Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 1766-1774. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 1766-1774. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 6 • 6/31

Mesnevî-i Şerîf 1766-1774. Beyitler Şerhi Hakkında

1766-1774. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Selamunaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Rabbim ayınızı, yılınızı, gününüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmeti Muhammedi hakkı hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihat eden kullarından eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmeti Muhammedî Kur’an ve sünneti seniyyeye iman edip Allah yolunda hizmet eden koşuşturanlardan eylesin. Rabbim Ümmeti Muhammed’e kendi katından yardım eylesin. Ümmeti Muhammed’i kafirlerin karşısında bir ve beraber eylesin. Ümmeti Muhammed’i güçlü eylesin. Rabbim israil ve destekleyen her kim var ise devlet, siyasetçi, bürokrat, iş adamı…Ne aklınıza gelirse kimler destekliyorsa hepsini de kahru perişan eylesin. Hepsini de batırsın. Hepsini de yerle yeksan eylesin. Rabbim israil ve destekçilerini inşallahu rahman dünya üzerinden silsin. Filistin’de ve diğer bütün dünyada Müslümanlara zulmeden, Müslümanların kanını akıtan, namusunu, şerefini, haysiyetini yerle bir eden her kim var ise her ne bir sistem var ise her ne bir devlet varsa hepsini de kahru perişan eylesin. Görünmez ordularıyla yardım eylesin. Görünmez ordularıyla Ümmeti Muhammed’e yardım eylesin. Görünmez ordularıyla onları kahru perişan eylesin. Geçen hafta: “Kimin namazında mihrap ve kıblesi Ayn (Allah’ın zatı, cemali) olursa onun tekrar iman tarafına gitmesini ayıp ve kusur bil.” Burayı okuduyduk. Tabi bu biraz şerh etmesi biraz yorucu bir beyitti. Tabii bu minval üzerine hazreti Pir devam ediyor:

“Padişaha esvapçıbaşı olan kişinin, padişah hesabına ticarete girişmesi ziyankârlıktan ibarettir. padişahla birlikte oturan kimsenin padişah

kapısında oturması yazıktır, aldanmaktır. Bir kimseye padişaha elini öpmek fırsatı düşer de o, ayağını öperse bu suçtur.”

Geçen hafta dediydi ya bir kimse mihrabında eğer Cemalullah’ı Allah’ın bu manada cemaliyle cemalleştiyse yani Allah’ı gördüyse onun iman tarafına dönmesi onun için bir zuldür, bir suçtur demişti. Aynı şeyi söylüyor, bunu şerh ediyor. ‘Padişahın esvapçıbaşı olan kişinin padişaha padişah hesabına ticarete girişmesi ziyankârlıktan ibarettir.’ Padişah o zaman için dünyevi olarak en yüksek makam. Tabi burda bunu böyle anlatırken hazreti Mevlana, yani bir kimse Allah’a dost olmuş, bir kimse Allah’a bu manada dostluk sınıfına girmiş, o hem Allah’a dost olacak hem de onun Allah adına böyle dünyevi bir metaya girişmesi, onun dünyevi olarak dünyaya gönül vermesi, bu kabul edilebilir bir şey değil. Ben böyle teker teker sonra daha etraflı buna gireceğim. ikincisinde diyor ki padişahla birlikte oturan kimsenin padişah kapısında oturması yazıktır. Yani sen mahrem odaya girmişsin. Mahrem odaya giren bir kimsenin kapının eşiğinde oturması onun makamı düştüğüne, makamı kaybettiğine işarettir. Üçüncüsü bir kimseye padişah elini öpme fırsatı düşer de o ayağını öperse suçtur. Bu üç beyitle alakalı sabaha kadar konuşsam, örneklesem, islam dünyasında bunun çok örnekleri var. Sufi dünyada da örnekler var.

Yani aslında o halde olmayıp da kendisini o haldeymiş gibi gösterenler, işte böyle kendince ben ona layık değilim terenennileri gibi ama burdaki ana tema şu, sen madem ki padişahla berabersin, padişahla beraber olmanın hâlini yaşa. O zaman padişahla beraber değilsen eşikteysen eşikte olduğunu bil, ona göre davran. Yok, sen eşikten içeri geçtiysen, has odadaysan o zaman has odadaki gibi davran. Eşikteki gibi davranırsan o zaman bu suç. Ya ahmaksın ki ahmak olanı has odaya almazlar ya da küstahsın o zaman küstah olanı da has odaya almazlar. O zaman sen aslında has odada değilsin çünkü her geriye dönüş her geriye dönüş ya senin çok büyük hatalar, yanlışlıklar yaptığına işarettir ya da senin nankör olduğuna işarettir. Allah muhafaza eylesin. Yani bunlar zaman zaman geçmiş peygamberlerin ümmetlerinde de görüldü. Bakara 57: ‘Bulutları üzerinize gölgelik yaptık. Size kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size rızık olarak verdiklerimizin temizinden yiyin dedik. Onlar bize zulmetmediler fakat kendi kendilerine zulmediyorlardı.’ Ayet 61: ‘ O zaman siz şöyle demiştiniz. Ey Musa! Bir çeşit yemeğe dayanamayacağız. Rabbine dua et de bize yerin bitirdiği sebze, hıyar, sarımsak, mercimek, soğan versin.’ Musa, kavmiyle beraber firavunun elinden kurtuldu, çöle geçtiler. Çölde onlar sordular ne yiyip içeceğiz diye. Musa aleyhisselam da Cenab-ı Hakka yalvardı, dua etti ve Cenab-ı Hak Musa’nın kavmine cennet nimetleri indirmeye başladı. O cennet nimetlerini

yerlerken işte bıldırcındır, cennet helvasıdır, cennet pişmiş etidir, cennet sofrası. Onlar o cennet meyveleri, cennet sebzeleri, cennet yemekleri yerlerken bu şimdiki pis israil’in ataları, Musa’ya dediler ki biz her gün bunu mu yiyeceğiz! Rabbine söyle biz yerden gelen soğan sarımsak yemek istiyoruz. Bunlar çünkü şimdi bu tarafa devşirerek olursak bir sufi, cennet sofrasına otururken heva hevesine uyup geriye dönmesi ordan. Siz dünyada otururken cennet bahçelerine uğrayınız. Ya Resulallah! Dünyada cennet bahçesi var mı? Evet. Neresi? Zikir halakalarıdır ve cennet bahçelerine uğradığınızda orda cennet nimetleriyle nimetleniniz. Ya Resulallah, cennet nimeti ne? Orda sizin zikretmekliğiniz.

Şimdi bir kimse zikir halakasını terk ettiyse işte Musa’nın kavmi gibi o manevi atmosferi, o cennet bahçesini terk etti. O heva ve hevesine düştü. O nefsine uydu. O allah’ın cemaliyle cemalleşirken Allah’ın kelamıyla kelamlaşırken nefsine uydu, çekti gitti. Onun için ne oldu? O padişahın sofrasında otururken padişahın sofrasını terk etti. Padişahın sofrasına hainlik etti, nankörlük etti. Bakın nasıl Musa’nın kavmi cennet nimetleriyle nimetlenirken soğan sarımsak istediler, cennet nimetine karşı küstahlık ettiler, Allah’a haşa küstahlık ettiler, peygamberlerine küstahlık ettiler. Bakın, bu Yahudilerin küstahlığı bitmedi. Zaman geldi, isa aleyhisselam peygamber oldu, isa aleyhisselam peygamber olunca yanındaki havariler isa’yı imtihan ettiler. Dediler ki Maide, 112: ‘Hani havariler, ey Meryem oğlu isa, Rabbinin gökten bize bir sofra indirmeye gücü yeter mi, demişlerdi. O da, eğer iman ediyorsanız Allah’tan korkun, demişti. 113 ayet: ‘Bunun üzerine dediler ki ondan yemeyi kalplerimizin huzura kavuşmasını senin bize doğru söylediğini bilmeyi ve o sofraya şahitlik edenlerden olmayı istiyoruz.’ 114. Ayet: ‘Meryem oğlu isa şöyle dedi. Ey Rabbimiz olan Allah’ım! Gökten bize bir sofra indir ki bize bizden öncekilere ve bizden sonrakilere bir bayram olsun ve senden bir mucize olsun. Bizi rızıklandır. Sen rızık verenlerin en hayırlısısın. Ayet 115: ‘Allah ben o sofrayı size indireceğim fakat bundan sonra sizden kim inkar ederse alemlerden hiç kimseye yapmadığım bir azapla onu azaplandırırım, dedi.’ Gün geldi isa aleyhisselam peygamber oldu. isa aleyhisselam peygamber olunca yanındaki havariler dediler ki, çünkü ben-i israil peygamberi o da, nasıl Musa’ya cennet nimeti geldiyse Allah ona cennet nimeti gönderdi, senin de peygamberliğinin delili olsun, senin de peygamberliğinin bir mucizesi olsun. Rabbine söyle bize sofra indirsin ve isa aleyhisselam da Cenab-ı Hakka yalvardı ve sofra indi mi? Evet. Ama sofra indi Cenab-ı Hak sofrayla beraber onlara da ölçü koydu.

Dedi ki bu sofradan saklamak bu sofradan saklamak ve biriktirmek maksadıyla hiçbir şey almak yok. Bir, saklamayacaklar, iki biriktirmeyecekler.

Öyle ki sofrada yemek bitmiyor ve sofrada yemek bitmeyince habire yiyor herkes. Gelen yiyor giden yiyor. Tabii isa aleyhisselam ne kadar fakir fukara, hastalıklı kimseler var ise onların hepsini de sofrasına davet etti. Bütün fukaraları, o bölgede olan ne kadar fakir varsa ne kadar garip gureba varsa ne kadar böyle hasta olan varsa ne kadar sıkıntıda, ne kadar dertte gamda kim var ise isa aleyhisselam herkese haber saldı. Bütün herkes geliyor, yiyor içiyor ama sofralarda nimet bitmiyor. Arkası ardına kesiliyor ve o yiyenler ayriyeten de bir peygamberi mucize olarak sağlığına kavuşuyor. Cüzzamlılar yiyor, cüzzam hastalığından kurtuluyor. Körler yiyor, körlükten kurtuluyor veya felçliler yiyor felçten kurtuluyor, fukaralar yiyor, fukaralar bir müddet sonra zengin oluyor anında, bir, birkaç gün sonra zengin oluyor. Yani sofradan yiyenin ne derdi var ise ne sıkıntısı var ise herkes o derdinden ve sıkıntıdan kurtuluyor ve o toplumun, o toplumun entelektüel takımı, zengin takımı bundan rahatsız oluyor. Bundan rahatsız olunca bunu inkar ediyorlar. Bunları inkar edince enteresan bir şey, bakın enteresan bir şey, inkar edenlerin hepsi de domuz suretine bürünüyor. Tekrar ediyorum, isa aleyhisselamın bu mucizesini inkar edenler domuz suretine bürünüyor ve domuz suretine bölündükten sonra onlar normal domuz suretinde, isa aleyhisselam onları tanıyor. isimleri neyse, isim olarak onlara hitap ediyor ama onlar isa aleyhisselama cevap veremiyor ve isa aleyhisselamın mucizesini inkâr ettiklerinden dolayı domuz suretinde, bunlar üç yüz küsür kişi. Toplum bunları görünce isa aleyhisselamın mucizesini inkar etmekten uzak duruyorlar ama herkes yiyor içiyor hâlâ daha. Bakın yiyor içiyor. Bu üç yüz tane entelektüel, üç yüz küsür tane entelektüel ve zengin kısım, hani böyle bir şey olur mu? Çünkü bunların toplum içerisindeki makamları sarsılıyor böyle olunca. Bunu inkar ediyorlar, bu olmaz böyle bir şey deyince Cenab-ı Hak ibreti alemlik onları domuz suretine benzetiyor, çeviriyor ve bunlar ibretlik olarak üç gün domuz suretinde yaşıyorlar ve üç gün sonra bunlar domuz suretinde topluca ölüyorlar. Bakın topluca ölüyorlar. Domuz suretinde olanlar birbirleriyle evlenemeden, çocukları olmadan, kadınlı erkekli üç gün sonra hepsi de ölüyor.

Demek ki bir Allah’ın nimetine, Allah’ın keremine, fazlına duçar olan bir kimse ona hainlik yapar, ona nankörlük yaparsa o da manada domuz suretine döner. Sen peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin yolunda yürürken hainlik eder nankörlük edersen senin de suretinin ne olacağı belli değil ve o kimseler böylece helak olup gidiyorlar ve bir kimse, bu derviş kardeşler için sufiler için burası, bu üç beyitten anladığımız şu, benim kendimce. Eğer sen Allah’a yakînliği bulmuşken, zati tecellilere mazhar olmuşken, ordan geri dönmek, ordan geri dönmek onun için büyük bir zuldür ve

o hal ile hallenen yani geçen haftaki beyite göre her nereye yönelirse Allah’ın yüzü oradadır ayeti kerimesinin tecelliyatına mazhar olan bir kimsenin ordan geri dönmesi, ordan geri dönmesi, ordan oturup hazreti Pir’in dediği gibi hani tacirliğe kalkınması, ordan geri dönüp sultanın huzurunda huzurullahtayken kapının eşiğine gitmesi, sultan ona elini uzattığı halde o kendi heva ve hevesine uyup onun ayağını öpmeye kalkması onun ne yazık ki küstah olduğunu gösteriyor ve o ya da tabiri caizse derece kaybedenlerden oluyor. Heva hevesine uyup derecesini makamını yitirenlerden oluyor. Hani bazen şeyhimi ayrı tutaraktan söylüyorum. işte bir kısım sufiler ama cahilliklerinden ama kendi kendisine gizli kibirliliklerinden ona bir vazife verilir, bir görev verilir, ben buna layık değilim de layık olan kardeşlere verin de derler ya! O aslında ya cahildir ya da kibirlidir. Sebep? Sana bir taltif edilmiş, sana bir vazife verilmiş, sana bir hizmet kapısı açılmış. Sen kendi kendine ben yapamam diyorsun! Hatta bunu daha ileri götürenler oluyor ya. Yok işte makam toplanmış ona şeyhlik verelim demişler. O da ben layık değilim demiş. Ondan sonra Hazreti Peygambere demiş bir de bunu! Bunu söylerler ya, hal olarak. Şeyhimi ayırıyorum. Sen kimsin!

Hazreti peygamber sallallahü ve sellem hazretleri sana bir vazife verecek de sen ben layık değilim diyeceksin! Yani hazreti Peygamber haşa heva hevesinden mi konuştu? Kime ne verileceğini bilmedi mi? Senin layık olup olmayacağını bilmedi mi? Ayeti kerimede peygamber ne verdiyse alın derken senin yaptığın bu küstahlığın dik alâsı değil mi? Bu senin yaptığın kendince tevazuymuş gibi gösterirken Muhammedi Mustafa’nın sallallahu ve sellem Hazretleri’nin maddede de manada da sözünü havada bırakmak değil mi? Sana peygamber elini uzatmış, sen kimsin de ben layık değilim deyip de onun elini öpmeyecek veyahut da bir mürşidi kamil sana bir vazife vermiş, sen kimsin ki ben buna layık değilim deyip de vazifeyi reddedecek! Bunlar ya cehaletten kaynaklanır ya da gizli küstahlıktan, kibirlilikten kaynaklanır. Cehaletten kaynaklanıyorsa nasihata ihtiyaç vardır. Hadi bunu bir kimse naz niyaz etti, şeyhine söyledi, eyvallah diyelim. Sen manada hazreti peygamber sallallahu ve sellem hazretlerine nasıl böyle bir şey söylersin! Hiç mi yol yordam görmedin! Hiç mi adap erkan görmedin! Bir şeyhe dahi itaat edilmesi gerekirken, tabi olunması gerekirken seni şeyh has odasına alırken sen nasıl böyle bir şey yaparsın! Bir şeyhe dahi, bir mürşidi kamile dahi yapılması nankörlüğün dik alası! Kibirliliğin dik alasıdır. Sen bunu yapamazsın, bunu söyleyemezsin, reddedemezsin. Bunu aklından bile geçiremezsin. Öyle yapıyorsan sen direk o şeyh efendiye küstahlık yaptın. Öyle yapıyorsan eğer hazreti peygamber sallallahü ve sellem hazretleri sana bir vazife verdi de sen kalkıp da ben layık değilim dediysen ya yalancısın öyle bir hâl

görmedin, kendi kendini havalara katmak için böyle bir şey söylüyorsun, yalancısın yani ya da hayalini hal olarak algılıyorsun ya da hayalini hal olarak algılıyorsun, ikisinden biri. Allah muhafaza eylesin. O yüzden sen has odaya girdiysen gözünü eşiğe dikme. Sen o padişahın sofrasına oturduysan sen o sofranın adabına, erkanına uy. Seni has halakaya aldıysa ister üstadın almış olsun ister pir efendiler alsın, isterse Cenab-ı Hak alsın, sen oranın adabına erkanına uy, nefsine uyma, heva hevesine uyma, kibirliliğe düşme, kendinde bir şey varmış zannetme ama sen o oturduğun sofranın adabına erkanına uy veyahut da seni birisi elinden tutup bir odaya kattıysa o odanın adabına erkanına uy. Sana birisi bir vazife verdiyse o vazifenin adabına erkanına uy, nefsine uyma. Allah muhafaza eylesin.

“Her ne kadar ayağı baş koymak da bir yakınlıktır fakat el öpme ya-

kınlığına nispetle hatadır, düşkünlüktür”

Yani sen elini öperken normalde gidip de senin ayağını öpmeye çalışman senin düşkünlüğüne işaret, senin makamı kaybettiğine işaret. Sen normalde evet, evvelkine nispet sen bir çıt aşağıdasın. Önceden elini öpüyorsun, şimdi kendince ayağını öpmeye çalışıyorsun. Ayağını öpmeye çalışırken o senin çenenden tutmuş kaldırmış yukarı, elini öptürmüş sana. Bunu nimet bil. Bunun kadrini kıymetini bil. Burdan aşağı düşmemeye çalış. Yok sen kendi kendine yine aynı terenenniye gidip ben layık değilim deyip de ayağını öpmeye çalışmak küstahlıktır, kibirliliktir. Allah muhafaza eylesin çünkü hazreti peygamber için Cenab-ı Hak dedi ki, peygamber size ne verdiyse alın, itiraz etmek hâşâ peygamber sallallahu ve sellem e itiraz etmek çok büyük bir küstahlıktır. O kimsede ne manevi hâl kalır, ne manevi perde kalır onda. Çok büyük küstahlıktır. Allah muhafaza eylesin.

“Padişah, birisi yüzünü gördükten sonra başkasına meylederse kıskanır.”

Padişahın yüzünü görmüşsün, padişah diyor yüzünü birisine gösterdiyse artık o kimsenin başkasına bakması kabul edilebilir bir şey değildir. Lokman ayet 22: ‘Kim iyilik yaparak yüzünü Allah’a çevirirse muhakkak sapasağlam bir kulpa sarılmıştır. O zaman sen kendini teslim etmişsin Allah’a, Allah’a teslim etmiş ve Allah da sana cemalini göstermiş. Cemalini sana göstermiş, hediye etmiş, lütfetmiş, ikram etmiş. Artık senin ordan yüzünü başka bir yere çevirme lüksün yok. Senin artık yüzünü başka bir yere döndürme lüksün yok. Sana mahremini açmış. Sana mahremini açtıysa senin kalkıp da yüzünü başka bir yere döndürme, yüzünü başka şeylere çevirme, kalbinin içerisine dünya sevgisi koyma lüksün yok. Sen artık Allah’la her an ve an cemalleşmenin yolunda yürü çünkü sanat sırrını göstermiş, sana mahcemâlini göstermiş. Sana Cemal sıfatının tecelliyatını yaşatmış. Senin artık ordan geri dönüşün yok. ordan geri dönüşün senin küfründür, ordan

geri dönüşün senin küfündür. Başkasının hatasıdır, kusurudur ama Allah’la cemalleşen bir kimsenin yüzünü başka bir yere çevirmesi onun küfrüdür. Müzemmil, ayet 8: ‘Rabbinin adını zikret ve sadece ona yönel.’ Artık sen onun cemaliyle cemalleşmişsin. Sen her perdede onu zikretmekle mükellefsin ve sadece ve sadece ona yönelmekle mükellefsin. Sadece ve sadece! Çünkü sen yüzünü Allah’a döndürmüşsün. Allah da cemalini sana tecelli ettirmiş. Sen Allah’a bir adım gelirsen o sana on adım gelir. Sen ona on adım gelirsen o sana yüz adım gelir. Sen ona yüz adım gelirsen o sana koşar. Senin ordan geri dönüşün yoktur artık. Sen ordan başka bir yere dönemezsin. Her baktığında onun cemalini, her konuştuğunda onun kelâmını işitmekle memursun ve sen onun zikrinden başka bir şey, onun zikrinden başka bir şeyle hemhal olamazsın ve yönünü başka bir yerlere döndüremezsin. Artık senin yönün Allah’tır. Yönünü başka yere döndürmeye kalkarsan ibreti âlem için helak olursun. O yüzden isa aleyhisselamla alakalı domuz kıssasını konuştum önceden. Yüzünü başka yere döndürülenler ve maneviyata bu manada belli bir noktaya gelip de ordan ters dönenler bilmiş olsunlar ki manada domuz suretine bürünürler. Bilmiş olsunlar, manada domuz suretine bürünürler. Rabbim muhafaza eylesin.

O yüzden bir kimse Rabbine yönelince başka bir yön araması başka bir şeyle iştigal etmesi onun için Allah muhafaza eylesin, helakına sebep olur ve Zümer 54: ‘Size azap gelmeden önce Rabbinize yönelin ve ona teslim olun. Son, hani köprüden önce son çıkış var ya, son çıkış, son çıkış bu. Azap gelmeden ona yönel. Tövbe et, geri dön, teslim ol ve yapmış olduğun her şeyle alakalı Allah’a yalvar yakar. O tövbeleri kabul edendir. Yanlışlıkların, eksikliklerin, kasten yaptıkların veyahut da elinde olmadan, bilmeden yaptıkların için tövbe et, Allah’a yalvar yakar, geri dön. Yoksa sonun hüsrandır. Sonun helaktır. Allah muhafaza eylesin. O Yüzden Allah’ı seviyorum demek bir davadır. Buna şahitlik gerekir ve Allah’ı seviyorum diyenlerin ondan başkasına bakması, ondan başkasına itaat etmesi, ondan başkasına yüzlerini çevirmesi caiz değildir, uygun değildir. Allah’ı seven her an Allah’ın cemaliyle cemalleşme derdine düşmeli ve her an Allah’ı zikredip ona yönelmeli, ona teslim olmalı ancak onun Allah’a yönelmesi tam olarak tecelli eder ve o da sana yöneldiyse sen ona yöneldin. O da sana yöneldi. Sen ona yöneldin o da sana yöneldi. Artık senin başka bir yere bakman, gönlünde Allah sevgisinden başka sevgi tohumu ekmen, Allah’ı kıskandırır. Allah, dostlarını kıskanır. Allah müminleri kıskanır. Müminlerin gönüllerinde kendi sevgisinin, habibinin sevgisinin, dostların sevgisinin, eşinin çocuklarının sevgisinin, bunlar şey değildir, ne o, haram değildir. Bunların sevgisi olur, hatta

eş ve çocuklara muhabbet edilir. Üstat sevilir. Ondan fazla hazreti Muhammed’i Mustafa(s.a.v.) sevilir. Ondan fazla da Allah sevilir celle celaluhu.

O zaman senin kalbinde artık dünya sevgisi, makam sevgisi, para pul sevgisi, senin artık kalbinde Allah’ın sevmediklerinin sevgisi olmaması gerekir. Bu dünyayı terk etmek, parayı pulu terk etmek değildir, sevmeyi terk ederiz biz. Biz şedit bir sevgiyle Allah’ı severiz. Biz şedit bir sevgiyle Muhammedi Mustafa’yı sallallahu aleyhi ve sellem i severiz. Biz şedit bir sevgiyle üstadımızı severiz, müminleri severiz. Biz eşimizi de severiz, çocuklarımızı da severiz, biz kardeşlerimizi, arkadaşlarımızı da severiz ve Allah için severiz. Allah için dostluk kurarız. Allah için birbirlerimize muhabbet besleriz. Biz üstadımızı da Allah için severiz. Biz eşimizi de çocuklarımızı da kardeşlerimizi de Allah için severiz ve o Allah için olan sevgimizi asla kaybetmeyiz. Çocuğumuz bize baksın diye sevmeyiz. Eşimiz bize hürmet etsin, bize baksın çorba pişirsin diye eşimizi sevmeyiz. Biz kardeşlerimizden faydalanmak için kardeşlerimizi sevmeyiz. Bizim sevgimiz Allah içindir. Allah’ın velilerini de Allah için severiz. Biz peygamber sallallahu ve sellem hazretlerini de Allah için severiz. Biz Allah’ın haricinde ne var ise hepsini Allah için severiz. Hepsini de. Biz Allah dostlarını da Allah için severiz. Öyle olunca ordan geri dönmek yoktur artık. Ordan geri dönmek zuldür. Allah muhafaza eylesin.

“Allah’ın gayreti buğdaya benzer.’ (Burdaki gayret kıskançlık.) Harmandaki saman da insanların kıskançlığıdır. Kıskançlıkların aslını haktan bilin. Halkın kıskançlıkları şüphe yok ki Allah kıskançlığının fer’idir.”

Hazreti Pir, Cenab-ı Hakk’ın hakkın kıskançlığını, buğdaya benzetiyor. Halkın, insanların kıskançlığını da harmandan arta kalan samana benzetiyor. Saman aslında harmanın posasıdır. Asıl kıymetli olan nedir? Buğdaydır ama samanda o harmanın artığıdır. Yabana gider mi? Gitmez. işte hazreti Pir diyor ki Cenab-ı Hakk’ın kıskançlığı buğday gibidir, kıymetlidir ve saman da o kıymetli buğdayın posası hükmündedir. Asıl kıskanç olan Allah’tır, Haktır ve kıskançlığın sıfatsal tecelliyatı, Allah’a aittir çünkü kıskançlık Allah’ın sıfatıdır. Bir kimsenin eşini kıskanması Allah’ın sıfatıyla sıfatlanmasıdır. Çocuğunu kıskanması, Allah’ın sıfatıyla sıfatlanmasıdır. Kardeşlerini, dergâhını, şeyhini kıskanması Allah’ın sıfatıyla sıfatlanmasıdır. Arkadaşlar, kardeşler burdaki kıskanmak, cama çıkma, perdeye çıkma demek değildir. Burdaki kıskançlık onu korumak, muhafaza etmek, onun ihtiyaçlarını görmektir. Kardeşinin koluna girmektir. Ona destek olmaktır. Onun ayıplarını örtmektir, hatalarını kusurlarını örtmektir. Ona Allah adına nasihat etmektir. Onu kıskanmak demek, onu kimseyle paylaşmamak demek değildir. Allah’ın kıskanması, o kıskandığı dostunu korur. O yüzden der kim benim

velime savaş açarsa bana savaş açmış gibidir der. Bu, Allah’ın kıskanmasıdır. Velilerini çarçur etmez. Peygamberlerini çarçur etmez. Müminleri çarçur etmez. Müminlerin velisidir. Kim bir mümine zarar vermeye kalkarsa Allah der ki bana zarar verdin. Allah onun intikamını alır. Kim peygamberine, onun peygamberlerine zarar vermeye kalkarsa Allah onun intikamını alır. Kim Allah’ın velilerine, dostlarına düşmanlık ederse Cenab-ı Hak hadisi kutside yırtıcı bir hayvanın avından aldığı intikam gibi Allah da ondan intikam alır der. bu Allah’ın kıskançlığıdır. Allah dostunu kıskanır. Dostlarını kıskanır ve onları korumaya, onları muhafazaya alır. Sen onun başındaki belaya, musibete, onun başındaki derde, onun başındaki gama kasavete bakıp da Allah bunu korumuyor zannetme. O aşıkla maşuğun arasındaki cilvelenmedir. O aşıkla maşuğun arasına da girme. Ona hastalığın en fazlasını verebilir, ona derdin en fazlasını verebilir, ona sıkıntının en fazlasını verir. Sen aldanma. O hastalığı o verir ona ama sen onun hastalığıyla dalga geçersen seni parım parım parçalayı verir çünkü hastalığı veren odur. Sen onu hastalık olarak görürsün. O kendi içinde onun için o nedir? Cilvelenmektir. Sevgili sevgilisiyle cilveleniyor. Cilvelenirken ısırır da cilvelenirken canını da acıtır. Oh bile demeyeceksin. Hatta tebessüm edeceksin. Ne güzel ısırdı diyeceksin. Ne güzel canımı acıttın diyeceksin. Ne güzel beni yakın buldum ki canımı acıttın. Beni kendine yakın gördün ki istediğini istediğin gibi yapıyorsun diyeceksin. Kendini teslim edeceksin.

O istediğini istediği gibi yapacak senin üzerinde. Sevgili olmak bunu gerektirir. Yok buramı acıttın yok buramı incittin yok sen buramı kırdın yok sen buramı döktün, o sevgiliden şikayettir. Şikayet edenin aşk meydanında işi yoktur. Şikayet edenin dergahımızda da işi yoktur. Sen şikayet edeceksen git kendine uygun bir cemaat bul. Burası şikayet edilecek yer değildir. Burda başına ne gelirse gelsin, eyvallah deyip dondurma yalar gibi yalayacaksın. ister kış gününde sana dondurma yalatsın ister yaz gününde senin ağzına kaynar sular döksün. Sen onu sevgiliden geldi deyip yüzünü bile ekşitmeyeceksin. Sevgiliden geldi deyip tebessümle onu karşılayacaksın. Üstadımın bana dediği gibi bir dizine dedi ateşten kor dökecekler, bir dizine de dedi gül yağı dökecekler. Her ikisini de bir görmezsen kemale eremezsin Mustafa Efendi, demişti bana. O zaman kor ateş döktükleri zaman of aman demeyeceksin, gül yağı döktükleri zaman da oh ne kadar güzel, gül yağına kavuştum da demeyeceksin. Kor ateşi de seveceksin gül yağını da seveceksin. Isırsa da seveceksin öpse de seveceksin. Yerden yere vursa da seveceksin, arş-ı alâda dolaştırsa da seveceksin, arşı alâda dolaştırsa da seveceksin. Seni avamın ağzına sakız etse de seveceksin, meleklere dua ettirse de seveceksin. O seni kâh avamın ağzında sakız eder dedikodunu yaptırır

kâh arş-ı alada meleklerine dua ettirir. Arş-ı alânın meleklerine dua ettiren de odur, avamın ağzına seni sakız edip de çiğneten de odur. O zaman senin kalkıp da bunlara itiraz etme hakkın olmaz ve Allah bu manada müminlerini, dostlarını, peygamberlerini kıskanır ve kıskanma sıfatı direkt Allah’a aittir. Hani hazreti peygamber sallallahu ve sellem hazretleri bir sahabesine dedi ya, o kıskançtır, ben de kıskancım. Allah benden de kıskançtır, dedi. Evet, Davud aleyhisselama şöyle vahyetti Cenab-ı Hak: ‘Günahkârlara benim affedici olduğumun müjdesini ver. Özü sözü doğru kullarıma da benim kıskanç olduğumu hatırlat. Günahkarlara benim affedici olduğunun müjdesini ver. Ey günah işleyen Allah’ın kulları! Dönün Allah’a tövbe edin.’ Kim Allah’a tertemiz, ihlaslı bir şekilde tövbe ederse hiç günah işlememiş gibidir. Haşa Allah’ın dininin sahibi ben değilim. Kur’anı ben indirmedim. Ben Allah’ın dinini aktarıyorum. Çıplak! Ben Allah’ı anlatıyorum. Çıplak! Kimse Allah’ın affediciliğinin üzerine laf söyleyemez. Kim tövbe eder geri dönerse Allah onu affeder. Bin kere tövbe etse bin sefer tövbesini bozsa bin birincide yine tövbe etse Allah yine affeder.

Sen tövbe etmekten bıkarsın, Allah seni affetmekten bıkmaz. Sen zikretmekten bıkarsın sen zikrettiğin müddetçe Allah seni zikretmekten bıkmaz. Sen bütün gününü onun cemaliyle geçirmek istesen, sen nefsine uyar heva hevesine uyar, bir an o halden düşersin. Ayrı bir perdeye geçersin. Allah sana cemalini göstermekten bıkmaz. Bir mani perdesi gelir, sen ahu efgan edersin. Ahu efgan ettiğin yerde mani perdesinin içerisinde Allah yine cemalini verir. Allah yine cemalini verir sana. O yüzden ama Allah kıskançtır. Sen geri dönme, Allah kıskançtır. Sen başka bir cemalde, başka bir cemalde başka bir cemal arama. Sen her cemalde onu seyret. Her kelamda onu dinle. Odur kelamın sahibi. Kelamın sahibi odur. O yüzden sen asla ve asla kulağını şeytana verme. Asla ve asla kalbini şeytana teslim etme. Asla ve asla heva ve hevesine uyma. Kendi kafandan din çıkarma, kendi heva ve hevesinden sufilik yolu da çıkarma. Otur iki dizinin üstünde dinle. Otur iki dizinin üstünde tabi ol. ihlasla samimiyetle Allah’a yönel, Allah’a teslim ol ve Allah’ın hududunu aşma. Allah haddi aşanları sevmez çünkü. Allah muhafaza eylesin. Allah her anlamda, her anlamda, her perdede, yani onlar şimdi yeni dilde boyut diyorlar ya, eski dilde perde, ben eski dil kullanacağım boyutta demeyeceğim. Perde, Allah her perdede kıskançtır. Allah sadece velilerine kıskanç değildir. Allah her perdede kıskançtır çünkü o istenilendir, dua edilendir, tövbe edilendir, o sevilendir. O yüzden Cenab-ı Hakk’ın kıskanç olmadığı hiçbir perde hiçbir tecelliyat yoktur. Kendi kendinize sufilik âleminde kendi kendinize ölçü çıkarmayın. Şu perdede yoktur demeyin. Her perdede her anda onu zikredip onun cemaliyle cemalleştiğinizi hissedin.

Diyeceksiniz ki insanların cemalinde de mi? Evet. Evet, yerin de göğün de nuru Allah’tır, yerin ve göğün de Rabbi Allah’tır, yerle göğün arasından her ne var ise hepsinin de Rabbi Allah’tır. Sizlerin de benim de Rabbi Allah’tır. Senin de benim de! Sıfatsal tecelliyatlar Allah’a aittir. O zaman Allah’ın sıfatsal olarak tecelli etmediği hiçbir perde, hiçbir varlık, hiçbir cisim, hiçbir hücre, hiçbir atom, hiçbir element yoktur. Allah hepsine de tecelli eder. Allah hepsine de tecelli eder ve Allah bütün varlık alemini komple sıfatlarıyla donatmıştır. Varlık aleminde sıfatının tecelli etmediği zerrenin zerrenin zerrenin zerrenin zerresi dahi yoktur. En küçücük hayale dahi, sizin hayalinize dahi tecelli eden odur. ister nefsani olsun ister rahmani olsun, bütün hayallere tecelli eden odur, bütün akıllara tecelli eden odur, bütün varlığa tecelli eden odur. O yüzden o varlığın her derecesinde, varlığın her perdesinde kıskançtır, her perdesinde. O yüzden acaba şurda mı burda mı diye kafamızdan bir şey geçirmek boş muhabbettir.

“Bunu anlatmayı bırakayım da o, on gönüllü hercai sevgilinin cefa-

sından şikayet edeyim”

Yani bu kıskançlığı anlatmayı bırakayım, bu kadar kıskançlık anlattığım yeter diyor Pir efendi. Artık diyor o on gönüllü hercai sevgilinin cefasından şikayet edeyim. Hazreti Pir diyor ki bu kıskançlık meselesinin şerhini bıraktım, bunu artık şerhetmeyeceğim. Bu kadar şerh ettiğim yeter dedi. Artık o on gönüllü olan hakiki maşuğun, hakiki sevgilinin aşıklarına olan cefalarından şikayet edeceğim. Her an ayrı bir tecelliyatta, her an her perdede, her perdede ayrı bir şe’nde olan ve ayrı perdelerde ayrı ayrı kendisine aşık olanlarla cilvelenen o maşuğun cilvelerinden bahsedeyim. Çünkü aşıklar cefaya cilve olarak bakarlar. O cefayı, cilve olarak görürler. Cefayı bir zul olarak görmezler çünkü maşuk aşığıyla cilvelenir. Kâh çok yakınmış gibi ona hissettirir kâh ona çok uzakmış gibi hissettirir. Aşık çok uzakmış gibi kendini hissedince feryadı figan eder. Onun feryadı figanı arş-ı alâyı sallar. Yakınlık da uzaklık da önce duygudur, hakikat değildir. Yakınlık, uzaklık duygudur. Duygu olarak kâh aşıklar kendilerini çok uzak görürler kâh yakın görürler. Bu dervişlerde de vardır. Siz şimdi böyle söyleyince kendinizce bunu daha iyi anlayacaksınız. Derviş kâh kendini şeyhinden uzak görür. Der ki şöyle hata yaptım, şöyle yanlış yaptım, şöyle eksik yaptım, ben gözden düştüm, uzağım der. Kâh böyle coşar, Fırat nehri gibi, sanki üstadının kalbinin ta göbeğinde yaşıyormuş gibi yaşar. Bu iyice hakikate erdiğinde bir göbeğinde oturursa der ki her uzak düştüğünde ben onun göbeğindeyim der. Heva hevesinden olmadığı müddetçe doğrudur. işte hazreti Pir diyor ki artık cefasından şikayet edeyim. Bu kıskançlık şerhini bitirdim.

“Feryat edeyim çünkü feryat ve figanlar hoşuna gidiyor. Feryad edeyim, feryat ve figanlar o sevgilinin hoşuna gidiyor. İki alemden de ona ancak feryat ve figan lazım.”

Aşığın feryat ve figan etmesi o sevgilinin hoşuna gidiyor. Sevgilinin hoşuna gidince feryat ve figan edecek onun önüne perdeler koyuyor. Aşığın ağlaması, feryad ve figan etmesi, göz kirpiklerinden yaş yerine kan akıtması ona tat veriyor. Göz kirpiklerinden yaş yerine kan akıtması ona tatlı geliyor. Hatta öyle yapıyor ki senin gözünden kan akarken öpüp göz kanını senin gözünden alıp kendi gözüne sürme yapıyor. Nasıl feryad figan edip kirpiklerinden kan akıtmazsın! Nasıl feryat figan edip geceni gündüz etmezsin! Nasıl feryat figan edip gündüzünü gece etmezsin! Sen feryat figan ettikçe onun hoşuna gidiyor. Madem ki onun hoşuna gidiyor sen her daim feryat figan perdesinde dur. Feryat figanda duranı seviyor.

“Ahhh! Aşıkların senin ayrılığından her an feryat figan etmekte. Aşıkların feryat figan etmesinde ne yapsın! Yakup kendi oğlu Yusuf’u kaybettikten sonra feryadından figanından halk rahatsız oldu da gitti çölün ortasına hurma dallarından bir çardak etti. O çardakta oturdu feryat figan etti de o çardak hüzün çardağı oldu. Sen de gece çardağını kur da o sevgiliden ayrı düşmenin feryadını figanını, o sevgiliden ayrı düşmenin acısını yaşa. Yakup nasıl Yusuf’un feryadına düştüyse sen de o güzeller güzeli, nazlı sevgilinin feryadına yapış. Ne yapayım ahu zarından feryadından figanından nerelere gideyim. Sen feryadı figanı sevdiğinden beri aşıkların feryat figan etmede, ağlamada sızlamada. Ahhh feryat üstüne feryat, bu şuh, bu cilveli, bu alemi birbirine katan, her an her şeyi ayrı ayrı var edip yok eden. O kara kaşlı kara gözlü selvi boylu endamlımı endamlı, edalımı edalı! Ne tarafa dönsem hayali karşımdan ayrılmayan sevgiliden ayrıyız diye nasıl feryat figan etmeyelim! O endamlı güzeli seyretsek dahi hasretinden nasıl feryadımıza feryat, figanımıza figan katmayalım. Madem ki seviyorsun aşıkların feryat ve figanını her dem, her perdede, aşıkların sana feryat figan etmede olacak. Ne zamana kadar? Ebedi feryat ve figan, madem ki sen seviyorsan feryat ve figanı. Selamünaleyküm 1775. Beyitten: ‘Onun macerasından acı acı nasıl feryat etmeyeyim ki? Sarhoşlarının halkasına dahil değilim. Onun gözünden ayrı, güne gün katan yüzünün vuslatından mahrum bir haldeyken nasıl gece gibi kapkara olmam! Onun hoş olmayan şeyi de benim canıma hoş geliyor. O gönül inciten sevgilime canım feda olsun.’ El-Fatiha maassalavat.

Bunu açıklamıştım, böyle izleyenler herhalde izliyordur gene, böyle mail yoluyla işte beyitlerin şerhini diğer şerhlerden bulamıyoruz diye mail atıyorlar. Artık onlara cevap vermeyeceğim çünkü kaç sefer burdan ilan ettim ve yazdım da onlara. Dedim ki ben şerhlerden faydalanmıyorum. Zaten takip

edenler de görürler, ben mevcut şerhlerden şerh etmeyi de çok uygun görmüyorum. Kendimce uygun görmediğimden dolayı ben kendimce hasbel kader beyitleri anladığım veya gönlüme geldiği gibi yazmaya çalışıyorum. O yüzden bu mesnevi sohbetlerini dinleyenler, takip edenler diğer mesnevi şarihlerinin şerhlerine zahmet edip bakmasınlar, ben çünkü onlardan faydalanmıyorum. Bunu beyan etmek istedim tekrar. Bunu illa ki böyle birkaç kişi var defalarca soruyorlar bulamadık, edemedik diye. Ben de tekrar bunu Allah muhafaza eylesin, öyle bir küstahlık gibi algılanmasın ben yani birileri oturmuş mesneviyi şerh etmişler kendi zamanlarında, kendi anlayışlarıyla. Allah razı olsun hepsinden. Onları küçük görmek, küçümsemek değil derdim. Aktarabileceğim kadar ben kendi haddimi aşmak istemiyorum, onlar,, Allah razı olsun hepsinden kendilerince söylemişler şerh etmişler. Rabbim hepsinden de razı olsun. Böyle küstahlık gibi de algılanmasın. Allah bizi affetsin. Böyle bir iddia sahibi de değiliz. Ben zaten o yüzden meslnevi okuması diyorum, şerhi demiyorum, okumaya çalışıyoruz. Öyle şerh edecek kadar alim, ulema değiliz. Allah bizi affetsin. Hakkınızı helal edin. Yeniden selamunaleyküm.

Ahhh! Feryat feryat feryat! Feryat üzerine feryat! Feryat üzerine feryat!

TASAVVUF VAKFI MERKEZ

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 6 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-9-0 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Zikir, Kalb, Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Aşk. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı