Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Nefes III ·

Nefes III — 10 Haziran 2017 Sohbeti

Nefes III — 10 Haziran 2017 Sohbeti — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvuf, ahlâk ve mânevî hayat üzerine sohbeti.

NEFES III • 12/19

Nefes III — 10 Haziran 2017 Sohbeti Hakkında

10 Haziran 2017


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.

10 Haziran 2017 Tarihli Sohbet

“SİZİ RAHATSIZ ETMEYE GELDİM”

“Çoğu kimseler ŞEYH’in açıklamış olduğu hakikat ve marifetlerinden ürküp onları inkâr ederler. Ve birtakım kimseler ise anladıklarını zannedip, kulluğun gereği olan taatten uzaklaşarak delalete düşerler. Bu hakikat ve marifetler, Kıldan ince kılıçtan keskin bir sırat-ı müstâkimdir. İlahi Tevfik rehber olmadıkça “aklın ayağının kayma korkusu vardır” SADREDDİN KONEVİ

Bu yüzden ARABÎYE biraz ara verelim.

DE Kİ RABBİM İLMİMİ ARTTIR (Tâ-hâ 114)

Peygamber ashabına şöyle dedi;

“Dini niçin insanlara zorla empoze etmek istiyorsunuz? Halbuki din Allah

tarafından hediye edilmelidir.” (Kitabı Pişrefti Serîı İslam sa. 23)

“O, Necran Hristiyanlarına mabetlerinin korunacağına dair bizzat güvence

vermiştir” (sa. 24)

Dinde zorlama yoktur; hak ile batıl birbirinden ayrılmıştır (Bakara 256)

Her ümmet için yerine getirecekleri ibadetler belirledik (Hac suresi 67)

Aslında bu konu hiç aklımda yoktu fakat birkaç gün önce alevi bir ailenin

oruç sebebiyle dövülmesi bu soruyu hazırlamama sebepti.

“Allah, dininizden dolayı sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve onlara adil davranmanızı engellemez. Çünkü Allah adil davrananları sever. (Mümtehine 8)

İslam, Müslümanlara kendi dinlerini tebliğ etme görevini yüklediği halde hiçbir azınlığı kendi din ve düşüncesini yaymaktan vazgeçmeye zorlamamıştır. Azınlık haklarına her zaman saygı göstermiştir. Bunda İbni Hişam’ın siret’indeki bir kıssayı hatırlayalım

“Bir grup Hristiyan Peygamberi ziyarete geldiklerinde, O abasını yaydı ve

onları üzerine oturttu” İslam nedir? Ali Şeriati (sa. 68)

“Ve rabbin kendisinden başkasına tapmamanızı karar kılmıştır (17/23) mealindeki Kur’an ayetini normal olarak “Allah başka herhangi bir şeye tapmamanızı…” değil de daha çok “Neye taparsanız tapınız bu suretle (aslında bilfiil) Allah’tan başka bir şeye tapıyor değilsiniz. KEŞANİ, Fusûs şerhi (sa. 39)

“Putperestlere putlara tapmaktan vazgeçip de yalnızca Allah’a tapmayı söylemek, halen Allah’a tapmakta olanlara Allah’a tapmaktan vazgeçip de Allah’a tapmayı tercih etmeyi söylemekle aynı şeydir” KEŞANİ (Anahtar kavramlar Prof. IZUTSU)

10 Haziran 2017 Tarihli Sohbet

Dinler konusunda en hoşgörülü olanlardan YUNUS’u unutmayalım

(BİZİM İÇİN HER DİN MAKBULDÜR) YUNUS EMRE

Celâleddin Rumi’de dinlerin birliğine sık sık değinir ve tüm vahiylerin iç muhtevaya sahip olduklarını

biçimsel düzenlemelerinin ötesinde aynı göstermek için Fihi mâ fih ve Mesnevi’de çeşitli hikayeler anlatır.

Yunus’a göre sufi hangi ibadeti isterse edebilir çünkü gerçek mümin bu ibadet aracılığı ile yaradan nezdinde geçerli tek ibadete her zaman ulaşır. Derviş şekillere ve zahiri kanaatlere önem vermez.

“Gökyüzünde İsa ile Tur dağında Musa ile

Elindeki asa ile çağırayım Mevlam seni

Derdi öküş Eyyüb ile gözü yaşlı Yakub ile

Ol Muhammed Mahbub ile çağırayım Mevlam seni

Kaynak ŞEYH BEDREDDİN Michel BALIVET

Arabî bu konuda biraz ikili oynar

Siyasi ve ekonomik durumlarda gayri Müslimlerle ilişki kurulmamasından

uzak durulmasını isterken,

“Bütün suretleri kabul edecek bir hale geldi kalbim

Ceylanların otağına döndü

Keşişlerin manastırına

Tavaf edenlerin Kabesine

Tevrat levhalarına

Kur’an sayfalarına

Ben AŞK dinin müntesibiyim

Aşk bineği hangi yöne götürürse benim dinim, imanım orada

10 Haziran 2017 Tarihli Sohbet

Aslında böyle inanır!

Buraya kadar dinlerin çeşitliliği, dinler arası hoşgörü saygı vs. fakat soru

Geçtiğimiz günlerde okuduğum bir makale sorunun kaynağı

“Kendine gel …. Gayb sırlarını bilmezsin sen ümidi kesme, elemlenme

Perde arkasında gizli oyunlar var!”

Hafız ŞİRAZİ (Hafız Divanı)

Sorumuz şu GNOSTİSİZM? (sırr-ı hakikat)

Gnostisizm geniş bir öğretidir ve özü itibariyle bir inançtır. Bu inanca göre

bütün dinler bir kabuktur ama aynı özü taşırlar

Gayrıdır her milletten

Şu bizim milletimiz

Hiçbir dinde bulunmaz

Din ve diyanetimiz

Gnostik inanç eski Yunan dinine girip ORFİZM

Eski Mısır dinine göre HERMETİZM

Eski Zerdüşt dinine göre MAZDEKÇİLİK ve Yahudiliğin içine girip Mesih beklentisi hareketle İsa hikayesini yaratmış ve HRİSTİYANLIĞI kurmuştur. Bir bölüm alevide bu inanca sahiptir.

Bu inanç yapısı gereği karşılaştığı diğer inancın içinde hareket eder. Karşılaştığı inancın öğretilerinin aslında bu inancın zahir kısmı olduğunu, özü olmadığını batın olan özü kendilerinin bilip öğrettiğini iddia eder.

10 Haziran 2017 Tarihli Sohbet

Biraz önce yunustan ir şey paylaştık “BİZİM İÇİN HER DİN MAKBULDÜR”

ile BİZİM İÇİN HİÇBİRİ MAKBUL DEĞİLDİR (alıntı) aynı anlamda mıdır?

İslamiyet içinde gnostik bir görüş (inanç) bir mezhep var mıdır? Tasavvuf

bunun neresindedir?

Koyun beni Hak aşkına yanayım

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

Yolumdan dönüp mahrum mu kalayım?

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan.

(Bu yazıdaki her şey alıntıdır)

Pir Sultan Abdal

“Çoğu kimseler ŞEYHİN açıklamış olduğu hakikat ve marifetlerinden ürküp onları inkâr ederler. Ve birtakım kimseler ise anladıklarını zannedip, kulluğun gereği olan taatten uzaklaşarak delalete düşerler. Bu hakikat ve marifetler, kıldan ince kılıçtan keskin bir sırat-ı müstâkimdir. İlahi tevfik rehber olmadıkça aklın ayağının kayma korkusu vardır.” SADREDDİN KONEVİ Bunu söyleyen.

Burada kulluğun gereği olan taatten uzaklaşmak: Allah’ın emrettiği ibadetleri, yasakladığı fiiliyatları yapmamak, fiiliyatlardan ve emrettiği yasaklarından kaçınmamak, taatten uzaklaşmak. Onlar delalete düşerler, yani sapıklığa düşerler.

Peygamber ashabına şöyle dedi:

“Dini niçin insanlara zorla empoze etmek istiyorsunuz? Halbuki din Allah

tarafından hediye edilmelidir.” (Kitabı Pişrefti Serîı İslam sa. 23)

Böyle bir hadisle hiç karşılaşmadım, bunun altını çizmekte fayda var. Dinde zorlama yoktur. bu hem ayetle hem hadislerle bu manada bu minval üzerine vardır evet. Bu söz üzerine hem ayet vardır hem hadis vardır ama “Dini niçin insanlara zorla empoze etmek istiyorsunuz? Halbuki din Allah tarafından hediye edilmelidir.” Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin böyle bir sözünü okumadım yalnız.

“O, Necran Hristiyanlarına mabetlerinin korunacağına dair bizzat güvence

vermiştir.” (sa. 24)

10 Haziran 2017 Tarihli Sohbet

Necran Hristiyanlarına sahabe sığındı. Dikkat edin! Bu Necran Hristiyanlarına, mabetlerine zarar vermemek için böyle bir taahhüt gönderilmedi. Burada da bir eksik ya da benim okuduklarımda, benim bildiklerimde eksiklik de olabilir ama bütün bu meseleyi biraz daha açabilirim arzu ederseniz.

Şimdi bu son dönem İslam anlayışı dediğimiz selefi vahhabi anlayışına da bir cevaptır bu. Müslümanlar Mekke’de devlete sahip değillerdi ve Mekke’de Müslümanlara zulmediliyordu. Burayı iyi dinleyin! Müslümanlara zulmedilmesine rağmen hem ekonomik ambargo vardı hem sosyal ambargo vardı hem siyasi ambargo vardı. Bakın, ekonomik ambargo vardı. Müslümanların hiçbir mallarını almıyordu Mekkeli müşrikler ve onlara mal satmıyorlardı. Dikkat edin! Müslümanlardan ne mal alıyorlardı ne de Müslümanlara mal satıyorlardı. Tekrar altını çiziyorum. Bu müşriklerin stratejisidir, müşrikler Müslümanlara mal alıp satmazlar. Bakın, bugün Katar’a uygulanan da müşrik stratejisidir. Müşrik stratejisi. Senin dindaşın olmayabilir, seninle alakalı aynı düşünmeyebilir, sen onun malını alıp satmama gibi ona ambargo uygulayamazsın. Ticari ambargo uygulamak İslam’da yok, benim bildiğimde yok. Bakın; o gün için Mekkeli müşrikler Müslümanlara ticari, ekonomik ambargo uyguluyorlardı bir.

siyaseten destekleyecek, siyaseten onları ayakta tutacak, siyaseten onların sıkıntılarını problemlerini anlatacak hiçbir şey yaptırmıyorlardı.

ambargo uygulanıyordu. Müslümanları

Üç, sosyal ambargo dediğim: Kız almıyorlardı, kız vermiyorlardı, onları sokaklarda rahat dolaştırmıyorlardı, Beytullah’ta rahat ibadet ettirmiyorlardı, böyle bir baskı altındaydı. Oradaki Müslümanların can emniyeti yoktu, mal emniyeti yoktu, namus emniyeti yoktu akıl, emniyeti yoktu ve hiçbir din emniyetleri de yoktu, hiçbir emniyetleri yoktu. Böyle olan bir zamanda Hazreti Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Hristiyanların adil hükümdarı olan Necran Hristiyanlarına Müslümanları hicrete gönderdi. Nereye gönderdi? Bir Hristiyan olan bir devlete gönderdi ve Hristiyan devletin başkanına gittiler, konuştular, kendi dinlerini ona söylediler, biz böyleyiz, dediler, biz böyle ibadet ederiz, biz Müslümanız, dediler ve Necran devletinin başındaki padişah onları kabul etti. Böylece Müslümanlar müşrik bir ülke yönetiminden İsevi bir ülke yönetimine gittiler, adil bir İsevi ülke yönetimine.

Şimdi İslam’ı veyahut da Müslümanları bugün için belirli yerlerde belirli, menfezlerde belirli noktalara, dairelere götürmeye çalışıyorlar. Bunlar sizin, bizim elimizde örnektir. Hazreti Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri o müşrik devlet sistemine karşı silahlanmadı, ayaklanmadı, müşrik devlet

10 Haziran 2017 Tarihli Sohbet

sistemini devirmek için siyasi bir mücadele yapmadı, askeri bir mücadele yapmadı, dikkat edin! Orada bir topluluk -o Müslüman topluluk- ne siyasi ne askeri herhangi bir mücadele yapmadı hatta Müslümanların canlarına kastettiler, şehid ettiler. Yine Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri oradaki Müslümanları silahlandırmadı. Şimdi İslam adına küçük örgütler kurup ellerine silah koyanlar ve bu silahlanıp mevcut yönetimleriyle, mevcut devletleriyle silahlı mücadele etmek İslam’ın kendi içerisindeki öğretisi değildir. İslam hiçbir zaman anarşiyi öngörmez ve İslam dünyasında eline silah almış örgütler var ise bu örgütler dolaylı veya direkt olarak dünya üzerindeki deccal sisteminin uşaklarıdır. Deccal sisteminin uşakları. Hangi dini fraksiyon adı altında toplanırlarsa toplansınlar bunların hepsi de ya dünya üzerinde Amerika’nın, CIA’nın, MOSSAD’ın, KGB’nin, MI-6’nın elindedir; başka bir şey yoktur. Bakın, başka bir şey yoktur. İslami mücadele sistemi çünkü Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden örnek alınacak. Hazreti Muhammed-i Mustafa’nın hadislerini inkâr edenler, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetlerini inkâr edenler, (Dikkat edin!) bunlar, Müslümanları terörize etmek isteyenler, bunlar ilim adına değil. Çünkü Kur’an-ı Kerim’in ayetlerini kendi kafalarına göre yorup, Müslümanları silahlandırıp birbirine düşürmeye çalışmanın oyunları bunlar. Bunun temelini atıyorlar. Çünkü Peygamber ne yaptı dediğimizde bu meseleyle alakalı önümüzde bambaşka bir tablo çıkıyor. Peygamber ne yaptının peşinde değiller, onlar kendilerince bir tablo koymak istiyorlar orta yere. Peygamber ne yaptı kardeşim? Hristiyan Necran devletine karşı savaş mı açtı oradaki Müslümanlar, Necran’a hicret eden Müslümanlar Necran devletini yıkıp yeniden orda bir devlet mi kurmaya çalıştılar? Ölçü size. Mekke’de müşrik bir sistemin altında yaşayan Müslümanlar Mekke müşrik devletinin önünde bomba patlatıp, anarşi yapıp orda devleti yıkmaya mı çalıştılar? Şimdi ne yazık ki bu tip fraksiyonlar çıkıyor. Adam diyor ki devlet kafir, o yüzden yıkılması lazım. Altında sen de kalacaksın ahmak! İşte Suriye, işte Irak. Yapmak istedikleri bu ve bunu bir de din adına yaptırmaya çalışıyorlar. Allah muhafaza eylesin.

Evet, -Necran Hristiyanların- bu sadece mabetlerin harap edilmemesi Necran Hristiyanlarıyla alakalı değildir. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hiçbir emri yoktur ve fiiliyatta hiçbir fiiliyatı yoktur ki mabetlere saldırılmış olsun. Mabetlere İslam’da kutsaldır, mübarektir, dokunulmazlığı vardır. Hangi mabede sığınırsa sığınsın, bir kimse silahsızsa onun dokunulmazlığı vardır. Mabetlere saldıranlar cahil insanlardır. İsevi olabilir, Musevi olabilir, saldıramazsınız, mabetlere saldıramazsınız, mabetleri yıkamazsınız, ibadethaneleri yıkamazsınız. Bu İslam hukukunda kesindir. Allah muhafaza eylesin. Bir şey daha söyleyeyim, geçenlerde bir sohbette kısacık değindim: Hazreti

10 Haziran 2017 Tarihli Sohbet

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Medine’ye hicret ettikten sonra -Medine Antlaşmasını iyi okuyun- bakın orda antlaşmanın başında İsevileri de Musevileri de ümmetin içinde alır, ümmetin içinde olarak görür, İsevileri de Musevileri de ümmet kapsamının içine alır. Medine Antlaşması iyi okuyun onu.

Dinde zorlama yoktur, hak ile batıl birbirinden ayrılmıştır. (Bakara 256)

Evet, burası çok önemli bir mesele. Bir kimsenin bir kimseye dinin kabul edilmesi için, İslam dinini kabul etmesi için bir kimseye zorlama yapmanız mümkün değildir. Ben bir adım daha ileri gideceğim. Siz insanlara Allah’ın emrettiği ibadetleri tebliğ etmekle yükümlüsünüz; bir kimseye zorla ibadet ettirme, zorla ibadet yaptırma yükümlülüğünüz yok. Tebliğ edersiniz, anlatırsınız, sevdirmeye çalışırsınız, sevdirmeye çalışırsınız, zorlayamazsınız. Bir kısım kardeşler gelirler, eşlerinin başları açık olduğundan dolayı boşamaya kalkarlar. Ben derim ki onu böyle mi aldın? Evet, zorlayamazsın onu boşanması gerektiğine dair. Türkiye’de fetva veren kimseler var, yanlış yapıyorsunuz, yanlış yapıyorsunuz, din sevilerekten yaşanır, nefret edilerekten değil. Kim eşlerine, çocuklarına, akrabalarına zorla dini ibadetleri yaptırmaya kalkıyorsa o iyilik yapmıyor. O dinin emrini yerine getirmiyor, o cehaletini gösteriyor. Sonra onun üzerinden insanlar kendilerince din böyle mi, diyor. Lütfen kıymetli arkadaşlarım, kıymetli dostlarım okuyunuz; hadis-i şerifleri okuyunuz. Bu hadisleri inkâr edenler bizim dinimize dinamit koyuyorlar, hadisleri okumuş olsalar böyle olmadığını görecekler. Hazreti Muhammed-i Mustafa bir kabileye gitti, dini tebliğ etti onlara, namazı söyledi onlara, orucu söyledi, -dikkat edin- onlara haccı söyledi, kelime-i tevhidi söyledi, onlara zekâtı söylemedi. Meşhurdur bu. Sahabeler dediler ki “Ya Resulullah onlara zekâtı tebliğ etmedin.” Onlara verdiği cevap çok enteresan. “Onlar bunları yapınca, dinlerini de öğrenince kendiliklerinden yaparlar.” Kendiliğinden yapar. Çünkü sevmeyle muhabbet etmeyle, ona doğru yürümeyle, koşmayla alakalı bu. Kıymetli dostlarım sakın ha bu konuda -ibadetler konusunda- kimseyi zorlamayın, sevdirin, namazı anlatın, orucu anlatın, dinin emir ve buyruklarını anlatın, haramların kötülüklerini anlatın ama bizim bir kimseye zorla dindar etme gibi bir mükellefiyetimiz yok, bizim birisini zorla ibadet ettirme gibi bir mükellefiyetimiz yok, bizim mükellefiyetimizde değil bu. Allah muhafaza eylesin.

Her ümmet için yerine getirecekleri ibadetler belirledik. (Hac suresi 67)

Geçmiş ümmetlere oruç farz kılındığı gibi size de kılındı, geçmiş ümmetlere namaz farz kılındığı gibi size de kılındı amma ve lakin geçmiş ümmetlerin namaz rekâtı ile sizin namaz rekatınız aynı değil, geçmiş ümmetlerin oruç hukuku ile sizin oruç hukukunuz aynı değil, geçmiş ümmetlerin zekât hukuku ile sizinki aynı değil.

10 Haziran 2017 Tarihli Sohbet

Aynı değil. Geçmiş ümmetlerin hukuku ile sizin hukukunuz aynı değil, Cenâb-ı Hakk insanlığın gelişimine binaen her ümmete ayrı bir hukuk oluşturmuş. Hazreti Mevlâna Celaleddin-i Rumi hazretleri Mesnevi’sinde diyor ya: “O (diyor) terzidir, kendisi bir terzi elbiseyi yırtar, yırtan terzi yeniden bir elbise yapar.” Terzi çünkü, terzi olan Allah bize bir elbise biçer o elbise sonra yırtar, yeniden yapar o Allah’ın, biz terzi değiliz, biz din koyucu değiliz, hiçbir insan din koyucu değil. Din Allah’a ait, Hazreti Muhammed-i Mustafa’ya da ait değil, Allah’a ait, tekrar altını çiziyorum, din Hazreti Allah’a ait, hiçbir peygambere ait değil. Peygamberlerinin üzerinden bize tebliğ ediyor, önce peygamberine yaşatıyor onu, önce peygamberine yaşatıyor namazı. Müşriklerin hiç birisi de bu manada namaz kılmazlardı, müşrikler namaz kılardı, kadim bir ibadet ama Hazreti Muhammed-i Mustafa manasında namaz kılmazlardı. Bizler zannediyoruz ki namaz hemen Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemle kılındı. Hayır, o günkü müşrikler de namaz kılardı, o günkü müşrikler de oruç tutarlardı, o günkü müşrikler de hac farizasını yerine getirirlerdi kendilerince. İbrahimî bir din vardı çünkü. Allah bizi affetsin.

Aslında bu konu hiç aklımda yoktu fakat birkaç gün önce Alevi bir ailenin

oruç sebebiyle dövülmesi bu soruyu hazırlamama sebepti.

Evet, hiç kimsenin bir kimse oruç tutmuyor diye dövmeye, sövmeye, hor hakir görmeye hakkı yok. Yok, yani şu ülkenin bunlardan kurtulması lazım artık. Bu ülkenin bunlardan kurtulması lazım artık. Oruç tutmuyor diye birisini hor hakir görmek namaz kılmıyor diye birisini hor hakir görmeye hakkımız yok. Buna hakkımız yok. Kadının birisi geldi, Allah Resulüne dedi ki sallallahu aleyhi ve selleme “Beni temizle ya Resulullah.” Ne yaptın, dedi. Ben zina ettim, dedi. Kiminle, dedi. Filancayla, dedi. Çağırın, gelin onu, dediler. Çağırdılar, geldiler adamı. Adam dedi ki “Yalan söylüyor, ben bununla zina etmedim, şahit yok, hiçbir şey yok.” Adam yalan söylüyor, ben böyle bir şey yapmadım deyince kadına dedi ki git bak işine. Seni bu konuda cezalandıramam, bir şey yapamam, kadın geldi, dedi ki: “Ey Muhammed beni temizle, ben bu adamla zina ettim inkâr etse de.” dedi. Bundan hamileyim. Doğur gel, dedi. Doğurdu, geldi. Çocuğunu emzir, dedi. Çocuğunu emzirdi, emzikten ayrıldı. Gene geldi kadın, beni temizle. Kadının kabilesini araştıttırdı. Bu kabilede akli dengesi bozuk olan var mı, bunların akrabalarında olmayan bir şeyi olmuş gibi varsayımlarla hareket eden var mı, şu var mı, bu var mı? Bunları araştırdı, kadın gene geldi. Böyle bir şey yok, hastalık yok. Yani vardır böyle ailelerde; öyle adamlar, öyle erkekler, kadınlar vardır; olmayan bir şeyi varmış gibi kabul ederler; varsayım üzerine hareket ederler; vesvese üzerine hareket ederler. Ailede varsa bu hastalık tedavisi mümkünse tedavi, mümkün değilse boşayacak. Ömür boyu hastalıkla bir kimse yaşayamaz, adamın psikolojisi bozulur. Psikolojik, psişik bir rahatsızlık bu.

10 Haziran 2017 Tarihli Sohbet

Yine yok, böyle bir rahatsızlık da yok. En sonunda recmedildi kadın. Dikkat edin, sahabeden bir kimse ona böyle kerih gözle baktı, sen nasıl böyle bir şey yaparsın gibisinden Hazreti Peygamber hışımla döndü, (sallallahu aleyhi ve sellem) hazretleri dedi ki: O Allah ve Resulünü sever, cennetlik birini görmek istiyorsanız buna bakın ve namazını kendisi kıldırdı, cennetlik birini görmek istiyorsanız buna bakın. Bir kimse işlemiş olduğu suçtan dolayı kınanmaz İslam’da. Hani meşhurdur ya, bir sahabe de ikide birde -çok özür dilerim ama- içki içerdi, her içki içtiğinde de sopa tazir cezası. Sahabeden bir kimse mendebur adam gene mi içtin diyecek, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri döndü ona. Dedi, dur, o dedi, Allah ve Resulünü sever. O Allah ve Resulünü sever ve bu sahabe bir rivayette Hazreti Ömer radiyallahu anh hazretlerinin zamanına kadar içki içmeye devam etti. Çok bahadır bir sahabeydi, çok savaşçı bir kimseydi. Hatta yine içki içtiği için İran seferinde bağlandı, hapsedildi, İran seferinde bağlanınca, hapsedilince İran seferinde Müslümanlar biraz zora düşer gibi oldu. O zaman İran seferindeki komutanın hanımına yalvardı, savaş ortada gibi. Dedi ki “Ne olursun beni bırak, beni serbest bırak, ben savaş bittiğinde vallaha da billaha da tillaha da geleceğim, kendimi buraya hapsedeceğim.” O kadın onu bıraktırdı, -o komutanın hanımı- o elini yüzünü gözünü sardı, o savaş meydanına öyle bir giriş yaptı ki savaşın komutanı yukardan izlerken hepsini de eğer kendi ellerimle ben bunu kilitlememiş olsaydım, vallahi de billahi de bu derdim ama kendi elimle kilitledim, girdiği yeri darmantas ediyordu, bir toz bulutu haline getirdi ve o gün savaşın kazanılmasına en fazla faydalı olan sahabe oydu. Akşam oldu gün kararmaya başlayınca döndü, dosdoğru hapishaneye kendini hapsettirdi. Sarhoş denilen, beğenilmeyen kimse akşam oldu; toplandılar komutan geldi; ilk önce baktı; o hapiste. Hanımına dedi ki “Vallahi kendim kilitlememiş olsaydım, bu bugün savaştı.” diyecektim deyince hanımı dedi ki: (Dayanamadı.) Vallahi ben serbest bıraktım onu, ne oldu, dedi bana. Yalvardı, yakardı, söz verdi, bak Müslümanlar bu noktada zayıflayacaklar, sıkıntı yaşayacaklar, beni bırak, ben tekrar geleceğim, deyince bunu öğrendi komutan, dedi o muydu, oydu, geldi, ona dedi ki seni affettim, sen böyle böyle yapmışsın, o da ona söz verdi, vallahi dedi, bundan sonra ben de içmeyeceğim, söz veriyorum, bırakacağım bu içkiyi. Bir kimse haram işledi, diye onu taciz etmeyin, onu tahkir etmeyin, yapmayın, oruç tutmuyormuş, midesi rahatsızdır, keyfinden tutmuyordur ya inanmıyordur veyahut da keyfinden tutmuyordur. Sizin ona bir baskı yapmaya hakkınız yok, samimiyetiniz varsa tebliğ edin, nasihat edin. Allah bizi affetsin.

“Allah, dininizden dolayı sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve onlara adil davranmanızı engellemez. Çünkü Allah adil davrananları sever. (Mümtehine ayet 8)

10 Haziran 2017 Tarihli Sohbet

Evet, bu Necran Hristiyanlarına güzel bir örnek. Bir kimse sizinle savaşmıyorsa sizi yurdunuzdan atmaya kalkmıyorsa size adil davranıyorsa sizin yapacağınız çok fazla bir şey kalmaz orda. Buradan adam Avrupa’ya çalışmaya gidecek, orda Alman devletini yıkmaya çalışacak. Ne hakla ya. Bunu din adına yapamazsın, ne hakla. Sen Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin vatandaşısın sen, din adına burada devleti yıkmaya çalışamazsın. Ne hakla ya ne hakla? Sen din adına bir yerlerde bomba patlatamazsın, ne hakla patlattın ya? Bunu böyle söylediğimde “Bizim imamlarımız fetva veriyor.” Nerde bu imam? Kardeşim bu imam nerde? Sen benim ülkemi din adına karıştırmaya kalkıyorsun ya, masum canları katlediyorsun, masum insanları öldürüyorsun, din adına yapıyorsun bunu ya, bir de İslam dini adına yapıyorsun. Hangi hakla yapıyorsun bunu? Nerden çıkardın bu fetvayı ya, getir, ayetle hadis getir, ikna edin. Tebliğ, tebliğ, tebliğ. Nasihat, nasihat, nasihat. Evet. Bunları söyleyenler yirmi yıl önce esamesi yoktu, ortalıkta yirmi beş yıl önce esameleri yoktu. Bunların şimdi ortam rahatladıkça oyunlar oynanıyor. Önceden evde dört kişi toplandığında, polis alıp götürüyordu bizi. O zaman ortalıkta ne şeyh vardı ne derviş vardı ne hoca vardı ne hacı vardı. Hiç kimse korkudan evinden dışarı çıkmıyordu. Bir yerde sohbet var dediğimizde bin bir taklayla adamı götürmeye çalışıyorduk. Her perşembe İzmir’in Bayındır kazasında kapı kapı dolaşıyordum, bu akşam zikrullah var, gelin diye. Her perşembe. Zor. Basılma korkusu var sıkıntı var. Ödemişte camide zikrullah yaparken basıldık. Ödemişte her cumartesi millete tebliğ edeceğim, diye uğraşıyordum, dolaşıyordum teker teker. Şimdi böyle söyleyenler, bu çileleri çekmeyen insanlar rahat şimdi at atabildiğin kadar. Ne yapıyorsunuz ya? Bir kimse oruç tutmadı, diye döv sen onu. Ben dinle tanıştığımda benim yaşadığım kazada benim yaşımda olan bir kimse namaz kılan koca kazada beş kişi yoktuk. Ne yapıyorsunuz ya? Bu insanlar nereye gidiyor? Şimdi oruç tutmayan bir kimseyi biz döveceğiz, söveceğiz, bunu ne için yapacağız, din adına yapacağız öyle mi? Allah muhafaza eylesin. Din tebliğdir, din nasihattir. Mus’ab bin Umeyr Medine’ye ibadet etmiyorsunuz, gittiğinde Medine’de oruç tutmuyorsunuz sizler veya inanmıyorsunuz, diye Mus’ab bin Umeyr orda savaş mı ilan etti Medine’de? Tebliğ etti, nasihat etti. Hazreti Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Medine’ye hicret ettiğinde Medinelilerle savaş mı yaptı? Kılıç mı çekti Medinelilere? Ok mu attı Medinelilere? Medine’nin içinde Musevi’si de vardı İsevi’si de vardı müşriği de vardı. Ne yaptı, Medinelilerle savaştı mı? Kılıç çekip ben burada devlet mi kuracağım, dedi Medine-i Münevvere’de? Allah muhafaza eylesin.

Dikkat edelim, nasihat edelim, sevdirelim, tebliğ edelim, zorla bir şey yaptırmayalım hayır. Ben imtina ederim kendi çocuklarıma dahi kalk namaz kıl demeye ya. Yok böyle bir şey. Anlat namazı, o çocuk namaz kılmıyorsa sen düzgün

10 Haziran 2017 Tarihli Sohbet

anlatamamışsın. Sen düzgün anlatamamışsın, düzgün anlatsaydın, o çocuk namaz kılardı. Allah muhafaza eylesin.

İslam, Müslümanlara kendi dinlerini tebliğ etme görevini yüklediği halde hiçbir azınlığı kendi din ve düşüncesini yaymaktan vazgeçmeye zorlamamıştır. Azınlık haklarına her zaman saygı göstermiştir. Bunda İbni Hişam’ın Siret’indeki bir kıssayı hatırlayalım.

“Bir grup Hristiyan Peygamberi ziyarete geldiklerinde O abasını yaydı ve

onları üzerine oturttu.” İslam nedir? Ali Şeriati (sa. 68)

Evet, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Mekke müşrikleri geldiğinde onlara kendi hırkasını aldı, altına yaydı. Onlara din tebliğ ediyordu hatta ayet-i kerime de indi ya sonra Ümmü Mektum da geldi yakasından tuttu. “Bana dinimi anlat.” dedi. O Mekke müşrikleri de yüzlerini ekşittiler, bu fakir bu âma ne yapmaya geldi, biz onunla özel görüşecektik şimdi. Biz Onunla özel görüşecektik. O zengin müşriklerin canı sıkıldı, bu âma geldi, fakir fukaranın teki. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin -tabiri caizse-yakasından tuttu. “Bana dinimi anlat ey Muhammed.” dedi. Tabi onların yüzleri ekşidi, ona cevap vermeden o müşrikler Müslüman olsunlar, İslam olsunlar, diye can hıraş gene onlara anlatmaya başlayınca Cenâb-ı Hakk dedi ki: O dinini öğrenmek isteyen var ya onunla beraber ol, sabah akşam Allah’ı zikreden onlarla beraber ol ama Hazreti Muhammed-i Mustafa hiçbir müşriğe sen müşriksin, dememiştir, sen kafirsin, dememiştir birisinin yüzüne. Adam şimdi la ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyen, namaz kılan, oruç tutan, adamın küfrüne fetva veriyor. Kafirsin sen, diyor. Ya Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kimseye dememiş, sen nasıl diyorsun, diyorum ben, diyor. Oy atanların hepsi de kafir diyor. Daha yeni bir muhabbet bu. Oy atanların hepsi de kafir. Dedim, ya bunca Müslümanı kafir mi ettin? “Nerde o bunca Müslüman?” dedi bana. Dedim, kardeş seninle konuşulmaz, işin gücün rast gelsin senin. “Kaçıyorsun tartışmaktan.” dedi. Evet, ben dini tartışmam, kaçıyorum, din tartışılmak için değil, yaşamak içindir. Özür dilerim yok. Siz cahilleri gördüğünüzde, merhaba deyip geçiniz. Selam deyip geçiniz. Bir ayet-i kerimede de yüzünüzü çeviriniz, diyor, hiç selam dahi verme diyor. Cahilin öylesi vardır, yüzünü çevireceksin ondan. Allah muhafaza eylesin.

“Ve rabbin kendisinden başkasına tapmamanızı karar kılmıştır. (17/23) Mealindeki Kur’an ayetini normal olarak Allah başka herhangi bir şeye tapmamanızı değil de daha çok neye taparsanız tapınız bu suretle (aslında bilfiil) Allah’tan başka bir şeye tapıyor değilsiniz. (KEŞANİ, Fusûs Şerhi, sa. 39)

10 Haziran 2017 Tarihli Sohbet

Buradan da kafayı kırıyorlar işte. Bu Arabî’nin kendince koymuş olduğu tespittir. Bir kimse puta da tapsa ata da tapsa ota da tapsa gerçekte Allah’a tapıyordur. Bunu anlamayanlar bununla beraber her şeyi inkâr eder. Aslında bir kimse bir şeye tapınırken Allah diye tapınıyor ona. Bunu biraz açalım, ondan sonra burada bırakalım inşaallah.

“Putperestlere putlara tapmaktan vazgeçip de yalnızca Allah’a tapmayı söylemek, halen Allah’a tapmakta olanlara Allah’a tapmaktan vazgeçip de Allah’a tapmayı tercih etmeyi söylemekle aynı şeydir.” KEŞANİ (Anahtar Kavramlar Prof. IZUTSU)

Şimdi bir kimse var, bir put oluşturmuş zahiri. Zahiri olarak oluşturmuş olduğu puta Allah diye ibadet edip ona tapınıyor. Görüntüde, zahirde bir put var. Biz kendimizce diyoruz ki bu Allah’tan başkasına tapındı oysa o tapınmış olduğu şeye Allah inancıyla tapındı. Aslında kendi kafasında, kendi beyninde, kendi gönlünde tapınılması gereken bir Allah oluşturdu ve o kendi aklındaki, kendi beynindeki Allah inancına tapındı. Onun görüntüde bir put var ama aslında hepimiz bir şekilde akli olarak ve kalbi olarak kendimizde oluşmuş olan Allah inancına tapınırız. Hepimiz de hem akli olarak hem kalbi olarak kendimizde oluşturduğumuz Allah inancına tapınırız. Tekrar ediyorum bu sözümü. Hepimiz de hem aklımızda hem kalbimizde oluşturmuş olduğumuz Allah inancına tapınırız. Hiç kimsenin kendi Allah inancı hiçbir şekilde kemale ermemiştir ve hepimiz Allah inancımızı kemale erdirmeye çalışırız ama hepimizin de beyninde, aklında, kalbinde kendine göre bir Allah oluşmuştur. Bu zahiri bilgi, bu manevi bilgi. Eğer bir kimsede hem zahiri bilgi hem manevi bilgi varsa zahir ve manevi bilginin oluşumu neticesindeki Allah inancına tapınır o kimse. O yüzden mahşerde Allah kendisini gösterdiğinde mahşer halkının büyük bir çoğunluğu der ki: “Bu bizim rabbimiz değil.” Sebep? Çünkü onun aklında ve kalbinde kendince Allah inancı vardır ve kendince oluşturmuş olduğu Allah’ı arar. Burada arifler -gerçek arifler- Allah inancının üzerinde şekilden ve şemailden ve öğretilerinden uzak durup sırf Allah’tan Allah inancını beklerler ama o kapıya gidinceye kadar Kur’an ve sünnetin zahir hükmü Kur’an ve sünnetin anlattığı Allah inancına inanırlar ki doğrudur. Ama bir müddet sonra Kur’an ve sünnetin anlattığı, öğrettiği Allah inancının içerisinde Allah’tan gelen Allah inancına tabi olurlar. O yüzden Allah’tan gelen Allah inancı normal inananların içerisinde ters teper, kabullenmezler. Buradaki bu cemaatin dahi kafasında kendine göre bir Allah inancı vardır. Buradaki bu cemaat dahi seviye olarak belirli bir seviyenin üstünde olan bu sohbetleri dinlerken dahi kendi kafasında kendince bilgilerince bir Allah inancına sahip olur. Kendisine aittir, kendi rengidir, kendi cinsidir, kendisinindir, o asla o inanç Allah değildir amma Allah’tır.

10 Haziran 2017 Tarihli Sohbet

Ne yazık ki Müslümanlar bunun farkında değildir. “Ey iman edenler iman ediniz.” ayet-i kerimesini hiç düşünmezler. İman etmiş neye iman edecek? Evet, o iman edecek. Neden? Onun imanı zahire kaldı, Kur’an ve sünnetin içerisinden aldı, kendi kafasından bir Allah inancı oluşturdu. Onun kafasındaki Allah inancı Rezzak sadece rızık veriyor. Onun kafasındaki Allah inancı ona güzel kadınlar veriyor, onun kafasında Allah inancı ona güzel yakışıklı erkekler veriyor. Onun kafasında Allah inancı cennete gidecek, maymunlar gibi habire muz yiyecek, meyve yiyecek, cennete gidince sırf meyve yiyecek. Hali senin önüne koyayım ben, komple hali indireyim önüne. Habire burada ye sen istediğin meyveyi. Cennete gidecek, yakışıklı adamlarla olacak. Neden? Bu dünyada yakışıklı adamlarla olamadı, onun Allah inancına göre cennette yakışıklı adamlarla beraber olacak. Onun Allah inancına göre orda güzel huriler alacak. Allah inancı onun onu getiriyor, cennete gidecek, rahat edecek, bir köşk 118 tane de huri adam ortalıkta dolaşacak. Allah inancı bu onun. Buradaki Allah inancı o kimsenin -tekrar söylüyorum- akli ve kalbi bilgisi kadar, ona inanıyor. Doğru mu, bak bunu reddedenler var, ben reddedenlerden değilim, doğru. Benim nazarımda herkesin Allah inancı kendine göre, o kimseye göre doğrudur. Senin Allah inancın böyle kardeşim doğru. Ben senin onu yıkmaya çalışmam, ben onu yıkmaya çalışırsam sen Allahsız kalırsın, şaşırtırsın yolunu, ben yıkmadan değiştirmeye çalışırım. Bakın, yıkmadan değiştirmeye çalışırım. Yıktın, o adam Allahsız kaldı, kim olursa olsun. Hayır, yıkmak değil. Adam kendince diyor, ben böyle inanıyorum. Kardeş maşallah ya bu kadarına inanıyorsun ya diyorum ben, onu reddedersem kaybedeceğim onu. Gel, bakalım. Ne bu? İbadetlerle alakalı, ya bak böyle bir ibadet de var, sen yapmayabilirsin ama bu bizim dinimizde var, ibadet farz, önce reddetmekten kurtul. Bu zahirle alakalıysa ama şunu unutmayın, -tekrar söylüyorum- ben de dahilim buna, hepimiz aklımızın ve kalbimizin hükmettiği bir Allah’a inanıyoruz. Allah o kadar değil, Allah o değil, tahayyül ettiklerimizin hepsini de ne yapacağız? Nehyedeceğiz, nehyedeceğiz. Neyi tahayyül ettiysek onu nehyedeceğiz. Allah bizi muhafaza eylesin inşaallah. Son söz:

Dinler konusunda en hoşgörülü olanlardan YUNUS’U unutmayalım.

(BİZİM İÇİN HER DİN MAKBULDÜR) YUNUS EMRE Söylemiş bunu demek.

Nefes III — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden.
Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Kalb, Şeyh, Muhabbet, Aşk, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı