Karabaş-ı Velî Tekkesi 2019

6. Karabaş-ı Velî Tekkesi 2019 — Siyasal İslâm: İbn Haldun’un Dinî-Aklî Siyâset Mukayesesi, Fıtratın İnanma Güdüsü, Bosna Katolik Papazının Revize İtirafı, Cemaleddin Kaplan ve Anadolu Federe Devleti Palyaryosu, Dinî Otorite Kavramının Yokluğu, Yukarı Mezopotamya-Osmanlı Modeli, Süleyman Şah-Misâk-ı Millî ve 72.5 Millet ile Dost Olma


1. İbn Haldun’un Dinî Siyâset-Aklî Siyâset Mukayesesi: Dinî Siyâsetin Üstünlüğü, Mecûsîlerin Devlet Kurması Örneği ve Asabiyet Teorisinin Sınırları

Evet, bu dümâtesileri daha doğrusu birkaç haftadır İslam ve siyaset, öyle diyebiliriz konu başlığı olarak, kaldığımız yerden sohbete devam edeceğiz inşallah. İnsanlar yalnızca bu dünyaya yönelik isteklere sahip değillerdir. Bunun tabi İbn-i Haldun bunun başlangıcı vardı. Akli siyasetin iki şeklini ve dini siyaseti değerleri bakımından ele alır. Ve bu kıyaslamada dini siyasetin daha üstün olduğu sonucuna ulaşır. Çünkü insanlar yalnızca bu dünyaya yönelik isteklere sahip değillerdir.

Dolayısıyla dini dikkate almayan siyasi hükümlere akli siyasete dayanan devlet yönetiminin tam anlamıyla iyi bir yönetim olması beklenemez. İbn-i Haldun da toplum bilinci düşünce 2000. Düşünür, siyasi otoritesi dine dayanan devleti üstün kabul eder. Dini kanunlar olmaksızın rasyonel bir siyasete dayanan devleti eleştirir. Yine İslam medeniyeti üzerine araştırmalar 1991 demiş. Şimdi, buraları okumuşuz. Bunu takip eden var mı aranızda? Yok. 6. sayfadan devam edeceğiz.

İbn-i Haldun’un dini siyaseti akli siyasetten daha iyi görmesi, onun devleti dini siyasetle yönetilmesi gerektiği düşüncesinde olduğunu ortaya koymamaktadır. Bu sadece onun olması gerekene dair temennileridir. o din temenni bir yönetimin üstünlüğünü teoride belirtip pratikte ise bunun geçerliliği olmadığını algılamaktadır. Haldun’a göre din ve dini otorite olmaksızında toplumsal hayatın varoluşu mümkündür.

Zira siyasi otorite tarafından oluşturulan kanunlar ve hükümler ya da insanların bir arada bulunmasını sağlayan asabiyet duygusu toplumsal hayat ve düzen için temelde yeterli bir faktördür. Düşünür, bu gibi topluluklara örnek olarak döneminde mecusileri gösterir ve onların herhangi bir kitaptan olmaksızın devlet kurarak çeşitli eserler bıraktıklarını söyler. İbn-i Haldun’da Siyasi Otorite ve Meşhuriyet Problemi 25-12-2017


2. İnsanın Fıtratındaki İnanma Güdüsü: İlkel Topluluklardan Eski Yunan Feylesoflarına, Ateizmin Var Olanı Reddederek Onaylaması Çelişkisi ve Hz. Mevlânâ’nın “Geneşe Karşı Göz Yummak” Meselîsi

Şimdi tarih boyunca insanlar inanma ihtiyacı hissetmişler. Bir bu insanların inanma ihtiyacı ile alakalı. İki bakın birinci derecede insan böyle bir ihtiyaç hissetmiş tarih boyunca. Siz insanların ilkel toplum olarak nitelendirdikleri, hala da ilkel toplum olarak gördükleri değişik kıtalarda, değişik insanlar görebilirsiniz. O insanların ilkelmiş gibi görünen o toplulukların kendilerince bir inançları, kendilerince bir dinleri vardır. İnsanın fıtratında çünkü inanma güdüsü, inanma olgusu vardır.

Bütün herkesin kalbinde vardır. O yüzden mesela eski Yunan feylesofları bu inanma güdüsünden, inanma düşüncesinden de insanların onların tabiriyle söylüyor. Tanrıyı bulabileceğini, hikmeti ve hakikati bulabileceğine dair öngörüleri vardır. Şimdi bir insanın yaratılışı inanmaya, iman etmeye uygun bir yaratılıştır. Çünkü Cenab-ı Hak birinci derecede insanlara dinden sorumlu kılacağı için yaratmış olduğu insanı da inanmaya uygun yaratmıştır.

Bizim yaratılışımızda inanmaya uygun bir fıtrat, inanmaya uygun bir yaratılış vardır. O yüzden tarih boyunca insan toplulukları inanmadan yaşamamışlardır hiç. Bakın hiç. Bir şeyin zıddını kabul eden bir kimse aslında onu kabul etmiştir. bir kimse inancın karşısında inançsızlığı kabul ettiyse otomatikman inancı kabul etmiştir aslında. Bir şeyin zıddını kabul etmek, diğer bir şeyi reddetmek, onu yok görmek, onun zıddına gitmek, var olanı reddetmek, onu var görmektir.

Olmayan bir şeyi siz reddedemezsiniz. Bir şey yok ise onu reddetmenin bir anlamı yoktur. Yoktur çünkü o. Ama bir şeyi reddediyorsanız o vardır. Bakın bu denklemi kurduğunuzda ateist neyi reddediyor? Dinini reddediyor. Yok bu din diyor. Olmayan bir şeyi neden reddediyorsun ki? Madem yok neden reddediyorsun? Var olanı reddediyor. E var demek ki. Bir şey var. Sen o varı kabul etmiyorsun. Sen kabul etmiyorsun. O varı görmüyorsun. Aslında görüyorsun. Görmek istemiyorsun. Aslında o var.

Sen kabullenmek istemiyorsun. Ama bir şey varsa sen kabullenmek istemiyorsan o yok manası çıkmaz onda. Hz. Mevlânâ meslevisinde böyle işaret koyar ya. Der ki sen güneşe gözlerini yumarsan güneş ortadan kalkmaz ki der. Sen güneşe gözlerini yumdun zaman güneş ortadan kalkmaz. Güneşi yok göremezsin. Sen sadece gözünü yumdun. din de böyle bir şeydir. Siz dini reddetseniz dahi reddederken dinin varlığını kabul etmiş olursunuz. Ve tarih boyunca kim dini reddettiyse hep yıkılmıştır devletleri.


3. Bosna Katolik Kilisesi Papazının “Biz Metinlerimizi Revize Ediyoruz” Sözü: Kur’ân’ı Değiştirme Çabası, Emperyalist Sisteme Karşı Duran Felsefî İslâm ve İslâm Ümmetinin Uyanış Korkusu

Mecusilerin kitabı yok düşüncesine katılmıyorum. Mecusilerin tarih boyunca kitapları olmuştur. Fakat bütün ilahi dinin dışındaki hatta geçmiş ilahi dinlerde dahil buna. İnsanlar kendi o inanmış oldukları metinlerin üzerinde oynama yaptıklarından dolayı metinler değişkenlik göstermiş. Böylece sağlam bir metne sahip olamamışlar insanlar. Mesela son Bosna gezisinde arkadaşlarla kardeşlerle bir katolik kilisesine gitmiştik. Katolik kilisesinin papazı bize şunu söylüyordu.

Biz dini metinlerimizi revize ediyoruz. güncelliyoruz. Güne uyarlıyoruz. Ama siz İslam olarak bunu güne uyarlamıyorsunuz. Böyle bir tebessüm et dedi. Ben de ona dedim ki biz dini metinlerimizi değiştirmiyoruz ama biz iştihad ediyoruz. Yeniden hükmediyoruz dedim hatırlıyorsanız. Gelen arkadaşlardan burada var el kaldırın. Son geziye gelen. Evet. Hatırladınız mı o katolik kilisesine gittiğimizde. Bakın o açık bir şekilde söylüyor. Diyor ki biz dini metinlerin üzerinde revize ediyoruz.

Biz değiştiriyoruz. Aynı şey Yahudiler için de geçerli. Aynı şey Hristiyanlar için de geçerli. Aynı şey Mecusiler için de geçerli. Aynı şey Zerdüşler için de geçerli. Onlar da kendi dini metinlerini hep değiştirdiler. Şimdi aynı şeyi İslam için istiyorlar. Bakın bu dinle ilgilenlerin en önemli, en önemli üzerinde durdukları şey bu. Dünya üzerindeki siyaseti elinde tutan, ekonomiyi elinde tutan, ticareti her türlü dünyayı idare etme güç ve kuvvetini elinde tutan odaklar.

Kur’ân’ı değiştirme, Kur’ân’ı revize etme derdindeler. Onlar da çünkü dünyanın üzerinde kurulmuş olan emperyalist sisteme karşı duran felsefi boyutta bir tek İslam kaldı. Felsefi olarak ha. Bakın şu anda dünya üzerinde İslam’ın ekonomisi çalışmıyor. İslam’ın siyaseti çalışmıyor. İslam’ın bu noktadaki askeriyesi çalışmıyor. İslam’ın bir devleti yok şu anda dünya üzerinde.

Öyle olmasına rağmen İslam’ın felsefik olarak orada diri, hala da canlı, metinsel olarak hala da bozulmamış bir şekilde durması onların gözlerini korkutuyor. Çünkü bir gün İslam ümmeti uyanır, İslam ümmeti dirilirse onların o emperyalistliğe dayalı, o sömürüye dayalı, o haksızlığa dayalı, o vahşiliğe dayalı, o acımasızlığa dayalı, o öldüren, yıkan, katleden, yeraltı ve yeryüzlü zenginliklerini sömüren sistemin sonunu ancak İslam getirecek. Onlar bunun farkında, Müslümanlar bunun farkında değil.

İslam alemi bunun farkında olmadığından dolayı uyanamıyor. Bunda da ayrı bir ilahi hikmet de vardır. Şu anda uyansa da elinde silah yok, güç yok, siyaset yok, hiçbir şey yok. Uyandık diyelim, bu gavurlar komple İslam dünyasını yerle yeksan ederler. Bombalar, bomba, bomba, bomba, bomba, bomba. Komple İslam dünyasını yerle yeksan ederler, bombalarlar bir gecede.

Suriye’yi bombaladıkları gibi, Irak’ı bombaladıkları gibi, Lübnan’ı bombaladıkları gibi, Afganistan’ı bombaladıkları gibi, canlarının istediği yeri istediği anda bombaladıkları gibi, canlarının istediği yerde istediği anda anarşi çıkarıp terör örgütlerini destekleyip orada istedikleri kadyamları yaptırdıkları gibi. Bunları hala da yaptırabilirler mi? Evet. Yaptırıyorlar mı? Evet. Hem de din adına, dindarlar adına bunu yaparlar mı? Evet. Bizim Müslümanlar da buna kanar mı? Evet.


4. Cemaleddin Kaplan’ın Almanya’daki “Anadolu Federe İslâm Devleti” Palyaryosu, 28 Şubat Tutuklaması, Anadolu Merkezli Bir Taşla Çok Kuş: FETÖ-PKK-DAEŞ-Emperyalist Oyun

Almanya’da vardı ya tahtadan tüfekler Anadolu İslam Federa Devleti kurmuşlardı. Ne zaman? 28 Şubat’tan önce. Değişik maketler yapıp Almanya’da o maketleri yıkıyorlardı. Anadolu İslam Federa Devleti kurmuşlardı. Nerede kurdular? Almanya’da kurdular. Bakın oyun küçük değil. Bazı Müslümanlar da gidip buna kandı mı? Evet.

Sonra 28 Şubat’ta o zavallı adam sözde uçakla ondan sonra gidip anıt kaburunun üzerinde harakiri yapıp ondan sonra anıt kaburunun üzerinde uçakla oraya vuracak diye adam tutuklandı. Tutuklanma sebebi. Kendi kendinize konuşacaksanız ben konuşmayayım. Hala daha cezaevindi adam. Bakın 28 Şubat’a tutuklandı adam. Oğlu. Cemalettin Kaplan’ın oğlu. Bana isim de vereyim. Almanya’da Anadolu İslam Federa Devletini kuran kim? Cemalettin Kaplan. Neyle kurdu? Tahtadan tüfeklerle.

Bildiğiniz tahtadan maket, tahta tüfekler yürüyorlar kapalı spor salonunda yıkmaya yıkmaya geldik diye. Onun oğlu öldü babası veya öldürüldü bilmiyoruz. Sonra oğlu tutuklandı. Türkiye’de. Ceza aldı. Neyi biliyor musunuz cezası? Uçak kaçırıp uçakla anıt kabirin üzerine pike yapıp şey yapacak Japonlar yapmışlardı . Kamikaze gibi anıt kabirde patlatacak. Uçak var mı? Yok. Uçak tutulmuş mu? Yok. birisi ben orucu bozacağım diyor. Orucu bozacağım deyince boğazını sıkıyorsun. Neden?

Orucu bozacağım dedin ya. Ya adam daha orucu bozmadı ki. Ama Anadolu İslam federide devleti böyle bitti. Almanya’da kuruldu Türkiye’de bitti. Müslümanlar da buna inandı mı? Evet. Müslümanlar buna para akıttı mı? Evet. Bu paralar Almanya’da toplandı mı? Evet. Almanya bunun merkezi oldu mu? Evet. Almanya hala bazı terör örgütlerinin merkezi mi? Evet. PKK’nın finansal desteği ayağı Almanya’da mı? Evet. Silahsal desteği Amerika, Almanya, Norveç, İskandinav ülkeleri mi? Evet.

Şimdi devşirdiler alfabede, Türkçe alfabe yetmiyor 29 harf. Harfleri ekle, çıkar önündekini başına koy, başındakini ardına koy, bir tane daha örgüt kur. Kuruyorlar mı? Evet. Bu kurdukları örgütler bir anda Irak, Suriye dolaşıyorlar mı? Evet. Bir anda Türkiye’de bombalar patlatıyorlar mı? Evet. Müslümanlar da Suriye, Irak, İslam federa devleti kuruldu deyip kendi kendine inanıyorlar mı? Evet.

Müslümanları böyle kandırarak, Müslümanları böyle aldataraktan Müslümanları ümitsizliğe ve umutsuzluğa itiyorlar mı? Evet. Türkiye’de koskoca bir cemaatte uçaklar kaldırıp insanları bombaladılar mı? Evet. Ve Türkiye’de o işi, o hareketi yapan kimsele asıl Müslümanlara zarar verdiler mi? Evet. Ülkedeki İslam’ı gelişmelere zarar verdiler mi? Evet. Bilir bilmez herkes, bunlar da FETÖ olabilir deyip tertemiz Müslümanları lekelemeye başladılar mı? Lekeliyorlar mı? Evet.

Bakın elin gavuru bir taşta kaç tane kuş vuruyor? Bir taşta kaç tane kuş vuruyor? Neden? Kuşlar aptal. Kuşlar dinini bilmiyor. Kuşlar uyanık değil. Neyin nereden kaynaklandığını bilmiyor. Yönlendirmeye ve yönetilmeye geliyor. Allah muhafaza eylesin.


5. İslâm’da Dinî Otorite Kavramı Yoktur — Kur’ân ve Sünnet, İçtihâd Kurulu, Hâricîlik’ten Şîa’ya Farklı İçtihâdların Kabulü ve Ortodoks-Katolik-Suûd Benzeri Katılaşmaya Karşı Duruş

O yüzden mecuseler dini devlet olmama noktasında örnek teşkil etmez. Mecuselerin kitabı yoktur diyemeyiz. O yüzden dini otorite sözü İslam dininde uygun söz değil. Sünnet-i seneye de dini otorite diye bir söz söylenilmez. Çünkü dinde otorite yoktur. Dini otorite diye bir kavram da yoktur. Kimdir İslam’da dini otorite? İmam-ı Azam dini otorite midir? Değildir. İmam-ı Şafii dini otorite midir? Değildir. İmam-ı Malik dini otorite midir? Hayır. Birer mezhep imamıdır.

Bediüzzaman dayını dini otorite midir? Hayır. Bir şeyh dini otorite midir? Hayır. Bir veli dini otorite midir? Hayır. Bir kimse dini otorite diye bir kimseyi kabullenemez. Nerede vardır bu? Şia’da vardır. Şia’da dini bir otorite vardır. İslam’da dini bir sistem vardır sünnilerde. Dini otorite yoktur. Sistem nedir? Bir iştahat kurulu vardır. İştahat kurulu. Bu dini otorite değildir. Bu bir sistemdir. Orada şahsın otoriteliği yoktur çünkü. Orada kurumun otoriteliği vardır. Kurumun bilgisi vardır.

Kurumun iştahatı vardır. Kurumun öngörüsü vardır. Bütün Müslümanlar o kurunun öngörüsüne bağlı kalma zorunluluğu yoktur. İslam’da otorite Kur’ân ve sünnettir. İslam’da otorite Kur’ân ve sünnete bağlı olan imamlardır. Allah’a itaat edin, Resulüne itaat edin, sizden olan imamlara itaat edin. O zaman otorite dediğimizde böyle bir siyasi otorite gibi bir şey çıkar ortaya. Çünkü İslam bu noktada insanların üzerinde bir otorite mekanizması kurmaz.

Tarih boyunca bize absürt gelen, bize sapkın gelen, bize uygun gelmeyen değişik gruplarda çıkmıştır çünkü. Onlar sünnet dairesinde, ehli sünnet dairesinde Laila ila la muhammadan Resulullah dendiği müddetçe onu küfürle itham edemezsin, katledemezsin. O zaman farklı iştahatlar çıkabilir mi? Evet. Farklı iştahatlar, farklı görüşler, farklı anlayışlar İslam dünyasında çıkabilir mi? Evet. Bunlar felsefi olarak İslam dünyasında var olmuşlar mıdır? Evet.

Ve dini olarak onların reddedilmesi, onların katledilmesi, onların bu noktada öldürülmesi mümkün mü? Hayır. Hariciler gibi, Rafizliler gibi, Kadereciler gibi, Cebriyeciler gibi. Siz bunları 1400 yıl boyunca, tarih boyunca İslam dünyası bunları katletmiş mi? Hayır. Şia gibi. Şia’nın içerisinden çıkan değişik bir sürü oluşum gibi. Şia sadece caferlik noktasında kalmamış ki. Caferlikte hiçbir sıkıntı yok. Hiçbir problem yok. İmam-ı Azam’ın, İmam’ın hocası.

Ama sonradan oluşan Şia grupları, sonradan oluşan Şia çok farklı yanlara gitmiş. Ama İslam dünyası onları katletmiş mi? Hayır. Dini bir otorite onların üzerine baskı kurup onları yok etmeye çalışmış mı? Hayır. O yüzden İslam bu manada, Kur’ân ve Sünnet’i sımsıkı tutup, Kur’ân ve Sünnet’ten yeni iştahatler çıkararak yeni oluşumlar, yeni fikir akımları, yeni ölçüler kurgulayabilir mi? Evet. Bu yol açık mı? Evet. Öyle olunca ortodoksal bir otorite İslam dünyasında olması mümkün değildir.

Veya katoliksel bir otorite de İslam dünyasında tutması mümkün değildir. Veya hatta Şia bazında bir otorite de İslam dünyasında tutması mümkün değildir. Bakın o da mümkün değildir. Bunları ve hatta Suud’un şu andaki sistemi, düzeni gibi bir sistemin düzeninin İslam dünyasında yer bulması mümkün değildir. Anadolu’da tutması mümkün değildir bunu.


6. Yukarı Mezopotamya İslâm Anlayışı, Osmanlı Modelinin Kur’ân-Sünnet ile Orta Asya Geleneğinin Harmanı, “Kaan Oğlu Kaan”, Süleyman Şah Türbesi ve Misâk-ı Millî Sınırları

Anadolu’daki Osmanlı’dan kalan o İslam anlayışı, yukarı mezopotami olarak nitelendirdiğimiz, Anadolu’daki tekrar söylüyorum yukarı mezopotamya İslam anlayışı, yukarı mezopotamya Sufi anlayışı, yukarı mezopotamya din anlayışı aslında Osmanlı’nın bu noktada temelini teşkil eder. Bu nedir? Farklı kültürlerin, farklı inanç noktalarının, farklı iştahatların, farklı renklerin aynı ortamda, aynı toplulukta yaşanabilir olmasıdır. Biz bu kültürü terk ettik şu anda. Bakın bu Anadolu İslam anlayışıdır.

Bu yukarı mezopotami İslam anlayışıdır. Bu farklı anlayış ve farklı toplulukların bir yerde yaşayabilme kültürüdür. O yüzden az önce o sıraladıklarımın bir yerde bu noktada bizde yer bulmaması, tutmaması bu sebeptendir. Bizim ister ananevi din anlayışımız, ister bu topraklarda aldığımız dini eğitim bizim ne Şia eğitimine, ne vahabe eğitimine, ne haricisine, ne osuna busuna asla benzemez. Bu manada. O yüzden buradaki söz konusu olan yazıdaki dini otorite sözünün altını çizmek istiyorum.

Şimdi İslam dünyasında aslında örnek teşkil edebileceğimiz Hz. Peygamber’in dönemi, Hz. Ebubekir Ömer Osman, Hz. Ali’nin dönemini kendimize örnek alacak olursak dini otorite ile, dini otorite ile, dini otorite ile, dini otorite ile, alacak olursak, dini otorite ile, siyasi otoritenin ayrıştığını görmeyiz. Bu çocuğu iyice sıkmayın. Alın o çocuğu, indirin, biraz gezdirin o çocuğu. Sakin olun. Çocuk boğulacak, Allah muhafaza etsin. Sakin edin çocuk, ben susunca. Çocuğun annesi sakin ol, sakin ol.

Öyle büyüyecekler. Sıkıntı yapmayın kendinize. Hah, sakin ol. Öyle elleme, çocuğu elleme. Sıkma daha çocuğu. Haa, sakin ol. Padişah’ın adı, Sakin ol. Padişahlar söz geçiremiş, anne baba mı söz geçirecek çocuğa? Öyle. Çocuk bazen stres yaptı mı susmaz. Anneler, babalar böyle stres yapınca çocuğun yerini değiştireceğiniz hadîs-i şerîf var ya, siz diyor, öfkelendiğinizde ayaktayken oturunuz. Oturuyorsanız yatınız, yatıyorsanız kalkınız, yürüyünüz. Aynı şey çocuk için de geçerli.

Hemen çocuk öfkelenmiş, ağlıyor. Hemen yerini değiştireceksin çocuğun. Dolaştıracağım, nefes aldıracaksın çocuğu. Çocuğa farklı bir yere göstereceksin. Böyle, öyle büyüteceksiniz. Sakın çocuklardan nefret etmeyin. Çocuk sesinden nefret etmeyin. Çocuklardan ve çocuk sesinden nefret edenler Allah muhafaza edilsin. Kalbi katılaşmış kimselerdir. Çocuk sevmeyen kalbi katılaşmıştır. Sakın. Çocuklara merhamet edilir, çocuklar sevilir, çocuklara muhabbet ebeslenir. Sakın ha.

O yüzden çocuklara ters davranın. Çocuklara böyle kötü davranmak uygun değil. Allah muhafaza eylesin. Şimdi bizim elimizde devlet modeli olarak elimizde devlet modeli olarak herkesin kendince kendi inancı dairesini bir devlet modeli çıkar. Mesela Osmanlı Devletini ben hiçbir zaman İslam Devleti olarak nitelendirmem. Ama kendi zamanının en iyisidir bir model olarak. Bakın kendi zamanının en iyisidir. Bunu neyle karşılaştırırız?

Diğer imparatorluk ve diğer devletlerle karşılaştırdığımızda, kendi yaşadığı zamanda en iyi imparatorluk ve en iyi bir devlettir. Bir medeniyet kurmuş. Bakın bir medeniyet kurmuş. Bunu reddetmek mümkün değil. Ama bu medeniyeti kurarken kendisine temel olarak aldığı esaslar bir, Orta Asya’dan kopup gelme Orta Asya’dan kopup gelme kültür, siyaset, askeri, hukuk bilgisini İslam’la harmanlayıp, İslam’la harmanlayıp yeni bir medeniyet oluşturmuş. Bunun bilinçli, bilinçsiz bu ayrı bir tartışma.

Eksiktikleri vardır ayrı bir tartışma. Ama Türklerin, bu topraklarda yaşayan herkesi Türk olarak kabul ediyoruz. İsim olarak. Onun ırkı nerede olursa olsun hiç önemli değil. Bu, onların kendi karakteristik özellikleridir. Tarih boyunca. Bunu İslam’la yoğrulunca bu toprakların insanları kendi çağlarında, kendi zamanlarında bütün dünyaya örnek teşkil edecek bir devlet ve medeniyet sistemi oluşturmuşlar. Bunu reddedemeyiz. Peki bunu oluştururken almış oldukları ölçü, eğitim nereden?

İki yol var, kanal var. Birincisi din. İkincisi ne? Kendi asabiyetinin, kendi ırkının, kendi ta Orta Asya’dan itibaren gelen devlet terbiyesi ve sistemi ile alakalı. , mesela bu sistemde şöyle bir şey vardır. Bir kimse, Kaan oğlu, Kaan oğlu Kaan’dır. Bu nedir? Gelen silsile hep devlet başkanıdır. Devlet otoritesini ve devlet siyasetini öğrenerekten büyür. Aynı şekilde bu Selçuklulardan, Osmanlılara da böyle geçer. Kaan oğlu, Kaan oğlu, Kaan oğlu Kaan’dır.

Mesela Osmanlı padişahlar kendilerini tanıtınca, tanıtmaya başladığında Ertuğrul’dan başlarlar tanıtmaya. Neden Suriye’de biz hala da o mezarı taşırız, semboliktir. Kimin mezarı? Süleyman Şah. Süleyman Şah. Semboliktir. Sebep? Çünkü Osmanlı’nın ilk, Osmanlı’nın ilk Kaan’ıdır. Süleyman Şah, tarihçiler üzerinde dururlar, öyle yaparlar, böyle yaparlar. Osman Bey’in ceddimiydi, değil miydi, değil kardeşim. Osmanlı kendisine devlet kökü olarak Süleyman Şah’ı görür. Dikkat edin.

Bir şey daha söyleyeceğim şimdi. Türkiye Cumhuriyeti devleti de istediği kadar belli bir devleti var. Bir de istediği kadar ben layıkım, istediği kadar ben şuyum, ben buyum desin, devlet olarak kendisini Süleyman Şah’a dayandırır. Bu önemli bir şeydir.

Türkiye Cumhuriyeti devleti, bakın bunu sonradan her ne kadar bir kısım Kemalistler bunu değiştirmeye çalışıp Türkiye Cumhuriyeti devletinin temelini, Mustafa Kemal Atatürk’ü oturtmaya çalışmış olsalar dahi, Mustafa Kemal Atatürk dahi devletin temelini Süleyman Şah’a bağlatır. Sebep, sebep. Çünkü teba, devlete itaat eden kimseler devletin temelini bilmek isterler. Bu devletin temelinde kim var?

Eğer siz bu devletin temelinde Süleyman Şah yok derseniz, Süleyman Şah ile bugüne kadar olan bütün devleti reddetmeniz gerekir. Devlet aklı bunu redetmeye yetmez, müsade etmez. Sen istediğin kadar büyük paşa ol, sen istediğin kadar büyük devlet adam ol, istediğin kadar siyaset adamı ol, sen o devletin bir neferisindir. Bunu açık açık söyleyeceğim. Sen Mustafa Kemal Atatürk’de olsan devletin neferisin, İsmet İnerli’de olsan devletin neferisin, Tayyip Erdoğan’da olsan devletin neferisin.

Mustafa Özbağ’da olsan devletin neferisin, çobanından devlet başkanına kadar. Herkes bu devletin neferidir. Buradaki mesaj odur. Bakın buradaki mesaj odur. Sen hangi dini noktada olursan ol, bu devlete bağlısan bu devletin neferisin. Kim hangi şey olursa olsun devletin neferidir, hangi mürit olursa olsun devletin neferidir. Hacı Bayram’ın veli de devletin neferidir, Muhammed Üftat Hazretleri de devletin neferidir.

Bu manada İstanbul’daki bütün şey efendilerin, geçmiş bütün velilerin hepsi de Mahmud-u Hidayet’e devletin neferidir. O yüzden Süleyman Şah türbesi bizim için önemlidir. Bakın bizim için önemlidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin varoluşu için önemli bir şeydir o. O yüzden Türkiye Cumhuriyeti Devleti, örneğin Süleyman Şah türbesinin olduğu yer, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin dışarıdaki yegane tek yeridir. Sırıların dışında. Bunlar öyle yapmışlar, sınırın dışına koymuşlar.

Demişler ki o bizim devletimizin temeli, onun bölgeyi size verdik demişler. Aslında Atatürk’ün misaki milli sınırları, devletin ilk başlangıçta, Türkiye Cumhuriyeti Devleti yeniden Osmanlı’dan ayrılıp yeni bir devlet kurulurken misaki milli sınırları çizilir. Bu Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne çizilir. Bu misaki milli sınırları Türkiye’nin olmazsa olmazıdır. O yüzden misaki milli sınırlarının içindedir Halep. Misaki milli sınırlarının içindedir Kerkük.

Misaki milli sınırlarının içindedir Musul. Misaki milli sınırlarının içindedir Varna. Misaki milli sınırlarının içerisindedir Bulgaristan’daki Filibe. Misaki milli sınırlarının içindedir Selaniye kadar. Misaki milli sınırlarının içindedir Kıbrıs. Misaki milli sınırlarının içindedir Rodos. Misaki milli sınırlarının içindedir Ege Denizi’ndeki bütün adalar. Türkiye’nin sınırları misaki milli sınırları budur. Şimdi konudan konuya geçtik. Bu konuda bir şey yok. Bu konuda bir şey yok.

Bu konuda bir şey yok. Şimdi konudan konuya geçtik ama Osmanlı modeli ben şimdi konuyu tekrar toparlayayım aynı yere Osmanlı modeli Türklerin ben bunun ırkçılık manasında söylemiyorum. Osmanlının içerisinde Kürdü var, Araba var, Lazı var, Çerkezi var, Gürcüsü var. 72.5 millet var. Ama bu toprakların sufi anlayışı nedir?


7. Hacı Bektâş-Yunus-Mevlânâ’nın 72.5 Millet İle Dost Olma Öğretisi, İçtihâd Kapısının Açıklığı, Asabiyet Üzerine Devlet Kurulamaması (İran-Çin-Suûd) ve Son Sorular — Afganistan’da Amerikan Üssü

72.5 millet de dost olmaktır. 72.5 millet de dost olmazsan Kemal’i eremezsin der Hacı Bektaşüveli. Yunus 72.5 millet de dost olmazsan Kemal’i eremezsin der. Hz. Mevlânâ 72.5 millet de dost olmazsan Kemal’i eremezsin der. Bakın bunlar bunlar bu toprakların bu feyziyle, bu aşkıyla, bu felsefesiyle yoğrulmuş düşüncesidir. Neden? Çünkü bu topraklarda 72.5 millet huzur içerisinde yaşa. Osmanlı da yaşamıştır. Bu bir modeldir.

Ama bu modelin temelinde Kur’ân Sünnet ve Türklerin Orta Asya’dan gelme devlet geleneği vardır. Şimdi, dine dayalı bir devlet modeli dine dayalı devlet modeli sadece bu noktada dinin emrettikleri değil, aklın da getirdikleri vardır. Sebep mesela sahabe bir mesele söz konusu olduğunda toplanırlardı. Bu konuyla alakalı Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinden bir şey duyan var mı? Bir şey duyan varsa onu söylerdi. Onu söylediklerinde ona tabi olurdu sahabe. Eğer o konuda söylenmiş Hz.

Peygamberden bir söz yok ise sahabe kendisi iştahat ederdi. Bu yol nereden çıktı? Yemene vali gönderiyordu ya neyle amel edeceksin? Kur’ân ile Ya Resulallah. Bulamazsan senin sünnetinle Ya Resulallah. Bulamazsan iştahat ederim Ya Resulallah deyince ona tebessüm etti. Burada vahyin getirdiklerinden iştahat etme kapısı açık mı? Evet. O yüzden zaten Osmanlı kendisini yenileyebilmiş ve ileri doğru gidebilmiştir. Ne zaman İslam dünyasında iştahat kapısı gerektiği gibi çalışmadı devlet çöktü.

Ehil insanların elinde bu çalışmadı devlet çöktü. Şimdi o yüzden insanların bir arada bulunması asabiyete bağlı değildir artık. Burada diyor ya düşünüre göre siyasi otorite tarafından oluşturulan kanunlar ve hükümler ya da insanların bir arada bulunmasını sağlayan asabiyet duygusu toplumsal hayat ve düzen için temelde yeterli bir faktördür diyor. Değildir. Bugün asabiyet duygusu insanların bir arada bulunmasına yeterli bir faktör değildir. Sebep? Çünkü asabiyet kalmamıştır artık.

İnsanlar o kadar birbirinin içine girmiştir ki o kadar birbiriyle iç içe olmuştur ki o kadar birbiriyle iç içe olmuştur ki bir asabiyetin üzerine bir devlet sistemi dünya üzerinde zor kalmıştır. Ancak böyle diktatörlükle idare edilen faşist bir şekilde idare edilen devlet modellerinde var bu. Mesela siz Türkiye’de asabiyete yönelik bir devlet sistemi kuramazsınız. bu ne demek? Mesela sadece Türklerin üzerine kurulu bir devlet sistemi yapamazsınız.

Veya da sadece Kürtlerin üzerine kurulu bir devlet sistemi yapamazsınız. Sıkıntı doğar. İran’daki sıkıntı gibi. İran sadece Şia’nın üzerine Perslerin üzerine bir devlet modeli kurdu. Dini bir devletmiş gibi görünüyor değil. İran’ın kuzeyinde kalan güney Azerbaycan olarak nitelendiren oradaki Tebriz’deki oradaki Türklerin üzerinde büyük bir baskı var. Patlamaya hazır bomba gibi. Asabiyet üzerine olmuyor. Çin asabiyet üzerine bir sistem var. Bakın oradaki Doğu Türkistanları zulmediliyor.

Asabiyet üzerine bir devlet sistemi oluşturmak mümkün değil. Bunu kim yaptı? Bunu İngilizler yaptı Osman’ın yıkıldıktan sonra. Asabiyet üzerine devlet modelleri kurdular ki o insanlar zulmedilsin diye. Aynı şey Türkiye’de de bir dönem uygulanmak istedi. Şu anda Suudi Arabistan’da uygulanıyor. Suudi Arabistan’da devlet tarihlerinde emir olarak alınacak olan kimseler direkt Suut ailesinden. Yüksek bürokrat komple Suut ailesinden. Komple. Ekonomi Suut ailesinde dönüyor.

Askeriye Suut ailesinin üzerinde dönüyor. Asabiyet üzerine kurulu bir devlet sistemi. Bunun gibi. Onun şu anda dünya üzerinde bunun oluşması mümkün değil. Düşünür bu gibi toplulukları örnek olarak döneminde meclisileri gösterir ve onların herhangi bir kitapları olmaksızın devlet kurarak çeşitli eserler bıraktıklarını söyler ki meclisileri bu noktada kitapları yoktur demem benim için doğru değil, vardı. Yeni bir konu var. Yeni konu başlığına inşallah geçmeyeyim. Ona 10 var çünkü.

Afganistan’da Amerikan üsü yapacaklarmış. Türkiye’den işçi götürüyorlar. Sizce orada çalışmak günah mı? Çalışmak neden günah olsun ki? Benim sorunum var. Beni yandırıp beni sinir bozucu sözlerle rahatsızlık veriyor. İyi, sen de otur sohbet et onunla. Başla la ilahe illallah, la ilahe illallah deme. Hiçbir şeyin kalmaz Allah’ın izniyle. Hatırlatın önümüzdeki hafta 7. sayfadan devam edeceğiz. Tamam. Bir daha geriye dönmeyelim. Herhalde bu seneyi çıkaracak bizi.

Bunu kaç ayda hazırladıysa bizim Hakan geldi mi, gelmedi mi? Soruya attı gitti bizim üstümüze. Al dedi ne yapıyorsan yap dedi. İlk hafta geldi bir daha yok. Ne yapalım? Olsun. Hazırlıyordur o işini. Yeni soru hazırlıyordur. Yunus var mı yeni soru? Görüşmediniz mi? Allah’a emanet. Geceniz mübarek olsun. Selamün aleyküm.


Kaynakça ve Referanslar

  • İbn Haldun’un dinî siyâset / aklî siyâset ayrımı ve Mukaddime‘deki siyâset tasnîfi: İbn Haldun, Mukaddime (çev. Süleyman Uludağ) III. Fasıl “Siyâsetin Kısımları”; Süleyman Uludağ, İbn Haldun: Hayatı, Eserleri, Fikirleri; Tahsin Görgün, İbn Haldun’un Toplum Teorisi; Ümit Hassan, İbn Haldun — Metodu ve Siyaset Teorisi
  • Asabiyet teorisi ve kabîle-devlet geçişi: İbn Haldun, Mukaddime II. Fasıl “Umrânü’l-Bedevî”; Ahmed Arslan, İbn Haldun; Patricia Crone, God’s Rule: Government and Islam
  • Fıtrat hadîsi ve insanın inanma güdüsü: Buhârî, Cenâiz 80, Tefsîr Rûm 2; Müslim, Kader 22-25 — “Küllü mevlûdin yûledü ale’l-fıtra”; Rûm 30/30 (“Fıtratallâhi’lletî fatara’n-nâse aleyhâ”)
  • Mecûsîler ve Zerdüşt kutsal metinleri (Avesta): Mary Boyce, Zoroastrians: Their Religious Beliefs and Practices; Ahmet Gündüz, Zerdüştlük; Yaşar Kutluay, Mezhepler ve Tarîkatlar Tarihi; Şehristânî, el-Milel ve’n-Nihal “Mecûs” bölümü
  • Mevlânâ’nın “güneşe göz yummak” metaforu: Mevlânâ, Mesnevî I/521 ve V/1999 (“Çeşm bendî est kerdeî, hurşîd nîst”); Abdülbaki Gölpınarlı, Mesnevî Şerhi; Sultan Veled, İbtidâ-nâme
  • Kur’ân’ın tahrif edilmediği ve diğer semâvî kitapların tahrîfi: Hicr 15/9 (“İnnâ nahnu nezzelne’z-zikra ve innâ lehû lehâfizûn”); Mâide 5/13, 41; Bakara 2/75, 79; Âl-i İmrân 3/78; Muhammed Hamidullah, Kur’ân-ı Kerîm Tarihi; Fahreddin Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb Hicr 9 tefsîri
  • Katolik kilisesinin dinî metinleri revizyonu (Vatikan II Konsili 1962-65): Walter Abbott, The Documents of Vatican II; Dei Verbum ve Nostra Aetate deklarasyonları; Şinasi Gündüz, Hristiyanlık
  • Cemâleddîn Kaplan (“Kaplancılar” / Anadolu Federe İslâm Devleti) — Köln: Werner Schiffauer, Die Gottesmänner: Türkische Islamisten in Deutschland (2000); Ahmet Yaşar Ocak, Türkler, Türkiye ve İslâm; oğlu Metin Kaplan’ın 2004’te Almanya’dan iade edilmesi ve ömür boyu hapis cezası (Mayıs 2005); 28 Şubat 1997 süreci ve radikal gruplar
  • 15 Temmuz 2016 darbe girişimi, FETÖ yargılamaları ve Türkiye’de radikal yapıların tasfiyesi: Soner Yalçın, Cumhuriyet Tarihinin Kıyıda Kalmış Hakikatleri; MGK 31 Mayıs 2016 kararı; 2 Ağustos 2016 tarihli Resmî Gazete OHAL kararnâmeleri
  • PKK/PYD/YPG/DAEŞ’e Batılı ülkelerden silah ve finans desteği: Michael Rubin, Kurdistan Rising; Aldo Liga, Tracing the Phantom: Arms Flows to the Islamic State (Conflict Armament Research 2017); Almanya’daki PKK finansmanı hakkında BfV raporları
  • İslâm’da dinî otorite (ruhban) bulunmaması ve içtihâd kurulu: Tevbe 9/31; Buhârî, İ’tisâm 13; Ebû Dâvûd, İlm 11 — Muâz b. Cebel’in Yemen’e gönderilmesi (Tirmizî, Ahkâm 3; Ebû Dâvûd, Akziye 11); Şâfiî, er-Risâle; Şâtıbî, el-Muvâfakât IV “İçtihâd”
  • “Allah’a, Resûlüne ve ulü’l-emre itâat” âyeti ve otorite kaynağı: Nisâ 4/59 (“Etîullâhe ve etîu’r-Resûle ve ulü’l-emri minküm, feinteneza’tum fî şey’in feruddûhu ilellâhi ve’r-Resûl”); Taberî, Câmiu’l-Beyân; İbn Kayyım, İ’lâmü’l-Muvakki’în
  • Ehl-i Sünnet dairesinde Hâricî, Mu’tezile, Cebriyye, Kaderiyye, Şîa (Câferî-İsmâilî-Zeydî) fırkaları: Şehristânî, el-Milel ve’n-Nihal; Bağdâdî, el-Fark Beyne’l-Fırâk; Ethem Ruhi Fığlalı, Çağımızda İtikadî İslâm Mezhepleri; W. Montgomery Watt, The Formative Period of Islamic Thought
  • Suûdî Arabistan’ın asabiyet üzerine kurulu devlet modeli (Âl-i Suûd ailesi + Vahhâbî hareketi): Madawi al-Rasheed, A History of Saudi Arabia; Natana DeLong-Bas, Wahhabi Islam; Stéphane Lacroix, Awakening Islam
  • Anadolu (Yukarı Mezopotamya) Sûfî geleneği ve Osmanlı’nın Orta Asya-İslâm sentezi: Fuad Köprülü, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu; Ahmet Yaşar Ocak, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf ve Sûfîler; Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu: Klasik Çağ
  • “Kaan oğlu Kaan” — Türk hakimiyet anlayışı ve töre (kut): Osman Turan, Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi; İbrahim Kafesoğlu, Türk Millî Kültürü; Bahaeddin Ögel, Türklerde Devlet Anlayışı; Kâşgarlı Mahmud, Dîvânü Lugâti’t-Türk
  • Süleyman Şah Türbesi ve Osmanlı soyağacı (Ertuğrul-Osman-Kayı boyu): Halil İnalcık, Kuruluş: Osmanlı Tarihini Yeniden Yazmak; Cemal Kafadar, İki Cihân Âresinde: Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu; Süleyman Şah Türbesi’nin 22 Şubat 2015 “Şah Fırat” operasyonu ile Eşme köyüne taşınması
  • Mîsâk-ı Millî (28 Ocak 1920) sınırları — Halep, Kerkük, Musul, Selânik, Kıbrıs, Rodos, 12 Ada: TBMM, Ahd-ı Millî Beyannâmesi; Cemil Koçak, Türkiye’de Millî Şef Dönemi; Stanford Shaw, From Empire to Republic: The Turkish War of National Liberation I-V
  • Hacı Bektâş, Yunus Emre ve Mevlânâ’nın “72.5 millet ile dost olmak” öğretisi: Hacı Bektâş Velî, Makâlât; Yunus Emre, Dîvân (Mustafa Tatçı nşr.); Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr ve Mesnevî II/1770 (“Hem-çü lafz-ı kül ki hâs ü âm râ”); Abdülbaki Gölpınarlı, Yunus Emre ve Tasavvuf
  • İran’ın Şîa-Pers eksenli devlet modeli ve Güney Azerbaycan / Tebriz’deki Türklere baskı; Çin’in Uygur politikası (Doğu Türkistan): Nikki Keddie, Modern Iran: Roots and Results of Revolution; Touraj Atabaki, Azerbaijan: Ethnicity and the Struggle for Power in Iran; Nury Turkel, No Escape: The True Story of China’s Genocide of the Uyghurs; 2018 sonrası Xinjiang toplama kampları raporları (UN Human Rights Office)