Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Nefes II ·

Nefes II — 19 Mart 2016 Sohbeti

Nefes II — 19 Mart 2016 Sohbeti — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvuf, ahlâk ve mânevî hayat üzerine sohbeti.

NEFES II • 15/18

Nefes II — 19 Mart 2016 Sohbeti Hakkında

19 Mart 2016


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.

19 Mart 2016 Tarihli Sohbet

Laiklik (Fransızca) Devlet yönetiminde herhangi bir dinin referans alınmamasını ve devletin

dinler karşısında tarafsız olmasını savunan prensiptir. (Türk Dil Kurumu)

Laiklik yalnız din ve devlet işlerinin ayrılması demek değildir. Bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyetlerini tekeffül (sorumluluk alma) etmek demektir. Mustafa Kemal Atatürk

Geçen haftaki konuşmanız: Mümin laik olamaz. Açar mısınız? “Ramazan ve Kurban bayramları, Nevruz bayramı ve Hamursuz bayramı anayasa ve yasalar önünde eşit haklara sahiptir. Laik devlet bu bayramların hepsine eşit mesafede durması gereken devlettir. (Alıntı)

Fikriniz nedir? Devlet isimlerinin İslam cumhuriyeti olması hakkındaki görüşünüz? Kimlik kartlarındaki ‘Dini’ ibaresi hakkındaki görüşünüz? Konu Nevruza gelmişken, herkesin nevruzu kutlu olsun…! Nevruz: Azerice NOVRUZ, farsça NORUZ, kazakça NAWRIZ, Kırgızca NOORUZ,

Kırım Tatarca’sı NAVREZ, Kürtçe NEWROZ, Türkmence NOWRUZ

Peki, nedir Nevruz, Türk kültüründe nevruz, doğuş, diriliş anlamına gelir. Aynı zamanda baharın başlangıcı sayılır. Türk kültüründe Nevruzun bir adı da ERGENEKON’dur. Ergene’nin manası “Bir dağın kemeri”, Kon’un manası “Dik”tir.

Biraz Ergenekon’dan söz etmek isterim. Gerçi şimdiki nesil Ergenekon’u

yalanlarla, kumpaslarla dolu bir dava adı olarak biliyor ama aslı şöyle:

İlhanoğulları savaşta yenilince geride sağ kalan en küçük olan Kıyan ve eşi Nüküz ile yeğeni kaçıp dağların arasında bir yere göçtüler. Buraya da Ergenekon adını verdiler. Çoğaldıkça çoğaldılar. Kabileler meydana geldi. Dört yüz sen sonra buraya sığmaz oldular. Çıkış yolunu bir demirci bulur.

“Tanrının kudretiyle demir eriyip yükle bir deve geçecek kadar bir yol açıldı. O ayı, o günü, o saati bekleyip dışarı çıktılar. O vakitten beri bugün bayram yaptılar. Bu güne çok itibar ettiler. Ebulgazi Bahadır Han

Burada dikkati çeken husus “baharın başladığı zamandı” Nevruz, Yenisey-Orhun çevresinden Altaylara, oradan da Hun Türklerinin Avrupa’ya yürümesiyle Macaristan’a ve balkanlara ulaşmış 800’lü yıllardan itibaren hazarın güneyinden Anadolu’ya ve Mezopotamya denilen bölgeye taşınarak gelişti.

Nevruz ile ilgili tarihi bilgiler Kutadgu Bilig Divan-ü Lügat-it Türk gibi Türk kültürünün ilk yazılı kaynaklarından başlayarak Nizamü’l Mülk’te, Melik Şah’ta hatta Çin kaynaklarında mevcuttur.

Kurumuş ağaçlar yeşiller giyindi, Tabiat mor, al, yeşil ve kızıl renklerle süslendi, Kara yeryüzüne yeşil ipek bağladı, Binlerce çiçekler gülerek açıldılar, Dünyanın her tarafı misk ve amber kokusu ile doldu. Yusuf has hacib (Kutadgu Bilig)

Nevruzu Selçuklular ve Osmanlılarda kutlardı. Hatta bu konu ile ilgili

şeyhülislam Ebu suud efendinin fetvası şöyledir:

“Mesele nevruz gününde zeyd müsellem eyü libaslarını giyüp yiyüp içse

yaranlarıyla sahraya gitse, ism lazım gelürmü?”

Cevap: Nesne lazım gelmez, nevruz Mecusi (İslamiyet’e aykırı) değüldür,

nevruz sultanidir (örfe var olan bir adettir)

Soru: Milli geleneklere bağlı biri olduğunuzu biliyoruz. Dergâhta neden Nevruz

kutlaması yapılmıyor?

Soru: Kocayayla şenliklerinin geçerli sebeplerden iptal edildiğini biliyoruz. Üç

beş tane vatan haininin eylemlerine teslim olmayalım.

Hey Rab! Çıkmam gerekti arşındaki kürsüye, Mademki ilk demiri koymuştu Türk örsüne, Mademki ilk kıvılcım sıçramıştı toprağa, Hacer yoktu bir yeni büyüklük yaratmaya, Doldurunca bir demir sapı Türkün elini, Yere diktin demekti etten bir heykelini, … Ne çok gecikecekti insan olmakta insan, Olmasa Türk ilk seven, ilk inanan, ilk yazan… A.Şengül (sa. 60-61) Anadolu Ozanından

O saat, Başka bir şey gelmez insanın aklına, Boyuna sürtünür bana şehitler, Doğrusu ben onlara dokunurum, Kimisi sırt üstü yatar, Açık ağzı kan içinde, Kimi yüzükoyun, Kimi diz çökmüş, mavzer elinde, Öylece donup kalmış, “Hey Allah’ım” derim kendi kendime, Öldüreceksen beni böyle öldüreydin, Elimde silah, Diz çökmüş, Yüzüm gâvura karşı.

18 Mart Çanakkale zaferi Millet olduğumuz gün Kutlu olsun…!

Laiklik (Fransızca) Devlet yönetiminde herhangi bir dinin referans alınmamasını ve devletin dinler karşısında tarafsız olmasını savunan prensiptir. (Türk Dil Kurumu)

Türk dil kurumunun bu prensibine göre yani açıkladığı bu laiklik prensibine göre dünya üzerinde laik bir devlet yok demek ki. Laiklik bize Fransızcadan geçme. Devlet yönetiminde herhangi bir dinin referans alınmamasını: O zaman bütün Avrupa devletleri kendilerince Hristiyanlığı referans almışlardır. Adamlar ezanları susturuyorlar, camilerin önüne engel olmaya çalışıyorlar, Avrupa’da laiklik yok. Amerika’da da laiklik yok. Amerika’nın devlet başkanları da hepsi de İncil’e yemin ederekten göreve başlıyorlar. Hani ölçü alacağız ya, biz de batıyı ölçü almak çok moda ya. Laikliği biz normalde Avrupa’dan almışız, Avrupa’dan aldığımız ülkelerin devletleri laik değil, hiç biriside. Hiç birisi de. Gelelim en katı savunucularından birisi Türkiye, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı nereye koyacaksınız? Rusya Katolik, o da kitaba yemin ederekten başlıyor. İsrail, zaten o bir din devleti. İsrail din devletidir, irticacıdır bir de hem. Dünya üzerinde laik bir devlet sistemi yok o zaman. Teori mi bu? Evet. Bu teorimi, laiklik? Evet. Peki, bunun en katı, en katı uygulama örnekleri kimde var? Türkiye’de var. Bu en katı örnekleri dünya üzerinde hangi ülkeye dayattılar? Türkiye’ye dayattılar. Laiklik adına insanların camilerini kapattılar inananların, medreselerini kapattılar, her şeyi kapattılar, laiklik adına yaptılar bunu. Türkiye zaten hiçbir zaman laik olmadı. Anayasada var mı? Evet. Laik mi? Değil. Değil. Yani Diyanet İşleri Başkanlığının maaşını devlet veriyor peki Ortodoksların p atriğinin maaşını kim veriyor? Katolik papazların maaşını kim veriyor? Onlar kendi cemaat olarak nitelendiriliyor, kendileri veriyorlar. Neden Türkiye’de de herkes kendi camisinin imamının maaşını verse ne olur? Olmaz. Neden Avrupa’daki gibi serbest bırakmamışlar cumhuriyet kurulurken? Bırakmazlar. Neden? Çünkü burada dindarlar fazlalaşır fazlalaşınca da hâkim olurlar diye düşünmüşler.

Laiklik yalnız din ve devlet işlerinin ayrılması demek değildir. Bütün yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyetlerini tekeffül (sorumluluk alma) etmek demektir. Mustafa Kemal Atatürk

Hiç öyle olmamış. Vatandaşların din ve vicdan hürriyetlerini tekâmül etmemiş hiç. Atatürk’ün de tanımladığı bir laiklik anlayışı Türkiye’de uygulanmadı hiç. Hiç uygulanmadı. Hiç uygulanmadı.

Geçen haftaki konuşmanız: Mümin laik olamaz. Açar mısınız? Evet, mümin laik olamaz, neden? Bir kimse bir inanca sahipse, bir inanca sahipse o inancını yaşamak ister yaşamak ister. Yani bir kimse bütün inançları kendisinde toplayamaz ki. Bütün inançlara eşit mesafede de duramaz. Ben bugün Hristiyanların kilisesine gideyim yarın Yahudilerin havrasına gideyim ertesi gün Hinduların tapınağına gideyim ertesi gün de camiye gideyim, böyle bir inanç sergileyemez ki o kimse. Laiklik sekülerliktir, dinle alakalı herhangi bir şeyi devletin kabul etmemesidir. Devlet dinle alakalı hiçbir şeyi kabul etmez. Bu ütopyası bunun, felsefesi. Yaşanan var mı? Hayır. E bir mümin dini kabul etmezse nasıl dindar olacak? Mümkün değil. O yüzden mümin laik olamaz bir Müslüman ama devlet, devlette layık olamaz gerçek manada. Ama İslam, devlete bir yükümlülük koyar. Bir mümin için bir Müslüman için devlette aranılacak beş özellik lazımdır: Bir devlet kendi

tebaasının can emniyetini sağlamak zorundadır, kendi tebaasının namus emniyetini sağlamak zorundadır, kendi tebaasının din emniyetini sağlamak zorundadır, din emniyetini, kendi tebaasının akıl emniyetini sağlamak zorundadır, kendi tebaasının mal emniyetini sağlamak zorundadır. İslam bu beş emniyeti önemli kılar. O zaman ben Hristiyan’ım örneğin, Hristiyan bir kimsenin din emniyeti, akıl emniyeti, can emniyeti, mal emniyeti, ırz emniyetini devletin sağlaması gerekir. Devlet, çıkaracağı kanunlarla bir Hristiyan tebaanın bu beş emniyetini sağlamak zorundadır. Devlet çıkaracağı kanunlarla bir Yahudi veya bir Musevi-Yahudiler ayrıdır Musevilik ayrıdır. Şimdi birleştirdiler onu. Yahudi bir ırktır, Musevilik bir inançtır. Biz Hazreti Musa’nın peygamberliğine iman ederiz, Hazreti Musa’ya indirilen Tevrat’a da iman ederiz. Bu Museviliktir ama Yahudi ırkıyla alakalı, ben Yahudi değilim ırk olarak ben Türk’üm, adıma Türk konmuş benim. Hoş, Yahudiler araştırıyorlar, inceleme yapıyorlar şimdi Türklerin de Yahudi olduğunu yakında patlatacaklar bombayı. İçimizden birileri çıkıp, aslında bizlerde Yahudi’yiz, diyebilirler yakında. Neden? Sevimli göstermek için. Arz-ı mev’ud olacak ya. Ne yaptılar, Kürtlerin ağa babalarını, paşa babalarını çağırdılar götürdüler Tel Aviv’e, dediler ki, hepiniz de siz aslında Yahudi’siniz, Barzani oradan açıklama yaptı, biz Yahudi’yiz dedi, Kürt Yahudi’yiz dedi, Talabani açıklama yaptı, biz Kürt Yahudi’yiz dedi, pyd’nin başındaki adam salim müslim açıklama yaptı, biz Kürt Yahudi’yiz dedi. Ne açıkladılar? Dediler ki apodan için, o da bir Kürt Yahudi’dir dediler. Onun kendi ağzından açıklama yapmadılar. Buradaki Kürtler ellerini kaldırsınlar, siz şimdi kendi kendinizi Yahudi görüyor musunuz? “Hayır”. Bu ayrı bir şey. Yahudilik bir ırk, Musevilik bir inanç ama normalde şimdi bu noktada bakılırsa bir kimse kendince yani, bir devlet bu beş ana, beş ana emniyeti sağlamakla mükellef. Şimdi en laik Avrupa’daki ülke ne? Fransa, öyle değil mi? Müslümanların can emniyeti yok, Müslümanların mal emniyeti yok orda, Müslümanların din emniyeti de yok. En laik neresiydi? Avrupa’ydı. Avrupa’daki Müslümanların can, mal, ırz ve akıl emniyetleri yok. Laik olarak gördüğümüz Amerika? Yok. Seyahat özgürlükleri dahi yok. Türkiye’de bir Hristiyan’ın burnu kanıyor mu? Hayır. Bir Yahudi’nin burnu kanıyor mu? Hayır. Herhangi bir inanış sahibinin Türkiye’de burnu kanıyor mu? Hayır. Dikkat edin, bu ülkenin insanları Avrupa insanından bu konuda daha medeni. Daha medeni. Bursa’da bir sürü Yahudi var rahatsız olan var mı? Yok. Kuyumcusu var, iplikçisi var, tekstilcisi var, otomotivcisi var. Sen Yusuf olarak biliyorsun onu, Yasef adı. Var mı rahatsız olan? Yok. O zaman şimdi bir kimse laik olabilir mi? Hayır. Bir inanışa sahipse laik olamaz ama devlet, bütün inanış sahiplerini bu beş ana maddede toplaması lazım. Bu benim kendime ait fikir. Ben diyanetin devlete bağlı olmasını dahi istemiyorum, evet. Ben camilerdeki istemiyorum. imamların maaşlarının devletten ödenmesini İstemiyorum. Herkes kendi ibadethanesini, kendi mahallesindeki ibadethanesini korusun, kollasın, tamir ettirsin, oradaki imamın maaşını versin, toplasın veyahut ta mahalleli sıraya girsin her gün birisi namazı kıldırsın. Kıldıran yoksa kapansın, kilitlensin ya. Herkes camisine sahip çıksın, herkes tekkesine sahip çıksın örneğin. Zaten Hanefilerde tartışma konusudur bir kimsenin imamlık yaparaktan maaş alıp almaması. İmam-ı Azam hazretleri kabul etmedi müftülüğü. Kabul etmediği için atıldı zindana, kabul etmediği için işkence altında şehit oldu zindanda. Aynı şeyi

İmam-ı Yusuf kabul etti ama İmam-ı Muhammed’de kabul etmedi aynı şekilde İmam-ı Serahsi’de kabul etmedi örneğin, aynı şekilde İmam-ı Hanbeli’de kabul etmedi. Gidip de onlar Emevi kralların veyahut ta Emevi padişahlarının diyanet işleri başkanlığını yapmadılar. Yapmadılar. O yüzden Müslümanların bu noktada, nerede olursa olsun böyle bir teşkilat altında kendileri sivil bir şekilde yapıyorlarsa yapsınlar, bir teşkilat kursunlar Müslümanlar, kendilerince birilerini seçsinler oraya, birilerini koysunlar oraya, bu mümkün. E Devlet laik ise Diyanet İşleri Başkanlığı ne arıyor orada? Demek ki Türkiye laik değil. Laikliği getiren Atatürk dahi Diyanet İşleri Teşkilatı’nı lav etmemiş. Neden lav etmiyor? Laikliğin en katı savunucusu İsmet İnönü ‘dür neden Diyanet İşleri Teşkilatı’nı lav etmemiş? Her yer de din ve dindarlar serbest olabilir Türkiye’de olmaz, her yerde din ve dindarlar serbesttir Türkiye’de değildir, hala daha değil. Cuma hutbesi diyanetten geliyor mu? Evet. Vaiz tek merkezden vaaz ediyor mu? Evet. Camii imamları ne? Caminin memuru. Açıyor, namazı kıldırıyor, kapatıyor. Ben imamlık yapamam mesela. Neden? Ben orda oturacağım, vaiz orada konuşacak. Ben orda neyim? İmamım. Ben yapmam. Ben birisinin hazırladığı hutbeyi okumam, aykırıyım ben. Ben kendi hazırladığımı okumuyorum bazen. Neden? Ya benim cemaatin, benim bulunduğum yerdeki cemaatin ihtiyacını ben biliyorum. Çarşının göbeğinde Yeşilay haftası okunuyor. Çarşının göbeği. Çarşının göbeğinde ticaretle, insana hukukuyla, alışveriş hukukuyla ne okuyacaksan okuyacaksın. Yok, ticaret hukuku var. Gittiğimizde neydi, diyanetteki fetva enteresan, organ nakli ile. Okuyor imam işte, hukuken ölü olduğuna hükmedilen dedim, kim hükmedecek? Camide sessizlik. Bir kimsenin öldüğüne hukuken kim hükmedecek? Nefes alıp veren bir kimsenin öldüğüne hükmedecek olan kim? Kalbi çalışıyor mu? Çalışıyor makinada. Makinada. Kalbi çalışıyor mu kardeş? Çalışıyor. Kim öldüğüne hükmedecek bunun?

