Neşe’ni Kaybetme: Durmuş’un Vasiyeti
Bizim bir Durmuş’umuz vardı Bayındır’dan. Neşe diye bir kıza aşıktı. O yüzden böyle istediğimi vermediler oldu. Kahrederdi, vururdu kadehin dibine dibine. Derdi ki her şeyini kaybet, Neşe’ni kaybetme. Kızın adı Neşe’ydi çünkü. Allâh rahmet eylesin. Durmuş’un. Onun Rebli. Bizim eski arkadaşlarımızdan, kardeşlerimizdendi. Bence yaşı büyük onun. Ahmet Özbağ’la beraber yaşa ama biz onun adı samimiydik. O öyle derdi. Her şeyini kaybet, Neşe’ni kaybetme. O yüzden Neşe’nizi kaybetmeyin. Cenâb-ı Hak cümlenize ve cümlemize afiyet versin inşâallâh. Âmîn. Cümlemize ve cümlesine de inşâallâh Neşe’yi kaybettirmemeyi nasîb eylesin. Âmîn. Çünkü geleni böyle Neşe’yle karşılamak şeytanı böyle çıldırtır. Şeytân böyle patinaj eder.
Hastalık ve Kasavete Neşeyle Karşılık
Şimdi insanın başına hastalık gelir, dert gelir, gam gelir, kasavet gelir, sıkıntı gelir, arkadaşından gelir, eşinden gelir, işinden gelir, çocuğundan gelir, derviş kardeşlerinden gelir. Gelir de gelir. Her geleni sayma. Bir say geç. Bak bir say. O yüzden geleni de Neşe’yle karşıla. De ki her şeyini kaybet, Neşe’ni kaybetme. Hiç Neşe’n bozulmasın. Gül bakayım Mehmet Aslan. Bak şu adamın tebessümüne bakın. Gördünüz mü? Sohbetin anahtarı oldu. Baktım tebessüm ediyor. Tabi Murtazâ ondan daha tebessümlü. Bak tebessümü dedim ya Neşe’sini kaybetmiyor adam dedim. Elhamdülillâh. Hoş kaybettiği bir şeyh de yok onun. Yok ya. azdan az gidermiş, çoktan çok gidermiş. Olmayandan ne gidecek? Hiçbir şeyh. O yüzden o hiç Neşe’sini kaybetmiyor.
Varı Kendinden Görmek ve Eli Titremek
Var oldu mu eli titren insanın gidecek diye. O varı kendinden görür. Parayı kendinden görür, eş kendinden görür, çocuğu kendinden görür. Ev, bark, mal, mülk kendisinin gördü mü eli titrer. meşhur ya kıssa hep anlatırım. Dervişin birisi geçmiş zamanda İstanbul’a işi varmış gidiyormuş. Şey efendisine demiş ki efendim İstanbul’a demiş Allâh izin verirse gidiyorum. O da demiş oğlum filanca efendiye git. Ondan sonra duasını al, ehlini öp. Bize de demiş duâ etsin, himmet etsin. Olur efendim demiş. Gitmiş adrese bir bakmış ki sarayda oturuyor. Küçük böyle saray yavrusu gibi bir yer, köşk. Vurmuş kapıya tak tak tak açmış birisi dervişlerden biri demiş buyur. Ben demiş filanca şeyh efendiyi ziyarete gel dedim.
Olur sofraya almışlar. Yok oturma yerine, yok çay yerine. Oradan yemek yedirmişler filan fişman ağırlamışlar. Şeyhin huzuruna çıkmış tabi. Böyle şan, şöhret, şatafat böyle her yer çok güzel hep derviş diyormuş mâşâallâh diyormuş ya. Ne böyle şatafatlı neyse. demiş hoş geldin hoş bulduk demiş misafir edin. Kaç gün kalacak? Üç gün iki gün orada kalmış işlerini bitirmiş. Döncek artık geriye. Demiş efendim şeyh efendinin selamı var. Buyurdu ki demiş bize duâ etsin. Bize himmet etsin. O da böyle biraz sertleşmiş. Demiş söyle ona dünyaya çok sarılmasın demiş. Derviş düşünmüş ona demiş bizimkinde yarım asır var. Yarım asıra sarılıp yatıyor. Onların gecesi gündüzü onun üzerine demiş bu köşkte oturuyor.
Bir de demiş şeyh efendinin için dünyaya sarılmasın dedi.
Kutbun Köşkü: Sevgisi Gönülde Değil
Ha demiş ya mübarek beni kime gönderdi demiş. Neyse yürümüş gelmiş şeyh efendinin huzuruna selâmün aleyküm aleyküm selâm. Oğlum demiş gitti mi? Gitti mi efendim demiş böyle yüzüne ekşitle. Mübarek ne dedi benim için demiş. Derviş böyle ham olunca böyle ne dedi ne demiyor. Efendim dedi diyor. Sen burada yarım asıra sarılı yatıyorsun. O köşkün içinde bir de kalktı dedi ki söyle şeyhine dünyaya sarılmasın. Başlamış şeyh efendinin çırpınmaya ağlanmaya. Demiş aman evladım sakın ha demiş aklından bir şeyh geçirme o zamanın kutbu demiş. O köşkte yaşar demiş ama sevgisi onun gönlünde değil. Biz demiş yarım asırı sahiplendik. Gaybetmemek için. Onun sevgisi demiş bizim gönlümüzde oturmuş. O yüzden var olan çok düşünür.
Allâh muhâfaza eylesin. Rabbim korusun inşâallâh.
Ruhun Merâtipleri: Sükût Edeb
Ruhun meraatiplerini anlatabilir misiniz? Nereden anlatacağız canım kardeşim biz ya? Böyle ruhun meraatiplerini nereden bilelim? Allâh bizi affetsin inşâallâh. Ruhun meraatipleri mi varmış? Biz nefsin meraatipleri var. Kalbin bu meraatiplere bağlı. Halleri makamları var diye biliyoruz. Ruhun meraatipleri ne bilmiyorum. Hakkınızı helâl edin. Bunu böyle bir yerden okumuşlardır veyahut böyle yazanlar da var. Bazen görüyorum orada burada. Ey Habibim sana ruhdan sorarlar. De ki onu Rabbim bilir. Âyet-i Kerime. O yüzden bu ruhla alakalı konuşanlar muhakkak konuşuyorlardır. Bizim öyle bir ilmimiz yok. Hakkınızı helâl edin. Soruyu sorun inşâallâh. Hakkını helâl etsin. O yüzden Hazret-i Peygamber’in deyinmediği, konuşmadığı bu tip meselelerde bizim bir ilmimizin olması düşünülemez.
Ben kendi nefsim için söylüyorum. Allâh bizi affetsin inşâallâh.
Tevhîd Nedir: Sorunun Açılışı
Tevhîd kulluk bilincidir, hamd ve tövbenin birleşimi midir, kesret de vahdet vahdet de kesret midir, fâil-i mevcud da içine mi olur, bize tevhîdi anlatabilir misiniz? Bakın tevhîdi anlatmak farklı bir şeyh. Bunların hepsi de sıralanan şeyler farklı farklı şeyler. Takıldığınız yeri sorun. Soru sormak için soru sormayın. Tevhîd kulluk bilincidir, hamd ve tövbenin birleşimi midir? Hamd da tövbenin birleşimi midir? Tevhîd bilincidir, hem kesret de vahdet de kesret de, hem fâil-i mevcud da içine alır, anlatabilir misiniz demiş anlattık. Anlayan elini kaldırsın. Buyur. Buyur. Ben cevabını sormadım. Anladığınızı. Evet. Anlayan var mı bu konuda? Evet. Edeb etmeyin anladığınızı söyleyebilirsiniz. Hür burası.
Kimsenin bir bilgisi yok mu ya? Bu konuda bir harp dahi olsa. Helalim var Hoca. Her şeydir efendim. Her şeydir. Eyvallah. Başka? Dedim Hoca bir kapı açtı şimdi arkasından gelir bakarsın. Evet.
İlme’l-Yakîn: Şerî’at ve Kebâir
Tevhidin ilmel yakîn hâli ve zevki vardır. Aynel yakîn hâli ve zevki vardır. Hakkel yakîn hâli ve zevki vardır. İlmel yakîn hâli ve zevki, Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışmaktan alır. İlmel yakîn hâli ve zevki, Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışmaktan başlar. Haramlardan uzak durup, Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışıp, dinin emirlerini yerine getirme. Buradan başlar. Bu çok tafsilatlı bir haldir burası. Bu dinin bütün emirlerini içine alır. Bu dinin bütün ibadetlerini içine alır. Genel olarak Müslümanlar bu haldedirler. Bu halin içerisinde durmaya çalışırlar. Çünkü bu halin içerisinde îmân etmek vardır. Bu halin içerisinde normalde İslâm’ın şartları vardır, imanın şartları vardır. Farzlar, vacipler, sünnetler bunun içerisindedir hepsi de.
Biz îmân eden bir kimseyi tevhîd ehli olarak görürüz. Bir kimse buyrun, اَشْهَدُ وَاَنْ لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ وَاَشْهَدُ وَاَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ dedi mi, tevhîd ehli olur. Bizim için o tevhîd ehlidir. Başlangıcı nedir? Kelime-i Şehâdet ile başladı. Ardından ne geldi? İmanın şartları geldi. O kimse Allâh’ın varlığına, birliğine, meleklerin varlığına, peygamberlerin varlığına, onlara indirilmiş olan kitaplara, hayrın ve şerrin Allâh’tan olduğuna, kaderin var olduğuna, hesabın kitabın var olduğuna, cennetin cehennemin var olduğuna, bunların hepsine de ne yapar? Îmân eder. Namaz kılar, oruç tutar, zekat verir, hacca gider. İbadetleri yerine getirir. Haramlardan uzak durur. Hele hele helak edici yedi büyük günâhı kebâir vardır ya, şirk, anaya babaya asi olma, savaş meydanından geri dönme, namuslu insanların namusuna iftira atma gibi.
Bunun içerisine ribâya koyabilirsiniz, değişik hadislerden lütili koyabilirsiniz, livâta’yı koyabilirsiniz, ondan sonra fuhşu koyabilirsiniz. bu değişik hadislerde büyük günâh-ı kebâirler. Bunlardan da ne yapar? Uzak durur. O da tevhidin içindedir. Şimdi, Ehl-i Sûfî’deki veyahut kendilerini Ehl-i Sûfî görenlerin sıkıntıya düştükleri yerlerden birisi burası. bu kimse, Şerî’at-ı Ahmediye’nin emrettiği olmazsa olmazları yerine getirmeden kendisini Hakk’el yeke’in tevhîd ehli gibi görüyor. Bu aldanış da nereden kaynaklanıyor? O kimse namazı terk etmiş, orucu terk etmiş, zikri terk etmiş, arası da vuruyor kadehin dibine, ne? Arkadaş Hakk’el yeke’in noktasında. Yok. Dön başa. Sen üzerinde senin kalkıp da günâhı kebâirlerin içerisinde, muhakkak hepimiz de vardır.
Ama sen devam eden bir günâhı kebâirle sen Hakk’el yeke’in noktasındaki bir tevhîd anlayışına sahip olamaz. Bu mümkün değil. Bunun ilme’l-yakînden sonra nesi geldi?
Ayne’l-Yakîn: Cem Makamı ve Sıfat
Ayne’l-yakîn geldi. Ayn görmek demek. O zaman o kimse artık birleme, cem etme noktasına gitmeye başladı. Arabî tabiriyle cem makamına geliyor. Cem birleştirmek demek. Artık o birleştiriyor. Tevhîd oluyor, tevhîd ediyor. önceden neydi? rüzgar dalımı kırdı diyordu, rüzgar dalını kırmadı. Rüzgara emreden var. su baskın oldu, sel aldı götürdü. Sel aldı götürmedi. Kendini değiştir. O seli gönderen var. Onu gör selin üzerinde. O hastalığın üzerinde onu gör. Bu ne? Ayn görmek. Her fiiliyatta, her tecelliyâtta Cenâb-ı Hak’ın sıfatî tecelliyâtlarını görmek, sıfatî tecelliyâtlarına raham olmak. Bu ne oldu şimdi? Bu ayne’l-yakîn haldeki tevhîd ehli oldu. Hakka’l-yakîn noktadaki tevhîd ehli.
Hakka’l-Yakîn: Muhyiddîn Arabî Ev
Sıfatlar kalktı, suretler kalktı, her şeyh kalktı. Yalnız o kaldı. İyik edebiyatta güzel. Yalnız o kaldı demek edebiyatta güzel. Neden? Tecelliyatta öyle değil. Bakın, insanlar büyük laf söylüyorlar. Kaldıramayacağı laflar söylüyorlar. Böyle zaman zaman bu sözlerle karşılaşırım. Böyle o esnada adamın nesi var? Arabası var. Bu ne? Arabanın anahtarı. Kimin? Hakkın. Öyle diyor. Hakkın. Aldım anahtarı. Hak aldı dedim. Arabayı da aldım gittim. Hadisi ödemiş de oluyor. Daha yeni almış bir tane kıpkırmızı Doğan’mış. Hain Müneş’in geçmiş gün. Daha yeni kokusu üzerinde. Yıl 89. Modeli de 89. Aldım gittim orada bir yere park ettim. Bir saat, iki saat, üç saat, beş saat. Oradan sonra Adil yana yakala geldi.
Ah bir dedi ya. Adamı alacak arabayı getir. Neden dedim ya? Hak aldı. Araba kimin? Hakkın. Dedim verdiydi aldı dedim. Ben de Hakkım. Neyse gittim tabi. Böyle duruyor kendince. Ne oldu dedim? Ana her şeyh hakkındı. Her şeyh haktı. Her şeyh de hakkındı. Ne oldu? Neden benim diyorsun? Bu kaldı. Bak dedim bunu söyleyen Muhyiddîn İbn-i Arabî. Malatya’ya geliyor dedim. Malatya eşrafı ona bir tane ev hediye ediyor. Diyorlar ki efendim burada istirahat edin. Yeter ki siz Malatya’da kalın. Bu giriyor evden içeri daha cübbesini çıkarmamış. Birisi geliyor. Kapıya vuruyor. Açıyor kapı. Diyor buyur. Şenli Allah diyor. Allâh için bir şeyh var. Bakıyor mübarek üstüne başına. Hiç hakça yok. Vercek hiçbir şeyh yok.
Evin anahtarını veriyor. Az önce de diyor hediye etmişlerdi. Vercek başka bir şeyim yok diyor. Malatya’da hediye ediyor yürüyor bir rivayette. Durmuyor Malatya’da. Bu dedim Arabi’ye ait. Bu hale Arabi’ye ait. Bu hale geldiysen sen hakka’l-yakîn noktasında. Her şeyh hakkındı. Her şeyh haktı. Ona hak. Benim evim, benim arabam, benim çocuğum, benim eşim, benim yolum, benim zikrim, benim şu, benim bu, benim bu. Her şeyh senin. Hakka’l-yakîn değilsin. O yüzden de kitaplarda okuduğunuz gibi değildir. Allâh bizi affetsin.
Hiçlik Nedir: Hâlid-Mustafa Misali
Hiçlik nedir anlatabilir misiniz? İyi, yoksun sen. Bu soruyu soran olsaydı karşılıklı güzel muhabbet ederdik. Buradan mı, bayanlardan mı bu? Burdansa da elini kaldırmaz şimdi dahakide. Sen misin? Hay mâşâallâh sübhânallâh. Evet. Hiçlik. Ne zaman ki senin üzerinden bütün her şeyh hakkın dedin, o zaman hiçliği yakaladın. İyi. Senin üzerinden çıkan günahları ne yapacağız? Cevap. Ne oldu, nefsim dedin ya, hiçlik kalmadı mı? Nefsinden dedin de hiçlik kalmadı o zaman. Nefsin var ortayarda. hiçtin? Senin adına söylemiyorum. Söyleyen için söylüyorum. Evet, hiçliği yakaladım diyen bir kimse, üzerinden çıkan günâh kebalileri veya yanlışlıkları nereden görecek? Evet. Âdem sen öyle söyleme hakkın var, âdem değilsin.
Âdem sen diyebilirsin. O zaman direkt otomatikman ya cebriyeye gidersin ya kaderiyeye gidersin. Sizi zorlamak için değil derdim, mevzu anlaşılsın diye derdim, mevzuyu anlaştırmak, mevzuyu anlaşılır hale getirmek. Şahıs olarak söylüyorum, hiçlik. Evet, o da bir fikir. Evet. yazıyor hiç diyor değil mi? Ve insanlar da o hiçliği kendi üzerine atıp da bulunuyorlar. o hiçliği yakalamaya çalıştığını, yakaladığını düşünüyorlar. Veya merak ediyorlar, bu hiçlik ne? Evet. Evet. Evet. Evet. Var mı günahsız olan içinizde? bazıları şeyh olarak hiçlik, hiçlik, hiçlik diye şiirler var, şarkılar var, Türkçüler var. Aha. Ama bu… Edebiyatta güzel. Edebiyatta güzel. Yaşantı olarak mı hiçlik? Hiçlikten ne anlayacağız yani?
Veya oradaki günahlarına tövbe mi? Günâh, hiçlikten ne anlayacağız? Örneklen vereceğim bunu. Mustafa Özbağ’la Hâlid Uçgur arasındaki hadisede hiçlik, Hâlid’in tamamen Mustafa Özbağ’ı severek, Hâlid sen olarak düşünce, fikir veya herhangi bir şeyi beyân etmemesi, günâh da Mustafa. Günâh da Mustafa’nın diyorsun. O hiçlik. Sadece Mustafa olarak Hâlid ölmüş. Günâh olmaması lazım. Günâh nasıl olacak ki orada? Hâlid’in günâhı. Hâlid’in günâhı Mustafa Özbağ’ın boynunu olacak. Olamaz. Hâlid de zaten onlardan sıyırılacak yeri arıyor zaten. Bir zikranı diyor, en saf bu diyor, bunun üzerine bunu diyor, torbayısının heybesinden diyor, vereyim onu gitsin diyor. Hiç olmuşsa günâh zırh etmemesi lazım değil mi?
Harikasın, evet.
Aşkın Zirvesi ve Hızır’ın Fiili
Şimdi hiçliği ben yok olarak kabul etmiyorum. Hiçlik aşkın zirve halidir. O aşkın zirve halinde, o aşkın zirve haline gelen bir kimsenin iradesi kalmaz. O esnada o, maşûnun elinde maşa gibidir. O komple kendi iradesini maşûya teslim etmiştir. O esnada hiçliği yakalar. Bakın o esnada. O bitti, hiçlik bitti. Ama o esnada o yaşadığını da hiçlik olarak görmez. Sebep? Çünkü o esnada kendi idrakî yok. Bakın o esnada kendi idrakî yok. O esnada tutan eli, yürüyen ayı, söyleyen dili, duyan kulağı o esnada. O esnada evet hiçliği yakaladı. Ama o esnaya, o haline haline gelen kimsenin aklı yerinde değil. O yüzden o esnada, haline geleceğim şimdi, o esnada yaptıklarından sorunlu değil. O esnada yaptığından sorunlu değil.
Hızır gibi. O esnada yaptığından sorunlu değil. Kim? Hızır gibi. O esnada yaptığından sorunlu değil. Bir Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleriyle eşdeerdi, görüyormuş gibi. Anlaşılmasın. Sana atmadın, o attı. Tecellî etti. Sen öldürmedin, o öldürdü. Tecellî etti. O esnada. Diğeri, aklın işi. Allâh muhâfaza eylesin. Âmîn.
Mürîd Şehâdeti ve Namazgâh Dersi
Mürîd mürşidinin kâmil olduğuna dair, ilmel, aynel veya hakka’l-yakîn noktada şahadeti var ise, bir başkasına kör, sağır, dilsiz olması onu daraltır mı? Daraltmaz. Neden daratsın ki? Dervişin sevmeyen zikrullâh’a doymaması, sevmeyi bilmemesinden, zikrullâh’a kalbini verememesinden midir? Doyduğu zaman, zaten nefsine uyduğu zamandır. Bir doyum noktası var mıdır? Biz bulamadık daha. Yok ise ölüm çok güzel değil midir? Ha, ölünce mi doyacaksın? Dünyada doymayan ölünce mi doyacak? Namazgâh Vakfı’ndaki pazartesi dersi umuma açık demiştiniz. Herkes katılabilir mi pazartesi derslerine? Evet. Orada pazartesi ve perşembe umuma açık ders var. Bütün herkes katılabilir. Bunda bir sıkıntı yok. Evet. Hemen bir kısaca teşekkür etmek istiyorum.
Mevlüd Kandili Teşekkürü ve Hâtim
Bu Mevlüd Kandili’yle alakalı. Bilmiyorum görüşünüz nedir ama bence böyle güzel, harika bir program oldu. Katılımı gayet yoğun. Hizmet olsun, diğer etkinlikler, diğer orada yapılan işler olsun. Bence hiç haksaklık olmadan güzel bir program oldu. O yüzden katılımda bulunan, koşuşturan, gelen, ondan sonra bütün kardeşlere, hepsine de teşekkür ediyorum. Herhangi bir sebepten dolayı gelemeyenlere de, gönlü orada olanlara da teşekkür ediyorum. Gerçekten benim hoşuma gittiği şeyh. Hem yer olarak hem oradaki hizmet açısından gayet iyi oldu gibi geliyor bana. Olumsuz bir düşüncesi olan varsa şimdi aktarabilir, söyleyebilir. Benim hoşuma gittiği, ha hoşuna gitmiş. Şimdi aksayan noksan bir yer ben konuşmayayım diye demeyin.
O yüzden aksak noksan bir şeyh varsa, ister bana bildirin, ister Câfer’e bildirin, ister Adnan’a, ister Hüseyin’e. Eksiklerimizi, noksanlıklarımızı tamamlayalım. Bir dahaki programlara da teşekkür ederim. Eksiklerimizi, noksanlıklarımızı tamamlayalım. Bir dahaki programlara inşâallâh daha böyle hazırlanıraktan inşâallâh kendimizi derleyip, toparlayalım. İnşallah bundan sonra kandilleri oradayız. Allâh’tan bir şeyh gelmezse. Böyle yağmurdan, çamurdan ondan sonra tozdan, topraktan biraz böyle kurtulduk gibi daha iyi oldu. İnşallah önümüzdeki kandiller de yine orada. Allâh izin verirse inşâallâh devam edeceğiz. Allâh’tan bir şeyh gelmezse. Vefat edenler var. Bizim bir Halîl kardeş var. Onun babası vefat etti.
Sâlim’in kayınpederi vefat etti. Manisa’da bir bacımız, kardeşimiz var. Onun annesi vefat etti. O yüzden vefat edenler için, hasta olanlar için, şifa bekleyenler için de inşâallâh zikrullâhların sonunda okunan tevhidler var. Kur’ân hâtimleri var. Salât-ı selâmlar var. Ondan sonra değişik okunan hem Kur’ân’dan hem de yurtlardan olanlar var. Bunları değişik bir şekilde bana yazdılar. İnşallah onların hepsini de dersin sonunda bağışlayacağız. İnşallah unutmayalım onu da Allâh’ın izniyle inşâallâh. Efdalu’z-zIJkri fa’lem ennehu Lâ ilâhe illallâh Lâ ilâhe illallâh Lâ ilâhe illallâh Hak Muhammeden Resûlullah, cemiyen enbiya-i vel mursaleen. Elhamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn. El Fâtihâ. Âmîn.
Kaynakça ve Referanslar
- Neşe’ni Kaybetme: Durmuş Kardeşin Vasiyeti: Neşe (sevinç, ferah) tasavvufî kavramı olarak kalbin basîtlik hâli — Küşeyrî, er-Risâle, Bâbu’l-Bast ve’l-Kabz; mü’minin iki hâli olan bast (ferah) ve kabz (sıkıntı) — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1. Cilt 221. mektûb; Durmuş kardeşin Neşe adındaki kıza âşıklık kıssası (dergâh ânanesi, Bayındır havalisinden); kederin şeytânın patinajı olması — Nâs 114/4-5 (“Vesvese veren sinsi şeytânın”); mü’minin her hâlinde hıfzı — Buhârî, Îmân 5; tebessüm-sadaka düstûru — Tirmizî, Birr 36 (“Din kardeşinin yüzüne tebessümün sadakadır”); Allâh rahmet eylesin duâsı — Buhârî, Cenâiz 2
- Hastalık ve Kasavete Neşeyle Karşılık: Mü’minin imtihân olması — Bakara 2/155 (“Biraz korku, açlık, mal ve canlardan eksiltme, ürünlerden azaltma ile sizi imtihân ederiz”); Âl-i İmrân 3/142 (“Yoksa üzerinizden cihad edenler ile sabredenler belli olmadan cennete gireceğinizi mi umuyorsunuz”); Ankâbût 29/2 (“İnsanlar îmân ettik demekle bırakılıverecekleri mi zannettiler”); sıkıntının af vesilesi oluşu — Buhârî, Merdâ 1 (“Müslüman’a bir sıkıntı isabet ederse Allâh onun günâhlarını ağaç yapraklarını döktüren gibi döktürür”); “bir say geç” düstûru ve sabrın dünya-uhrevî semeresi — Nahl 16/96 (“Sabredenlerin mükâfatlarını en güzeli ile karşılıksız ödeyeceğiz”); “azdan az, çoktan çok” ka’idesi — Küşeyrî, Risâle, Bâbu’r-Rızâ; tebessümün dergâh adabı — Sühreverdî, Avârifu’l-Maârif, Bâbu’l-âdâb
- Varı Kendinden Görmek ve Eli Titremek: Dünyâ muhabbetinin kalbe sokuluşu — Alî İmrân 3/14 (“İnsanlara kadınlar, oğullar, kantar kantar altın-gümüş, hayâl-i müsevveme, emvâl-i en’amın muhabbeti süslendirildi”); “dünya sevgisi her hatânın başıdır” — BeyĢî, Şu’abü’l-Îmân, IV/385 (Hasan-ı Basrî’nin mevkûf sözü olarak da râviyet); sahiplik iddiâsının külhenlik oluşu — Muhyiddîn İbn-i Arabî, Fusûsu’l-Hikem, İbrahim Faslı; Dervişin İstanbul’daki saray yavrusu köşk hikâyesi — Attar, Tezkiretu’l-Evliyâ; İmâm-ı Gazzâlî, İhyâu ‘Ulûmi’d-Dîn, Rub’u’z-Zühd (zühdün mâsivadan tefîrîu); anahtarlık düstûru ve hediyenin kalbin üzerinde yürümemesi — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1. Cilt 199. mektûb; Ahmed Özbağ anısı ve sâlîh kardeşler gürühunun şehvîri — Tevbe 9/119 (“Sâdıklarla beraber olun”)
- Kutbun Köşkü: Sevgisi Gönülde Değil: Kutbiyet makamı ve zamanın kutbu — Muhyiddîn İbn-i Arabî, el-Futûhâtu’l-Mekkiyye, 73. Bâb (ricâl-i gayb ve kutub); Hucvîrî, Keşfu’l-Mahcûb, fusûlu’l-velâyet; “köşkte yaşıyor ama sevgisi o köşke değil” beyânı — “dünyada bulun ama dünyayı kalbine koyma” — Tirmizî, Zühd 25 (“Dünyada bir garib gibi yahut bir yolcu gibi ol”); “yarım asır sahiplendim, sevgisi beni sahiplenemesin diye” — Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtu’l-Kulûb, Rub’u’z-Zühd; Hz. Süleymân’ın saltanatı-zühdü — Neml 27/40 (neml ümmeti hadisesi); “var olan çok düşünür” tefekkürü — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Rub’u’l-Mühlikat (kıbir ve gönül rahatı); hâle tevâzü ile ulaşmak — Attar, Manıku’t-Tayr, Makâm-ı Şür
- Ruhun Merâtipleri: Sükût Edeb: “Sana ruhdan soruyorlar. De ki: Ruh Rabbimin emrindedir” — İsrâ 17/85 (ruhun zatının insan ilmine kıt oluşu); Hazret-i Peygamber’in dirâyet dışı konulardaki tavakkufü — Buhârî, Tefsîr Sûre 17, hadis 7; Müslim, Îmân 32; nefsin merâtipleri ve kalb adabı — Küşeyrî, Risâle, Bâbu’n-Nefs; İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1. Cilt 73. mektûb (nefs-i emmâreden sâfiyeye dereceler); sükût etme edebî — Tirmizî, Birr 18 (“Bâliyen sükut etsin”); “ilim bir ark, sükût iki ark” — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Rub’u’l-Muhlikat; “bilmediğin şeyin arkasına düşme” — İsrâ 17/36 (“Hakkında bilgin olmadığı şeyin arkasına düşme”); Hazret-i Peygamber’in Bu konuda konuşmadığının hatta Cibril’in de teftiş ettiğinin ifadesi — Müslim, Îmân 1
- Tevhîd Nedir: Sorunun Açılışı: Tevhîd kelimesi Lâ ilâhe illallâh — Muhammed 47/19 (“Şunu bil ki, Allâh’tan başka ilâh yoktur”); Sâffât 37/35 (“Onlara Lâ ilâhe illallâh denildiği zaman kibirleniyorlardı”); tevhîdin Kulluk bilinci olarak anlamı — Zâriyât 51/56 (“Ben cinleri ve insı ancak Bana kulluk etsinler diye yarattım”); tevhîd-hamd-tövbe münâsebeti — Fatir 35/34 (“Allâh’a hamdolsun ki bizden hüznü izale etti”); Kesret ve vahdet ilişkisi — Muhyiddîn İbn-i Arabî, Fusûs, İdrisi Faslı (“Her şey O’nun zuhurudur”); fâil-i mevcud ilhâmı — Saffat 37/96 (“Sizi ve yaptığınız şeyleri yaratan Allâh’dır”); soruyu sormak için soru sormama edebî — Ebû Dâvûd, İlim 1 (“Ancak takılan yeri sorun, edeben”); tevhîdün “her şeydir” beyânı — Mevlânâ, Mesnevî, 2. Cilt (her şey doganın yansımaları)
- İlme’l-Yakîn: Şerî’at ve Kebâir: İlme’l-yakîn, ayne’l-yakîn, hakka’l-yakîn üçlüsü — Tekâsür 102/5-7 (“Hayır şunu şimdi bilseniz ilme’l-yakînle yakînen cehennemi göreceksiniz. Sonra da onu ayne’l-yakînle yakînen göreceksiniz”); Vâkı’a 56/95 (“Muhakkak ki bu hakka’l-yakîn olan bir gerçek”); Küşeyrî, Risâle, Bâbu’l-Yakîn; Kur’ân ve Sünnete sımsıkı sarılma — Tirmizî, İlim 10 (“Size iki şey bırakıyorum, onlara yapıştığınız sürece yolunuzu kaybetmezsiniz: Allâh’ın Kitâbı ve Peygamberinin Sünneti”); Kelime-i Şehâdet ve îmânın şartları — Buhârî, Îmân 3; Müslim, Îmân 5 (Cibril hadîsi); Yedi büyük kebâir — Buhârî, Vesaya 23 (“Yedi helak edici şeyden kaçının: şirk, sihır, Allâh’ın hak olduğu dışında öldürme, faiz yeme, yetim malı yeme, cihaddan kaçma, zinaya iftira”); ribâ — Bakara 2/275 (“Allâh alış-verişi helâl, faiızi harâm kıldı”); lut-hüviyye kavmi — A’raf 7/80-84; ana-baba hakkı — İsrâ 17/23
- Ayne’l-Yakîn: Cem Makamı ve Sıfat: Ayne’l-yakîn “ayn” görmek — cem makamı — Muhyiddîn İbn-i Arabî, el-Futûhât, Bâbu’l-Cem ve’l-Fark; Küşeyrî, Risâle, Bâbu’l-Cem; her tecelliyâtta Cenâb-ı Hak’ın sıfat tecellisini görmek — Şûrâ 42/11 (“Hiçbir şey O’nun gibi değildir”); rüzgâr-dal sebep-müsebbip akîdesi — Yâsîn 36/82 (“Bir şeyi dilediğinde O’nun emri ancak ol demektir ve olur”); sel-sıkıntı arkasındaki Cenâb-ı Hak’ı görmek — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1. Cilt 287. mektûb (vahdet-i şuhûd); raham olma — Küşeyrî, Risâle, Bâbu’r-Rıza; hastalık üzerinden Cenâb-ı Hak’ın tecellî-i zâtı-sıfatı — Muhyiddîn İbn-i Arabî, Fusûs, Eyyub Faslı (hastılık ve rahim); sıfatî tecellî ka’idesi — Eş’arî, el-İbâne; Bakara 2/156 (“İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn”) — sıkıntı üstünde sahâbe ahlakı
- Hakka’l-Yakîn: Muhyiddîn Arabî Ev: Hakka’l-yakîn — Vâkı’a 56/95; Hakka 69/51; sıfatların-suretlerin kalktığı makam: Fenâfıllâh — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1. Cilt 31. mektûb (fenânın dereceleri); Bâyezîd-i Bistâmî’nin “Sübhânî mâ a’zame şanî” şathı — Rûzbihân Baklî, Şerhu’Ş-Şatâhiyyât; Muhyiddîn İbn-i Arabî’nin Malatya’ya gelmesi ve hediye edilen evi dehâlete veren dervise verme kıssası — Muhyiddîn İbn-i Arabî’nin menkıbelerinden (Kâtib Çelebi, Keşfu’z-Zunûn; Nâbulusî, Şerh-i Fusûs); “Şey’en lillâh” sadaka hitabı — Buhârî, Zekat 14; 1989 Doğan otomobili ve “Hak aldı” denmesinin tavakkuf sınıflı oluşu — Abdülkâdir Geylânî, Fetûhu’l-Gayb, 14. Makâle (şatahatın tehlikesi); “her şey O’nun” ile “benim” ayrımı — Küşeyrî, Risâle, Bâbu’l-Fenâ ve’l-Bekâ; kitabın hakikati ile yaşanmışlığın farkı — İmâm-ı Gazzâlî, Mişkâtu’l-Envâr
- Hiçlik Nedir: Hâlid-Mustafa Misali: Hiçlik tasavvufta fenâ-i mutlak — Kasas 28/88 (“O’nun Zatından başka her şey helak olucudur”); Rahmân 55/26-27 (“Her şey fenâ bulacaktır. Ancak Rabbinin celal ve ikram sahibi olan yüzü bâki kalır”); Bâyezîd-i Bistâmî’nin fenâ anlayışı — Attar, Tezkiretu’l-Evliyâ; “hiç” kelimesinin tasavvufî kullanımı — Yunus Emre, Dîvân (“Aşk geldi bâki oldum, değildim ben hiç”); Hâlid Uçgur’un Mustafa Özbağ ile hiç oluşu, dergâh tecrübesinin yaşanan örneği — küşeyrî, Risâle, Bâbu’l-Fena; günâh nisbeti ve fâil-i mevcudun ayrımı — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1. Cilt 252. mektûb (cüz’î irâde); cebriye-kaderiye ifrat-tefrit — İmâm-ı A’zam, el-Fıkhu’l-Ekber; Eş’arî, el-Lüma’; Mâturîdî, Kitâbu’t-Tevhîd; “hiç olmuşsa günâh zarh etmemesi lazım” ifadesi ve fâil-i mevcud tehâvülü ka’idesi — Eş’arî, el-İbâne
- Aşkın Zirvesi ve Hızır’ın Fiili: Hiçlik “aşkın zirve hali” — Muhyiddîn İbn-i Arabî, Fusûs, İbrahim Faslı (aşkın fenâsı); mâşuk elinde maşa gibi olma — Küşeyrî, Risâle, Bâbu’ş-Şevk; “tutan eli, yürüyen ayı, söyleyen dili, duyan kulağı O’dur” — Buhârî, Rıkak 38 (Kudsî hadîs: “Ben onun gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı olurum”); Hızır aleyhisselam ve Hz. Musa kıssası — Kehf 18/65-82 (gemi, çocuk, duvar hadisâti); “irâdesi kalmaz” aşaması — Necm 53/3-4 (“O hevâdan konuşmaz. O ancak vâhydir vahiy olunur”); Bedir harbinde “sen atmadın, o attı” — Enfâl 8/17 (“Atmadın ama atan Allâh’tır”); sorumluluk kalkmasının şartı aklın yerinden çıkışı — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1. Cilt 93. mektûb (sekr ile sahv); akıl sahibinin sorumlu oluşu — Ebû Dâvûd, Hudûd 17 (“Üç kişiden kalem kaldırılmıştır”); Hızır’ın yaptığının “nefs hevesi” olmayışı — Muhyiddîn İbn-i Arabî, Fusûs, Musevi Faslı
- Mürîd Şehâdeti ve Namazgâh Dersi: Mürîdin mürşid-i kâmile şehâdeti ve kör-sağır-dilsiz olma adabı — Necmeddîn Kübrâ, Usûlu’l-Aşere (10. asıl: mürşide teslim); Hucvîrî, Keşfu’l-Mahcûb, Bâbu’s-Suhbe; “yıkayıcı elindeki meyyit gibi” mürîd — İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât 1. Cilt 73. mektûb; ilme’l-ayne’l-hakka’l-yakîn noktalarında mürîdin şehâdeti — Küşeyrî, Risâle, Bâbu’l-Yakîn; “Dervişin sevmeyen zikrullâh’a doymaması” — Râd 13/28 (“Kalbler ancak Allâh’ın zikri ile mutma’in olur”); nefse uyunca doyum oluşu — Muhammed 47/12 (“Kâfir olanlar işte yerler, hayvanların yediği gibi yerler”); ölünce doyup doymama — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Rub’u’l-Münciyât (mühebbetin anlamı); Namazgâh Vakfı pazartesi ve perşembe umuma açık zikir dersleri; dergâhın halka açıklığı — Sühreverdî, Avârifu’l-Maârif, Bâbu’l-Hankah
- Mevlüd Kandili Teşekkürü ve Hâtim: Mevlüd Kandili, Hazret-i Peygamber’in doğumunun ihyâsı — Ahzab 33/56 (“Allâh ve melekleri Peygamber’e salât getirir. Ey îmân edenler siz de ona salevat getirin”); Mevlüd okuma geleneği ve Süleyman Çelebi, Vesîletü’n-Necât; toplu hizmet ve ümmet dayanışması — Şurâ 42/23 (“De ki: Sizden bu tebğeratta yakınlarıma sevgi dışında bir ücret istemiyorum”); ihlâs ile hizmet — Beyşine 98/5 (“Ancak îhâlıca Allâh’a kulluk etmelerini emr olundular”); vefat edenlere hâtim ve hediye-i rûhaniyye — Buhârî, Cenâiz 32; Müslim, Cenâiz 20 (ölenin ardından duâ); Hazret-i Halil kardeşin babası, Sâlim’in kayınpederi, Manisa bacımızın annesi — şifâ-selamet duâları — Bakara 2/286 (“Rabbimiz bize gücümüzün yetmediği yük yükleme”); kelime-i tevhîd darbeleri — Tirmizî, Da’avât 9 (“Zikrin en faziletlisi Lâ ilâhe illallâh’tır”); Hak Muhammeden Resûlullâh, cemîan-ı enbiyâ-i ve’l-murselîne salât — Tirmizî, Da’avât 100; Elhamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn ve El-Fâtihâ — Fâtihâ 1/1-7