Açılış ve Cihâd-ı Efdal
Selamünaleyküm, hayırlı geceler. Allah gecenize hayırlı eylesin. Cenâb-ı Hak gündüzünüze hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Allah izin verirse bugün Mesnevî sohbetlerine devam edeceğiz kaldığımız yerden. Allah izin verirse tekrar Cumartesi günleri her Cumartesi Mesnevî sohbeti her Perşembe’de Allah izin verirse inşallah. Namazgahtaki, zikir yaptığımız yerdeki sohbet neyse ona devam edeceğiz. Allah’tan bir şey gelmezse inşallah. Biz bir konu başlığında kalmışız. Herhalde belki de konu başlığını okuduk veya da konu başlığında kaldık. Ama böyle bir konu bütünlüğü olsun diye inşallah biz Allah izin verirse konu başlığından başlayacağız. Takip edenler için hatırlama olsun istedim. bir Yahudi Padişah vardı.
O Yahudi Padişah büyük ateş, hendekler yaptı. Hendeklere çalı çırpı, yanıcı maddeler doldurdu. Ve o hendeklere ateşe verdi. Ve ateşe verdikten sonra da Müslümanları, müminlere inananları o ateşe atıyordu. Bu Yahudi Padişah bazı rivayetlerde zinuası olarak geçiyor. O Yahudi Padişah aynı zamanda Yahudi değildi aslında. Putperesti. Bazıları Yahudiydi diyor. Bazıları putperesti diyor. Ve bir müddet sonra inananlar kendilerinin ateşten sakınmamaya başladılar. Ve ateş onları yakmama başladı. Öyle olunca o Yahudi Padişah ateşe hitap etmişti. ne oldu ki sen neden yakıcılığın ve yanıcılığın devam etmiyor diye. Ve yakıcılığı ve yanıcılığı devam etmeyince ve Müslümanlar da kendisine ateş atmaya başlayınca bu sefer Yahudi Padişah kendi etrafındaki insanlara emretti.
Dedi ki onlara ateşten men edin. Ateşe atmayın. Ve ateşe atmayın dedi. Yanmadığını söylediler. Ve o Yahudi Padişah bu sözlere ehemmiyet vermedi. İnkar etti. Kendisine nasihat edenler, nasihatlerini kabul etmedi. O Yahudi Padişah bu acil mucizeleri gördü. Fakat ancak taan ve inkarda bulundu. ateşin yakmadığını gördü. Ama taan ve inkarlarda bulundu. ateşin yakmadığını gördü. İbrahim Aleyhisselâm’ı Nemrut ateşe atmıştı. İbrahim Aleyhisselâm’ı Nemrut ateşe atınca, İbrahim Aleyhisselâm için Cenâb-ı Hak, ey ateş serin ol, selametli ol deyince ateş yakmamıştı. Ne yaktı ne üşüttü. O yüzden ateşin yakmadığı da böylece hem eski ahitte hem de yeni ahitte hem de Kur’ân-ı Kerîm’de geçmiş oldu. Ama o îmân etmeyen, o küfür gözü takan, o küfürle etrafa bakan, perdelenen kalpleri mühürle olmuş olan o kâfir bu mucizeyi kabul etmedi.
Aynı şey Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hz. üzerinden de değişik mucizeler tecellî ediyordu. Ama o mucizeler tecellî ederken, küfür gözüyle bakan, küfürle bakan, Ebu Cehil olsun, Utbe olsun, Şeybe olsun, Mekke müşrikleri onun mucizelerini inkar ediyorlardı. O mucizeleri gördükleri halde îmân etmiyorlardı. Ve o padişahın etrafına nasihatçılar vardı. Nasihatçılar dediler ki, Beyit 870, işi haddinden ileri götürme, inat hayvanını bu kadar ileri sürme dediler. Nasihatçıların ellerini bağlayıp hapsetti. Zulmünü birbirine uladı, birbirine bağladı. Daha fazla zulm etmeye başladı. Şimdi her önceden büyük insanların, padişahların etrafında nasihatçılar veya hatta bugünkü dilde danışman dediğimiz, danışmanlar veya bakanlar veya hatta bunu biraz dini devlet açısından bakarsak bir şura söz konusu.
Bu nasihatçılar, o gün içinde o Yahudi padişaha bak burada acayip mucizeler oldu. Ateş bu Müslümanları yakmadı. Sen daha da bu meselenin üzerine gitme, geri dön. Bu haddi aşma, bu artık daha fazla zalimliğini orta yere koyma diye ona nasihatta bulundular. Ama velakin o nasihat bulunanların, bulunanların ellerini bağlatıp zindana attı. Ve Firavun’un da etrafında büyücüler vardı ya, Firavun’un etrafındaki büyücüler de Musa Aleyhisselâm’ın asasını yaptığını görünce ve Musa Aleyhisselâm’ın da buna hayrette kaldığını görünce, Firavun’un büyücüler demişlerdi ki, asanın yaptığını Musa da şaştı. Biz o Musa’nın Rabbine ihman ediyoruz. Diyince Firavun ne yapmıştı? Onların parmaklarını çapraz, ellerini kollarını çapraz kestirmeye başlamıştı. yine aynı şekilde bu Yahudi Padişah da, Padişah’ın etrafındaki o nasihatçılar bu mucizeleri görünce ona dediler ki, sen haddi aşma, daha fazla bu meselede inat etme.
Ama bu sefer Yahudi Padişah döndü, onlara zulmetmeye başladı. Zâlim bir Padişah’a, zâlim bir hükümdara, zâlim bir bürokrat’taki bir kimseye, zâlim bir kimseye hakkı teblih etmek en büyük cihattır. Hadîs-i şerifte, Tirmizi’de geçer bu. Kıyamet gününde Allah’ın en çok sevdiği ve kendine en yakın olan insan, adil imam, hükümdar olacaktır. İnsanlar içinde de en nefret ettiği ve kendinden en uzak olan kişi de zâlim imam, hükümdar olacaktır. O zaman Allah’ın en sevdiği kim? Adil bir hükümdar. Allah’ın hiç sevmediği kim? Zâlim bir hükümdar. O zaman Allah’a en yakın olacak olan kim? Adil bir hükümdar. En uzak olacak olan kim? Zâlim bir hükümdar. Ve yine Hadîs-i şerifte Hazret-i Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri taberaninde geçiyor.
Ahir zamanda zâlim valiler, fasık vezirler, hain kadılar, yalancı fakihler olacaktır. Sizlerden bu zamana yetişen onlardan herhangi bir vazife almasın. Ne zekat toplayıcı, ne yönetici, ne de zabıta olsun. Demek ki zâlim vali, zâlim vezir, zâlim kadı, zâlim fakih olursa onların vermiş olduğu görevleri de müminler kabul etmeyecekler. Onlara hizmet etmeyecekler. Onların yalakaları olmayacaklar. Onların etrafında olmayacaklar. Sebep onlar çünkü zalimler. bu yine bu zalimlerle alakalı taberanide geçiyor Hadîs-i şerif. Ümmetimden şu iki insana şefaatim ulaşmaz. Zâlim ve zorba imam ile hattı aşan her sapık. Şimdi demek ki ümmet-i Muhammed’in içerisinde de zâlim hükümranlar, zâlim valiler, zâlim kadılar, zâlim fakihler, zâlim yöneticiler olacak.
Ve zaman içerisinde bu zalimler de ümmet-i Muhammed’in içerisinde olacak. Ve o zalimlerin etrafında görev yapmamak, o zalimlere hizmet etmemek, o zalimlere yardım etmemek de Müslüman için muhakkak farz. Bakın bunu da nereden anlıyoruz? Yine Ebu Davut ve Tirmidziden, İbni Maciden, Nesai’den, Tabarin’den, İbni Hambel’den, Suyti’den. bunların hepsi de aynı Hadîs-i şerifi, aynı noktada nakletmişler. Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri buyuruyor ki, cihadın en eftali zâlim sultanın veya zâlim emrin yanında söylenecek adaletli sözdür. O zaman bu nasihatçılar vardı ya, Yahudi Padişah’a yapma, haddi aşma diyen, bunlar cihadın en eftalini yaptılar. Demek ki cihadın en eftali zâlim bir kimsenin yanında adâlet sözü konuşmak.
Zâlim bir valinin yanında adaleti tavsiye etmek, adaleti, hakkı ona tebliğ etmek veyahut da bir zâlim, yalancı bir fakih’e hakkı tebliğ etmek. Bakın bu cihadın en eftali olarak nitelendirilmiş. Cihadın en eftali, neden? Çünkü o zâlim o kimsenin kanına kastedebilir mi? Evet, canına kastedebilir mi? Evet, malına kastedebilir mi? Evet. O kimsenin makamına kastedebilir mi? Evet. Bir kimse zulmediyorsa zulmetmek nedir? Kur’ân ve Sünnet’in dışında davranmaktır. Bakın kıymetli dostlar, evlerimizde eşlerimize Kur’ân ve Sünnet’in dışında davranıyorsak zulmediyoruz. Evlerimizde çocuklarımıza Kur’ân ve Sünnet’in dışında davranıyorsak zulmediyoruz. Kadınlar, kocalarınıza Kur’ân ve Sünnet’in dışında davranıyorsanız zulmediyorsunuz.
Çocuklar, anne ve babalarınıza Kur’ân ve Sünnet’in dışında davranıyorsanız zulmediyorsunuz. Elinin altında çalışan kimseler olanlar, iş yerinin patronu, iş yerinde usta, iş yerinde vardiya amiri, eğer elinizin altındakini Kur’ân ve Sünnet’in dışında davranıyorsanız zulmediyorsanız, hak ve adâlet dairesinde davranmıyorsanız zulmediyorsanız, herhangi bir resmi dairede amirler, resmi dairede şefler, müdürler, genel müdürler, eğer ellerinizin altındaki memurlara, eğer hak ve hukuk dairesinde davranmıyorsanız onlara zulmediyorsanız. Belediye başkanları, eğer ki kendi elinizin altında olan kimselere hak ve hakaniyet ölçüsünde hizmet etmiyorsanız ve onlara hak ve adâlet açısından davranmıyorsanız zulmediyorsanız, Belediye başkanları, eğer ki vatandaşlarınıza eşit ve hakaniyet bir hizmet vermiyorsanız onlara zulmediyorsanız, bakanlar, başbakanlar, devlet başkanları, devleti yönetenler, eğer ki hak ve hakikate yönelik devleti idare etmiyorsanız, bakanlıklarınızı öyle idare etmiyorsanız, Kur’ân ve Sünnet dairesinde değil ise davranış biçimleriniz, adâlet ve hukuka uygun davranmıyorsanız zulmediyorsanız.
Bakın bir şeyin anayasa hukukuna uygun olma ayrı bir şeydir, Kur’ân ve Sünnet’e uygun olma ayrı bir şeydir. Bir insan kabre girdiğinde Kur’ân ve Sünnet’ten hesaba çekilecek, anayasadan hesaba çekilmeyecek. Cenâb-ı Hak bize kabre girdiğinde sen ne kadar anayasaya uyudun demeyecek, sen ne kadar ülke yasalarına uyudun demeyecek, sen ne kadar Kur’ân ve Sünnet’in yasalarına uyudun diyecek. O yüzden bir kimse Kur’ân ve Sünnet’in yasalarına uygun davranmıyorsa o zulmediyordur. böyle zulmeden bir kimseye, zulmeden bir kimseye, Eğer ki bir kimse hakkı, hakikati, adaleti, hukuku, Kur’ân ve Sünnet’in emirlerini ona teblih ediyorsa o zaman o kimse en büyük cihadı yaptı. birisi hırsızlık yapıyor, ona sen hırsızlık yapıyorsun yapma deyip de ona nasihat ediyorsa, ona teblih ediyorsa o en büyük cihadı yaptı.
Hatta bir yönetici yönettiği elinin altındaki kimselere adaleti davranmıyorsa, tarafgir davranıyorsa, onlara eşit muamele de bulunmuyorsa onlara zulmediyor. Bir kimse kalkıp da ona eğer ki sen bunlara zulmediyorsun, sen tarafgir davranıyorsun, yanlı davranıyorsun deyip de ona teblih ediyorsa, ona nasihat ediyorsa o zaman o en büyük cihadı yaptı. Ve o en büyük cihadi yapan kimseler ümmetin doğru insanları, ümmetin alimleridir, ümmetin erdemli insanlarıdır, ümmetin içerisinde ümmete ışık olan, ümmete yol gösteren zamanın velileri, zamanın şeyhleri, zamanın alimleri, zamanın cihatçılarıdır. Allah muhafaza eylesin. Ve bunların aslında korkmadan, çekinmeden hakkı ve hakikate haykırmaları gerekir.
Ve Hazret-i Ali Radıyallâhu Anh hazretleri meşrurdur ya sözü, mazluma yardımcı ol, zalime düşman kesil. Batıla yardım eden, hakka zulmeder buyurmuştur. O zaman mazluma yardımcı olmak, zalime düşman kesilmek İslam’ın şiarıdır. Eğer bir alim, bir ulema, bir mümin mazluma yardımcı olmuyor da, zalime düşman kesilmiyorsa Allah’ın hakkını yerine getirmemiş olur. Batıla yardım ediyorsa Allah’ın hakkını yerine getirmemiş olur. Çünkü müminler batılla savaşmakla emrolunmuşlar. Müminler zalimlerle savaşmakla emrolunmuşlar. Eğer müminler zalimlerle savaşmazlarsa, batılla savaşmazlarsa namazları onları kurtarmaz. Eğer müminler mazlumlara yardımcı olmazlarsa namazları onları kurtarmaz. Kıymetli kardeşlerim, ey ümmet-i Muhammed, sadece İslam’ı namaz olarak algılıyorsunuz.
Sadece İslam’ı Ramazan’dan Ramazan’a oruç tutmak olarak algılıyorsunuz. İslam’ı sadece Cumadan Cumaya Cumaya gitmek olarak algılamayın. İslam’ın en önemli şiarlarından birisi, mazlumlara yardımcı olmak, zalimlere düşman kesilmektir. İslam’ın en önemli şiarlarından birisi, batılla yardım etmemek, batılla mücadele etmektir. Ve batılla mücadele edenler, Cenab-ı Hakk’a zulmederler. En büyük zulüm de budur. En büyük zulüm, bir kimsenin Allah’a zulmetmesidir. Hak ve hakikate zulmetmesidir. Hazret-i Muhammed Mustafa’ya sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine zulmetmesidir. Şimdi hem Müslümanım deyip, hem onun sünneti seneyesine karşı gelmek, Hazret-i Muhammed Mustafa’ya zulmetmektir. Hem Müslümanım deyip, hem Kur’ân’ın hükümlerini itiraz etmek, Kur’ân’ın hükümlerini değiştirmeye çalışmak, Kur’ân’ın hükümlerinin dışında hüküm oluşturmaya çalışmak, Hakk’a zulmetmektir.
Ey Müslüman kardeşim, ey Mümin kardeşim! İslam sadece namaz kılmak, oruç tutmak, sakal bırakmak demek değil. İslam sadece başını örtmek, manto giymek demek değil. İslam bir bütün dindir, bir bütün dindir. Biz 6666 ayeti kerimeye îmân ederiz. O yüzden kötülüklerle savaşmak, yanlışlıklarla savaşmak, zalimlerle savaşmak, batılla savaşmak, mücadele etmek, İslam’ın şiarıdır. Allah muhafaza eylesin. Bir yerde Hak çiğneniyorsa, bir yerde hukuk çiğneniyorsa, bir yerde adâlet çiğneniyorsa ve ona karşı insanlar susuyorsa, onlar birer dilsiz şeytan olmuştur. Bakın birer dilsiz şeytan olmuştur. Mümin, batıla zulme, haksızlığa, hayırın, iyiliğin, doğruluğun ortadan kaldırılmasına ses çıkarmayan kimse değildir.
Mümin bunlara ses çıkarır. Mümin bunlara karşı mücadele eder.
Dilsiz Şeytan ve Zulme Ses
Ve normalde bunlara razı olan, bir yerde Hak çiğnenirken susan, bir yerde haksızlığa tecellî ederken ona susan, bana ne diyen veya birilerinin hakkı, hukuku çiğnenirken bana ne diyen, birilerinin namusu, şerefi, haysiyeti değişik platformlarda ayağa düşürülmeye çalışırken mümin buna bana ne diyorsa ve bu bana necilik devam ediyorsa, ne yazık ki her Müslüman, her Mümin dilsiz şeytan gibi olmuştur. Çünkü haksızlıklar karşısında susan, dilsiz şeytandır. Bu bazı kimseler tarafından zayıf hadisi olarak nitelendirir ama mana açısından sahiptir. O yüzden haksızlıklar karşısında Müslümanların susmaması gerekir. Haksızlıklar karşısında alimlerin susmaması gerekir. Haksızlıklar karşısında bu meselede bilgi sahibi olanların susmaması gerekir.
Bakın Diyanet Teşkilatı, İlahi Hukuklarındaki profesörler veyahut da bu meselede kalem yürüten, bu meselede akıl yürütenler ve hatta ülke içerisindeki ehli tarikat, ehli şey efendiler, ehli suviler, ehli dervişler, bu meselede pay sahibi olanlar, kıymetli kardeşler, kıymetli dostlar, sözüm hepinize ve hepimize, nerede Kur’ân ve Sünnet çiğneniyorsa, nerede Kur’ân ve Sünnet’in hükümleri alaşağı ediliyorsa, nerede Kur’ân ve Sünnet ile ala ediliyorsa ve nerede hak ve hakikat çiğneniyorsa, bütün Müslümanlar tek yürek olup bu zulme karşı başkaldırmaları lazım. Bir yerde haksızlık, hırsızlık, uğursuzluk, batıliyet, şeytaniyet, deccaliyet kol geziyorsa, Müslümanların bunlarla mücadele etmesi gerekir.
Müslüman bunlarla mücadele etmezse, deccaliyet ve şeytaniyet onun yatak odasına gelir, çöreklenir. Kendisini kurtarması mümkün olmaz. Bakın kendisini kurtarması mümkün olmaz. o Yahudi Padişah’ın yanındaki nasihatçiler ellerinin bağlanıp hapse atılmayı göze aldılar. Ellerine bağlanıp hapse atılmayı göze alarak o Yahudi zâlim Padişah’a nasihat ettiler. Bakın Yahudi’nin etrafındaki büyücüler, Firavun’un etrafındaki büyücüler kalktılar Firavun’a nasihat ettiler. Parmaklarının ve kollarının çaprazlama kesilmesini umursamadılar. Parmaklarının ve kollarının ellerinin çaprazlama kesileceklerini bile bile Musa aleyhisselamın dinine îmân ettiler. Dediler ki Musa’nın Rabbine îmân ettik. Ey Ümmet-i Muhammed’in alimi gibi görünen kimseler.
Siz Yahudilerin etrafındaki büyücüler kadar değil misiniz ki hak ve hakikat noktasında parmaklarınızı feda edemiyorsunuz. Siz Firavun’un etrafındaki büyücüler kadar değil misiniz ki siz hak ve hakikati ayı kıramıyorsunuz. Bütün toplum önderi, cemaat önderi gibi olanlar, nerede bir adaletsizlik varsa, nerede bir zulüm varsa, nerede bir haksızlık varsa, nerede bir uğursuzluk varsa, nerede bir hırsızlık varsa, dünyanın neresinde olursa olsun, buna karşı niçin bir sözünüz dahi yok, buna karşı neden ayağa kalkmıyorsunuz, bunlara karşı neden tebliğler yayınlamıyorsunuz. Biz sizden Kur’ân ve Sünnet dairesinde tebliğ istiyoruz. Bu İslam’a uygun mudur değil midir, bu Kur’ân’a uygun mudur değil midir, Kur’ân ve Sünnet bu noktada bize ne emrediyor, bunları neden beyan edip neden sokaklara çıkmıyorsunuz.
Yarın öbür gün Mehtalâ Resulü çıktığında hepiniz inim inim ineceksiniz ve dilleriniz koparılacak ve mahşerde dilleriniz, enselerinizden çekilecek. Eğer siz korktuğunuzdan dolayı nemalarınız kesilir diye, dünya menfaatlerinden oluruz diye hak ve hakikate ayıgramıyorsanız, vallahi de billahi de Firavun’un yanındaki büyücüler kadar kıymete harbiyeniz yok. Ve o Zünuvas’ın etrafındaki nasihat ediciler kendilerinin canlarına mal olacağını bile bile Zünuvas’ı durdurmaya çalıştılar. Ona nasihat ettiler ve dediler ki yapma etme. Zünuvas da ne yaptı? Zünuvas onlara da zulmetti. Onların da ellerini bağladı, onları da hapsetti. Zulüm son noktaya geldi. Karanlığın son noktası, zifrin son noktası aydınlığın başlangıcıdır.
Hazret-i Pîr bize olayı anlatmaya devam ediyor. Diyor ki mademki iş bu dereceye vardı, ey köpek sabret kahramız erişti diye bir ses geldi. Ondan sonra ateş kırk arşın alevlendi, bir halka teşkil etti ve o Yahudileri yaktı. Ve demek ki o zalimin zulmü, o Zünuvas’ın zulmü, o Zünuvasçıların zulümleri o kadar arttı, o kadar arttı, o kadar arttı ki artık zalimlikte son noktaya geldiler. İsrail’in yaptığı gibi zalimlikte son noktaya geliyorlar. Amerika’nın yaptığı gibi zalimlikte son noktaya geliyorlar. Batı’nın yaptığı gibi zalimlikte son noktaya geliyorlar. Batı’ların uşakları olan, Müslümanların başında devlet başkanlıkları yapanlar, o devlet başkanlıklarını Batı’lara hoş görünmek için kullananlar, onlar da zalimliklerin son noktalarına geliyorlar.
Ve zalimliklerin son noktalarına gelince bir hitap erişecek. Ve o hitap erişecek denecek ki ey köpek sabret kahramız erişti. Ve onların kendi elleriyle topladıkları ve onların kendi elleriyle kurdukları düzenler, kendi elleriyle kurdukları sistemler, kendi elleriyle oluşturdukları o ateş çukurlarına kendileri düşecekler. diyor ki o ateş kırk arşın boyunca kalktı, büyük bir halaka haline geldi ve Yahudileri kendi içine aldı. Neden? Onlar çünkü zulme diyorlardı, zulme sessiz kalmışlardı. Zulme diyorlardı, o zulmeden zalimin yanında zalimi destekliyorlardı. İhyada çok hoşuma giden bir hadise vardır. Birisi gelir sorar, der ki ben haccaca elbise dikiyorum. Haccaca elbise dikmem zulme yardım etmek mi? der.
İhyada bir fetvâ var bunu ihyaya almışlar. O zat der ki asıl zulmeden zulme yardımcı olan kumaşı üreten sen dikiyorsun sen zalimin ta kendisisin der. Bakın zâlim bir hükümdere elbise dikmek dahi zulmetmektir. Zâlim bir başkana, zâlim bir devlet başkanına, zâlim bir amire, zâlim bir müdüre hizmet etmek, zâlim bir adama hizmet etmek o zalime yardım etmektir ki zulmetmektir. O yüzden o Yahudiler de sessiz kalıyorlardı. O zalimin zalimliğine sessiz kalmak, zalimin zalimliğine sessiz kalmak, onu normalde ayıplamamak, onu buğuz etmemek. bir hadîs-i şerîf var ya meşhur siz bir kötülüğü gördüğünüzde mümkünse elinizle, o da mümkün değilse dilinizle, o da mümkün değilse kalbim buğz ederekten önlemeye çalışınız ki bu da imanın en zayıf noktasıdır denilen hadîs-i şerîf. siz bir zulmeden haksızlık yapan, adaletsizlik yapan, işi ehline vermeyen, liyakatsızlık eden, ona buna peşkeş çeken bir şeyleri, onu gördüğünüzde eğer onun etrafındaysanız, onu alkışlıyorsanız, onun bu noktada zulmüne, haksızlığına, adaletsizliğine, hukuksuzluğuna göz yumuyorsunuz.
Gözmüyorsanız dahi ona yardım ediyorsunuz. O yüzden aynen zulmetmiş gibi oluyorsunuz ve nasıl o Yahudilere ateş yaktıysa sizi de cehennem ateşi yakacak. Bunu bilmiş olun. Çünkü tarih boyunca görülmüştür ki hem İslam tarihinde hem Roma tarihinde, Avrupa tarihinde hem de Faresi tarihinde hem de ileri doğru gittiğimizde Doğu tarihlerine baktığımızda zulmeden krallar, zulmeden padişahlar, zulmeden ülkeler, milletler en sonunda helaka uğramışlardır. Ve bunların misali çoktur. Bunu Kur’ân-ı Kerim’den de değişik hadiselerden dinlemek mümkündür. Allah muhafaza eylesin. o zulmeden zünuvasın oluşturduğu, o zulmeden zünuvasın ağaçtır, çalıdır, çırpıdır neyse ateş kuyularından çıkan ateş o Yahudilere alıverdi.
Buruç Suresinde bununla alakalı hikaye dinleyebilirsiniz. Buruç Suresi âyet 10. Mümin erkek ve mümin kadınlara dinlerinden döndürmek için işkence yapıp soruda tevbe etmeyenlere cehennem azabı vardır. Onlar için çok yakıcı bir asaf vardır. Buruç Suresi bu meseleyi anlatır. Rabbim bizi zalimlere yardım etmekten muhafaza eylesin. Bizleri zalimlerle mücadele edenlerden eylesin. Bakın kıymetli kardeş Araf âyet 4 ne diyor? Biz nice memleket halkını yok ettik ki onlara azabımız gece uyurlarken veya gündüz istirahat halindeyken geldi. Neden onlara zulmetti? Çünkü Kasas Suresi âyet 58’de bahsediyor. Biz refah içerisinde şımarıp azgınlaşan nice ülkeleri helâk ettik. Demek ki insanlar refah içerisinde şımarıp azgınlaşınca onlar ama gece uyurken ama gündüz istirahat ederken ne yapmışlar?
Helâk edilmişler. O yüzden bu tip Kur’ân-ı Kerim’de hikayeler vardır. Zâlim ülkelerin helâk edildiğine dair veya Lut Aleyhisselâm’ın dini tebliğ ettiği kavim gibi veya Salih Aleyhisselâm’ın kavmi gibi veya Lut Aleyhisselâm’ın kavmi gibi nice kavimler vardır ki onlar refah içerisinde şımarıp azgınlaşmışlar ve zalimleşmişler. Ve zalimleşince zulmetmeye başlayınca Cenâb-ı Hak onları helâk etmiş. Hazret-i Pîr devam ediyor. Onların asılları önceden de ateşti. Sonunda da asıllarına gittiler. Zaten zümre ateşten doğmuştu. Cüzüler kül tarafına yol alır, o tarafa giderler. Şimdi bir kimse o zaman bunu biz Arabî ekolünde bu beytleri anlamaya çalışırsak bunlar ayağını sabitelerinde küfür ehlilerdi. Ayağını sabitelerinde küfür ehli olduklarından veya hatta ayağını sabitelerinde Kahhar ismi şerifinden sıfatına veya Muğdil ismi şerifinin sıfatının tecelliyetine mahsul olmuşlardı.
Öyle olunca onlar ateşe doğru gittiler. Çünkü ateş böyle hakkınızı helal edin Kahhar ismi şerifinin emrinde tecelliyatındadır. Eğer bir kimse ateşle azab olunursa Kahhar ismi şerifinin sıfatının tecelliyatına mahsul olmuş olur. Şimdi Arabî ekolünde bunu düşündüğümüzde bütün hepsi, bütün bu kainatta gördüğünüz her şey bir sıfatın tecellî gahıdır. Bir sıfatın tecelliyatıdır veya bir sıfatın aynada görünüşüdür. Öyle olunca burada Hazret-i Pîr de Allah-u Alem sanki Muhyiddîn ibni Arabinin dili gibi olmuş ve diyor ki onların asılları önceden de ateşti. Sonunda da asıllarına gittiler. su, aslı sudur buharlaşır yağmur olur döner, yine su olur, aslına döner. Nereye giderseniz gidin bir şey buzdur, buzu eritirseniz su olur, buhar soğutursanız su olur.
Aslına döner her şey. Ve onlar da asılları ateşti. Ay’ani Sabite’de onlar ne yazık ki narı nur gördüler, nara koştular. Bu dünyaya da indiklerinde onlar da ne yaptılar? Ateşi kendilerine nur gibi gördüler, oraya koştular. Ve onların asılları ateş olduğu için sonunda da asıllarına gittiler. Buradan bakaraktan sakın ha Cebriye’ye düşmeyin veya Kaderiye’ye düşmeyin. Bu meselede Arabî ekolince biz bu meseleyi tefsir etmeye çalıştık. Yoksa bir kimse yapmış olduğu hatalar, günahlar, kusurlardan tövbe etmez, geri dönmezse o tabi bilâ mecbur gideceği yer cehennem olur. Ve gideceği yer cehennem olduğu için de onun için o cehenneme aşinalık sağlamış olur. Allah muhafaza eylesin. O yüzden baktığımızda vücut mesela topraktan yaratılmıştır, sonuçta aslına döner.
Nefes bitince, ruh vücuttan çekilince sonuçta yine aslına döner, toprak olur. Ruh nereye gider? Ruh da kendisine ait olan makama çıkar. Ruh mesela dünyada kalıcı olmaz veya ruh kabre gömüldüğünde oradaki kabirde kalmaz. Neden? Bu dünyaya ait değildir çünkü. Bu dünyaya ait olan bedendir. O zaman bu dünyaya ait olan her şey aslına rücû edecek, yine dünyada kalacak. Bunun gibi mesela siz bir meyve yersiniz, meyve bu dünyaya aittir, bu dünyada kalır yine. Bakın başka bir yerde kalmaz. Mesela Allah’ı zikredersiniz. Zikrullâh bu dünyaya ait değildir, enteresandır. Bakın zikrullâh bu dünyaya ait değildir. Nereye aittir? Öteleri aittir. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri dedi ya siz la ilahe illallah diyerekten cennette meyve ağacı dikeniz.
O zaman enteresan bir şey öyle değil mi? Kim veya başka bir hadîs-i kutsi subhanallah ve bi hamdihi subhanallahil azim diyen bir kimseye cennette bir meyve ağacı dikilir. Bakın yapmış olduğunu zikrullâh bu dünyaya ait değil. Veya hatta başka bir hadîs-i şerifte kim la ilahe illallah derse o Allah’ın katına çıkar, tabiri caizse ve Allah’ın kapısına tabiri caizse vurmaya başlar. Allah bildiği halde sorar bu nedir? Filancanın tehrididir. Bakın filancanın tehrididir. Ne istemektedir? Kendisini söyleyen affedilmesini istemektedir. Ve Cenâb-ı Hak der ki kulum onu söylediği anda ben onu affetmiştim. Bakın enteresan bir şey. Yaptığınız ibadetler bu dünyaya ait değildir. Namaz müminin miracıdır ya. Namaz müminin miracıdır deyince namaz bu dünyaya ait olmadı.
Oruç, oruçlunun sevabını ben veririm. Oruç benim katımda değerlendirilir. Bakın oruç bu dünyaya ait olmadı. Bakın dindeki iyilikler bu dünyaya ait değildir. güzel sözler, iyilikler, iyi hareketler. kökü neredeydi? Kökü Rahman’dandır. Kökü ötelerdendi. Bakın kökü ötelerdendi. Ve nereye gitti? Yine ötelere gitti. Bu dünyaya ait değil. O zaman her şey aslında rücû edecek. Allah’ı zikretmek bu dünyaya ait değil. Burada sen zikrettin. Sanki dünyada zikrettin ama buraya ait değil. Nereye gitti o? O öteye gitti. Ait olduğu yere gitti. Bakın siz Allah’ı zikrettiğinizde o ait olduğu yere gitti. O burada kalmadı. Neden? Neden? Buraya ait değil çünkü. Enteresan bir şey.
Zikrin Rücûu ve Haramın Âdîliği
O zaman her şey aslında rücû edecek ya. Her şey aslında rücû ederken buraya ait olmayanlarda ne olacak? Burada durmayacak. Buradan gidecekler. Bakın burada durmayacak. Buradan gidiyor. O zaman aslında rücû etti. Bakın tevhîd okudunuz. Aslında rücû etti. Aslı neydi? Allah’tı. Allah’ın katından geldi. Allah’ın katından geldi tekrar Allah’ın katına döndü. Ve sen onu zikretmekle aslında bir nefes bu. Sen o nefesi vermekle buraya ait olmayan bir ibadeti yaptın. Onlar burada beyte tekrar dönüyoruz. Onlar ancak mümini yakan bir ateştiler. Kendilerini kendi ateşleri çarçöp gibi yaktı. Anası havi olan kimsenin mekanı ancak haviyedir. Çocuk anası onu arar. Asıllar mutlaka ferleri izler. o ateş aslında müminleri yakmak için yapılmıştı.
Müminleri yakacaktı o ateş. Ve müminleri yakan bir ateşti. İlk önce öyleydi. Ama ne oldu? O ateş döndü ateşi hazırlayanları yaktı. Bakın kötülük yapanlar sonuçta kötülük kendilerine döner. Siz bir şer işlerseniz şer size döner. Her ne kötülük yaparsanız yapın. O kötülük sonuçta size döner. Siz aslında yine İsa Aleyhisselâm söyler bunu. Ateş eken kor biçer der. Ateş eken kor biçer. O zaman bir kimse ateş ekiyorsan kor biçeceksin. Sen biçeceksin. Kötülük ektiysen kötülük biçeceksin. Yanlışlık ektin. Yanlışlık biçeceksin. Tövbe der geri dönersen Allah senin kötülüklerini hayre çevirir. Ama tövbe edip geri dönmezsen, tövbe edip Allah’ı zikretmezsen, tövbe edip Allah yolunda koşmazsan sen kötülüklerinden dolayı cehennemde ebedi olarak kalabilirsin.
Allah muhafaza eylesin. Yaptığın kötülük, yaptığın yanlışlık eyvallah. hadîs-i şerîf var ya siz bir zikrullâh cemaatine gider de orada Allah’ı zikrederseniz cemaat halinde. Sizi oradan diyor, af olunmakla beraber geçmiş günahlarınızın da hayre çevirilir kalkınız oradan der. O zaman sen eğer yapmış olduğun kötülüğe devam edersen, ondan geri dönüp tövbe etmezsen, sen ancak cehenneme odun olursun. Sen ancak cehennemde ebedi kalacak bir taş olursun. Allah muhafaza eylesin. O zaman bunda hiç kimsenin suçu yok, bunun suçu kabahati senin, bunun hatası sana ait. Sen kötülüklere devam ettin. Allah muhafaza eylesin. Yine âyet-i kerimede diyor ki Cenâb-ı Hak iyilikleri kötülüklerine ağır basarsa o hoş bir hayat içindedir cennette. sizin bu dünyadaki iyilikleriniz kötülüklerden fazla olursa o zaman siz cennette hoş bir hayat yaşarsınız.
Ama kimin sevap tartısı hafif gelirse kucağına sığınacağı anası bir uçurumdur. Kötülükleri iyiliklerine ağır basarsa artık onun da durağı haviyedir. Üstad Hazret-i Mevlânâ Celalatürrüm Hz. burada anası havye kimseler. anası ateşse o kimsenin ateşlik. Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hz. bir hadîs-i şerifte dedi ya cehennemlik olanlar cehennemlik ameller işlerler. Cennetlik olanlar da cennetlik ameller işlerler. geldi sahabeden bir kimse dedi ki ya Resulallah madem ki cennetlikler belli cehennemlikler belli biz neden amel işliyoruz? Hazret-i Peygamber de dedi ki cehennemlik olanlar cehennemlik ameller işlerler. Cennetlik olanlar da cennetlik ameller işlerler. onlar ne yaptılar asıllarına gittiler. çocuk annesine koşar ya çocuk korkunca annesinin kucağına sığınır veya çocuk yabancıyı görünce annesinin kucağına sığınır. ateş o kimsenin anası gibi olursa o kötülüklere devam eder.
Onu kötülükten nasihatta etseniz onu çevirmeye de çalışsanız onun anası kötülük. Onun anası ateş. Onun anası cehennem. Cehennem ona ana kucağı gibi. O cehenneme doğru koşturacak. Allah muhafaza eylesin inşallah Cenâb-ı Hak. Ve inşallah Müslümanlar için bunu temenni ederim. Îmân üzerine ölsünler. Îmân üzerine ölürlerse onlar normalde cehennemde yanacaklar, yanacaklar, kömür gibi olacaklar. Sonra Cenâb-ı Hak onları bir rahmet ırmanına atıp yine onları cennete koyacak. Ama îmân üzerine ölmezlerse onlar ebedi cehennemde kalacaklar. Allah muhafaza eylesin cümle ümmet-i Muhammed’e inşallah. Cehennemle alakalı çok âyet-i kerime çok hadîs toplamışım da onları geçiyorum. Cehennemi çok anlatıp da sizi şimdi kapı zahalline sokmak istemiyorum.
Allah muhafaza eylesin. Neyler toplamışım, neler toplamışım. Devam ediyoruz yine Hz. Pirdansöz’e. Su havuz içinde zindanda mahpus gibidir. Ama hava onu çeker. Zira su erkana mensuptur. Onu havuzdan kurtarır, azar azar. Dünya hapishanesinde öyle çalar. Bir gün gelir her şey aslında rüce eder. Su havuzda hapis gibidir ama güneş çıkınca o yavaş yavaş ne olur buharlaşır. Buharlastıkça ne olur havuzdan kurtarır yavaş yavaş. Mümin içinde dünya zindandır. Hadîs-i Şerîf’te dünya müminler için zindan kafirler için cennet gibidir diyor ya. Bu da onun gibi. Bizim de ne yaparız biz de bu dünya zinanından her nefes alıp verdikçe bizi bu dünyadan kurtuluşa doğru götürür. Aslında her nefes biz ahirete yaklaşmaktayız. bir havuzun içerisindeki su misali gibi biz de ne yapacağız yavaş yavaş yavaş bu dünya cehenneminden bu dünya zindandan kurtulacağız.
Gerçekten müminler için dünya bir zinan. Gerçekten müminler için dünya hele bu zamanda ahir zamanda gerçekten kolay yaşanılan bir zaman değil. Müslümanların gerçekten bu dünyada yaşamaları gerçekten böyle harikulade bir olay gibi. baktığımızda bir kimsenin ahir zamanda imanını muhafaza etmesi, imanını koruması, imanını yaşaması samimiyetimle söylüyorum. Bu harikulade büyük bir keramet. Eğer bugün bir Müslüman haramlardan uzak duruyorsa, ibadetlerini yerine getiriyorsa, kötü ve kötülüklerle mücadele ediyorsa samimi söylüyorum o büyük bir velî. Ben gerçekten öyle görüyorum. normalde çünkü baktığım zaman böyle analiz ettiğimde yaşadığım dünyaya, yaşadığım ortama bakıyorum. Gerçekten bir Müslümanın dinini yaşaması çok zor. sokaklara baktığımızda, sosyal medyaya baktığımızda, medyaya baktığımızda, dünyaya baktığımızda, ülkemize baktığımızda gerçekten dini yaşamak çok zor.
İslam’ı yaşamak çok zor. Tebliğ etmek çok zor. İnsanın eşini, çoluğunu, çocuğunu, etrafını nasihat edip onları Kur’ân ve Sünnet tarihinde yaşatma mücadelesi vermesi gerçekten çok zor. Bu zaman zaman bunu dile getiriyorum. Gün geçtikçe de bu zorlanıyor. Gün geçtikçe de bu daha da böyle karamsar bir tabloya dönüyor. Baktığımız zaman gerçekten etrafımıza bakıyoruz, sokaklara bakıyoruz. söyleyecek söz bulamıyoruz, diyecek bir şey bulamıyoruz. Ve haram işlemek o kadar rahatlamış, haram işlemek o kadar rahat, haram işlemek o kadar kolay, haram işlemek o kadar basit bir şey haline gelmiş. İnsanlar artık korkmadan, çekinmeden, utanmadan, arlanmadan çok rahat haram işliyorlar. Bakın çok rahat haram işliyorlar.
Ve hiçbirimizin nasihatleri kar etmiyor. Hiçbirimizin çalışmaları kar etmiyor. Ne yazık ki eğitim sistemimiz, ne yazık ki hukuk sistemimiz, ne yazık ki bizim medyamız, ne yazık ki bizim sokaklarımız, haram işlemeyi elverişli, haramı alkışlıyor, haramı destekliyor ve haramla iç içe, haram artık böyle tabiri caizse pamuk şekeri gibi geliyor insanlara. Ve insanların elinde pamuk şekeri yemek ne kadar lezzet veriyorsa, tat veriyorsa çocuklara, gençlere, haram işlemek de bütün insanlar öyle tatlı geliyor, öyle lezzetli veriyor. Söyleyecek bir sözümüz olmuyor artık. Bakıyoruz, bakıyoruz, bakıyoruz. Sokağa çıkmaya utanıyoruz. Ben kendi nefsim için söylüyorum. Ben sokakta yürümeye utanıyorum. Kafamı ne tarafa çevirirsem çevireyim, her taraf haram.
Ne tarafa çevirirsem çevireyim. Ve fitursuzca, sakınmadan, utanmadan, arlanmadan insanlar çok rahat haram bir hayat yaşıyorlar. Ve tesettür noktasında, tesettür dairesinde çok rahat insanların haramları. Yanlarında anneleri babaları var. Anneler babalarının yanlarında o çocuklar. Ne bileyim, utanmıyorlar. Anne babalar da utanmıyor. Bazen böyle dönem dönem bakıyorum. Kadıncaz, mescure, örtülü, yanında eteği bile olmayan bir kız çocuğu yanında. o anne utancından kafasını kaldıramıyor. Ama söyleyecek lafı yok. O çocuk onu dinlemiyor çünkü. Ben onu dinlemediğinin farkındayım. Veyahut da bir bakıyorsunuz, bir erkek eşi o kadar fitursuzca soyunmuş ki yanında. böyle bir Müslüman tipinde bir adam gördüğünde bir eşine bakıyor, bir kendine bakıyor.
Bir o adama bakıyor. böyle kendisi de utanıyor ama eşine söyleyecek söz yok. Eşine söyleyebilecek yapabileceği bir şey yok. O hale geldi ve baktığımızda Allah muhafaza eylesin. İnsanlar yavaş yavaş yavaş ama cennetlik ameller işleyerekten cennete yol alıyorlar. Ama yavaş yavaş yavaş cehennemlik amel işleyip cehenneme doğru yol alıyorlar. Enteresan bir şey ve bunu durduracak herhangi bir güç yok. Bunu durduracak herhangi bir şey yok. Çok rahat bir şekilde herkes bütün haramlarını orta yere döküyor. Enteresan bir şey. Allah muhafaza eylesin. Ve her şeyde böyle eğer o açıdan bakacak olursak aslında rüje ediyor. Aslına doğru gidiyor. Bu acı bir şey. cehennemlik olanlar cehennemlik ameller işliyorlar.
Cennetlik olanlar da cennetlik amel işliyorlar. Ama bunu böyle konuştuğumuzda sanki hiçbir şey yapmayacakmışız gibi, hiçbir mücadele etmeyecekmişiz gibi algılanmasın. Bunu böyle söyleyen alimler var mı? Evet. Bunu böyle söyleyen kimseler var mı? Evet. ahir zamanda öyle bir zaman gelecek ki tebliğciyi dinleyen kimseler olmayacak. Nasihatçıyı dinleyen kimseler olmayacak. böyle bir zamanda diyor siz çekilin kenara, tebliğ etmeyin, anlatmayın hiç kimseye. Diyenler var mı? El cevabı var. Ama insanın canı dayanmıyor. İnsanın içi dayanmıyor. Ve diyorsun ki bu topraklar şehit kanlarıyla yoğruldu. Bu topraklar İslam oldu. Bu topraklarda 600-700 seneden beri, 1071’den beri öyle söyleyelim. Anadolu’ya girişi Türklerin 1071, İslam’ın Anadolu’ya girmesi 1071. 1071’den itibaren bu topraklar İslam’la yoğrulmuş.
İslam’la yoğrulmuş olan bu topraklarda ne yazık ki ne yazık ki İslam dışı her türlü her şey serbest şu anda. Bunun üzüntüsü için başka bir derdim yok. Kimsenin kıyafetiyle uğraşacak alim yok. Ama İslam kıyafete bir ölçü getirmiş. Ve hiçbir şekilde bu ölçü uyulmadığı gibi ne yazık ki öbür ölçü de uyulmuyor. kimsenin kıyafetine karışmayalım. Be canım kardeşlerim kimsenin kıyafetine karışmayacağız da. Ya ben çıplak kadın görmek zorunda mıyım dışarıda her gün? karışmayalım evet. İyi karışmayalım da. Erkekler de komple şortla dolaşmaya kalkarlar ki başladılar dolaşmaya. Kimsenin kıyafetine karışmayalım. Ya kıyafetsizlik var orta yerde. Kıyafetine karışmamak değil hiç kimsenin kıyafetsizliğine karışılmıyor ülkede. bizde bir algı var kimsenin kıyafetine karışma.
Canım kardeşim kıyafete karışan yok. Kıyafetsizlik var ülkede kıyafetsizlik. Biz bu ülkede hiç kimsenin kıyafetsizliğine karışamıyoruz. Ne kıyafeti? Kimsenin kıyafeti. Kıyafet yok ki ortada. Kıyafetsizlik var. Ve buna üzüntüm şu ve bunlar Müslüman. Bunların anneleri babaları Müslüman. Bunların aileleri dedeleri nineleri Müslüman. Ve Müslüman çocukları bunlar. Ve bu Müslüman çocukları ne yazık ki kıyafetsiz ve adım adım cehenneme doğru yol alıyorlar. Adım adım cehenneme doğru yol alıyor. Ve bir İslam ülkesi olarak nitelendiriliyor ya halk olarak. Allah muhafaza eylesin. ne yazık ki o havuzun suyu zaman içerisinde kuruyup gidecek. Zaman içerisinde herkes Allah muhafaza eylesin. Küfür deryasına dalacak gidecek.
O tarafa doğru yaklaşıyor insanlar. Rabbim muhafaza eylesin. Sözlerin temizleri bizden çıkarak ona yükselir. Ondan başkasının bilmediği yere kadar varır. Nefeslerimiz temizlik sebebiyle bizden hediye olarak bekâ yurduna yücelir. Sonra ululuk sahibi Allah’tan ancak rahmet olarak sözlerimizin mükafatı kim iste bize gelir? bakar âyet 112. Hayır hayır kim özü iyilik dolu olarak yüzünü Allah’a tertemiz döndürür ve teslim ederse onun Rabb’i katında ecri vardır. Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olacak değillerdir. bu sözlerin temizleri, sözün temizi, sözün güzeli bizden çıkar Allah’a yükselir. Sözün temizi nedir? Kur’andır. Sözün temizi zekirdir. Sözün temizi iyiliktir, nasihattir. O zaman sözün temizi bizden çıkar nereye gider?
O hiç kimsenin bilmediği Allah’a doğru yükselir. Ve hiçbir iyilik ortaya koyarsa onun iyiliğin 10 katı vardır. Kim bir iyilik ortaya koyarsa. Kim de bir kötülük isterse sadece o kötülüğün misliyle cezalandırır. Onlar haksızlığı uğratılmaz. O zaman siz bir iyilik yaptığınızda bunun en az sevabı 10 iyilik karşılığıdır. Allah 1’e 10 verir, 1’e 100 verir, 1’e 700 verir. Cenâb-ı Hak isterse 1’e 10’dan aşağı vermez ama. 1’e 1 vermez. Onun adetullahı değildir bu.
Sevabın Katı ve Güzel Söz
Allah en az verirse 1’e 10 verir. En az verdiğidir o. Bazı hadislerdeki 1’e 100’dür, 1’e 1000’dir, 1’e sayısızdır. Keyfiyeti Allah’a aittir ama en azı 1’e 10’dur. Öyle olunca o iyilikler o zaman ona doğru gider. Bizim normalde nefeslerimiz temizlik sebebiyle bizden hediye olarak bekâ yurduna yücelir. Nefes nedir temiz olan? Abdestli ağzınla dua etmek, abdestli ağzınla zikrullâh yapmak, abdestli ağzınla ibadet etmek, abdestli dolaşmak ve abdestli dolaşan bir kimsenin her nefes alışı verişi ibadet olmuş oldu. Ve abdestli ağzınla o kimse zikrullâh yaptığında her zikrullâh onun büyük ibadet oldu. Allah’a ibadet edin, ona hiçbir şey ortak koşmayın. Sonra anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, akrabalon komşulara, yakın komşulara, yanında bulunan arkadaşa, yolda kalanlara, sahip olduğunuz kölelere iyilik edin.
Şüphesiz Allah kibirlenen ve övünen kimseyi sevmez. Bakın Allah’a ibadet edin, ona ortak koşmayın. Bakın ibadet edecek, ona ortak koşmayacak. Ondan sonra önce neye? Anneye, babaya, sonra akrabaya, sonra yetimlere, yoksullara, sonra akraba olan yakınlara, yakın komşulara, yanında bulunan arkadaşlarına, yolda kalanlara sahip olduğunuz elinizin altındaki kölelere iyilik yapın. İyilik yapın ki Allah sizi cennetine alsın. İyilik yapın ki Cenâb-ı Hak size merhamet etsin. İyilik yapın ki Cenâb-ı Hak size misliyle versin. Artırsın da artırsın, artırsın da artırsın. Ve siz bir nefesle, bir nefesle cenneti kazanın. Nefes. bir kimsenin oturup abdestini alıp la ilahe illallah demesinin hiçbir ağırlığı yok.
Allah’ı zikretmesinin hiçbir ağırlığı yok. Hadi mali ibadetler vardır. iyilik yapın diyor ya etrafınızdaki kimseye. Anneye, babaya iyilik yapın. Bunun mali olanı var, fiziki olanı var. Fiziki olan ne? Annenin babanı elinden tut. Annen baban düşkün olduysa, hastalandıysa, ihtiyarladıysa git bakımını yapabiliyorsan bakmaya, onlara yardımcı olmaya gayret et. Bu nedir? Bu fizikidir. Mali nedir? Annenin babanın harçlığa ihtiyacı varsa git ona harçlık ver. Onlara bakmaya çalış. Aynı şekilde mesela bir kimsenin akrabalarına da onlara git. Mesela mali olarak yardımda bulunabiliyorsan mali olarak yardımda bulun. Öbür türlü fiziki yardımda bulun. Herhangi bir ihtiyacı olan bir kimsenin ihtiyacını gör.
Komşularının ihtiyacını gör. Yakın dairedeki arkadaşlarının ihtiyacını gör. Yakın dairedeki arkadaşlarının kötülük yapma, zulmetme. Onlara yardım etmeye çalış. Onların elinden tut. Onlara destek olmaya çalış. Hiç olmazsa iyiliği nasihat et. Hiç olmazsa onlara tebessümlü davran. Güzel ahlaklı ol. İyi ahlaklı ol. Sizin en faydalanınız etrafınıza en fazla faydası dokunanınızdır. En fazla faydan olması için gayret et. Sizin en faydalanınız, en iyiniz etrafınıza hiç zarar vermeyeninizdir. Etrafına zarar vermemeye gayret et. Kıymetli dostlar, dilinizi koruyun, gözünüzü koruyun, elinizi koruyun, ayağınızı haramlardan koruyun, cinsel uzuvlarınızı haramlardan koruyun. Sevgili gençler, harama dönüp bakmayın.
Harama el uzatmayın. Haram bir ilişkiye girmeyin. Haram bir ilişkiye girmeyin. Yapmayın. Haramlardan fersah fersah kaçın. Sevgili canım kızlarım benim, sevgili yavrularım, ne olursunuz tesettürünüze dikkat edin. Soyunmayın erkeklerin önünde. Sevgili erkekler, genç erkekler, genç yavrularım benim. Ne olursunuz zinaya koşmayın. Kadınları kızları baştan çıkaracağım diye uğraşmayın. Sevgili gençler, sapkınlıklara gitmeyin. Ne olursunuz şu eşcinsellere, eşcinsellere benzemekten uzak durun. Eşcinsellere dinlemeyin. YouTuber’da onları takip etmeyin. Onları havalara sıçratmayın. Onların normalde daha da meşhur olmasına, daha da tanınmasına vesile olmayın. Bir kötülüğe vesile olmak, kötülüğe işlemek gibidir.
Siz onları YouTuber’larda izledikçe, YouTube’da onları izledikçe kötülüğe yardımcı oluyorsunuz. Siz onları dalga geçmek için, kafa yapmak için veya herhangi bir şeyi takip ettiğiniz müddetçe siz zulmediyorsunuz. Siz bu ahlaksızlıklara, siz bu ahlaksızlara yardım etmiş oluyorsunuz. Ve onlarla beraber haşrolacaksınız. Onlarla beraber yürüyeceksiniz. Allah muhafaza eylesin. Gönlüm arzu etmez bunu. O yüzden ona tebessüm etmek, onu takip etmek, onu tıklamak dahi, onu desteklemektir. Onu desteklemektir. düşünebiliyor musunuz? Eşcinseli destekliyorsunuz, eşcinseli dinliyorsunuz. Düşünebiliyor musunuz? Eşcinseli seviyorsunuz. Allah insanları sevdikleriyle beraber halk eder. Yapmayın. Peygamberinizi sevin, Allah’ı sevin, Allah dostlarını sevin, müminleri sevin.
Anne ve babalarınızı hürmet edin. Bakın gün geçtikçe anne ve baba’ya hürmet, saygı, sevgi azalıyor. Kardeşlerin arasındaki hukuk bozuluyor. Akrabaların arasındaki hukuk bozuluyor. Komşuların arasındaki hukuk bozuluyor. Artık komşular birbirlerini tanımıyorlar. Artık komşular birbirlerinin yüzlerini çeviriyorlar. Artık komşular birbirlerine zulmediyor. Kimisi çocuğu ağladı diye şikayet ediyor. Kimisi çocuğu gürültü yaptı diye şikayet ediyor. Sokakta çocuklar oynuyor diye şikayet ediyorlar. Çocukları dövüyorlar. Çocuklara kalkıp haksızlık yapıyorlar. Biz bu hale gelecek bir ümmet miydik? Bu hale geldik. Bakın bu hale geldik. mahallede bir cenaze oluyor. Mahallede bir cenaze olunca hiç kimsenin umurunda değil.
Herkes yine vur, patlasın, çal oynasın. Hayatına devam ediyor. Bu hale geldik biz. bir tarafta deprem oluyor. Öbür tarafta şarkılar, türküler, dansözler, sazlar, cazlar devam ediyor. Ve deprem zamanında, deprem günü ve bu ülkede yaşanıyor bunlar. Ve deprem olmuş televizyonlar hiçbir programını aksetmiyor. Bir tarafta bir şehit cenazesi oluyor. Programlar hiçbir şekilde hiçbir programı aksetmiyor. Bir tarafta yangın var. Bir tarafta millet oynuyor, gülüyor. Bir tarafta perperişan ortalık. Bir taraf oynuyor, gülüyor. Bu hale geldik. Allah muhafaza eylesin. O yüzden kardeşlik hukukumuz milleti millet eden, toplumu toplum eden bütün hukuklar yerle bir oluyor. Artık bir tarafta müminler bir vücut gibidir.
Bir tarafları ağrırsa, bir tarafı sızlarsa bütün vücut o acıyı o sıkıntıyı hisseder. Hali kalmadı. Ümmet-i Muhammed’in bir tarafında zulme uğramışlar, bombalar başlarında patlıyor. Ümmet-i Muhammed’in bundan haberi yok. Ve bizde şöyle, Ümmet-i Muhammed’de şöyle bir hal var. Sanki din Arapların, başka kimsenin değil. Din Arapların değil canım kardeşim. Din inananların. işte Arap dünyası bu meseleye baksın. Canım kardeşim Arap dünyası iki yakasını bir araya getiremiyor. Din zaten Arapların değil, dini îmân edenler. O yüzden biz dünyanın neresinde bir zulüm var ise, neresinde bir haksızlık, arsızlık, hursuzluk var ise biz onunla mücadele etmek zorundayız. Biz onunla mücadele etmekte mükellefiz.
O yüzden Filistin kan ağlıyor, ümmet denizlerde cirit ağlıyor. Doğu Türkistan kan ağlıyor, ümmet var vur patlasın, çal oynasın devam ediyor. Irak’ta, Suriye’de ümmet kan ağlıyor ve askerlerimiz PKK’nın peşine takılmış, dağlarda, bayırlarda PKK peşinde, millet vur patlasın, çal oynasın öyle devam ediyor. Bu hale geldik. O yüzden kıymetli dostlar ve hatta topluma bakıyorsunuz. annesi, fesli, götürmüş bir bakım evine koymuş kendisi başka ülkede yaşıyor adam. Başka yerlerde yaşıyor. Annesiyle ilgilenen yok. Annesine bir şey söyleyen yok. Annesine bir şey diyen yok. Veya babası hasta, annesi zor zor bakıyor. Dedim ki kadına, oğlun yok mu senin var dedi. Kaç tane dedim ben, iki tane. Hayırsız dedi, bak gelmiyorlar bile dedi, sormuyorlar bile dedi.
E dedim baba, baba fesli, kimse ilgilenmiyor. Veya hatta anne fesli, yaşlı bir baba var evde kocası var. Ona bakacağım diye uğraşıyor. Yok kimse ilgilenmiyor. Evlatlar bir haber her şeyden. Bakın bir haber. Bir de çocuklarla konuşuyor telefonunu alıyorum bazen. Telefon açıyorum yavrum bak anneniz şöyle, anneniz böyle. Ohohoh. Onlar hepsinden fazla haklı. Bir anlatmaya başlıyorlar. Allah’ım diyorum ya ne hale gelmiş bu insanlar. Haklı, çok haklı hem de. Ve çocuklar anne babalarından çok fazla haklı. Nedense o hale geldi herkes. Allah muhafaza eylesin. Oysa ayetle sabit. Anne ve babalarınıza birinci derece değilik. Şimdi çocuklar haklı, anne babalar haksız. Şimdi akrabalar normalde haksız, biz haklıyız.
Komşularımız haksız, biz haklıyız. Bütün herkeste haklılık var. Herkes haklı. Haksız olan hiç kimse yok. Allah muhafaza eylesin. O yüzden kıymetli dostlar biz yavaş yavaş yavaş temiz sözler, temiz hareketler, temiz adımlar atarak da cennete doğru kanat çırpalım. Biz kötü sözler, kötü hareketler, kötü davranışlar yaparak da cehenneme doğru kanat çırpanlardan olmayalım. Ve nefeslerimizi temiz tutalım. Nefesin temiz tutulması için kalbin temiz olması lazım. Kalbinizi temiz tutun, aklınızı temiz tutun, dilinizi temiz tutun ve temiz yaşayın. Temiz yaşayın. Niyetinizi temiz tutun ve temiz yaşayın. Eğer kalbinizi temiz tutmazsanız kalp neyle temiz olur? Îmân ile, İhlâs ile, samimiyet ile, tevhîd ile, zikrullâh ile temiz olur.
O muayyille yıkanacak değil. Benim kalbim temiz. O yüzden namaz kılmama gerek yok. Veya namaz kılanları görüyoruz canım benim kalbim temiz. Otur oturduğun yere. Onun kalbi temizmiş. Senin kalbin temiz olsa namaz kılardın. Senin kalbin temiz olsaydı haram istemezdin. Senin kalbin temiz olsaydı Allah’ı zikrederdin. Senin kalbin temiz olmuş olsaydı kalbine ilhâm gelirdi senin. Senin kalbin temiz değil. Temiz kalbe ilhâm gelir. Eğer ilhâm gelmiyorsa o kalp temiz değildir. Bakın o kalp temiz değildir. Temiz kalpli beş vakit namazını kılar, haramdan uzak durur. Haram istiyorsan göz göre göre haram istiyorsan sen temiz kalbi değilsin. Hele haramı helal ettiysen senin kalbin kararmış kardeşim. Mühürlenmiş senin kalbin.
Allah muhafaza eylesin inşallah. Bakara âyet 112. Kim özü iyilik dolu olarak yüzünü Allah’a tertemiz döndürürse. Bakın özü dediği o kimsenin niyeti, içi, o kimsenin kalbi. O yüzden bu konu çok önemli. Eğer o özü iyi olacak içi iyi olacak o kimsenin. Kalbi iyi olacak. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Rabbim muhafaza eylesin inşallah. 885. Bey, sonradan kul nail olduğu şeylere bir daha nail olsun diye bizi yine o güzel sözlere sevk eder. Yine o bize o çeşit sözler söyletir. böylece en güzel sözleri söyledikçe hep böyle sözlerin çıkmakta Allah’ın rahmeti inmektedir. Ve bu iki hal sende daimidir. Bu güzel sözler senden çıkar, ne yapar? Allah’a ulaşır. Bakın bu enteresan bir şey. Ve Allah’a ulaştıkça, bu böyle tabiri caizse sen bir güzellik yaparsın.
Kim Allah’a bir adım yaklaşırsa Allah ona on adım yaklaşır. Kim Allah’a bir adım yaklaşırsa Allah ona yüz adım yaklaşır. Kim Allah’a yüz adım yaklaşırsa Allah ona koşar. Hadisi kutusi var ya böylece sen böyle bir alışverişe girersin. Allah’la. Sen bir sefer lelahilallah dersin. Allah sana on sevaf verir. Allah sana yüz sevaf verir. Sen bu sefer Allah sana on sevaf verince Cenâb-ı Hak sana rahmetiyle tecelletti. Rahmetiyle tecelletince nuruna nuruna ekledi. Sen devam edersin her lelahilallah deyişte Cenâb-ı Hak seni zikreder. var ya kim Allah’ı zikrederse Allah da onu zikreder. bakın karşılıklı alışveriş başladı. Sen Allah dedikçe o da seni zikretir. Sen onu zikretir, o seni zikretir. Sen onu zikretir, o seni zikretir ve zikriniz karıştı birbirine.
Ve Cenâb-ı Hak’ın rahmeti sana oluk oluk akmaya başladı. Sen namaz kıldıkça senin günahlarını affetti, seni temizledi. Sen oruç tuttukça seni temizledi. Sen iyilik yaptıkça seni temizledi. Seni rahmetine kattı. Ve o kimse var ya sabah namazını kılardı, öğlen namazını niyet ederse iki namaz arasındaki küçük günahları affoldu. O kimse bir de Allah’ı zikrederse hiçbir onun günahı kalmadı. Onun kalbi ilhâm edilen kalplerden oldu. O bütün gününü böyle geçirdi, gecesini de ibadet de geçirdi. Kalbine ilhâm gelen kalplerden oldu. O Allah’a dost olanlardan oldu. Neden? Gün içerisinde hiç günahı kalmadı. Ve günahsız bir şekilde yatağına yattı. Günahsız bir şekilde. Onun rüyası da sahih oldu. Onun kalbine gelen ilhâm da ne oldu?
Sahih oldu. Çünkü bu böyle bir tiktaktır ki bu. İbadet ettikçe, iyilik yaptıkça, Allah’ı zikrettikçe, Cenâb-ı Hak sana rahmetine barındırır. Seni nurunun içine alır. Seni rahmetinin içine alır. Seni bereketinin içine alır. Seni hıfsının içine alır. Ve öyle ki artık sen tabricaysa onun gemisine binmiş onun deryasında yüzersin. Allah bizi muhafaza eylesin. O yüzden güzel söz, burada diyor ya güzel sözlere sevk eder diye. Güzel sözden maksat Allah’ı zikretmektir. Kur’ân-ı Kerîm okumaktır.
Zikir Meclisi ve Bulgur Büyüsü
Nasihat etmektir. İyiliğe emretmektir. Bunlar güzel sözlerden maksat budur. Salih amellerden maksat da Allah’ın farz kıldığı ibadetleri yerine getirmek. Allah’ın haram kıldıklarından uzak durmaktır. O zaman bu ikisini ümmet birleştirmeli, insanlar birleştirmeli. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyurmuştur. Allah’ın celalini zikredip, onu tesbih, tekbir, tahmid ve tehlil ile ananlar arşın etrafına götürülürler. Arının dolanışı gibi onların dolanışları vardır. Sahipler orada zikredilir. Sizden biriniz Allah katında anılabileceği bir şeyin bulunmasını istemez mi? İbn-i Mace imam-ı Hanbel. Bakın kim Allah’ı zikrederse, tesbih ederse, tesbih ederse, Allah’ı tenzih ederse, Allah’a ibadet ederse ne oluyormuş?
O kimse Allah’ın arşının etrafına götürülüyormuş. Arşının etrafında arının dolanışı gibi dolanıyorlarmış. Orada da onlar zikrediliyormuş. Dikkat edin buna. O yüzden Allah’ın celalini zikredip, bakın Allah’ın celalini zikredip, tesbih edenler, tenzih edenler Allah’ın arş alasında dolaşacaklar. Güzel söz. Allah’ı zikirdir. İbn-i Mace nakletmiş bunu. O Allah Azze ve Celle’ye yükseltirir. Salih amel ise onun farzlarını eda etmektir. Kim Allah’ı zikredip de farzlarını eda etmezse, onun sözü ameline döndürülür. Onun için evla olan amel işlemesidir. O zaman zikrullâh ile iyi ameli birleştirecek. Eğer onun zikrullahının tabiri caizse, sağlaması delili güzel amel. Ve bunun ikisini birleştiren kimseler sıratı müstakimde dost doğru yoldadırlar.
Bazıları vardır zikrullâh yaparlar, güzel amel işlemezler. Kimisi vardır güzel amel işler, zikrullâh yapmaz. İkisi de eksiktir bunun. Allah muhafaza eylesin. O yüzden buradaki sohbetim bu konuda sûfî kardeşlere. Zikrullahlarınızı güzel amellerle süsleyiniz. Güzel amellerinizi de zikrullâh ile süsleyiniz. Bir tarafınıza bir elinize zikrullahı, bir elinize de güzel amelleri alarak yürüyün. Ve zikrullâh ile güzel ameli kendi nefsinizde bir edin, kendi nefsinizde tam edin. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Faresi söyleyelim. Bu şevk ve cezbe o zevkin geldiği taraftan gelir. o şevk istemek, arzu etmek, özlemektir. Bu şevk bir kimsede kaybolursa Allah muhafaza eylesin. O kimse Allah’a yaklaşmakta topal olur.
O yüzden önemli olan şevk ehli olmaktır. Şevk ehli olmak devamlı koşmayı gerektirir çünkü. Şevk ehli olmak devamlı arzulamayı daha da sını, daha da sını doğru yürümeyi ister şevk ehli olan. Ve cezbe, doğru cezbe insanı hep hayrette bırakan bir şeydir. Şevk ehli’nde cezbe olur. Bir kimsede şevk olmazsa onun cezbesi de olmaz. Böyle cezbe Allah deyip titremek değildir. Bu değildir cezbe. Cezbe nedir? Allah’ın sıfatsal tecelliyetine mazhar olmaktır. Titremek değildir. O yüzden bir kimse hani… Böyle sevdiği bir kimsenin adı anıldığında hoşlanır ya, bu cezbedir. Böyle birden hoşlanması, birden onun kendinden geçmesi. Veyahut da şimdi bir kadın bir erkeğe âşık olmuştur. Âşık olunca erkeği gördüğü anda kendinden geçer.
Cezbe odur. Veya bir kadın bir erkeğe âşık olur. Her daim onu ister, her daim onu özler. Bu da şevktir. Veya bir erkek, bu illaki kadın erkeğe âşık olacak diye bir kaydı yok. Bir erkek de bir kadına âşık olur. Ona karşı hep şevk üzerindedir. Hep onu ister, hep onu arzular, hep onu düşünür. Eğer bu heva hevesinden nefsinden değilse. Ve bu şevktir. Onu gördüğü anda dili lal oluyorsa bu cezbedir. Bakın dili lal olduğu anda bu cezbedir. faresice söyleyelim diyor ya, bu şevk ve cezbe o zevkin geldiği taraftan gelir. sen neyi seviyorsan şevk ve cezbe ondan gelir. sen bir erkeği sevdiysen şevk ve cezbenin sahibi odur. Sen değilsindir sahibi. Bizde şimdi kendisiymiş gibi sahibi algılanıyor. O gerçek aşıklık değil.
Bir şeyi kendinden görmek gerçek aşıklık değildir. bir kimse âşık olur, aşıklığını maaşıya bağlar. Bakın âşık olur, aşıklığını maaşıya bağlar. Yok aşıklığını kendi nefsine bağlıyorsa o âşık değildir. Ben sevdim diyorsa o sevmemiştir. O sevmiştir ama o sevmemiştir. Neden? Gerçek âşık, aşıklığını maaşıya bağlayandır. Ben sevdim diyen ise şatahat yapıyor. O daha henüz ermemiş, olgunlaşmamış. Şevkin sahibi de, cezbenin sahibi de gerçek manada maaşıktır. Neden maaşıktır? Âşık şeklendikçe maaşık da ona şeklenir. Sufilerin tabiriyle söyleyeyim. Maaşık şeklenmiştir ki âşık ona şeklenmiştir. Maaşık cezbelenmiştir ki âşık ona cezbelenmiştir. Böyle olunca yerli yerine oturur. O zaman cezbe de, mişevk de ona aittir.
Ve ondan gelmektedir ve yine ona dönmektedir. Öyle algılayalım inşallah. Her kavmin gözü bir günceye zevk sürdüğü cihette kalmıştır. Yakinen her cinsin zevki kendi cinsi iledir. Buradan devam edeceğiz inşallah. Ben buraları da işlemişim, baya yazmışım buralara da. Saat çünkü 11 oldu. 11 olunca sohbeti kesmek istedim daha fazla olmasın. Allah izin verirse sorularınıza geçeceğim şimdi. Cenâb-ı Hak’tan bir mâni gelmezse önümüzdeki cümartesi inşallah buradan devam edeceğiz. Allah’tan bir şey gelmezse inşallah. Buraya bir not düşmek için bekletiyorum size hakkınızı. Hakkınızı helal edin yeri kaybetmeyelim diye. Tabii âşıklığı maaşıya bağlarsanız, âşığın suçu kalmaz. Ağışıklığı maaşıya bağladığı anda o kimsenin suçu kalmaz.
Ama o zaman o kimsenin şikayeti de olmaması lazım. Suçu kalmadı gibi şikayeti de kalmaması lazım. Evet, âşığın suçu yoktur. O zaman âşık şikayet etmeyecek. Âşığın şikayeti de olmaması gerekir. Her kavmin gözü bir günceye zevk sürdüğü cihette kalmıştırdan devam edeceğiz. Allah izin verirse 890 o zaman 888 mi oluyor? 888’den inşallah devam edeceğiz. Allah izin verirse inşallah. Böyle meslemin sohbetleri çok uzun olursa biraz daha sıkar insanı diye düşündüm. Ya da sıkılmıyor arkadaşlar bilmiyorum. Bu konuda kimsenin üzerinde de hükmetmeyelim inşallah. Sorularınıza geçiyorum inşallah. Allah’a emanet olun. Şunu unuttum deyince yukarıdaki yazdıklarım okumadanız ders almak istemiştim Allah’ın izniyle demiş bir kardeş.
Niye okumadık acaba? Benim sakallarım… Benim sakallarım… Benim sakallarım… Benim sakallarım… Benim sakallarım… Benim sakallarım… Benim sakallarım… Bunu herhalde… Bunu söyle dedik. Öyle hatırlıyorum ama… Demek ki daha önce de bir şeyler yazmış kardeşler. Ders verelim inşallah sana. Kıymetli kardeş. Bu sohbetlerden ders alan kardeşler… Bu numaraya atlarını soyatlarını atabilirler. Onları normalde tabi nasıl kaydedeceğiz onu da bilmiyoruz da. İnşallah onlarla da bir… Bir zati görüşme olsun inşallah. Kıymetli kardeşler lütfen bu numaraya… Cuma mübareği, bayramı mübareği… Bunları atmayın lütfen Allah rızası için. Okunmuyor. Efendim ömür iyi amelle uzaması, kötü amelle yakınlaşması… Kişinin kendi cüzi iradesi dahile midir?
Siz Allah’tan hayırlı uzun ömür isteyiniz diye. Şerif var. Biz de Allah’tan hayırlı uzun ömür isteriz. O yüzden hayır yapmaya, hasenat etmeye, iyilik yapmaya gayret ederiz. Kıyametin yaklaşması, uzaklaşması da yine insanların yaşantısı ile ilintili midir? muhakkak ilintilendirilebilir ama kıyamet ne bir adım öne ne bir adım sona gelir gider der. Takdir edilmiş onun vakti saati. Rabbim bizleri öte aleme hazırlık yapan kullarından eylesin. Ben hiç böyle şeylere bakmam. Ben kendim şimdi ne yapmam lazım ona bakarım. Şimdi ne yapmam lazım ona bakarım. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri siz kıyametin koptuğunu da görseniz… Siz bir elinize bir fidan varsa onu dikmeye gayret edin der.
Biz o zaman bu esnada ne yapmamız gerek? Onun lazım. Diyelim ki kıyamet bir taraftan kopmaya başladı. Öğlen ezanın vakti girdi. Siz öğlen namazını kılmayacak mısınız? Bunun gibi. Biz namazı kılacağız. O zaman biz vaktin çocuğu olalım. O vakitte ne yapılması gerekiyorsa biz onu yapmaya gayret edelim. Önemli olan bu. Hocam kanalımıza abone oldum. Sizden Rabbim razı olsun. Sohbetiniz bazı insanların hiç işlerine gelmiyor. O kadar doğru sözler söylüyorsunuz ki. Estağfurullah. Muhakkak işlerine gelmez insanların. Bir Müslüman, bir Mümin. Herkes sevmez Mümini. Şimdi insanlar, insanlar, insanlar… Herkes beni sevsin diye uğraşır. Ama Mümini herkes sevmez. Zaten bir kimse herkes beni sevsin diye uğraşıyorsa o münafıktır.
Mümin, Kur’ân ve Sünnet tarihisinde konuşan, Kur’ân ve Sünnet tarihisinde yaşayan bir kimsedir. Müminleri ancak müminler sever. Müminin kâfir sevmez. Müminin kâfir sevmez. Müminin kâfir sevmez. Müminin müşrik sevmez. Müminin haramzadeler sevmez. Müminin haramı kendine helal edenler sevmez. Şimdi rüşvet haramdır. Alanda veren de Allah’ın lanetine uğrasın diyen bir kimseye rüşvetçiler sever mi? Sevmez. İçki haramdır. İçki haramdır. Allah’ın getiren, yediren, içiren hepsi de harama girer dediğinde içkiçiler sever mi seni? Faiz haramdır. Allah’ın veren, katibini yapan hepsi de lanetlenmiştir desen faizciler seni sever mi? Sevmez. Allah’ın hükmünden başka hüküm yoktur desen ve Allah’ın hukukundan başka hukuk da yok demiş olsan, Allah’ın hukukunun dışında duranlar, Allah’ın hukukunu, Kur’ân ve Sünnet’in hukukunu çağlar gerisinde kaldı diyenler seni sever mi?
Sevmez. Sen hırsızlık, yolsuzluk, uğursuzluk yapmayın. Bunlar Allah’ın haram kıldığı şeyler dediğinde hırsızlık, uğursuzluk, yolsuzluk yapanlar seni sever mi? Sevmez. Sen adâlet istersen, adaletsiz davrananlar seni sever mi? Sevmez. Sen rant peşinde koşanlara, rantçılara, sen bunlar rantçısın, siz rantiyecisiniz dediğinde onlar seni sever mi? Sevmez. O yüzden ben herkes beni sevsin diye böyle bir derdim yok zaten. Biz Allah’a yaslamışız kendimizi. Allah bizi sevsin inşallah. Selamünaleyküm. Ölü nasıl yıkanır? Dikkat edilmesi gerekenler kim yıkayabilir? Ceset ne olduğunu anlar ya da duyar mı? Nasıl defnedilir? Birinci derecede yakınım ve bazı arkadaşlarım dinsiz olduklarını açıkladı. Bunların cenazelisinde davranış biçimimiz nasıl olmalı?
Dinsizlerin ne kadar da yıkılırsa, ne kadar da yıkılırsa, ne kadar da yıkılırsa, ne kadar da yıkılırsa, ne kadar da yıkılırsa, ne kadar da yıkılırsa, Müslümanlı secdeye gitmemiş. Müslüman değil, Müslümanlara atmış tutmuş ama getiriyorlar camiye. Cemaatte kılıyor namazını. Bunda bir sıkıntı görmüyorlar kendilerince. Allah muhafaza eylesin. Ölü nasıl yıkanır? Bununla alakalı fıkıh kitablarında geniş bir malumat bulabilirsiniz. İnşallah açın, okuyun onu da. Evet, işte önce yıkanır, normal bir kimsenin vücudu yıkanır gibi yıkanır, temizlenir. Ondan sonra cesede abdest saldırırlar, ondan sonra kefenlerler. Dikkat etmesi gereken en önemli konularda bunlar. Kim yıkar? Bütün Müslümanların yıkamayı bilmesi lazım.
Bakın bütün Müslümanların bir cenazeyi yıkama, defnetmeyi bilmesi lazım. Biliyorlar mı? Hayır. Selamun aleyküm, kalbe nasıl yürünür? Sorum budur. Kişi kendi kalbine nasıl yürür? Bir kimsenin kendi kalbine yürünmesi demek kendini kıyafet etmesi. Bir kimsenin kendi kalbine yürünmesi demek kendini kıyafet etmesi. Kişi kendi kalbine nasıl yürünür? Kişi kendi kalbine nasıl yürünür? Bir kimsenin kendi kalbine yürünmesi demek kendini tanımlaması demek. Kendi nefsini bilmesi demek. Nefsini bilen Rabbini bildi. Eyvallah. Kalbine yürünmesi o kimsenin kendi iç dünyasıdır. Bu kendi iç dünyasına yürümesi o kimsenin kendini tanımlamada derinleşmesidir. Bu neyle mümkün? Burası önemli. Şimdi bunu yüzeysel olarak baktığımızda bugünkü genç nesilin bunun üzerinde bir çabası, bir gayreti yok.
Ancak bütün toplum olarak da böyle bir gayreti yok. Bu ancak sûfî dünyanın işi. Sûfî dünya kendi içsel yürüyüşünü başlatır. İçsel yürüyüşünü başlatırken de kendince kendine ait ölçüleri, kendine ait disturları vardır. Örnekliyorum bunu. bir kimsenin farz ibadetlerini yerine getirmesi, bir üstada intisâb etmesi ve üstadın vermiş olduğu zikirleri çekip kendince rabıta etmeye başlamasıyla kalbe yürümesi mümkün. Bu sûfî öğretisinde böyle. Bunun değişikliği doğu felsefesinde farklı öğretiler, batı felsefesinde farklı öğretiler var. Ben onlara çok vakıf değilim böyle tam anlamıyla öyle söyleyeyim. Ama karşılaştırdığımda vakıf olabildiğim yere kadar Allah affetsin. Boş muhabbet. O yüzden kalbe yürücek olan bir kimsenin Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışıp Allah veresinlüğü iyi sevmesi gerekir.
Selamünaleyküm hocam, hayırlı geceler. Bu akşam yaklaşık 10 gün önce falan evin önünde ayakkabılıkta avuç büyüklüğünde bir poşette bulgur buldum. Biri düşürmüş diye düşündüm. Daha sonra birkaç saat önce yine ayakkabılıkta, ayakkabıların arkasında gizlenmiş, yine o bulgurdan buldum.
Tevekkül, Vesvese ve Fetvâ
Yine aynı poşette onu da çöpe attım. Daha sonra internete baktım. Buna bulgur büyüsü diyorlar. Eşleri ayırmak için. Bunun bir etkisi varsa da gitmiş midir, yoksa ne yapalım? Yerlerde de biraz daha var. Onların da zararı olur mu o? Arkadaş da bulgurların fotoğrafını çekmiş, atmış. İnsanların işi gücü yok. Bunlarla uğraşıyorlar. İlk defa buradan duyduğum bulgur büyüsünü. Allah affetsin. Normalde her türlü büyüden, nazardan korunmak için temiz bir abdest alın. Eğer böyle bir eş bozulması için yapıyorlarsa, eşinizle beraber her ikinizle 100 felak, 100 hayati kürsü okuyarak Allah’a sığının 7 gün. Selamun aleyküm hakkınızı helal edin. Buradan yazdığım için bu sabah namazından sonra size kardeşlerime, aileme ve benden dua isteyen kimselere dua ederken kalbimden bir ses saydıklarına selam söyle dedi.
Allah’ın sözü selam söyleyin Hazret-i Allah diye hissettim. Ama sonra sen kimsin ki o sana bunu söyleyecek senin gibi günahkara, kalbi kirli kimseye deyip oturup tövbe ettim. Yaşadığım şey neydi o ses, o söz celli celli ağrında mı ayetti gerçekten bilmiyorum. Dilimden hatalı bir söz çıktıysa özür dilerim hakkınızı helal edin. Ve aleyküm selam. Selam Allah’ın selamı. O yüzden biz aleyküm selam dedik. Hocam selamun aleyküm. Geceniz hayır olsun inşallah. Malum ülkemizin başında Covid sınavını hala atlatabilmiş değiliz. Ailemde de sıkıntı yaşamaktayım. Hocam annem eve zorunlu bir durum olsa dahi kimseye kabul etmiyor. Artık insanlar yanlış anlamaya başladılar. Gelmek durumunda kalsılar bile oturup gün sayıyor.
Ben de hemşireyim. Ben de gelmek durumunda. Ben de hemşireyim. Ben de geçirdim. Mecburen hastaneye gidip geliyorum. Beni bile evde istemiyor. Biz ailecek işin içinden çıkamadık. Sürekli okuyoruz anlatıyorum yok. Evde huzursuzluk oluyor sürekli. Bu yüzden babamla da sürekli tartışıyorlar. Ben ne yapayım hocam bunun için? Beni bile elinden gelse almayacak eve. Evet Covid den dolayı insanlar evine kapananların artık psikolojik problemler yaşamaya başladılar. Gerçekten psikolojileri sıkıntılı. Daha da psikolojisini bozabilir. Anneniz olmasa bir destek alın. Bir psikolojik olarak bir tedavi ettirin. Bir destek aldırabilirsiniz. Daha da olmuyorsa o zaman siz bir de sağlık sektöründe çalışıyorsanız bir süreliğine evden ayrılabilirsiniz.
Gidebileceğiniz bir yer var ise. Değerli arkadaşlar, kıymetli abla ve abilerim. Bu bir toplu mesajdır. Eşimin rahatsızlığı nedeniyle bir fetih bir Yasin suresi topluyoruz. Pazar günü akşama kadar okuyabilenler geri dönüş yaparsınız. Geri dönüş yaparsa sevinirim. Sayısı önemli çünkü şimdiden teşekkür ederim. Selamün aleyküm. Ben misafiri hazırlık yaparken çok strese giriyorum. Yetiştirememe korkusu ağır basıyor. Çevremdekiler de bundan nasibini alıyor. Sakin kalamıyorum bir türlü. Bu halimi nasıl düzeltebilirim? Sakin kalarak. Allah’a zikret, Allah’a yaslan. De ki, Ya Rabbi ben senin için misafirleri ağırlayacağım. Senin için misafirlere hürmet ve hizmet edeceğim. Benim kalbimi genişlet. Benim içimi genişlet diye Allah’a yalvar inşallah.
Selamün aleyküm. Üzerimdeki kul hakkı haçta af olunur mu? Mümkün olduğunca kul haklarından helallaşarak hacca gitmeye gayret et. Eğer hala da unuttun, göremediğin, bilemediğin bir şey varsa inşallah Rabbim haccını kabul etsin. Mevlânâ Hazretleri naz ehli naz etmez buyuruyor. Burada geçen naz nedir? Naz ehli kimdir? Bir naz ehli bulmak lazım ki ona nazı soralım. Naz ehli kimdir? Ona bir diyelim. Ama Muhyiddîn İbn Arabî’den buna bir örnek verelim. Allah’u alem’e bir örnek verelim. Allah’a ıslat, Allah’a ıslat. İbn Arabî’den buna bir örnek verelim. Allah’u alem herhalde naz ehli oydu. bir gün beytullah’a sırtını dönmüş, beytullah’a sırtını dönüp dua ediyormuş. Diyormuş ki, ya Rabbi bütün hüccacın haccını kabul eyle.
Hüccacın haccını kabul eylemezsen senin beytine yüzümü döndürmeyeceğim diyormuş. O öyle dua ederken benim gibi gereksizin birisi gelmiş ona demiş, yanlış yapıyorsun. Yüzünü beytullah’a döndür demiş. Ondan sonra seslenmemiş. Dua ediyormuş tabi. Cenâb-ı Hak ona hitap etmiş. Demiş ki, üçte birinin haccını kabul ettim. Tabi yine Üstad dua ediyormuş böyle. Döndürmem yüzümü beytullahına, hüccacın hepsini kabul eyle derken yine o gereksiz adam tavatta denk gelmiş. Gene ırgalamış bunu sarsmış. Ondan sonra o esnada üçte ikisini affet çekmiş. Cenâb-ı Hak üçte ikisini affetçe sırada o bir daha ırgalayınca Üstad dayanamamış. Ondan sonra demiş ben hüccacın üçte ikisini de affet, üçte ikisini de kabul edeceğini beyan etmiş.
Üçüncüsünü artık çok sert ırgalayınca Üstad duaya kesmek zorunda kalmış. Musa ve Roza hata demiş ki, seni demiş şeyhin ne dedi sana? Beytullah’a giderken sen ne dedin Üstad’a da helallaşmaya gittin. Evladım kimsenin işine karışma demedim mi demiş sana demiş. Sen ne ama insanların işine karışıyorsun demiş. Ben demiş hüccacın hepsini de haccının kabul olması için dua ediyordum. Sen beni rahatsız ettin üçte ikide kaldık demiş. Üçte ikisini de kaldık. Naz ehli Allah-u Alem olsa onlardır herhalde. naz ediyor ya ben beytullah’a yüzümü dönmem diyor. Bu böyle büyük bir naz herhalde. Naz ehli onlardır Allah-u Alem. Hiç olamadığımız naz ehli bilmiyoruz. Hayırlı akşamlar iki soru sormak istiyorum. Bir felsefe bölümü okuyorum.
Üniversitede hoca olmak istiyorum fakat verilen eğitim batı felsefe sağlıklı. Bu yüzden çekincelerim var. Batı felsefesinin yayılmasına aracılık ediyor gibi bir duruma düşmekten korkuyorum. Yanlış mı düşünüyorum bilmiyorum. Size danışmak istedim hakkınızı helal edin. Sağa gösterip sol vur sen de. Orada eğitim al, öğretmen ol. Git batı felsefesinin çürüklüklerini anlat insanlara. İki bir arkadaşım fal ve rüya yorumlama gibi işlerle uğraşıyor. Hayatı iyi gitmiyor. Bana bu durumundan yakınıyor. Ben de bu işlere uğraşmasından kaynaklı olduğunu söyledim. Ve yapmamasını nasihat ettim. Yanlış bir nasihatte bulunmamışımdır inşallah. Ama değil. Yanlış değil. Selamünaleyküm. Pisikolojik sorunların sebebi nedir?
Nasıl kurtuluruz? Bir çözüm yolu gösterebilir misiniz? Ben psikolog değilim. Psikiyatri de değilim. Ama pisikolojik sorunların büyük bir çoğunluğu stresten bir şeyi kafaya takmaktan. Allah’a yaslanmamak, Allah’a dayanmamak, Allah’a güvenmemek, Allah’la olan ilişki de eksiklikten kaynaklanıyor. Bir kimse hasta oluyor, hastalığına takıyor mesela. Oysa şifayı veren Rabbim inşallah bana şifa verecek diye düşünse psikolojik olarak takıntı olmayacak onda. Veyahut da mesela işle alakalı kendince problem ediyor kendini. Böylece hasta ediyor. Allah muhafaza eylesin. Çözüm yolu Allah’a îmân, Allah’a güven, Allah için Allah’a doğru koş. Selamünaleyküm hocam. Oğlum yıllardır çok sıkıntılı çalışmıyor ve bize devamlı sinirlenip bağırıyor.
Ne yapmamızı tavsiye ederseniz Allah razı olsun. Çocuklarınızı baştan yetiştirirken iyi yetiştirmeye gayret edin. Erkek çocuklarını bilhassa el bebek, gül bebek evlerden dışarı çıkarmadan yetiştirenler sonuçta çocuklarının tembel olduğunu, işe yaramaz olduğunu ve çocuklar dış dünyayla irtibat kuramadıklarını ve evde agresif bir şekilde her şeyi annelerinden babalarından ister hale geldiğini görüyoruz. Aynı şey kız çocuklar için de geçerli. Kız çocukların da anne babalar evde el bebek, gül bebek aman okusun çamaşır yıkamasın, aman okusun ders yapsın o bulaşık yıkamasın, aman okusun o temizlik yapmasın veyahut da aman şu olmasın deyip onları böyle el bebek, gül bebek yetiştiriyorlar. Öyle olunca o çocuklar işe yaramaz hale geliyor.
Kıymetli arkadaşlar, kıymetli kardeşler, çocuklarınızı reel yetiştirin, kendiniz de reel olun. Ellemeyin tabiri caizse gitsin yaz döneminde o çocuk bir çıraklıkta çalışsın, gitsin bir yerde çıraklık yapsın, hayatı görsün, zorluğu yaşasın. Veyahut da o kız çocuğu yaz döneminde bütün çamaşırı, bulaşığı, yemeği, kız çocukları büyürken anneler onlara devresin, onlar yapsınlar, kırsınlar, döksünler, temizlesinler. çocukları reel olarak yetiştiremiyoruz biz. Ve çocuklar internet bağımlılığı, bilgisayar bağımlılığı, oyun bağımlılığı tembel, çalışmaz, akli etmeyen algıları ile hareket eden bir hal oluyor. Allah muhafaza eylesin inşallah. Selamun aleyküm. Zikullâh öncesi olan hadîs dersinde hem verdiğimizi yapıp hem de hadîs dinlemediği bir beyi sorma.
Yok. Selamun aleyküm. Hemşiri olarak çalışmak için bir hastaneye başvurdum. Yönetimdeki müdür başörtü ile çalışamayacağımı kabul edersem sağlıkçıların kullandığı bonelerden kullanabileceğimi söyledi. Bu tür boneler tesettire uygun mudur? Ben o bonenin nasıl olduğunu bilmiyorum. Nasıl olduğunu bilmediğim için ona bir şey diyemem. Aslında o müdür öyle bir şey söylediyse, bunun böyle bir sesli kayıt, yazılı bir kayıt varsa, onu şikayet etmelisiniz. Böyle bir şeye hakkı yok. Yeniden hortluyor demek ki başörtüsü yasağı. bu böyle gizli gizli hortlatıyorlar bunu. Allah’ıma fazla eylesin. Selamun aleyküm. Ben teyzemin oğluyla evlilik sürecine gireceğim. Ama çocuğunuz hasta olabilir, risk alma gibi şeyler söylüyorlar.
Bu durumda ne yapmalıyım? Hazret-i Peygamber’in son dönem doğru akraba evliliklerine dair şerh düşmüş. Hadi şerhler var. O yüzden mümkün olduğunca akraba evliliklerinden uzak durmaya gayret edin. işte Hazret-i Ali’yle Hz. Fatma annemiz evlendi. Haram etmiyoruz. Bu konuda yasak, bu konuda haram demiyoruz. Ama bundan mümkün olduğunca uzak durmaya gayret edin. Benim tavsiyem bu. Selamun aleyküm. Helallanla haramları açıklamalarını okumada hadislere okusak olur mu? Olur ama böyle tam bütün bir şekilde okursanız daha iyi olur, kalıcı olur. Bir konuyla alakalı birkaç hadîs daha okunur. İnsan ilim sahibi olur. Selamun aleyküm. Ashabı keyf. Selamun aleyküm. Ashabı keyf demiz, zâlim hükümdarın karşısında durdukları için bu kadar büyük lütfa verdiler.
Evet. Kim zalimlere karşı başkaldırırsa büyük lütfa masar olurlar. Selamun aleyküm. Annemizin babamıza veya babamızın annemize zulmetliğine şahit oluyorsak bunun için elimizden geleni yapmamız gerekmez mi? Aile içinde büyüklerin işine karışılmaz gibi bir algı var. Bunun İslami yönü var mıdır, sınırı nedir? Her zalimin zulmüne karşı durmak lazım ve bu nasihat edip veya onlara anlatmak, onlara öğüt vermek gerekir. Onlara tekrar tekrar anlatmak gerekir. Bu anne babanın işine karışılmaz diye bir kaydı yok. Bir baba parası yetti halde ihaşesinden sorumlu olduğu çocuklarının parasını kesiyorsa, temel ihtiyaç çocuklarını bu konuda zor durumda bırakması, zulüm değil mi? Bu durum karşısında evlat ne yapmalı?
Evladın yaşı önemli burada. O yüzden buradaki evladın yaşı ile evladın ilişki ile evladın izniyle evladın ilişkiyle daha iyi bir şey yok. İki şey ile evladın, babanın geliri önemli. normalde bir baba eğer ki geliri yetmiyorsa o zaman yapabileceği bir şey yok. Evlatlar da, evlat mesela akıl bali olduysa, mesela diyelim ki bir erkek çocuk akıl bali oldu, artık ona baba bakmak zorunda değil. Veya hatta bir kız çocuğu belli bir yaşa geldi, hala da babası mı bakacak ona, örneğin bununla alakalı yeni iştahatlar lazım. Ve bu yeni iştahatlar bence çok önem arz ediyor. temel ihtiyaçları görmek derken mesela örnekliyorum bunu, bir baba çocuğunun barınmasını, temel olarak yemesini içmesini karşılıyorsa temel ihtiyacını karşıladı onun.
Bu da ne? Akıl bali oluncaya kadar. Şimdi çocuk akıl bali mi? Evet, babası ona bakmak zorunda değil. Erkek çocuksa bilhassa. Bakın tekrar söylüyorum, erkek çocuk akıl bali oldu mu? Akıl bali oldu. Baba ona bakmak zorunda değil. Veya hatta çocuğun ev ömeğinden hakkı üçtür. Bir, hayırlı isim konması. İki, ona sanattan, ziraattan, ticaretten veya herhangi bir meslek sahip edilmesi. Üç, ona dinini öğretmesi. Eğer bir baba bunun üçünü yaptıysa bir çocuğuna, çocuğun ondan isteyeceği bir şey yok. genel olarak bu tip meselelerde Kur’ân Sünnet disturu, Kur’ân Sünnet dairesi aranmıyor. Bir de temel ihtiyaçlar ailelerin kültürlerine, yaşadıkları mahalleye, konuma, duruma göre değişer. Örneğin işte, nasıl söyleyeyim şimdi, Bursa’nın lüks bir semtinde oturanın temel ihtiyacı ile, Bursa’nın Varos sokağında oturan bir kimsenin temel ihtiyacı aynı değildir.
O yüzden bunlar böyle insanların hayat standartlarına göre verilecek olan fetvâlar. Allah muhafaza eylesin. Bunu bir böyle şahsın kendi konumuna, durumuna göre değişken olan fetvâlar bunlar. Ha bunu genelleştirip biraz zor. O yüzden böyle söyledim. Selamünaleyküm.
Aile, Kendini Unutmak ve Yavuz
Hayatım boyunca ailem ve çevrem önceliğim oldu. Onların mutlulukları için mücadeleye devam ettim. Fakat bu mücadelemde onlar daha da kördüğüm gibi dağılıp savruldular. Şimdi ise onların arasında kendimi unutmuş olduğumu fark ettim. Kur’ân Sünnet açısından doğru olan içlerine kalıp kendimi mi unutmak, yoksa aralarına asayılıp kendime dönmek mi uygundur? Şimdi bir kimse ailem dediğinde evlenmemiş çocuğun hukuki ile evlenmiş çocuğun hukuku değişir. Şimdi ben, ha arkası devam ediyor. Dur. Evli bir bayan olarak eşimi mutlu edemiyor. Onu mutlu etmek için kendimi çok zorluyorum. Bu durumda maddi manevi kendime zulmediyorum. Yıllardır böyle bir evliliği sürdürmenin doğru olmadığına inanarak eşimle konuştum.
Hayatını yeniden onu severek biriyle devam etmesini söyledim. Ne ona ne kendime zulmetmemek adına Kur’ân ve Sünnete göre zoraki giden evliliği eşler aralığında anlaşılan olarak bitirilebilir mi? Selamünaleyküm. Sürekli ölüm korkum var. Rüyalarımda ise ölmüş kişileri görürüm. Ben henüz biat etmiş değilim. Ne yapmam gerekiyor demiş. Şimdi ailem ve çevrem önceliğim oldu derken burada insanları mutlu etmek çok güzeldir. etrafına iyi olmak, iyi davranmak, etrafındaki insanların mutluluklarına bir nebze katkıda bulunmak. Bir kimse bunu da kendini unutursa bu neden kendini unuttun denmez. Bunu arkasından yapmak için kendini mutlu etmemek için. Arkasına dönüp de kendi kendine analiz et etrafını mutlu etmeye gayret et yine.
Anne, baba, eş, çocukların her ne varsa. Şimdi evli bir bayan eşini mutlu edemiyorsa bu noktada kendini ama yetersiz görüyorsa ama bunun karşılığını alamadığını görüyorsa veyahut da kendince kendi dairesinde eşini mutlu edemediğini görüyorsa oturacak eşiyle görüşecek. Diyecek ki ben seni mutlu edemiyorum o yüzden ayrılmak istiyorum. Eşi de mutlu değilse ondan o zaman makul bir şekilde ayrılabilirler. Din en biz herhangi bir sakıncası ve sıkıntısı yok. Ölüm korkusu güzeldir. Seni piscik psikolojik olarak hayattan soğutmadığı müddetçe. Ölümü tefekkür ediniz, ölümü düşününüz. Ölümle alakalı kendinizi sınayınız. Bu hadîs-i şerifler ışığı altında bir kimse ölümle irtibatını hep kurmalı. Henüz biat etmiş değilim, ne yapmam gerekiyor?
Bir rüya gördüyseniz herhangi bir şekilde elinizde böyle bir sebep olacak bir şey olduysa, evet ders alabilirsiniz. Karar sizi. Selamünaleyküm. Siz hiç kendinize terk edilmiş hissettiniz mi? Hissettiyseniz nasıl çıktınız bu halden? Ben hep terk edilmiş olarak hissettiğimden hiç bu halde nasıl çıkılacağını bilmem. Normalde herhalde ben böyle çok özel bir şey bu ama şimdi insanlar, çocuk çağlarında daha çocukken kendilerince terk edildilerse diğer terk edilişler onlara çok ağır gelmez. O yüzden ben terk edilmeye alışkınımdır. O yüzden terk edilmek benim için çok yıkıcı bir şey değil. O yüzden derim ben herkes gider. Herkes gider ne demek? Herkes seni terk edebilir, terk eder. Bunu normalde terk edilmeyi ben eğer akıl baliği olduktan sola kendimden bilmeye başladım.
Dedim ki Mustafa Özba, seninle yaşamak zor, seninle yol yürümek de zor, o yüzden herkes seni terk eder dedim. Çıktım işin içinden. En tatlı benim için çıkış noktası o. Bir kimse beni terk edip gittiyse de kendimce onu haklı gördüm. Mesela o yüzden hiç kimseyi suçlamam neden terk ettin, neden gittin diye. Hatta derim ki herkes gidebilir, herkes terk edebilir, herkes hem şahsi planda beni terk edebilir hem de dergah planında beni terk edebilir. Neden? Ben çok o kadar iyi bir kimse değilim. Gerçekten de terk edilmeye layık bir insanım. Eyvallah. O yüzden ben bunu bir psikolojik problem, bir psikolojik sendrom olarak görmem. Bunu benim kendimce böyle kişilik aşağılanması, kişilik kaybı da olmaz bende.
Onun üzerinden 10 bir insan değilim ben o yüzden eksik bir insan değilim. Bir kimse benim eksikliğimi görür, terk eder. Gayet normal bir şeydir bu. Ben o yüzden de neden terk ettim demem. Geri dönerse derim ki ben aynı benim, aynı Mustafa’yız bu. O yüzden geri dönmene gerek yok. Allah yoluna çıkasın. Bak işine derim. o normalde geri dönüşü de kabul etmem. O yüzden ben terk etmemeye bakarım. Ama insanlar zaman zaman ayrılıklar yaşar. Zaman zaman hem terk etmek hem terk edilmek. Bu insan hayatında doğasında var olan bir şey. Ben hiç kimseyi terk etmedim dersem ben de yalan söylemiş olurum. Zaman zaman benim terk ettiğim şeyler olmuştur. Haberlerimde, insanların hayatında. O yüzden bu ama onun faydasınadır ama benim faydamadır ama toplumun faydasınadır.
Bazen terk etmek farz olur çünkü. O yüzden terk etmekten de terk edilmekten de korkmam. Evet sigaraya karşı böyle bir ciddi bir şekilde tavur koymak iyi. Gıybete de böyle tavur koyun. İftirali de böyle tavur koyun. Dedikodu’ya da böyle tavur koyun. Tavur koyabiliyorsanız bütün evinizin içerisindeki günah kebalere, evinizin içerisindeki günah kebalere, tavur koyun. Boşandıktan sonra adamla kadın mesajlarında bir bir şey yapmak istiyorsanız, evinizin içerisindeki günah kebalere tavur koyun. Boşandıktan sonra adamla kadın mesajlaşmış ve telefonla konuşmuşlar. Adam kadının boşandığını anlamadığı için, kadının boşandığını anlamadığı için, sen benimle bir bir şey yapmak istiyorsan, evinizin içerisindeki günah kebaleri tavur koyun.
Kadının boşandığını anlamadığı için, sen benim karımsan ben seni öpeyim o zaman demiş. Kadın da hayır sen bana haramsın demiş. Sen benim karımsan veya karımsan demekle eski nikaha dönebilir mi? Ve kadın sonradan erkeğe sormuş neden öyle dedin diye boşandığımızı anlaman için demiş. İddet müddeti ilk boşandığı, boşadığı andan mı başlar yoksa kadın erkeğe sen neden öyle dedin diye sorduğu zaman mı başlar? 10 tane veya 20-30 tane boy abdeste almazsam boşanmam geçerli olmasın demiş kadın. Ama boşanma hak kadında da varmış. Bu şarta bağlı talak mıdır boşanma geçerli olmuş mudur? Soru tam doğru değil. erkek kaç talak boşadı kadını, kadın erkeği kaç talak boşadı boşanma hakkı var ise bunlar tam beyan edilmemiş burada.
Bunlar tam beyan edilmediği için buna cevap vermen biraz zor. Selamünaleyküm kalıcı, dövmede abdest geçiyor mu? Hayırlı akşamlar. Dövme ile alakalı abdesti değil, dövme yaptırmak Allah’ın lanetlediği bir fiiliyat. O yüzden dövme yaptırmak yasak. Dövme yaptırmış ama cahilini yaptırmış. Tövbe edecek, ibadetlerine devam edecek. Arabî Hazretlerinin seceretü nûmâniye fî devletil osmâniye adlı kitabında Muhyiddîn-i Arabî Hazretlerinin vefat etmeden söylediği bir söz geçiyor. Sin şına girdiği zaman Muhyiddîn’in kabri meydana çıkar. Bu söz alimlerce şöyle çözülmüştü. Sin ile kastedilen Sultan Selim Yavuzdur. Sin ile kastedilen ise Şam şehridir. Sultan Selim Şam’a gelince Muhyiddîn-i Arabî Hazretleri’nin kabri bulunacaktır.
Aynen denildiği gibi olmuş ve mübarek zatın kabrini Yavuz Sultan Selim bulup yaptırmış. Daha başka Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin MK adında biri tarafından kurulacağından bahsetmiş. Bunun gibi birçok keramete daha biliniyor. Gayb-i bilmek mümkün mü? Cenâb-ı Hak gösterirse gösterir. Bunun için illa ki bunlar olmayacak diye bir kaide yok. Bir kısım kimseler bunları inkar ederler ama bunlar tarihin içerisinde sabit olan şeyler. Selamlar Üstadım. Bizim çalıştığımız yerde az çok dergaha gittiğimizi bilenler. Arkadaşlara dini uyarıda bulunmamızı söylüyorlar. Ben de Hoca Vasfım’ın olmadığını, benim uyarmakla yükümlü olmadığımı söylüyorum. Bizim tebliğ sorumluluğumuz var mı?
Bütün Müslümanların tebliğ sorumluluğu var. Herkes bildiği kadar tebliğ edecek. Yaşayabildiği kadar tebliğ edecek. Değiştirebileceğim insanlar varsa benim vebalim var mı bunca? Evet. Değiştirebileceğim kimseler varsa ve onları sen nasihat etmiyorsan vebali var. Diyanetten paralan insanlar varken, Diyanetten paralan insanlar olabilir. Din, Diyanetin değil. Din bütün ümmet-i Muhammed’in. Sizin sohbetinizi dinlerken aynı anda günlük verdiğimizi çekmemizde bir sakınca var mıdır? Çekin. Selamünaleyküm. Allah Celle Celaluhu yeryüzüne Türk peygamber göndermiş midir? İbrahim Aleyhisselâm’ın babası Türktü. Biz şevkle koştukça birileri şevkimizi sürekli kırmaya çalışıyorsa ve sonunda bu sebeple duyduğumuz şevk kırıldıysa bunun vebali bizde mi derlerse, şevk ehlinin şevki kırılmaz.
Sen duygunu şevk zannetmişsin. Şevk ehlinin şevki arttıkça artar, arttıkça artar, arttıkça artar. O yüzden şevk ehlinin şevki ne yaşanırsa yaşansın hiçbir zaman kırılmaz. Merhaba ben tavsiye üzerine bir arkadaşımdan numaranızı buldum. Birkaç sorum olacaktı ama Mustafa hocamızın cevap vermesini istiyorum. Mümkün mü? Müsaid mi acaba? Hocam ben rüyamda kendi falımı bulmak istedim. Falıma bakarken bardağın içinde biri husum boylu, diğeri biraz koşa boylu iki kişiyi gördüm. Daha sonrasında bunlar benim karşımda belirdiler ve bana sevgilerden bir şey söylediler. Bunu dediği an ben korkmaya başladım ve annemin dediğine göre can çekişir gibi uykumda inliyormuşum. Normalde de fal bakan bir insan değilim ama bazen baktığımda dediklerimin %90’ı çıkıyor.
Genelde de ben de bu kadar çok şanslı bir insanım. Ama bu kadar çok şanslı bir insanım. Ama bu kadar çok şanslı bir insanım. Ama bu kadar çok şanslı bir insanım. Ama bu kadar çok şanslı bir insanım. Normalde de büyük günahı kebaedir. Baktıkları falan veya bakılan falan inanırlarsa o zaman küfür ehli olur. Allah muhafaza eylesin. O normalde rüyanda gördüğün ve korktuğun kimseler şeytani olmuş oluyor. Daha sonrasında ertesi gün yine rüyamda iki artı iki artı iki artı iki toplam sekiz kara kedi gördüm. Kediler geniş delikli balık ağında takılı bir şekilde bana bakıyorlardı. Hiç ses çıkarmadan sadece beni izliyorlardı. İlk ikisi, ikisi sonra olanlar kaybolun. Diğer ikisi geldi. Her yeni iki tane geldiğinde balık ağı delikleri genişliyor ve kediler daha saldırgan bakıyordu.
Yedi ve sekizinci kediyi gördüm de annem yine beni uyandı ve yine can çekişir gibi yine demin söyledi. Siyah kötü şeytanidir görülen rüyada. O yüzden şeytani rüyalar görüyorsunuz. bir de demişiniz ya kendinizce ben fal ve rüya tabir ediyorum diye. O yüzden gördüğünüz rüyalar şeytani. Dini, inancım olarak evreni, dünyayı ve bizleri yaratan en az bir yüce varlığın var olduğunu biliyorum. Fakat bizlere kitap, peygamber ve bunun gibi şeyleri gönderdiğini düşünmüyorum. Deizm düşüncesine kabullenmiş biriyim. Hocam lütfen sorularımı görün. Bu rüyaları görme sebebim nedir? Bu sebebim nedir? Rüyalarınızın hepsi de şeytani. Sebebi bu. Herkes şeytani rüya görebilir mi? Her cevap görebilir. örnekliyorum bunu şimdi.
Deist bir kimsenin kendince de eğer bir yaratıcıya inandı eyvallah ama o yaratıcı hiçbir şey bildirmedi mi? Başı boşum bırak derse. Sıkıntılı bir durum. Selamünaleyküm. Ben başka bir cemaattenim. Üstadımız yoğun bakımda tedavi görüyor. Dualarınızı bekliyoruz. Hakkınızı helal edin. Helal olsun inşallah. Cenâb-ı Hak ona da hayırlı şifalar nasîb eylesin. Herhalde Mahmud Efendi yoğun bakımda düğünme haberlerde onu gördüm. Herhalde onun için söylediniz galiba. Allah iyiyesin. Allah hayırlı şifa versin inşallah. Onlar önce bir soru daha var orada. Daha önce yazmış. Benim dikkatimi çeken Hacı Abdullah Efendi’nin annesi merak ediyoruz. Siz o sahken yetiştiniz mi? Nasıl bir anneydi? Bir mürşide? İntisaplı mıydı o mürşidle?
Tanıştınız mı? Anlatır mısınız demiş. Ben Şeyh Efendi Hazretlerinden ders aldığımda annesi de babası da vefat etmişti. O yüzden annesini ve babasını zahiren tanımıyorum. Efendim aşıklıktan ve şevk ehli olmaktan bahsederken bir kadın ile erkekten örneklendirdiniz. Peki bir kimse bir derviş kardeşiyle arkadaşıyla veya herhangi biriyle bu şevk halini yaşar mı? Yaşarsa eğer nefsine uymadan nasıl doğru çizgide kalır? normalde dervişin dervişe âşık olması beklenmez. Derviş ancak bir mürşide âşık olur, Resûlullah’a âşık olur, bir de Allah’a âşık olur. Allah’ım senin sevgini, seni sevenin sevgisini, seni sevdireni sevgisini, çölde susuz kalmış bir kimseye soğuk şerbeti sevgili kıldığın gibi bizlere de sevgili kıl.
Amin. O yüzden Sûfî’nin sevgisi, aşıklığı, şevki bu yoldadır. Allah’ın selamı üzerinize olsun. Ben biliyorum ki Rabbim beni seviyor, seviyor ki size bağladı, beni bu dervişlik yoluna koydu. Ya ben ona nasıl karşılık vereceğim? Allah’ı zikredeceksin, onun emirlerini yerine getireceksin inşallah. Selamun aleyküm. Efendim yavaş olun. Dağınık saçlı olan kadınlar taransın, kocası gurbette olanlar da usturasını kullansın. Muharibe durumda usturanın manası var mıdır?
Ustura Âdeti ve Aşk İlâhî
Kadınlara vermek istediği öğüt nedir sormak istedim. dağınık saçlı olan kadınlar taransın, kocası gurbette olanlar da usturasını kullansın. Temizlensinler. eşleri geldiğinde kadınlar dağınık böyle toparlanmamış, temizlenmemiş bir kadın görmesin. Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hazretleri Medîne’ye yaklaştığında dışarıda orduyu bekletirdi. Veyahut da sefere çıkardı. Haber gönderirdi, Medîne’ye. Haber gönderirdi ki kadınlar evlerini temizlesinler, kendilerini temizlesinler diye. Allah-u alem. Şevk nasıl korunur ve artar? Biraz daha açar mısınız? Açtırırım. Oriyenin en güzel orduyu temizler. Şevk nasıl korunur ve artar? Biraz daha açar mısınız? Açtığıma inanıyorum. Şevk korunmaz.
Arttıkça artar. Arttıkça artınca o zaten kendi korumasını da kendi yanında getirir. Selamun aleyküm efendim. Ben Hazal. Dayımdan Reiki eğitimi alıyorum. Sizden ders aldım. Reiki eğitim olmaya devam edebilir miyim? Reikinin ne olduğunu bilsem de sana söylesem. Reiki ne? Salim. Salim bile Hazret-i Gogül’e soruyor Reiki’nin ne olduğunu şimdi. Yoga’nın değişik versiyonu. Hay maşallah. Bioenerji gibi bir şeymiş. Bioenerji gibi bir şeymiş. Bioenerji gibi bir şeyse bir sıkıntı yok. Vay vay vay vay. Eyvallah. Selamun aleyküm. Telefonda kullanılan mesajlarda insanlar birbirlerine S, A cevap olarak da A, S kullanır hale geldi. Güzelim selamun aleyküm, aleyküm selamları yazmaz olduk. Bu yollaşma değil midir?
Teşekkür ederim. Evet bu bir yollaşmadır. Size katılıyorum. Ben bunlara daha ilave edeyim. emojiler kullanıyorlar. Bunlar da yollaşma. S, A, A, S yollaşma. S, A derse karşıdaki kimseye S, A gönderiyor. Mesela selamun aleyküm diyecek. O aleyküm selam. Selamın en kısa şekli bu. O yüzden bütün derviş kardeşleri buradan söylüyorum. böyle kısaltmalar kullanmayın. 1- Emojiler kullanmayın. 2- Kısaltmalar ve emojiler sizin kelime hazninizi yok ediyor. Bir müddet sonra bizi böyle taş devrine döndürecekler. Ve kelimeleri, cümleleri, her şeyimizi unutacağız. Ve diyorlar ya mağaralardaki işaretlerle başlayacağız birbirlerimizle konuşma. Deccalist sistem bizim çok kelime kullanmamızı istemiyor. Bizim konuşmamızı istemiyor.
Bizim yazmamızı istemiyor. Bizim okumamızı istemiyor. Bizi algıyla yönetiyor. çocuklarımız şimdi okumuyorlar. Ne yapıyorlar? YouTube izliyorlar. YouTuberları izliyorlar. Ne yapıyorlar? boyuna sanal dünyada dolaşıyorlar. Okumuyorlar. Veya da konuşmuyorlar. Örneğin bir evin içerisinde insanlar birbirleriyle konuşmuyorlar. işte adamlar kendilerince haklı. Bütün gün yoruldular. Eve geldiler. televizyon izleyecekler. Dizi izleyecekler. Veya da telefonlarında oynayacaklar. Kadınlar haklılar. Bütün gün ev işi, çocuktu, çoluktu, bilmem neydi. Çalışanlar da bir de içti. Eve geldiğinde donundu. Konuşacak mecalik kalmadı. Çocuklar da okula gittiler. Okudular. Ders çalışacaklar. Şunu bunu yapacaklar. Aile bağı kalmadı.
Şu anda en Müslüman, en takvâ evde daha aile bağı kalmadı. Kalmadı. Konuşmak yok. Yani. Veya da böyle gençlerle biraz böyle haşır neşir oluyorum. Gençlere bakıyorum böyle meramlarını anlatacak böyle bir kelime has neler has. Veya da yani gençler geliyor mesela sevdiklerini söylüyorlar. Bir şiir söyle diyorum sevdiğin için. Bir şiir söyle. Yok hiçbir şey yok. Allah muhafaza eylesin. Kelime yok söz yok. O yüzden bütün gençlere söylüyorum. Şiir yazın. Şiir okuyun. Türk’ü dinleyin. Gerçekten bunu ciddi söylüyorum. Türk’ü dinleyin. Bildiğiniz Türk’ü dinleyin. Çünkü her Türk’ün arkasında bir hikayesi vardır. Onların hikayelerini dinleyin. Kısa dinleyin. Kısa bildiğiniz kısa. Özlü kısalar dinleyin.
Özlü kısalar okuyun. Mesela sûfîler özlü kısa okurlar. Özlü kısalar okuyan yok. Mesela Mesnevî’de kısalar var. Kur’ân’da kısalar var. Bu kısalardan okuyun. Ve böylece kendinizi geliştirin. Kendinizi değiştirin. Kendinizi genişletin. Kendinizi derinleştirin. Üşenmeyin. Selam deyin. Veya da yeni çıktı. Merhaba. Allah Allah. Selamünaleyküm de ya. Neden merhaba dedin? Veya da selam. Ya neden öyle dedin? Selamünaleyküm de. Aleykümselam de. Veya da ayrılıyor. Bay bay. Ya bay bay nereden çıktı? Selamünaleyküm de. Yürü çık git. Allah bizi affetsin inşallah. Selamünaleyküm. Annemin rüyasında gördükleri çıkıyor. Bizi anlatıyor. Bizi anlatmasa anlatması uygun mu? Hiç önemli değil. Anlatıyorsa ne yapacaksın?
Yapacak bir şey yok. Allah iyiyesin inşallah. Annemiz hasta. Selamünaleyküm aleyküm selam. Annemiz hasta. Dualarınızı da alın. Dua edin. Annemiz hasta. Dualarınızı bekleriz. Azze ve mer için dua ve bitkisel tavsiyeleriniz var mı? Azze ve mer için bilmiyorum bitkisel bir şey var mı? Allah’ım hayırlı şifa versin inşallah. Selamünaleyküm. Kadın şarkıcı dinlemek caiz mi? Sahabeler cariyeleri dinlemişler. O zaman şu çıkıyor ortaya da cariye dinlenebilinir. Müslüman bir kadının şarkıcılık yapması caiz değil zaten. Müslüman bir o yüzden kadının şarkıcılığı caiz. Mesela İslam’da Müslüman kadınlardan şarkıcı yok hiç. Müslüman kadınlardan şarkıcı yok. Önceki tarihte. Bu hep gayrimüslimlerin elinde. O yüzden Cumhuriyet’in ilk dönemindeki şarkı söyleyen kadınların büyük bir çoğunluğu gayrimüslim unsurlulardandır.
Sonradan bu fartırlaştı. Selamünaleyküm. Biz iki aile kurban kesiyoruz. Yarısını dayımlar alıyor, yarısını biz dört kişi giriyoruz. Biz dört kişi giriyoruz. Yarısı bölünmüş olan kurbana ben de niye yasaklıyım diye bir şey söyleyemem. Yerisi yasaklıyım. Yerisi yasaklıyım. Yerisi yasaklıyım. Yerisi yasaklıyım. Yerisi yasaklıyım. Yerisi yasaklıyım. Allah’a bak zihinlerini açsın. Bilmediklerini öğretsin. Rabbim ona da yardım etsin. İnşallah. Hayırlı geceler. Şevk ehli dünyada olanlar için üzüntü duyar mı? Olması gerekeni söylemesi umutsuzluk içinde midir? Yaşama bakışı ve tavrı hangi perdeden ve nasıldır? Muhakkak onlar da üzülecekler. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri oğlunu toprağa gömdüğünde gözünden yaş yendi.
Dediler sende mi Ya Resulallah? O da dedi ki ben babayım ve Allah bana merhamet verdi dedi. O yüzden bu dünyada olan şeyler muhakkak onlar da üzülecek. O yüzden bu gayrikabil bir şey. İnsan sonuçta. Âşık aşkını maşuktan görür demenize binayen. Duygularımı hissettiğim kişiye karşı o hissettiği için ben bu duyguları hissediyorum ve o istediği için onu istiyorum diye mi düşünmeliyim? Histerimin sahibi bunu kolaycılık olarak görür mü? Âşık genelde bu tip şeyleri kendinden görmemesi için maşûat feder. Kendinden görürse varlık söz konusu olur. Bu sufilikle alakalı benim söylediğim yanınız. bir sûfî kendi aşıklığını kendisinden görürse varlık atfetmiş olur. Varlık atfettiyse o zaman kendisinde ene benlik olmuş olur.
Hiçliği bulamaz. Onun hiçliği bulabilmesi için kendi üzerindeki bütün olumlulukları maşûna atfetmesi lazım. İyilikler Rabbinizden, kötülükler nefsinizdendir. Kötülüklerini kendisine atfetecek. Adem’in yolunu tutacak. İyilikleri de Rabbine atfetecek. Adem’in yolu bu. O yüzden üzerinde bulunan her ne var iyilikse hepsini de sahibine teslim edecek. Üzerinde bulunan her ne kadar kötülük var ise, onun da sahibi benim nefsimdir diyecek. Onu kendine atfetecek. Bu anadandır bu. Normalde maşûna atfetmek. Yoksa, bunun bir kadın-erkek ilişkisi içerisinde alınırsa doğru yola gidilmez. Ben bunu sufilikle alakalı söyledim. Selamünaleyküm hayırlı geceler. Rüyada babayı görmek ne anlama gelir? böyle rüya anlatılmaz.
Rüya bir bütün olarak anlatılmalı. babayı görmek derken kendi babanızı mı gördünüz? Üstadınızı mı gördünüz? Veya nasıl gördünüz rüyayı? Rüyayı bir bütün ve doğru bir şekilde anlatmak lazım. Ölmeden önce ölünüz diyor. Peki ölmeden önce ölmek için tüm nefs-i duygularda arınmak gerekmez mi? İnsan tüm nefs-i duygularda arınması çok zordur. O yüzden hiçbir kimse yoktur ki bir günah onu perçeminden tutmamış olsun. Burada ölmeden önce ölünüzden kastı siz nefiste olan mücadelenizde nefiste olan mücadelenizde Rabbinizin yolunu tutun ve üzerinizdeki bütün fiiliyatları Allah’ın istediği gibi yerine getirin. O manadadır Allah-u Alem. Her soruya cevap vermiyorsunuz herhalde hocam. Ama normalde cevap vermediğimiz bir sorununuz mu oldu acaba? bunda bir şey yok.
Verdim cevap. Şurada daha önce bir sorunuz var. 1.25’de 60’ınız. Dün. Dün ne gün? Perşembe gün mü olmuş sohbet o zaman? Ne o? Ama 1.25 geçe cumartesi. Pazara girdik ya. Pazara girdik ama Dün 0.1.25 oluyor. Cuma günü 60 oluyor. Cuma günü 60. Cuma günü 60. Cuma günü 60. Selamun aleyküm. Hocamızı uzun süredir internet üzerinden takip ediyoruz. Cuma günü kaçta bitti sohbet bizim? 12’yi geçiyor muydu? 12’yi geçiyordu. Demek ki ben şöyle söyleyeyim. Bizim sohbeti bitirdiğimizde sizin sorunuz gelmiş. O yüzden cevapsız kalmış bunlar. Selamun aleyküm. Hocamızı uzun süredir internet üzerinden takip ediyor ve dinliyorum. En son Şeyh Derviş Mürşid ile ilgili konuşmasını dinliyorum. Benim Şeyhim de 15 yıl oldu ahirete göçte.
Rabbim mağfiretesin. Kendisinden ders alalı 30 yıldan fazla oldu. Ben de dersime aynen devam ediyorum. Kendisi İzmir Karşıka Şemiklerde idi ve uzun süre yalnız yaşadı. Şimdi Mustafa Hocamızla tanışmak istiyorum. Şemiklerde bir melami Şeyhi vardı. O mu acaba sizin üstadınız, Şeyhiniz? Bir melami Şeyhi vardı Şemiklerde. Allah-u âlem hayırlısı inşallah. Tanışalım, görüşelim. İnşallah. Selamun aleyküm. Erkek kardeşim çok alkol kullanıyor ve son zamanlarda aileme karşı da asil olmaya başladı. Hem kendine hem de aileme hayatı çekilmez hale geliyor. Bu durumda nasıl aşabiliriz? insanlar çocuklarını iyi terbiye etmeye gayret edecekler. İnşallah ailene söyle ve bir de bir de bir de bir de ailemize söyle.
Bir şekilde onu alcolden uzaklaştırmanın yolunu arasınlar bulsunlar inşallah. Selamun aleyküm. Sosyal medyada ya da WhatsApp durumumuzda hadîs paylaşımı yapmamızı uygun görüyor musunuz? Teşekkür ederim. Keşke herkes her yerde Âyet-i Kerime, Hadîs-i Şerîf, Fıkıhî meseleler paylaşsalar. yemek yapıyor paylaşıyor, yemek yiyor paylaşıyor, bir yere gidiyor paylaşıyor, bir şey yapıyor paylaşıyor. Allah Allah, insanların hiç özel hayatları kalmadı ya. Özel hayatları kalmadı. her şeyi çekip paylaşıyor. Muhammed Özgürt, Allah muharek etsin dersin. Selamünaleyküm üstadım, memurluk bir işim var hakkımda hayırlı olması için dua eder misiniz? Allah muayenin olsun, Allah yardımcın olsun. Memurluk işi de zor iş.
Selamünaleyküm. Ablam isim de vermiş ve oğlu onun ismini var. Sizden derste oğlu 11 yaşında gece uykuda korkarak uyanıyor, ağlıyor bunun için ne yapabilir? Normalde okuyacaklar çocuklarının üzerine Âyet-i Kerime okusunlar, Fatiha-i Şerif okusunlar inşallah. Selamünaleyküm, ben İstanbul’dan arıyorum, sohbetlerinize gelemiyorum. Bir kez şansım oldu. Günlük zikirlerinizi almak istiyorum. Ben de yapmak istiyorum. Lütfen Allah razı olsun demiş kardeş. Olur inşallah. Size de günlük ömür atıyorum. Günde bir sefer yapacaksınız inşallah. Allah muharek etsin. Selamünaleyküm, hayırlı geceler. Ben fabrikaya başladığımda vardiye sistemi vardı. Cumalara iki haftada, bir de olsa gidebiliyordum. Şu an işler az olduğundan sadece gündüz vardiyesi var.
Bir sene boyunca da böyle olması bekleniyor. Cuma namazını kılamıyorum. Çay molasında öyle namazına niyetleniyorum. Bir sıkıntı var mı? Yok. Bir rüyanın şeytani olduğunu nasıl anladım? Mesela bir arkadaşımın üzerinden şeytanın konuştuğunu görüp, felak nasıl okumaya başlamıştım? Bu tür rüyalar rahmani veya şeytani diye ayıracağımız noktalarla birleştirebilir miyiz? Kâbusumsu veya böyle ürkütücü, hoşunuza gitmeyen bir rüya varsa o şeytanidir. Yakınlık nedir? Yakın kimdir? Hem madde hem manevi yakınlık bir midir? Yakınlığı, bunu böyle Kur’ân’ın tabirle, ilme’l-yakîn, ayne’l-yakîn, hakka’l-yakîn üç ayrı derecesi vardır ya, yakın bir şeye yakın olma. bu zahiriyse mesela diyelim ki bir kimse Bursa’ya gelirken, örneğin nerede?
Bursa’ya gelirken, o zaman İzmir’e gittiğinde fizik olarak şunu diyebilirim, ben İzmir’deyim, ben de yakınım ama Bursa’ya. Neden? Nereye göre yakın? Örneğin Muğla’ya göre yakın. O zaman yakınlık ölçüsü farklı. Bu fizikiyle alakalı. Kur’ân’ın tabiriyle ilme’l-yakîn noktada ilim olarak onu bilmek, ayne’l-yakîn onu görmek, hakka’l-yakîn onunla iç içe olmak. O zaman bu hem maddi hem manevi yönü var bunun. Öyle olunca maddi olarak insanlar, bunu genelde ben, sûfîler Allah’a yakınlık olarak bunu tespit ederler.
Yakîn Mertebeleri ve Kapanış
Yani Allah’a yakınlık, ilme’l-yakîn olmak, Allah’ın varlığını bilmek, ayne’l-yakîn sıfatlarının tecelliyatını görmek, hakka’l-yakîn olunca Cenâb-ı Hak’ın sıfatlarının onun üzerinden tecellî etmesi. Öyle diyelim inşallah. Selamünaleyküm. O halde âşıklık gibi şey ehli olunmaz doğulur diyebilir miyiz? Ben bunlara çok katılmıyorum. Olunur diyorum ben. Doğulur da olunur da. Efendim, ayağımda bir sıkıntı var. Bayadır geçmiyorum. Namaza ayakta kılamıyorum. Sol ayağımı sağa sola kıvıramıyorum. Koltuk üstünde ayaklarımı kıbleye uzatarak namaz kılsam uygun mu? Yerim oturmak zorundayım. Ayrıca bu şekilde bebeğim kucağımda namaz kılabilir miyim? Kılabilirsin. Zikullâh yapacağı için deli gibi heyecanlanıp kalbinin resmen sıkıştığını hisseden biri bir o kadar manada nasıl uzak olur ya da öyle zanneder.
Bu nasıl bir durumdur? O öyle zan üzerinde kalbi zikullâh için heyecan atıyorsa, deli gibi atıyorsa onun manası da vardır. Tövbenin fiiliyata tecelliyatına o kimsenin o günahı bir daha kalbinden geçirmemesi dediniz. Bu Hak’kel yakîn tövbe. Tövbenin de ilmel yakini var diliyle. Aynel yakîn var artık bir daha onu yapmıyor. Hak’kel yakîn dediğimizde o artık tövbeye aklından dahi geçirmiyor. Kişinin işlediği günah o pişmanlıkla, üzüntüyle hatırlamasında kalben geçirmiş olması gibi midir? Pişmanlıkla geçiriyorsa evet o aynel yakîn olarak tövbe etmiş. Bu ümmet kabirde fitneye maruz kılınacak. Eğer birbirinizi defnetmemenizden korksaydım şahsen işitmekte oldum kabir azabını sizi de işitirmesine Allah’a dua ederdim buyurdular müslüm.
Kabirde fitneye maruz kalmak nasıl olur? Kabirdeki fitne kabir azabı. Ve ümmetin az günahları bu kabir azabına temiz bir şekilde gidecekler. Başka bir adı şerif var bu konuda. İnşirah suresi 7. âyet. O halde boş kaldığında kalk yine yorul. Allah burada bize ne anlatmak istiyor? Boş kalmayacak insan bir işi bıraktığında yeniden başka bir işe başlayacak. Derviş bir bayan başka bir derviş bayana aşırı muhabbet beslemesi, onunla el ele olmayı beraber yatarken sarılarak yatmayı istemesi, başkaları ile yetişimin kıskanması uygun mudur? Değil. Bu işi arttırmış. Hocam selamün aleyküm bir sorum olacak. Bir şekilde bir bağlantım olmayan ama tanıdığım bir adama sevgim var ama merhabamız bile yok. Onu sevmem, günahıma haram mı hayırlı geceler hocam saygılar.
Bir, hadisciler zayıf hadisi olarak nitelendirmiş ama bir kimse, bir kadın veya bir erkek birine karşı böyle muhabbet besler hiç kimseye söylemeden ölürse şehit hükmünde olur demiş. Söylemeyin. Selamün aleyküm edebil müfrette bir kimsenin içinin irin ile dolup içini çürütmesi şiir ile dolmasından daha hayırlıdır. Bu hari edep müslüm bunu açıklar mısınız? Şiirler vardır. İnsanı Allah’a yaklaştırır, muhabbete yaklaştırır. Mesela Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Mekke Fethi’ne giderken, onun da şairi vardı, şiir okuyordu. Hazret-i Ömer Efendimiz onu susturmak istedi. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki dur ya Ömer onun sözleri senin mızrandan daha etkiledir dedi.
Şiire bakış açımız bu. Evet kıymetli dostlar, kıymetli kardeşler sohbetimiz bitti. Evet. Bir kardeş buradan özelden bir soru atmış. Vakfımızın ve benimle alakalı olumsuz yazılanları, çizilenleri, söylenenlerle alakalı sizin yasaklamanızdan dolayı hiçbir şey yapamıyoruz. Ondan sonra lütfen bu konuda yasağı kaldırır mısınız diye özelden bir şey atmış. Kıymetli kardeşler, kıymetli dostlar. İnsanlar bağlı bulundukları vakıfları, hizmet ettikleri vakıfları, hizmet ettikleri müesseseleri, korumaları, savunmaları insanların en doğal hakkı. Veya bir kimseyi seviyorsa, onu korumasını muhafaza etmesi, onun için çaba sarf etmesi en doğal hakkı. Fıtri bu. bir kimse Allah’a hakaret ediyorsa, Allah’a küfrediyorsa, ona karşı mücadele etmemiz, ona karşı gayret göstermemiz, fıtri hakkımız ve bu bir fars.
Bir kimse Hazret-i Peygamber’e sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine karşı savaş açıyorsa, onun hadislerine, sünnetlerine savaş açıyorsa, ona karşı savaş vermemiz, mücadele etmemiz fıtri hakkı. Bu noktada bunu böyle, bunu engelleyecek, bunu durduracak bir şey yok. Artı bizde bir tasavvuf vakfı olarak vakfımız var. Vakfımıza da bu noktada ama benim üzerimden ama vakfı direkt olarak değişik zamanlarda, değişik kimseler tarafından saldırılarda bulunuluyor. Biz bugüne kadar, bu zamana kadar bu saldırılara ümmetin içerisinde fitne fesat çıkmasın, ümmetin içerisinde bir sıkıntı çıkmasın ama yapmayın etmeyin, cevap vermeyin diye çaba sarf ettik. Ama insanlar bizim bu çabamızı görmekten uzaklar. biz böyle çaba sarf ettikçe, biz kendimizi savunmadıkça, biz kendimizi bu noktada veya vakfımızı, kurumumuzu muhafaza etmedikçe, onlar da sanki haklılarmış gibi acımasızca, haince, münafıkça, gavurca, kafirce saldırıyorlar her yerde.
Ve bunun böyle edebi, adabı, ahlakı hiç kalmadı. Bakın hiç kalmadı. Ve bu saldıranlar genel olarak da belli bir merkezden yönetiliyor. Ve bu belli bir merkez de belli merkezlerde nemalanıyor. Bunun farkındayız. Bu konuda bunu bilmeyecek kadar da değiliz. Ve böyle o bizim en çok da saldırdıkları yer Rüyetullah’la alakalı, o bizim kes, kopyalar CD’mizi her yere servis ediyorlar. Bu servis eden de belli kim olduğu. Bursa’daki nezir. Yaklaşık belki de onun üzerinde de bana olan hakaretlerinden dolayı mahkemeliyiz. Ondan fazladır belki de. Ve hemen hemen bütün davaları da kazanıyoruz. Ama bu adam böyle bir adam. O yüzden bunun hakaret etmediği, iftira atmadığı, yalan söylemediği bir yer, bir kimse de yok.
Benim hakkımda da bir sürü yalanlar uyduruyor, iftiralar uyduruyor, bana da hakaret ediyor. Şimdi bu ara kendisinin mahkemesi çoğalınca böyle kendince kendi etrafındaki kimselere yalan haberler yaptırıyor, iftira haberler yaptırıyor. Evet, ben sadece benim kendi nefsim olmuş olsa benim için önemli değil. Neden? her iftira eden her yalan söyleyenin peşine düşecek, onlarla uğraşacak değiliz. Ama belli bir kitleyiz, belli bir topluluğuz. Bu belli bir kitle, belli bir topluluk olunca tabii insanların da canı sıkılıyor. Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri insanların sevdiklerine söylemeyin ki onlar da sizin sevdiklerinizi söylemesin. Hadîs-i şerifi var ya buna binaen normalde onlar tabii sizin sevdiğinize laf söylüyor.
Sizler de doğal olarak da buna cevap vermek istiyorsunuz. Ben bugüne kadar bu meselede bütün kardeşlerin susmasını ve bunu şimdi canlı olarak söylüyorum. Bunu bizatihi kendi ağzımdan söylüyorum. Bütün kardeşlerin susmasını ve savunmamasını istedim. Gerçekten. Bunu ümmetin içerisinde bir fitne çıkmasın, ümmetin içerisinde bir kavga çıkmasın diye. Ama bu insanlar durmuyorlar. Bursa müftüsüne varıncaya kadar gidip yalan yanlış haberler yaptırıyorlar. Koca Bursa müftüsü de neyin oyuncağı olduğunun farkında değil. Geçen gün Solportrel midir nedir oradan haber yaptırıyor. her yerden her şekilde saldırıya uğruyor. Şimdi buradan açık açık bir şekilde söylüyorum. Hiç kimseye hakaret etmeden, hiç kimsenin kişilik haklarını dokunmadan istediğiniz çalışmaları istediğiniz gibi yapabilirsiniz.
Bundan sonra karışmayacağım. Bundan sonra hiç kimseye engellemeyeceğim. Bundan sonra şunu demeyeceğim. Arkadaşlar cevap vermeyin demeyeceğim. Ama şunu söyleyeyim. Artık bundan sonra da hiç kimseyi durdurmayacağım. Hiçbir grubu durdurmayacağım. Saat şu anda 028. Bütün arkadaşlar serbest. İstedikleri medya grubunda, istedikleri sosyal medyada, istedikleri sosyal mecrada neyi nasıl yapıyorsa, neyi nasıl biliyorlarsa yapsın, karışmayacağım. bunu durdurma açısından müdahil olmayacağım. Cimere mi şikayet edersiniz? Ne bileyim şikayet edecek nerleri ne şikayet edecekseniz, nerlerde ne yayınlayacaksanız, nerlerde ne yapacaksanız arkadaşlar serbestsiniz. Savunmak sizin de hakkınız. Madem ki bu kirli bir savaş, madem ki bu böyle çıfıt bir savaş, madem ki bu deccalist bir savaş, biz kendimizi savunacağız o zaman.
Demek ki bu işler böyle oluyor. Medyada birisi ya adam gözümüzün içine baka baka tutuklandığımızı söylüyor. Adam gözümüzün içine baka baka devlete bir kuruş borcum yok, devleti dolandırdığımı söylüyor. Adam gözümüzün içine baka baka benim belediyelerden geçindiğimi söylüyor. Diyorum ki belediyelerden bir kuruş getir yok. Bunun artık şeyi yok, düzeni kaçtı. Ve bu Nezir Asaroğlu denilen bu adamın arkasında da Büyükşehir Belediyesi düne kadar duruyor. Her ay buna para yatırıyor. Ve bu adamın arkasında diğer AK Partili belediyeler de duruyor. Ve bu adamın arkasında İl Başkanı da duruyor. AK Parti İl Başkanı da duruyor. Ve bu adamın nemalandığı yer belli. Bu adamın kim olduğu belli, nerede olduğu belli.
Ve hiç kimse bu adama dur demiyor. Cesareti yok herhalde. Veya da bu adamın elinde kimlerin hakkında ne bilgiler var ise herkes susuyor. Biz de susunca zannediyorlar ki bunun elinde benimle alakalı da bir şey var. Birkaç arkadaş da öyle şeyler yazdı. hakkınızı helal edin sizin hakkınızda da böyle şeyler söyleniyor gibisinden. Arkadaşlar verilmeyecek hiçbir hesabım yok. Kimin elinde ne varsa, kimin eteğinde ne taş varsa döksün. Herkes ne yapacaksa yapsın. Arsıza, hırsıza, uğursuza karşı verilmeyecek hesabımız yok. Üç kağıtçıya, beş kağıtçıya, rantçılara verilmeyecek olan bir hesabımız yok. İmar kıyakçılarına verilmeyecek olan bir hesabımız yok. Belediyeden geçinenlere, belediyeden maaş alanlara, belediyeden reklam parası alanlara verilmeyecek bir hesabımız yok.
Korkumuz da yok, çekincemiz de yok. Bizim korkumuz Allah’a karşı isyan etmekten, peygamberine karşı isyan etmekten, insanların hakkına, hukukuna tecavüz etmekten. Bundan başka bir korkumuz yok. Ama arsızca, ama hayasızca, ama şerefsizce, haysiyetsizce saldırı altındayız. Artık bu konuda da böyle susalım, bir şey demeyelim, bir şey yapmayalım deme lüksüm de yok benim. O yüzden şimdi tekrar söylüyorum. Arkadaşlar, bütün arkadaşlar serbest. Bütün arkadaşlar bu saatten sonra serbest. Neyi nasıl yapıyorsanız, neyi nasıl ediyorsanız, benim bildiğim yok çünkü bu sosyal medya hesaplarından ne nasıl olur, ne nasıl yapılır. Benim zamanım da yok. O yüzden benim zamanım yok. Benim bu konuda da fazla bir bilgim olmadığından dolayı o adam da kendini fasulye gibi nimetten sayıyor.
O adam da ondan sanki korkuyoruz, çekiniyoruz zannediyor. Veyahut da birileri, birilerinden korktuğumuzu, çekindiğimizi zannediyor. Hiç alakamız yok, hiç de korkumuz yok, hiç de çekintimiz yok. Daha ileri söyleyeyim. Ben Refah Partisi il binasını basmış bir insanım. Benim öyle bir şeylerden korkum, çekintim olmaz. Ben kendimden utanıyorum bir şey yapmaya. Bunlar çünkü delikanlıca bir mücadele değil. Bunlar delikanlıca yapılan şeyler değil. Kilitleyeceksin kendini bir ona, bir ondan istediğin gibi yapacaksın, bir ondan istediğin gibi yapacaksın ve o korkudan dolayı da insan içine çıkamayacaksın. Korkudan dolayı arabana binerken daha yakan arkana bakacaksın. Ben öyle değilim. Ben meydandayım, ortadayım.
Bakın burada canlı yayın yapıyoruz. Herkes istediği soruyu sorabiliyor. Herkes istediğini yapabiliyor. Benim büro’m da açık, iş yerim de açık, ticaret yapıyorum. Ben hayatın içindeyim, insanların içindeyim. Tek başıma yürüyorum, tek başıma gidiyorum. Hiç kimseden de korkum, çekintim yok. O yüzden bütün arkadaşlar serbest. Artık kim ne yapıyor, kim ne ediyor, kim kime saldırıyor, kim kime ne yapıyor, hiç mi hiç durun demeyeceğim. Yalnız hakaret etmeyin, bunu size tavsiye etmem. Küfür etmeyin, bunu size tavsiye etmem. Gidip dövüşmeyin. Değmez çünkü adam. Bir tokat adaya değmez. Öt desen zaten koşa koşa gidiyor. O yüzden değmez. Ama neyi nasıl mücadele ediyorsanız, neyi ne yapıyorsanız arkadaşlar serbestsiniz.
O yüzden benim tekrar bunu söylüyorum. Verilmeyecek hiçbir hesabım yok. Hakkınızı helal edin. Allah’a emanet olun. Allah yardımcınız olsun. Artık bundan sonra eteğindeki taşı herkes döksün. Kim kime muhalefet ediyormuş. Ben bunu da açık bir şekilde söyleyeyim. Gerekli yerlere mektup yazdım. Dedim ki biz muhalefet etmek istemiyoruz dedim. Korktuğumuzu zannediyorlar bizim. Bizim muhalefetimizin de ne kadar sert olduğunu anlamamışlar herhalde. Bu saatten sonra anlasınlar. Bu saatten sonra öğrensinler. Bu saatten sonra bilsinler muhalefetimizin ne kadar sert olduğunu. Atış serbest. İşiniz gücünüz rast gelsin inşallah. Eftar zikir falemenin hu. Ya Allah. El Fatiha ma selamu aleyhi ve sellem. Amin.
Ejmeyn. Geceniz hayır olsun.
Kaynakça ve Referanslar
- Cihâdın En Efdali — Zâlim Sultan Karşısında Hak Söz: “Cihâdın en fâzıletîlisi zâlim sultanın yanında adâlet sözünü söylemektir” — Ebû Dâvûd, Melahim 17; Tirmizî, Fiten 13; İbn-i Mâce, Fiten 20 (Ebû Saîd el-Hudrî Radıyallâhu Anh); İmâm-ı Nevevî, Riyâzü’s-Sâlihîn, Bâbu’l-Emr bi’l-Ma’rûf; İmâm-ı Gazzâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, Emr-i bi’l-Ma’rûf ve Nehy-i ani’l-Münker Kitâbı; İbn-i Teymiyye, el-Emr bi’l-Ma’rûf
- Dilsiz Şeytan ve Haksızlık Karşısında Susmak: “Hakkı bildiği hâlde susan dilsiz şeytandır” rıvâyeti — Kitabiyatta İbn-i Hacer el-Heytemî ve Sahavî’nin el-Mekâsıdu’l-Hasene‘sinde tartışılmış (zayıf ama mânâsı sahih); Âl-i İmrân 3/104, 110 (“Sizden öyle bir topluluk bulunsun ki iyiliği emreder, kötülükî ahlaklar”); Mâide 5/78-79 (Benî İsrâil’in lanetlenmesi çünkü “birbirlerini kötülükten men etmiyorlardı”); Müslim, Îmân 78 (“Sizden kim bir kötülük görürse eliyle düzeltsin…”)
- Zikrin Rücûu ve Kün-feyekûn Sırrı: Fâtır 35/10 (“güzel söz O’na yükselir, sâlih amel onu yüceltir”); Âl-i İmrân 3/191; Ahzâb 33/41-42 (zikr-i kesîr); İmâm-ı Nevevî, el-Ezkâr; İbn-i Kayyım el-Cevziyye, el-Vâbilu’s-Sayyib (zikrin yetmiş fâydesi); Abdülkâdir-i Geylânî, el-Günye; Mevlânâ, Mesnevî, I. Cild beyt 1-18 (“aslindan ayri dusen”) ve her şeyin aslına rücû etmesi (Bakara 2/156 “innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn”)
- Sevabın 1’e 10 ile 700 Katı Âretılışı: En’âm 6/160 (“Kim bir iyilik getirirse ona onun on misli vardır”); Bakara 2/245, 2/261 (“bir başak… her başakta yüz tane… yedi yüze kadar kat kat arttırır”); Buhârî, Îmân 31; Müslim, Zikür 22 (hadîs-i kudsî: “Kulum bir iyiliğe azmederse…”); İmâm-ı Suyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr Bakara 2/261 tefsîri; nefes temizliği ve abdestli zikir — Gazzâlî, İhyâ, Esrâru’l-Žehare
- Güzel Söz ve Sâlih Amel — Ümmet Birliği: Fâtır 35/10; Nahl 16/97 (“kim sâlih amel işlerse… ona hayât-ı tayyibe yaşatırız”); Tevbe 9/71 (müminler birbirinin velîsidir); Mevlânâ, Fîhi Mâ Fîh; Naklî olarak Muhammed Emin Kurdi, Tenvirül-Kulûb; nasihat ve emr-i bi’l-ma’rûf — İmâm-ı Birgivî, Tarîkat-ı Muhammediyye
- Büyü, Muskacılık ve İslâm’da Koruma: Felak 113/1-5 ve Nâs 114/1-6 (Mu’avvizeteyn); Buhârî, Tıbb 47-49 (Lebîd ibn A’sam’ın Resûlullah’a yaptığı büyü); Bakara 2/102 (Hârût-Mârût ve sihir); İbn-i Kayyım, Zâdu’l-Meâd, Tıbb-ı Nebevî; büyünün hakikati ve tedavisi — Merginanî, el-Hidâye; tevekkül — Talâk 65/3, Âl-i İmrân 3/159; Gazzâlî, İhyâ, Tevekkül Kitâbı
- Aile İçinde Kendini Unutma ve Kur’ân-Sünnet Mizanı: Tahrîm 66/6 (“kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun”); Rûm 30/21; Nisâ 4/34-35; Muhyiddîn-i Arabî Hazretleri’ne nisbet edilen eş-Şeceretü’n-Nu’mâniyye fi’d-Devleti’l-Osmâniyye (Sin’ün Şın’a girdiğindeki Şam-Yavuz Sultan Selim kehaneti); İsmâil Hakkı Bursevî, Rûhu’l-Beyân, Rûm sûresi tefsîri
- Ustura Âdeti, Aile Temizliği ve Sefer Dönüşü: “Erkekler sefer dönüşünde ailelerinin üzerine gece ansızın gelmesinler” — Buhârî, Nikâh 121; Müslim, Radah 58 (Câbir Radıyallâhu Anh); Ebû Dâvûd, Nikâh 32 (“dağınık saçlı kadın taranır, kocası uzakta olan ustura/ışık tutar”); İmâm-ı Nevevî, Şerhü Sahîh-i Müslim; İbn-i Hacer, Fethu’l-Bârî, Kitâbu’n-Nikâh
- Yakîn Mertebeleri — İlme’l-Yakîn, Ayne’l-Yakîn, Hakka’l-Yakîn: Tekasür 102/5-7 (“ilme’l-yakîn… ayne’l-yakîn”); Vâkıa 56/95 (“hakka’l-yakîn”); Hakka 69/51; İmâm-ı Kelaâbâzî, et-Taarruf; Kelâbâzî ve Küşeyrî, er-Risâle, Yakîn Bâbı; İbn-i Kayyım, Medâricu’s-Sâlikîn, Yakîn Menzili; İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, Mektûb 260; Âşıklık “doğulur da olunur da” — Yûnus Emre Dîvân, Niyâzî-i Mısrî Dîvân-ı İlâhıyât, Kuddusî Dîvân
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Bekā, Mürşid, Tarîkat, Zikir, Tevhîd, Nefs, Ruh, Kalb. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı