Mesnevi Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 1735-1744. Beyitler Şerhi

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 6 • 1/31

1735-1744. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

Selamunaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmeti Muhammedî hakkı hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin inşallah. Amin diyen dillerinizi nar-ı cehennemden azad eylesin inşallah. En son geçen hafta 1734. beyiti okumuştuk ‘hem nefi hem de ispat olarak’, bunu okumuştuk. Ondan sonra da dedik ki inşallah 1735’ten devam edeceğiz dedik. 1735. beyit:

‘Ben varlığı yoklukta buldum, onun için varlığı yokluğa feda ettim.’

Hazreti Pir beyin nöronlarını yakmaya devam ediyor. ‘Varlığı yoklukta buldum.’ Yoklukla alakalı böyle felsefik derinliğe girmeyeceğim. Yoksa ta Yunan filozoflarına kadar gider çünkü yoklukla alakalı meseleler. Yokluğun üzerinde bayağı bayağı konuşmuşlar, bayağı bayağı incelemeye çalışmışlar. Yoklukla alakalı bir hayli fikir yürütmüşler, Aristo’dan, Sokrates’ten önce. Öyle olunca tabii normalde yoklukla alakalı herkes bir şeyler söylemiş zamanında. Ben işin o tarafına bakmayacağını hiç. Onları felsefeciler otursunlar tartışa koyulsunlar, tartışsınlar. işin içerisine tabi Kindi girmiş, ondan sonra ibni Sina girmiş, ibni Haldun girmiş, Gazali girmiş işin içerisine. Onlar normalde bu konuda herkes birbirine cevap vermiş, herkes birbirine bir şeyler söylemiş yoklukla alakalı. Kısaca yokluk aynı varlık gibi bilinmesi açık, aşikâre bir şey. Tabii onu anlayabilmek için varlığın olması lazım. Var olması lazım. Var olunca bir şeyin varlığı var ise o zaman yokluğu anlaşılır. Eğer bir şey yok ise yokluğun bir anlamı kalmaz. Kavram olarak boşluk

olur. Hiçbir şey olmaz ama bir şey mevcut ise o zaman yokluğun kavramı anlaşılır. Yani yokluğun anlaşılabilmesi için varlığın yani mevcudun olması gerekir. Tabii bu işin bir de matematik boyutu var. Yani matematik boyutuna da girdiğimiz zaman burda işin sufi boyutu kalkacak ortadan. Yani şimdi hocam da bakıyor ordan, matematik boyutu da var deyince, matematik boyutu da var değil mi hocam, yoklukla alakalı? Tabi bu böyle yokluk meselesi şey, mesela sıfır değersizmiş gibi görünüyor matematikte ama sıfırın değeri var değil mi hocam? Önüne veya arkasına koyarsan bir rakamın değer kazanıyor. O zaman sıfır değersiz değil. O zaman yokluk dediğimiz şey de aslında gerçek manada varlığın zıddıymış gibi görünüyor. Varlığın zıddı dahi Yani mesela bunu siyah beyaz gibi algılayamazsınız. Mesela siyahın zıttı beyaz, beyazın zıttı siyah dersin. Zıtlar birbirleriyle karşılaştıklarından dolayı birbiriyle anlaşılır zıtlıkları ile alakalı. Hani ona ne diyorlar, zıtlık teorisi mi diyorlar hocam ona? Evet, bunun gibi ama yokluk öyle bir şey değil. Yani bir şey yok ise onun üzerinde fikir yürütmeye gerek yok. Yok çünkü yoksa adı da yok onun. Bakın, yoksa adı da yok zaten, bilinmiyor. Yok çünkü.

Yok olunca onun üzerinde fikir yürütmek, onun üzerinde herhangi bir fikir yürütmek de mümkün değil. Sana lazım bu ilerde, tabi mühendislere lazım, aslında bu işin bir de mühendislik boyutu var. Ben şimdi böyle felsefe yapmayayım artık da bu mevzunun üzerinde, gerek yok. O yüzden normalde bir şeyin tabii yokluğunun anlaşılabilmesi için mevcut olması lazım. Mevcut orta yerden kalkarsa yokluk anlaşılır. Burdaki derdimiz o bizim değil. Bu, bunu koyalım kenara. Buradaki hazreti Pir’in anlatmak istediği şey, ben varlığımı yoklukta buldum, varlığı yoklukta buldum dediğinde varlığı nasıl yoklukta bulur? Bütün varlığını, bütün varlığını fena ederse, yani varlığını bütün, burdaki varlıktan kastı, kendi nefsi. Eğer nefsini Kur’an ve sünnete tabi tutarsa nefsini Allah’ın sıfatlarında yok ederse bu sufilikte fena makamıdır. Bir kimse bütün her şeyini, her şeyini Kur’an ve sünnete göre dizayn eder. Kur’an ve sünnete göre dizayn edince bütün üzerindeki fiiliyat, sünneti seniyyeye uygun olur. Bütün üzerindeki fiiliyat, sünneti seniyyeye uygun olunca artık onun kendi nefsinin bir hal ve hareketi kalmaz. Her şey, her şey sünneti seniyyeye uygun, her şey Allah’ın onun kalbine indirmiş olduğu ilhama uygun. Hani geçen haftadan dedik ya Allah kullarıyla konuşur, kullarına ilham eder. Artık o kul hani hazreti Pir bunu yavaş yavaş yukarı doğru çekiyor . Geçen haftaki ders neydi? Allah dilsiz, dudaksız, harfsiz kuluyla konuşur mu? Konuşur. işte konuştuğu zaman Allah o kulun kalbine ilham etmeye başladı. Kulun kalbine ilham edince o kul bütün her şeyini, bütün her şeyini sünneti seniyyeye uygun hale getirdi. Sünneti seniyyeye

uygun hâle getirince Allah’ın emirleri dairesinde yürüyünce artık o nefsinin, o kimsenin kendi nefsinin kendine ait bir sıfatı kalmadı. Kendine ait bir sıfatı kalmayınca fena hâline geldi. Hani Allah’ta fena olmak, fenafillaha erişmek. Fenafillaha gelince varlığını, varlığını ne yaptı? Yok etti. Artık onun kendi nefsiyle alakalı bir hal, hareket, söz, tavır yok. Olmadığı anda fena makamında oldu ve hazreti Pir o nefsani varlığından sıyrılıp fenâ halini bulunca diyor ki ‘artık ben varlığı yoklukta buldum’ tersini söylüyor, varlığı yoklukta buldum. Bu ne demek? Bu da hazreti Pir diyor ki sen fenafillaha geçer, bütün kendi üzerindeki sıfatsal boyutları peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin sünnetine uygun hale getirirsen yine Allah’ın sıfatlarında beka hali yaşarsın. Çünkü tekrar nereye döndü? Yokluktan varlığa döndü. Önce fena hâline geçti, her şeyini feda etti, ardından beka haline geçti Allah onu kendi sıfatlarıyla, kendi ilmi ilahisi ile onu süsledi ve o her kim nefsani sıfatlarından geçer Allah’ın sıfatlarına bürünürse o kimse önce fena halini yakalar, sonra da beka haline geçer. Yani bekabillah denilen arifibillahların haliyle hallenir. Yani bir kamil mürşidin haliyle hallenmiş olur ki işte hazreti pir bunu diyor ki ‘ben varlıktan, varlığımdan geçtim yok oldum’, ondan sonra da diyor yoklukta varlığı buldum. Padişahların, devam ediyoruz beyite:

“Padişahların hepsi kendilerine karşı alçalana alçalırlar. Bütün hak, kendisine sarhoş olanın sarhoşudur. Padişahlar, kendilerine kul olana kul olurlar. Halk umumiyetle kendi yolunda ölenin yolunda ölür”

Padişah, nasıl ki padişahlar kendilerine hizmet eden kendisine koşulsuz itaat eden kendisini canından fazla seven hizmetçilerini severse veya bir patron, yanında çalışan elemanı var. Saat, dakika, gece, gündüz düşünmeden yanında çalışıyorsa patronu için canını feda ediyorsa her şeyine koşturuyorsa o patron onu sevmez mi? Sever. Bir eş düşünün, eş her şeyiyle eşine canını feda edecek hale geldiyse o eş, o eşi sevmez mi veyahut da bir çocuk anne baba için canını feda edecek hâle gelse anne baba o çocuğu sevmez mi veyahut da anne baba çocuğu için canını feda edecek hale gelse o çocuk anne babayı sevmez mi ve bunun gibi müminler de Allah’ı çok severlerse Allah’ı çok severlerse Allah da onları sever. Bakara ayet, 165: ‘Müminler en çok Allah’ı severler. O zaman müminlerin Allah’ı sevmeleri ona iman edip ona itaat etmek, rızasına nail olmak için Allah’ı her şeye tercih etmeleridir.’

O mü’min ki Rabbini darlıkta, sıkıntıda, bollukta, ferah anında, her şeyde ne yapar? Allah’ı sever ve sevdiklerinin delili de Kuran’ı Kerim’de buyurulan ey Muhammed de ki, yani Allah’ı seviyorsa o kimsenin delili Allah’ı sevenin elindeki delil yani biz o Allah’ın sevip sevmediğini buna uyup uymadığına bakacağız ve o kimsenin elinde delil bu. Allah’ı sevenin elinde delil. Allah’ı

seviyorsun, elindeki delilin ne? Delil göster. Her iddianın delile ihtiyacı vardır. Her iddianın Allah’ı sevmenin de Allah’ı seviyorum demenin de bir delile ihtiyacı var. O da ne, Ali imran, ayet 31: ‘Ey Muhammed! De ki Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah affeder ve merhamet eder’ ama işte burda o kimse Allah’ı seviyorsa Allah’ı seviyorsa Muhammedi Mustafa(s.a.v.)’in ayak izlerini, Muhammedi Mustafa(s.a.v.)’in gönül izlerini, Muhammedi Mustafa(s.a.v.)’in sır izlerini, Muhammedi Mustafa(s.a.v.)’in ruh izlerini takip etmekle mükellef. Çünkü seven sevdiğine tabi olacak. Seven sevdiğinin dairesinde duracak. Geri kalan, boş laf. Ben seni çok seviyorum. Olur! Ben sigara içiyor muyum? Hayır. Ben gıybet ediyor muyum? Hayır. sen neden ediyorsun? Ben seni çok seviyorum! iyi, ben nerdeyim? Sohbetteyim. Sen nerdesin? Evdesin. Nasıl sevgi bu? Ben nerdeyim? Perşembe günü zikrullahtayım. Sen nerdesin? Evde çay içiyorsun. Nasıl sevgi bu? Seven sevdiğinin peşinden gider. Seven sevdiğinin yörüngesinde gider. Seven sevdiğinin hukukunu çiğnemez, seven sevdiğinin hükmüne karşı gelmez, seven sevdiğinin, sevdiğinin rengine bürünür, onun hâliyle hallenir. Onun hâliyle hallenir ki maşuk aşığını sevsin. Aşık odur ki maşuğunun ayak izlerini takip eder. Aşık odur ki maşuğunun rengine bürünür. Aşık odur ki baktığı yerde maşuğunu görür, Sevdiğini görür. Aşık odur ki sevdiği ne haldeyse o da o hale geçer. O yüzden Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin yolundan gitmeyen bir kimsenin, Allah’ı sevme iddiası hevâ ve hevesten ibarettir.

Sen padişahı seviyorsan padişaha hainlik edemezsin. Padişahı seviyorsan sen padişaha küstahlık edemezsin. Sen padişahı seviyorsan padişahın dairesinin dışına çıkamazsın. Onun hududunun dışına çıkamazsın. Çıkıyorsan o zaman bu sevgide yalancılık oluyor. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Allah sevgi denilen soyut kavramı, tabiri caizse somutlaştırıyor, onu fiiliyata döküyor. Yoksa sevgi denilen kavram eğer soyuta dökülmezse orta yerde anlaşılmamış, yaşanmamış bir kavram olarak kalacak. Allah kendisini seviyorum iddiasında bulunan kimseye diyor ki benim habibime uy, bakın habibime uy. Ey Muhammed! De ki eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun. O zaman öyle sünneti seniyyeyi reddederekten Allah sevgisi olmaz, hadisleri reddederekten Allah sevgisi olmaz. Hazreti peygamber sallallahu ve sellem hazretlerinin hukukunu reddederekten Allah sevgisi olmaz. Hazreti peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünneti seniyyesini yaşamadan Allah sevgisi olmaz. Bu mümkün değil. Allah celle celaluhu hadisi kudside buyuruyor ki: Kulum farzları yerine getirmekle bana en sevgili işi yapar, ameli yapar.’ O zaman farzlarını yerine getirmeyen bir kimse Allah’ın sevgisini celbedemez. Farzları yerine getirmiyorsan Allah seni sevmez

kardeşim. Allah kimi seveceğini beyan etmiş, fiiliyata koyacaksın. Allah tövbe edenleri sever, tövbe edeceksin. Allah zikredenleri sever, zikredeceksin. Allah cömertleri sever, cömert olacaksın. Allah kendi yolunda mücadele eden savaşanları sever, onun yolunda mücadele edeceksin. Allah faizcileri sevmez, şeytan çarpmış gibi topraktan kaldırır onları. O zaman sen kalkıp da tefecilik yapmayacaksın. Allah fuhuş yapanları sevmez, o zaman fuhuştan uzak duracaksın. Allah içki içenleri, uyuşturucu kullananları sevmez, o zaman içkiden, uyuşturucudan uzak duracaksın. Allah kendi emirlerini yerine getirmeyen, emirlerine isyan edenleri sevmez. O zaman Allah’ın emirlerine isyan etmez, Allah’ın emirleri dairesinde yürü. Allah rüşvet yiyenleri sevmez, Allah kayırmacılık yapanları sevmez, Allah kamu malına zarar verenleri sevmez, Allah kullarının arasında fitne çıkaranları sevmez, Allah gıybetçileri sevmez, Allah dedikoducuları sevmez, Allah anne babaya asi olanları sevmez, Allah eşlerine zulmedenleri sevmez, Allah çocuklarına zulmedenleri sevmez.

Allah çocuk istismarcılarını sevmez, Allah kadın istismarcılarını sevmez. Allah tüm din istismarcılarını sevmez, Allah dinini geçim yolu yapanları sevmez. Ya bu sevmediklerinden bir uzaklaş. Sevmediklerinden uzaklaş! Bakıyorsun müşrikleri sevmez, kafirleri sevmez, müşriklere benzeyenleri de sevmez, kafirlere benzeyenleri de sevmez. Kâfir adetlerini yerine getirenleri de sevmez. Müşrik adetlerini yerine getirenleri de sevmez. Müşriklerin ayak izlerini takip edenleri sevmez. Kafirlerin ayak izlerini takip edenleri sevmez. Heva hevesini ilâh edinenleri sevmez, şeytanın peşinden koşanları sevmez, şeytana kendi nefsini satanları sevmez, heva hevesini ilâh edinenleri sevmez. Allah Kur’an ve sünneti seniyyenin dışındaki fikir, düşünce, yaşantı, felsefe, kültür hiçbirisini de sevmez. Allah eşcinselleri sevmez, Allah lutileri sevmez. Ne kadar sevmediği ne varsa ülkemizde var! Sevmediği ne varsa ülkemizde var. Sevmediği ne varsa ve Müslüman ülkeyiz biz değil mi, biz Müslüman ülkeyiz! Allah’ın ne kadar sevmediği, lanet ettiği ne var ise hepsi de ülkemizde var, hepsi de halkın üzerinde de var. Müslümanım diyenlerin üzerinde de var. Bir eşcinsel ben Allah’ı seviyorum diyor, lanetlik iş yapıyorsun. Diyorum ki yaptığın iş lanetlik, Allah lanet etsin diyor melekler lanet etsin diyor, hadisi şerif değil mi o diyor. Bakın, bu hadis inkârcıları var ya ebediyen cehennemde kalacaklar. Öyle büyük bir fitne ateşi yakıyor ki bunlar, bunlar kafirlerin borazanı. Bunlar kafir borazanı, bunlar şeytan borazanı, bütün insanların dinlerini ifsat ediyor bunlar. Be namussuz adam, be şerefsiz adam, be haysiyetsiz adam, be dinsiz adam, be pislik adam. Hiç olmazsa başkalarını zehirleme! Bunlar zehirliyor ortalığı. Hadisi şeriflerle alay ediyorlar. Ondan sonra çıkıyor bir eşcinsel, luti, eşcinsel luti

çıkıyor, bu söyledikleriniz sizin hadisi şeriflerde var diyor. Bu sözlerin hadis olduğu nerden belli, hadis değil bunlar diyor, uydurma din bunlar diyor. Ne diyorlar? Arabın uydurması! Biz susuyoruz bunlara!

Oturmuş koca koca profesörler, koca koca din alimiyim diyenler, kandil var mı yok mu onu tartışıyor! Tartıştıkları konu bu son günlerde! Millette çakı bulmuş çocuk gibi ‘hocam kandil denilen şey var mı’, birisi de çıkmış ‘kandiliniz mübarek olsun’, olmasın diyor. Olmasın lan, senin kandilin de mübarek olmasın, hiçbir şeyin olmasın! Adam bunu söylüyor. Hadi bir laf söylesenize eşcinseller hakkında. Tabi, mahkemeye veriyorlar ya eşcinseller, eşcinseller Müslümanlardan daha cesaretli bu ülkede. Evet, sen eşcinsele sen eşcinselsin, sen şöylesin sen böylesin diyemiyorsun. Dediğin anda mahkemeye veriyor seni. Müslümanlar ne yazık ki ne yazık ki denizin üzerinde köpük misali, hiç bir ağırlıkları yok. Hadi faiz yüzde otuz beş, hadi fuhuş serbest, her yerde var, her yerde var, hadi! Herkes sessiz. Geçen gün birisi haberlerde var ya, nerde Bağdat caddesinde, ne o, bikiniyle geziyor, polis tutuyor onu. Bütün deniz kenarları bikiniyle gezegenlerle dolu. O zaman deniz kenarlarına gidip bütün bikiniyle gezenleri toplasanız ya! Mantığa bak, daha doğrusu mantıksızlığı bak! Bağdat caddesinde bikiniyle dolaşırsan polis seni alıp götürüyor, plajlarda dolaşmak serbest, hatta üstsüz, altsız dolaşmak serbest. Hatta bütün gazeteler basın, yayın, internet, filanca fişmanca yerde ne oldu, işte kırmızı bikinisiyle, mavi bikinisiyle poz verdi. Hadi o gazeteyi de kapat. Hadi o internet haberini de kapat! Yolda bikiniyle dolaşanı aldın götürdün ya, neden aldın götürdün? Kimse bilmiyor. Halkın huzurunu kaçırdı diye, çıplak dolaştı diye herkes dönüp bakıyor! Ya zaten çıplak dolaşıyor herkes şu anda! Sokaklar dolu. Sessiz herkes, demokrasi var ya, özgürlük var, istediğin gibi soyunabilirsin ama istediğin gibi aşure dağıtamaz. istediğin gibi soyunabilirsin, istediğin gibi zikredemezsin! istediğin gibi böyle işte sanatçı adı altında konserler düzenleyebilirsin, pilav dağıtamazsın! Bütün konserlerde yarı çıplak kadınları orada oynatabilirsin hiç kimse bir laf söyleyemez, sen bir kandil kutlarsın Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri doğmuş dersin, onun sevincini yaşamak istersin, bütün alimi, uleması, diyanetçisi, hıyanetçisi, profesörü, doçenti, bilmem nesi, islam araştırmacısı, herkes ayağa kalkar: Kandil denilen bir şey yok!

Fuhuş var mı? Niye ayağa kalmıyorsunuz fuhuş için? Faiz için niye ayağa kalmıyorsunuz? Haramlar için ne ayağa kalmıyorsunuz? Haramları istemiyoruz diye niye ayağa kalmıyorsunuz? Edebiyatı güzel! Müşrik zamanında kadınlar, kızlar diri diri toprağa gömülürdü, şimdi genel evlerine gömülüyor! Niye ayağa kalmıyorsunuz? O zaman için müşrikler kızlarını diri diri gömüyorlardı bir sefer ölüyordu o kız, bir sefer ölüyordu. Şimdi fuhuşhaneler,

genelevler dolu her gün ölüyor o kadınlar kızlar. Var mı ses çıkaran? Yok. Tartışın kandil var mı yok mu diye, ahmak adamlar! Müminlerin Allah’ı sevmeleri, onu layık oldukları şekilde bilmeleri vahdaniyetini ikrar etmeleri, azametini tanımaları, ona hiçbir şeyi ortak konuşmamaları ile mümkündür. O yüzden müminler yalnızca Allah’a dayanıp güvenir, bütün işlerinde ona yönelir, istediklerini yalnızca ondan isterler ve minnet Allah’ı sevmenin delili olarak farzları yerine getirirler, haramlardan uzak dururlar, nafilelerle Allah’a yaklaşırlar, Allah’ı severler. Siz Allah’ı annenizden, babanızdan, eşinizden, çocuklarınızdan, mallarınızdan, canlarınızdan, gözünüzün gördüğü görmediği her şeyden fazla sevmekle mükellefsiniz. O zaman Müminliğiniz kemale erer. Rahatınızdan, paranızdan, yumuşak yataklarınızdan fazla seveceksiniz Allah’ı. Sabah namazına kalkmayıp Allah sevgisinden bahsetmeyeceksiniz. Sabah namazına kalkacaksınız, beş vakit namazınızı kılacaksınız ki Allah’ı sevdiğinizin delili olsun. Otuz ramazan orucunuzu tutacaksınız ki Allah’ı sevdiğinizin delili olsun. Haramlardan uzak duracaksınız ki Allah’ı sevdiğinizin delili olsun. Allah’ın lanetlemiş olduğu işlerden uzak duracaksınız ki Allah’ı sevdiğinizin delili olsun. Kur’anı’ okuyup Kur’ana tabi olacaksınız ki Allah’ı sevdiğinizin delili olsun. Hazreti Muhammed’i Mustafa’nın sünnetlerini öğrenip sünneti seniyyesini yaşayacaksınız ki Allah’ı sevdiğinizin delili olsun. Yoksa Allah’ı seviyorum demen bir kuru iddiadan öteye geçmez. Bir bedevi, hazreti Peygamber’e gelerek ‘ey Allah’ın resulü, kıyamet ne zaman’ dedi. Bu hadisi şerif beni çok ümit var eder. Bu hadisi şerif bütün bu olumsuzluklara rağmen bir nebze olsun bu fakire nefes verir. Ben derim ki burda nefes alacağımız bir hadisi şerif var, burda nefes alacağımız tabiri caizse bir yer var, bir kanal var nefes alacağımız, çünkü bu ahir zamanda gerçekten mümin olmak, mümince yaşamak ve mümince ölmek zor.

O yüzden hani ahir zamanda onlar on taneden bir tane yapacaklar ama kurtuluşa erecekler, siz diyor on taneden bir tane yerine getiremezseniz yandınız diyor hadisi şerifte. ‘Ey Allah’ın Resulü, kıyamet ne zaman diye sordu. Bunun üzerine hazreti Resul sallallahü ve sellem ona, onun için ne hazırladın dedi. Buna karşılık bedevi çok namazım orucum yok, ne var ki ben Allah’ı ve Resulünü seviyorum dedi.’ Bu böyle, bu hadisi şerif sanki beni anlatıyor. Çok namazım, orucum yok. Allah beni affetsin. Çok ibadetim yok, çok öyle koşuşturmam yok. Rabbim beni affeylesin inşallah. Bunu ciddi ve samimi söylüyorum, böyle tevazu gösterisi gibi algılamayın. Hani vardır ya böyle çıkarlar hatipler işte ben sizin en adinizim, yok ben sizin en ednanınızım, yok ben sizin en kötünüzüm falan, böyle söylerler ya bu, bunu böyle almayın. Allah beni affetsin, ben kendi nefsimi biliyorum. Benim öyle geceler

boyunca namazım yok. Öyle ardı ardına oruç tutayım, böyle bir halim yok. Allah beni affetsin. O yüzden bu hadisi şerifi kendime bir kurtuluş ümidi olarak görüyorum. Çok namazım ve orucum yok. Bakın çok farzları yerine getiremiyorum demiyor. Çok yok. Hani Allah Resulü sallallahu ve sellem hazretleri, ayakları şişinceye kadar namaz kılıyordu, öyle uzun secdeler yapıyordu ki hazreti Aişe annemiz öldü zannediyordu, secdede öldü zannediyordu, nefesi kesiliyordu. Allah Resulünün sallallahu ve sellem in. Hafiften böyle ayağına dokunuyordu, hani öldü mü diye. Başında bekliyordu hazreti Aişe annemiz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri ibadet ederken o da bekliyordu. Öyle çok uyumuyordu o da. Neden? Bir gün uyuya kaldı. Uyuya kalınca hemen bir böyle uyandı bir baktı ki Allah Resulü yok, gece yarısı, gece yarısından sonra. Koştu nerde diye. Hurmalıkta yakaladı onu, meşhur hurmalık var ya, orda onu gördü. Yani elinden kaçırıyor. Elinden kaçırmamak için uyumuyor hazreti Aişe annemiz. Uyursan elinden kaçırırsın, uyursan kaybedersin, uyursan fırsatları değerlendiremezsin.

Uyudun, baktın ki gitmiş, elinden kaymış gitmiş. Aşıksan, sufiysen dikkat edeceksin. Öyle fazla uykuya kaptırmayacaksın kendini. Bir bakmışsın yürümüş gitmiş, ara dur artık ismail’i sen. Nerde bulacaksın! Bulamazsın. Yakalayamazsın. Neden uyudun çünkü. O uyumadı. işte hazreti Aişe annemiz de uyumuyor. Çok secdede kalınca bakıyor öldü mü ölmedi mi diye. Çünkü hanımların içerisinde en kıskanç olanı, en kıskanç olanı. ‘ Çok namazım ve orucum yok, ne var ki ben Allah ve Resulünü seviyorum’ dedi. Bunun üzerine Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem ‘kişi sevdiğiyle beraberdir’ buyurdu. Kişi sevdiğiyle beraberdir buyurdu, bu hadisi şerif beni çok böyle mutlu eder, tabiri caizse ümit var eder beni. Evet, çok namazımız yok, çok orucumuz yok ama Allah ve Resulünü sevmeye çalışıyoruz. Allah ve Resulünü sevme iddiamız var ve inşallah o sevgiye ulaşanlardan oluruz. Sevgi kalbi bir mesele çünkü. Evet, fiiliyat ister ama kalbi bir mesele Allah bizi sevenlerden eylesin. Allah’ın müminleri sevmesi ise onlara nimet vermesi, onlara sevap vermesi, onları affetmesi, onları kendine dost etmesi, onları fenafillaha ulaştırması onları bekabillaha ulaştırması ve normalde Cenab-ı Hakk’ın kulunu sevmesi onun onu hayretten hayrete, hayretten hayrete, perdeden perdeye onları geçirmesi. işte nasıl padişah, nasıl padişah kendisinin sadık, sadık hizmetkarlarını, kendisini seven hizmetkarları seviyorsa, severse Allah da kendisini seven müminleri öylece sever. Mustafa Özbağ sözü, ‘seven sevilir’, seven sevilir. Eğer gerçekten o kimse seviyorsa o sevilir. Ha, seviyormuş gibi yapıyor, yap. O da güzel. Sevemiyorsan, seviyormuş gibi yap. Hani hadisi şerif var ya ağlayamazsanız dahi ağlıyormuş gibi

yapın diye, evet, bu da güzel. Bu kadar seviyor, seviyormuş gibi yap. Orda o sevgi dairesinde dur. Allah bizi onlardan eylesin.

“Avcı, onları ansızın avlamak için kuşlara av olmaktadır. Dilberler,

âşıkları canla başla ararlar. Bütün maşuklar aşıklara avlanmışlardır.”

Yani avcı, aslında ava av olmuştur. (Nerde Yusuf ya, gözüme göründüydü az önce. Yusuf, ava gidiyor musun yine? Gidiyorsun. Şimdi, nereye gidecekler? Ördek avına. Gidiyor musun ördeğe yine? Gidiyorsun. Şimdi dili güdük çıkıyor. Biliyor hatasını, o yüzden! Ava gitti. Nereye? Ördek avına. Nereye, şu ilerdeki göl ne? Oraya gidiyorsunuz değil mi. Neydi? Uluabat gölü.) Ördek avlayacaklar ya, aslında ördeğe av oluyorlar. Ne yapıyorlar? Gidiyorlar sazlıkların içerisine, kamuflajlar atıyorlar üstlerine, ottur, çöptür, sazdır, samandır, ne varsa orda, bekliyorlar sabaha kadar. Akılsız işi. Akıllı işi değil. Soğuk, kış, kıyamet. Ellerinde tüfek, eldiven. Ne bekliyorlar? Ördek. Peki ördek ne? Av değil mi? Ya sen ava av oldun. Gittin, ördeğin peşine düştün. Ördek bekliyorsun orda, evet ama av oldu farkında değil. Ava av oldu. Ne yaptı av onu? Kendine çekti. Av onu kendi ayağına getirdi. Av onu ne yaptı? Çepeçevre çevreledi onu. Av onu ne yaptı? Aklını aldı onun. Av onun aklını aldı. Av onu cezbetti. Av onu aşık etti. Av kendisi maşuk oldu. Av maşuk, avcı aşık oldu. Ava giderken avlandı. E şimdi dilberler aşıkları canla başla ararlar. Yani kadınların erkeklerin süslenmeleri, kendilerine çeki düzen vermeleri, hatta tabiattaki bütün varlıklar o erkeğini ve dişisini cezbetmek için ne hareketler yapıyorlar öyle değil mi? işte kuşlar, yılanlar, hayvanlar ne vahşice dövüşler yapıyorlar, belgesellerde izliyorsunuz değil mi? Ne için? Bir kadın için, değil mi? Orda bir işte vahşi bir şekilde öbür erkekleri kovmak için ne büyük vahşetler yaşanıyor. Deniz hayvanlarından tut kara hayvanlarına kadar veyahut da Ali Karadağ burda mı? Kraliçe uçunca arkasından bir sürü erkek uçuyor değil mi ama o bir sürü erkeğin içinden bir tane seçiyor. Seçtiği de onunla çiftleşir çiftleşmez ölüyor. Vuslata can gidiyor ve arı öleceğini biliyor. Arı öleceğini biliyor. Vuslatın sonunda arı ölecek. Ölümüne koşuyor. Bakın, bütün bu eşler arasındaki cilvelenmeler, eşler arasındaki vahşice hal ve hareketler, kendisine bir aşık bulmak için kendisine bir aşık bulmak için kendisine bir maşuk bulmak için. Bütün varlık, bütün varlık, bütün varlık ama aşık ama maşuk statüsünde, birbirlerine cilvelenmekte. Böyle olunca, böyle olunca aşıklar maşukların avı hükmüne geçiyor. Her aşık maşuğun avcı hükmünde.

Aslında aşıklar maşuğu arıyorlar ama aynı zamanda da maşuklar da aşıklarına av oluyor. Yani her iki taraf da birbirine av. Aşık maşuğunu arıyor, maşuğuna av oluyor. Maşuk da aşığını arıyor gerçekte, o da ona av oluyor. Yani aşık maşuğa av, maşuk aşığa av oluyor. O yüzden bütün maşuklar bu manada aşıklara avlanıyorlar. O zaman asıl zor iş kiminmiş? Maşuğunmuş.

Yani sevilenin, gerçek manada. Ben hep söylerim, sevilmek büyük vahşettir. Sevmek de vahşettir, sevilmek daha büyük vahşettir gerçek manada. 1740: “Kimi aşık görürsen bil ki maşuktur. Çünkü o, aşık olmakla beraber

maşuk tarafından sevildiği cihette maşuktur da.”

Kimi aşık görürsen bil ki maşuktur çünkü o, aşık olmakla beraber maşuk tarafından sevildiği cihette de maşuktur. Maide, ayet 54: ‘Allah onları sever, onlar da Allah’ı sever.’ Ne oldu? Her iki taraf hem aşık oldu, hem maşuk oldu. Hem aşık oldu, hem maşuk oldu. Kul mizana çıkarıldı. Mizana çıkarılınca Cenab-ı Hak onun kulağına eğildi. Dedi ki, bu bu bu bu bu bu sevapların vardı, kabul ettim dedi. Kul çok sevindi. O kadar çok sevindi ki kendinden geçti. Sonra bir daha eğildi kulağına, dedi ki bu günahların da vardı senin, kul çöktü, üzüldü üzüldü. Allah bir daha eğildi kulunun kulağına, dedi ki hepsini de affettim. Kul derin bir nefes aldı, derin bir nefes aldı, bir rahatladı. Allah kulunun kulağına tekrar eğildi, dedi ki bu affettiğim günahların vardı ya, evet, onları sevaba çevirdim. Kul, o kadar sevindi, o kadar sevindi, dedi ki ben ne güzel Rabmişim, sen ne güzel kulmuşsun. Sarhoş oldu, kendinden geçti. Dedi ki ben ne güzel bir Rabmişim sen de ne güzel bir kulmuşsun. Ne oldu? Aşıkla maşuk yer değiştirdi, Allah da ona tebessüm etti. işte muhabbet vardır, bir insanın nefsi neyi severse onun peşinden gider. Neden haz aldı, neden lezzet aldı onun peşinden gider. Bu nefsin muhabbetidir.

Bir de muhabbet vardır bir de sevmek vardır. Bu bütün sebepleri, bütün vesileleri hazı, lezzeti, tadı, bütün her şeyin illeti, hastalığı, gamı, kasaveti ne varsa, her şeyi masanın üzerinden sıyırıp kenara atıp sırf hakkı hak olduğu için sevmek vardır. Bu gerçek manada sufilerin sevgisidir. Bu evliya yolunda istenilen, hak olan sevgi budur. Allah’tan bir şey ummadan, hiç kimseden hiçbir şey istemeden, hiçbir şey istemeden ve fisebilillah her şeyi Allah’ı sevdiği için yapan sevginin hakikatine ulaşır ama Allah’tan korkarak seven, benim sözlerim biraz sıkıntılıdır, Allah’tan korkarak seven, Allah’tan umut ederekten seven, çok özür dilerim, kötü bir taklitçidir. Kötü bir ameledir o, kötü bir amele! Böyle hırslı çalışanlar vardır, böyle para hırsıyla çalışanlar, akşamüstü olunca hemen böyle parayı alayım diye bakar, parayı alacak gidecek o. Ben bu iş yerine ne katabilirim, buraya ne yapabilirim, burayı daha nasıl güzelleştirebilirim, öyle bir derdi yoktur onun. Parayı alacak gidecek o. Allah’tan ister boyna. Verdiği zaman Allah’ı sever, seviyormuş gibi görünür, inkıtaya uğrarsa Allah’a küser. Sen beni nasıl hasta edersin, bir tek beni mi buldun hasta edecek, ben bu kadar iyi insandım, ben mi hasta olmalıydım, ben bu kadar iyiydim ben mi belalara maruz kalmalıydım, ben mi şöyle olmalıydım, ben namaz kıldım da, oruç tuttum da, zikrettim de, sen kalktın bana bunları verdin, tü yansın senin gibi

Allah olmaz olsun, haşa! Bu, sufilerin istediği Allah sevgisi değildir, bu gerçek aşık değildir. Bu taklidi aşıktır. Taklit, hani o taklit kitabından okuyor. Tutuşturmuşlar onun eline bir taklit kitabı, o taklit kitabından okuyor, oradan ders yapıyor. Bütün genelde ders yapanlar taklit kitaplarından ders yaparlar. Ben şimdi burda mesnevi okumaya çalışıyorum. Taklit edecek olursam hazır. Ne Tahirü’l Mevlevi’nin al tercümesini, getir burada oku, taklit. Avni Konuk’un tercümesini al, burda oku, taklit. Onlar da mesneviyi şerh etmişler, git bir mesnevi şerhinin şerhini bul, al getir burda oku, taklit. Taklit! sufilik taklidi kaldırmaz. Sufilik taklidi kaldırmaz. Aşk, taklit istemez. Sevmek, taklidî olmaz. Herkes kendi rengince sever. Herkes kendi dengince sever. Herkes kendince sever. Az çok o onun sevgisidir, gerçeği onun odur. Çünkü hiçbir maşuk taklid istemez. Hiçbir maşuk!

Hiçbir maşuk, başkasının mektubunu okumak istemez. Der ki sen oku kendi mektubunu. Başkasının şiirini okumak, basit iştir. Otur aşıksan kendin yaz. Aşıksan bir cümle söyle, yeter bana. Aşıksan bir bakışın yeter bana. Aşıksan bir süzüşün yeter bana. Başkasının kelimeleriyle gelme, başkasının sözleriyle gelme, başkasının tavsiyesiyle gelme. Yok, o gerçek âşıklık değildir. O, taklit defterinden okuyor. O, taklit defterinden ders yapıyor. Tutuşturuyorlar onun eline bir şey ya, çık diyorlar bunu oku, onu okuyor ordan. Onun gönlünden coşan bir şey değil, onun içinden coşan bir şey değil. Onun kalbi harekete geçmemiş çünkü. O, sevmemiş sevememiş. Aşk onda harekete geçmemiş. Sevgi onda harekete geçmemiş. Geçmiş olsaydı, bakışı farklı olurdu. Geçmiş olsaydı dokunuşu farklı olurdu. Geççmiş olsaydı, hitabı başka olurdu. Geçmiş olsaydı, sözü başka olurdu, hali başka olurdu, yürüyüşü başka olurdu, gelişi başka olurdu, gidişi başka olurdu. O, sevememiş. O yüzden o, kalbindeki kinden, gamdan kasavetten kurtulamamış, o kalbindeki sevgisizliği yoğurup dışarı atamamış, yuyup yıkayamamış onu. Kalbinde kötü huylar kalmış. Yuyup yıkaması lazım, dışarı atması lazım atamamış. O yüzden sevmek samimiyettir. Sevmek tahkiktir, taklit değildir. Tarih boyunca aşıklardan hep kaçmışlardır. Mecnunun dostu var mı? Yok. Herkes Mecnundan kaçtı, kimse mecnunu evine misafir etmedi, kimse mecnunla dostluk kuramadı. Kimse Muhyittin ibni Arabi ile dostluk kuramadı. Kimse Hallacı Mensurla dostluk kuramadı. Hazreti Mevlana’nın kaç tane dostu vardı? Kaç kişi sabretti hazreti Pir’e? Abdülkadir Geylâni hazretlerine kaç kişi sabretti? Olmadı. Neden? Vahşi geldi onlar kendilerine. Vahşi geldi! Olamaz, böyle sevilemez, böyle aşık olunamaz dediler, tırstılar, yalnız bıraktılar. Her aşık yolunu yalnız yürür. Neden? Çünkü bakar yanındaki, der ki ben böyle yapamam. Bu normal değil, bu kafası kırık bunun der. Evet, haklıdır da kendisi. Allah bizi muhafaza eylesin.

“Susuzlar alemde su ararlar fakat su da cihanda susuzları arar.”

Madem ki aşık odur, yani aşık odur. Kim? Haşa Allah, gerçekte âşık odur. Hazreti Pir tel yakıyor, ‘madem ki aşık odur sen sus artık. Madem ki o kulağını çekmekte, sen tamamiyle kulak kesil.’ Kalbine ilham geldi, dedi ki, o dedi ki aşk benim sus! Aşktan anlamayan aşkın dokunmadığı, sevmekten nasibi olmayanlara sus, konuşma dedi ona. Hazreti Pir de dedi ki sustum. Aşk, sana her daim iltifatlarda bulunur, her dem gönlüne ilhamlar yağdırır. Kulağını sevgiliye ver de dinle Mustafa. Aşıklık sanatı, neşe hazinesi. Sana açılmışsa sus Mustafam, sus! Ey gönlüm! Aşıklıkta tahammül gerek, ayağını sağlam bas Mustafa sus, dinle. Aşıklık sırları harfe, kelama sığmaz, Mustafa sus, dinle! Aşıklık belaya koşanların işidir. Aşıklık dünyanın gamını çekenlerin işidir. Aşk kokusundan uzakta olanlar bilmezler. Dinle Mustafa sus! Ah gönlüm! Aşıklık tuzağına kendi ayaklarınla gittin, başını eşiğine koydun. Sus, dinle! Maşuk bir kez olsun yanağını okşasaydı, bir kez olsun zülfünü gösterseydi, lâl olmuş dudaklarına merhamet edip ıslatsaydı,

Ey gönlüm! Aşıklıkta durmakta metin ol. Bu aşıklık yolunda meşakkatsiz bir an yok! Sevgili bana ayrılıkla da eziyet etsen. Ey sevgili! Sen ayrılık perdesinden ayrılık perdesine Mustafa’yı atsan böyle eziyet etsen Beni gamdan gamına atıp acılarla inletsen faydasız! Aşıklıktan tövbe etmem dönmem, Sevdamdan vazgeçmem, dönmem Haykırırım dağa taşa insanlar beni dinlemezse seni seviyorum diye. Her an senin sevgini, senin aşkını anlatırım. Hem varlığa hem yokluğa Hazreti pir devam ediyor: “Sel akmaya başlar başlamaz önünü kes, yolunu bağla. Yoksa alemi perişan ve harap eder, her tarafı yıkar. Fakat harap olmaktan niye gamlanayım. Harabenin altında padişah hazinesi var.”

Hazreti Pir, kendine diyor, sel akmaya başlar başlamaz önünü kes. Yani bu seli insanlara anlatma. Yoksa harap olacak her taraf, yakılacak yıkılacak, insanların düzenleri kaçacak. Sonra diyor ki harap olmaktan neden gamlanayım ki? Neden harap olmaktan çekinelim ki? Harabenin altında padişah hazinesi var diyor. Yani kendisini harap ediyor ya, diyor ki ben de padişah hazinesi var. Bundan sonrası da Mustafa Özbağ’a ait:

Aşk söyletir Söyledikçe harmanı ateşe verir.

Aşıklıktan payı olmayan küfrüme fetva verir.

Maşuk aşk gamının hazinesini aşıklara verir.

Gönlüm aşk gamında virane

Daim ilham verir.

Elimizde avucumuzda ne varsa maşuğa verdik

Harabat yoluna girdik tacı tahtı isteyene verdik

Aklı ateşe verdik yandı

Hazineyi de yağmaya verdik

Aşkımızın karşılığını beklemeyi de münafıklık bildik!

El-Fatiha maassalavat. Amin. Kim sevdasının karşılığını bekliyorsa sevdasının münafığıdır. Kim aşıklığının karşılığını bekliyorsa aşıklığa en büyük ihanet eden odur. Seviyorum deyip sevgine karşılık bekliyorsan sen sevmekten uzaksın. Sen sevmenin kenarından bile geçmemişsin. Sevmenin kokusu dahi sana ulaşmamış. Mustafa’ya göre sevmek maşuğun eşiğine başına koyup okşanmayı dahi beklememektir. Maşuğunun eşiğine aklını, fikrini, gönlünü, kalbini, vücudunu, paranı, pulunu her neyin varsa eşiğine koyup hiçbir şey beklememektir ve ebediyen senin yüzüne bakmayacağını bilsen, ebediyen sana kâküllerini göstermeyeceğini bilsen, ebediyen bir göz süzüşü dahi sana bakmayacağını bilsen, ebediyen senin adını sormayacağını bilsen, ebediyen hep ayağının altında durup her gün, her an, başını ezip geçeceğini bilsen, başını ezip geçmeyi lütuf bil. Eşiğinde durmayı ikram bil. Onu sevebilmeyi büyük ganimet bil. O aşkınla onun kapısında durmayı hazine bil, hazine bil ve asla aşıklığını kaybetmemek için ayaklarını sıkı tut. O kapıdan ayrılmamak için gönlünü sıkı tut. Ordan bir an olsun gaflete düşer uzaklaşırım diye gözünü sıkı tut. Uyursan kaybedersin. Uyursan elinden akar gider. Uyursan gönlünden akar gider. Uyumak nedir? Gaflettir, gaflet. Uyumak nedir? Heva hevestir. Uyumak nedir? Kendi nefsinin doğrultusunda gitmektedir. Uyumak nedir? Şeytanın peşine gitmektir. O yüzden Allah Resulü sallallahu ve sellem hazretleri buyurdu ki ‘göz açıp kapayıncaya kadar beni nefsimin eline bırakma’ dedi. Onun nefsimin eline bırakma deyişi, günaha düşme korkusu değildi. O günaha düşmeyeceğini biliyordu. O kendisinin korunmuş olduğunu biliyordu. O kendisinin mahfuz olduğunu biliyordu. O kendisinin taaaa ilk ne zaman yaratıldığı ilmi ilahide olan, o başlangıçtan itibaren, temiz olduğunu biliyordu.

O ilk yaratıldığı andan itibaren kendisinin peygamber olduğunu biliyordu ama o göz açıp kapatıncaya kadar beni nefsime bırakma deyişi her an ben seni seyretmek istiyorum, ben her an senin aşkınla yoğrulup hayretten hayrete geçmek istiyorum, ben göz açıp kapatıncaya kadar olan zaman

zarfında dahi, gözümün önünden seni kaybetmekten korkuyorum. Bir an gözümün önünden gidersin diye bu yangınım, bu feryadım ondan. Allah Resulü o yüzden dedi ‘göz açıp kapatıncaya kadar beni nefsime bırakma’, çünkü aşık aşıklığından bir an gaflete düşerse, maşuğuna ihanet etmiş olur. Sebebi şudur, asıl onu maşuk sevmiştir çünkü. Asıl onu padişah sevmiştir. Asıl onu aşk sultanı sevmiştir. Asıl seven odur çünkü. O onu sevip dururken, o onu okşayıp dururken, o ona lütfedip ikram edip dururken, aşığın heva hevesine uyması, aşığın nefsine uyması, aşka en büyük ihanettir, aşka en büyük ihanettir. O yüzden aşık aşıklığını bilmeli, aşkından vazgeçmemeli. Göz kapaklarına kürdanı takmalı. Bu göz bir an olsun onu görmekten uzak durmamalı demeli ve gözünü kapatmamalı. Gözünü her daim açık tutmalı. Gönlünü uyutmamalı. Gönlü, o maşuğun zikrullahıyla hayat bulmalı. Onun aşkıyla coşmalı. Onun aşkıyla akmalı. Onun aşkıyla yanmalı. Dumanı kilometrelerce ötelerden görünmeli. Öyle yanmalı ki kokusu ahireti sarmalı. Demeli ki ahiret alemine göçenler, bu hangi aşığın yanık kokusudur? Bu hangi aşığın yanık kokusudur ki bize hayat verdi. Bu hangi aşığın yanık kokusudur ki biz o yanık kokusuyla bugün kabir azabından beri olduk. Bu hangi aşığın gönül kokusudur ki biz bugün kabirlerde bayram ettik demeli. O yüzden aşık aşıklığını unutmamalı. Aşık, aşıklığından hiç mi hiç taviz vermemeli. Aşıklık süt gibidir, leke kaldırmaz. Süt gibidir, pislik kaldırmaz. Aşıklık çünkü gerçek manada odur. Selamunaleyküm. 1745’ten devam edeceğiz. Fazlaca vaktinizi almışım, haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun.

Ne zamandan beri gönül kanımla ellerini yıkayacaksın Bitmeyecek mi hasret türküleri Sönmeyecek mi gamın çilesi Ne zamana kadar daha ayrılık perdesinden ayrılık perdesine fırlatıp ata-

Ne zamana kadar gönlüme set çekip sana gelmemi engelleyeceksin! Selamunaleyküm

30 EYLÜL 2023 TASAVVUF VAKF MERKEZ BURSA

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 6 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-9-0 • Tasavvuf Vakfı Yayınları