“Ramazan ve Kurban bayramları, Nevruz bayramı ve Hamursuz bayramı anayasa ve yasalar önünde eşit haklara sahiptir. Laik devlet bu bayramların hepsine eşit mesafede durması gereken devlettir. (Alıntı) Fikriniz nedir?

Mümkün değil. Dünya üzerinde hiçbir devlet laik değil bir noktada. O zaman şimdi burada bir şey söyleyeceğim şimdi hoplayacak ortalık, demek ki Osmanlı en laik devletmiş bu manada. Daha ileri söyleyeyim, Osmanlı’nın devlet düzenini yakalayamamış hiç kimse. Çok hukuklu Osmanlı. Siz Kırım’da Osmanlı’nın hukukunun mu geçerli olduğunu zannediyorsunuz? Yerel hukuk sistemleri var. Yerel hukuk sistemleri. Yerel bayramlar var. Osmanlı bunlarda açık, hiç karışmıyor. Hiç karışmıyor. Hiç karışmıyor. Bir tane ibare yok mesela işte filanca yerde dini inanışlarından dolayı böyle davranacaklardı da Osmanlı yasakladı. Bir tane ibare yok. Ne acı ya. Allah bizi muhafaza eylesin. Evet, bu noktada gerçekten İslam hukukuna göre bir devlet kendi tebaasının kendi dini inanışlarında veya inançlarındaki bayramları, seyranları, özel günleri göz önünde bulundurup onlara müsaade etmesi gerekir. Yok.

Devlet isimlerinin İslam cumhuriyeti olması hakkındaki görüşünüz? Asla katılmıyorum. Yani bir devletin adına İslam Cumhuriyeti koyduğunuzda o devletteki eksiklikler, noksanlıklar İslam’a mal edilecek çünkü. Bir İslam inanış düşüncesi ve yaşantısı zirve bir şeydir, insanların ulaşmak istedikleri zirve bir şeydir

ve ulaşmaya çalışan her kimse de bunun eksikliği vardır, her sistemde de bunun eksikliği vardır. O yüzden onun İslam cumhuriyeti olarak anılmasını asla uygun görmüyorum. Bir cemaatin, bir partinin, bir tekkenin, bir dini topluluğun kendisini İslam’ın en güzel şekilde yaşandığı bir topluluk olarak anılmasını lanse edilmesini kabul etmiyorum. Bunlar, Allah muhafaza eylesin tehlikeli noktalar.

Kimlik kartlarındaki ‘Dini’ ibaresi hakkındaki görüşünüz? Bu konuda serbest olması lazım herkes. Bir kimse kendince kendi dinini oraya yazdırmak istiyorsa yazdıracak yazmak istemiyorsa yazdırmayacak. Bir kimse kan grubunu yazdırmak istiyorsa yazdıracak yazdırmak istemiyorsa yazdırmayacak. Bundan doğacak olan sonuçlara da imza atacak, bundan doğacak olan sonuçlara razıyım. Bu ne? İşte trafik kazası, hemen kan lazım onun kan grubu bilinemedi o yüzden yarım saat gecikti öldü. Öldü. Arkadaş sen kendin imza atmışsın buna. Belki de devlet bunun için diyebilir, ben tebaamın böyle ölmesine göz yumamam kan gurubunu yazacaksın diyebilir, ayrı mesele, ama dini inanışını oraya yazmak zorunda olmaması lazım.

Konu Nevruza gelmişken, herkesin nevruzu kutlu olsun…! Eyvallah. Gerçekten herkesin Nevruz’un kutlu olsun. Bu Orta Asya’dan itibaren oradaki bütün kavimlerin kendilerince bir bahar bayramı. Keşke bu bahar bayramı olarak kutlanabilse. Bizim çocukluğumuzdaki Nevruz gibi kutlansa keşke. Enteresan inanışlar vardı çocukluğumuzda, evlenmek isteyen genç kızlar evlerinin bahçelerinin bir köşesine bir maketten ev yaparlar. Batıl inanç bu ama marketten böyle bir ev yaparlar, içine bir tane gelinliklik bebek, bir tane damatlık bebek koyarlar, kendilerince dilek tutarlar, ateşler yakılır, ateşlerin üzerinden hoplanır, gençler, sevgililer birbirleriyle buluşurlar, yok işte birbirleriyle bakışırlar mahallelerde, kimisi yağ tanklarını açarlar. Bunlar bizim mahallede vardı. Hızır aleyhisselam gelecek yağ tankına elini bandıracak yağ akacak gidecek. Böyle bir efsaneler var, dolaşır. Yok, Hızır o gece bütün her yeri dolaşır, kimisinin buğday ambarına elini sokar, kiminin yağ tanklarına elini sokar, kimin evlenmesine müdahil olur, kendince Türklerin bu ta Orta Asya’dan beri gelen bir inanışı. Yani Türk’tür Kürt’tür hiç önemli değil, bu Orta Asya’dan gelen bir inanış. Baharla beraber işte bir efsaneye göre Hızır ile İlyas peygamberin buluştukları gün efsaneye göre. Bu öyleydi. Şimdi Güneydoğu’da pkknın kalkışması oldu Nevruz. Bu ülkede Nevruz denilince herkesin aklına bomba geliyor. 10 yıldan beri Nevruz denilince herkesin tüyleri diken diken oluyor. Bugün yine İstanbul’da Taksim’de bomba patladı. Yarın Pazar, bütün herkes tedirgin. Sebep? Nevruz. Nesi bayram şimdi bunun? Siz Bursa sokaklarında ateş yakıp kadın çoluk çocuk o ateşin üzerinden atlamayı mı hayal ediyorsunuz şimdi? Ne acı bir şey öyle değil mi? Ülkemiz için acı bir şey değil mi? Nevruzdan dolayı Alman konsolosluğu kapattı gitti. Nevruzdan dolayı. Yani siz Tacikistan’daki, kutlamalarını televizyonlardan seyrediyorsunuz öyle değil mi? Bunun esamesi bu ülkede var mı? Yok. Aç pkk bayraklarını, yık, yak ortalığı. Nevruz denilince ülkede bu akla geliyor şimdi başka bir şey gelmiyor. Bu acı bir şey değil mi? Bütün devletin güvenlik birimleri ayakta şu anda. Günlerden beri. Her yere de bir ne yaptılar, algı operasyonu yaptılar işte bu pazar günü bütün dhkp-c si, pkksı, kcksi, bilmem nesi,

Türkmenistan’daki Nevruz

Kırgızistan’daki

alfabede zaten harf kalmadı, olanca terör örgütleri hepsi de ne yapacaklar? Nevruz günü eylemi yapacaklar. Ne Nevruz’u? Nevruz terör örgütlerinin cirit attığı bir şey oldu. Bayram olarak kurtlanacağına, bayram olarak herkesin pür neşe, bahar gelmiş. Benim çocukluğumda, bizim Bayındır’da evde bir kimse kalmazdı. Nevruz olan pazar günü evde bir kimse kalmaz, millet ne elinden geliyorsa, poğaçasını yapar, böreğini yapar, ne elinden geliyorsa, bizim orda normalde mangalını alır, yumurta kaynatır, bilmem ne yapar, herkes pikniklik bir şeyler hazırlar çıkar bağa, bahçeye, kıra. Bir kişi kalmaz evde, mahalleler, sokaklar bomboştur, herkes bildiğiniz bahar bayramı, takar takıştırır, süslenir, ip oynar, top oynar, bir sürü oyunlar oynar, genç kızlar genç erkekler bakışır, sevgilisin görür, bulur, millet içer, davullar zurnalar, darbukalar, eğlentiler gırla giderdi. Yapılıyor mu? Şimdi yapılmıyor değil mi? Ben gittikten sonra hiçbir şey olmadı desene. Yok, şimdi, kalmadı. Neden? Nevruz nevruzluktan çıktı terör örgütlerinin cirit attığı bir şey oldu Allah muhafaza eylesin.

Nevruz: Azerice NOVRUZ, Farsça NORUZ, kazakça NAWRIZ, Kırgızca

NOORUZ, Kırım Tatarca’sı NAVREZ, Kürtçe v, w olmuş NEWROZ

Vallahi Kürtçe w’yi nerden buldu onu da bilmiyorum. Savaş, Kürtçe w var mı? Kürtçe harflerin içinde? “Var efendim”. Eski eserlerde w var mı? “Eski eserlerde yok”. Ben eski eserleri soruyorum. Kürtçe bir risale okudun diyelim, orada w var mı? Yok. Türkmence gene NOWRUZ. Burdaki w’yi nerden buldun gene Türkmencede? Türkmencede w yok ki. Türklerin hiçbir dilinde w yok, Kürtlerin dilinde w yok, Farisi’ce de w yok, yok, Arapçada da w yok, Ortadoğu ve Orta Asya dillerinin hiç birisinde w yok. Bir yerde w varsa çok af edersiniz orada İngiliz hainliği vardır. İngiliz hainliği var orada. Kürtler de w’yi kullanacağız diye uğraşıyorlar, ben de gülüyorum kendi kendime, nerden buldun w’yi? Yok. Farisice de yok, Arapçada yok, Türkçede yok, Kürtçede yok, Zazacada yok. Tabii Kürtçede kendi içerisinde lehçeleri var. Yok, hiçbirinde. Kırmançecesi var, Zazacası var.

Kurumuş ağaçlar yeşiller giyindi, Tabiat mor, al, yeşil ve kızıl renklerle süslendi, Kara yeryüzüne yeşil ipek bağladı, Binlerce çiçekler gülerek açıldılar, Dünyanın her tarafı misk ve amber kokusu ile doldu. Yusuf Has Hacib (Kutadgu Bilig) Yusuf Has Hacib’i aslında bir devlet başkanlarının ve siyasetçilerinin muhakkak okuması gereken bir eserdir. Yusuf Has Hacib’i okumamış bir siyasetçi, siyasetçi değildir, Yusuf Has Hacib’i okumamış bir Türk devlet adamı, devlet adamı değildir. Gerçekten. Yusuf Has Hacib’in okunması gerekir. Bilhassa siyasetçiler ve devleti idare edenlerin okuması lazım.

Nevruzu Selçuklular ve Osmanlılarda kutlardı. Hatta bu konu ile ilgili şeyhülislam Ebu Suud efendinin fetvası şöyledir: “Mesele nevruz gününde zeyd müsellem eyü libaslarını giyüp yiyüp içse yaranlarıyla sahraya gitse, ism lazım gelürmü?”

Cevap: Nesne lazım gelmez, nevruz Mecusi (İslamiyet’e aykırı) değüldür,

nevruz sultanidir. (örfe var olan bir adettir)

Nevruzla alakalı Osmanlıda her ne kadar bazı karşı fetvalar olmuş olsa dahi asla, mesela böyle çok büyük Osmanlı’da zatlardan, büyük ulema asla Nevruz’a karşı bir fetva verme ihtiyacı duymamıştır. Sonradan bu Osmanlı’nın ilk zamanlarında, bunlar halkın kendi içeresindeki adet gelenek görenek olduğundan bunlara fetvaya bile gerek yoktu. Sonradan bunlara fetvaya sormaya başladılar. Bu da neden oldu biliyor musunuz? Hani kraldan fazla kralcılar vardır ya ota, böceğe, börtüye, uçan kuşa fetva isterler ya, bu onlardan kaynaklandı. Adam suya da fetva isteyecek neredeyse. Bunlar onlardan kaynaklandı. Allah bizi affetsin.

Soru: Milli geleneklere bağlı biri olduğunuzu biliyoruz. Dergâhta neden Nevruz

kutlaması yapılmıyor?

Normalde dergâhta Nevruz kutlamasının yapılmayışının sebebi aslında biz farkındaysanız bilmiyorum, nevruzla Çanakkale şehitlerinin bizim Cepheye Sema yürüyüşü aynı zamana denk geliyordu. Bununla alakalı benim içimde hala daha şey var yani biz bu sene mesela biraz bu Çanakkale şehitleri zamanı yağmur çamur oluyor diye biz kara savaşlarının bittiği zamana aldık Cepheye Sema’yı. Ama biz biliyorsunuz, her sene mart ayında Çanakkale Savaşlarının olduğu zamanda Cepheye Sema’ya götürüyoruz. Hem Cepheye Sema’ya giderken aslında burada da Nevruzu kutlayabilecek haftamız kalmıyor. Bunu birazda Kocayayla şenliklerine doğru atıyorduk kendimizce. Hani böyle bir Kocayayla’da bir şenlik yapalım. Çünkü şenlik yapma, bu Türklerin kendi adet ve geleneklerinde vardır. Düğünlerini şenlik gibi yaparlar, belli bir gün yaparlar o günlerde şenlik yaparlar, böyle toplulukların kendince, aşiretlerin, öyle söyleyeyim, bir boyun kendi şenlik günleri vardır öyle yaparlardı. Ama bizim bu ara nedense bu tip şeyler işin doğrusu öteleniyor, biraz böyle sohbetler, dersler böyle ağır basmaya başladı ama vakti gelince söyleyeyim. Artık 2017 ile alakalı sohbet tarihleri ve sohbet düzenini tekrar gözden geçireceğim. Hatta bugün aklıma geldi geldi gitti söylemedim erken diye, 2017’nin programını kendimce yapayım bu tip sosyal faaliyetlere, sosyal günlere zamanımız kalsın diye düşünüyorum biraz. E bir tarafımda da böyle işte hadi şuraya da yetişelim, hadi buraya da gidelim, hadi burada da bir ders olsun, zikir olsun, bir tarafımda oradan ağır basıyor ama gerçekten bu bir yorgunluk değil ama biraz kendimize zaman ayırma gibi, bu tip hani sosyal ve milli kültürel hareketlere de zaman ayırmaya ihtiyacımız var gibi geliyor bana. Bu da bir iç, öz eleştiri olsun.

Nevruz kutlaması yapılmıyor. Yani önümüzdeki seneye ben tekrar Çanakkale Cepheye Sema’yı gene Çanakkale gününe almaya karar verdim bu sene. Yani normalde kendi kendime dedim yağmursa yağmur, karsa kar, soğuksa soğuk, biz yine dedim Çanakkale Cepheye Sema’yı dedim yine aynı tarihlere alacağız dedim. Önümüzdeki sene Çanakkale şehirleri zamanı Cepheye Sema’yı gene aynı, yani artık 18 Marttan sonrası nesine geliyorsa inşaallah o zamana alacağız. Yine bizim nevroz kaldı. Bizim, soru sahibi, eğlenmeye zamanımız yok.

Soru: Kocayayla şenliklerinin geçerli sebeplerden iptal edildiğini biliyoruz. Üç

beş tane vatan haininin eylemlerine teslim olmayalım.

İnşaallah bu sene Kocayayla’yla alakalı teslim olmayalım, inşaallah yapalım. Yani böyle insanın içi de burkuluyor hani bir tarafta şehitler var, bir tarafta bombalar patlıyor ama gerçekten acılı bir durum. Bir taraftan diyoruz ki, bombalar patlarken, şehitler varken işte biz orda hani, bizimki eğlenti de değil aslında, bizimki bir milli kültürün uyanışı gibi bir şey. Eğlenti olup da vur patlasın çal oynasın yaptığımız yok. Zeybekler oynuyor, herkes milli, kendince yöresel kıyafetlerini giyip geliyor, böyle aslında bütün ülkenin renkleri bir yerde toplanıyor güzel oluyor. Bu sene bir Kocayayla yapalım inşaallah.

Hey Rab! Çıkmam gerekti arşındaki kürsüye, Mademki ilk demiri koymuştu Türk örsüne, Mademki ilk kıvılcım sıçramıştı toprağa, Hacer yoktu bir yeni büyüklük yaratmaya, Doldurunca bir demir sapı Türkün elin, Yere diktin demekti etten bir heykelini, … Ne çok gecikecekti insan olmakta insan, Olmasa Türk ilk seven, ilk inanan, ilk yazan…

Çok güzelmiş ya…

A.Şengül Anadolu Ozanından

O saat, Başka bir şey gelmez insanın aklına, Boyuna sürtünür bana şehitler, Doğrusu ben onlara dokunurum, Kimisi sırt üstü yatar, Açık ağzı kan içinde, Kimi yüzükoyun, Kimi diz çökmüş, mavzer elinde, Öylece donup kalmış, “Hey Allah’ım” derim kendi kendime, Öldüreceksen beni böyle öldüreydin, Elimde silah, Diz çökmüş, Yüzüm gâvura karşı.

18 Mart Çanakkale zaferi, Millet olduğumuz gün Kutlu olsun…! Âmin. Nazım Hikmet’in bir Mevlevi dervişi olduğunu unutmayın… Siyasi sebeplerden dolayı Nazım Hikmet’e öyle karşı cephede durmayın. Mevleviler aykırı insanlardır.

Nefes II — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden.
Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Kalb. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı