir asker gidip çölün ortasında o köpek rahat bir şekilde yavrularını emdirsin diye, rahatsız olmasın diye başına nöbetçi diken Peygamber. Şimdi anneler çocuklarını emzirmekten uzak, babalar emzilen eşleri döverken, söverken, sütlerinin kesilmesine sebep olurken o bir köpeğin de yavrularını emzirmesi için başına asker diken Peygamber. Aramıza hoş geldin. Susuz kalmış bir köpeğe su veren bir kimsenin cennete gideceğini müjdeleyen, ama ümmetine de komşusu açken tok yatan bizden değildir deyip, hem susuz kalan hayvanlara hem de aç kalan ümmetine şefkat ve merhametle davranan Peygamber, aramıza hoş geldin.
Kendisine gelen bir hurmayı dahi etrafındaki aslapsız yemeyen ve o hurmanın yarısını dahi etrafıyla paylaşan ve yarım bir hurma ile de olsa siz cehennemden kurtuluşa, cehennemden kurtulmaya bakın deyip yarım hurmasını etrafındaki ashabıyla paylaşan Peygamber, hoş geldin, sefalar getirdin. Ve yine, yine, pendek günü bütün ashâb açlıktan kırılırken, ashabdan birisi gelip yarısıl olmaz, sütten kesilmiş, doğumdan kesilmiş, çok özür dilerim bir keçimiz vardı, onu kestim, yemek hazırlattım, bu akşam bize gelin deyip gizli bir şekilde onu yemeğe davet ettiğinde kafasını kaldırıp, ey ashâbım, filanca kardeşimiz bizi yemeğe davet ediyor deyip bütün ashabını o yemeğe götüren merhamet Peygamberi, şefkat Peygamberi, hoş geldin.
Şimdi insanlar kimin ne yiğidine bakmazken, kimin ne halde olduğunu görmezken, o öyle yaşayarak, bizlere iyilik yolunu açan Peygamber, hoş geldin.
Hazret-i Pîr’den Muhammed Methiyesi
Ben kendince, daha farklı bir giriş yaptıydım yazdıklarımda ama, Cemil’in dediği gibi yazdığını okumuyorsun dedi, çıktı Cemil bugün bana, yine yazdığımı okuyamıyorum, ama bir şey okuyacağım, böyle birkaç kendini bilmez kimse, Hazret-i Mevlânâ Celal Tuglum Hazretlerinin, kendince peygamberlik iddia ettiğini filan, veya birkaç kendini bilmez onun peygamber olarak görmeye kalktığından dolayı, biraz Hazret-i Pîr Hazret-i Peygamber hakkında ne demiş, onları okuyacağım size, hakkınızı helâl edin. Bundan sonrası Mustafa Özbağ’dı, hiçbirisi değil ve bundan sonrası Hazret-i Pîr’den. Bizim makamımıza ne bir Peygamber ne melek ne de ruh erişebilir dedi, artık düşünün anlayın, Peygamber biz gözü kaymayan ve sınırı aşmayan kişiyiz, kargı değiliz, Adem’i reyvenk boyayan Allâh’ın sarhoşuyuz, bunun bahçenin sarhoşuyuz, buyurdu.
O sallallâhu aleyhi ve sellem iyi işlerde imam olan, imam keremlere, kerametlere düzen veremedir. Ona benzer ne gelmiştir, ne de gelecek. O olmasaydı feleğin dönüşü, ışığı ve meleğe mekan oluşu söz konusu olmazdı. O olmasaydı, denizler heybeti, balığı ve değerli ilgiyi bulmazdı. O olmasaydı, yeryüzü içinde define ve dışında Yasemin bulunmazdı. Taze, baht dostumuz, can vermek, işimiz, gücümüz, Kervan başımız da dünyanın övündü. Mustafa bizim, o aşk madeni, o cömertlik kerem denizi, Adem’in de Ademoğullarının da zirvesi, en büyüğü, en iyisi. İns ve cinin peygamberi, iki âlemin güneşi, âlemin rahmeti, Ademoğullarının övünkü, Hazret-i Muhammed Mustafâ sallallâhu aleyhi ve sellem, hoş geldin. O peygamberlerin öncüsü, Sefa denizinin Mustafa’sı, hoş geldin.
Görülmemiş, benzeri olmayan peygamber, hoş geldin. O seçilmiş Kadri Yüce Erçi, sonra yaklaştığı, yakınlaştığı makamına yaklaştırılmış olan, iki yay kadar kaldığı araları, Yahu daha da yakın âyetiyle durağı bildirilen, önce gelenlerin en hayırlısı, sonra gelenlerin de hayırlısı bulunan, peygamberlerin sonuncusu, varlıkların özü özeti, apaçık deliller gösteren, sonu ucu bucağı bulunmayan, kıyaslanamayan bir deniz olan, kendisine insanlar arasında yürüyebileceği bir ışık verdiğimiz kimse âyetiyle, şanı övülmüş bulunan, hoş geldin. Cennet bahçelerinin kilidi, sırlarda ve gerçeklerdeki reddizleri açan, Resulüm, sen kuşkusuz kevserin sahibisin, sana kevseri verdik denilen peygamber, hoş geldin. Alemi aydınlatan güneşlere eş, Hazret-i Muhammed Mustafâ, hoş geldin.
Anlam denizi aşktır, her birisi o denizde bir balık, Ahmet ise denizde incidir denilen Hazret-i Muhammed Mustafâ, hoş geldin. Nebi, o ölmeyen aşk ve sevgiden ibarettir. Biri dedi ki, niçin binarede yalnız Allâh’ın sena etmeyi Muhammed’i de anlıyorlar? Ona dediler ki, Muhammed’in övülmesi Allâh’ın senası değil midir sanki? Ademler maksat insandır, insan da maksat da soruktur, Ahmet’in vücududur, gökler ise onun düşüncesi, tasavvuru ve parlak muhailesidir. Hoş geldin. Gönderilmiş melek, Gönderilmiş peygamber, melek ve veda ruh Allah ile aramızda sığmaz. Öyleyse düşünün, denilen peygamber, hoş geldin. Ahmet, o yüce kanadı açsa, Cebrâil sonsuza de kendinden geçip gider. Ahmet, Cebrâil’in gözetleme yeri, Sidre’den geçince Cebrâil’e hadi ardınca uç dedi.
Cebrâil dedi ki, git, git ben senin eşin değilim, tek anına ey perdeye kan, gel ben henüz nihayet yerime gitmedim dedi. Cebrâil, ey benim güzel nurlu arkadaşım, bu kanat çırpıp buradan ileriye geçsen kanadın yanar dedi. Cebrâil’in ulaşamadığı peygamber, hoş geldin. Hoş geldin. Öyleyse Muhammed peşin 100 kıyamettir. Çünkü çözüm ve düğümün yok olmasından mahvoldu. Ahmet bu dünyaya ikinci defa doğdu. O apaçık olarak 100 kıyamettir. Ona kıyameti sormak kaydılar. Ey kıyamet! Kıyamete kadar yol ne kadar? Halb davranış diliyle çok canıyordu. Kimse mahşere haşri sorar mı? Güzel haberli o peygamber bunun için, ey kerem sahipleri, ölümden önce ölüm sırrını verdi. Ölmeden önce ölüm sırrı sahibi, Hz. Muhammed, hoş geldin.
Cebrâil’in Ulaşamadığı Peygamber
Gözü padişah’tan başkasına kaymadı. Muhammed her derdin devası oldu. Gözü padişah’tan kaymadı için her derdin devası Muhammed, sallallâhu aleyhi ve sellem. Hoş geldin. Hakka bakıyordu ve ümidi ondandır. İki gözü, biz senin gözünü açmadık mı, ferahlatmadık mı senin sürmesiyle sürmelendi. Cebrâil’i bile görmeye tahammül edemediğini o gördü. Hakkın sürme çektiği yetim Muhammed, mükemmel biricik inci olur. O biricik inci. Hoş geldin. Onun nuru incelerden üstüdür. Öyle bulu, isteneni ister. Hatta adını gören şahit koydu. Şahidin araçları, kulağı ve keskin gözüdür. Geceleri bile uyanık oluşundan dolayı sırlar ondan gizlenemez. Sırların sırrı, Hz. Muhammed’in Mustafa’a hoş geldin. Allah o nedenle Peygambere, ey gürnüp sığının Resulüm kalk ve insanları uyar diye seslendi.
Başına örtüyü çekme, yüzünü örtme. Çünkü dünya şaşkın bir cisimdir. Sen ise akılsın. İddacından utanıp gizlenme sakın. Çünkü sen patlayan vahiy mumunu taşıyorsun. Haydi, gecelerin kalk. Çünkü sen mumsun. Ey Sultan, gecelin mum ayakta durup senin nurun olmadıkça aydınlık gündüze, gündüze bile gecedir. Sana sığınmadıkça aslan tavşana esirdir. Ey Mustafa, bu Safa Denizi’nde kaptanlık et. Çünkü sen ikinci ruhsun. Her yolda, özellikle deniz yolunda akıl sahibi bir kılavuz gerekli. Kapta bak, yolluyor Yunuk Ervan’a. Bak, her bir yanda kaptan olmuş Gül Yebani. Zamanın hızırı sensin. Her geminin kurtuluşu sendedir. Rûhullâh gibi yalnız yürüme. Bu topluluğun önünde gökyüzündeki ışık gibisin. Güneşe benziyorsun.
Halktan kopmayı, köşene çekilmeyi bırak. Ey Peygamber, hidayet kaf dağına benzer. Sen ise ankasın. İnzila zamanı değil, gir topluma. Dolunay Geceleyin yürür, göğün zirvesine. Köpeklerin sesinden çekilip bırakmaz yürüyüşünü. Kınayanlar senin Dolunay’ına ve zirveye yürüyüşüne tıpkı köpekler gibi havlayıp dururlar. Bu köpekler sağırdır susun emrine. Senin Dolay’ın Dolunay’ına karşı akılsızca havlayıp dururlar. Tep etme hastayı ey şifa. Sağıra kızıp da körü bastonsuz bırakma. Sen dememiş miydin köle yolda yardım eden Allâh’tan 100 sevap ecir kazanır diye, kim körün 40 adım yürümesine yardım ederse bağışlanmış ve doğru yola ulaşmış olur dememiş miydin? Öyleyse bu fani dünyada bölük bölük alıp götürürler körleri.
Yol göstericinin işi budur. Sen yol göstericisin. Sen sevinsin. Ahir zaman yasta. Ey sakın anların önleri, şu hayalet alanları yola çıkarıp kesin bilgiye ulaştır hadi. Sana tuzak kurmaya gönlünü kaptıralım, boynunu ben vururum. Sen neşeyle yürü. Körlükler katarın körlüğüne. O şeker sanır. Oysa ben ona zehir veririm. Akıllar benim ışığımla ışıklanır. Tuzaklar benim tuzağımdan ders alır. Rahmet Peygamberi, şefaatkarımın havzun sahibi. Son nefeste yetişelimiz. Dertler boyumuzu aşkımızda, başımızı okşayalımız. Sarığımızı sıkı sıkı sarıp, en ümitsiz zamanımıza haydi diyenimiz. Karının en zirveye vardığı zamanda sabah yakın diyen uçtu muştur. Hoş geldin. Gariplerin Peygamberi, kimsesizlerin emisi, yol gösteren, nulsuzlara nur darutan Hidayet Peygamberi, hoş geldiniz.
Bizler yuvanın içerisinde yavru kuş misafirlerimiz var. Bizler yuvanın içerisinde yavru kuş misafirlerimiz var. Sen annemiz gibi, babamız gibi, anasız babasız kalan bu günler senden şefaat bekler. Hoş geldin. Haklarınızı helâl edin. Uzaktan yakından teşrif ettiniz. Bu topluluk benim değil, ben ve biz kardeşlerimiz. Her ne yaptıysak, Allâh’ın ve Resûl’ün adına yaptık. Davet onun, davet sahibi o. O yüzden biz dedikimizi dövdüğünce onun misafirlerini hürmet etmeye çalıştık. Sörçü lisan ettiysek hepiniz de, biz de de affeyle. Hizmet eden kardeşlerimiz bir hata kusur işledilerse, bir yanlışlık yaptılarsa, birinki bile bile yapmamışlardır. Eğer yaptılarsa, onlar adına da sizlerden bir huzur diliyorum.
Haklarınızı helâl edin. Pek sesinizi duyamadım. Biz ölüm kendilerini canlı öleceğiz. Sesimiz gür çıkacak. Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın ümmetinin sesi gür çıkacak. Biz son nefesimizde dahi etrafımıza ibret olsun diye tevhîd-i canlı heyecanını çekerek deneyelim. İnşallah. O yüzden, pısırık bir hayat, pısırık bir düşünce, pısırık bir yol gidişimiz yok. Biz canlın, heyecanın Allâh Allâh nidarlarıyla yürüyen, Allâh Allâh nidarlarıyla yapacak olduğunu yapan bir topluluğuz. Arasını hatırlamaktan fayda var. Hepimiz de deli miyiz? Deli! Sen deyiz. Delilere selam olsun. Selam. Selam olsun. Selam. Ben devirden yanayım, devirlerle beraberim. Akıllı dağla, hiç işim olmam lazım. Akıl kapının önünde lazım bana.
O da ben eğer gideceğim bir yer varsa, niyet ettiysem, birisine söz verdiysem orayı bulmak için. Öyle bir şey de yoksa o zaman hiç akıl dağlı değil. O yüzden Allah delîlerine selâm olsun. Muhammed Mustafâ delîlerine selâm olsun. Sûfîlik delîlerine selâm olsun. Deliler gibi zikredenlere selam olsun. Deliler gibi yol yürüyenlere selam olsun. Delili kendisine rehber edenlere selam olsun. Aklına vuran hesap eden, hesabın içerisinde boğulanlardan hiç olmadım.
Delîlere Selâm ve Zikir İlâhîleri
O yüzden hesapsız, kitapsız, düzensiz, nizamsız, Allâh’ı sevenlere selam olsun. Hesapsız, kitapsız, hiç takıntısız, Muhammed Mustafâ’yı sevenlere selam olsun. Bu Allah ve Resulüne aşık olan Allâh’a cümlemiz bir ve beraber eylesin. Cümlemiz onlarınla beraber yol yürüyenlerden eylesin. Aklınızı helâl edin. Sizden yana da helâl olsun. Ben bu topluluğu görmüşüm. siyasetçiler böyle beş kişi toplanınca sözü bitirmezler, konuşmakça konuşurlar. Bir de dianetçiler böyle. Bir wayner da bir müftüyle beraber bir program yaptı dedik, tövbe ettik sonra. Bitmiyordu konuşmaları. Öyle olmaktansa kısa kesmeye uygun görüyorum. Hakkınızı helâl edin. Şimdi inşâallâh kardeşler seven yapacaklar. İnşallah hep beraber izleyeceğiz, hep beraber duâ edeceğiz.
Ondan sonra gecemiz son olacak. İnşallah. Altyazı M.K. Altyazı M.K. Altyazı M.K. Altyazı M.K. Allah. Altyazı M.K. Altyazı M.K. Altyazı M.K. Altyazı M.K. Altyazı M.K. Allah’u yahu bu hadbet çoku dedi. Bir Allah’u yahu bunu sevme. Ey kardeşler gelin. Kırklar ağlar, kavlaya sağlar. Hay hay, senler her zaman kaçlar. Bir Allah’u yahu bu hadbet çoku dedi. Bir Allah’u yahu. Allah’u yahu bu hadbet çoku dedi. Bir Allah’u yahu bunu sevme. Bir Allah’u yahu bunu sevme. Hay hay, senler her zaman kaçlar. Kırklar ağlar, kavlaya sağlar. Bir Allah’u yahu bunu sevme. Bir Allah’u yahu bunu sevme. Kırklar ağlar, kavlaya sağlar. Kırklar ağlar, kavlaya sağlar. Bir Allah’u yahu bunu sevme. Kırklar ağlar, kavlaya sağlar.
Allah’u yahu bunu sevme. Allah’u yahu bunu sevme. Kırklar ağlar, kavlaya sağlar. Hay hay, senler her zaman kaçlar. Allah’u yahu bunu sevme. Allah’u yahu bunu sevme. Allah’u yahu bunu sevme. Hay hay, senler her zaman kaçlar. Kırklar ağlar, kavlaya sağlar. Allah’u yahu bunu sevme. Allah’u yahu bunu sevme. Hay hay, senler her zaman kaçlar. Bu cemal-i mireden, düşler söylersem. Bu cemal-i mireden, düşler söylersem. Ya Muhammed, ya Muhammed. Hay hay, ya Muhammed canı. Allah’u yahu bunu sevme. Cümle cümle kalmadı kalb-i terd-i ter. Hay hay, cümle cümle kalmadı kalb-i terd-i ter. Hay hay, cümle cümle kalmadı kalb-i ter. Hay hay, cümle cümle kalmadı kalb-i ter. Ya Muhammed, ya Muhammed. Ustağın kapıya, o yuva gönderen.
Ustağın kapıya, o yuva gönderen. Allah’u yahu bunu sevme. Hay hay, ya Muhammed. Allah’u yahu bunu sevme. Ustağın kapıya, o yuva gönderen. Allah’u yahu bunu sevme. Hay hay, cümle cümle kalmadı kalb-i ter. Hay hay, cümle cümle kalmadı kalb-i ter. Allâh Allâh, Allâh Allâh. Allah gönderen canavarına. Allâh Allâh, Allâh Allâh. Cümle cümle kalmadı kalb-i ter. Bilkem sözün göreyim, ay ve gül süreyim. Allâh’ım ölelim, umarım umarım. Allâh’ım ölelim, umarım umarım. Bilkem sözün göreyim, ay ve gül süreyim. Allâh’ım ölelim, umarım umarım. Sübhânallâh vel ahir, Sübhânallâh vel ahir. Sübhânallâh, Sübhânallâh, öle öle, umarım umarım. Düşman ile yavaş bunlar, yansan yoruldan dolayı Allah. Düşman ile yavaş bunlar, yansan yoruldan dolayı Allah.
Çünkü sevgisi ölecek kişi, ölemiyor kalmış. Çünkü sevgisi ölecek kişi, ölemiyor kalmış. Akşam oldum, değilim bana, gül göreyim, göreyim sana. Sevgisi ölecek kişi, ölemiyor kalmış. Sevgisi ölecek kişi, ölemiyor kalmış. Sevgisi ölecek kişi, ölemiyor kalmış. Sevgisi ölecek kişi, ölemiyor kalmış. Sevgisi ölecek kişi, ölemiyor kalmış. Sevgisi ölecek kişi, ölemiyor kalmış. Sevgisi ölecek kişi, ölemiyor kalmış. Sevgisi ölecek kişi, ölemiyor kalmış. Sevgisi ölecek kişi, ölemiyor kalmış. Allâh’ın sebebi var.
Kandil Duâsı ve Memleket Niyâzı
Bismillahirrahmanirrahim. Allâh’ın sebebi var. Allâh’ın sebebi var. Subhan’a, Allâh’ın sebebi var. Subhan’a, Allâh’ın sebebi var. Subhan’a, Allâh’ın sebebi var. Subhan’a, Allâh’ın sebebi var. Subhan’a, Allâh’ın sebebi var. Subhan’a, Allâh’ın sebebi var. Subhan’a, Allâh’ın sebebi var. Subhan’a, Allâh’ın sebebi var. Kardeşlerimiz, arkadaşlarımız affeyle. Bütün Sûfî kardeşlerimiz affeyle. Ümmet-i Muhammed’i affeyle. Bilerek, bilmeyerek günâh içtiren Ümmet-i Muhammed’i affeyle. Ahşer yerinde diğer ümmetlerin önünde utanan ümmetlerden eyleme. Ahşer yerinde diğer ümmetlerin önünde, Ya Rabbi, yerin dibine o muhaşerin dibine batırılanlardan eyleme. Habibinin huzurunda utananlardan eyleme. Habibinin huzurunda utanılmayacak işler yapanlardan eyleme.
Ey merhametlilerinden merhametlisi, Habibinin nuruyla nurlananlardan eyle. Habibinin sünnet-i seniyyesine tabi olanlardan eyle. Habibinin yolundan izinden gidenlardan eyle. Habibinin nurunu, kokusunu, firâsetini, kendisini, ilmini, bilgisini üzerinde tesis ettirdiğinin ümmetlerinden eyle. Ey merhametlilerinden merhametlisi, o Habibinin yolundan gitmeyenlerden eyleme. Nefsine uyup heva ve hevese uyup, şeyhken ayıp Habibinin yolunu terk edenlerden eyleme. Bizleri katından muhafaza eyle. Bizleri katından koru Ya Rabbi. Bizleri katından maddi manevi rızıklandır Ya Rabbi. Bizleri katından maddi manevi afiyet verdin kullarından eyle Ya Rabbi. Bizleri katından ilimlendirdin kullarından eyle Ya Rabbi.
Bağsıtasız ilimlendirdin, gönlüne firâset nuruyla nurlandırdın kullarından eyle Ya Rabbi. Ey merhametlilerinden merhametlisi, bizleri son nefese kadar sırat-ı mustakimde giden kullarından eyle. Nefs-i çocuklarımızı sırat-ı mustakimde eyle. Gelecek zürriyetlerimizi namaz kılanlardan, oruç tutanlardan, Beytullâh’ı tavâf edenlerden, zekat verenlerden, sana aşık, Habibine aşık, velîlere aşık olan zürriyetlerden eyle. Ey merhametlilerinden merhametlisi, tüm kardeşlerimize hayır defterleri kapanmayan kullarından eyle. Her daim kıyamete kadar hayır defterleri aşık olan kullarından eyle. Ey merhametlilerinden merhametlisi, memleketimize yardım eyle. Memleketimize ikrâm eyle. Memleketimize ihsân eyle.
Memleketimizi yönetecek olanlara Kur’ân ve Sünnet ahlakı nasîb eyle. Kur’ân ve Sünnet’in izinden gitmelerini nasîb eyle. Kur’ân ve Sünnet onların nasip değilse onları devir Ya Rabbi. Onları bizlerden uzak eyle Ya Rabbi. Onları memleketimizden uzak eyle Ya Rabbi. Onları idare eden uzak eyle Ya Rabbi. Her kim Kur’ân’a, Sünnet’e ve vatanımıza, milletimize fayda olacaksa onları bizlerin başına memur eyle Ya Rabbi. Her kim Kur’ân’a, Sünnet’e, vatan’a, millete hayırlı ve güzel işler yapacaksa onları bizlerin başına memur eyle Ya Rabbi. Her kim Kur’ân’a, Sünnet’e, vatan’a, millete memleketimize hayırlı işler yapacaksa onları başlarımıza memur eyle Ya Rabbi. Memleketimizi her türlü terörden, afattan, dinsizlikten, îmânsızlıktan, her türlü Kur’ân ve Sünnet’in dışındaki her şeyden muhafaza eyle Ya Rabbi.
Yine Anadolu’dan doğduğu gün, Kur’ân ve Sünnet üzerine sık sık yapışmış gençler nasîb eyle Ya Rabbi. Bunlarla bütün dünyaya İslâm’ın hakim olması için, İslâm’ı yaşatması için onlara aşk ver, muhabbet ver, onlara gayret ver Ya Rabbi. O Kur’ân’ı Kerim’in de buyurduğun Allah onları sever, onlar da Allâh’ı sever diyen o mübarek sübreyi bizleri de ihad eyle Ya Rabbi. Onların sayısını çoğalt Ya Rabbi. Allâh için Allâh’ı sever, Allâh için Habib’i sever, Allâh için milletini sever, Allâh için kardeşlerini, dostlarını sever, kardeşler tevsis eyle Ya Rabbi. Bizlerin Musa’nın ümmeti gibi git kendi savaş diyenlerden eyleme Ya Rabbi. Toplumlarının üzerinde geriye dönenlerden eyleme Ya Rabbi. Kur’ân ve Sünnet uğruna, vatanla millet uğruna çalışan kaneteler çaba gösteren toplumlardan eyle Ya Rabbi.
Bizlere hayırlı rızık nasîb eyle. Bizlere hayırlı iş nasîb eyle. Kardeşlerimize hayırlı eş nasîb eyle. Kardeşlerimize hayırlı evlatlar nasîb eyle. Kardeşlerimizin dünya ve ahiretlerine afiyet nasîb eyle. Dünya ve ahiretlerini nur eyle. Dünya ve ahiretlerini nur eyle. Dünya ve ahiretlerini nur eyle. Bizleri o nurdan koltuktan oturtturduğun kullarından eyle. Nurdan elbiseler giydirdiğin kullarından eyle. Nurdan takilat açılandırdığın kullarından eyle. Annelerimizi, babalarımızı, eş ve çocuklarımızı, kardeşlerimizi, bütün arkadaşlarımızı o senin gölgelinde gölgelendirdiğin kullarından eyle. Allâh Allâh Allâh Allâh Allah Yardım edicilikler hayrola İlahi fetvola Yerler nefola Allah razımsa mismiyle kalbimiz tahir Tahir Harfala İlahi tefala müjdatala İlmâşıkan makişaduhadnâvula İlyazreti vevlela Cenab-ı şemsi tebrizîm İmâni mâ valîm Fati Muhammedur Rasulullahinebîm El Fâtihâ Man salawwati Allahu Emme Salli ala Seyyidina Muhammedin ve ala Alim Muhammed Âmîn Âmîn Âmîn Hu Eyvallah, inna’Allah, Muhammedü’r-Resûlullâh Destur Ya Hazret-i Allah Hu Hu Eyvallah, inna’Allah, Muhammedü’r-Resûlullâh Destur Ya Hazret-i Allah Hu Geceniz mübarek olsun Âmîn Kandilimiz mübarek olsun Âmîn Allâh hepinizden razı olsun.
Hakkınızı helâl edin Hakkınızı helâl edin Hakkınızı helâl edin Bizden yana da helâl olsun. Geceniz nur olsun inşâallâh Âmîn Hu Eyvallah, inna’Allah, Muhammedü’r-Resûlullâh Destur Ya Hazret-i Allah Hu
Kaynakça ve Referanslar
- Mevlid Kandili Açılışı ve Duâ: Selâmün Aleyküm hitâbı — Nisâ 4/86 (“Size bir selâm verildiği zaman siz de ondan daha güzeli ile selâm verin”); Buhârî, İstizân 9; Cenâb-ı Hakk’ın nefesleri hayırlı eyleme duâsı — Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV/124 (“Allâh’ım, son amelimizin en hayırlısı olmasını nasîb eyle”); Hakk’ı hak bilip bâtıla karşı cihâd etme — Tevbe 9/33 (“Bâtılın karşısında hakkı galip kılmak için”); Mevlid Kandili — Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın Rebiülevvel ayında doğumu — İbn Sa’d, Tabakât, I/100; Süleymân Çelebi, Vesîletü’n-Necât; Kandil gecesi duâsının fazîleti — Tirmizî, Da’avât 79; tövbenin lütuf ve ikrâm oluşu — Bakara 2/222 (“Muhakkak ki Allâh tövbe edenleri ve temizlenenleri sever”); zerre miskâl hayır ve şerr âyeti — Zilzâl 99/7-8 (“Kim zerre miktar hayır yaparsa onu görecek, kim zerre miktar şer yaparsa onu görecek”)
- Âlemlere Rahmet Peygamberi: Âlemlere rahmet âyeti — Enbiyâ 21/107 (“Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik”); Hazret-i Peygamber’in müşriklere lânet etmemesi — Müslim, Birr 87 (“Ben lânetçi olarak gönderilmedim, ben ancak rahmet olarak gönderildim”); hidâyet ve rahmet Peygamberi isimlendirmesi — Buhârî, Menâkıb 17 (Resûlullâh’ın isimleri: Muhammed, Ahmed, el-Mâhî, el-Hâşir, el-Âkıb); Âl-i İmrân 3/159 (“Allâh’ın rahmeti sayesinde sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı yürekli olsaydın hiç şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi”); Peygamber’in eş, çocuk, hayvan ve bitkiye karşı merhameti — Tirmizî, Birr 16 (“Merhamet edenlere Rahmân merhamet eder”); Hac’da yaprak koparma ve hayvan öldürme yasağı — Mâide 5/95-96 (hac yasakları); bir sinek dahi öldürmeme edebî — Buhârî, Bed’ü’l-Halk 16; “Bana farzlar emredildi, ama insanlarla iyi geçinmem de emredildi” — Mecmau’z-Zevâid, IX/19 (Taberânî rivayeti)
- Peygamberî Çizgiden Uzak Toplum: Peygamberî çizgiden uzaklaşan toplum — Ahzâb 33/21 (“And olsun ki sizin için Resûlullâh’da üsve-i hasene vardır”); eşlere, çocuklara, ana-babaya, komşulara münâsebet — Nisâ 4/36 (“Allâh’a kulluk edin, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, düşkünlere, yakın komşuya, uzak komşuya iyi davranın”); Sünnet-i Seniyye’den şaşanın âkıbeti — Nûr 24/63 (“O’nun emrine muhâlefet edenler ya bir fitneye ya da elim bir azâba uğrarlar”); zâhirî aydınlığın kandilliği — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Rub’u’l-Muhlikât (gaflet bahsi); tenzih üslûbu — Sühreverdî, Avârifu’l-Maârif, Bâbu’l-âdâb; karanlıkta debelenme hâli — Bakara 2/257 (“Allâh îmân edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır”)
- Karanlığın Farkına Varmayan İnsan: Bulunduğu çevreden dışarı çıkmayıp gerçeği görmeyen insan — Araf 7/179 (“Kalpleri var fakat anlamazlar, gözleri var fakat görmezler, kulakları var fakat işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir, belki daha da aşağıdır”); zulme uğramayanın zulmü bilmemesi — Şûrâ 42/41-42 (“Zulme uğradıktan sonra hakkını alanlara gelince onlar aleyhine yol yoktur. Yol ancak insanlara zulmedenler aleyhinedir”); korunaklı siteler ve Mercedes-BMW-Audi çağı maddî refâhının îmân dairesinden koparıcılığı — Hümeze 104/2-3 (“Mal toplayıp onu sayan, malının kendisini ebedîleştireceğini sanan”); açlık gören komşuyu görmemek — Mâûn 107/1-3 (“Dîni yalanlayanı gördün mü? İşte o yetimi itip kakan ve yoksulu doyurmaya teşvîk etmeyendir”); “aç komşusu varken tok yatan bizden değildir” — Hâkim, Müstedrek, IV/167; Hûd, Sâlih, Lût kavmi helâkı — Hûd 11/82-83; A’râf 7/65-84; Şu’arâ 26/160-175; geçmiş ümmetlerin site-kavim ahlâkı — İbn Kesîr, Kısasu’l-Enbiyâ; Ankebût 29/34-37 (Lût kavmi)
- Helâk Gecikmesi: Rahmet Hürmeti: Rahmet Peygamberi olduğu için helâkın gecikmesi — Enfâl 8/33 (“Sen içlerinde iken Allâh onlara azâb etmez”); ümmetin peygamberlik hürmetine âfetten korunması — Ahmed b. Hanbel, Müsned, II/132 (“Benim ümmetime azâb indirilmez”); “bana îmân eden kurtuluşa ermiştir; etmeyen geçmiş kavimlerin helâkından kurtulmuştur” hadîsi — Kâdî İyâz, eş-Şifâ, I. Bâb (Resûlullâh’ın âyet ve hürmet bahsi); Hûd kavmi helâkı — Hûd 11/58; Sâlih kavmi helâkı — Hûd 11/66; Lût kavmi helâkı — Hûd 11/82; günümüzün daha şedîd olmasına rağmen helâkın uzaklığı — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1. Cilt 72. mektûb (ahir zaman ümmetinin hürmeti); dünya tağûtî sistemi ve dünya toplumlarının helâk alanları — İbn Haldûn, Mukaddime, Ümrân nazariyesi
- Köleleştirilen Dünya ve Deccâlizm: Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın köleliği kaldırması — Belâzürî, Fütûhu’l-Buldân (câriyyetlerin hürriyete kavuşturulması); Buhârî, Itk 6 (“Müslüman bir köle âzâd edenin her uzvuna karşılık Allâh azab edeceği bir uzvunu cehennem ateşinden âzâd eder”); Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışı ve dünya toplumunun yeniden köleleşmesi — Cemîl Meriç, Bu Ülke (medenîyet krizi); Deccâl fitnesi — Müslim, Fiten 20 (Deccâl bahsi); “şeytânî ekonomik-siyâsî-askerî sistem” anlayışı — Ahmed el-Hamdî, el-Hukûmetü’l-İslâmiyye; Libya, Irak, Afganistan, Suudi bombalanması ve Müslüman topraklarda görülmedik işgaller — Tevbe 9/123 (“Küfredenlerle cihâd edin”); rahmetle gönderilen Peygamber’in zulme karşı uyarısı — Buhârî, Mezâlim 4 (“Zulümden sakının zira zulüm kıyâmet gününde karanlıklardır”); tağûtu reddetmek — Bakara 2/256 (“Her kim tağûtu inkâr edip Allâh’a îmân ederse muhakkak ki o kopmayan sağlam bir kulpa tutunmuştur”)
- Dili Kopsun: Sûfînin Yemîni: Sûfînin “Lâ ilâhe illallâh Muhammedü’r-Resûlullâh” dışındaki her şeye karşı olması — Küşeyrî, er-Risâle, Bâbu’t-Tevhîd; İbnü’l-Arabî, Fütûhât, 73. Bâb (Melâmiyyûn ve Sûfîyye tavrı); dini istismar etmeme ve maddî menfaat yasağı — Tevbe 9/34 (“Onlar Allâh’ın âyetlerini az bir paha ile değiştiler”); Bakara 2/41 (“Âyetlerimi az bir pahayla değişmeyin”); belediye-devlet ranti yasağı — Buhârî, Ahkâm 41 (“Her kim Allâh’ın kitâbı ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerdir”); Hazret-i Hüseyin’in adâlet uğruna Kerbelâ’da şehâdeti — İbn Asâkir, Târîh-i Dımaşk, Hüseyin bahsi; Hallâc-ı Mansûr’un “Ene’l-Hak” şathı sebebiyle asılması — Hucvîrî, Keşfu’l-Mahcûb, Mansûr bahsi; Feridüddîn Attar, Tezkiretu’l-Evliyâ, Hallâc-ı Mansûr faslı; Seyyid Nesîmî’nin derisinin yüzülmesi — Ali Nihat Tarlan, Nesîmî Dîvânı Mukaddimesi; Niyâzî Mısrî’nin Limni’ye sürgünü — Mustafa Aşkar, Niyâzî-i Mısrî ve Tasavvuf Anlayışı; taşlanan velîler — Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtu’l-Kulûb
- Baldır Çıplak Osmanlı ve Ebû Zer: Baldır çıplaklar — Osmanlı ordusunun fedâî birlikleri, Âşıkpaşazâde, Tevârîh-i Âl-i Osmân; Osmanlı’da deliler / baldır çıplaklar zümresi — Ömer Lütfi Barkan, “Osmanlı İmparatorluğunda Kolonizatör Türk Dervişleri”; Ebû Zer el-Gıfârî’nin Şâm’da Muâviye’nin sofrasındaki meşhur hâdisesi — Taberî, Târîh, Ebû Zer sürgünü bahsi; İbn Sa’d, Tabakât, IV/231 (Ebû Zer’in Rebeze’ye sürgünü); “bizi bu sofraya mı davet ettin” sözü ve pilavın kana dönüşmesi — Attar, Tezkiretu’l-Evliyâ, Ebû Zer faslı; Bilâl-i Habeşî’nin işkenceye rağmen “Ahad Ahad” demesi — İbn Hişâm, es-Sîre, I/317; Hazret-i Ali’nin Hayber’deki kahramanlığı — Buhârî, Megâzî 39; Hâlid bin Velîd “Seyfullâh” — Buhârî, Menâkıb 25; Sa’d bin Ebî Vakkâs’ın savaşçılığı — Buhârî, Fezâilü’s-Sahâbe 15; “Allâh Allâh” nidâsıyla savaşa girme — Osmanlı savaş âdâbı, Fuad Köprülü, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu; Hazret-i Peygamber’in ağaç altında kılıç kapılan müşrikle imtihânı — Buhârî, Megâzî 31; Müslim, Fezâil 13; Horasan sûfîliği — Abdulbâkî Gölpınarlı, Türkiye’de Mezhepler ve Tarîkatlar
- Hoş Geldin Ey Rahmet Peygamberi: “Bana üç kız çocuğu verilip de onlara iyi davranan mahşerde benimle beraberdir” hadîsi — Tirmizî, Birr 13; Müslim, Birr 147; kız çocuklarına ve kadınlara değer veren Peygamber — Nahl 16/58-59 (diri gömme câhiliyye âdetinin kaldırılması); torun sevgisi Hasan ile Hüseyin’in “dede bize deve” istemesi kıssası — İbn Asâkir, Tercemetü’l-Hasan ve’l-Hüseyin; Peygamber’in dize çökerek torunlarına deve olması — İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, Hasan-Hüseyin bahsi; Akra bin Hâbis’in “On tane çocuğum var hiçbirisini öpmem” dediğinde Resûlullâh’ın “Merhamet etmeyene merhamet olunmaz” cevabı — Buhârî, Edeb 18; Müslim, Fezâil 65; ordunun ortasında yavrularını emziren köpeğe nöbetçi diken Peygamber — İbn Hişâm, es-Sîre, Mekke’nin Fethi bahsi; susuz köpeğe su veren kadın ve erkek hadîsi — Buhârî, Şirb 9; Müslim, Selâm 153; “komşusu açken tok yatan bizden değildir” — Hâkim, Müstedrek, IV/167; Taberânî, Mu’cemu’l-Kebîr, I/259; yarım hurma infâkı — Buhârî, Rikâk 51 (“Yarım hurmayla olsun cehennemden korunun”); Hendek günü keçi kestiren sahâbînin davetine bütün ashâbı götürme — Buhârî, Menâkıb 25 (Câbir’in keçi-ekmek mu’cîzesi)
- Hazret-i Pîr’den Muhammed Methiyesi: Hazret-i Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin Hazret-i Peygamber hakkındaki naatları — Mevlânâ, Mesnevî-i Şerîf, II. Cilt (Muhammedî methiyeler); Hazret-i Peygamber’e peygamberlik iddiâsı atfı yapan bazı kendini bilmezlere reddiye — Şems-i Tebrîzî, Makâlât (Muhammedî hakikat bahsi); “bizim makamımıza ne peygamber ne melek ne de rûh erişebilir” — Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr, Gazel; Mevlânâ’nın “Âdem’i reyvenk boyayan Allâh’ın sarhoşuyuz” beyânı — Ankâ Yayınları Mesnevî tercümesi; “O olmasaydı felek dönmezdi” — Levlâke levlâk hadîs-i kudsîsi — Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, II/164 (Muhammed olmasaydı Sen de olmazdın); Mustafâ’nın “âlemin rahmeti, Ademoğullarının övünkü” olması — Mevlânâ, Mesnevî, IV. Cilt; seçilmiş ve Kadri Yüce Erçi — Hazret-i Peygamber’in Sidretü’l-Müntehâ’ya yükselişi — Necm 53/8-10 (“Sonra yaklaştı derken daha da yaklaştı. İki yay kadar yahut daha da yakın oldu. Böylece kuluna vahyedeceğini vahyetti”); Kevser Sûresi 108/1 (“Muhakkak ki Biz sana Kevseri verdik”); nübüvvet mührü — Ahzâb 33/40 (Hâtemü’n-Nebiyyîn)
- Cebrâil’in Ulaşamadığı Peygamber: Mi’râc gecesi Cebrâil’in Sidretü’l-Müntehâ’da durup “ileriye geçersem kanadım yanar” demesi — Buhârî, Bed’ü’l-Halk 6; Müslim, Îmân 262 (Mi’râc hadîsi); İbn Hişâm, es-Sîre, İsrâ ve Mi’râc bahsi; “Muhammed peşin yüz kıyâmettir” — Mevlânâ, Mesnevî, I. Cilt (kıyâmet-i suğrâ-kübrâ); “ölmeden önce ölüm sırrı” — Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, II/29 (“Mûtû kable en temûtû”); Yâ Eyyühe’l-Müddessir — Müddessir 74/1-2 (“Ey örtüsüne bürünen, kalk insanları uyar”); Hazret-i Peygamber’in “mum olma” hitâbı — Ahzâb 33/45-46 (“Biz seni şâhid, müjdeleyici, uyarıcı, Allâh’ın iznine dâvet eden ve nûr saçan bir kandil olarak gönderdik”); akıllara ışık saçıcılığı — Nûr 24/35 (Nûr âyeti); şefâat mevkii — İsrâ 17/79 (“Umulur ki Rabbin seni makâm-ı Mahmûd’a göndersin”); havz-ı Kevser — Kevser 108/1; ümmetin son nefeste yetişme arzusu — Buhârî, Rikâk 53; kör-sağır misaliyle kendini kınatan körü bırakma edebî — Abese 80/1-10 (âmâ sahâbî hâdisesi); sûfînin Allâh dostlarına hesâpsız teslimiyeti — Yûnus Emre, Dîvân (“Aşk imiş her ne var âlemde, ilm bir kîl ü kâl imiş ancak”)
- Delîlere Selâm ve Zikir İlâhîleri: “Deli” tasavvufî kavramı olarak aşktan mecnûn olan âşık — Feridüddîn Attar, Mantıku’t-Tayr, Mecnûn faslı; Leylâ-Mecnûn mesnevisi — Fuzûlî, Leylâ ile Mecnûn; “akıl kapının önünde” — İbnü’l-Arabî, Fusûsu’l-Hikem, Yûsuf Faslı (akl-ı muâdın ötesi); “Allâh’a âşık olanlara selâm” — Dâvûd et-Tâî naatı; zikir-semâ âdâbı — Mevlânâ, Mesnevî, III. Cilt (semâ-zikir bahsi); hesâpsız-kitâpsız Allâh’ı sevenlere selâm — Râbia-i Adeviyye’nin aşk anlayışı — Attar, Tezkiretu’l-Evliyâ; “Bir Allâh hû, bu Ahmed çoku dedi” ilâhîsi — Yûnus Emre, Dîvân (tevhîd ilâhîleri); “Kırklar ağlar” — Bektâşî-Alevî semah kültürü, Abdülbâkî Gölpınarlı, Yûnus Emre ve Tasavvuf; Cenâb-ı Şems-i Tebrîzî — Dîvân-ı Şems-i Tebrîzî; “Âdem’i reyvenk boyayan” — Mevlânâ; “Lâ ilâhe illallâh Muhammedü’r-Resûlullâh” kelime-i tevhîdi — Tirmizî, Da’avât 9; “El-Fâtihâ” — Fâtihâ 1/1-7; Elhamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn — Fâtihâ 1/2
- Kandil Duâsı ve Memleket Niyâzı: Bilerek ve bilmeyerek günâh işleyenler için af duâsı — Âl-i İmrân 3/135 (“Bir kötülük işlediklerinde veya kendilerine zulmettiklerinde Allâh’ı anıp günâhları için istiğfâr ederler”); mahşer günü utanmayanlardan olma duâsı — Âl-i İmrân 3/192 (“Rabbimiz, Sen kimi cehenneme atarsan muhakkak rüsvâ etmişsindir”); Habîb’in huzûrunda utanmama — Şûrâ 42/26 (“Îmân edenlerin ve sâlih amel işleyenlerin duâsına icâbet eder”); Kur’ân ve Sünnet üzere gençler duâsı — Mâide 5/54 (“Allâh onları sever, onlar da Allâh’ı sever”); Mûsâ’nın kavminin “sen ve Rabbin gidin, siz savaşın” sözünden ayrılma — Mâide 5/24 (“Gidin sen ve Rabbin, sen savaşın, biz burada oturuyoruz”); hayırlı rızık, eş, evlât duâsı — Furkân 25/74 (“Ey Rabbimiz, eşlerimizi ve neslimizi bize göz nûru kıla, bizi müttakîlere imâm et”); nurdan koltuk ve elbise — Yâsîn 36/56 (ashâb-ı cennet tasvîri); memleket duâsı — Bakara 2/126 (Hazret-i İbrâhîm’in Mekke duâsı “Rabbi’c-al hâzâ beleden âminâ”); Cenâb-ı Şems-i Tebrîzî ve Fâtihâ — tarîkat duâ âdâbı, Necmeddîn Kübrâ, Usûlu’l-Aşere; Destûr yâ Hazret-i Allâh — dergâh destur âdâbı, Sühreverdî, Avârifu’l-Maârif, Bâbu’l-âdâb; Kelime-i Tevhîd ile hâtim — Tirmizî, Da’avât 9 (“Zikrin en faziletlisi Lâ ilâhe illallâh’tır”); Salât-ı Selâm — Ahzâb 33/56