Soru & Cevap

2021 Mesnevî #38 — Âdem’in Zellesi ve Tövbe Kapısı


Açılış Duâsı, İbâdetin Daraltılması

Allah gecenize hayırlı eylesin inşâallâh. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşâallâh. Rabbim cümlemizi ve bütün ümmet-i Muhammed’i Hakk’ı Hak, batılı bâtıl bilenlerden eylesin. Hakk’ı Hak bilip Hakk’ı yaşayanlardan ve yaşatanlardan ve mücâdelesini verenlerden batılı bâtıl bilip batıldan uzak duran ve batılla mücâdeleden Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışan ümmetlerden eylesin inşâallâh. İnsanın Hakk’ı Hak bilmesi yetmez, Hakk’ın hakim olması için de mücâdele etmesi gerekir. Bir kimsenin batılı bâtıl bilmesi yetmez, o batılın önlenmesi, batılın yeryüzünden ortadan kalkması için de mücâdele etmesi gerekir. Eğer bir kimse Hakk’ı Hak bilip Hakk’ın galip gelmesi için mücâdele etmezse, batılı bâtıl bilip batılın ortadan yok olmasını için mücâdele etmezse, îmânı kemale ermez.

Müminliğin tadını alamaz. O yüzden o kimse asla ve asla felaha kurtuluşa ulaşamaz. Biz dini sadece namaz, abdest, oruç, ibadet kısmıyla alıp sadece ibadet kısmında kalırsak, ne yazık ki din dünya üzerine hakim olmaz. Bizim üzerimizde hakim olmaz. Bugün Ümmet-i Muhammed’in en büyük handikaplarından birisi bu. Ümmet-i Muhammed’i öyle bir noktaya getirdiler ki, Ümmet-i Muhammed namaz kılınca kurtuluşa ereceğini düşünüyor. Veya Ramazan’da 30 gün oruç tutup, 3-5 de teravi kıldı mı kurtulacağını düşünüyor. Veya hatta herhangi bir namaz yok, abdest yok, oruç yok, gidecek bir kediye, köpeğe su verecek, kurtulacak cennet onu bekliyor. ben kedileri besledim, ben cennetlik olur muyum diyor kadın bana. Ben her gün şu kadar kedi besliyorum, ben cennetlik değil miyim diyor hatta.

Bir daha iddialı söylüyor. Kedi beslemekte cennete gireceğini düşünüyor. Farzları yerine getirmek, sünnetleri yerine getirmek, îmân etmek, iyi amele işlemek değil. Ümmet-i Muhammed’in üzerinde öyle gaflet bulutlarını dolaştırıyorlar ki ve Ümmet-i Muhammed de buna hazır. Hemen bir tane fakiri doyurdu mu cennet hazır ona. gidip birine bin lira verirse cennet ona hazır.


Deccâlist Sistem, Sûfîliğin Boşalması

Yani geri kalan farz ibadetler, nafile ibadetler yapılması gerekenler bunlar yok. Allah muhâfaza eylesin. Ve bu iyice oturuyor Ümmetin içerisine. Bu deccâlist şeytânî sistem, dünya üzerindeki bu deccâlist şeytânî sistem hepimizi etkiliyor. Bütün inananları etkiliyor. nasıl Hristiyan dünya pazar günü bir aile gidince orada papazın cebine üç kuruş verip ondan sonra kiliseye de beş kuruş yardım edince kendince cennete gideceğine inanıyorsa bunu bizim ülkemizde de, bizim İslâm dünyasına da, bizim ülkemizdeki Müslümanların üzerine de adapte ediyorlar. küçük bir dini ibadet edersen ondan sonra camiye de gittin de nasıl olsa camideki imâmlar her cuma dileniyorlar zaten, isteniyorlar. Orada da parayı verirsen vicdanın rahatsın.

Tamam kurtuluş Erdin. Ve hatta bir vakfa iki tane hayvan ada. Tamam kurtuluş Erdin. Başka bir şeye gerek yok. Ne yazık ki o hale geliyor ve o halde hızla koşuyor. Bakın bu hale hızla da koşuyor bütün insanlar. Öylesine koşuyor ki artık böyle dini yaşama ve yaşatma mücadelesi verenler kelayla kuşu gibi kaldı. Bir de rahatsız insanlar, dini yaşama ve yaşatma mücadelesi verenlerden rahatsız. Mesela dervişlik yapacak, sûfîlik yapacak, böyle elini kalbin üzerine koyacak bir titrecek tamam sûfîlik oldu, bitti adamın işi. Veyahut da bir dergi satacak, bir gazete satacak sûfîlik bitti. seyr-i sülûk neymiş, üstâda intisâb etmek neymiş, nefisle mücâdele etmek neymiş, nefisle mücâdele ederken şeytanla mücâdele etmek neymiş, Kur’ân Sünnet dairesinde yaşamak yaşatmak neymiş, bununla alakalı neler olması gerekiyormuş.

Bunlar uzun muhabbet, bunlara gerek yok. Sufiliği de bu hale getiriyorlar. bu bozulma her yerde devam ediyor. Allah muhâfaza eylesin.


28 Şubat’ın Âyet Tartışmasına Vardığı

Ve herhalde zannediyorum Ümmet-i Muhammed bir türlü diriliş çırpınışını yapamıyor. 28 Şubat’tan itibaren günden güne günden güne günden güne geriye doğru gidiyor, ileriye doğru gitmiyor. Bu benim kendi analizim. 28 Şubat’tan beri geriye gidiyor. Ben kendi ülkem için söylüyorum bunu birinci derecede. 28 Şubat’tan itibaren her şey geriye doğru gidiyor. 28 Şubat bu manada başarılı oldu. Başarısız değil. 28 Şubat hedefini vurdu. biz kendi kendimizi aldatmayalım. 28 Şubat’ı derinden yaşayanlar olarak kendi kendimizi aldatmayalım. 28 Şubat amacına ulaştı. 15 Temmuz amacına ulaştı. Amacına ulaştı. 28 Şubat amacına ulaştı. 15 Temmuz da amacına ulaştı. Bu amacına ulaşmış halde gidiyoruz. Böyle söylediğim için kızıyorlar bana.

AK Partililer de kızıyor. Refah Partililer de kızıyor. MHP’liler de kızıyor. Kral Çıplak diyen birisi var. Ama söylediklerimi düşünmüyorlar. Analiz etmiyorlar. Çünkü o suçluluk psikolojisiyle saldırıya geçiyorlar. 28 Şubat başarıya ulaştı. İlgilenmeyi unutmayın. 28 Şubat başarıya ulaştı. İslâm dünyasının kalbi hükmünde olan, aklı hükmünde olan Anadolu İslâm’ı ne yazık ki içinden çürütülmeye başlandı. 28 Şubat’tan sonra hadisler tartışılması yetmedi. Ayetler tartışılıyor ülkede. İmamların iştahı zaten bitti. Bakın bunlar olurken yavaş yavaş oluyor. Yavaş yavaş. Sindire sindire oluyor. Yavaş yavaş. Çok makul, çok malum oluyor. şu mezhep şunu demiş, bu mezhep bunu demiş. Mezhepleri atalım. Bu mezhepler sorunlarını çözmüyor.

İkinci adım, bu hadîs şeriflerinin içerisinde sahih olmayan hadisler var. Üçüncü adım, hadisler ne bilir? Dördüncü adım ne? Âyet-i Kerîmeler. Dördüncü adım, Âyet-i Kerîmeler. 28 Şubat, 28 Şubat bu manada hedefine ulaştı. Artık Anadolu Müslümanları Kur’ân âyetine ulaştı. Anadolu Müslümanları Kur’ân âyetlerinin tartışır hale geldi. Anadolu Müslümanı Kur’ân âyetlerinin tartışıldığı bir ortamda. Ve buna biz inanç özgürlüğü, insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü, anayasa, zırvalarıyla biz, bu zokaları yutuyoruz. Bildiğiniz âyetleri tartışıyorlar. Tarihsel gözlüğüyle bakalım, yoksa evrensel gözlüğüyle bakalım, evrensel bakalım, tarihselciyi bırakalım, tarihte böyleymiş, o hukukta kalsın orada. 15 Temmuz başarıya ulaştı.

Ne oldu? bir ülkede bir kaos, bir ihtilal kalkışması oldu. Kim yaptı? X cemâat yaptı.


Kur’ân-Sünnet ve Yolsuzluklara Beddûâ

Haydi bütün tarîkatları ve cemâatları, bütün hükümetleri, bütün hükümetleri, bütün hükümetleri, bütün hükümetleri, tırnaklar yaptı, haydi bütün tarîkatları ve cemâatları düşmanlaştıralım. Başarıya ulaştı. Bakın başarıya ulaştı. Tırnak içerisinde söylüyorum. Yalana, yemine, gıybete, dedikodiya, zinaya, harama, rüşvete, üçkağıtçılığa, beşkağıtçılığa, dolandırıcılığa, ihâlelerdeki yolsuzluklara, usulsüzlüklere susan bir ümmet olacaksınız. Eğer değilseniz, sizin enseniz de boza pişiriyorlar. Siz de mi fetösünüz? Siz de fetö gibi olacaksınız. Yeni fetöler oluşmasın. Yeni fetölere kapı açmayalım. 15 Temmuz’da başarıya ulaştı. Ve ne yazık ki Anadolu Müslümanlarının üzerinde büyük oyunlar oynanıyor.

Zaten bir avuç bir kutu var, bir kutu var. Müslümanlarının üzerinde büyük oyunlar oynanıyor. Zaten bir avuç, onların üzerinde de büyük oyunlar oynanıyor. Sebep, o bir avuç Kur’ân Sünnet dedikçe, Vatan Millet dedikçe birilerini rahatsız ediyor. Kur’ân Sünnet’ten, Vatan Millet’ten rahatsız insanlar. Bunlar o kadar çok rahatsızlar ki, bunlar dinsiz, imansız, vatansız, milletsiz sanki. Bunlar İngiliz soytarısı, Yunan bozması gibi insanlar sanki bunlar. Bunlar siyaye beslemesi, Mozart’ın faişesi sanki her biri. Kur’ân Sünnet’in, Vatan Millet’in nesinden rahatsızsın? Kim rahatsız olur bundan? Bundan ancak bunlar rahatsız olur. Başka kimse rahatsız olmaz. Başka kimse rahatsız olmaz. İçimizdeler. İçimizdeler.

Adamı satmış kendine. Ruhu sarışın, kalbi sarışın, içi sarışın. Satmış kendine. düşündüğüm zaman diyorum ki ya, bunların rahatsızlığı ne? Bu topluluk Kur’ân ve Sünnet’in dışında bir şey bilmez, imâmların iştahatı dışında bir şey bilmez. Bu topluluk vatanını bilir, milletini bilir, insanını bilir. Vatanına, milletine, kendi değerlerine göz diken birisi olursa gözünü çıkarır. Elini uzatan olursa kolundan koparır, omuzundan koparır. Bu topluluk Kur’ân ve Sünnet’e sımsık yapışmış bir topluluk. zaman zaman diyorum ya, varsa Kur’ân ve Sünnet’in dışında konuştuğumuz, ettiğimiz, yaptığımız bir şey, getirin bizim önümüze koyun. Biz tövbe edelim, oradan geri dönelim. Benim yıllardan beri söylediğim şey budur.

Kur’ân’ın, Sünnet’in, imâmların iştahatının, sufilerin, iç sûfîlerin ölçülerinin dışında bir şeyimiz varsa getirin önümüze koyun. Biz tövbe edip geri dönmesini biliriz. Ama biz sûfî böyle kenarda sadece zikretmek olarak algılamayız. O yüzden bizde biraz alberen ruhu var. Bize böyle vatanımıza, milletimize, devletimize, insanımıza, yan gözle bakınca birisi biz böyle aman bakarsa baksın diyenlerden değiliz. Olamıyoruz da. Bir yerde yolsuzluk, usulsüzlük, haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik, namussuzluk, şerefsizlik, haysiyetsizlik, sütübozukluk, kanıbozukluk varsa biz ona susamıyoruz. Ben ona gözümü kapatamıyorum. Bunu yapamıyorum ben. Bir yerde hırsızlık, arsızlık, uğursuzluk varsa ben gözümü yumamıyorum.

Bir de dönüyor dolaşıyor benim önüme geliyor. Birisi geliyor bana böyle böyle yaptılar. Şu oldu, bu oldu, bu oldu, bu oldu diyorlar. Allah’ım nasıl olur böyle diyorum. Oluyor. Benim ona susmam mümkün değil Kur’ân ve Sünnet’in dışında bir şey susmam mümkün değil. Allah muhâfaza eylesin. İnşâallâh ümidimizi kesmiyoruz. Yükselen güneş İslâm’ın güneşi olacak. Yükselen güneş Sûfîler olacak. Çünkü bütün bu cemâatler, cemiyetler, tarikatlar, partiler, purtiler, hizipler bunların hepsi de hangisi dünyaya ve dünyalıya gözünü diktiyse onların hepsi de batacak. Rabbim tez zamanda hepsini de batırsın zaten. Ya hidayeti mümkünse onları hidayet eylesin. Hidayetleri mümkün değilse hepsini de batırsın yerle yeksan etsin.

Kim bu devletin, bu milletin, bu Kur’ân’ın, bu Sünnet’in, bu Müslümanların başına çorap örmeye çalışıyorsa, Rabbim hepsini tez zamanda yerin dibine batırsın. Kim bu milletin, bu devletin tüyü bitmemiş yetimlerin hakkını, hukukunu rüşvetle, istismârla, ondan sonra ne bileyim dolandırıcılıkla, ihâlelerdeki usulsüzlükle yiyip içiyorlarsa, Cenâb-ı Hak hepsinin de burnundan fitil fitil getirsin, ibret-i âlem için de bize göstersin. Kim dervişlerin parasını, malını, mülkünü, Müslümanların parasını, malını, mülkünü dini kullanaraktan, dindarlığı kullanaraktan, sûfî tarîkatı kullanaraktan yiyorsa Allah hepsinin de burnundan fitil fitil getirsin. Onların hepsini de yüzüstü burnlarının üzerine süründürsün.

Kim dini istismâr ederekten, dindarları istismâr ederekten kendine makam, mevki, para, pul, mal, mülk ediniyorsa Allah hepsinin de burnundan fitil fitil getirsin.


Kardeşlere Niyâz ve Mesnevî’ye Geçiş

Ve hepsinin de burnlarını sürttürsün. Bu durduğumuz yer bizim. Bundan kim rahatsız oluyor? Bunları yapanlar rahatsız oluyor. Gelmiş adam işte, hocam böyle konuşmasan filan, ben dua edeyim sen de âmîn de dedim ben. Büro da oluyor. Tabi hocam ne demek dedi ben kaldırdım elimi. Ya Rabbi dedim şimdi size de söylüyorum. Ya Rabbi belediyelerde, devlette, kamunun ihalelerinde usulsüzlük yapan, oradan haram kazanan, oradan yiyen içen, haksız ve hukussuz olarak ihâle alıp yiyen içenden hepinizin bir hikmeti var. Hepsinin de burnlarını sürttür Ya Rabbi. Hepsinde yerle yeksaneyle. Hepsinde yerin dibine göm Ya Rabbi. Ecmaîn. Ben böyle söyledim. Âmîn de dedim. Ben demiyorum. Kaldı. Dedim ben baştan alayım duamı dedim.

Ben şimdi başladım. Ya Rabbi dervişlerin parasını haksız hukuksuz olarak yiyen, dervişlerin üzerinden geçinen, dervişlerin malında, mülkünde olsun da, buzunda göze olanın hepsinde yerle yeksaneyle. Hepsinde bu dünyadan sil süpür. Hepsinde yerin dibine göm dedim ben. Âmîn. Âmîn dedi adam buna da. Âmîn diyorum ben şimdi. Ardından ikinciye başladım. Dedim ki belediyelerde, devlet ihalelerinde şunu bunu yapan dedim ben. Kaldı. Dedim ne âmîn demiyorsun? Ben âmîn diyorum bak dedim kendime de söylüyorum. Kaldı bu şimdi. Ne diyorsun şimdi dedim ben. Ses yok. Bak ben dedim açıkım ben. Bunu dediğim cemâat halinde dua ediyoruz biz dedim. Ya Rabbi kim belediyelerden, devlet ihalelerinden haksız, hukuksuz kazanç eylediyse hepsini de burnundan fitil fitil getir diyoruz biz dedim.

Âmîn. Durdu mu şimdi? Hocam bu rahatsızlık dedi. Allah neden rahatsızlık bu dedim ya. Nesi var bunun dedim. Ne yapalım bizim tankımız yok, tüfeğimiz yok, silahımız yok. Bizim anayasa maddesi yok. Orasını burasını çevirelim, evirelim. Kanun bilmeyiz, hukuk bilmeyiz biz. Biz ne bileceğiz? Biz sufiyiz, biz dua biliriz. Bizim bildiğimiz bu. Biz sahibine teslim olmuşuz, sahibine dua ediyoruz. Ya Rabbi bunlarla biz baş edemeyiz. Biz anayasanın orasını burasını evirip çeviremeyiz. İhale kanunun orasını burasını evirip çeviremeyiz. Biz bu usulsüzlükleri, vuyulsuzlukları biz evirip çeviremeyiz. Biz kanun bilmeyiz madde bilmeyiz. Biz düz vatandaşız. Biz dua ederiz. Ama Rabbim de bizim duamızı kabul eder.

Ona da îmân ediyoruz. Ben duamın kabul olduğuna inanırım hep. Sûfîler bir de kendiler için bir şey istemiyorlar ya. Ben Cenâb-ı Hakk’a elimi açıp da bana mal ver, mülk ver, para ver, pul ver, hatun ver, çocuk ver. Yok benim işim değil. Benim böyle bir işim yok. Kardeşler için isterim. Ya Rabbi kardeşlerim hepsini de evlenemeyenlere eş nasip eyle. İşi olmayanlara iş nasip eyle. Kazançlarına bereket ihsan eyle. Evlerine bereket ihsan eyle. Vücutlarına bereket ihsan eyle. Akıllarına afiyet ver. Kalplerine afiyet ver. Vücutlarına afiyet ver. Nefeslerine afiyet ver. Dualarını kabul eyle. Zikirlerini kabul eyle. Ver murad olanların muradlarını hal eyle. Sıkıntılarını def eyle. Hastalıklarına şifa eyle.

Borçlularına edalar nasip eyle. Ver murad olanların muradlarını hal eyle. Nerede bir sıkışıklıkları var ise, sıkışıklıklarını genişleye çevir ya Rabbi. Darlıklarını genişleye çevir ya Rabbi. Onların gönüllerine ilham eyle. Gönüllerini feraset nuruyla nurlandır ve aydınlattır ya Rabbi. Bakışlarına keskinlik, zekalarına keskinlik, akıllarına keskinlik ihsan eyle. Ya Rabbi senin nurunla bakan, senin nurunla konuşan, senin nurunla yürüyen, senin nurunla adım atan, senin nurunla her şeyi hisseden, duyan, gören kullarından eyle. Ecmai. Biz kardeşlerimizi dua ederiz. Rabbim bize de sizin yanınızda böyle kıyınızda, kenarınızda biz de tutsun inşâallâh. Bak ona dair yürekten âmîn demediniz. Ya. Ah ah ben olamayacağım işte.

Evet.


Âdem Aleyhisselâm’ın Tevîli ve Zelle

Mesnevî’ye devam 1250. Beyit’ten. Acaba bu nehy haram olduğundan mıdır? Yoksa korkutmak için mi? Gönlünce tevîli üstün tutunca kendisi hayretteyken tabiatı buğdaya doğru koştu. Bahçıvanın ayağına diken batınca hırsız fırsat buldu, esva bunu çaldı. Cenâb-ı Hak Âdem’e dedi ya acaba bu nehy haram olduğundan dolayı mıdır diye. Nehy neydi? Bu ağaca yaklaşma. Cenâb-ı Hak o ağaca yaklaşmayı nehyetti. Bu nehy Hazret-i Pîr diyor ki acaba bu nehy haram olduğundan mı? Yoksa diyor korkutmak için mi? Tevhile mi gitti? Âdem aleyhisselâm ağaca yaklaştı ya. burada ne var? Bir nehy var. Nehy ne? Mesela yasaklanma. Örneğin fuhuşa yaklaşmayın. Veya da faize yaklaşmayın. Veya da harama yaklaşmayın. Bakın bunların hepsi de nehy veya içkiye yaklaşmayın.

Nehy, haramlarla alakalı yaklaşmayın vardır. Yaklaşmayın nedir? sen ondan uzak dur, yakın dahi durma ona. Bu ne? Yakınlaşırsan şüpheli bir kayabilirsin. Yaklaşma. İslâm’da bir şey haram olunca ona yakın durmak da haramdır. Kumar yaklaşma. Uzak dur ondan. Veya içki yaklaşma, uzak dur. Veya uyuşturucu, bugünün müptelası, bugünün büyük bir belası. Uyuşturucu belası. Uyuşturucu belası. Ülkede son 10 yılda yüzde sadece tedavi olmak isteyenler yüzde 3600 artmış. Yüzde 1800 kullananlar artmış. 10 yılda. Bu son bir de 3-4 yıldır bunlar açıklanmıyor. Zaten yakında TUİK kaldırırlar. Açıklanmıyor. Son 4 yılın, son 5 yılın bu şeyleri normalde açıklanmıyor. 2016’ya kadar var. Ya da ben ulaşamıyorum, bilmiyorum, bilmiyorum. 2016’ya kadar bunlar. 2016’dan sonrasını göremiyorum.

Uyuşturucuyla alakalı, içkiyle alakalı olan TUİK açıklamalarını, yayınlarını. Bilmiyorum. Bakın yaklaşmayın dediğinde sadece ona değil, ona giden bütün yollarda yasaktır. Yaklaşma. Ona giden yollarda yasaktır. Şimdi Hazret-i Pîr diyor ki acaba bu nehir nehy haram olduğundan mı yoksa korkutmak için mi diyor. Hazret-iAdem buradan tevîl etti diyor. Gönlünce tevîli üstün tutunca kendisi hayretteyken tabiatı buğdaya doğru koştu gitti. Tevili üstün tuttu. Yaklaşma deyince yaklaşmamayı tercih etmedi. Tevil etti. bu kesin normal, kati haramlar hükmünden değil. Yaklaşmayın. uzaktır ondan. Bunu tevîl etti. Kesin haram gibi görmedi. Öyle söylüyor. Kesin haram gibi görmedi. Peygamberlerin küçük zelleleri denir ya zelle, küçük zelle. haram değil, günah değil, zelle, hata, kusur.

Âdem aleyhisselâmın ağaca o yaklaşmayan, yaklaşmayın denilen şeye yaklaşmak olarak nitelendirilir. diyor bahçıvanın ayağına diken batınca fırsat buldu, esrabını çaldı gitti. bahçıvanın ayağına diken batarsa elbisesinin usunu busunu düşünmez ya ayağına bir şey battı bir kimsenin. Veyahut da birden eliniz kesildi, birden bir tarafınız yandı. Birden bir şey oldu. Siz o esnada bir şey düşünmezsiniz. Bunu Ağustos depreminde görmüştüm ben. Bir deprem olunca insanlar gece nasıl yatıyorlarsa sokaklara öyle çıkmışlardı. o esnada elbisesini düşünmedi hiç kimse. Üzerinde bir şey var mı yok mu diye düşünmedi. Can korkusuyla komple sokaklara attılar kendini. Bir kimsenin canı birden acır bir şey olursa hızla kendini ileri doğru atar, kendini bir yere atar.

Diyor ki o esnada yukarıdan su mu damlıyor aletlerin üzerine? Tam şu bölge, senin bulunduğun bölge. Evet oradan aşağı su damlıyor orada çocukların elinde su varsa. Çünkü canlı yayın ekibinin üzerine aletlerin üzerine akıyor. Orada bir şey varsa su şişesi gibi bir şey bir bakın inşâallâh. Orada bir şey varsa su şişesi gibi bir şey bir bakın inşâallâh. Telaş ettiler havlu bornoz ne varsa yığdılar oraya da. Bulabildiniz mi suyu? Bulamadınız mı? Su yürür ha bir de. Su yürür diyor durduğu yerde durmaz diyor. Câfer diyor. O dedi bana. Su diyor buradan diyor aktığını görürsün ama oradan akmaz diyor bir başka yerden diyor girmiştir. Nafızdan mı öğrendi Nafızla aynı şeyi söylüyor. Ha kurban e su yürüyor değil mi?

He? Yürüyor. böyle betonun içerisinde dolaşıyor değil mi? Hay kurban e ya. He? Bilmiyorsun. Tamam. Ben onlardan öğrendim. Bir şey akıyor buradan Nâfız bu buradan akıyor diyorum ben tamam mı? Böyle bakıyor bakıyor. Diyorum buradan mı akıyor dur. Yürürsün. Tamam geçti mi tehlike? Geçti geçti. Geçti tamam evet. Âdem aleyhisselâm burada tevîle yönlendi diyor kendince Hazret-i Pîr. Diyor ki tevîle yönelince kesin katî haram hükmünün hükmünü görür. O da bir şey yapar mı? Evet. Âdem aleyhisselâm burada tevîle yönlendi diyor kendince Hazret-i Pîr. Diyor ki tevîle yönelince kesin katî haram hükmünden değil tevîl etti diyor onu diyor. O yüzden diyor ayağına da diken battı dedi o esnada tevîl etti. Meyveyi yedi ama şeytân yapacağını yaptı.


Şeytân Vesvesesi, Peygamber Ma’sûmiyeti

Şeytân ne yaptı? Sonuçta onu aldattı Allah muhâfaza eylesin. Ve şeytân nasıl aldattı? Şeytân ona vesvese verdi. Âdem’in gönlü vesveseye açıksa, hepimizin gönlü vesveseye açıktır. Kendinizi vesveseye kapalı görmeyin. Bir kısım sûfîler burada tabiri caizse vartaya düşerler. Gönüllerinin şeytana vesvesesinin kapalı olduğunu iddia ederler veya söylerler. Bu doğru değil. Hazret-i Muhammed Mustafa’a salallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin haricinde bütün insanların gönülleri şeytanın vesvesesine açıktır. Çünkü zaman zaman başka peygamberlerin de gönüllerine böyle vesvese verdiği oldu. Âdem’de var, diğer peygamberlerde de küçük küçük oldu. Hazret-i Muhammed Mustafa da yok, salallahu aleyhi ve sellem de.

O hiç hata ve günah işlemedi. Hatasız. Bizim bu noktamızdan da rahatsızlar. Bakın şimdi çocuklarımıza İmâm Hatiplerde, İlâhiyat fakültelerinde, Diyânet kürsülerinde Hazret-i Peygamber’e salallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hata yaptığını, bazıları günah işlediğini ve onu muhâfaza ettiğini, bazıları günah işlediğini ve onu da tövbe edip Allah’ın onu affettiğini söylüyorlar. İmamatiplerde bu öğretiyi veriyorlar. İlahiyetçiler bunu söylüyor Türkiye’de. Diyânet bu konuda yayın yapıyor, böyledir diye. Ama İmâm-ı Azam’ın fetvası duruyor. Hazret-i Muhammed Mustafa’nın salallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kim günah işlediğini söylerse, küfür ehlidir diyor. Evet. Ama bizim çocuklarımıza bunu öğreti olarak veriyorlar şimdi.

İmamatibe giden bir çocuk din dersinde bunu öğreti olarak alıyor. İlâhiyat fakültelerinde bunu öğreti olarak alıyorlar. Bunu söylüyorlar. Bunu savunan İlâhiyat profesörleri var. Bunu savunan diyanetin içerisinde müftüler var, profesörler var, doçentler var. Bunu savunan. Hayır, o hiç heva ve hevesinden konuşmadığı âyetle sâbit. Ayetle sabit. Ayetle sabit. O hiç heva ve hevesinden konuşmadı. Bu ayete rağmen bunu söyleyenler var. O yüzden bu ayete rağmen söylediklerinden dolayı küfür. Allah muhâfaza eylesin. Ama geçmiş peygamberlerde bu vesvese var mıydı? Evet. Ve bütün insanlıkta bu vesvese olur mu? Evet. Sufileri ilgilendiren, sufilerde de bu vesvese olur mu? Evet. Şeytanın vesvesesine açıktır bütün herkes.

Bunun ilacı nedir? Allah’ı zikirdir. Bunun ilacı Allah’ı zikirdir. Allah’ı zikreden bir kalp oluşunca, evet o esnada kalpte zikrullâh tecelli edince, şeytanın vesvesesine kapı kapanır. Öbür türlü kapı açıktır. Allah muhâfaza eylesin. Şeytân ona vesvese verdi ve ey Âdem sana ebedilik ağacını ve yok olmayacak bir mülkü göstereyim mi dedi. Daha önce de dedim böylece onların ikisini de baştan çıkarıp aldattı diyor. A’râf Sürresi âyet 22’de de. Bunu, bunu bir şey söyleyelim. Şeytanı da baştan çıkarıp aldattı diyor. A’râf Sürresi âyet 22’de de. Bunu daha önceki derslerde söyledim. Ne yaptı? İkisini de baştan çıkardı. İkisini de aldattı. A’râf 21’de diyor ve doğrusu ben size öğüt verenlerdenim diye ikisine yemin etti.

Şeytân ne yaptı? Ben size öğüt verenlerdenim dedi. Yemin etti ona, onlara. Böylece onu aldattı. Ha demek ki birisi gelir size Kur’ân ve Sünnet’in dışında bir şey ben size nasihat edenlerdenim, ben size doğruyu söyleyenlerdenim der yemin eder. Veya Kur’ân ve Sünnet’in dışında bir şey ben sizin iyiliğinizi düşünüyorum. Ben senin iyiliğini düşünüyorum der sana söyler. Bir şey Kur’ân’a, Sünnet’e imâmların iştahına uygun değil ise dini değildir o. Onun dinle alakası yoktur. Allah muhâfaza eylesin. Ve normalde Cenâb-ı Hak malum Âdem’e ve eşine dedi ki Cennet’te istediğiniz gibi yiyin, için dolaşın, gezin, keyif edin tabiri caizse. Ama dedi işte ağaç olduğu söyleniyor. Herkes bu konuda müteşâbih bir şey, bir tevîli var. kadim bir tevîl olanlar.

Kimisi diyor ki ta İsrâîliyyât’ten gelen Mûsâ Aleyhisselâm’ın Tevrât’ından ve Mûsâ’dan gelen ve İncîl’den gelen ve ondan önce İbrâhîm’i’den gelen bilgiler, insanlık var olduğundan beri gelen bilgiler. Kimisi diyorlar herkes şimdi bunlarda farklı farklı teviller var. Yok şeydeki cennetteki buğday ağacıydı. böyle parlak kocaman bir buğdaydı. Böyle şu kadar büyüklükte falan ellerimi görüyorsanız böyle bir top kadar böyle buğday tanesiydi. Onu yedi. Kimisi diyor ki bu ağaç ebedilik ağacıydı. Ona yaklaştı. Allah’ın sırrı meydana çıktı. Kimisi diyor ki bu ağaç normalde farklı bir ağaçtı. Bütün kainatın ilmi ondaydı. O ağaca yaklaştı. Gibi gibi birçok bu konuda tevîl var. Bu tevillere baktığınızda boğulur kalırsınız.

Bakın bu tevillerin hepsine baktığınızda boğulur kalırsınız. Kendi kendinize de böyle bunun üzerinde artık böyle neydi öyle miydi böyle miydi diye hatta size bile vesvese gelebilir. Çok basit. Allah bir şeye yaklaşma demiş. Âdem Aleyhisselâm da yaklaşmış. Bu kadar. Her şey olabilir. Ağaç da olabilir. Her şey olabilir.


Rabbanâ Zalemnâ Tövbesi, Estağfirullâh

İşte böyle ona yaklaşınca o hata yapınca ardından da böyle hata yaptığını anlayınca artık o kimse ne yaptı? Âdem Aleyhisselâm çok pişman oldu ve şeytân onu bununla kandırdı. Âdem hayretten kurtulup tekrar yola gelince gördü ki hırsız eşyayı, iş yerinden götürmüş. şeytân onu hataya kusura sürüklemiş. Şeytân istediğini ondan almış. Şeytân ona istediğini yaptırmış. Ondan sonra Âdem dedi ki Rabbana inna zalamna deyip ah etmeye başladı. karanlık bastı yol kayboldu dedi. Rabbana inna zalamna ne demek? Ya Rabbi biz kendimize zulmettik demek. Ve Âdem Aleyhisselâm ne yaptı? Biz kendimize zulmettik dedi. Ağlayıp inlemeye başladı. Ve tabi bu değişik hadisi şeriflerde uzun bir tövbedir bu. Bunun böyle değişik rivayetleri de var.

Cenâb-ı Hakk’ın Âdem’in üzerine diline verdiği değişik rivayette dualar ve tövbeler var. Ben onlardan birisini aldım. Farklı eserlerde, farklı hadîs kitaplarında, farklı bu duayı bulabilirsiniz. Hep beraber de âmîn diyelim inşâallâh. Âdem Aleyhisselâm’ın ağzından dua etmiş olalım. Allah’ım senden başka ilah yoktur. Seni teşbih eder, sana hamd ederiz. Rabbim ben nefsime zulmettim, sen beni bağışla. Sen bağışlayanların en iyisisin. Allah’ım senden başka ilah yoktur, seni teşbih eder ve sana hamd ederiz. Rabbim ben nefsime zulmettim, bana merhamet et. Muhakkak ki sen merhamet edenlerin en hayırlısısın. Rabbim senden başka ilah yoktur, seni teşbih eder ve sana hamd ederim. Rabbim ben nefsime zulmettim, bana tövbeyi nasip et.

Muhakkak ki sen tevvap ve rahimsin. Âmîn. Ecmaîn. Ve Cenâb-ı Hak yine âyet-i kerimeyle şüphesiz ki tevvap ve rahim odur o diye, Cenâb-ı Hak kendisine tövbe eden Âdem’i ve Âdem’in sulbünden gelen bütün Âdem’in çocuklarını tövbe ederlerse, kendilerinin tövbelerini kabul edeceğini. Onlar bilmezler mi ki Allah muhakkak kullarından tövbeyi kabul eder. Tevbe 104 ve yine Cenâb-ı Hak buyurur Nisâ âyet 110. Kim bir kötülük yapar veya nefsine zulmeder de sonra Allah’tan mağfiret dilerse, muhakkak ki Allah gafur ve rahim olarak bulur Allah’ı. Yine Furkân âyet 71, kim de tövbe eder ve salih amel işlerse, muhakkak ki Allah’a tövbe etmiş olarak döner. Ve buna benzer birçok âyet-i kerîmeler vardır ki kim tövbe eder geri dönerse, Cenab-ı Hakk’ı affedici olarak görür ve bulur.

Ve kim tövbe eder günahından geri dönerse, Rabbim onu tertemiz eder. Hiç günah işlememiş gibi eder. Bu da hadîs-i şerrile sabit. Ve kim tövbe eder geri dönerse, Cenâb-ı Hak onun yapmış olduğu yanlışlıkları, eksiklikleri hayra çevirir. Rabbim cümlemizi tövbe eden ve tövbeleri kabul olunan kullarından eylesin. Âmîn. Önemli olan tövbe etmektir. Önemli olan bakın. Önemli olan tövbe edip geri dönebilmektir. Çünkü tövbe eden kimse Allah’a karşı kibirliliği kenara bırakmış. Allah’a karşı küstahlığı kenara bırakmış. Allah’a karşı edepsizliği, hayasızlığı, dik başlılığı kenara bırakıp nefsine galip gelip ”Ya Rabbi beni affeyle” deme noktasına gelip Allah’a boyun bükmüş kimsedir. O yüzden Cenâb-ı Hak kim kendisine boyun büker, kim kendisine yalvarır, yakarır, kim kendisinden bir şey isterse Rabbim onun istediğini verir, tövbesini kabul eder, onu hiçbir günahsız bir şekilde huzuruna alır.

Rabbim cümlemizi son nefesine kadar tövbe eden kullarından eylesin. Âmîn. Çünkü Cenâb-ı Hak tövbe edenleri sever. Âmîn. Bakın bunun altını da çizin. Cenâb-ı Hak tövbe edenleri sever. Sadece tövbe edenlerin tövbesini kabul etmek de kalmaz. Allah tövbe edenleri sever. O yüzden sûfîler her gün tövbe ederler. Allah tövbe edenleri sevdiği için Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri günde en az 100 kez bir rivayette 70 kez Allah’a tövbe ederdi. Allah’a tövbe etmeyen kimse küstah, Allah’a karşı kibirli, Allah’a karşı saygısız, Allah’ı tanımayan bilmeyen bir kimsedir. Cehenneme odun olur o. Allah’a tövbe etmeyen kimse cehenneme odun olur. O yüzden sûfî virdlerinde muhakkak tövbe vardır.

En azı Estağfirullâhe’l-Azîm demektir. En azı. Bizim derslerimizde Sübhânallâhi ve bi-hamdihî Sübhânallâhi’l-Azîm ve bi-hamdihî Estağfirullâhe’l-Azîm. Âmîn. Kim bunu günde 100 sefer söyler ise, deniz köpükleri kadar günahı olsa Allah onu affeder. Hadîs-i şerîf. Hadîs-i şerîf. Tövbe edeninin Cenâb-ı Hak tövbesini kabul eder. Şeyh şüphe yok. Şek şüphe yok. Buradaki şüphe şeytanın vesvesesidir. Muhakkak her gün tövbe zikrinize devam edin. Muhakkak es geçmeyin. Ya seherin başlangıcında, günün başlangıcında ya da günün sonunda ya da hem başında hem sonunda. Tövbesiz gününüz olmasın. Allah muhâfaza eylesin.


Kazâ Bulutu ve Feryâd ü Figân

Âmîn. Bu kaza güneşi örten bir buluttur. Bu kaza güneşi örten bir buluttur. Aslan ve ejderha bile ondan feryâd ü figân etmektedir. Bu kaza Âdem aleyhisselamın başına gelen şey kaza. Bir başkasının başına da gelir bu kaza. adem aleyhisselamın başına da gelir bu kaza. Bir başkasının başına da gelir bu kaza. kazayı bir güneşin önünde bulut gibi görün. Nasıl güneşin ışığını bulut kesiyorsa, aydınlanmasını kesiyorsa ama geçici. Bir şey başınıza gelecekse biz buna îmân ederiz. Bildiğin bilmez olur, gördüğün görmez olur. Aklın yetmez olur. derler ya lal oldum kaldım diye. Lal olur kalırsın. Sakın ha yapmış olduğunuz günahları, hataları, kusurları bunun arkasına sığınmayın, tövbe edin. Âdem’in şeytandan üstünlü şu Âdem hatayı, kazayı kendi nefsine aldı.

Dedi ki bunu sen emredip ben yaşamadım, ben yaşadım demedi. Bu Cebriyye olurdu. Bunu sen yazdığın için yaşadım deseydi Cebriyye olurdu. Sen yazdığın için bu geldi benim yaşıma deseydi, farklı türlü baksaydı Kaderiyye olurdu. Dedi ki bunu ben yaptım, sen bana buraya yaklaşma dedin. Ben nefsime uyudum, yaklaştım dedi. Hatayı, kusuru kendisine aldı. Şeytân kendisine almadı. Şeytân kendisine aldırmaz. Bu bizim kardeşlerde de var. Bazen birisi şöyle sıkıntım var, böyle problemim var, şöyle derdim var. Ben diyorum ki tevhide devam et. Tevhide, lâ ilâhe illallâh demeye devam et. O bana şunu diyor, ben her gün diyorum ki Allah Allah. Desem ki sen hakiki manada demediğinden böylesin, kırılacak gönlü.

Sen yine de devam et diyorum ben şimdi, kalbini kırmak istemiyorum. Ben aslında tevhide devam et diyorum, ben diyorum diyorum. Ben diyorum dediğinde ne oldu biliyor musunuz? diyor ki bu tevhîd beni korumuyor. Bu tevhîd benim hastalığıma şifa olmuyor. Ben zaten her gün diyorum ki, kabahat ne oldu tevhîd de oldu. Ben söyleyemedim de olmadı. Ben hakiki manada zikredemedim olmadı. Ben hakiki manada oturup da kalbimi yırtarcasına lâ ilâhe illallâh diyemedim olmadı. O her gün diyor zaten. O her gün çok dua ediyor zaten. O her gün çok namaz kılıyor zaten. Senin ona namazını dosdoğru kıl. Veyahut tevhîdi dosdoğru çek demene gerek yok. Neden? O zaten dosdoğru yapıyor. Yaptığı halde olmuyor. tevhîd yetersiz.

Hâşâ. Kendinde arkadaşın kusur yok. Onun duası, tevhîdi, namazı, zikri bir tamam. Hâşâ Allah korumuyor onu. Demiyor ki ben dosdoğru yapamadım. birisi geldi dedi rahatsızlığını söyledi. Allah Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazreti onunda dedi ki bal şerbeti içi. Allah Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazreti ona dedi ki bal şerbeti içi. Herkes tekrar geldi. Tekrar ona dedi ki bal şerbeti içi. Üçüncüsün gün bir daha geldi. Ona tekrar bal şerbeti iç dedi. O da dedi ki ben bal şerbet içiyorum ama şifa bulmuyorum. Allah Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazreti de dedi ki bunun karnı yalancı. Karnı yalancı bunun. Ondan sonra akabinde Kur’ân ve bal şifadır dedi. O hadîs-i şerifin geldiğisi bu.

Onun karnı yalancı dedi. Senin dilin yalancı. Sen tevhîd çekiyorum yine başıma geliyor diyorsan dilin yalancı senin. Sen dua ediyorum yine olmuyor diyorsan senin duan da yalancı. Sen de yalancısın dilin de yalancı. Tevhidde kusur arama. Dua ibadetinde kusur arama. Zikirde kusur arama. Namazda kusur arama. Sensin kusurlu. Allah’ta kusur arama. Sensin kusurlu. Âdem kendisini kusurlu gördü. Ne dedi? Rabbana zelemna dedi. Ya Rabbi ben kendime zulmettim dedi. Demedi sen bana zulmettin diye Allah’a. Demedi bu kazayı sen benim başıma ördün. Demedi Cenâb-ı Hak’a bu gafleti bana sen verdin. Demedi Cenâb-ı Hak bunu sen yarattın. Demedi Cenâb-ı Hak bunu sen yarattın. O ağaca yaklaşınca kadar veya o yasakladığın şeye yaklaşınca kadar sen yarattın.

Demedi. Üzerini aldı.


Zâlimlere Çomak, Tövbenin Önü Açması

İşte kazâ gelecekse önüne bir bulut gelir. Ama sen onu üzerine al. Âdem’in yolunu seç. De ki ben yanlış yaptım. De ki ben hata yaptım. De ki ben çok günah işledim. De ki ben çok yanlış yollara gittim. De ki ben doğruyu anlayamadım. De ki ben hakikate eremedim. De ki Ya Rabbi ben zayıf kulunum. Bir sürü hatam kusurum, yanlışlığım vardır. Sen benim hatama kusuruma bakıp da beni cezalandırma. Merhametinle muamele et. Beni affet. Pâdişah’a yakışan affetmektir. Biz zayıf kullarız. Bizleri affetsin inşâallâh. Kazâ ve kader zuhur edince bir tuzağı bile görmüyoruz. Bu yolda cahil olan yalnız ben değilim ya dedi. Hüt hüt. dedi ki kazâ ve kader zuhur edince bir tuzağı bile göremem ben. O zaman da dedi bu yolda cahil olan ben değilim sadece.

Kazâ tecelli edince, o kadar tecelli edince muhakkak ki bir şey olacak ben göremeyeceğim. Zorlamayı bırakıp feryâd ü figâna koyulan kişi ne kutlu kişidir. O iyi bir işe sarılmıştır. o zaman ne? Bir kimse kaza, kader onun başına bir şey getirdiyse feryâd ü figâna koyul. Allah’a yalvarmaya başla, yakarmaya başla, dua etmeye başla, tövbe etmeye, zikrullâh’a devam et, zikretmeye devam et. O yüzden ne olacak? Sen o kaza ve kaderin pençesinden yine seni kazâ ve kader kurtaracak. Rabbim bizi onlardan eylesin. Eğer kaza seni gece gibi sararsa sonunda yine elinden tutacak odur. Yüz kere canına kast ederse yine sana can veren derdine derman olan kazadır. Bu kaza yüz kere yolunu kesse de yine senin çadırını göklerin üstüne kurar.

Seni eminlik mülküne götürmek için bu korkutmasını inayet bil. Bu sözün sonu gelmez söz de uzadı. Sen de tavşanla aslan hikayesini dinle. O yüzden başınıza bir kaza bir şey gelecekse, kader ağını ördüyse seni oradan kurtaracak olan yine o kader ve kazayı yazandır. Seni o kaza ve kaderin sarmalığına düştüğünde onu hayra çevirecek olan, onu nurlandıracak olan, onu doğruya sevk edecek olan yine odur. Bir başkası değil. Sen Allah’ın ipine sımsıkı yapış başına ne gelirse gelsin. Hangi darlıkta, hangi sıkıntıda, hangi belada, hangi müsibette olursan ol. Seni oradan kurtaracak olan yine o kaza ve kaderi tecellettiren Allah’tır. Sen asla ve asla ümidini kesme, asla ve asla yeise düşme. Sen mücâdeleye gayrete savaşmaya, sevmeye, sevmeye, aşık olmaya, Allah yolunda koşmaya devam et.

Senin önünü açacak olan o. Önündeki engelleri açtıracak olan o. Önündeki engelleri kaldıracak olan o. Zâlimleri durduracak olan o. Zâlimlerin tekerine çomak sokacak olan o. Zâlimlerin bineğini devirecek olan o. Zâlimleri bize musallat edecek olan da o. O zaman biz mülkün sahibine yalvarırız. Yarabbi zâlimleri helak eyle. Onları bizim başımıza musallat eyleme. Onları bizim başımıza musallat olmaktan bizleri koru. Bizleri de zâlimlerin musallatında inim inim inleyenlerden eyleme. Çünkü Cenâb-ı Hak her şeyi bir ölçüde yaratmış. Âyet-i Kerîme. Ve bizim emrimiz tektir bir göz kırpması gibidir. An da olsun ki biz sizin benzerlerinizi hep helak etmişizdir. Şu halde bir düşünen var mı? Yaptıkları her şey kitaplarda kayıtlıdır.

Küçük büyük her şey satır satırdır. Muhakkak ki mütteckiller cennetlerde ve ırmaklardadır. Doğruluk makamında güçlü bir hükümdarın katındadırlar. O zaman her şey harfiyen kitabıyla yazılmış. Biz her şeyi bir ölçüye göre yaratmışız. Cenâb-ı Hak her şeyi bir ölçüye göre yaratmış. Cenâb-ı Hak bir şeyi yazmış. Silecek olan kim? O. Yazdığını değiştirecek olan kim? O. Belayı def edecek olan kim? O. Hastalığa şifa verecek olan kim? O. Derdimize derman olacak olan kim? O. Bizi yeniden dizayn edecek olan kim? O. Duamızı kabul edecek olan kim? O. Cennet onun, cemalullah onun, cehennem onun, hesap onun, kitap onun, mahşer onun. Biz de onunuz, dünya da onun, her şey onun. İstediğini hayra yönlendirir. Bütün dünya ayağa kalksa, bütün dünya senin hayırını önlemeye çalışsa, o hayrı istediyse senin üzerinde, senin yolunu açar, seni hayır yolunda koşturturur.

Hiç kimse sana mani olamaz. Sen yeter ki hayırda koşmaya kendin kastıyla niyet et. Sen yeter ki Kur’ân ve Sünnet tarihinde yaşama ve yaşatma mücadelesi vereceğim de niyet et. O senin önünü açacak olan Allah’tır. Hiç kimse senin önünü kapatamaz. Ancak senin hataların, yanlışlıkların, eksikliklerin, noksanlıkların senin önünde engeldir. Sen onlara tövbe et, önündeki engelleri kaldır. Allah bizi onlardan eylesin inşâallâh. Rabbim cümlemizi af ve mağfiret eylesin. Cümlemizi kendi yolunda devam eden kullarından eylesin inşâallâh.


Vesvese Artınca Zikre Devâm Suâli

Bir tane soru var, ona da bakalım inşâallâh. Vesvesenin kalbinizden gitmesini istiyorsanız Allah’ı zikredin dediniz. Bazen zikrede artırdıkça vesveseler de artıyor. Bu durumda ne yapmalıyız? Zikre devam edeceğiz. O vesvesenin artması şeytân kaleyi bırakmak istemiyor. Şeytân kaleyi bırakmak ister mi? Şeytân oturmuş kaleye, ne güzel. Davul dümbek elinde, o tarafa dön diyor dönüyorsun sen, bu tarafa dön diyor dönüyorsun sen. Ama Hasber kadar yolun bir sûfîlik dergâhına geçiyor, Allah’ı zikre görüyorsun. Başlıyorsun zikretmeye, vesveseyi arttırıyor sana. Hatta öyle bir noktaya getirir sana Allah yok ki sen ne aman zikrediyorsun der. Sen olmayan bir Allah’ı zikrediyorsun der. Sen de ona de ki madem olmayan Allah’ı zikrediyorsun sen neden benden uğraşıyorsun de.

Bunu nerede söyler biliyor musunuz? Beşinci esmanın sonunda. Evet, sûfîlik öyle layla layla umyarı değildir. Beşinci esmanın sonunda sana Allah’ı inkar ettirmeye kalkar. Kendine güvenme öyle. Belki olmayan Allah’ı zikrediyorsun. Allah sana yardım eder, ferahsetini açarsa, sen de Allah’ın ilmi ve nuruyla cevap verirsin. Madem ki yok, neden bu kadar uğraşıyorsun ki? Şeytanın insana vesvese vermesi Allah’ın varlığına delildir. Senin doğru yolda gittiğine delildir. Delil, delil. Onu delil görünce var ya, isyan ediyor böyle çırpınıyor. Böyle ne hallere giriyor? ona diyorsun ki ben namaz kılacağım. Bak sen beni buradan namazdan men etmeye çalışıyorsun.


Çaprazlama Delîl, Dede Hâtırası

Demek ki ben doğru yoldayım, delilim sensin diyorsun. Çıldırıyor. Delilim sensin. Ben doğru yolda gittiğim müddetçe sen oradan beni men etmeye çalışıyorsun. Yolumu kesmeye çalışıyorsun. Delilim sensin. Bu var ya müthiş bir delil. Var ya çaprazlama, sağlamaya alıyorsunuz ya, bizde matematik de öyledi. Çaprazlama yapıyordun. 4-5 daha kaç, 9 yaptı. Çocukken öyledik. Öyledi değil mi çaprazlama matematik? Bizim matematik kalmadı zaten. Şimdi nasıl bir, neydi belirsiz matematik var. dört işlem attılar artık. Var mı dört işlem? Çünkü burada genç kimse de yok ki, hepsi de yok. dört işlem yapamıyon. Ahmet gömdün sen de, üniversiteleri de gömdün ben. Telefonu dört çarpma yapıyorlar mı, dört işlem yapıyorlar.

Yapıyorlar evet. Telefonda dört işlemi de halloluyor. Eyvah eyvah eyvah eyvah. Üniversite okuyan var mı erkeklerin içinden buradan? Bir iki bilmiyor musun dört çarpma dört işlem oğlum? Biliyorsun değil mi sen? dörde göre dört kaç? Mâşâallâh sübhânallâh. Zekafışkırı adamdan bakıyor lan biliyor adam. A bölme 8’i 4’e bö. 2 böldü lan adam. Batırdı lan üniversiteler adam. Şimdi böyle soruyorum ben nereden bunu biliyorum biliyor musun? Şimdi anne dedem ondan sonra annemi böyle şey yapacak, böyle meth edecek ya. Bizim kuyucu Mehmet var ya kuyucu. O dayımın oğlu ya şimdi onun babasına dayım okuması yazması yok. Allah rahmet eylesin. Ama her şeyi bilirdi rahmetli. Tabii dinle alakalı şey de getir o müftüyü dedi cebinden çıkarırım ben 10 tane müftüyü dedi.

Ben o zaman anlayamadım dedim gerçekten adam müftüleri 10 tane müftüyü cebinden çıkarırmış. Doğru söylüyormuş. Keramet sahibiymiş adam. Neyse dedem ona şimdi orada. Anamın şimdi dedem dayıma soruyor dörde göre dört kaç eder? Dayım bakıyor şimdi ona öyle cevap yok. Dönüyor şimdi dedem. Nerman dörde göre dört kaç? 16 baba gördün mü eşek yaratı? o dörde göre dört diyorum ya. meth edilmeye bak dörde göre dört kaç etti 16 etti. Birisi bildi birisi bilemedi. Ondan sonra bilen şeye çıktı hani. Arşa uçtu bilemeyen gördün mü eşek yaratı sen bilemedin. Allah rahmet eylesin. Üçü de öldü gitti o yüzden ben ona soruyorum dörde göre dört kaç eder diye. Hakkını helal et sen de. Aklıma o geldi çünkü benim. Onların da ruhları şahde olsun inşâallâh hepsinin de.

Böyle bir sohbette anılması gerekiyormuş. O Denizli’yle olan dedem. O Denizli’nin acı payamından anne dedem. Babası da oralıymış. Orada acı payamda bir vukuat işlemişler. Dayımın dediğine göre vukuat öyle değil mi öyle. Orada bir vukuat işlemişler dedi gelmişler buraya. Ama orada akrabalar vardı gelip gidiyorlardı. Anne tarafım da şeyden ne o Honazlı. Evet anne tarafım. Onlar da ama çok eskiden gelmişler Osmanlı zamanında gelmişler. çok eskiler yaklaşık onlar Bayındır’da 400 yıllık filan aileler. Ama orada köyde akrabaları filan oradaki insanlar duruyordu. Çocukluğumuz da oradan gelen giden oluyordu. Dayım filan gidiyordu oraya. Kuyucu Mehmet’in babası orada akrabalar vardı. Tabi biz akraba ilişkilerimiz çok iyi olmadığından ne yazık ki.

Allah beni affetsin. Böyle akraba ilişkisi götüremedik. Canım kardeşlerim haklarınıza helal edin. Bizden yana da helal olsun inşâallâh. Soru bitti soru bitince konu da bitti zaten. Bir yere kadar işlemişim orada kaldı. Önümüzdeki inşâallâh hafta konu başlıyor. Kuyguya yaklaşınca hastanın yanında tavşanın geri çekilmesi buradan inşâallâh devam edeceğiz. Salı gün yine Allah izin verirse Dîvân-ı Kebîr okumasından devam edeceğiz. Haklarınıza helal edin. Allah razı olsun. Selâmünaleyküm.


Kaynakça ve Referanslar

  • Açılış Duâsı, İbâdetin Daraltılması: “Allâh gecenizi hayırlı eylesin; ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin” hitâbı; Hakk’ı hak bilip hakka tâbi olan, bâtılı bâtıl bilip bâtıldan uzak duran ve Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışan Ümmet-i Muhammed niyâzı — Asr 103/1-3 (“Muhakkak ki insan hüsrândadır; ancak îmân edip sâlih amel işleyenler, hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesnâ”); Âl-i İmrân 3/103-104 (“Allâh’ın ipine hep birlikte sımsıkı sarılın, ayrılığa düşmeyin… İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten alıkoyan bir topluluk bulunsun”); Bakara 2/208 (“Ey îmân edenler, hep birlikte İslâm’a/teslîmiyete girin”); Hakk’ı sâdece bilip mücâdele etmenin îmânı kemâle erdirmediği tespîti — Nisâ 4/135 (“Adâleti ayakta tutan şâhidler olun”); Mâide 5/8; dînin namaz-abdest-oruç ibâdet kısmına sıkıştırılması eleştirisi; kediye-köpeğe su verince cennet zannetme gafleti; hayır işlerinin farzların yerini tutamayacağı — Tevbe 9/19-20 (“Hacıya su vermeyi ve Mescid-i Haram’ı imâr etmeyi, Allâh’a ve âhiret gününe îmân edip Allâh yolunda cihâd edenle bir mi tutuyorsunuz? Onlar Allâh katında bir olmazlar”); Buhârî, Îmân 1-2; Müslim, Îmân 5 (Cibrîl hadîsi: İslâm’ın beş şartı — şehâdet, namaz, zekât, oruç, hac); farz ibâdetlerin yerine gelmeden nâfilenin kabûl olmayacağı — Buhârî, Rikâk 38; bir tek fakîri doyurup bin lira vererek cennete girme tevehhümünün tenkîdi — Kehf 18/103-104 (“De ki: Size amelce en çok ziyâna uğrayanları bildirelim mi? Bunlar dünya hayâtında çabaları boşa gitmiş olanlardır”)
  • Deccâlist Sistem ve Sûfîliğin Boşaltılması: Dünya üzerindeki deccâlist şeytânî sistemin bütün inananları etkilemesi; Hristiyan dünyâsında pazar günü papazın cebine ve kiliseye bir miktar verip cennete ulaşılacağı düşüncesi — bu anlayışın İslâm dünyâsına adapte edilmesi; câmide cuma namazı esnâsında dilenen imâmların tenkîdi (bk. Diyânet’in resmî açıklamaları ve sâbit bağış hutbesi uygulamaları); vakfa iki hayvan adamak suretiyle kurtuluş gafleti; dîni yaşama ve yaşatma mücâdelesi verenlerin “kelaynak kuşu” gibi azalması — Ebû Dâvûd, Melâhim 17; Tirmizî, Fiten 18 (“Sabreden kimsenin eline köze yapışmış gibi olacağı” zamân hadîsi); sûfîliğin “elini kalbinin üzerine koyup titremek” veya “bir dergi-gazete satmak” seviyesine indirilmesi tenkîdi; seyr-i sülûk, üstâda intisâb, nefisle ve şeytânla mücâdele, Kur’ân-Sünnet dâiresinde yaşama-yaşatma mefhûmlarının unutturulması — Gazzâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn III Kitâbu Mücâhedeti’n-Nefs; Kuşeyrî, er-Risâle; İbnü’l-Kayyim, Medâricü’s-Sâlikîn; Ümmet-i Muhammed’in 28 Şubat’tan itibaren diriliş çırpınışını yapamayışının tespîti
  • 28 Şubat, 15 Temmuz ve Âyet Tartışması: 28 Şubat 1997 post-modern darbesinin hedefini vurduğu tespîti — İslâm dünyâsının kalbi ve aklı hükmündeki Anadolu İslâm’ının içinden çürütülmeye başlanması; hadîs tartışmalarının yetmeyip âyetlere sıranın gelmesi (“Mezhepleri atalım → Sahih olmayan hadîsler var → Hadîs ne bilir → Âyet-i kerîmeler” dört adımlı içerden yıkım şemâsı); Anadolu Müslümanlarının Kur’ân âyetlerini târihsel/evrensel gözlüğü altında tartışır hâle gelişi — Bakara 2/75-79 (“Allâh’ın kelâmını işitip de aklen anladıktan sonra, onu bile bile tahrîf edenler”); Âl-i İmrân 3/78 (“Kitâbı dilleriyle eğip-bükerek Kitap’tan sanasınız diye okurlar”); Hicr 15/9 (“Biz o zikri biz indirdik, onun koruyucusu da elbette biziz”); “İnanç özgürlüğü, insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü, anayasa” söylemlerinin zokaları olarak yutturulması; 15 Temmuz 2016 kalkışmasından sonra bütün cemâat-tarîkat-cemiyetlerin düşmanlaştırılması hamlesi; “yalana, yemîne, gıybete, dedikoduya, zinâya, harâma, rüşvete, üçkâğıtçılığa, beşkâğıtçılığa, dolandırıcılığa, ihâlelerdeki yolsuzluk ve usûlsüzlüklere susan” bir ümmet dizayn edilmesi tenkîdi — Nisâ 4/135; Mâide 5/2 (“İyilik ve takvâ üzerine yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın”); Hûd 11/113 (“Zâlimlere meyletmeyin, sonra size de ateş dokunur”)
  • Kur’ân-Sünnet Çizgisi, Yolsuzluklara Beddûâ: “Kur’ân, Sünnet, imâmların içtihâdı ve sûfîlerin ölçülerinin dışında bir şeyimiz varsa getirin önümüze koyun, biz tövbe edip geri dönmesini biliriz” açık meydan okuması; “Ellibersen ruhu, vatana-millete-insana-değerlerine göz diken kimsenin gözünü çıkarır, elini uzatanın kolundan koparır” açıklaması; yolsuzluk-usûlsüzlük-haksızlık-hukuksuzluk-adâletsizlik-namussuzluk-şerefsizlik-haysiyetsizlik-sütübozukluk-kanıbozukluk karşısında susmama ahdi — Nisâ 4/58-59 (“Emânetleri ehline verin, hükmettiğinizde adâletle hükmedin”); Mutaffifîn 83/1-6 (“Vay hâline ölçü-tartıda hîle yapanların”); Bakara 2/188 (“Mallarınızı aranızda bâtıl sebeplerle yemeyin”); “Kim bu devletin, bu milletin, bu Kur’ân’ın, bu Sünnet’in, bu Müslümanların başına çorap örmeye çalışıyorsa, tüyü bitmemiş yetimlerin hakkını rüşvetle istismârla ihâlelerdeki usûlsüzlükle yiyenler, dervişlerin-Müslümanların parasını dîni kullanarak yiyenler, dindarları istismâr ederek makam-mevki-para edinenlere beddûâ; bir hâtıra: cemâat hâlinde duâ esnâsında “ihâlelerden haram kazananlara beddûâ”ya âmîn demeyenin ortaya çıkması; sûfînin elinde kılıç-tank-kanûn maddesi olmayıp yalnız duâ-yalvarış silâhı olması; kendisi için mal-mülk-para-hatun istemeyen, kardeşleri için iş-eş-bereket-şifâ-ilham-ferâset niyâzı eden sûfînin portresi — Ahzâb 33/56; Buhârî, Da’avât 22 (“Mazlûmun duâsından sakın, onunla Allâh arasında perde yoktur”)
  • Kardeşlere Niyâz ve Mesnevî’ye Geçiş: “Kardeşlerimin hepsine Ya Rabbi dualarını kabûl eyle, zikirlerini kabûl eyle, murâdlarını hâlleyle, sıkıntılarını def et, hastalıklarına şifâ ver, borçlularına edâ nasîb eyle, darlıklarını genişliğe çevir, gönüllerine ilham ve ferâset nûru ihsân et, bakışlarına-zekâlarına-akıllarına keskinlik ver” niyâzı — Nûh 71/10-12 (“Rabbinizden mağfiret dileyin, muhakkak ki O çok bağışlayıcıdır; gökten bol yağmur, mal ve çocuklar verir, sizin için bahçeler ihsân eder, nehirler yaratır”); Furkân 25/74 (“Rabbimiz, eşlerimizden ve çocuklarımızdan gözümüze ışık bahşet ve bizi takvâ sâhiplerine rehber kıl”); Bakara 2/201 (“Rabbimiz bize dünyada da âhirette de iyilik ver”); Mesnevî 1250. Beyit’ten devâm: “Acabâ bu nehy haram olduğundan mıdır? Yoksa korkutmak için mi?” suâli; Âdem aleyhisselâmın gönlünce tevîli üstün tutup tabîatının buğdaya doğru koşması; “Bahçıvanın ayağına diken batınca hırsız fırsat buldu, esbâbı çaldı” temsîli; Âdem’in ağaca yaklaşma yasağını kat’î haram hükmünden saymayıp tevîl etmesi — A. Gölpınarlı, Mesnevî Şerhi I/1250-1276. beyit tefsîri; Bakara 2/35 (“Ey Âdem, sen ve eşin cennete yerleşin, dilediğiniz yerden bol bol yiyin ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zâlimlerden olursunuz”); A’râf 7/19-22
  • Âdem Aleyhisselâm’ın Tevîli ve Zelle: “Yaklaşma” nehyinin mutlak haramdan farklı olarak tevîle açık bir ifâde oluşu ve Âdem’in bu tevîlle hareketi; nehy edilenden uzak durmanın İslâm fıkhındaki mâhiyeti — Buhârî, Îmân 39; Müslim, Müsâkât 107 (“Haramdan kaçın ki insanların en âbidi olasın”); “İçkiye, kumara, uyuşturucuya yaklaşmayın” emirlerinin sadd-i zerâî (haramın yollarını kapatma) kâidesine kıyâsı — Şâtıbî, el-Muvâfakât II; Mâide 5/90-91 (“Ey îmân edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları şeytân işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki kurtulasınız”); İsrâ 17/32 (“Zinâya yaklaşmayın; zîrâ o bir fuhuştur ve kötü bir yoldur”); uyuşturucu belâsına âit istatistik: son 10 yılda tedâvî arayanlarda %3600, kullananlarda %1800 artış (2016 sonrası TÜİK verilerine ulaşılamadığı notu); “Peygamberlerin küçük zelleleri” kavramı — Ebû’l-A’lâ Mevdûdî, Tefhîm; İbn Kayyim, İ’lâmü’l-Muvakkı’în; zelle-hatâ-kusurun günah ve haramdan farklı değerlendirilişi; bahçıvanın ayağına diken batınca esbâbının çalınması temsîli — 1999 Gölcük depreminden hâtıra (insanların ne hâlde yataklarındalarsa öyle sokağa fırlamaları, can korkusuyla elbise endîşesinin unutulması); şeytânın gafleti yakalayıp darbesini indirişi — Fâtır 35/6 (“Muhakkak ki şeytân size düşmandır; siz de onu düşman edinin”); A’râf 7/17 (“Sonra onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım”)
  • Şeytânın Vesvesesi ve Peygamber Ma’sûmiyeti: Âdem’in gönlünün vesveseye açık oluşu, Hazret-i Muhammed Mustafâ sallallâhu aleyhi ve sellem hâriç bütün insanların gönüllerinin şeytân vesvesesine açık bulunduğu tespîti; bâzı sûfîlerin “bizim gönlümüz vesveseye kapalıdır” iddiâsının tenkîdi — Kuşeyrî, er-Risâle Bâbu’l-Havâtır; Gazzâlî, İhyâ III; Peygamberlerde küçük vesveselerin vukû bulduğu ancak Hazret-i Peygamber’de hiç hatâ-günah bulunmadığı — Fetih 48/1-2 (“Biz sana apaçık bir fetih verdik; Allâh senin geçmiş ve gelecek günâhlarını bağışlasın” âyetindeki “zenb”in mutlak günah değil makam husûsî değerlendirilmesi); Necm 53/3-4 (“O hevâdan konuşmaz, o söylediği yalnızca vahyedilen bir vahiydir”); İmâm-ı A’zam’ın “Kim Hazret-i Muhammed Mustafâ sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin günah işlediğini söylerse küfür ehlidir” fetvâsı — İmâm-ı A’zam, el-Fıkhü’l-Ekber; Aliyyü’l-Kârî, Şerhu’l-Fıkhi’l-Ekber; Anadolu’da İmâm Hatip, İlâhiyat ve Diyânet kürsülerinde Peygamber’in hatâ-günah işlediği öğretisinin yayılması tenkîdi; şeytânın Âdem’e yemîn edip “Ben size öğüt verenlerdenim” diyerek aldatması — A’râf 7/20-22 (“Şeytân onlara vesvese verdi: Rabbiniz size bu ağacı yasaklamadı, meleklerden veya ölümsüzlerden olmayasınız diye yasakladı… Muhakkak ki ben size öğüt verenlerdenim diye yeminle aldattı”); Tâhâ 20/120-121; Kur’ân-Sünnet dışı bir kimsenin “ben sizin iyiliğinizi düşünüyorum” demesinin ölçüsüzlüğü; müteşâbih tevîllerdeki ihtilâf — İsrâîliyyât kaynaklı anlatılar: Tevrât-İncîl-Mûsâ-İbrâhîm’den gelen rivâyetler (cennetteki buğday ağacı, ebedîlik ağacı, kâinâtın ilminin bulunduğu ağaç); bu tevîllerde boğulmamak, yalın hükme bakmak gerektiği — İbn Kesîr, Tefsîr Bakara 2/35; İbn Âşûr, Tahrîru ve’t-Tenvîr
  • Rabbanâ Zalemnâ Tövbesi, Estağfirullâh: Âdem aleyhisselâmın hayretten kurtulup hatâsını anlaması ve “Rabbanâ zalemnâ enfüsenâ” duâsı — A’râf 7/23 (“Rabbimiz, biz nefsimize zulmettik; şâyet bizi mağfiret etmez ve rahmet etmezsen, muhakkak ki hüsrâna uğrayanlardan oluruz”); çeşitli hadîs ve rivâyetlerde Âdem’in uzun tövbe formülleri; “Allâh’ım, senden başka ilâh yoktur, seni tesbîh eder sana hamd ederim; Rabbim nefsime zulmettim, bağışla, merhamet et, tövbemi kabûl et — muhakkak ki sen Tevvâb ve Rahîmsin”; Tevbe 9/104 (“Onlar bilmezler mi ki Allâh muhakkak kullarından tövbeyi kabûl eder”); Nisâ 4/110 (“Kim bir kötülük yapar veya nefsine zulmeder de sonra Allâh’tan mağfiret dilerse, Allâh’ı Gafûr ve Rahîm olarak bulur”); Furkân 25/71 (“Kim tövbe eder ve sâlih amel işlerse, muhakkak ki o Allâh’a hakkıyla dönen biridir”); “Tövbe eden kimse Allâh’a karşı kibirliliği-küstahlığı-edepsizliği-hayâsızlığı-dik başlılığı kenara bırakıp nefsine galip gelerek boyun bükmüş kimsedir” tahlîli; “Allâh tövbe edenleri sever” beyânı — Bakara 2/222 (“Muhakkak ki Allâh çok tövbe edenleri sever, çok temizlenenleri sever”); Hazret-i Peygamber’in günde 70 veyâ 100 kez tövbe etmesi — Buhârî, Da’avât 3; Müslim, Zikir 41-42 (Ebû Hüreyre ve Ağarr el-Müzenî’den); sûfî virdlerinde Estağfirullâhe’l-Azîm’in aslî yeri; “Sübhânallâhi ve bi-hamdihî, sübhânallâhi’l-azîm ve bi-hamdihî, estağfirullâhe’l-azîm — kim bunu günde 100 defa söylerse, deniz köpükleri kadar günâhı olsa Allâh onu affeder” hadîsi — Buhârî, Da’avât 66; Müslim, Zikir 28 (Ebû Hüreyre’den); tövbenin sehere, gün başlangıcına veya sonuna muntazam yerleştirilmesi edebi
  • Kazâ Bulutu ve Feryâd ü Figân: Mesnevî beyti: “Bu kazâ güneşi örten bir buluttur; aslan ve ejderhâ bile ondan feryâd ü figân etmektedir” — kazânın geçici bir bulut oluşu, güneşin ışığını perdelemesine rağmen asıl kaynağın bâkî kalması; kazâ ânında “bildiğin bilmez, gördüğün görmez, aklın yetmez olur, lâl olur kalırsın” tasvîri — Târık 86/9 (“O gün sırlar ortaya dökülür”); “Âdem’in şeytândan üstünlüğü şu: hatâyı-kazâyı kendi nefsine aldı; ‘bunu sen emrettin ben yaşamadım’ demedi (Cebriyye olurdu), ‘sen yazdığın için bu geldi’ demedi (Kaderiyye olurdu)” — Cebriyye ve Kaderiyye fırkalarının tashîhi; Ehl-i Sünnet i’tikâdında kazâ-kader dengesi — Aliyyü’l-Kârî, Şerhu’l-Fıkhi’l-Ekber; Taftâzânî, Şerhu’l-Akâid; “Zorlamayı bırakıp feryâd ü figâna koyulan kişi ne kutlu kişidir, o iyi bir işe sarılmıştır” hikmeti; “Kazâ seni gece gibi sararsa sonunda yine elinden tutacak Odur; yüz kere canına kast etse yine sana can veren, derdine dermân olan kazâdır; seni eminlik mülküne götürmek için bu korkutmasını inâyet bil” beyitleri — Kamer 54/49 (“Muhakkak ki biz her şeyi bir kader/ölçü ile yarattık”); Kamer 54/50 (“Bizim emrimiz tektir, bir göz kırpması gibidir”); Kamer 54/54-55 (“Muhakkak ki muttakîler cennetlerde ve ırmaklardadır; doğruluk makâmında, güçlü bir hükümdârın katındadırlar”); Ra’d 13/39 (“Allâh dilediğini imhâ eder, dilediğini sâbit bırakır — Ümmü’l-Kitâb Onun katındadır”)
  • Zâlimlere Çomak, Tövbenin Önü Açması: Kazâ geldiğinde Âdem’in yolunu seçme emri: “Ben yanlış yaptım, ben hatâ yaptım, ben çok günah işledim, ben doğruyu anlayamadım, ben hakîkate eremedim, yâ Rabbi ben zayıf kulunum, hatâma-kusuruma bakıp cezâlandırma, merhametinle muâmele et, pâdişâha yakışan affetmektir” tövbe örneği — A’râf 7/23; Bakara 2/286; Nisâ 4/110; “Zâlimleri durduracak olan, tekerine çomak sokacak, bineğini devirecek, bize musallat edecek olan da Odur” tevekkül — Âl-i İmrân 3/160; Ra’d 13/11; Hûd 11/102 (“Rabbin zâlim kavimleri yakaladığı zaman işte böyle yakalar; onun yakalaması çok ağrılı ve çetindir”); “Zâlimleri başımıza musallat eyleme, musallat olanın karşısında inim inim inletme” duâsı — Meryem 19/81-82; “Cenâb-ı Hak her şeyi bir ölçüde yaratmış… Küçük-büyük her şey satır satır yazılı” — Kamer 54/49-55; İnfitâr 82/10-12 (“Üzerinizde koruyucular, şerefli yazıcılar vardır”); “Allâh yazdığını silecek, değiştirecek, belâyı def edecek, hastalığa şifâ verecek, duâyı kabûl edecek olandır”; Hakk tarafında niyet eden kulun yolunu hiç kimsenin kapatamayacağı, yalnız kişinin kendi hatâ-eksik-noksanlarının önünde engel teşkîl ettiği — Enfâl 8/53 (“Bu, bir kavim kendilerindekini değiştirmedikçe Allâh’ın da onlara verdiği nimeti değiştirmeyeceği gerçeği dolayısıyladır”)
  • Vesvese Artınca Zikre Devâm Suâli: “Vesvesenin kalbinizden gitmesini istiyorsanız Allâh’ı zikredin dediniz; bazen zikrettikçe vesveseler de artıyor, ne yapmalı?” suâli; cevâb: “Zikre devâm edeceğiz. Şeytân kaleyi bırakmak istemiyor, oturmuş davul-dümbek çalıyor” tasvîri; zikir artınca vesvesenin de artmasının doğru yolda olunduğunun delîli sayılışı; “Şeytânın insana vesvese vermesi Allâh’ın varlığına delîldir” yorumu; tasavvuf yolunda beşinci esmâ’nın (genel sülûk silsilesinde Allâh-Lâ ilâhe illallâh-Allâh Hû-Hak-Hayy sıralamasından sonra gelen makâm) sonunda şeytânın “Allâh yok ki, sen olmayan Rabbini mi zikrediyorsun?” vesvesesi ile dervişi imtihâna çekmesi — Kuşeyrî, er-Risâle; İbnü’l-Kayyim, Medâricü’s-Sâlikîn II (“Lâ ilâhe illallâh kelimesinin tahkîki”); Fâtır 35/6; A’râf 7/16-17; Nâs 114/4-6 (“Sinsi vesvâsın şerrinden — o ki insanların göğüslerine vesvese verir, cinlerden ve insanlardan”); Kehf 18/24 (“Ve Rabbini zikret, unuttuğun zaman”); Ra’d 13/28 (“Kalpler ancak Allâh’ı zikirle tatmin olur”)
  • Çaprazlama Delîl, Dede Hâtırası ve Kapanış: “Ben doğru yolda gittiğim müddetçe sen beni men etmeye çalışıyorsun, delîlim sensin” şeytâna karşı çaprazlama sağlama (matematik kaidesindeki çapraz çarpımın mânevî karşılığı); günümüzde dört işlem yapamayan üniversite nesli tenkîdi; Mustafâ Özbağ’ın anne dedesinin (Denizli Acı Payam’dan gelen) ve dayısının hâtırası: dedenin dayıya “dörde göre dört kaç eder?” suâline cevap alamayıp Nerman’a dönmesi, Nerman’ın “on altı” cevâbı üzerine “gördün mü eşek evlâdı?” çıkışı; Kuyucu Mehmet’in babasının okuması-yazması olmamasına rağmen “getir o müftüyü, cebimden on müftü çıkarırım” diyen ehl-i kerâmetliği; Anadolu’daki sözlü irfânın mektep-medrese ilminden bâzen derin oluşu — İbnü’l-Kayyim, Miftâhu Dâri’s-Saâde; Bayındır (anne tarafı: Bayındır 400 yıllık Osmanlı’dan kalma Honazlı âilesi) ile Denizli Acı Payam (baba dedesi) arasındaki âile bağları ve vukûat sebebiyle hicret hâtırası; “Akraba ilişkilerimiz ne yazık ki iyi götüremedim” nefis muhâsebesi ve istiğfâr — İsrâ 17/26 (“Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver”); Nisâ 4/1; Rûm 30/38; bir sonraki dersin 1263. Beyit’ten itibâren “Kuyuya yaklaşınca hastanın yanında tavşanın geri çekilmesi” üzerine devâm edeceği ve Salı günü Dîvân-ı Kebîr okumasının süreceği ilânı; kapanış: “Canım kardeşlerim haklarınıza helâl edin, bizden yana da helâl olsun” — Müslim, Birr 58; Buhârî, Mezâlim 10 (“Kardeşinin hakkı üzerinde olan kimse bugün helâlleştirsin, zîrâ âhirette ne altının dinârın geçer değeri olacaktır”); Selâmünaleyküm kapanış hitâbı — Nisâ 4/86 (“Selâmla selâmlandığınız zaman ondan daha güzeliyle veyahut aynıyla karşılık verin”)

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.