MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 7 • 6/29
1969-1970. Beyitler Şerhi
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmet-i Muhammedi Hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Cenab-ı Hak, nerde Müslümanlara zulmediliyorsa, başta Filistin ve Doğu Türkistan olmak üzere, bütün zalimlerden Cenab-ı Hak Müslümanların intikamını aldırsın. Nerde Müslümanların ırzına, namusuna, şerefine, haysiyetine, dinine, imanına tecavüz ediliyorsa, Cenab-ı Hak, o tecavüzcülerden intikamını alsın. Rabbim, bu intikamını aldırsın. Bizleri de bu uğurda, bu yolda çalışanlardan eylesin. Rabbim, cümlemizi affeylesin, cümlemize katından mağfiret eylesin, katından afiyet versin, katından bereket versin, katından hidayet eylesin. Katından lütfetsin, ikram etsin, ihsan eylesin. Kendisinden başka hiç kimseye boyun eğdirmesin. Amin. Ecmain. Geçen hafta: “Halbuki sen hâlâ mugeylan dikenine ve kumsala meylediyorsun. Bu arta kalası dikenden gülü nasıl toplayacaksın?” Burayı okumuştuk, devam ediyoruz:
“Ey bu arama yüzünden taraf taraf, bucak bucak dolaşıp duran! Ne
vakte kadar ‘nerede bu gül bahçesi’ diyeceksin”
Yani insanlar vardır ya, böyle kendilerince işte kimisi Müslümanlar olarak, kimisi böyle devamlı şeyh arar, bir veli arar ve hiçbir veli onun için veli değildir, hiçbir şeyh onun için şeyh değildir. Boyna habire arar ama o böyle kendince aradığını söyler. Kimi insan vardır, buna gerek duymaz. Der ki: “Ya böyle bir yola ihtiyaç yok.” Bu benim tasavvufi, sufi hayatım boyunca
bu tip kişiliklerle, kimliklerle çok karşılaştım. Yani bir kimse vardır mesela işte kendince bütün şeyhler çok özür dilerim sahtekardır. Hiç birisi de şeyh değildir. O bütün şeyhlerden kendisince daha fazla şeyhtir, ahkam keser. Kimisi vardır, mesela, bir şeyhe intisap etmiş, vefat etmiş şeyhi, orda kalmış. Hatta öyleleriyle de karşılaştım. “Bizim şeyhimiz son mürşitti, ondan sonra mürşit gelmeyecek” veyahut da “ işte biz şeyh efendinin bıraktığı yerdeyiz, biz aynı derse devam ediyoruz” veyahut da “işte bu zamanda Peygamber Efendimizi gören var mı ki ya?” veyahut da “Bu zamanda böyle veliler var mı ki ya? Ne alakası var ya” gibi replikler var. Tabi bunlara böyle heva ve heveslerine uyduğunu söylersen, seninle de irtibatı kesiyorlar, bağı koparıyorlar çünkü nefislerine ağır geliyor ama genel olarak, mesela, bunlara göre bir veli yok, bunlara göre bir şeyh yok, bunlara göre bir mürşidi kamil yok, bunlar öncedendi, şimdi yok gibi replikler var toplumun içerisinde.
Hatta ve hatta “Sufiyim” diyenler dahi biz okumakla hallediyoruz, işte öylesini de gördüm. işte yani böyle bir mürşid lazım, biz mesnevi okuyoruz, mesnevi mürşiddir bize veyahut da işte risalecilerde de var ya bu yani işte risale mürşid onlar için. Kitaptan okuyorlar mürşid, onlar için o veyahut da işte şeyhi vefat etmiş. Mesela Çorumlu Hacı Mustafa efendi vefat edince, “biz Çorumînin bıraktığı yerdeyiz.” E arayın, bulun bir tane? “E yok!” Normalde işte gidin filancaya bağlanın? Onun icazeti yok. Fişmanca? “O böyle.” Filanca var? “işte bu böyle.” Bunlarla da karşılaştık veyahut da işte Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin, vefat etti örneğin, vefat etmezden önce işte hem Ahmet Turan abiyi açıkladı, hem bu fakiri açıkladı ama nerde ya! Mümkün değil. Yani o şeyhine tabi ama tabi değil. Nefsine tabi. Şeyhine de nefsine tabietten. Yok, onu da kabul etmiyor! E bakın edin, bakıp etmiyorlar da. Biz normalde Mehdi’yi bekliyoruz! Nasıl yani? Basbayağı! Mehdi gelecek, halledecek her şeyi. O yüzden Mehdi’yi bekliyoruz gibi…Şimdi insanlar, kimisi de burnunun ucunda bir gül bahçesi var ama burnunda gül koklayacak burun yok, o gül bahçesini görecek göz yok. Bir de işin bu tarafı var. Kimisi de mühürlenmiş, asla böyle bir şeye ihtiyaç duymuyor. Namaz yok, abdest yok, oruç da yok. Hatta Türkiye’de bundan çok, bu tarikatların hepsi de bozuk, şeyhlerin hepsi de bozuk, dindarların hepsi de bozuk, toptancı! Ya? Yani işte hatta bugün şeyde, Instagram’da gördüm, işte ne diyorlar? Bütün imam hatipleri kapatalım, bütün hocaları, müritleri asalım! Örnek. Bunlar da var. Adam kâfir, kâfir olunca e adam her şeye karşı. Bunlar da var. Diyor ki, Hazreti Pir, bunlar taraf taraf, bucak bucak dolaşıp durur. Ne vakte kadar nerede bu gül bahçesi diyeceksin. Yani bir gül bahçesi yok mu ki? Ne zamana kadar sen böyle gül bahçesi yok deyip de arayıp tarayacaksın diyor.
Şimdi bunların hepsine bir cevap olacak bu akşamki sohbet. Hani yok diyenler, olmaz diyenler, acaba neyi, nerden kaybediyorlar? Şimdi, bir kimse: “Bu zamanda böyle veliler yok, bu zamanda mürşidi kamil yok” deyince ayeti kerimeyi inkâr ediyor ama bilerek ama bilmeyerek küfre düşüyor. Yunus suresi 62: “iyi bilin ki Allah’ın dostlarına (velilerine) korku yoktur, onlar üzülmezler de.” Demek ki Allah’ın velileri var, ayetle sabit. Bunlara korku yok, bunlar üzülmeyecekler de. Ayet 63: “Onlar iman eden ve Allah’tan korkanlardır.” Şimdi o velileri söylüyor, ardından velilerin vasıflarını söylüyor. 64. ayette de: “Onlara dünya hayatında da ahirette de müjde vardır. Allah’ın sözleri asla değişmez. işte büyük kurtuluş budur.” Allah’ın sözü değişmez, Allah’ın hükmü de değişmez. Sen “Bu zamanda veli yok” deyince, daha birçok ayeti kerime var velilerle alakalı, ben en meşhur olanını aldım. Sen bu zamanda bir veli yok diyorsan, bir Allah dostu yok diyorsan, ayeti kerimeyi inkâr ettin. Ayeti kerimeyi inkâr ettin, ayeti kerimeyi inkâr edince ve o inkârda durdun, namazın boşa gitti, haccın boşa gitti, orucun boşa gitti. Neden? Küfre düştün. Küfür üzerindesin, bakın, küfür üzerindesin, çünkü ayeti inkâr ettin. Bir kimse ayeti kerimeyi inkâr ederse, kıldığı namaz, yaptığı hac, tuttuğu oruç ve bütün ibadetleri -ben en büyüklerini sıraladım- hepsi de boşa çıkar. Bir ayeti kerimeyi inkâr eder vaziyette yaşarsa, bakın, namaz dahi kılsa, oruç dahi tutsa, kâfir olarak ölür. Sebep? Çünkü o ayeti kerimeyi inkâr noktasında duruyor. Ordan geri dönmedi, o inkâr noktasında durduğundan dolayı kâfir olarak ölüp gidecek bu dünyadan. Sen “Veli yok bu zamanda, Allah dostu yok” dersen kâfirden oldun. Kâfirsin sen çünkü şimdi hadisi şeriflere geliyor sıra, hadisi şerifte çünkü Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri onların hiç eksilmediğini söylüyor. Çünkü “el-Velî” ismi Allah’ın ismidir. Allah’ın isimleri sonsuzdur, başlangıcı da yoktur, sonu da yoktur. El-Velî isminin, tekrar söylüyorum, başlangıcı da yoktur, sonu da yoktur. Cenab-ı Hakk’ın sıfatları bu noktada hem evveldir, hem ahirdir. Evveldir başlangıcı yoktur, ahirdir sonu yoktur. Yani el-Velî ismi şerifi sonsuz tecelli edecek.
Neyin üzerinde? Allah dostlarının üzerinde tecelli edecek. Ama zahir alemde ama batın alemde el-Velî ismi şerifi hep tecelli etmiş olacak. Senin yok demenle o yok olmayacak. Sen gözünü kapattın güneşe, sen diyorsun ki güneş yok. Oysa güneş var, senin görmemen ile alakalı değil bu. Sen hiç gece yolculuğu yapmadın. Gece yolculuğu yapmadığın için sen ayı yok hükmünde görüyorsun. Ay da var, yıldızlar da var. Senin görmemen, ay ve yıldızın yok olduğunu göstermez. Ay ne? Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri. Yıldız ne? Allah’ın velileri, Allah’ın dostları. O yüzden senin görmemen, senin reddetmen, onları yok saymadı ki o veliler kendi istekleriyle, kendi
arzularıyla Allah’a canlarını satmışlar. Onlar canlarını satmışlar, bunların canlarının değeri, karşılığı, bunun karşılığı, Allah’ın sevgisi, Allah’ın rızası, Allah’ın cemaliyeti. Cemalde fena olmak. Bunlar kendilerini para karşılığında peşkeş çekmemişler, bunlar kendilerini makam karşılığında peşkeş çekmemişler. insanların cebindeki üç kuruşa, beş kuruşa bakmamışlar. insanların üzerindeki mala, mülke bakmamışlar. Fisebilillah Allah için canlarını Allah’a satmışlar ve yola çıkmışlar. Bu manada ne terk edilmesi gerekiyorsa, terk etmişler. Dünyada garip olmuşlar, hicret etmişler. Anadan, babadan, yardan, evlattan, vatandan, kendi yaşadığı ilden, ilçeden hicret etmişler. O hicrette devam etmişler. islam’ın doğduğu günkü gibi garip yaşamışlar, garip yaşamaktalar ve garip olarak ölüp gidecekler. Ne annesi anlayacak, ne babası anlayacak, ne kardeşi anlayacak, ne eşi anlayacak, ne çocukları anlayacak, ne de arkadaşları, kardeşleri anlayacak onları ancak anlayabilmek için garip olmaları lazım. Hani Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de: “islam garip doğdu, doğduğunda ki gibi garip bir şekilde dünya sona erer. Garip bir şekilde yaşayanlar olur, ne mutlu o gariplere,” der hadisi şerifte. Zannediyorum Tirmizi’de geçer böyle bir hadisi şerif. Yani tam kelimeleri aklıma gelmedi şimdi ama nedir onlar? Onlar gariptir. O velileri, Allah için canını Allah’a satan, Allah için kendisini Allah’a vakfeden, o tırnak içerisinde velileri yok hükmünde gören, onlarla savaşanlar da Cenab-ı Hak hadisi kutsi de diyor ya, “Kim benim velilerime savaş açarsa Allah’a savaş açmış gibidir ve yırtıcı hayvanın avından intikamını aldığı gibi Allah da onlardan intikam alır,” diyor.
O zaman o veliler demek ki var, hadisi kutsi ile de sabit. Senin görmemenle onlar yok olmayacak. Senin veyahut da böyle “ya işte bu zamanda da olur mu” demenle onlar öyle olmayacaklar ve bir de halkın içerisinde şunu yayarlar: “işte ya yok bu zamanda.” Öyle deme canım kardeşim, yok bu zamanda dediğinde hem ayeti kerimeyi inkâr ediyorsun hem de hadisi şerifi inkâr ediyorsun. Sen x bir kimsenin veli olmadığına inanabilirsin, eyvallah ama sen “velilik yok” dersen, “bu zamanda mürşidi kamil yok” dersen, küfre düşüyorsun ve hadisi şerifi inkar ediyorsun. Ebu Nuaym’ın Hilye’sinde, Hazreti Ömer Efendimizin oğlu Abdullah naklediyor hadisi şerifi: “Her asırda ümmetimin en hayırlıları beş yüz kişidir. Abdal ise abdal, eski dilde velilerin, mürşidi kamillerin ismidir abdal, bildiğimiz bu çalgıcı abdallar değil yalnız. Anadolu’da çalgıcı abdallar var, karıştırmayın. Burdaki abdal da biraz elifle, ebdal olarak okunuyor, kırktır. Ne beş yüz kişi azalır, dikkat edin hadisi şerife: “Ne beş yüz kişi azalır, ne de kırk. içlerinden bir adam ölünce Allah onun yerine diğerini getirir. Onlar yeryüzünün her tarafındadırlar.” Demek ki bu kırklar, yeryüzünün her tarafında var. Bu beş
yüzler yeryüzünün her tarafında var. Bazı hadisi şerifler var, bu konuda çok hadis var. Kırklar, seksenler, 120’ler, ikiyüzkırklar, üçyüzatmışlar olarak gidiyor. Ya, bunlar eksik değil. Hatta bazı büyük zatlar ki bunun başında Muhyiddin ibni Arabi Hazretleri gelir, der ki: “Her şehrin bir kutbu vardır. Her mahallenin bir kutbu vardır. Her sokağın bir kutbu vardır. Her evin de bir kutbu vardır” der, kutbu. Bir evin kutbu olacak. Yani o kimse, o evde hakkı ve hakikati anlatan, hakkı ve hakikati tebliğ eden bir kimse var. Evin kutbu o. Kadın, erkek değişmez bunda. Genç, yaşlı değişmez.
Demek ki her evin de bir kutbu var. Birisi namaz kıl diyorsa, evin kutbu o. Birisi aman harama düşmeyin diyorsa, evin kutbu o. O, beş vakit namazını kılıyorsa, evin kutbu o. Mahallede birilerine tebliğ ediyorsa, mahallenin kutbu o. Sülalede birilerine tebliğ ediyorsa, sülalenin kutbu o. Bunlar eksik olmaz. Bu hadisi şerif aynı zamanda Keşkü’l Hafa’da geçiyor. Yine Ebu Nuaym’ın yine Hilye’sinden, ibni Mesut kanalından nakledilmiş bu da, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “insanlar arasında 300 kişi vardır ki yürekleri Âdem’in yüreği gibidir. Yine insanlar arasında Allah’ın kırk kulu vardır ki yürekleri Musa aleyhisselâmın yüreği gibidir. Keza insanlar arasında Allah’ın yedi kulu vardır ki kalpleri ibrahim aleyhisselâmın kalbi gibidir. Aynı şekilde insanlar arasında Allah’ın beş kulu vardır ki kalpleri Cebrail kalbi gibidir.” Hani bu üçler, beşler, yediler, kırklar; bu sizin uydurduğunuz bir şey diyor ya bazıları. Kardeş, kimse bir şey uydurmuyor, hadisi şerif! Hadisi şerifi naklediyoruz. Bir başkasının sözü değil, “heva ve hevesinden hiç konuşmadı, konuştuğu her şeyi ben konuşturdum, ben söyledim” dediği peygamberin dilinden. Devam ediyor: “Yine insanlar içinde Allah’ın üç kulu vardır ki yürekleri Mikail’in yüreği gibidir. Keza insanlar içinde Allah’ın öyle bir kulu vardır ki yüreği israfil’in yüreği gibidir.” israfil’in yüreği gibidir, yani ne yapıyor? Hidayet için habire israfil ne yapıyor? Diriltiyordu insanları, öyle değil mi? Bir sur üflüyor kıyamet kopuyor, ikinci suru üflüyor ne yapıyor? Bütün insanlar tekrar diriliyor. Suru üfleyen kim? israfil. Zamanın kutbunu söylüyor. Onun da kalbi diyor, israfil’dir. “Eğer bu bir kişi ölürse Allah o üç kişiden birini onun yerine getirir. Eğer o üç kişiden biri ölecek olursa, o zaman Allah beş kişiden birini onun yerine koyar. Şayet bahsi geçen beş kişiden biri ölecek olursa, o vakit o yedi kişiden birini onun yerine getirir. Eğer yedi kişiden biri ölecek olursa, Allah onun yerini kırk kişiden biriyle doldurur.
Kırk kişiden birinin ölmesi durumunda ise üç yüz kişiden birini onun yerine koyar. Üç yüz kişiden birinin ölmesi halinde, sıradan halktan birini onun yerine getirir. Allahu Teâlâ onlar sayesinde yaşatır, öldürür, yağmur yağdırır, bitki bitirir ve belaları defeder.” ibni Mesut’a: “Allah nasıl oluyor
da onlar sayesinde yaşatıp öldürüyor” diye soruldu. ibni Mesut şöyle cevap verdi: “Çünkü onlar toplumların çoğalmasını Allah’tan niyaz ederler, onlar da çoğalırlar. Zalim zorbalara beddua ederler de zorbaların beli kırılır. Bir de Allah’a yağmur yağdırması için yalvardıklarında hemen yağmur yağar. Allah’tan niyaz ederler yeryüzü ot bitirir. Yine Allah’a dua ederler de Allah onlar sayesinde türlü türlü belaları defeder.” Bu da Keşfü’l Hafa’dan. Geçen hafta biraz Keşfü’l Hafa’yı, birinci cildi inceledim, oradan aldım bunları. Keşfü’l Hafa’dan. Demek ki bunla eksilmiyor. Sen şimdi yok dediğinde, bu hadisi şerifleri de inkâr etmiş oldun. Demek ki bunlar hiç eksilmedi, bunlar hep var. Bundan beş yüz yıl önce de vardı, bin yıl önce de vardı, iki bin yıl önce de vardı, beş bin yıl önce de vardı, Âdem aleyhisselâm zamanında da vardı. Âdem’den önce, henüz Âdem henüz daha su ve toprak arasında çamurken de vardı. Henüz daha Âdem yaratılmazdan önce de Allah’ın velileri vardı. Tâ Hazreti Muhammedi Mustafa’nın ruhaniyeti ve nuraniyeti ne zaman yaratıldıysa ondan hemen sonra velilerin de mürşidi kâmillerin de ruhaniyetleri ve nuraniyetleri yaratıldı. Tâ bunun başlangıç olarak ne zaman olduğunu bilemeyiz, başlangıç olarak ama bunlar ilmi ilahide de olsa, ruhlar aleminde de olsa vardı ve bunlar kıyamete kadar zahir olarak var olacak ve kıyametten sonra da bunların varlıkları son bulmayacak. Nasıl peygamberlerin ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin varlığı son bulmadıysa ve değişik perdelerde, değişik alemlerde Hazreti Muhammedi Mustafa hâlâ daha var ise ve hâlâ da hayatta hay ise ve Âdem aleyhisselâmla her ikisinin arasında gelmiş geçmiş bütün peygamberi zişan efendilerimiz hayatta ise ayrı perdelerde onların zamanında veya onlardan sonra yaşamış olan veliler de hayattadır.
‘Onlara ölü demeyiniz, onlar ‘hay’dır. Onlar hâlâ da zikir halkalarına gelirler, hâlâ da zikir halkalarına katılırlar. Ama isa’nın kavminden ama Yakub’un kavminden. Ama Yusuf’un kavminden, ama Nuh’un kavminden, ama Âdem’in kavminden, ama Şit’in kavminden, ama Nuh’un kavminden, o veliler eksik değildir ve o veliler hâlâ da Cenab-ı Hakk’ın tayin ettiği makamlarına göre, derecelerine göre, makam ve derecelerine göre tespit ettikleri kendi perdelerinde Allah’ı zikretmeye devam ederler. Ve kimisi örneğin 3.000 yıllıktır, kimisi 5.000 yıllıktır, kimisi 10.000 yıllıktır, kimisi 20.000 yıllıktır. Edeb edersiniz, kaç yaşındasın diye soramazsınız da. O yüzden Allah’ın velileri, Allah’ın dostları geçmişte var olduğu gibi bugün de vardır, gelecekte de var olacaktır. Siz de asla ve asla “bir daha veli gelmeyecek, bir daha Allah dostu olmayacak” derseniz, siz de küfre düşmüş olursunuz. Onlar hiçbir zaman eksik olmayacaklar. Yine Keşfü’l Hafa’dan: “Abdallar kırk erkek ve kırk kadındır.” Bunu yıllar yıllar öncesinde nasıl kırk tane erkek
veli var ise, kırk tane de bayan veli vardır dediğimde herkes hoplayıp zıplamıştı. Sizleri tenzih ediyorum, nerden buluyor bunları dediklerinde ben onlara böyle bir hadisi şerif var” diyememiştim. Yıllar yıllar sonra ben onların var olduklarını biliyordum. Yıllar yıllar sonra bu hadisi şerifi Cenab-ı Hak benim önüme getirdi. Bu hadisi şerifi benim önüme getiren Rabbime hamdediyorum. Keşfü’l Hafa’da birinci ciltte diyor ki: “Abdallar kırk erkek ve kırk kadındır.” Bizde şöyle bir şey oluşuyor, yani kadından evliya olmayacak, kadından veli olmayacak. Ben diyorum ki, bakın Hazreti Meryem Allah dostuydu, veliydi. isa aleyhisselamın annesi Meryem validemiz veliydi, Cenab-ı Hak onun kalbine ilham ederdi. Bakın Musa aleyhisselamın annesi veliydi, Allah onun kalbine vahyetti, Musa’yı nasıl sepetin içerisine koyup Nil’e bıraktırdı. Bakın ibrahim’in annesi, ibrahim aleyhisselamın annesi Allah dostu, veliydi. Veliydi ve ibrahim’e süt emzirirken memesinden gelen süt ibrahim’i bir günde bir yaşına getiriyordu, öylesine bir veli, Allah dostu bir kadındı.
Bakın bizim ilk Rabiatü’l Adeviyye hazretleri veliydi. Hazreti Hatice annemiz veliydi, Hazreti Aişe annemiz veliydi, Hazreti Fatıma annemiz veliydi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mübarek eşleri, her birisi başlı başına birer veliydi. Hazreti Aişe annemiz için Cenab-ı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki: “Dininizin yarısını bu kadından öğrenin,” veliydi çünkü veliydi. O yüzden “kadından veli olmaz” diyenler, o zaman bu annelerimizi, bu büyük zatları nereye koyacaklar? işin bir de bu tarafı var. Evet, nasıl hadisi şerifte Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyuruyor, diyor ki: “Erkek ve kadın kırk tane abdal var.” Aynı şekilde devam ediyor. Bakın, Allah erkeklerden biri ölünce, onun yerine başka bir erkek getirir. Kadınlardan biri ölünce de Allah onun yerine başka bir kadın getirir.” Zannetmeyin ki bu âlem boşta kalır. Boşta kalmaz. Mustafa Özbağ’ın meşhur tarifi, meşhur sözü ne? “Tabiat boşluk bırakmaz.” Muhakkak, muhakkak Cenab-ı Hak yerine birini koyar. Sen ben dervişim, bu dergahtan gidince bu dergah batacak zannedersin. Senden daha iyisini getirir. Sen dersin ki bu şeyh vefat ettikten sonra başka bir şeyh gelmez, böyle gelmez, yanlış. Daha iyisini getirir Cenab-ı Hak. Daha iyisini getirir. Zamanın kutbu demek, daha önceki kutuplardan daha elverişli, daha kemalatlı demek. Daha öncekilerin işi kolaydı çünkü sonradan gelenlerin işi hep zordu, hep zorluğa doğru koşarlar. O yüzden zannetmeyin ki yeri dolmaz, Cenab-ı Hak yerini doldurur. Sen istersen kendini dokunulmaz Mısır padişahı bil. Onun da yerini doldurur. Sen kendini sultanlar sultanı görsen de, sen vefat edince senin de yerin dolar. Mezarlıklar “yerin dolmaz” denilenlerden geçilmez. ister zahir âlemde, ister batın âlemde kendini yücelerde
görme, senin de yerin dolar. Şimdi kadın der ki bensiz bu adam yapamaz, bırakır gider. O kadının yerine Cenab-ı Hak, eğer ki erkek haklıysa, daha iyisini getirir. Erkek der ki kendi kendine benim gibisini bulamaz, çeker gider.
Eğer gerçekten normalde kadın haklıysa, merak etme, daha iyisine Cenab-ı Hak onu yaşatır, daha iyi bir hayat yaşatır. Burda önemli olan sonuca bakmak, senin yaptığın değil. O yüzden asla ve asla, asla ve asla sen gidince yerin doldurulmaz zannetme, doldurulur. Kim olursan ol. Yeter ki bu noktada sen giderken haklı git, sen giderken doğru git. Eyvallah, senin yerin dolmasın ama öbür türlü manevi alemde birisi vefat edince onun yerine birisi gelir ve daha iyisi gelir, bunu unutmayın. Sebebi şu: insanlık tekâmül ediyor, insanlık tekâmül ediyor. Bundan bin yıl önceki bir Müslüman’ın bilinciyle şimdiki Müslüman’ın bilinci bir değil. Bunu bir görüyorsanız yanılıyorsunuz ve bakmayın şu anda islam dünyasının kısır bir döngünün içerisinde döndüğüne. Kısır döngüsü ne? Yeni içtihatların olmaması, islam’ın hukuku hariç, hukuku hariç diğer anlaşılması gereken ayet-i kerimelerin üzerinde yeni anlayışlar, yeni içtihatların gelmemesi, bu kısır döngü islam âlemini aldatıyor. Dün nasıl Gazaliler yetiştiyse ve yeni içtihatlar getirdiyse, nasıl Arabi yetiştiyse, tasavvuf ilminde gene içtihatlar getirdiyse, nasıl ondan sonra bayrağı ele alan Hazreti Mevlana gibi, ondan sonra gelenler gibi yeni içtihatlar, yeni tasavvuf terimleri ve tasavvufi içtihatlar getirdilerse, bunlar da getirirler. Biz o kısır döngüye bakıp sanki yeniden gelen o mürşidi kamillerin, velilerin, Allah dostlarının veyahut da dervişlerin eskiye nazaran kötü olduğunu düşünüyoruz. Değil. Eskiye nazaran kuvvetsiz olduğunu zannediyoruz. Değil. Şimdiki mürşidi kamiller, şimdiki veliler eskisinden şahsı maneviyat olarak ve cemaat olarak daha kuvvetliler, manevi olarak. Sebep? Çünkü Allah’ın bir denge unsuru vardır. Küfür ne kadar kuvvetliyse, onun karşısındaki veliler cemaati da manevi olarak o kadar daha kuvvetlidir. Küfür ne kadar, şeytan ne kadar kuvvetliyse, onun karşısındaki müminler cemaati manevi olarak daha kuvvetlidir.
Küfrün şu anda çok kuvvetli göründüğüne bakmayın çünkü içi boş koftur ama Müslümanlar o cesareti bulamadıklarından, o bilince ulaşamadıklarından dolayı yenilgiyi baştan kabulleniyorlar. Yenilgiyi baştan kabullenince de Müslümanlar ne yazık ki bayrakları aşağı indiriyorlar. Bunda da bir hikmet vardır diyelim. Biz mevzumuzda dönelim. O zaman normalde Allah’ın velileri, kadın erkek, Allah’ın dostları, kadın erkek hiç eksilmez. Senin görmemen, senin ona ulaşmaman onların yok olduğunu göstermez. Bediüzzaman hazretlerinin “Tasavvuf Tarikat Hakikat Namları altında” dediği risalesinde bir ibare vardır. Der ki, “bir sepet elmanın içerisinden birkaç tane çürük elma çıktı diye bütün sepet nasıl atılamayacaksa, bu yolun içerisinde
tasavvufun veya sufilik yolunun içerisinde yolu istismar eden, bütün meslekleri istismar edenler olduğu gibi tasavvuf ve sufilik yolunu da istismar edenler olacaktır.” Bütün dinlerde istismar olduğu gibi, islam dininin içinde “Biz Müslümanız” diyenleri de istismar edenler olacaktır. Muhakkak olacak. Bu zamanda çok mu? Ne bileyim, bu zamanda bana daha çok geliyor. Yani rahat ya biraz, biraz rahat. Rahat olunca istismarcılar çoğaldı. Benim dervişliğimin ilk zamanlarında, dervişim demeye korkardı insan. Sebep? Karakol var. Sebep? baskın var. Sebep? Polis var. Sebep? Savcılığın önünde ifade vermek var. Hiç unutmam, hiç unutmam, şeyhimle beraber Ulu Camide namaz kıldığımızda, bir kısım Kapalı Çarşı esnafı uzaktan selam verip gidiyordu bize. Şeyh efendinin yanına gelmeye çekiniyorlardı, uzaktan selam veriyorlardı. Ben onların kimler olduğunu biliyorum, şimdi de uzakta duruyorlar zaten. Bakın, bunu hiçbir zaman unutmayın: Cenab-ı Hakk’ın veli kuluna savaş açmak demek ona karşı gelmek demek değil sadece, sen ona bir şerh düşüyorsun ya kendince uzak duruyorsun ya, bir defans yapıyorsun ya onu Allah yazıyor kenara, dönüyor sonra intikamı acı oluyor. Sen ondan sonra şeyhsiz kalıyorsun.
Ben hiç üzülmüyorum şeyhsiz kalanlara. Neden? Şöyle düşünüyorum: Sen dosdoğru gitmiş olsaydın, Allah sana Allah’ın velisi mi eksik, sana bir veli gösterirdi ama onlar kibirli bir şekilde “Biz hâlâ daha filanca zatın dersini çekiyoruz” diyor. Sende maneviyat olsaydı, sen o gül bahçelerinin yok olmadığını bilir, giderdin bir gül bahçesine, oturur gül koklardın. Ama sende o maneviyat yok, sen körsün, körün de körüsün. O yüzden Cenab-ı Hak sana bir mürşidi kamil göstermiyor. Sen kim bilir ne hainlik ettin, kim bilir ne ihanet ettin, kim bilir nerde edepsizlik ettin, kim bilir nerde ne yaptın ki Cenab-ı Hak sana bir mürşidi kâmil göstermemiş. Sen kim bilir nerde ne yaptın ki Cenab-ı Hak sana da bir mürşidi kâmil nasip etmiş. Hamd et, şükret, hamd et aman edebini bozma. Okyanusun içerisinde sen inci tanesi bulmuşsun, kıymet bil, boynuna as, beşi birlik gibi taşı. Boynuna as, beşi birlik gibi taşı, aman düşürme, Allah muhafaza eylesin. Hazreti Pir neden bunun görülmediğinden bahsediyor, 1970. beyit:
“Ayağındaki bu dikeni çıkarmadıkça gözün görmez. Nasıl dönüp do-
Senin ayağında diken var yani sen heva hevesini ilah edinmişsin. Sen heva hevesini ilah edinince, sen yemeğe, içmeye, şana, şöhrete düşmüşsün. Senin manevi gözün açılmaz bu haldeyken. Sen haram dinlemiyorsun, helal dinlemiyorsun. Sen ne önünü biliyorsun ne ardını biliyorsun ne büyüğünü biliyorsun ne küçüğünü biliyorsun ne sağını biliyorsun ne solunu biliyorsun. Sen bile bile Allah’ın gözünün içine baka baka hainlik yapıyorsun,
vefasızlık yapıyorsun. Senin gözün nerden açılacak? Açılmaz. Şeytan oturmuş senin içine, şeytan senin içine oturmuş, senin kalbini kendine yurt edinmiş, yediriyor, içiriyor, şana, şöhrete düşürüyor, makama mevkiye düşürüyor. içinde şeytan var. Sen onu beğenmiyorsun, bunu beğenmiyorsun, ona laf atıyorsun, buna laf atıyorsun, ona çemkiriyorsun, buna çemkiriyorsun. Sen ona laf söylüyorsun, buna laf söylüyorsun. Şeytan içine oturmuş senin. Tevazudan uzaksın, edepten uzaksın, hoşgörüden uzaksın, büyüğünü, küçüğünü bilmekten uzaksın. Anne tanımıyorsun, baba tanımıyorsun, koca tanımıyorsun, eş tanımıyorsun, şeyh tanımıyorsun, zakir tanımıyorsun. Sen peygamberi bile geçmişsin kendince, peygamber bunu burada böyle yapmamalıydı diyorsun. Böyle bir küstah, böyle bir küfür noktasındadır. E, senin gözün açılmaz. Senin manevi gözün de açılmaz.
Sen, benim gibisin, paso yatıp uyuyorsun, paso yiyin, içiyorsun, günlük dersini de çekmiyorsun benim gibi, virdini de çekmiyorsun, zikrini de çekmiyorsun. Eee? Yani ondan sonra da laf sırası gelince, “Efendim, ben dersi çekemedim, hakkını helal et” diyorsun. Helal olsun, ne olacak ki yani? Benim helal etmemle senin gözün açılacaksa helal olsun, gözün açılmaz. Böyle dervişlik olmaz, böyle sufilik olmaz, disiplin ister. E dersini çek, tövbeni yap, salavat-ı şerifeyi çek, sen Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem in yolunu takip et, sen Allah’a yakın olmaya çalış, senin gözün açılsın Allah’ı tanıman için söylüyorum. Sen Geylani hazretlerini göreceksin diye uğraşma, bu boş. Sen Allah’ı tanıyacağım, Allah’ı bileceğim, Allah’a yakın olacağım diye uğraş. Sen istiyorsun ki ilk zikrullaha gideyim Allah Allah, Allah, Geylani hazretleri çatdak gelsin, oh ben Geylani’yim desin bir de, Allah değme keyfine. Sen artık. Böyle bir tavırla, Allah Allah, bir de esma verilmiş ya mesela, Allah Allah, esma böyle ya, yok! Sen Geylani hazretlerini gördün ya, Allah Allah, Allah Allah, tabi ya!
Sen ayrı bir havadasın artık. Sen ne diyorsun ya, sen bitirdin her şeyi. Senin zakir, senin halinden haberi yok, zakir de zavallım, yırtıyor kendini, esma güzel vurulsun diyor, bizimki olur mu ya, bizimki baba derviş oldu bir günde. Ondan sonra ikili vuruluyor, o dörtlü vuruyor, Allah Allah Allah Allah. Tabi, onun böyle bir ayrı bir tarzı olması lazım. Dinliyorum önünde, böyle o kendince havalara katmış ya, beni de görmüyor dinlediğimi. Ya sen burnunun ucundakini görmüyorsun! Sen burnunun ucundakini görsen, burnunun ucundakinin esmasını alsan, asıl gözün o zaman açılacak. Yok! O baba derviş. Eski derviş yeni derviş, önemli değil. Babaların babası o! Açılmaz. Senin gözün açılmaz! O dikene Hazreti Pir edep etmiş ayağında demiş, o diken senin kalbinde. Kibir var, en büyük diken o! Gösteriş var, en büyük diken o. “Ben biliyorum” var, en büyük diken o. “Sen hal dervişisin”,
en büyük diken o. “Sen gözünü yumduğunda görüyorsun”, bakın dikkat edin, en büyük diken o, sana kibir veriyor bunlar. Sana kibir veriyor, senin tevazuunu yok ediyor, senin alçak gönüllülüğünü yok ediyor. Sen çocuğa bile hizmet et, hizmet. Bu dergaha gelmiş bir çocuk de, o çocuğu yala yut hizmet et. Bu dergaha gelmiş. Ben bu çocukken, ben dergahta değilim, hayıflan kendine. O çocuk oturmuş dergaha gencecik yaşta, o kız gelmiş dergaha oturmuş, Allah’ı zikredeceğim diye oturmuş. O gencecik erkek çocuk gelmiş sema edeceğim, zikrullah yağacağım diye uğraşıyor. Senin hâl görmenden onun gelmesi yüz bin kat iyi. Sen kanatlarını indir aşağıya.
Hatta de ki: “Bu kanatlardan bana kibir geliyor.” de. Kendi kanadını kendin yol, kendi kanadını kendin yol. Oranın en fukarasına hizmet et. Kibirlenme, büyüklenme, birisine tepeden bakma. Tepeden baktığın o dergâhın evliyasıdır da çarpılır gidersin, nereye gideceğin belli olmaz. Ondan sonra başlarsın artık: “Benim hakkımı yediler, ben böyle değildim…” Bunları da duydum ben. Kardeş, burda senin kelleni yüz bin sefer keserler de, bir de derler ki: “Sen bizim kolumuzu yordun. Kolumuzu yorduğun için de ayriyeten bir diyet vermen lazım.” derler. Burası öyle bir yer. Dinlemezler. Sen yakışıklıymışsın, sen güzelmişsin, boyun posun yerindeymiş, sen zenginmişsin, sen fakirmişsin, senin makamın varmış, sen oymuşsun, buymuşsun dinlemezler! Dinlemezler, bir bakmışsın bir kılıç…Vurduğunu dahi görmezsin. Bir bakmışsın ki kelle düşmüş. Ya kimin kellesi gitti? Filanca. Eyvah, eyvah! Gözün görmezse zor. Neden görmez gözün? Şeytan senin kalbine oturursa gözün görmez. Zikrullahı bırakırsan gözün görmez. Aslında çok basittir. Hadisi şerefte ne diyor: “Kırk gün ihlasla Allah’a kulluk ederse kalbinden diline hikmet pınarları akar.” Camiü’s Sagir’de geçiyor, kırk gün, Tirmizi’de de geçer bu hadisi şerif, diğer hadis kitaplarında da geçer. Kırk gün! Sen kendini topla, öyle Allah affetsin, dışardan derviş olmayan bir kimse, bu halleri yoktur, derviş olur, “benim” diyen dervişi geçer! Bazen dervişlik insanda kibir yapar çünkü. Bazen hal görmek, rüya görmek insanda kibir yapar. Bazen şeyhin yanında durmak kibir yapar insanda veya şeyh efendi onunla görüşür, konuşur, bir şey yapıyordur, o kendini kibir dünyasına atar. Allah muhafaza eylesin, yıkılır gider.
Hiç unutmuyorum, birisi böyle Şeyh Efendi’yi getirdi arabayla. Dedim: “Sen git bırak Şeyh Efendi’yi burda, git. Hani sen vazifeni yaptın.” Baktım, Şeyh Efendi rahatsız, Allah rahmet eylesin, hani onun o davranışlarından böyle, onu böyle sıkboğaz ediyor onu. Kenara çektim, dedim abicim, bir şeyh sıkboğaz edilmez. Bir sefer söyledim, sessiz kaldı, tamam demedi. Bırak, o Bursa’ya geldiğinde beş altı gün kalır, dinlenir burda, bırak git. Ben götüreceğim. Şeyh Efendi’ye bakıyorum, haline ahvaline, gitme taraftarı değil. Hata
mı yapıyorum acaba dedim yani, inceden sordum. Efendim, dedim yorgunsunuz, kalsanız iyi olur. “iyi olur da Mustafa Efendi, baksana oğlum.” dedi. “illaki adam yapıştı.” dedi. “Götüreceğim diye uğraşıyor.” dedi. “Ben de bir şey diyemiyorum.” dedi. A, bu şimdi dedim şeyh bana delil oldu.
Adama dedim bu sefer sert bir şekilde, dedim: “Kardeş, bak, sen ne zakir tanıyorsun, ne nakib tanıyorsun, ne nükebba tanıyorsun, ne büyük tanıyorsun ne küçük tanıyorsun? Büyüğünü küçüğünü bil, şeyh efendiyi bırak diyorum, bırak yoluna git, nereye gidiyorsan git. “Ben götüreceğim” dedi. “Bak, senin bu son götürüşün olur” dedim. “Bu senin son görüşün olur. Bir daha ne şeyh efendiyi görebilirsin ne götürebilirsin” dedim. “Bırak götürmeyi göremezsin bile” dedim. Böyle güldü, “Mustafa abi, sen insanları böyle mi korkutuyorsun” dedi. “Ha iyi tamam” dedim, “tamam götür sen” dedim. Şeyh efendi, “ne dedi oğlum” dedi, “efendim illaki götüreceğim diyor, ne yaptıysam ikna olmadı” dedim ben. Şeyh efendi kafasını salladı, böyle kafasını salladı, “hata bizim oğlum” dedi, “estağfurullah efendim” dedim. “Yok yok Mustafa Efendi” dedi. Bunları açık açık şimdi artık konuşuyorum “ne güzel oğlum biz seninle gelip gidiyorduk” dedi. Ne yapmaya ben buna dedi böyle dedi hani şey yaptım dedi hani sana dedi eziyet olmasın diye düşündüm ama dedi bize eziyet oldu bu dedi. Efendim göndereyim, dedim. Yok oğlum gideriz, dedi. Yarın gidek, dedi. Emredersiniz efendim, dedim. Bakın, şeyh efendi burda bir gece sohbet etti, ertesi gün herkes, eskiler bilir, bir hafta kalırdı, üç dört gün kalırdı, ertesi gün bindiler arabaya gittiler. O adamı bir daha ben görmedim hiç dergahta. Hiç görmedim. Siması hayal meyal böyle gözümün önüne geliyor. Bir daha hiç görmedim ben onu.
Bakın, bir veliye edepsizlik ettiğinde senin gönlüne diken girer, ayağına değil. O gönlündeki dikeni çıkaramazsın. Bir mürit olarak çıkaramazsın. Bunlar böyle bende şeydir, tecrübedir. Onu çıkaramazsın. Bir mürit onu çıkaramaz. Ben, Şeyh Efendi zamanında çıkarabileni görmedim. Bak, Şeyh Efendinin zamanında çıkarabileni görmedim. Ben bunları gördüğüm için, Allah rahmet eylesin, derdim ki: “Kime muhalefet ediyorsan et, şeyhine etme. Kimle aran bozuluyorsa bozulsun, şeyhinle aran bozulmasın. Kime koçluk yapıyorsan yap, koç, vuruyorsun ya, şeyhin önüne gittin mi ismail ol. Boynunu uzat, deki neremden kesiyorsun kes. Neremden kesiyorsun kes. Yoksa o diken ayakta değildir, gönüllerdir. Hazreti Pir, bunu ehli sufi için söylememiş, bunu ehli sufi olmayan kimseler için demiş: ‘Ayağınızda diken var, o ayağınızda dikenle gözünüz açılmaz. Siz o gül bahçesini göremezsiniz. Görseniz dahi katılamazsınız.’ Neden? Ayağınızda diken var. Sakın! Ayaktaki dikeni çıkarmak kolaydır. Ayaktaki dikeni çıkarmak kolaydır, hiçbir şey bilmiyorsan ehline gidersin, dersin ki: ‘Benim ayağımdaki diken, nerde
olduğunu da bilmiyorum, şu ayağımdaki dikeni çıkarıver’ dersin, o ayağındaki dikeni çıkarır senin. Gönül dikenini çıkarmak için bir gönül eri gerek, gönül dikenini çıkarmak için bir gönül dostu gerek. Eğer gönülde bir diken var ise yandı keten helva! Altı da üstü de yandı çünkü sen Allah’la savaş halindesin. Allah muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak bir faizciler için böyle der, onları Allah düşmanı olarak tayin eder. Müslüman Müslümandan faiz alırsa, mümin müminden Müslüman Müslümandan faiz alırsa, Allah’a savaş açmıştır o. Kimdir başka? Bir de hani çok özür dilerim, erkekken kadınlığa özenen, kadınsa erkekliğe özenip amelyat mamelyat ettirenler, onlar Allah’la düşmandır. Lanetli kişidir onlar. Onlar Allah’la savaşırlar. Bir de velilere savaş açanlar, Allah’a savaş açmışlardır ve bunların mağlubiyetleri mutlaktır. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Hasan-ı Basri güzel bir şey söylemiş: “Bir kimse gerçek anlamda Allah’a sığınır ve bunu kalp huzuruyla yerine getirirse, Allah onunla şeytan arasında üç yüz bin perde oluşturur, engel meydana getirir.” O zaman ihlasla kulluk edeceğiz. ihlasla hayatımıza devam edeceğiz ki Rabbim gönlümüzde bir diken oluşmasını önlesin.
“Ne şaşılacak şey, cihana sığmayan Ademoğlu, gizlice bir dikenin başında dolaşıp durmakta.” Burdan devam edeceğiz Allah izin verirse inşallah. Saat 11:00 olmuş. E biz artık böyle, bunu bir kaç seferdir söylüyorum, yaşlanıyoruz artık, ihtiyarlıyoruz, o yüzden biraz böyle geç başlıyoruz gibi, kafamız ancak toplanıyor filan. Ondan sonra e öyle olunca da sohbet biraz kısa sürüyor. Haklarınızı helal edin, bizden yana da helal olsun. El-Fatiha maassalavat.
TASAVVUF VAKFI MERKEZ
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 7 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92876-0-7 • Tasavvuf Vakfı Yayınları