Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Rabbim gündüzünüzü, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü, hayırlı eylesin. Rabbim bizleri ve cümle Ümmeti Muhammedi Kur’an ve sünneti seniyyeyi anlayıp yaşamayı nasip eylesin. Rabbim bizleri ve cümle Ümmeti Muhammedî hakkı hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda yaşayan, yaşatan, batılı batıl bilip batıla karşı cihat eden kullarından eylesin. Rabbim israili ve tüm Yahudileri ve destekçilerini batırsın. Cenab-ı Hak, ABD, AB ve ne kadar israil’deki vahşeti israil’deki soykırımı israil’deki bu soykırımcıların hepsini de batırsın, hepsini de yerle yeksan eylesin, makamlarını alt üst eylesin. Devletlerini altüst eylesin. Başlarına yıksın. Bütün Ümmeti Muhammed’e kim zulmediyorsa Ümmeti Muhammedin haksız yere kim kanını akıtıyorsa kim Ümmeti Muhammed’e dininden dolayı, imanından dolayı onları islam’dan dolayı zulmediyorsa Allah hepsini de kahru perişan eylesin. Allah hepsini de yerle yeksan eylesin. Cenab-ı Hak hepsini de yerin dibine batırsın. Ecmain. Geciktik. Sebebi Şebi aruz istişaresi vardı kısacık. Allah izin verirse inşallah 17 Aralıkta bahçe davet salonunda şebi aruz programımız olacak. Şimdiden inşallah bütün arkadaşlara, kardeşlere, duymayanlara duyurun inşallah. Ayın 24’ünde de her seneki gibi şebi aruz programı Gelibolu’da olacak inşallah. Hem Bursa’daki programa bütün arkadaşların, kardeşlerin davete icabet etmelerini istiyoruz hem aynı zamanda da Gelibolu’daki programa bütün kardeşlerin, arkadaşların hem semazen hem mıtriben hem de katılımcı olarak herkesin katılımlarını bekliyoruz. Şimdiden ilanını yapmış olalım inşallah. Tekrar söylüyorum 17 Aralık’ta Bursa’da şeb-i arus programı, 24 Aralıkta da Gelibolu’da şeb-i arus programı olacak inşallah. Bütün yer
ve gök halkı davetlidir. Gıcık oluyorlar ben böyle yer ve gök halkı davetlidir, gök halkı davetlidir deyince. Bizim dervişler değil de böyle dışardakiler gıcık oluyor. Bu ne demek yer ve gök halkı ne demek davetliymiş! E davetlisin işte yer halkından görüyorsan gel. ister yürüyerek gel, ister sürünerek gel, yok gök halkındansan ister kanat tak gel ister uçakla gel, ister uçarak gel, istersen tayyi mekan yap. Sonuçta gökte de yaşayanlar var mı? Var. Yerde de yaşayanlar var. Yerin dibinde de yaşayanlar var. Allah’ın mümkü geniş, her yerde her şeyi yaşatıyor hamdolsun. Evet, kaldığımız yerden, tabiri caizse tel yakan beyitlere devam ediyoruz. Bugün gündüz bayan sohbetinde dedim akşama dedim inşallah sufi sohbeti olacak dedim. Gündüz sohbeti biraz böyle sufi sohbeti minvalinden uzaklaştı, biraz dünya siyaseti filan girdi işin içerisine. Sorular öyle olunca bizim de yörünge o tarafa doğru kaçıyor. Evet, en son: ‘feryat edeyim çünkü feryat ve figanlar hoşuna gidiyor. iki alemden de ona ancak feryat ve figan lazım’, burayı okumuşuz. inşallah feryat figandan devam ediyoruz, 1775. Beyit:
“Onun macerasından acı acı nasıl feryat etmeyeyim ki. Sarhoşlarının
halkasına dahil değilim.”
Feryattan devam ediyoruz. Onun macerasından acı acı nasıl feryat etmeyim ki! Sufi için ağlamak, feryat etmek, feryadına feryat eklemek işidir sufiler için. Sufinin işidir. Hele gönlü yaralıysa hele gönlü hüzünlüyse, kederliyse onun feryadı daha da hoş olur, daha da içsel, daha da derin olur. O feryat sevgiliye name gibi gelir, hoşuna gider onun o feryad, o figan. O sevgililer sevgilisi aşığını ayrı bir perdede hicranda bırakır. Acı acı ağlatır. Bir aşığı, sarığının kenarına kırmızı renkli bir gül taksa, salına salına yürüse o aşık vuslat nimetine erişse bile yine hazin hazin tatlı tatlı feryat eder. Feryatsız duramaz. Hicran perdesinde bile hoş bir zevk, hoş bir sefa bulur. Ona desen ki vuslata eriştiğin halde bu feryadu figan nedir diye, o der ki maşuğumun, sevgilimin, nazı cilvesi, işvesi beni bu hale soktu. O feryattan feryada attı der. Ağlar, inler. Candan, yürekten yalvarır yakarır. O aşığın candan, yürekten o samimi hicran dolu yalvarışları kabul olur ve o kabul oluş, aşığı ayrı bir perdeye atar. Artık sevgili onu daha yakına çeker. Yakînin de yakînine yakînin de yakînine doğru çeker. Böyle olunca aslında o da sarhoş olur ama onun sarhoşluğu avamın sarhoşluğu gibi değildir. Onun sarhoşluğu kemale ermemişlerin sarhoşluğu gibi de değiller. Onun sarhoşluğu ucuz şarap içenlerin sarhoşluğu gibi de değiller. Onun sarhoşluğu kemale erenlerin sarhoşluğudur. Onda akıl yok olup gitmez. Kemale erenlerin sarhoşluğu, akılları kalbe bağlıdır. O yüzden o sarhoşlukta akıl gitmez derken kalbi akıl çalışmaya devam eder. Diğerlerinin sarhoşluğunda akıl gider. Eğer o sufi ise biz ona meczup deriz. Sufi ise.
Meczupların din anlatma gibi dertleri yoktur. Meczupların irşat etme gibi dertleri yoktur. Meczupların bu konuda bir dertleri de yoktur. O çünkü akıl gittiğinden sorumlu da değildir. Ona sufi dilinde biz meczup deriz ama o meczupluktan çıkmazsa eğer orda kalır. O ileriye doğru gitmez. Bizim istediğimiz sufilik bu değildir. Biz isteriz ki bütün kardeşler kemale ersinler. O meczupluk perdesinde kalmasınlar. O meczupluk perdesinde kalırlarsa o sadece kendine faydası olur. Dışarı bir faydası olmaz. Birisi ona namazın farzını sorsa cevap vermez çünkü cevap veremez. Bizim o sarhoşluk geçici bir sarhoşluk olsun isteriz. Haller de geçicidir zaten. Onun bir çıt altı vardır, avamın sarhoşluğu deriz. Avamın sarhoşluğu, o avam sarhoşluğu nedir? O kimse birisi çok güzel, nağmeli Kur’anı Kerim okur. O Kur’anı Kerim okunurken gözünden yaş iner. Böyle sayha atar. Böyle kendinden geçiyormuş gibi olur ama biter. Öbür ayeti kerimeye geçince onun sarhoşluğu kalmaz. Bu da avamın sarhoşluğudur. Bu zaman zaman dervişlerin, sufilerin üzerinde tecelli eder mi? Eder ama bunların hepsinin de sahteleri de vardır. Yani avam sarhoşluğunun da sahtesi vardır, meczup sarhoşluğunun da sahtesi vardır ancak mürşidi kamillerin, irşad sahibi olanların sarhoşluğu dışarı vurmadığından dolayı bilinmez. Onlar o sarhoşluklarını kendi iç alemlerinde yaşarlar. Her ne kadar öyle olsa da onlar çatlaklarından su kaçırır ama o esnada su kaçırmasından kendileri sorumlu olmaz. Çünkü o esnada o hayretin tecelliyatıyla konuşmuş, o hayretin tecelliyatıyla kendinden bir şeyler sudûr etmiştir. O yüzden Hazreti Pir beyitin sonunda ben o sarhoşlardan değilim diyor. Biraz da kendince de tevazu yapıyor.
“Onun gözünden ayrı, güne gün katan yüzünün vuslatından mahrum
bir haldeyken nasıl gece gibi kapkara olmam.”
Onun gözünden ayrı, yani sevgilinin gözünden ayrı düşmüş, gününe gün katan yüzünün vuslatından mahrum olmuş. Gününe gün katan sevgilinin vuslatından mahrum kalmış. O haldeyken nasıl gece gibi kapkara olmam. Ben bu beyitleri biraz böyle farklı, kendimce, kendi lisanımla yorumlamaya çalıştım. Ah sevgili! Senin güneş gibi cemalinden perdelenen ne yana dönerseniz dönün cemalim ordadır diye sevgili müjdeyi vermişken sen heva hevesine uymuş, perdelenmişsin. Onun cemali senin gözüne güneş gibi iken sen nasıl oldu da onun güneş gibi gözünden düştün. Sevgilinin gözünden düşen onun cemalinden perdelenen demene ciğeri kan revan, gönlü kan revan olur. Celal perdesine kahra düşer. O celal perdesi onu yakar yıkar. Her yer karanlık olur. Gözü gönlü görmez olur. Eğer sen cemal perdesinden düşersen celal perdesine atarlar seni. Celal perdesine atarlarsa sen kendi kendine kahrın hicranın, hüsranın içinde yaşarsın. En acısı da onun gözünden ayrı kalmaktır. Onun gözünden ayrı kalmak demek o seni her an
görüyor bilincinden, o seni her an görüyor tefekküründen uzak durmandır. O seni her an görüyor bilinci ve tefekkürü ve rabıtası senden gittiyse evet, o zaman o senin gününe gün katan yani herkes gün içerisinde yirmi dört saatin içerisine ayrı zaman dilimlerinde ayrı cemal perdelerinde ayrı ayrı perdelerde, ayrı ayrı ilimlerde dolaşman ve bir an içerisinde belki de seksen yıllık, yüz yıllık yüz elli yıllık, anı yaşasan belki de o cemal perdesinde bir an tabiri caizse bütün fezayı dolaşsan, güne gün katan odur çünkü, yirmi dört saattir, yirmi dört saatte normal bir insanın yaşayamayacağı şeyleri yaşamaktır ve sen güne gün katan o cemaliyle ortalıkta salınırken sen onun cemalinden uzaklaştıysan ve cemalleşemediysen ve cemali sende artık senin perdende görünmüyorsa sen körlerden oldun. O zaman kapkara olursun. Kapkara olmak, sufi cemal perdesinden küfür perdesine gitmez. Sufi cemal perdesinden celal perdesine geçer. Celal perdesi serttir şedittir. O yüzden cemali biz gün ışığına benzetirsek celali de gece karanlığına benzetiriz ve sen gece karanlığından düşmüş olursun. Oysa bir an önce senin gecenle gündüzünün arasında fark yoktu. Sen o cemal güneşinin aydınlığını yaşıyordun. Ne tarafa bakarsan bak onun cemaalinin tecelliyatlarını görüyordun. Onlara mazhar oluyordun ama sen bir an olsun heva hevesine uydun, feryadı figanı bıraktın. Nefsine uydun, o gün cemal perdesinden uzaklaştın. Hem seviyorum dedin hem de cemal perdesini bıraktın. Tabiri caizse perdelendin. E o zaman senin için her yer karanlık oldu.
“Onun hoş olmayan şeyi de benim canıma hoş geliyor. O gönül inciten
sevgilime canım feda olsun.”
O sevgili hançer kullanmadan kanını dökse seni feryattan feryada atsa hicrandan hicrana sürüklese ayrılıkla da eziyet etse seni zorla da incitse faydasız. Sen o sevdandan vazgeçme. Gönlün elden gider de sevgilinin yüzünü görmezsen feryat bundan dolayı. Bunlar görünüşte her ne kadar aşığa zor gelse de aşığa hoş görünmese de aşığı ayrılık derdinden kurtarır. Öyle olunca da o hoş olmayan gibi görünen şey senin canına hoş gelir. insanlar dışardan bakarlar, hiç kimse herhangi bir imtihana tabi tutulmadan bir zorluğa tabi olmadan Allah’ın cemaliyle cemalleşmek ister. hiçbir gama kasavete, kedere, derde, sıkıntıya düşmeden o Allah’a dost olmak ister. Oysa bunun fıtratı böyle değildir. Sen Allah’a aşıklık yoluna girdiysen her taraftan gam, kasavet, dert, seni sarıp sarmalayacaktır ve dışardan bakanlar senin o gamını, kasavetini, senin derdini, çileni görünce onlara hoş gelmeyecektir ve onlar diyeceklerdir ki yani bu kadar derde gama kasavete gerek yok. Hatta bir gün sohbette bir bayan dedi ki sohbetlerinizde dedi hep gam, kasavet, hicrandan bahsediyorsunuz dedi. Bu dedi nasıl bir âşıklık. Hiç mutlu olamayacak mısın dedi. Bizim gamımızın, kasavetimizin içerisinde mutluluk
vardır dedim. Bizim en dertli anımızın içinde sevinç vardır. En sevinçli anımızın içerisinde hüzün vardır dedim. Çünkü sen bir yola girmişsin, bu yol sevgi yolu, aşıklık yolu.
Allah’ı seviyorum diyorsan Allah’ı seveceğim diyorsan ve Allah’ı severek tanıyacağım, Allah’ı severek bileceğim diyorsan yolun çetin. Gam da var kasavet de var. Bile bile sevgilinin gönlünü incitmesi de var. Oysa insan hiç incinmek istemez ama o incitir seni veyahut da etrafından gelen kimselerden incittirir seni. Senin arkadaşın incitir, eşin incitir, sevdiğin incitir, dervişler incitir, birileri seni incitir. O inciteni sen halktan görürsen ikiliktesin. O inciteni Haktan gördüğün anda kemale erersin. O inciteni Haktan görmezsen hep ikiliktesin. Hani anlatırım ya bazen, Muhyittin ibni Arabi yakaza haldeyken Allah’la konuşuyor. Allah diyor ki ey Muhyittin neyle geldin? O da diyor ki tevhidimle geldim Ya Rabbi! O öyle söyleyince Cenab-ı Hak diyor ki ey Muhyittin geçen gece diyor süt içtin. Süt içtiğinde süt dilimi yaktı dedin. Dilini yakan süt müydü ben miydim dedi? Muhyittin ibni Arabi başlıyor tövbe etmeye. ikilik kaldırmaz çünkü! Öyle olunca senin etrafın seni incitir. Gözünün önündeki seni incitir. Evladın incitir, eşin incitir, yanında çalışanın incitir, arkadaşın incitir, dostun incitir. En çok seviyorum dediğin, seni en çok seviyorum diyen incitir. Bu incitenleri sen halktan görme. Halktan görürsen ikilikte kalırsın. Bunları kendi iç aleminde Haktan gör. Bunları kendi iç aleminde Haktan görürsen o zaman kemale erersin. Haktan görmezsen kemale eremezsin. O yüzden hoş olmayan, hoş görünmeyen bir şey senin canına hoş gelmeli. Herkes hastalıktan şikayet ederken hastalık sana tatlı gelmeli. Herkes sıkıntıdan şikayet ederken sıkıntı sana hoş gelmeli. Herkes evladından dertlenirken senin evladın sana hoş gelmeli. Herkesin eşi veyahut da eşler birbirlerine dillere gelmeyecek şeyler söylerken sen söyleyeni hak görmelisin. Söyleyeni Hak görürsen o zamanın ikilikten kurtulursun.
“Naziri olmayan tek padişahımın hoşnut olması için ben, hastalığıma
da aşığım derdime de.”
Ey ulu şanının eşi benzeri olmayan sultanım, sevgilim. Bütün alemlerin her şeyisin, ışığısın, nurusun. Benzerin yok. Gönül bir kez derdine alıştı, derman da istemem dedi. Bu sevdanın derdi, gönlümün neşesi oldu. Can der ki bütün canım derdine feda olsun. istersen canı devaya feda et. Madem ki dert de onun deva da onun, canı ister derde feda et, ister devaya feda et. Canı sen ona feda et. Ona feda ettiysen evet, ondan gelen her şeye aşık olursun. Eğer birine aşıksan, birine aşıksan, bir şeye aşıksan ondan gelen her şeye aşık olursun. Eğer aşık değilsen o zaman ondan gelene aşık olmazsın. O zaman aşıklık meydanından adın silinir. Sen aşıklık meydanından adını sildirmemeye bak.
“İki deniz gibi olan gözlerimin incilerle dolması için gam toprağını gö-
züme sürme gibi çekmekteyim.”
iki deniz gibi olan gözlerim; birisi zahire açılmıştır birisi batına. Birisi celal diye çırpınır birisi cemal diye çırpınır. iki deniz gibi olan gözlerim hem zahiri gözetler hem batını gözetler. O gözlerin incilerle dolması için gam toprağını gözüme sürme gibi çekmekteyim. Yani gözün incisi ağlamaktır.
Allah için akıtılan gözyaşı, dünyadaki bütün incileri toplasanız ondan kıymetlidir. Allah için akıtılan gözyaşı dünyayı bırak, bütün varlığın içerisinde bütün en kıymetli taşları toplasanız, madenleri toplasanız ondan da kıymetlidir. O yüzden iki deniz; birisi manadır, birisi maddedir. O zaman hem manada hem maddede hem zahirde hem batında Allah için ağlamak gerek. Zahir ve batın alemine açılan gözlerime, bakışıma hikmet incileri dolması için gece gündüz ağlamadayım. Gam çekmedeyim. Gamlar görmüş, kederler geçirmiş olan gözlerimi gözyaşıyla yıkamaktayım ki hem manaya hem maddeye hem zahire hem batına açılan gözlerim onun güneş gibi gözlerini görsün diye.
“Halkın onun için döktüğü gözyaşları incidir. Halk gözyaşı sanır.”
Halkın onun için döktüğü gözyaşları incidir. Halk onu, gözyaşı sanır ama müminin gözünden akan, aşığın gözünden akan gerçekte manevi bir incidir. Cenab-ı Hak Kehf suresi, ayet 109’da müminleri anlatırken: ‘Ağlayarak yüz üstü kapanırlar, Kur’an okumak onların saygısını arttırır der. Demek ki müminler Kur’an okunurken ağlarlar, gerçek mümin ve Kur’an onların Allah’a karşı olan saygısını Allah’a karşı olan sevgisini arttırır. O müminler Kur’an okunmasından rahatsız olmazlar. Hatta Kur’anı dinlemek farzdır deyip Kur’an-ı Kerim okuyan birisi var ise pür dikkat Kur’an’a yönelirler, onu dinlerler. Gerçek manada Kur’anı dinleyen bir kimsenin Kuran’ın manası kalbine gelir. Onun kalbi hangi makamda ise o makamın tefsiri onun kalbine gelir. Çünkü ‘sen hakkıyla iman eder Allah’a yönelirsen Allah bilmediklerini sana öğretir.’ ayeti kerimesi mucibince Cenab-ı Hak senin gönlüne o ayetin manasını ilham eder. Sufiler için atılmış bir iftira vardır. Hani sufiler çok kitap okumazlar derler. Oysa sufi kitabın özünü satırdan değil sadırdan okur. Sadırdan okur ne demek? Kalpten okur ve o sufi onca kitabı okumamasına rağmen ondan bir şey sorarsanız o kalbine gelen ilhamla onu cevaplandırır veyahut da sufi öyle bir hayret perdesinde durur. O hayret perdesinde vakıf olmadığı, zahiri aklının bilmediği olaylar manzumesini görünce kalbine onların hakikati ve doğrusu gelir. Beriki Hud suresini okur, Hud suresinde hud kavminin nasıl helak edildiğini okur. Öbürkü Hud suresini okurken helak nasıl olmuş kalbi perdesine tecelli eder. Sanki Hud suresindeki hud kavminin helakını canlı bir şekilde
yaşar. Öbürkü okur Musa’nın denizi nasıl geçtiğini ve tefsirlerde ve hadislerde nasıl olduğunu onu okumaya çalışır ama öbürkü o hadiseye tefekkür ettiğinde Cenab-ı Hak onun gözünün önüne getirir ve Musa aleyhisselamın firavunun zulmünden nasıl kurtulduğunu canlı bir şekilde yaşayaraktan görür. Öbürkü Yusuf aleyhisselamın güzelliğini kitaplardan okur ama öbürkü sufi gerçek manada Yusuf aleyhisselamın güzelliğini kendi gözleriyle görür. Sufi olmayan, Yusuf’un başına gelen azizin hanımıyla alakalı iftirayı kitaplardan okur ama sufi onu kalp perdesinde, kalp aynasında sanki o anda yaşanıyormuş gibi görür.
O yüzden sufi olanlarla olmayanların arasındaki fark budur. Sufiler Allah’ı gözlerinin gördüğü görmediği her şeyden fazla Allah’ı öyle severler. Öyle severler. O sevgileriyle kendilerinden geçerler ve Cenab-ı Hakk’ın cemaliyle cemalleşirler. Allah onlara sır perdesini kaldırır ve Kur’an-ı Kerim okunduğunda o ayeti kerimenin kendi perdesindeki hakikatini görür. Ayeti kerimenin hakikati değil, kendi perdesinin hakikatini görür çünkü kalbi tecelliyatlarda ilmel yakînin hakikatiyle ayne’l yakînin hakikatiyle hakka’l yakînin hakikati aynı değildir. Aynı zamanda iki tane sufi, ikisi de ayne’l yakîn hakikatte olsalar ayeti kerimenin onlara olan tecelliyatı aynı değildir çünkü her sufinin kendine göre bir rengi, kendine göre bir yolu vardır. Öyle olunca her ayet-i kerime aynı hakikat perdesinde olan dervişlere aynı şekilde tecelli etmez. Aynı şekilde tecelli etmediği için ikisinin de manası ayrı olur. O zaman sufinin gönlüne ayeti kerimenin hakikati tecelli ederken kendi nefis meratibinin ve kalbi meratibinin hakikatini görür. işte sufiler, Kur’an-ı Kerim okunurken secde ederler. Ayeti kerimenin hakikatini anlarlar. Anlayınca da ne yaparlar? O Kur’an’a saygıları artar. Gözyaşlarını tutamazlar. Sahabe, hazreti peygamber sallallahu ve sellem hazretleri, Kuran-ı Kerim okurken veyahut da sohbet ederken başlarını örterler, hıçkıra hıçkıra ağlarlardı. O işte halkın döktüğü gözyaşı aslında hakikatte ne olmuş oldu? inci olmuş oldu. Halk onu ne gördü? Halk onu gözyaşı olarak gördü. Buhariden hadisi şerif: ‘Allahu Teâlânın himayesinden başka hiçbir himayenin bulunmadığı kıyamette, himayesine aldığı yedi kimseden biri de yalnız iken yalnız iken, tek başına iken, gecenin karanlığında iken, seherin karanlığında iken, hiç kimsenin görmediği yerde, hiç kimsenin bilmediği yerde, bir kimsenin Allah’ı zikredip, Allah’ı zikredip gözünden yaş akıtan kimse.
Allah’ı zikredip, Allah için göz yaşı akıtan kimse, hiçbir himayenin olmadığı o mahşer gününde, o hesap gününde Allah’ın gölgesinde, Allah’ın himayesinde olacaktır. Zikredip ağlayan kimse, bakın bir tenhada, tenhada, o zaman, seher vakti, odanın bir kenarında veya tenhada, yolda tek başına gidiyor, hiç kimse görmüyor, yani riyadan uzak, gösterişten uzak, riyadan
uzak, gösterişten uzak, hiç kimse yok, o kimse oturdu, Allah’ı zikrediyor. Allah’ı zikrederken de Allah sevgisinden Allah korkusundan, Allah haşyetinden, Allah’a olan yakınlıktan veya Allah’a olan uzaklıktan gözyaşı döktü. işte o gözyaşı Allah’ın gölgesinin altında gölgelenmeye sebep olacak. Burda iki fiiliyat var. Birisi Allah’ı zikretmek; hiç kimsenin bulunmadığı hiç kimsenin görmediği yerde senin Allah’ı zikretmekliğin. ikincisi, birbirini tamamlayan fiiliyat, ikincisi ne? Allah için orda gözyaşı dökmen. O zaman onun gölgesinin altında gölgeleneceksin. Yine Hakim nakletmiş: ‘Allah’ı zikrederken, Allah korkusuyla gözünden yaş akana kıyamette azap olmaz.’ Allah’ı zikrederken, Allah’ı zikrederken Allah korkusuyla gözünden yaş akıtan kimse, kıyamette azap görmez. Dışardan bakan için o gözyaşıydı ama hakikatte onu kıyamet gününde Allah’ın himayesine gireceği ve azaptan kurtulacağı en kıymetli inci tanesi oldu. Allah için gözlerinden yaş akan müminin vücudunun cehennem ateşinde yanması haramdır. . Bir damla gözyaşı ile yanağı ıslanan kimsenin yüzü, hiçbir zaman darlığa düşmez. Kıyamette her şey ölçülür, tartılır. Bunlardan Allah korkusuyla akan gözyaşı, ateş deryasını söndürecek güçtedir. O zaman Allah için gözyaşı döken kimsenin vücudunu cehennem ateşi yakmayacak. Dışardan bakıldığında gözyaşı ama hakikatinde cehennem ateşini söndüren inci tanesi oldu. Bir damla gözyaşı ile yanağı ıslanan kimsenin yüzü hiçbir zaman darlığa düşmeyecek.
Sen Allah için bir damla gözyaşı akıtmışsın, evet, senin yüzün hiç darlığa düşmeyecek. Sen Allah için Allah’ı zikredip gözyaşı akıttığın müddetçe darlık sana uğramayacak. Sen Allah için Allah’ı zikredip gözyaşı döktüğün müddetçe senin yüzün darlanmayacak. Senin kalbin darlanmayacak, senin gönlün darlanmayacak, sen darlanmayacaksın. Hiç kabz hali yaşamayacaksın. Gönlünde büyük bir sürur, yüzünde büyük bir mutluluk olacak. O gözyaşı, seni tabiri caizse hayretten hayrete geçirecek. O zikrullah seni istikamet sahibi yapacak. Hangi perdeye geçersen geç, Lailaheillallah veyahut da Allah veyahut da Hu veya Hay veya Hak veyahut da Kahhar veyahut da Kayyum ismi şerifiyle sen her daim istikamette olacaksın. Bir tarafta gözyaşı, bir tarafta kalbin genişliği ve öyle bir hal olacak, o zikrullahla, o gözyaşıyla Cenab-ı Hak senin kalbine dokunuverecek. Senin iç alemine dokunuverecek. Bir bakacaksın ki kalbinde ayrı bir heyecan, ayrı bir mutluluk, ayrı bir sevinç, ayrı bir haşyet, ayrı bir vakar, ayrı bir perde olacak. Kâh uludağlar gibi seyredeceksin ortalığı, kâh makamdan makama geçip perdeden perdeye geçip Allah’ın varlık üzerindeki sıfatsal tecelliyatlarını yaşayacaksın. Bir damla gözyaşı dışardan halk baktığında gözyaşı görürken senin içinde o maddi manevi inciler gibi oldu. Ağlayın, Buhariden bu, az önceki Beyhakidendir. ‘Ağlayın, ağlayamazsanız kendinizi zorlayın, hüzünlenin.
Kıyametteki azabın dehşetini bilseniz, ayakta duramayacak hale gelinceye kadar namaz kılar, sesiniz kısılıncaya kadar ağlardınız. Ağlayın, ağlayamazsanız kendinizi zorlayın, hüzünlendirin.’ Yani hiç olmazsa ağlıyormuş gibi yapın, yüzünüzü ekşitin. Allah rahmet eylesin, şeyh efendi hazretleri öyle derdi, ağlayamazsanız dahi ağlıyormuş gibi yapın. Hani yüzünüzü buluşturun, yüzünüzü böyle ağlama haline çevirin. Kendinizi Allah için ağlama moduna sokun. Neden? Çünkü o kıyametin hesabını bilseniz, ayaklarınız çözülür, yürüyemez hale gelirdiniz. Hiç olmazsa ağlayanlara benzemeye çalışın. Ağlayanlar sınıfından olmaya çalışın. Zorlayın kendinizi ki Cenab-ı Hak o kıyametin dehşetinden seni muhafaza eylesin, seni korusun. Rabbim muhafaza eylesin.
Tırmizi, Nesai, ibni Mace nakletmiş hadisi Şerifi, Ebu Hureyre’den: ‘Allah korkusuyla gözyaşı döken kişi sağılmış süt memeye dönmedikçe cehenneme girmez. Cihat tozu ile cehennem dumanı asla bir araya gelmez.’ O zaman Allah korkusuyla gözyaşı döken kimse yani bir sağılmış sütün memeye girmesi mümkün mü? Değil. Nasıl sağılmış sütün memeye tekrar geri dönmesi zahiri hukuka uygun değil, mümkün değil ise Allah için gözyaşı döken bir kimsenin de cehenneme girmesi böyle mümkün değil. Yeter ki o Allah için gözyaşı döksün. ‘Cihat tozuyla cehennem dumanı asla bir araya gelmez’, o kimse cihada çıkmış. Ya tebliğe çıkmış, insanlara Kur’an ve sünneti tebliğ ediyor. Bugünün en zor cihat şartlarından birisi, insanlara Kur’an ve sünneti tebliğ etmek, insanlara hayır hasenatı tebliğ etmek, insanlara doğruyu tebliğ etmek, bugünün en zor cihatlarından birisi. Bir de ne var en zor cihatlarından birisi, nefsiyle cihat eden. Yani nefsi onu haramlara, şatafata, şatahata yönlendirirken o kimsenin hakikate kendini yönlendirmesi, Kur’an ve sünnete kendini yönlendirmesi. Herkes heva ve hevesine koşarken herkes ben biliyorum sevdasıyla yürürken herkes şeytanın elinde oyuncak olmuşken o kimsenin nefsiyle mücadele edip Kur’an ve sünneti yaşama ve yaşatma mücadelesi vermesi. Bugün için büyük cihatlardan birisi. Sebep? Vallahi canını vermek kolay, billahi canını vermek kolay. Ölürsün biter hesabın. Bugün islam dünyasında veya dünya üzerinde dini yaşamak zordur. Dini yaşamaktan kastım hakiki dini. Hakiki Kur’an ve sünneti yaşamak. Bugün islam dünyasında ve kâfir dünyada ve bütün dünyada yaşamak zordur. En büyük cihat da budur. Bakın en.. büyük cihat budur. Savaşa çıkarsın, bir bomba gelir, ölür, şehit olursun. bir mermi gelir şehit olursun. Eyvallah! Her gün haramlarla mücadele etmek, her gün deccalist sistemle mücadele etmek, her gün deccalizmin altında dinini yaşama mücadelesi vermek, yemin ediyorum Gazze’den daha zordur.
O yüzden cihat tozuyla yani o kimse kur’an ve sünneti tebliğ edecek yaşayacağım, yaşatacağım diye mücadele ediyor veyahut da bir kimse çıkıyor savaş meydanında kâfirlere karşı cihat ediyor. Gazzelilerin bugün yaptığı gibi Çin’de, doğu Türkistan’daki Müslümanların yaptığı gibi Irakta, Suriye’de Lübnan’da, Libya’da Afganistan’da Pakistan’da veyahut da Türkî cumhuriyetlerde veyahut da Afrika’da, Avrupa’da, Amerika’da, Kanada’da, dünyanın herhangi bir yerinde bir kimsenin Kuran ve sünnet uğruna cihat etmesi, savaş etmesi, eziyet görmesi. Bakın bu bölgelerde Müslümanların kanı akıtılıyor. Avrupa’da Müslümanlar rahat değil, Amerika’da rahat değil, Kanada’da rahat değil, islam ülkeleri gibi görünen yerlerde de rahat değil. Bütün dünya üzerinde yaşayan Müslümanlar, baskı altında, zulüm altında, bütün dünya üzerinde yaşayan Müslümanların kanı, şerefi, namusu, haysiyeti, ayaklar altında. Bütün dünyada böyle. Bakın bütün dünyada böyle ve burda dinini yaşamak, bu dünyada bugün için dinini haykırmak, insanlara anlatmak, din uğruna savaşmak, can vermek, evet, bunlar kolay bir şey değil. Yani düşünebiliyor musunuz, Gazze’de, Gazzeliler kendi topraklarını savunuyorlar işgalci israil’e karşı, dünya ayağa kalkmış, bunlar terörist diyor. Buna çok içerleniyorum, buna çok canım yanıyor. Sebebi şu. Hani yeni daha işte Cumhuriyet Bayramı kutlandı öyle mi? Yani işte oralara girmek istemiyorum şimdi, insanlar kendilerince, kendi dairelerinde işgalcilere karşı mücadele ettiler. Biz onlara terörist diyebilir miyiz şimdi? Benim anne dedem, anne dedem, arkadaşlarıyla beraber hepsini silahlandırmış, kuşandırmış dağa çıkmış, yunan işgaline karşı çıkmak için ve Bayındır’da dedem arkadaşlarıyla, kızanlarıyla yunanlı askerlere hiç rahat vermemişler, savaşmışlar, mücadele etmişler. Orda savaştıkları, mücadele ettikleri için de bunlara istanbul, izmir’de Yunan işte bırakıp gidince bunlar askerlikten muaf tutulmuş, belgelerini alıp gelmişler. Askere çağırmamışlar bir daha onları. Şimdi diyeceğiz ki o teröristti. Kime karşı? Yunanlılara karşı toprağını savundu diye öyle mi? Dünyanın geldiği noktaya bak!
Orda Filistinliler Hamas adı altında toplanmışlar, işgalcilere karşı kendi topraklarını savunuyorlar yüzyıldan beri! Yüzyıldan beri her ailede birkaç tane erkek şehit. Farkında mısınız? Bu katil israilliler çocuk öldürüyorlar ya! Hastaneleri bombalıyorlar, evet onlar da orda tozun toprağın içindeler, cehennem ateşinden muaflar. ‘Her mümin, dağlar kadar günah ile mescidimizde bulunsa ağlayan şu kişinin hürmetine oradakilerin hepsinin günahları affolur.’ Bir meclis düşünün, zikrullah halakası kurulmuş, herkes Allah’ı zikrediyor. Orada birkaç kişi Allah için ağlıyor, birkaç kişi Allah için ağlıyor. Hatta bazen böyle hani bu ne ağlıyor şimdi ya ne vardı da ağlıyor ya! Ham, avam dervişler, derviş adayları ağlayana öyle bakarlar. Ha bu ne
ağlıyor ki ne gördü ki şimdi, ne oldu ki yani! Oysa o kimse Allah için ağladıysa ordakilerin hepsine de ne oldu? Kurtuluşu oldu. Hepsinin de günahları affoldu. Tavaf ediyorlar ya hacılar veyahut da umreye gidenler, tavafta ağlayan var ise hepsi de affoldu. Zikrullah halakasına oturdunuz, orda halakada ağlayan var ise hepsi de affoldu. Camiye gittiniz, namaz kılıyorsunuz, namazda orada ağlayan var ise bütün camide toplanan Müslümanlar affoldu. Ağlayan yok, bu hadisi şerif onları bağlamıyor çünkü melekler ‘Ey Rabbimiz! Ağlayanları ağlamayanlara şefaatçi kıl’ derler. Melekler ne dermiş? Yarabbi ağlayanları, ağlamayanlara şefaatçi kıl. Amin. Buhari’den hadisi şerif: ‘Allah gözyaşı ve kalbin elemi sebebiyle kişiye azab etmez fakat dilini işaret ederek bunun yüzünden azap eder veya bağışlar buyurdu.’
O zaman gözyaşı ve kalbin elemi var ise ne yapıyormuş Cenab-ı Hak? O kimseye azab etmiyormuş. ‘Allah katında hiçbir şey, iki damla ve iki izden daha sevimli değildir. Allah korkusuyla akıtılan gözyaşı damlası ve Allah yolunda dökülen kan damlası.’ iki iz ise Allah yolunda çarpışırken alınan yara izi ve Allah’ın emrettiği farzlardan birini yerine getirmekten kalan kulluk izi. Ben bazen derim ya, ayaklarınızın, erkekler için söylüyorum, sağ ayaklarınızın tam böyle bileğinde hafiften nasır bombeleşti ise siz namaz ehlisiniz. Eyvallah! Eğer iki ayağınızda da o bombelik, o nasır varsa siz o zaman zikir ehlisiniz. işaret. iki dizinin üzerine oturuyorsun ya, iki dizinin üzerine oturunca iki ayağının birden orda bir nasır, bombelik oluşuyor. Yok zikir ehli değilsen ve namazlarını kılıyorsan, erkekler için söylüyorum, sadece sağ ayağınızda o iz var, o bombelik var, Allah bizi onlardan eylesin. Burda daha şey var ama önümüzdeki haftadan devam edelim. “Ben canlar canından şikayetçi değilim, hikaye etmekteyim”, inşallah burdan devam edeceğiz. Haklarınızı helal edin biraz bu ara şikayet gibi olmasın şeker fazla hareket halinde, dilim damağım yapışıyor, o yüzden ikide bir de su içmek zorunda kaldım. O yüzden de hakkınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Tekrar ilan edeyim, 17 Aralık şeb-i arus, Bursa’da bahçe davette olacak. 24 Aralık Gelibolu, şeb-i arus Gelibolu’da olacak inşallah. Yayın, şimdiden ilan edin, canlı tutun her iki şeb-i arus programını ve canlı bir şekilde de herkes yine bu aralık ayında bu iki programa odaklansın. Bu iki programı da inşallah dolu dolu geçirelim Allah’ın izniyle. El-Fatiha maassalavat. Amin. Selamünaleyküm.
https://instagram.com/selmco?igshid=NzZlODBkYWE4Ng==
Tasavvuf Vakfı Merkez
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 6 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-9-0 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh, Yakîn, Kabz. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı