1. Mevlid Kandilinin Sene-i Devriyesi: Hicrî-Milâdî Takvim Farkı ve Doğum Günü Tartışması
Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Bu yarın akşamki sohbet. Bunu yarın akşam inşallah. Bugün malum Mevlid kandili. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin doğum gününün hicri takvime göre seneyi devriyesi. Bugün doğum günü değil. Hicri takvime göre seneyi devriyesi. Çünkü Hz.
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri hicri takvime göre seneyi devriyesini, doğum gününü seneyi devriyesi olarak kutlayacağız. Veya bunu konuşacağız. Ama gün olarak farklı, miladi takvime göre. Bunu aslında burada bir kendimce bir sıkıntı görmüyorum ben. Ama bazıları bunun üzerinden bir sıkıntı olarak görebilir. Bunu bir sıkıntı olarak düşünebilir. Ben o yüzden sohbetin başında seneyi devriyesi dedim. Özellikle onu öyle kullanmak istedim.
Çünkü doğum günü dendiğinde, çünkü Nisan’da doğum günü. O yüzden bu konuda, şimdi böyle de söyleyince, mesela başka yönlere çekmeye çalışacaklar. Bunların İslam dünyasında kendince analiz edilmesi, böyle bir topluluğu bir şekilde alimlerin, ehl-i sufinin, tarihçilerin, din tarihçileri olarak hepsini toplanıp böyle bir düzgün bir şekilde analiz etmeleri lazım. Ama ne yazık ki böyle bir analiz söz konusu olmuyor. Sağlı, soldu yanlara doğru yanaşın.
2. Nûr-i Muhammedî Yaratılışı: Âlemlerin Hz. Muhammed Mustafâ’nın Rûhâniyeti ve Nûrâniyetiyle Yaratlması, Hz. Ömer’in “Kim Öldü Derse” Kılıcı, Hz. Ebû Bekir’in “Ölmeyen Allah” Tevhîdi ve Nefs Mertebelerine Göre İdrâk (Fenâ fi’ş-Şeyh, Levâme ve Yakamoz Temsîli)
Hazreti Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri, henüz daha varlık yok iken, henüz daha hiçbir şey yok iken, Cenab-ı Hak kendi ruhundan ve nurundan Hazreti Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin manevi olarak ruhaniyetini yarattı. İlk yaratılış bu manada, Hazreti Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin ruhaniyeti ve nuraniyeti oldu. Âlemlere rahmet olarak gönderdim dedi, Enbiyâ 107’de.
O Peygamberden, Cenab-ı Hak onun ruhaniyetinden ve nuraniyetinden bütün âlemleri ve her şeyden bütün âlemleri ve her şeyi yarattı. Ve bütün âlemleri onun ruhaniyetinden ve nuraniyetinden yarattı. Ama bizim kendi dilimizle tabir ederken görünür âlem olarak gördüğümüz şahadet âlemi ama bizim yine kendi tabirimizle tabir ettiğimiz gözümüzle pardon, çıplak gözle ve elimizle görmediğimiz manevi âlemde onun ruhaniyetinden ve nuraniyetinden yaratıldı. Ve o bu manada varlığın başlangıcı oldu.
O yaratılış varlığının başlangıcı Bunu tarif ederken bazı zatlar Pınar’ın ilk doğduğu yer, Pınar’ın ilk gözü ve hatta bir nehir düşünün nehirden bir çıkış yeri var ya meydana çıkış Pınar’ın başı deriz ya bir kimse bir nehirden geriye doğru akıntıya göre gider gider bakar bir kayanın gözünden veya böyle bir taş toprağının içerisinden su onurdan tabiri caizse dombrur ya o nehrin başlangıcıdır Pınar’ın başıdır suyun çıkış yeridir ilk zuhura erdiği noktadır bu da onun gibi Hz.
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bu noktada zuhuratın başı tecelliyatın başı hükmünde ve manevi olarak o zuhuratın ve tecelliyatın başı olunca ister maddi tecelliyat açısından bakın ister manevi tecelliyat açısından bakın o bütün her şeyin başı hükmünde olur ve bütün her şeyde tabiri caizse onun bir izi olur onun bir nüvesi olur onun bir tecelliyatı olur her şeyde böyle olunca varlık tamamiyetle onun nuruyla nurlanmıştır varlık tamamıyla bu noktada Hz.
Muhammed Mustafa’nın ruhaniyetini, nuraniyetini taşımaktadır o yüzden Sufiler varlığın tamamına bakın varlığın tamamına hürmet ederler hürmetlerinin sebebi varlığın her alanında her dairesinde her noktasında Hz. Muhammed Mustafa’nın ruhaniyetinin ve nuraniyetinin var olduğundandır bundan haberi olmayan kimse varlığa merhametle yaklaşmaz bu taşta da vardır bu toprakta da vardır bu ağaçta da vardır güneşte de, ayda da, uzayda da maddi manevi alemin her tarafında ve her şeyinde Hz.
Muhammed Mustafa’nın ruhaniyeti ve nuraniyeti vardır onun üzerinden bütün sıfatlar tecelli eder onun ruhaniyetinin ve nuraniyetinin üzerinden bütün sıfatlar tecelli eder o yüzden alem bu manada hem maddesel noktada hem manevi noktada Hz. Muhammed Mustafa’nın nuruna gark olmuştur yerlerin de göklerin de nuru Allah’tır der Cenab-ı Hak ayet-i kerimede yerlerin ve göklerin nuru Allah’tır ayet-i kerimesinin tecelliyatı Hz.
Muhammed Mustafa’nın ruhaniyetinin ve nuraniyetinin üzerinde etmiştir biz buna başka bir gözlükle baktığımızda bütün alemde varlığın her derecesinde varlığın her tecelliyatında Hz. Muhammed Mustafa’nın ruhaniyetinin ve nuraniyetinin tecelliyatını görmek mümkündür o yüzden Hz. Ömer Radıyallahu An Hazretleri her varlığın her noktasında Hz.
Peygamber Salulü Aleyhi ve Selam Hazretleri ruhaniyetini ve nuraniyetini müşahede ettiğinden kim ona öldü derse bu kılıcımla ben onun hakkından gelirim ben onu bu kılıcımla katlederim sebebi budur çünkü o Hz. Muhammed Mustafa’nın ruhaniyetini ve nuraniyetini bütün varlığın üzerinde tecelli ettiğini görmüş aşina olmuştur peki Hz.
Ebubekir Radıyallahu An Hazretleri niçin biz ölmeyen devamlı sav ve diri olan Allah’a iman ettik bütün peygamberler ölücü,bütün insanlar ölücü ey Ömer biz hiç ölmeyen Allah’a iman ettik deyip onu bu noktada farklı bir daireye,farklı bir merhaleye çıkarmasını neyle anlayacağız? evet,bu bir üst noktadadır,bir üst nokta nedir?evet o kimse Allah’ta fâni olmuştur Allah’ta fâni olduğu için varlığın üzerindeki bütün tecelliyatta bütün tecelliyatta artık o nurun farklı bir tecelliyatını görür,Hz.
Muhammed Mustafa’nın bu noktada nurunun tecelliyatından kesilir o nurun aslında nur değişmez bu manada o kimsenin bakış açısı değişir o kimsenin kendi manevi boyutu değişir o kimsenin kendi manevi boyutu değiştiği için o böyle görür ve inanır mesela bir sufi bir derviş bu noktaya gelmezden önce üstadında fâni olur sufilikte böyle bir merhale vardır o merhaleye gelen bir sufi varlığın bütün her alanında üstadının rûhâniyetini ve nurâniyetini görür o dağda,taşta,ovada bulutta,güneşte,ayda,denizde suda,bardakta,yemekte,kaşıkta çatalda karşısındaki baktığı her kimsede üstadının rûhâniyetini ve nurâniyetini görür bu onun için hak mıdır?
evet o da öylesine bu sefer üstadına bağlanır,öylesi üstadına aşık olur ki onun dışında bir şey yokmuş hükmünde gelir ona ve buna sufiler fena fi şehmakamı derler o kimse şeyhinde fâni olmuştur bu hale gelmeyen bir kimsenin yolu daha çok uzundur bu hale gelen kimse ancak yolu açılır bu hale gelmeyen bir sufi bir derviş daha aşağıdadır bunun bir altı aşağısı nedir?
kabir haline vakıf olmaktır zikrullahda geleni gideni görmektir manevi olarak o kimsenin fena fi şeyhin bir altında olduğunu gösterir bunun altı nedir? kabir halinde altı nedir? böyle kendince ya böyle kalbi ufak tefek çalışmaya başlar veya böyle rüyaları ufak tefek ayağın olmaya başlar veyahut da ne bileyim kalbinde ufak tefek kıpırtılar olur bu onun altıdır onun altıda var mıdır?
evet onun altıda levvamedir o da kendi kendine pişmanlık duyar hep kendi kendini levmeder ben bu günahı neden işledim? ben bugün bu derse neden gitmedim? ben verdiğimi neden çıkmedim?
ya rabbi affeyle ben bir daha yapmayacağım bunu bu levmediyor kendi kendisini ne yapıyor levmeden nefis levmeden nefis hep pişmanlık duyan ama yine yapmaktan vazgeçmeyen kimsedir yapar pişmanlık duyar yapar nefis nefis yapar pişmanlık duyar yapar pişmanlık duyar yapar pişmanlık duyar namazı bir kılar bir kılmaz orucu bir tutar bir tutmaz derse bir gelir bir gelmez dersi bir çeker bir çekmez levmeden ama pişman olur hep bakın pişman olur gücü yettikçe o haramlardan uzak durur ama gider mi yine gider bir pişman olur bir böyle utanır üç beş derse gelmez beş on derse gelmez sonra bir arkadaşı görür onu ya neredesin seni görmedik etmedik duymadık bilmedik nerelerdesin filan ya sorma etme yürü kardeşim derse der veya zakiriyle üstadıyla birisiyle karşılaşır o yürü hadi derse der tekrar derse gelir o levmeden o kimse hazreti Muhammed Mustafa’nın ruhaniyetinin nuraniyetinin farkında mıdır değildir bir üstü böyle kalbi hafif hafif çalışmaya başlamış bu böyle ender onda böyle tabiri caiz böyle bir pırıltılar olur ya böyle bir pırıltı görür sanki böyle bir şey çakmak taşı bir yerde yandı gibi böyle yakamoz gibi siz deniz kenarında ege de oturduğunuzu düşünün sahil boydan boya gün batımında yakomoz olur ayrı bir romantikliktir yapmayın şimdi beni egeye götürmeyin bir sezenden patlattırırsınız şimdi bana şimdi o ayrı bir şeydir o yakomoz var ya o yakomoz gözünün önünde gözü kapalı iken böyle şey olur kıpır kıpır olur onu gören bir kimse hah şimdi görüyorum der gözlerini iyice yumar gözünü yummakla görülmez bu iş sen istediğin kadar gözünü yum dişini sık olmaz ya bu güzel halaklı olur bu etrafına yardım etmekle olur bu cömertlik de olur bu iyilik de olur bu iyi geçinmekle olur bu küstahlıkla vurdumduymazlıkla şatahatla şatafatla gösteriş de olmaz bunlar o hazreti Muhammed Mustafa’nın nuraniyetiyle nurlanmaktır derdimiz o zaman buralarda durmayacak o alemlere rahmet olarak gönderilmiş olan peygamberin nuruyla nurlanacaksın
3. Sevgi-Benzerlik Prensibi ve Reyhanlı’daki Zifafsız Düğün Hikâyesi, Üstatla Fenâ Oluncaya Kadar Hz. Peygamber’e Hayatın Her Alanında Tabiyet ve İtâat
bir kimse kendinden olanı sever bunu unutmayın hiçbir zaman tabiri caizse her şey aslında kendini sever kendinden olanı sever kendine benzeyeni sever bunu hiçbir zaman unutmayın birbirine benzer bir seven sevdiğine benzer deriz ya seven sevdiğine benzer benzedikçe sevilen onu sever benzemezse sevilen der ki ya bu ne benden değil ki bu adam evlenmiş gece yarısı uyanmış yanında bir kadın yatıyor demiş bu ne ya evlendiği gece adamın yaşadığı şey demiş ya bu ne ben neden demiş böyle bir şey yaptım da evlendim ya yıllar önce oluyor bu koşa koşa gelmiş dükkanın önünde birisi bekliyor ben açtım içeri girdim selamun aleyküm dedi aleyküm selam kardeşim ben sizi bekliyordum dedi buyurun ben dedi sizi biliyorum tanıyorum siz beni tanımıyorsunuz yok tanımıyorum kardeşim ben dedi ya böyle böyle oldu dedi ben baktım yanımda bir kadın yatıyor bu nereden ben evlendim bunu nereden aldım ne yaptım ne ettim böyle dedi psikolojim bozuldu benim sen otur dedim bir dakika neyse dedim biraz kahve içelim önce bir kafamız yerine gelsin senin de kafan yerine gelsin neyse diofana bastım ben şimdi yukarıda o zaman Reyhan’da yukarıda çaycı var oradan çay getirtiyoruz diofana bastım bana dedim bir benim için kahve bir de misafir var onun için kahve dedim benim için kahve sizler duble diyorsunuz büyük nescafe fincanda saadet türk kahvesi benim için kahve o misafir içinde küçük bülbül yuvası gibi var ya kahve fincanları bülbül yuvası kadar bilen değil millet nasıl ondan kahve içiyor bilmiyorum iki yudumda bitiyor sünneti işleyeyim üç yudum içeyim desen dahi üç yudum olmuyor onunla kahve içiyorum diyor millet herkesin zevki tadı bir şey bilemem ben onu desteğiyle getirseler desteğiyle kahve içeceğim kahveler geldi kahveleri içiyoruz dedim söyle şimdi neyse başladı anlattı iyi çok özür dilerim hepinizden dedim zifaf olmamış sizde dedim durdu nereden bildin dedi dedim uzman olmaya gerek yok olsaydı dedim onu kendinden görecektin senin görecektin dedim sen onu şimdi kendinden görmüyorsun senin görmüyorsun neden olmadı dedi o malum sebepten dedim hata yapmışlar düğün gününü düğün gününü böyle tayin etmeyecekler dedim ben tayin ettim dedi ne kendi kafandan tayin ettin ki bir büyüğüne danışsaydın dedim yok mu senin bir büyüğün dedim düğün tarihi nasıl tayin edilir nasıl olur onu kadınlar bilir dedim gidip söylesin onlar çok ısrar ettiler dedi bir hafta sonu olsun on gün sonu olsun dedim ahmaklık sende ne dinlemiyorsun ne istişare etmiyorsun dedi git dedim böyle bir şey yok o dedim bir müddet sonra sen dedim ona alışacaksın neden o birinci derece tür olarak insan insan kendinden görür insanı ikincisi insan kendini sever dedim ya kendi huyu kendi ahlakıyla ahlaklanan kimseyi sever erkek cimri cimri kadını sever erkek cömert kadını sevmez erkek cömert cömert kadını sever cimri kadını sevmez erkek yedirmeye içirmeyi seviyor misafir gelsin yesinler içsinler kadın sevmiyor her misafir geldiğinde evde problem çıkar kadın çalışmak istemiyor misafiri ağırlamak istemiyor bir sürü bahane üretiyor problem çıkar veya kadın misafirler gelsin yesinler içsinler evde olsun taşsın istiyor adam bunu istemiyor yine problem çıkar bakın bir cins birliği olacak kendinden iki huyu ahlak yol bakış düşünce birliği olacak o zaman o onu sever şimdi o yolda bir kimse muhammedi yolda tutunacak sufilik yolunda tutunacak o zaman mesela bir dergaha gitti kendinden bir şey görmesi lazım orada kendinden bir şey görürse orada kalır kendinden bir şey görmezse kalmaz orada yol yürücek kendinden bir şeyler görecek bu şimdi o kimse ikinci dereceden levvameden mülümeye geçti kalbi kıpırdamaya başladı kendisini değiştirmeye başlar kime değiştirecek önünde protip var protip kim?
üstadı üstadına protip gördü üstadıyla hemhal olmaya başlayacak üstadıyla hemhal olurken bakın üstadına benzemeye başladı üstadda bir insan o da kendine benzeyeni sever bir çıtüstü o kimse pir ile fena oluyor ve hatta muhammedi musafayla fena oluyor onunla fena olacaksın onun sünnetlerine sarılacaksın onun sünnetlerine sarılmazsan aranda irtibat kopar aranda irtibat olmaz namazı kasten terk etmiş hazreti peygamber sallallâhu aleyhi ve sellemi çok seviyor değil kardeşim senin sevgini seviyorum dediğine biz bu noktada birşey demeyeceğiz ama sen onun yolundan gideceksin onun hadislerini onun sünnetlerine irtiba irtiba edeceksin kabul edip yaşacaksın ve o zaman muhammedi mustafanın ruhaniyetiyle nuraniyetiyle tanışacaksın e bunun başlangıcı onu rüyada göreceksin ne bileyim onu zikrullahta hal olarak göreceksin ne bileyim onun sünnetlerini yerine getirmeye başlayacaksın ya herşey bu mu?
değil ama o lazım onun ruhaniyetini nuraniyetini görmen lazım onun ruhaniyetini ve nuraniyetini yaşaman lazım o zaman alemlere rahmet olarak gönderilmiş peygamberin manevi boyutunu tanıcaz biz biz şu anda ümmet olarak büyük bir çoğunluğu alemlere rahmet olarak gönderilmiş peygamberin manevi boyutundan haberimiz yok manevi boyutundan haberimiz olmadığı için biz kutlu doğumu kutlu bir diriliş olarak göremiyoruz biz ancak o o hali yaşamamız lazım o hali yaşamamız için ona tabi olmamız lazım kim o Hz.
Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve selleme tabi olursa o zaman hem dünyevi olarak hem de uhrevi manevi olarak Hz. Muhammed Mustafa’nın alemlere rahmet olan olarak gönderilmiş peygamberin rahmet deryasına dalar onun rahmetini onun maneviyatını onun bu noktadaki tecelliyatını o zaman anlar eğer Hz.
Muhammed Mustafa’ya sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine tam olarak teslim ve tam olarak tabiyet tam olarak ona itaat tam olarak onun izinden gitme o kimsede oluşmaz ise o zaman o alemlere rahmet olarak gönderilmiş peygamberin rahmetinden istifade edemez tam olarak ne kadar tabi oldu o kadar istifade eder bir umumi rahmeti vardır onun mesela ona tabi olan Hz.
Muhammed Mustafa’ya itaat eden Allah’a itaat edin Resulüne itaat edin itaat farz Allah’a itaat edin Resulüne itaat edin başka ayeti kerimelerde de var kim Allah ve Resulüne itaat ederse başka ayeti kerime kim Allah ve Resulü size bir şey hükmederse mesele bitmiştir başka bir hüküm arama bakın ayeti kerimelerde ayeti kerimelerde Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz.
itaat ile alakalı bölüm bölüm itaatler vardır hukukta itaat ahlakta itaat ticarete itaat sosyal hukukta itaat bunun gibi itaatler var bölüm bölüm hayatın her alanında hayatın her alanında bölüm bölüm itaatler var o zaman mümin o itaatleri bölüm bölüm itaatler hayatının hangi alanını kaplıyorsa eşse eş alanı çocuksa çocuk alanı evse ev alanı ticarese ticaret alanı şehirse şehir alanı o itaatin oluşması lazım ben Müslümanlardanım eyvallah ama Hz.
Muhammed’e itaat yok kardeşim Müslümansın Müslümanlığını kabul ettik ama Muhammed’e itaat et ahlaken itaat et sosyal olarak itaat et ticaret olarak itaat et baba olarak itaat et evlat olarak itaat et eş olarak itaat et patron olarak itaat et şeyh olarak itaat et zakir olarak itaat et çavuş olarak itaat et derviş olarak itaat et itaat et her alanda o itaati tecelli ettir babasın bir Hz.
Muhammed Mustafa’yı sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini protip olarak al babalığını öyle tecelli ettir o eşine asla dövmedi eşine asla küfretmedi eşine asla kötü davranmadı çocuklarını dövmedi çocuklarını küfretmedi çocuklarını sokağa atmadı çocuklarının kötülüklerine göz yummadı çocuklarının bunun manada heva ve hevese uymalarına fırsat vermedi çocuklarını gözetti çocuklarını baktı çocuklarına müşrik bir babaydı eşlerine karşı müşrikti hiçbir eşini dövmedi hiçbir eşine hakaret etmedi hiçbir eşinin gözünü şişirmedi hiçbir eşinin herhangi bir tarafına vücuduna zarar vermedi hiçbir eşine hiçbir zaman hakaret etmedi hiçbir zaman oysa oysa oysa oysa oysa hadis-i şerifte buyurdu ki
4. Peygamberlik Mührünün Öpülmesi Kısâs Hikâyesi — Hz. Peygamber’in “Öfkemden Döğdüğün Mü?” Tevazusu ve Vahy-i İlâhî ile Eşlerin Dünyalık Talebinden Sonra Damda Yalnız Kalış
ben de sizin gibi insanım benim de öfkem var benim de sinirlendiğim zamanlar var benim de sinirlendiğim zamanlar var tevazuya bakın tevazuya bakın öfkelendiğimde sinirlendiğimde öfkelendiğimde sinirlendiğimde eğer benim ağzımdan kötü bir söz bir kimseye çıktıysa ondan özür dilerim ondan af dilerim ondan helallık dilerim dedi bir tane sahabeden birisi çıkıp da bana şöyle davrandın demedi bana şöyle davrandın demedi ta ki ölümüne yakın o bir sahabenin benim sırtıma kırbaç vurdun ben de senin sırtına kırbaç vuracağım deyinceye kadar o da sonra geldi amacım senin peygamberlik mührünü öpmekti dedi ya resulallah dedi öptü peygamberlik mührünü sırtından hazreti peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki cennetlik birini görmek istiyorsanız buna bakın ne güzel bir alışveriş ne güzel bir alışveriş dedi ki sen bir savaşta dedi kırbacını kaldırdığında dedi benim sırtıma değmişti ben de dedi senin sırtını kırbaçlayacağım sahabeden kimisi mal varlığını feda etti dedi ki bütün malım senin olsun yapma bakın sahabeden bir zat geldi dedi ki bütün malım senin olsun yapma bundan vazgeç vazgeçmem dedi sahabeden bir kimse geldi dedi ki ben zenginim biliyorsun neyin var istediğini dedi iste al senin olsun yapma bütün sahabe hüngür faşurta ağlıyor herkes kendinden geçiyor o dedi ki yok ben kısas istiyorum ben de dedi onun sırtına kırbaçla vuracağım hem de dedi şu kırbaçla vurmuştu ben de o kırbaçla vuracağım dedi hasta ateşler içinde yatıyor kendinde değil emretti dedi ki sırtıma açın o kimseye de dedi ki sen de alacağını al ben de dedi Rabbimin huzuruna borçlu gitmek istemem Allah cümle ümmeti Muhammed’e öyle nasip etsin Hümeyye emir ki kim hiçbir ümmeti karşısına borçlu almasın hele hiçbir derviş kardeşim böyle bir borçla onun huzuruna çıkmasın inşallah bana da dua edin ben de çıkmayayım inşallah açtılar sırtını herkes toplandı başına herkes o kırbaçla ona vuracak diye bekliyor o sırt açılınca gitti öptü mühründen Allah da sizlere rüyanızda dahi olsa öpmeyi nasip eylesin amin kim rüyasında Hz.
Muhammed Mustafa’nın peygamberlik mührünü öperse cennet ona vacip olur size de buradan bir rüyat evvili olsun halinizde rüyanızda o peygamberlik mührünü görürseniz cehennem ateşi sizi yakmaz öperseniz ona komşu olursunuz Hz.
Muhammed Mustafa’yı sevin onun sünnetlerini yerine getirin onu gözünüzün gördüğü her şeyden fazla sevin imanınız ancak o zaman kemalâ erer her şeyden fazla sevince o sahabe de böyle öptü dedi ki amacım ya Resulallah senin dedi peygamberlik mührünü görmek ve öpmekti helallaştılar Hz.
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri dedi ki cennetlik birini görmek istiyorsanız buna bakın öperseniz bu vakka delil olur siz de cennetlik olursunuz inşallah o alemlere rahmet ya o kimse böyle ona tabi oldu,onu itaat etti her şey ile evinde iyi bir koca ya bu kadın iyiliğe layık değil kardeş sen Hz.
Muhammed Mustafa’nın ümmetisin öteye yolcusun sen hanımına iyi davran bu dünyalık değil bu işler sen eşine iyi davran bak o da iyi davrandı ondan dünyalık bir şeyler istemeye başladılar çok dünyalık isteyince kadınlar çıkıverdi dama damda yaşamaya başladı evin damında birinci gün namazı kılıyor gidiyor namazı kılıyor geliyor dama çıkıyor damda yaşıyor ikinci gün her vakit namazı kılıyor geliyor damda yaşıyor baktılar ki sahabe Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri gelmiyor aralarına yemek yemiyor dünyadan kesilmiş gibi başladı damda yaşamaya Hz.Ebu Bekir Efendimiz geldi Hz.Aişe annemize sen peygambere bir şey mi dedin sen ona bir şey mi söyledin sen ona bir eksiklik yanlışlık mi yaptın Hz.Ömer Efendimiz geldi Esma’ya dedi ki sen bir şey mi yaptın bunlar girip çıkıyorlar evlere öbür diğer eşlerinin kardeşleri amcaları onlar girip çıkıyorlar ne yaptınız siz Hz.Peygamber’e ne yaptınız onlar da diyorlar ne yaptıklarının farkında değiller onlar da bir üzüntü bir telaş en son ayet kerime geldi ey habibim sen üzülme sen üzülme sen bu seni dünyalık olarak üzen bu kadınları istersen sen bırak Allah sana daha iyisini daha güzelini daha iyisini verecektir ayet kerime gelince herkes allak bullak oldu herkes başladı yalvarmaya yakarmaya,tövbe etmeye en sonunda bütün anneler toplandılar söz verdiler bundan sonra dediler senden dünyalık zerre bir şey dahi istemeyeceğiz o sözlerinden sonra Hz.Muhammed Mustafa tekrar tabiri caizse yeryüzüne indi o da bir insandı onun da eşleri onun da eşler ona sıkıntı çıkardı o da bir insandı etrafındaki nerede insandı onun da arkadaşları ona sıkıntı çıkardı ama o merhametinden,müşfikliğinden babalığından kocalığından arkadaşlığından dostluğundan olması gerekenden hiç taviz güzelmedi o çünkü alemlere rahmetli o hem dünyada rahmetli hem ahirette rahmetli hem kabirde rahmetli o hem mahşerde rahmetli hem hesap yerinde rahmetli o hatta cehennemde bile rahmetli o müminlere de rahmetli o kafirlere de rahmetli
5. Âlemlere Rahmet — Kâfirlerin Bile Yâğmur, Kar ve Kainât Düzeninde Hz. Muhammed Mustafâ’nın Rahmetinden İstifade Etmesi ve Tevbe 128’in Tefsîri
başka bir hadis-i şerifte diyor bir kimse tabi olanlar Hz.Muhammed Mustafa’ya tabi olan ona itaat edenler dünya ve ahiretlerinde rahmete kavuşurlar itaat etmeyen tabi olmayan,inanmayanlar kafirler bugün için yeryüzünde batırılmıyorlarsa Hz.Muhammed Mustafa’nın rahmetinden dolayıdır onlara eski ümmetlerden eski kafirlere eski müşriklere gelen afatlar onlara gelmiyorsa Muhammed Mustafa’nın yüzü su hürmetinedir yine hut gibi rüzgarla helak olmuyorlarsa yine Muhammed Mustafa’nın rahmetidir veyahutta Lut’un kavmi gibi yere batırılmıyorlarsa bu eşcinseller yine Muhammed Mustafa’nın rahmetinden dolayı veyahutta gökten bir ses gelip böyle taş gibi donup kalmıyorlarsa kafirler yine Muhammed Mustafa’nın rahmetinden dolayıdır biz böyle bu Allah düşmanları bu din düşmanları bu peygamber düşmanları bize bıraksalar biz böyle taş olsun deriz öyle değil mi?
onlar olmuyorlarsa yine Muhammed Mustafa’nın rahmetinden dolayıdır onun o rahmeti,onun o merhameti kafirlere dahi ne olur?
bir nefes olur ama kafirler bunun farkında değildir müşrikler bunun farkında değildir gavurcuklar bunun farkında değildir yağmur yağıyorsa Muhammed Mustafa’nın rahmetinden dolayıdır eğer kar yağıyorsa Muhammed Mustafa’nın rahmetinden dolayıdır eğer toprak bir şeyler fışkırıyorsa topraktan ve toprak bize bir şeyler sunuyorsa yine Muhammed Mustafa’nın rahmetindendir çünkü o alemlere rahmet olarak gönderilmiş bir peygamberdir ve bütün kainat bir düzen üzerinde yürüyorsa yine Muhammed Mustafa’nın rahmetinden dolayıdır ve kainatın bir hesap üzerine bir düzen üzerine gitmesi Muhammed Mustafa’nın rahmetiyle alakalıdır o çünkü alemlere rahmet olarak gönderilmiş bir peygamberdir o bu noktada rahmet pınarının başıdır rahmet pınarının doğuş yeridir rahmet pınarının çıkış yeridir ve bütün kainat o rahmet pınarından beslenir o rahmet pınarından nasiplenir o yüzden o Allah’a isyan eden Allah’a küfredenler dahi bilmeden o Hz.
Muhammed Mustafa’nın rahmet pınarından ve rahmetinden ayakta dururlar Allah bizi onlardan eylesin eğer Hz.
Muhammed Mustafa gönderilmemiş olsaydı o kafirler yine eski zamanlardaki gibi yere batırılmayı mı düşünürsünüz ondan sonra ne bileyim değişik azaplar değişik helaklar her şey yeryüzünde cirit atardı ama o alemlere rahmet olarak yaratılan peygamber ne zaman yeryüzüne gönderildi yeryüzü felah buldu yeryüzü selah buldu yeryüzü sükunet buldu yoksa her şey Allah muhafaza eylesin toz duman olur giderdi ve o peygamber yine Tevbe Suresi 128’de size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir o size çok düşkün müminlere karşı çok şefkatli ve merhametlidir o peygamber bizdendir insandır burada size kendinizden dediği şey tür olarak insan türünden o bir melek değil o cinni taifesinden değil o şeytan taifesinden değil o diğer ben onlara ara varlıklar değil ara varlıklar taifesinden değil o dünyadaki yeryüzünün altında yaşayan taifelerden değil o bir insan insanların en mükemmeli en kemal noktasında olan boyuyla,pozuyla fiziğiyle,endamı ile vücut hatları ve bu noktada vücut organlarıyla en mükemmel noktada maneviyatını konuşmamıza gerek yok zaten ama ne olursa olsun o bir insan bu bir insan bu bir insan bu bir insan bu bir insan burada önemli olan üzerinde duracağımız şey o bir insan ama o bir insan derken bu ayeti kerimi
6. Peygamberi Günahkâr Gösteren Batı Kaynaklı İlâhiyatçı-Diyânetçi Kurgusuna Reddiye: Macron Öncesi Meclis Tutanakları, Kur’ân Restorasyon Oyunu, Şehâdet Getiremeyen Adam Hikâyesi ve Küfür Hükmü
o bir insan kendinizden derken Hz. Muhammed Mustafa’yı günahkar görenler Hz.
Muhammed Mustafa’yı o da günah işlemiştir o da hata yapmıştır o da yanlışlık yapmıştır o da günahla baş başa kalmıştır diyenlerden değilim bunu kabul edenlerden de değilim o bir insan ama günahkar değil o bir insan ama heva ve hevesine uyan değil o bir insan öfkesinden dolayı hata yapan değil o bir insan öfkesinden dolayı haksızlık yapan değil o bir insan birilerine kızdığı için adalet terazisini kaçıracak bir kimse değil o bir insan sevdiklerinin arasında adaletle davranan insan o bir insan insan kafirdir yahudidir, müslümandır insana insan gözüyle bakıp insanların temel ve hak ve hürriyetlerini kabul eden bir insan o bir insan ama insanların dini, ibadetlerini yasaklayan başka dinden olmasına rağmen onları katletmeye çalışan, onların ibadetlerini yasaklayan bir insan değil o yüzden bu ayeti keremeye bakaraktan o da bizim kendimizden o da bir insan o da hata yapmıştır o da yanlışlık yapmıştır o da eksiklik yapmıştır o da günahı kebari işlemiştir veya günah işlemiştir o da bu noktada Allah’ın azabını ve gazabını çekecek üzerine çekecek bir şeyler yapmıştır bu doğru değil bu o manada algılanacak bir şey değil o manada algılanmaması gereken şey şimdi bize batıdan bunu enjekte etmeye çalışıyorlar ve bizim içimizdeki bir kısım ilahiyatçılar ve diyanetçiler bunu dillendiriyorlar bunu dillendirerekten bunu söyleyerekten Hz.
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin de heva ve hevese uyduğunu onun da şeytana uyduğunu o yüzden onun da günahı işleyebileceğini hata işleyebileceğini söyleyerekten Kur’ân’ın üzerinde bakın onların amacı Peygamberin üzerinde tartışma çıkarmak değil onu zaten çıkarıyorlar onu zaten söylüyorlar onu başardılar zaten şimdi hedef Kur’ân’ın üzerinde tartışma çıkarmak şimdi hedef Kur’ân’ın geçerliliğini yok sayacak yok sayacak yeni unsurlar, yeni iftiralar üretmek bakın bu çalışmalar yeni değil Kur’ân’ın bir kısmını ortadan kaldırma, bir kısmını yok hükmünde görme bir kısmını tarihsel görme bir kısmını uygulanabilir görmeme bir kısmını orta yerden kaldırma düşünceleri, çalışmaları yeni değil herkes Fransız, Makron’a kızıyor Fransız, Makron’a gelmezden önce Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisi’nde Kur’ân’ın hukukla alakalı ayetlerinin tartışılmasını açsınlar Türkiye’de bunun tartışmaları oldu Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bu manadaki, buradaki oturumda hangi partililer hangi milletvekilleri ne sunmuşlar neyi tartışmışlar bunlar henüz daha millet meclislerinin tutanaklarında açılmıyor herkes Makron’a kızıyor Kur’ân’daki hükümlerin ve Kur’ân’ın bu noktada restore edilmesi lazım sözünü Makron’a kızıyor Makron’a kızma bizim kendi içimizde ilahiyatçılar var kendi içimizde diyanetçiler var kendi içimizde kendilerini İslam’ı araştırmacı diyenler var kendi içimizde televizyonlarda boy boy programları çıkan kendilerini tefsirci, hadisci kendilerini sosyalok sosyalici mezunu, edebiyat mezunu televizyonlarda konuşan kimseler var Makron’a ne kızıyorsunuz?
Elin gavuruna ne kızıyorsunuz? Gavur gavurluğunu yapıyor Gavur gavurluğunu yapacak zaten Gavurdan Müslümanlık mı bekliyorsunuz?
Bu ayet-i kerimeyi bu gece konu etmemin sebebi bu Evet o bizim kendimizden bir insan Ama günah işleyen bir insan değil Evet o bir insan Bizim gibi öfkelendiğinde öfkesine kapılaraktan şeytanı uyacak bir insan değil Evet o bir insan Ama hiç heva ve hevesinden konuşmadı Allah’ın hakkın buyruklarını konuştu denilen insan Ayet-i kerime var o hiç heva ve hevesinden konuşmadı diye öbür tarafta bir ilahiyatçı veya bir diyanetçi veya bir gazeteci veya herhangi bir kimse beyni satılmış kalbi mühürlenmiş gözü kör kulağı sığır O diyor ki Peygamber de günah işlemiştir Sebep?
Neden bunu söylüyor?
Bunu söyleyerekten Kuran’ın üzerinde tartışma başlatacak çünkü Bunu söyleyerekten Kuran’ın üzerinde büyük bir infal yaratacak şeyler yapacaklar Zaten hadislerin üzerinde bunu yaptılar Bu topluluk bunu canhıra savunduğu bu topluluğu içinde bu topluluğa düşmanlar gizliden düşmanlık yapıyorlar hiç umrumda değil hiç umrumda değil bu can bu bedende sağ olduğum müddetçe Kuran, Sünnet, Vatan, Millet demeye devam edeceğim hiç umrumda değil biz sünneti seniye’nin savunucusuyuz biz Hz.
Muhammed Mustafa’nın yolunun tozuyuz biz Muhammed’iyiz O yüzden bu mübarek kutlu doğunda onun yolunda olmanın mutluluğunu onun izinden gitmenin mutluluğunu yaşamak istiyorum hamdolsun Cenab-ı Hak beni Kuran ve Sünnet yolunda istihdam ettiği için Allah’a hamd ediyorum Elhamdülillah ne kadar hamd etsek azız hadis inkarcısı sapkın sütü bozuklardan Kuran inkarcısı hain puşlardan değiliz hain puştan değiliz gizli Kuran inkarcısı bunlar gizli bunlar deseler ki biz Kuran’dan bazı ayet-i kerimeleri istemiyoruz bu ayet-i kerimeler olmaması lazım bütün insanlar onları taşlar böyle söyleyemiyorlar açık açık bunlar çünkü ahlakları Hz.
Pir’in deyimiyle puşt ahlakı bir de birisi demiş bu hafez bana ağzını iyice bozdu puşt diyor ben demiyorum Hz.
Mevlânâ diyor onun sözü diyor ki bu din işi puştların işi değildir diyor evet bu din işi bu din yolu puştların gideceği bir yol değil evet değil sütü bozukların gideceği bir yol değil kanı bozukların gideceği bir yol değil değil çünkü Kuran ve Sünnet’e sımsıkı yapışmak gerçekten asil bir kan lazım gerçekten iyi bir yürek lazım gerçekten iyi bir akıl lazım gerçekten helal kazanç lazım gerçekten Allah ve Resulüne sımsıkı yapışmak lazım gerçekten Allah’tan başka hiçbir şeyden korkmamak lazım çekinmemek lazım evet buradan söylüyorum bu mübarek kandil günü Hz.
Müslüman Hz. Müslüman Hz. Muhammed Mustafa’nın üzerinde günah yüklemeye çalışanlar puşt yüreklidir Hz. Muhammed Mustafa’yı sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin günahkar göstermeye çalışanlar o günahkardı diyenler kafirdir kafir sohbetleri dinlenilmez kitapları okunulmaz onlara itaat edilmez onlardan nasihat dinlenmez netim bu konuda kim Hz.
Muhammed Mustafa’yı sallallâhu aleyhi ve sellem’i günahkar görürse kafirdir o bu kadar net onun arkasında namaz kılınmaz, onun cenaze namazı kılınmaz, onun imamiyeti kabul edilmez, onun kitapları okunmaz, yakılır onun eserleri dağıtılmaz onun eserleri dağıtılmaz onun eserleri satılmaz onun eserleri kitaplıkta bulundurulmaz günah kebaidir okumasan da iyi net buradan hükmediyorum hükmetmeye hakkın varsa kardeşlerin üzerinde kim Hz.
Muhammed Mustafa’yı sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin o da günah işlemiştir diyorsa o adam kafirdir onun kitapları, tefsirleri okunmaz onun televizyonda sohbeti dinlenilmez onunla oturup çay dahi içilmez bu manada insandır biz bir şey demeyiz ama kafirdir dini olarak sohbet edilmez onunla bir kafir var karşımda sohbet edersin birisi gelmiş benimle tartışacak önce eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu diyelim dedim neden dedi diyelim dedim neden mi olması lazım illa ki dedim dedik farz dedi dedik farz etmiyorum dedim böyle gözlerimi diktim gözlerimi diktim eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu diyorum ben dedim sen de diyor musun dedim böyle baktı hamdolsun elhamdülillah ne oldu dedi dedi peygamber salallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin günahkar görenleri kafir diye hükmediyordum şimdi tecelli etti de ona hamd ettim dedim sen de dedin dedim hala da diyemiyorsun dedim belki de son nefesini vereceksin şimdi dedim de diyemiyor adam evet bunu yaşadığım için diyorum küfür diye adam diyemedi durdu, sıkındı kendi kendime bakıyorum böyle hey Allah’ım diyorum ya nasıl şehadet ettiriyorsun bana diyorum ben Allah’ım de diyorum diyorum ben sohbetlerde bağırıyorum bangır bangır böyle diye diyorum gözümün önünde kıvranıyor kıvranıyor bakın kıvranıyor dedim böyle elimi ensesine koydum sana dedim insan olarak değer veriyorum ama sen dedim kelimeyi kıyasla kıyasla kıyasla ama sen dedim kelimeyi şehadet dahi getiremedin bunu fark ettiysen dedim Cenab-ı Hak’ın dedim hidayet ettirdiğini kimse dedim hidayetten saptıramaz ayeti kerimeyi o zaman bir daha ona söyledim saptırdığını da dedim saptırdığını kimse hidayet edemez sen dedim öyle bir dedim ağaca taş atmışsın ki Allah dedim senin kalbini mühürlemiş taş attığı ağaç Muhammed-i Mustafa’nın ağacı taş attığı ağaç Muhammed-i Ağaç taş attığı ağaç Hz.
Muhammed-i Mustafa’nın ruhaniyeti maneviyeti bütün peygamberler bütün peygamberler o yürürken o yürürken oturmayı edep edip ayağa kalkıp selama durup boynunu bükerken o yürürken Adem’den ta kıyamete kadar gelmiş geçmiş bütün veliler el pençe dururken o yürürken Sema bütün her şeyini önüne serip Cenab-ı Hak’ın maddi manevi bütün hazinelerini onun önüne sererken sen ona nasıl laf söylersin sen nasıl onu günahkar görürsün sen nasıl ona günah işledi dersin dersen buna da inanırsan kalbin mühürlenir kalbin mühürlenir o âyet-i kerîme onların gözleri vardır görmezler kulakları vardır duymazlar onların kalpleri mühürlenmiştir ayet-i kerimesi o kimse de tecelli eder Allah muhafaza eylesin o yüzden Hz.
Muhammed Mustafa’nın bir insan ama her şey ile pâk her şey ile temiz bizim gibi kirli değil
7. Hz. Muhammed Mustafâ’nın Fizîkî Soyunun Hz. Âdem’e Kadar Pâkliği: Hiçbir Haram Lokma, Hiçbir Harâm Kadın Dokunmaması, Hiçbir Atasının Şirk Ehli Olmaması — Hâtime Duâsı
onun fiziki soyu ta Adem’e dayanır onun fiziki soyunda dikkat edin kıymetli kardeşler onun fiziki soyunda Hz. Adem’den Hz. Muhammed Mustafa’ya gelinceye kadar fiziki soyunda hiçbir kadın hiçbir kadın ama başka bir erkek erkek başka bir erkeğin eline elini değdirmemiştir onun fiziki soyundan hiçbir erkek hiçbir haram kadına dokunmamıştır onun fiziki soyunda Adem’den Hz.
Muhammed Mustafa’ya gelinceye kadar hiçbir zaman onun sülalesinin gursana haram bir buday tanesi dahi girmemiştir onun gursana bir buday tanesi dahi haram girmemiştir Hz.
Muhammed Mustafa’nın kendisi onun babası onun babası onun babası onun babası onun soyuna kurban olalım hiçbirisi de hiçbirisi de haksız hiçbir bir kazancı yok hiçbirisinin haram bir buday tanesi yok hiçbir kadının hiçbir kadının mahreme dokunması yok hepsi de korunmuş hepsi de muhafaza edilmiş hepsi de Allah tarafından Allah’ın katından korunmuş tertemiz pi mi pak pi mi pak her şeyde leke vardır onun soyunda leke yoktur her şeyde bir hata vardır ne onun soyunda ne de kendisinde bir hata yoktur ve onun soyu hiçbir zaman şirk ehli olmamıştır dedesi dahil buna babası dahil buna hiçbirisi de şirk ehli değildir hiçbirisi de ve almış oldukları kadınlar babasının dedesinin dedesinin babasının cettike cettike cettike cettike arabi tabirle hiçbirisinde zerrece bir haram yoktur o kadar pak bir sülaledir o kadar pak bir süsiledir hem zahir olarak hem batın olarak ve böyle pak hem zahir hem batın pak olarak gönderilmiş olan bir peygamberi günahkar görmek ancak kalbi mühürlülerin işidir ancak kafir beyinlerin işidir ancak kafir gönüllerin işidir o yüzden onu günahkar görenler bu dünyada da zelil olurlar mahşerde de zelil olurlar Allah bizleri onlardan uzak eylesin Cenab-ı Hak bizlerle onların arasına mesafe koysun inşallah Cenab-ı Hak Hz.
Muhammed Mustafa’nın izinden giden yolundan giden onun sünneti seniyesini gücümüz yettiğince uygulamaya çalışan hayatına onun disturlarını kendisine hayatının disturu olarak yaşayan ümmetinden eylesin hem bir dünyada hem mahşerde onun şefaatine nail olan ümmetlerden eylesin bu mübarek gecede bütün geceler mübarektir ama böyle kandil günlerinin ayrı bir mübarekliği vardır bu mübarek gecede Cenab-ı Hak cümlemizi affı muafret eylesin inşallah bizden yana da helal edin bizden yana da helal olsun sürçülisan ettiysek af ola inşallah Selamun aleyküm
Kaynakça ve Referanslar
- Mevlid Kandili ve Rebîülevvel’in 12’sinin Hz. Peygamber’in mîlâdı (9/12 Rebîülevvel 571): İbn Hişâm, es-Sîre I/158; İbn Sa’d, et-Tabakât I/100-103; Muhammed Hamidullah, İslâm Peygamberi §§1-30; Süleyman Çelebi, Vesîletü’n-Necât (Mevlid); Celâleddîn es-Süyûtî, Hüsnü’l-Maksıd fî Ameli’l-Mevlid
- Nûr-ı Muhammedî yaratılışı — “Evvelü mâ halakallâhu nûrî” hadîsi: Abdürrezzâk, el-Musannef; Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve I/80; Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ I/265 (rivâyet İmâm Câbir b. Abdullah yoluyla); İbn Arabî, Fütûhâtü’l-Mekkiyye I/119; Abdülkerîm Cîlî, el-İnsânü’l-Kâmil II “Hakîkatü’l-Muhammediyye” bahsi; Said Nursî, Mesnevî-i Nûriye
- “Vemâ erselnâke illâ rahmeten li’l-âlemîn” (Âlemlere rahmet): Enbiyâ 21/107; Tefsîr-i Taberî, Kurtubî, İbn Kesîr, Elmalılı Hak Dîni Kur’ân Dili ilgili âyet
- “Allâhu nûru’s-semâvâti ve’l-ard” (Yerlerin ve göklerin nûru): Nûr 24/35; Gazzâlî, Mişkâtü’l-Envâr; İbn Arabî, Fusûsu’l-Hikem — Muhammed fassı
- Hz. Ömer’in “Kim Peygamber öldü derse kılıcımla boynunu vururum” sözü ve Hz. Ebu Bekir’in “Muhammed sâdece bir elçidir” (Âl-i İmrân 144) âyetiyle teskini: Buhârî, Meğâzî 83, Fezâilü’s-Sahâbe 5; İbn Hişâm, es-Sîre IV/334-336; Taberî, Târîh III/200-203
- Fenâ fi’ş-şeyh, Fenâ fi’r-Resûl, Fenâ fillâh (sülûk mertebeleri): Kuşeyrî, er-Risâle “Fenâ ve Bekâ”; Gazzâlî, İhyâ IV “Kitâbü’t-Tevhîd ve’t-Tevekkül”; İbn Arabî, Fütûhât II/512-529; Ethem Cebecioğlu, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü; Mustafa Kara, Tasavvuf ve Tarîkatlar Tarihi
- Nefs mertebeleri (Emmâre-Levvâme-Mülhime-Mutmainne-Râzıye-Merzıyye-Sâfiye): Yûsuf 12/53; Kıyâme 75/2; Fecr 89/27-30; Şems 91/7-10; Bursevî, Kitâbü’n-Netîce; Abdülmecîd Sivâsî, el-Necâtü mine’l-Belâ
- “Seven sevdiğine benzer” (el-Mer’u ma’a men ehabbe): Buhârî, Edeb 96; Müslim, Birr 165; Tirmizî, Zühd 50 — “el-Mer’u me’a men ehabbe” (Enes b. Mâlik ve Abdullah b. Mes’ûd rivâyeti)
- Kısâs hâdisesi — Hz. Peygamber’in mihrü’n-nübüvvesini öpen sahâbî Ukkâşe (veya Sevâd b. Ğaziyye): İbn Hişâm, es-Sîre II/219 (Bedir öncesi Sevâd hâdisesi); İbn Sa’d, et-Tabakât II/15; Beyhakî, Delâil V/243; son hastalığında kısâs istenmesi rivâyeti Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr VIII/199
- Peygamber hanımlarının dünyalık talebi ve “Tahyîr âyeti” (Ahzâb 28-29) — Peygamber’in Meşrebe-i Ümmü İbrâhîm’de (damda) 29 gün uzlet hâdisesi: Buhârî, Talâk 1, Mezâlim 25, Tefsîr Tahrîm 2; Müslim, Talâk 29-35 — Hz. Ömer ve Hz. Ebu Bekir’in kızlarının yanına girmesi; Îlâ hâdisesi
- “İnnemâ ene beşer” hadîsi — Peygamber’in insanlığı ve öfke-helâllik: Buhârî, Mezâlim 4; Müslim, Birr 88-91 — “Allâhümme fecealhâ lehû zekâten ve rahmeten”; Ebû Dâvûd, Edeb 9
- Tevbe 9/128 — “Lekad câeküm Resûlün min enfüsiküm, azîzün aleyhi mâ anittüm, harîsun aleyküm bi’l-mü’minîne raûfun rahîm”: Taberî, Kurtubî, İbn Kesîr, Râzî Mefâtîhu’l-Gayb, Elmalılı tefsîrleri; Muhammed Hamidullah, Kur’ân-ı Kerîm Tarihi — Übey b. Kâ’b Mushaf’ında son iki âyet
- “Ve mâ yentiku ani’l-hevâ” — Peygamber’in hevâsından konuşmaması: Necm 53/3-4; İbn Kayyım, Zâdü’l-Meâd; Nevevî, el-Erbeûne’n-Neveviyye 5. hadîs-i şerîf; Şâtıbî, el-Muvâfakât IV — Sünnetin Kur’ân karşısındaki bağlayıcılığı
- Hz. Peygamber’in ismeti (ma’sûm oluşu) ve “günahsızlığı” — Ehl-i Sünnet akâidinde esâs: Tahâvî, el-Akîdetü’t-Tahâviyye; Ömer Nesefî, Akâidü’n-Nesefî; Sâbûnî, el-Bidâye fî Usûli’d-Dîn; Teftâzânî, Şerhu’l-Akâid; Kâdî İyâz, eş-Şifâ bi-Ta’rîfi Hukûki’l-Mustafâ II “İsmet” bölümü
- Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Kur’ân hükümlerinin tartışılması — tarihsellik tartışması ve “Kur’ân’ın restore edilmesi” söylemi: Ebubekir Sifil, Modern Fıkıh Tartışmaları ve Hadis-Sünnet Müdafaası; Hayreddin Karaman – Ali Bardakoğlu vd., Modern İslâm Düşüncesi; Emmanuel Macron’un 2 Ekim 2020 “İslâm’da dinî proje ayrışması” konuşması
- Hz. Peygamber’in Âdem Aleyhisselâm’dan beri nikâh yoluyla ve tahârete uygun bir silsileden gelmesi: İbn Hişâm, es-Sîre I/1-3 (Adnân’a kadar sened); İbn Sa’d, et-Tabakât I/55-61; Beyhakî, Delâil I/169-186; Süheylî, er-Ravzü’l-Ünüf; Tevbe 9/28 ile müşrik olmamak şartı; Süyûtî, Mesâlikü’l-Hunefâ fî Vâlideyi’l-Mustafâ — ebeveyn ve cedlerin ehl-i necât olması tezi
- “Lekad halaknâ’l-insâne fî ahseni takvîm” ve Peygamber’in cismânî kemâli: Tîn 95/4; Kâdî İyâz, eş-Şifâ I “Zikr-i Hilkatih ve Sıfâtih”; Tirmizî, Şemâ’il; İbn Seyyidünnâs, Uyûnü’l-Eser
- Şehâdet getirememe ve kalbin mühürlenmesi âyetleri: Bakara 2/7 (“Hatemallâhu alâ kulûbihim”); Nahl 16/108; A’râf 7/179; Muhammed 47/24; İbn Kesîr tefsîri — istidrâc ve mühürleme bahsi
- Rüyâda Hz. Peygamber’in mihrü’n-nübüvvesini görmek ve öpmek: Buhârî, Ta’bîr 10 — “Men re’ânî fi’l-menâmi fekad re’ânî, feinne’ş-şeytâne lâ yetemessel bî”; Müslim, Rüyâ 10-11; İbn Hacer, Fethu’l-Bârî ilgili şerh
- Süleyman Çelebi’nin Vesîletü’n-Necât‘ı ve Hz. Peygamber’in meziyyetleri: Süleyman Çelebi, Mevlid-i Şerîf; Necla Pekolcay (nşr.), Vesîletü’n-Necât tenkitli neşir; aynı yazardan Faruk K. Timurtaş’ın mukaddimesi