Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
“İsa dinini mahva çalışan diğer bir Yahudi padişahının hikayesi.”
Konu başlığımız bugün bu. Tarih boyunca Yahudiler, kendilerine gönderilen peygamberleri katletmekle kalmadılar, kendilerinden sonra gelen peygamberleri de katlettiler. En son isa Aleyhisselam’ı da katletmeye çalıştılar biliyorsunuz ve Yahudiler tarih boyunca kendi dinlerini ifade ettikleri gibi kendilerinden sonra gelen bütün peygamberlerin dinlerini ifsad etmeye çalıştılar. Bunda da başarıya ulaştılar. Mesela islam dininin içerisinde dahi israiliyat denilen bir olgu var. israiliyat olgusu yani dindenmiş gibi görünen, Kur’an ve sünnete dayanmayan ama Yahudilerin enjekte ettiği veyahut da işte bu tip içi dışı bozuk münafıkların enjekte ettiği olgular. Dindenmiş gibi kabul ettiler. Onlara sorduklarında onlar böyle bir şeyi kabul etmezler tabii de ama bu ne yazık ki tarihi bir vakıa. işte yine böyle hani bir Yahudi padişahla bir halife meselesi, vakası anlatmıştık ya hikaye, bu da ona böyle, ona atfen, ona yakın başka bir hristiyan, sonradan işte Yahudi olan, kimileri Hristiyan, kimileri Yahudi dedikleri, karışık, tarihi bir noktada bir Yahudi kimse. Sonradan kimisi diyor ki o Yahudi padişah işte Hristiyan oldu, Hristiyanlıktan geri döndü, kimisi diyor ki pagandı, paganlıkla beraber aynı şekilde Yahudiliğe devam etti diye.
“İsa kavmininin dinini mahv için aynı Yahudinin neslinden diğer bir padişah meydana çıktı. (Bu anlattığımız daha önce Yahudi’nin arkasından.) Bu diğer padişahın meydanı çıkışını haber almak istersen ‘vessemai zatül Buruc’ suresini oku.”
Yani Kur’an-ı Kerim’de Buruc suresi var. O Buruc suresinde bu sonradan çıkan o Yahudi’nin neslinden gelen o padişahı anlatıyor Buruc suresi.
“Birinci padişahtan doğan kötü adete bu padişah da ayak uydurdu.”
Bir kimse bir yerde kötü bir adet oluşturur. Kötü bir adet çıkarır. O kötü adete arkasından gelenler de heva ve heveslerine uydukları için arkasından gelenler de o kötü adetten nemalandıkları için o kötü adeti devam ettirirler. Bu kötü adetler dindenmiş gibi görünür, dinin içindenmiş gibi görünür. Birisi böyle bir kötü bir adet ihdas eder, böyle bir kötü adet çıkarır orta yere, arkasından gelenler o kötü adete devam ederler. Sebebi nedir bunun? Sebebi o kötü adetten ama bir padişahın ama bir devletin ama belli bir oligarşi sistemini elinde tutanların ondan faydalanması, ondan ne malandıkları müddetçe, ondan faydalandıkları müddetçe, o kötü adeti devam ettirirler ve o kötü adeti de bu acı bir şeydir, bunu böyle dinileştirirler. Bakın bunu dinileştirirler. Ne acıdır bu. Bütün inananların içerisinde bu tip kötü adetler çıkarırlar. Mesela din Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri ve Kur’an-ı Kerim bu kötü adetlerle, sonradan ortaya çıkarılan bu bidatlarla mücadele eder. Biz şimdi o kadar çok bidatın içindeyiz ki mesela ama o bidatlarla mücadele etme gücümüz yok. Biz de şu anda da islam ümmeti o bidatların içerisinde ama o bidatları normal hale getirdik. Normal hale getirince artık bidadsız yaşayamaz olduk. Onu çünkü biz kendi içimizde normal hale geldik. Bizim günlük hayatımızda sabah kalkıp akşam yatıncaya kadar bu günlük hayatımızda, ticari hayatımızda, yani ekonomik hayatta, ahlakımızda, ibadetimizde, iman sisteminde o kadar çok bidatlarının içerisindeyiz ki bunları normalde ayıklamaya kalkmak, insanın ömrünü götürür. O yüzden ben biraz keskince dururum, kestirir atarım. Benim için din Kur’an, sünnet, imamların içtihadı. Geri kalan faso fiso derim.
Benim için sufilik, ilk sufilerin yolu, düşüncesi, görüşüdür. Geri kalanını dinlemem değil, attığımdan dolayıdır. Milletin de işine gelmez, milletin işine gelmez! O gidecek şeyhin postunun altına bir yüz lira, ikiyüz lira para koyacak, şeyhin istediği gibi konuşacak, şeyhle istediği gibi muhabbet edecek. Onu yönlendirecek veyahut da işte bunlar şimdi içimizde ya, yıllardan beri söylüyoruz ya, gelin kardeşler Kur’an kursu yapacağız, bir Kur’an kursu inşaatını başlatacağız, bitmeyecek inşaat bir türlü. Gelin bir cami inşaatı yapıyoruz diyecek, bitmeyecek cami inşaatı. O kadar çok var ki biz de! Anlatılması gereken, teker teker konuşulması gereken o kadar çok şey var ki! Yani bir şekilde bunu direkt Yahudilere atfedip, Yahudiler bunu böyle yaptı! Sen ne yaptın? Sen de uyudun. Yahudiler bunu yaparken sen Kur’an ve sünnete sımsıkı yapıştın mı? Yahudiler işini yapacak veya din düşmanları işini yapacak. Sen Kur’an ve sünnetin mücadelesini verdin mi? Adamın
biri hadislerle alay ediyor. Bunun mücadelesi veriliyor mu şu anda? Adamın biri kadere iman ile alay ediyor. inkar ediyor. Bunun mücadelesi veriliyor mu? Bize bu ama çok tatlı geliyor.Taslaman çıkıyor, hadislerin hepsini de inkar ediyor. Lafız da çok güzel. Kur’an müslümanlığı! Yani o Kur’anda Muhammed-i Mustafa(s.a.v.)’in peygamberliğine iman etmek, Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’in getirdiği sünnetini kabul etmek, onun sünnetine tabi olmak, Kur’an-ı Kerim’de yazmıyor sanki! Ama toplumun daha doğrusu heva ve hevesine uymuş, ibadetten uzak duran, salih amellerden uzak duran, adı Müslüman ama dinin temel vazifelerini yerine getirmeyen bir kısım insanlara tatlı geliyor bu. Bu geçmişte olduğu gibi bugün de dini ifsad etmek isteyen kişi ve kurum ve kuruluşlar var.
Hazreti Pir, Hz. Mevlana Celaleddin i Rumi Hazretleri sekizyüzelli yıl önce kendisinden ikibin yıl önce yaşanan bir meseleyi Mesnevi’de anlatıyor. Kendi zamanındaki Müslümanları ve sonradan gelen Müslümanları ikaz ediyor. Diyor ki kendisi Yahudi olup olmayabilir. Irk olarak. Yahudi zihniyetli bazı kimseler çıkıp senin dinini, imanını ifsad etmeye çalışır. Senin dini hayatını ifsad etmeye çalışır. Bakın, ifsad etmeye çalışır. O sadece bir ibadeti ifsad ettiğini zanneden, arkasından gelecek olan bütün ümmet ifsad olur. Cenab ı Hak onların hile ve desiselerini başlarına makus eylesin. Bu millet, bu insanlar, Kur’an ve sünnete, vatan ve millete sımsıkı yapışsınlar inşaallah. Bakın yıllardan beri söylediğimiz, konuştuğumuz şeyler tecelli ediyor. Suriye’de şimdi askerimiz, eğer bu insanlar da vatan millet duygusu, bu insanlarda Kur’an sünnet duygusu olmamış olsaydı, bu hadiseler yaşanmazdı. Şimdiye, şimdiye emperyalistlerin oyuncağı olup çıktıydık. Şimdiye ABD’nin, ingiltere’nin, Almanya’nın, Fransa’nın, Rusya’nın, Çin’in oyuncağı olduyduk. Ne tarafa çekerlerse o tarafa götüreceklerdi. Bu topraklardaki insanları birbirlerine kenetleyen, birbirlerine sırt sırta verdiren iki duygu vardır. Birisi dindir, birisi de millet olma duygusudur. Millet olma duygusunu destekleyen yegane felsefe dindir. Eğer din olmaz ise millet olma felsefesi olmaz. Bakın din olmaz ise millet olma felsefesi olmaz. Bizi yıkılmaz kılan, bizi dimdik ayakta tutan bu iki duygudur. Din ve millet olma, din Kur’an sünnet imamların içtihadıdır. Bizim bu dini duygumuzu, inancımızı, bizim bu dini aklımızı bozmaya çalışan hangi mezhepten, hangi mezhep adı ne olursa olsun, hangi meşrep, hangi tarikat, hangi hoca efendi, hangi hacı efendi, hangi alim, hangi kim neyse eğer bizim bu din inanışmızı bozmaya çalışıyorsa, vallahi de billahi de tillahi de hem o kafirdir hem de millet düşmanıdır. Bunu ister bilerek yapsın, ister bilmeyerek yapsın, o bir tekkeyse ingiliz bozulmasıdır. O bir cemaatse CIA’nın kurduğu bir cemaattir. O bir topluluksa KGB’nin kurduğu bir topluluktur. Eğer
o silahlı bir örgüt ise onun arkasında muhakkak, muhakkak dünya emperyalist güçleri vardır. O yüzden tertemiz Kur’an sünnet imamların içtihadı dairesindeki bir din algısını, inancını, ucundan kıyısından kırmaya çalışan, kırmaya çalışan, bulandırmaya çalışan, tekrar söylüyorum vallahi de kafirdir billahi de kafirdir, vallahi de vatan düşmanıdır, billahi de millet düşmanıdır. Başka bir şey değildir. Bakın başka bir şey değildir.
Hadis-i şeriflerle alay eden kimse, kadere iman ile alakalı alay eden kimse, hadisi şerifleri inkar eden kimseler, vallahi de billahi de tillahi de gizli servislerin emrindedir. Gizli servis vardır onun arkasında. Ya MOSSAD vardır, ya CIA vardır, ya ingiliz ajanları vardır, ya Alman ajanları vardır. Başka bir şey yoktur. Çünkü din algısını bozanlarsa bu ülkeyi bozarlar. Din algısını bozmazlarsa bu ülkeyi bozamazlar. Neden 28 Şubat’ı yaptılar, bakın şimdi çıkıyor meydana. Neden 28 Şubat’ta kepenk indirdi bazı dergahlar, tarikatlar, şahıslar, şimdi çıkıyor meydana. Neden korku hummasına kapıldılar, şimdi çıkıyor meydana. Bunların hepsi de, hepsi de vatan millet Kur’an sünnet düşmanları tarafından yönlendirilen kimseler. 28 Şubat’ta dergahların, tekkelerinin, cemaatlerinin toplantılarının kepenklerini indirenler, o gün mücadele etmeyenler, CIA’a, MOSSAD’a, ingilize kendisini satmış kimseler. Uyanık olun. Kuran için sünnet için direnmeyen, vatanı için, milleti için direnmeyen, cemaat, şeyh, tarikat topluluk, adına ne derseniz deyin, gazeteymiş, fikir adamıymış, gazeteciymiş, hepsini de tel’in edin, hepsi de Kur’an sünnet vatan millet düşmanıdır. Uyanık olalım. elimizde turnusol kağıdı var. Ne? 28 Şubat. Elimizde turnusol kağıdı var? Ne? 15 Temmuz. Bunlar turnusol kağıtlarımız bizim. Bu iki darbe girişimine destek çıkanlar, buna arka duranlar, buna göz yumanlar, buna mücadele etmeyenler, bu Hz. Mevlana Celaleddin i Rumi hazretlerinin mesnevisinde beyan ettiği, dini ifsad etmeye çalışan pis Yahudilerin köpekleri bunlar. Bunlar ister benim dergahımdan olsun, ister benim tekkemden olsun, isterse benim şeyhimin dizinin dibinde oturuyor olsun, vallahi de Yahudi köpeği bunlar, billahi de Yahudi köpeği bunlar. Dün nasıl Yahudi padişah hıristiyan dinini ifsad etmek için kirli oyunlar, tezgahlar düzenledi ise bu ülkenin din algısını, din anlayışını, bu ülkenin imanını, vatan sevgisini, millet sevgisini törpüleme çalışan, kırmaya çalışan, bulandırmaya çalışan bu pis Yahudinin, bir pis MOSSAD’ın CiA’in, ingiltere’nin, Fransa’nın köpeğidir. Başka bir şey değildir. Uyanık olun. Bunun altını çizerekten söylüyorum. isterse benim rahmetli şeyhimin dizinin dibinde otursun, 28 Şubatçıların oyununa uyup, dergahın kapısına kilidini vurduysa, kepengi indirdiyse 15 Temmuz’da darbeye karşı çıkmadıysa, beklediyse sinsi bir şekilde, hareket etmediyse, o vallahi de billahi de Yunan bozmasıdır, Yahudi bozmasıdır,
ingiliz bozmasıdır. Tekkesi de, dergahı da, cemaatı da. Açık net! Bizim sözümüz de, özümüz de, içimiz de, dışımız da bellidir. Biz, demirden korkan trene binmeyecek, bu.
Aynı bakın, o Yahudi bozmaları o gün için Hristiyan dinini ifsad etmeye çalıştılar, bugün için de bugün için de bu ülkede bu memlekette, islam dünyasında, bu Yahudi bozmaları ne yapıyorlar? Dinimizi ifsad etmeye çalışıyorlar. Selefi vahabi takımı gibi, işid takımı gibi, daeş takımı gibi içimizde kurulmuş ingiliz tekkeleri gibi. Geçenlerde hatırlayın bir Perşembe dersinde ingilizlerin kurduğu tekkeler var dediğimde, bana sonra özelden yazdılar. işte kim bunlar da bilmen ne. Çok basit dedim. Kurtuluş Savaşı’na karşı çıkan kim varsa, hepsi de ingiliz bozması. Araştırın tekkelerin geçmişini. Ben kendi dergahıma da ne dedim ben? Ben böyle bir dergahta bulunmaktan gurur duyuyorum. Kıvançlıyım. Sebep? Biz Kuvayi Milliye benim şeyhimin şeyhinin şeyhi Kuvayi Milliye’ye katılmış dervişleri ile beraber, dergahta duran bir teneke altınla beraber, bu ülke savunmasının ve kurtulmasını için mücadele etmiş, ona katılmış olan bir dergahız biz. Biz böyle bir dergahız. Bunu kenara yazın. Ben Bursa’daki kardeşler için söylüyorum bunu. O zaman için beni dinleyen, benimle beraber hareket eden, Bayındır’daki kardeşler için söylüyorum. Bursa ve çevresindeki bütün kardeşler için söylüyorum. 28 Şubat’ta dergahın içerisinde direnen bir tek biz varız. Geri kalan kepenk indirdi. indirmeyin dedim, indirdiler. Eski arkadaşlar bilirler. Kepenk indirenler, dolaylı olarak 28 Şubat’a destek oldular. Ben hepsini de, hepsini de sildim attım. Bunların hepsi de dedim 28 Şubatçı dedim. Hepsi de. Biz basılırken, onlar tekke kapattılar. Biz karakollarda dolaştırılırken, onlar dersleri iptal ettiler. O yüzden onlar 28 Şubatçı. Hiç tereddütüm yok. Hiç tereddütüm yok. O gün 28 Şubat’ta bizi satanlar, her zaman için bizi satarlar. işim olmaz. Aynı şekilde, ben çok mutluyum bu noktada. Elhamdülillah. Başım dik.
28 Şubat’ta o mücadele veren kardeşler yerine yenilerle beraber, yenilerle beraber 15 Temmuz’da darbeye hayır deyip mücadelesini verdiler. Evet! Biz böyle konuşmaktan elhamdülillah mutluluk duyuyorum. Biz cumhurbaşkanı sokaklara çıkın demeden, sokağa çıkmış tekkeyiz biz. Daha hiç kimse evinden dışarı çıkmazken, biz hamdolsun 15 Temmuz’da sokağa çıkmış insanız. Orta yere ilk çıkanız. Hesabımız yok bizim. Yarın öbür gün bu darbe başarıya kavuşursa biz ne yaparız diye düşünmedik. Hatta ben bazen latife yapıyorum. Bizden cesaretlendi bütün herkes diyorum. ilk önce biz çıktık meydana. Bursa’da da biz çıktık ilk önce, her yerde de biz çıktık hamdolsun. Biz çünkü Kur’an ve sünnet vatan millet mücadelesinin en önündeyiz. Bundan yılmayız da çekinmeyiz de. Bu Yahudi bozmalarına pabuç bırakacak
noktada değiliz. Bu MOSSAD artıntısı, CIA artıntısı, dergah, tekke, cemaat, bunlara pabuç bırakacak değiliz. Ya kimi söylüyorsun? işte bak kimi söylediğimin bir kısmını, çok az bir kısmını, geçen gün sözcü gazetesi, neydi o, şey, Soner Yalçın yazmış. Çok hoşuma gitti. Paylaştım Twitter’da. ingiliz tekkesi Kim? Kıbrısi. Kim müridi? Adnan Oktar. Adnan Oktar’ın müridi kim? Taslaman. Öbürkü kim? Mehmet Okuyan. Öbürkü kim? Mustafa islamoğlu. Bakın zincir halakası. Bu gazetecinin söylediği. Gasteci değil o, gazeteci. Gastecilik ayrı, gazetecilik ayrıdır. Gazetecinin söylediği. Ne diyor Kıbrısi’nin müritleri için? Biz tarihçi diye alkışladığımız Kadir Mısırlıoğlu, bütün çoluğu çocuğu Kıbrısiye yani Nazım Kıbrısi’ye, kendisi de onun müridiymiş. Yalan doğru, gazetecinin söylediği şey. O da öyle boşa atacak bir adam değil.
ingiliz tekkeleri var Türkiye’de. ingilizlerin yönlendirdi cemaatler var islam dünyasında ve Türkiye’de. CIA’nın yönlendirdiği cemaatler ve tekkeler var Türkiye’de ve islam dünyasında. Yani siz bunu şöyle bir şey düşünebilirsiniz. Yok koca cemaat. Evet, koca cemaat olması şart değil. içinden bir tane imam, bir tane zakir bir tane nakip alır, satın alır onu. Onlarla halleder halledeceğini. Bunları söylediğimizde biz ortalık ayağa kalkıyor. Dur kardeş, otur. Otur! Sen git kendi tekkeni kendi dergahını araştır. Nereye kadar? Kurtuluş Savaşı’na kadar. Nereye kadar? Kurtuluş Savaşı’ndan önce, Çanakkale’ye kadar. Nereye kadar? Geriye doğru git. Git gidebildiğin yere kadar, bir araştır. Biz söylüyoruz nerden geldiğimizi, söylüyorus ne yaptığımızı da. Sen ne yaptığını söyle bana. Bana 28 Şubat’ta ne yaptığınızı söyle. Bana onu söyle. Bana 15 Temmuz’da ne yaptığınızı söyle. Bana onu söyle. Başka bir şey değil. Bana geziye karşı gelip gelmediğini, gezide ne yaptığını söyle. Bana onu söyle. Ben senin adını soyadını söylerim sana, merak etmeyin. işte bu Yahudi padişah da daha önceki Yahudi padişah gibi kötü adete, o kötü yola, o kötü düşünceye, o kötü fikriyata, o kötülerin oturup dizayn ettiği plan programı kurdu. O kötü yola devam etti.
“Bil ki o çeşit sitem ve zulümlerden bu, ne yaparsa Allah günahını ar-
tıksız, eksiksiz, ilk zalimden sonra arar.”
Bir zalim dini ifsad etmeye, Müslümanları ifsad etmeye, onları her fikri planda katletmeye, hem imani planda katletmeye, hem de zahiri noktada katletmek için plan ve programlar yapıyor. Bu biz katletmeyi sadece bir kimseyi öldürmek olarak biliyoruz. Siz bir kimsenin imanını bulandırırsanız, o kimseyi katlettiniz. Bir kimsenin salih amellerini bulandırsanız, onu katlettiniz. Bir kimsenin dosdoğru yolunu bulandırmaya kalktınız, katlettiniz. Bu bile bile katillik, bilebile. Siz bir kimseye adaletli davranmadınız, katlettiniz o kimseyi? Bir kimsenin hakkını, hukukunu korumadınız, katlettiniz onu.
Bunların hepsi de katliamdır. Bir kimsenin dini inanışını bozmaya çalıştınız, katlettiniz onu. Bir topluluğun dini inanışını bozmaya çalıştınız, katlettiniz onu. Buruc suresi: ‘Burçlar sahibi gökyüzüne, vaad olunan o güne, şahitlik edene ve edilene andolsun ki kahroldu o hendeğin sahipleri, o çıralı ateşin.’ Ne yaptı bu Yahudi padişah, hendek kazdırdı.
Bakın Yahudi padişahların ve Yahudi bozmalarının işidir. Bunlar hendek kazarlar. Bunlar hendeklerle uğraşırlar. Yahudi padişah hendek kazdırmış. Bu, bu padişah tarihte çok nam salmış. Ortadoğu’yu kasıp kavurmuş. Ortalığı yakmış yıkmış bir kimse ve enteresan, bu Padişah da ahlaksızın teki. Bununla alakalı o kadar çok şeyler var ki çok uzun tefsirlerde yazan. Kimisi diyor ki tarihi not bunlar, bu kafayı buldu, içkiyi içti. Kendi kız kardeşiyle zina etti. Kendi kız kardeşiyle zina edince ayıldı sabah olunca ne yapacağım ben şimdi dedi. E kendi kız kardeşiyle zinanın cevaz olduğuna dair, caiz olduğuna dair sarayın o günkü din adamlarını topladı. O din adamları da bunların bir kısmını kabul etti, bir kısmını kabul etmedi. Kabul etmeyen iman sahiplerini ateşte, hendeklere ateş doldurdu, oraya atmakla atfetti. Bununla alakalı o kadar çok şey var ki ama sonuçta yaptığı iş şuydu. Hendek kazdırıp içine odun, çalı, çırpı bütün yakacakları doldurup ateş yaktırıp oraya da bir tane put diktirdi. Put diktirdiklerinden dolayı, putperestlikten gelme olduğunu söyleyenler var. insanlara diyordu ki puta secde edin, kurtulun ama normalde hiç kimse de onu kabul etmek istemiyordu. Kabul etmek istemeyenlere de o pis Yahudi ne yapıyordu? Onları ateşe atıyordu. Allah da ayeti kerimede diyor ki o hani ateşin başına oturmuştu, mü’minlere yaptıklarını seyrediyorlardı. Bu müşrikler, bu pis Yahudiler ve avanesi, ateşin başına oturdular hendeğin başına, mü’minlere yaptıklarını seyrediyorlardı. Müminler, topluluk halinde ikişer, üçer beşer kişi getirilip ya secde edecekler puta, ya da ateşe atılıyorlardı. Müminlere kızmalarının sebebi de onların yalnız çok güçlü ve övgüye layık olan Allah’a iman etmeleriydi.
‘O Allah ki göklerin ve yerin hükümranlığı onundur ve Allah herşeye şahittir. inanan erkek ve kadınlara işkence yapıp sonra da tevbe etmeyenlere cehennem azabı ve yangın azabı vardır.’ işte o hendek sahibi Yahudi ile alakalı inen ayeti kerimeler bunlar, Buruc suresinde. Hani derim ya Mesnevi bize Kur’an ve sünnet anlatır diye. Mesnevideki hikayeler, bize Kur’an ve sünnetin açılımıdır diye. Oysa Hz. Pir en baştan bakın surenin adını verdi bize sadece. Dedi ki ‘bu diğer padişahın meydana çıkışını haber almak istersen vessemai zatül Buruc suresini oku.’ Yani Kur’an’daki Buruc suresini oku. Kur’an’daki o Buruc suresi, bu pis Yahudi dönmesinin, Müslümanlara nasıl zulmettiği, Müslümanları nasıl katlettiği, Müslümanları ne ile karşı karşıya bıraktığını söyler. işte geçmiş dönemde yapılmış olan
bunlar, şu anda da mevcut. Şu anda insanlar fikri planda, imani planda, itikadi planda ifsad ediliyorlar. Şimdiki katliam bu, ifsad ediliyorlar. O gün pis Yahudi’nin oyunuyla Müslümanlar katlediliyordu. Bugün de katlediliyor. Afganistan’da, Suriye’de, Irak’ta, Lübnan’da, Yemen’de, o pis Yahudiler bir yolunu bulup Müslümanları ne yapıyorlar, katlediyorlar, yerle yeksan ediyorlar. Birbirlerine düşürüyorlar. Siz şimdi Suriye’de güven içerisinde yaşayan bir müslüman var diyebilir misiniz? Siz şimdi Irak’da güven içerisinde yaşayan bir müslüman var diyebilir misiniz? Siz Afganistan’da güven içerisinde yaşayan bir müslüman var diyebilir misiniz? Siz Lübnan’da Yemen’de Ürdün’de Çin’de, Doğu Türkistan’da, Rusya’da, siz Avrupa’da müslümanlar huzur içerisinde, güven içerisinde yaşıyor diyebilir misiniz? islam dünyasına hem içerden hem dışardan hendekler kazılmış, içine ateşler doldurulmuş. Ya diyorlar bu emperyalistlere secde edeceksiniz ya da diyorlar ki sizi bu ateş çukurunda boğarız. Otuzbeş yıldır terörle mücadele ediyoruz biz. Ne ile? PKK adı, otuzbeş yıldır! Bitti mi, bakın bitmedi. Otuzbeş yıldır bu ülkede huzur yok. Nerde bomba patlayacağı, nerde bir şey olacağı belli değil. Otuzbeş yıl sonra içerde yuvalanamayan terör, dışarda yuvalandı. Kaç bin tırdı gelen silah? Dörtbin tır. Dört bin tır! Bir ülke düşünün, o ülkenin askeriyesi var, polisi var, bir terör örgütü oluştur, sal yakasını silahlandır. Ondan sonra o terör örgütünü kuvvetlendir, ardından bir terör örgütü daha oluştur, silahlandır. Ben şimdi bununla mücadele edeceğim de. Dörtbin tır! Dörtbin tır! Varın siz hesaplayın. Ne yapacaklardı? Güneydoğuyu cehenneme çevireceklerdi. Nereye kadar? Ankara’ya kadar.
Sebep? Armegedon! Kıyamet savaşı, kendi inandıkları o. Ne yapacaklardı? Güneydoğuda sen Kürtsün sen Türksün diye ayıracaklar mıydı? Ayırdılar mı Suriye’de, Irak’ta. Ne yapacak, Bursa’yı bombalama kalksa şu mahallede bunlar oturuyor, bu mahallede bunlar oturuyor diye mi bombalayacak? Bombalayacak geçecek. işte bu Yahudi emperyalist güçler, Müslümanları, inananları, kanlı ateşli bir oyunun içerisine atıyorlar. Allah bizi muhafaza eylesin. Bu konuda uzun okursanız Buruc suresinin tefsirlerini, farklı farklı rivayetler göreceksiniz. Ayeti kerimenin sonu: ‘inanan ve iyi amel yapanlar için de altından ırmaklar akan cennetler vardır. işte büyük kurtuluş odur. Kuşkusuz Rabb’inin yakalaması serttir.’ Buruc, ayet 1 ile 12’ydi okuduğum. Burası güzel, şu ayeti kerimeyi bir daha tekrar almak istiyorum: ‘inanan ve iyi amel işleyenler’, inanan ve salih ameller işleyenler, bakın, dikkat edin, Kur’an-ı Kerim hep inanan ve salih amel işleyenler der. inanan ve ibadet edenler demez sadece. Bunun altını çizin. inanan ve salih amel işleyenler. inanmak işin başı. ikincisi ne? Salih amel, iyi ameller, güzel ameller işlemek. Bu muhakkak haramlardan uzak durmak bunun içinde, farz ibadetleri
yerine getirmek bunun içinde ama en önemlisi etrafına faydalı olmak da bunun içinde. Etrafına faydalı olmak. Bunu unutmayalım. Hiçbir zaman.
“Kim fena bir adet koyarsa ona her an lanet gider durur.”
Kim bir fena adet koydu orta yere, kim bir fenalığa kapı açtı, hani hadis i şerifte, ‘kim şerre bir kapı ararlarsa, ordan kaç kişi geçerse ondan nasibini alır, kim de hayra bir kapı aralarsa, ordan kaç kişi geçerse ondan nasibini alır. Hatta bazen derim ya sevseler de sevmeseler de şeyhimin zamanında benim vesilemle ders alanlar var mı, var. Şimdi bana kızsalar dahi bu dersi çekiyorlar mı? Evet. Bana kızsalar dahi çektikleri dersen ben sevabımı alıyor muyum? Evet. Abdullah Efendi hazretlerinin zamanında nerde hangi şehre bir ders açıldıysa, bu fakirin vesilesiyle hangi mahalleye açıldıysa, Cenab ı Hakkın lütfu ikramı, orda hala daha derslerine zikirlerine devam edenler var mı, var. Ben zaten haber gönderiyorum. Devam edin diyorum. Zikri bırakmayın, dersinizi bırakmayın. Bir kimse dersi, zikri bırakırsa, vahşi, çok afedersiniz hayvandan daha aşağılık olur. Bir kimse zikrullahı bıraksın, dersi bıraksın, yolu bıraksın, vahşi hayvandan daha aşağılık olur. Tecrübe bunlar. Bir kimsenin şeyhi var, bazen öyle derim tuhaf karşılarlar. Adamın şeyhi var. Sahte de olsa bırakmayın derim, devam et. Ya neden? Ya sözünü dinlediğin bir kimse var. iyi kötü. Sen onu da dinlemezsen, vahşi domuzlara benzeyeceksin. Senin dinlediğin birisi var kötü de olsa? Kim? Şeyhin. Kötü de olsa yanına gittiğinde durdun mu, durdun. Zikrullah yaptın mı, yaptın. Sana bir tesbihat verdi, tesbihatı günlük çekiyor musun, çekiyorsun. Ya sana sahtesi lazımmış. Sen ona layıkmışsın. Otur orda. Kimisi der ya ya bırak burayı, bırak kardeşim ya Allah Allah! Tencere yuvarlanacak kapağını bulacak, herles neye layıksa onu bulacak. Bir düdük gidecek o, gidecek. Olsun varsın, sonra toplar yine o. Yepildeklere yepildek bir adam lazım. Düpdüzgün bir adama zaten o şeyh şeyhlik yapamaz ki. Ben bazen geçmiş dönemde derdim ben. Türkiye’nin en iyi şeyhini alın getirin Bursa’ya koyun bizim arkadaşların önüne. Gelsin bizim arkadaşlara şeyhlik yapacak olan bir kimsenin o hooooooo! Ya neden böyle diyorsun! Diyorum ya bizimkiler en az bir şeyh kadar şeyhdir. Sen bizimkinlere ver dergah yönetsinler. Şeyh her bir elhamdülillah. Toprak münbit. Ahmed oturuyor orda. Ahmed’e normal bir kimse gelecek, bizim Ahmed’e şeyhlik yapacak, mümkün değil. Yapabilir mi Ahmet?( Herkez yapamaz.) Bitti! Adamdaki özgüvene bakın. ‘Herkes yapamaz.’ Alttan alıyor mu? Bakın hiç alttan almıyor. Vay efendim biz kimiz yani yapar herkes diyor mu? Gerçeği onun. Bak gerçeği. Demiyor. Herkes yapamaz diyor. Gerçeği onun o. Saklayıp örtmüyor. Öyle kolay değil. Allah muhafaza eylesin ama velev ki öyle bir kimseye gitti bir kimse
ya. Ben derim, ellemeyin adamı, bırak. O iyi bir derviş olursa, sımsıkı yola tutunursa, Allah kimi meydanda bırakmış, onun da istikametini düzeltir.
Cenabı Hak mana aleminin tek sahibi. Sen Allah dedin de o saymadı mı? Sen Allah dedin de o kabul etmedi mi? Sen abdest aldın da senin abdestini mi bozdu? Sen namaz kıldın da red mi etti? Sen zikrullah halakasına oturdun da boş mu çevirdi seni? O bir kimse yol yürüyecekse, yolunu bulur. O vahşi nefsini, o şeyhin önünde dahi durur. Nefisler vahşi hayvan gibidir, vahşi hayvan! Onu dizginlemek, onu eğitmek, ona yol göstermek, ohoooooo! Herkesin işi olsa, herkes yapacak zaten. Vahşi var ya o vahşilik,işler insanın içine. Adam şurdan çıksın, uzaktaşsın, yeminle söylüyorum bunu, adam şu dergahtan uzaklaşsın, sizi korkutmak için değil, benim işim değil o, bıraksın dergahla ipini koparsın, vahşi hayvan gibi olur o. Onu zaptetmek, onu dizginlemek, ona laf söylemek mümkün değil. O zaten koparıp gitmesi onun, gemi azıya almasından. Vahşiliği eline aldı o. Vahşiliği elini aldığından dolayı gidiyor. Vahşiliği eline alan kimse, şeyhine de itiraz eder, doğruya da itiraz eder, bilgiye de itiraz eder. Her şeye de itiraz eder. Sebep? Vahşiliği eline almış o. Allah muhafaza eylesin.
işte kim fena bir adet koyorsa, şer. Şerdan bir kapı açtı. O şerden kaç kişi geçtiyse, o şerre kapı aralayan kimse, ondan nasibini alır, şerden nasibini alır. Bir kimse de bir hayır kapısı açtı, hayra kapı araladı. Ordan kaç kişi geçerse, o hayırdan nasibini alır. Bir hayır ünkü o. O hayırdan nasibini alır. Ben bunu, bu hadisi şerifin ışığında düşünerekten, bütün herkese kap açtıtıtım. Derim ki arkadaşlar, başınızda zakir olması şart değil, çavuş olması şart değil, başınızda şeyh olması şart değil, birisinin olması şart değil. Dikkat edin buraya. Evlerinizi zikirhaneye çevirin. Aç evini kardeşim, zikir yap orda. ‘Evinde zikir olunanla olmayanın arasındaki farkı söyleyeyim mi? Söyle ya Resulallah. Evinde zikrullah olan ev, zikrullah olan ev, yıkık da olsa, harabe de olsa mamurdur. Evinde zikrullah olmayan ev, mamur da olsa yıkıktır.’ Evlerinde zikrullah olmayan insanlar, evlerini zikrullaha açmayanlar, evlerinde zikrullahın asamesinin görülmediği evler, bereket olmaz, muhabbet olmaz, şeytan orda dolaşır, nefis dolaşır, heva heves dolaşır, Cenab ı Hak oraya musibet verir. Cenab ı Hak orayı bereketlendirmez, orası naif olmaz, orda şeytanniyet kol gezer. Evinizi, evlerinizi zikrullah bahçelerine dönüştürün.
Zikir yaptırmak için çavuş olmanıza gerek yok, nakip nükebba olmanıza gerek yok. Toplayın üç tane beş tane on tane arkadaşınızı, yeni arkadaşlar toplayın. En eskiniz kim? X kimse. Kardeş en eskimiz sensin. Sufilikte bu adaptır. Oranın en eski dervişi kim? Bir yerde çavuş yoksa, x kimse orda ders yaptırır. Yaptırın ders. Ben bu dergahta ilk zakir olduğumda bunu
söylemiştim. Hala da söylüyorum. Benim bulunduğum bir yerde ders yaptırmak için zakire, çavuşa nakibe nükebbaya ihtiyaç yok. Ben bir ismail Hakkı Tekkesi dersinde orda bulunanların hepsine dedim ki hepiniz de çavuşsunuz çavuşluk istiyorsanız. Yürüyün dedim, ders yaptırın. Bunu şeyh efendiye şikayet etmişler böyle böyle yaptı diye. Bana dedi ki Mustafa Efendi, derste bulunan herkesi çavuş etmişsin dedi. Ettim efendim dedim. Ben saklı gizli bir şey yapmıyorum, dedim efendim ettim, hepsi de dedim Allah’ı zikrettirsinler. Ev ev dolaşsınlar, mahalle mahalle dolaşsınlar, belde belde dolaşsınlar, dolaşın. Doğru söylüyorsun Mustafa Efendi dedi bana. Doğru söylüyorsun. Apartmanda sen beş kişiyi topladın da sana toplama diyen mi var. Küstahlık yapma. Ders var mı perşembe günü Bursa’da, var. Perşembe gününe sen ders koyma. Ya biz evde toplanabilir miyiz? Sen ayrıcalıklık yapıyorsun. Sen küstahlık yapıyorsun. Sen hainlik yapıyorsun. Senin amacın ders yapmak değil. Yok! Mehmet Ali ne gün Yunak’ın sersi? Salı, cuma. O zaman Yunak’ta bir kimse salı ve cuma günü mahallede bir yerde ders koyuyorsa hainlik yapıyor. Dergaha hainlik yapıyor. Evet! O kadar da serttir bu tarafta. Sen Allah için çalış. Git bir yerde sen Allah için evinde topla. Topla kardeşim. Ders yaptır. Yaptır, koştur. Aç evini. Eşine söyle, çayın varsa bir çay demle de bugün arkadaşlar gelecek, evde zikrullah yapacağız de, yapın.
En fazla polis gelir basar, şikayet ederler burda ‘Hu’ çekiyorlar diye, gelir polis ne yapıyorsunuz? Allah’ı zikrediyoruz kardeşim, yasak değil. Ha ne olacak? Bir karakola götürürler en fazla. Ne yapıyordunuz, işte şunu yapıyorduk, bunu yapıyorduk…Bu olur. Allah için de onu yaşayın. Madalya gibi takın. Basıldık değin. Basılmadan madalya takmazlar burda insana. Karakolla yüzleşeceksin. Şikayet edeceler, edeecekler. Hiç kimseye de şikayet etmeyeceksin, itiraz etmeyeceksin, isyan etmeyeceksin. Gelmiş polis arkadaşlar, Allah razı olsun. Hoş geldiniz kardeşim. Gelin çay için. Yok. Ne? Hakkınızda şikayet var. Hayırdır kardeşim? Siz burda işte değişik sesler çıkarıyor muşsunuz. Doğrudur kardeşim. Haydiii, alıp götürecekler, götürecekler. Bunu göze alacaksınız. Öyle edebiyatta Hallacı Mansur ‘enel hak’ dediği için asıldı. Sen? Sen ne yaptın? O ‘enel hak’ dedi asıldı, sen de ‘Hak’ de, bir karakola götürül ya. Asılmasan da biz de Hak derken karakola götürüldük elhamdülillah de ya, sen de bir karakola götürül. Sen de bir Hak dediğin için, karşı dairedeki adam seni görünce, lan ne gördüm ben desin. Bunlar böyle zikrullah yapıyorlar, bunlar değişik şeyler yapıyorlar. Taaaak kapıyı kapatsın sana. Bütün apartmana desin vebalı gibi, bunlardan uzak durun. Neden? Bunlar zikirci, bunlar ‘Hu’cu. ‘Hu’cu desinler, sen iste kızı vermesinler sana. ‘Hu’cu desinler, sen kızsan adamlar sana talip olmasın ama sebebin ‘Hu’cu olmak olsun. Ne güzel lakap, öyle değil mi, ‘Hu’cu o. Benim çok
hoşuma giderdi. Bana sorarlardı, birader hucu mu oldun ya? Elhamdülillah. Nasıl yani? Boş ver kardeşim ya. Yani hucu mu oldun? Evet hucuyum. Hani bunu aşağılamak için söylüyorlar ya hucu musunuz siz? Evet elhamdülillah. Ne yapıyorsunuz diyor. Göstereyim mi diyorum ben, evet diyor. Ben başlıyorum Hu Hu Hu Hu Hu… Birader bu mu? Bu diyorum ya. Bir de ‘Hay’ı var bunun diyorum. O nasıl diyor, başlıyorum ben şimdi, Hay, Hay, Hay, Hay, Hay… Bunu mu yapıyorsunuz diyor. Bunu yapıyoruz diyorum ben. Ya sen birader şimdi hem ‘Hu’cu hem ‘Hay’cı mısın diyor? Daha ilavesi var, ben bir de ‘Hak’cıyım diyorum ben. Biz hem de ‘Hak’çıyız. Halkçı değil ‘Hak’çı. Hani altı okun biri değil yani, öyle değil. Biz ‘Hak’çıyız. Hak. Ya birader sen ne işlere girdin böyle ya ? Diyorum sorma, ben çok tehlikeli yerdeyim. Sen uzak dur benden. E size ‘Hu’cu denmediyse, olmadınız daha demek. Deli denmediyse, olmadınız daha demek.
Benim adım Deli Mustafa! Allah rahmet eylesin, şeyhimin hanımı taktı bana. Önceden de babam Karabela diyordu, işte aile biraz deliliğimden bahsederdi. Sıkıntı yok, şeyhimin hanımı, Allah rahmet eylesin, Hacı anne dedi ki senin aklın yok, sen delisin dedi bana. Allah razı olsun hacı anne dedim. Deli Mustafa gel, deli Mustafa git. Benim lakabım deli Mustafaydı, hamdolsun. Ne diyor hadis-i şerifte? Hadis-i Kutsi: ‘Dışarıdan sizi görenler, Allah’ı öyle zikredin ki dışardan sizi görenler bunlar deli olmuş desinler.’ Ha bana deli desinler diye kendini kendi kafandan duvara vurma, yok. Zikrullahın adabıyla, erkanıyla zikrullah yapıyorsunuz. Dışardan gören kimseler diyecekler ki bunlar deli olmuşlar ya. Evet! Hamdolsun! Var mı akıllı adam burda? Hiçbir tanesi bak elini kaldırmadı ben akıllıyım diye. Hamdolsun. işimiz yok akıllılarla. Onlar şimdi ver kızı al papazı yapıyorlar. Akıllı ya, kadeh tokuşturuyor şimdi, akıllı ya ooo ne muhabbetler var bir bilsen, akıl akıyor onlardan. Cenab ı Hak da bizi kendi delisi yapmış. Ne yapalım, oturuyorsunuz burda. Bugün gündüz dediler, sohbetler zikzak çiziyor diye, öyle dedim, biz zikzaklıyız. Nerde analiz eden? Bak gene zikzak çiziyoruz. Sohbet zikzaklı gidiyor bizim. Bir bakıyorsun himalayaların tepesindesin, bir bakıyorsun ondan sonra Adana Çukurova’dasın. Bir bakıyorsun yerin dibine doğru gidiyoruz, mağma tabakası. Yabii orda da yaşayanlar var ama mağma tabakasında ateşten imparatorluk var, evet. Onlar normalde başında kralları var, askerleri var, silahlı teçhizatlı hepsi de. Bak, Himalayalardan sizi aldım götürdüm mağma tabakasına şimdi. Yoktur deyip de benim söylediğime karşı çıkacak olan var mı? Gene yok. Evet, onlar depremler, yeraltı olayları, onlarla alakalı. Yeryüzünde ahlaksızlık, yanlışlıklar, eksiklikler çoğalınca onlar yeryüzüne çıkmak istiyorlar. Savaş var.
Şu dünya ne savaşlara gebe biliyor musunuz? Toprağın altında savaş ayrı, toprağın üstünde savaş ayrı, gökyüzündeki savaş ayrı, dünyanın dışındaki savaş ayrı, bizim barışseverler de barış, barış der. Ya her taraf savaş, her taraf kan kokuyor. Ne barışı? Barışma, barış, savaştan geçiyor. Savaşmazsan, barışı bulamazsın. Sebep? Çünkü kötüler, kötülüklerine devam ediyorlar. Kötülük var olduğu müddetçe savaş devam edecek. Kötülük var olduğu müddetçe. iyiler var olduğu müddetçe kötülerle iyilerin savaşı devam edecek. Bu bir savaş, bu bitmeyecek, bitmez. Bu Adem’den itibaren bitmez. Öyle hamasi nutuklar atmak yok işte insancıl nutuklar atmakla bu işler olmaz. Biz kaynayan kazanın üzerinde yaşayan insanlar topluluğuyuz. Bizim ayağımızın altında savaş devam ediyor. Bunu görmüyor insanlar. Bilmiyorlar. Biz bir savaşın üzerinde yaşıyoruz. O savaş çığlıklarını aşağıdan duymuyor insanlar. Bildiğiniz savaş! Toprağın üstünde de savaş var. Toprağın altında savaş olduğu gibi, toprağın üstünde de savaş var. Neden? Toprağın altından da etkileniyor, toprağın üstündekiler. E toprağın üstündekiler, toprağın üzerinde, zemininde yaşayanlar, toprağın zeminine basmadan savaşanlardan da etkileniyorlar. Gökyüzünde de savaş devam ediyor. Siz uzayda savaşın olmadığını mı düşünüyorsunuz? Orda da savaş devam ediyor. Varlığı, bir savaş hengamesi almış götürmüş önüne.
Varlığın üzerinde kötüler olduğu müddetçe, savaş devam edecek. Varlığın üzerinde kötüler olduğu müddetçe, savaş devam edecek. Evinizde bir kötü varsa, evinizde bir kötülük varsa, eviniz savaş meydanı. Geçin kendinize, kendi iç dünyanızda kötülük var ise kendi iç dünyanız bir savaş meydanı. Sen kötülüğe, bir taraftan nefis kötülüğü meyledecek, sen o kötülüğü durdurmaya çalışacaksın. Savaş bu. Her an her gönül kan revan içerisinde ama dudaklardaki tebessüm o kan revanı örtmekte. Sen dudaktaki tebessüme hayransın. Ben de senin kalbindeki kanrevanlığa hayranım. Çünkü senin dudağındaki tebessüm, yalancı tebessüm. Senin gönlünde kan revan dururken, dudağındaki tebessüm yalan. Ben senin kanrevanlığına bakıyorum. Sen istediğin kadar yüzün tebessüm etse de gönlün kanrevan. Ne zaman gönlün tebessüm eder? Kalpler ancak zikrullah ile mutmainne olur. Senin kalbinde zikrullah oturmazsa, senin kalbine zikrullah yerleşmezse, senin kalbin hep kan revan. Sebep? Hep savaş halindesin. Bir taraftan diyecek kaynanana şunu söyle, öbürkü diyecek ki sus sabret, öbürkü diyecek babana şunu söyle, sen ona diyeceksin sus sabret, babaya itaat farz. O diyecek ki ya bak annen ne yaptı, kardeşlerin arasında ayrım yaptı, sen diyeceksin ki sus, anneye merhamet et. Savaş! Bak gördün mü kör olasıca adam lafı söyledi gitti, bana gelsin ben ne yapacağım diyeceksin, ondan sonra şeyhin
sana sus demedi mi dedi ama efendim hakkını helal et, susamadım. Ne susmadın? Nasıl müritsin!
Kan revan ortalık. Savaş devam ediyor. Sebep? Kim bir fena adet koyduysa, iyilerden birisi de bir iyi adet koyacak. iyi adetle kötü adet hep savaşacak. iyi adet koyanlar bir yerde, iyilik yapanlar bir yerde olacak, kötüler ve kötülük yapanlar da bir yerde olacak. Kötüler ve kötülük yapanlar, iyilik yapanlarla hep mücadele edecekler, hep savaşacaklar. Onların haklarını gasp edecekler, onları namuslarına dil uzatacaklar, onların şereflerine dil uzatacaklar, onların haysiyetlerine dil uzatacaklar, onların rızıklarını almak isteyecekler, onları pençelemek isteyecekler, onları ısırmak isteyecekler. Çünkü vahşiler. Kötü, vahşidir. Sırtlan gibidir o, sırtlan gibi. Kötüler tek başına yaşamazlar. Kötüler, kötülerle beraber olurlar, toplanırlar. Siz hiç tek başına avlanan bir sırtlan gördünüz mü? Görmediniz. Kötüler sırttan gibidirler, bir yerde toplanırlar. Bir yerde toplanırlar ve kötülüklerine devam ederler. Birisi senin namusuna şerefine, haysiyetine, ırzına, ailene, çoluğuna, çocuğuna, ibadetine, imanına, memleketine, sana laf söylüyorsa, bil ki o kötü. Ondan beklenen o. Başka ne olacak ki! Bir kimse sana adaletsizlik yapıyorsa, hukuksuzluk yapıyorsa, yalancılık, gıybetçilik, dedikoduculuk, iftiracılık yapıyorsa, kötü. O onu yapacak. Onun işi o. Ondan şikayet etme, onunla mücadele et.
Kötü ve kötülüklerle mücadele edilir, şikayet edilmez. Onunla savaşırsın. Ne dedi Hz Muhammed i Mustafa Sallallahu Aleyhi ve sellem hazretleri: ‘Küçük cihattan büyük cihada döndük. Ya Resullalah, kim var karşımızda? Göğüs boşluğunda bulunan nefsiniz var. Nefisle cihad, cihad ı ekberdir. Cihat nedir? Savaşmak, mücadele etmek. Cihat mücadeledir, cihat savaşmaktır. Senin topraklarımızı fethetmeye gelen kimseyle savaşman, farz ı ayındır. Senin iyilerin bulunduğu bir şehre, bir beldeye savaş açtıysa, kötüler ve kötülükler onlarla mücadele etmek farz ı ayındır. Onlarla barışmak isteyen, içerdekinler haindir. Bu memleket bazında. Bir de gönül bazında var. Kalbinde eğer nefsin seni kötü ve kötülükler ile barıştırmak ister. Seni kötü ve kötülüklere doğru meylettirmek ister. Nefsinin yardımcı payendeleri vardır. Haz almak, lezzet almak, şehvet. Bunlar nefsin askerleridir. Sen onlara doğru meylettiğinde, kötü ve kötülükler sende artar. Bunun karşısında, bunun karşısında Cenab ı Hak sana bir melek vermiştir. O senin kalbindeki iyilik meleğindir. Onu kuvvetlendirmeye çalış. Neyle? imanla, ihlasla, samimiyetle, zikirle, iyi amellerle, salihlerle beraber olaraktan onu kuvvetlendir. Yoksa sen kötü ve kötülüklerin pençesinde kaybolup gidersin, kötü olursun. Bu savaş her daim var ve senin gönül topraklarında, kötülüğün bayrak dikmesini, istemiyorsan sen iyilik askerlerini çoğaltmaya bak. Sen
iyilik komutanını, kuvvetlendirmeye bak. Bu savaş, her sabah bu kurulur bu gönül dünyanda. Her sabah! Techizatını alır, techizatlanır. Kötüler bir taraftadır, iyiler bir taraftadır. Her sabahdır bu ve her gün kanrevan vardır.
Her gönül her sabah Uhud meydanıdır ve sen her sabah Uhut meydanına çıkarsın. Görürsün ki Peygamber Sallallahu Aleyhi ve sellem de bir telaş, bir telaş, bir telaş. Mevzileri istihdam etmekte. Karşısında Ebu Cehil, onda da bir telaş, bir telaş. O da mevzileri istihdam eder. Herkes komutanlarını sıralar en öne. Her komutanın arkasında askerler hepsi de tam teçhizatlı. Yorulursun her sabah bunu görmekten. Dersin ki sabah olmasa, yine bütün askerlerini toplayacak bütün herkes, yine sabahtan akşama kadar nice kelleler gidecek. Nice başlar gidecek, nice kollar ayaklar gidecek, nice gözler düşecek, nice kulaklar düşecek, nice küheylan beygirler çatlayacak, nice tanklar, nice toplar, nice tüfekler, nice ana evlatları, nice ana kuzuları toprağa düşecek. Bu her sabah yaşanır ve bunda bıkıp usanan savaşı kaybeder. Bunu gönül dünyanda gör. Bu savaş farklılaşıncaya kadar bunu yaşayacaksın ve dünyayı bu savaşın arenası gibi gör ve sen de o dünyanın içerisinde, o gönül dünyanda yaşadığını dünyaya yay. Nerdesin? X yerde ders yaptırıyorsun. Bil ki o iyilerin komutanısın sen. Askerlerini sağlam tut. Onları üzme, onları kırma, onları incitme. Her sabah onların teçhizatını kontrol et. Her gün onlarla beraber olmaya gayret et. Bil ki o savaşta sen de bir yer tut, verilmiş sana. Sen x yerin zakirisin. Senin elinin altında küçük birlikler var. Birliklerini kontrol et. Onları boşlama, onları küstürme, onları incitme. Onlarla beraber yöneteceksin bu savaşı. Sen çünkü birisine bir şey yaparsan, ordan bir gedik açılır. O gediğin açılmasına müsaade etme. Birisi yıkılabilir orda. Hemen yıkılanın yerine birisini koy. Sen çünkü o savaşın komutanısın. Hasbelkader senin kafana bir miğfer geçirilmiş. Bir de komutan işareti konmuş. Layık olup olmamak ayrı mesele, vazifen var senin. Sen o vazife ile vazifelenmişsin. Komutanlık elinden gider diye korkma. Cepheden bir gedik açılır diye kork. Komutanlığın elinden gider diye korkma. Askerlerinden birisinin kötülüğe yem olmasından kork. Birisi kötüleğe yem olmasın çünkü senin üzerinde de bir komutan var. O da ne? Örnekliyorum şeyhin senin. O, ordaki ordunun komutanı, o da her sabah çadırından çıkarken bu savaş için çıkıyor, düşün sen ordan cepheden bir gedik açarsan, bütün ordu bozulabilir.
Sen bir cepheden geri kaçma. Ya? O komutan da düşünecek. O komutanın da başında bir komutan var. Kim? Muhammed i Mustafa(s.a.v.) O her sabah, her sabah, hiç yılmadan, hiç usanmadan, hiç yorulmadan, hiç dinlenmeden, hiç gözünü kapatmadan, kırpmadan, o her sabah ordularının başındadır. Hendek gibi, Uhut gibi! Sen onu bitti zannedersin. O bitmez.
Ne Uhud biter, ne Hendek biter, ne Bedir biter. Bitmez. Sen zahiren o savaş oldu bitti zannedersin. O savaş devam eder, bitmez. O da her sabah Hendekteki gibi Uhutdaki gibi Bedirdeki gibi hatırından serfinaz eder çünkü asker onu görmezse, aşkı şevki kırılır. O bir manevi ordunun komutanıdır. Asker, komutan, onun kokusunu almazsa dağılır. Onun cemalini seyretmezse şevkini yitirir, aşkını yitirir, kendisini yitirir. Her sabah o çadırından başının dışarı çıkmasını bekler. Düşünsenize, her sabah sizi o kontrol edecek. Düşünsenize, her sabah orduyu o teftiş edecek. Mevzilere o bakacak. O öylesinedir, hiç umulmadık bir zamanda, umulmadık bir yerde, umulmadık bir mevzinin yanı başında bitiverir. Sen komutansan, tirim tirim titrersin. Acaba askerim ne halde diye. O çünkü öylesine hızlı gider ki arkasından yetişmek ne mümkün! Bir bakarsın ki o mevzinin içinde. O mevzide askerle beraber. Bu savaş devam eder. Bu savaş bitmez. O manevi ordular tükenmez. O manevi ordular hiçbir zaman tükenmez. Kardeş, zahiren de o savaş devam eder. O yüzden bu ümmetin derli toplu son ordusu, son nefesi olan mehmetçiğe her sabah dua et. Bil ki o manevi ordular da Mehmetciğin peşinde. O yüzden iyiler olduğu müddetçe, kötüler de olduğu müddetçe ve iyilik kötülüğe hakim olmadığı müddetçe, bu savaş devam edecek. Bu ne zaman bitecek biliyor musunuz? ‘Arz la ilahe illallah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum diyen peygamberin bu sözü tecelli edinceye kadar. Benim için Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ölmedi. Dünya mekanını vücut olarak terk etti. O çünkü emrolunduğu işe devam ediyor. Arz, la ilahe illallah deyinceye kadar o ordularının başkomutanı ve ordularının başında ama kimisi bundan bihaber, kimisi de bu haberli bir şekilde savaşın ortasında. Allah bizi iyilerden ve salihlerden eylesin.
“İyiler gittiler güzel usul ve adetleri kaldı; kötü adamlardan da zu-
lümler ve lanetler!”
Bak, iyiler gitti. Benim şeyhim, Allah rahmet eylesin, yürüdü gitti. Geriye iyi bir adet kaldı. Cenabı Hakka hamdü sena ediyorum. Bak, biz hasbelkader o zikrullah halakasında devam ediyoruz. Bak, Çorumlu Hacı Mustafa Efendi gitti, Hacı Ebubekir Baba gitti, Hacı Ali Haydar Efendi gitti, Nevşehirli Abdullah Gürbüz Efendi gitti. Bakın şurda kabristanda duranlar var, gittiler. iyiler de kötüler de saati dakikası gelince bu dünya mekanını terk edip gidiyorlar. Bakın bu tekkenin ilk ahalisi gitti. Ardından gelenler hep gitti. Bu cemaate bir şey nasip oldu. Bu tekke, seksen yıl sonra tekrar nefes aldı burda. Şimdi kardeşler hizmet ediyorlar burda. Bir iyilik kapısı aralandı. Seksen yıl sonra sema edilip Allah denildi. Seksen yıl sonra. Hani Hızır’dan bir kıssa anlatıyorum ya, hani Hızır su künkünü kırmış ya, Musa demiş ki bu künkü neden kırıyorsun, kötülük yapıyorsun! Hızır Aleyhisselam
sonunda demiş ya baktım demiş bu su künkünü Su yoluna getiren götüren tamir eden vesile olan cennetin 8. katına çıkmış. Şimdi künkü kırdım döktüm, arkadan gelen salih insanlar bu künkü tamir edecekler yeniden, yeniden bu suyu akıtacaklar, Allah onları da ehli cennet edecek dedi. Seksen yıllık paslanmış olan zincir kırılıyor burda. Seksen yıl sonra bir yol açılıyor. Seksen yıl sonra, su yolu açılıyor. Yeniden künk oluşuyor. Siz iyilik yapmaya devam edin. iyilik için savaşmaya devam edin ve arkanıza iyilik bırakın. Adet olarak iyi bir adetiniz kalsın. Yol olarak iyi bir yol bırakın arkaya. Bizler göçüp gideceğiz herkes gibi. Sizler de göçüp gideceksiniz ama düşünebiliyor musunuz, bu tekke dört yüz elli yıllık. Nice dört yüz elli yıllar daha bu tekke yaşayacak. O yüzden buraya iyi adet bırakın. Buraya iyi yol bırakın. Bir dörtyüz sene sonra, yüz sene sonra şunu demesinler. Ne kötü bir adet bırakmışlar. Elli yıl sonra şunu demesinler, ya bu ne alakası var bunun Kur’an’la sünnetle, ne kötü bir adet bırakmışlar. Bunu söylemesinler. O yüzden salih ameller işleyin.
iyi ameller arkanızdan bırakın. iyi nefesler bırakın arkanızdan. Yirmi yıl sonra benim söylediğimi birisi gelir söyler size. Ben ne diyorum, 28 Şubat’ta kepenk kapattılar diyorum. Kötü bir adet bıraktılar. Zorluğu görünce kaçıp gitmeyi öğrettiler etraflarına, kötü bir adet bıraktılar. Bu ülkeyi ne üdüğü belirsiz insanlara peşkeş çekmeye çalıştılar, 15 Temmuz! Sizler iyiliğin savunucusu, iyiliğin bayraktarı olun. Biz 28 Şubat’ta bir avuç kaldık, yılmadık biz. Bin kusur kişi ders yapardık, bırakıp gittiler. Kendilerince çekleri vardı, senetleri vardı, sepetleri vardı, dükkanları vardı, eşleri vardı, çocukları vardı. Zalimlerin korkusu sardı herkesi. Bırakıp gittiler. Eleştirerekten, laf söyleyerekten, namusumuza, şerefimize, haysiyetimize, laf söyleyerek gittiler. Dedim ya, burayı bırakıp giden vahşileşir diye. Vahşileşerek gittiler. Ama bakın 28 şubat geliyor ya şimdi, damarım kabarıyor ya benim, yaşadığım şeyler aklıma geliyor ya, kendince filmi geri sarıyorum. Nefreti makamından değil. Filmi geri sardığımda da aklıma geliyor. Eliyle benim evimi gösterenler aklıma geliyor. Hususi karakola gidip kendince beni şikayet edenler. Aklıma geliyor. Eline hasbel kader borç demişim ben, borcum değildi de borç demişim, senet vermişim. Sorguda, sualde polisin elinde görüyorum onu. Bana fotokopisini gösteriyor. Bu imza senin değil mi diyor. Ben de benim diyorum. Borç senedi, yasak mı diyorum. Vergi dairesinin benim hakkımda tutmuş olduğu tutanak, bir arkadaş dükkanda gösteriyor fotokopisini, Mustafa abinizin diyor bu, benim elimde olmayan tutanak. Sarıyorum ya ben geriye doğru. Siz iyilik bırakın. Arkadaşlarınızı, dostlarınızı, yol kardeşlerinizi asla satmayın, hainlik yapmayın. Bir sofrada yemek yediğinize ihanet etmeyin. Beraber halakada zikrullah yapmışsın. O yapsın, sen
yapma. Beraber aynı şeyhin elini tutmuşsun, o yapsın sen yapma. De ki benim şeyhimin elinden tuttu o. Sen içine göm. Sen kötülük yapma. Sen arkadaşını satma. Karanlık günler ebedi değildir, geçer. Zor günler ebedi değildir, geçer. Sıkıntılar ebedi değildir, geçer.
Sen zaten bu yola girerken sıkıntı, bela, musibet, dert, hastalık, borç, harç, varlık, yokluk eşten imtihan, çocuktan, anneden, babadan, arkadaştan, dosttan, sevgiliden, herkesden imtihan olmayı göze alarak gelmişsin. Sen hançerlenmedik yerin kalmayacasına, öylesine çıkacaksın sevgilinin huzuruna. Senin vücudun delik deşik olacak. Her tarafında hançer yarası olacak. Her tarafın kan revan olacak. Sen sevgilinin huzuruna böyle çıkacaksın. Sana yakışan o zaten. Neden? Sen kutlu bir davanın kutlu bir yolcususun. Seni bırakırlar mı? Bırakmazlar. Sen bunun bilincinde yaşa ama sen, sende de hançer var. Sen hançerini kardeşine çevirme. Sende de silah var. Sen silahını kardeşine çevirme. Sende de dua var. O peygambere gelen melek sana da gelir. Sen peygamber değilsin ama vallaha gelir ama billaha gelir ama karanlık bir dehlizde gelir ama hançerin tam gırtlağına geldiği bir anda gelir. Söyle der. Ben dua edeyim. Seni bu hale getirenlerden hesabını Allah sorsun der. Sen o hesabında Muhammed-i Mustafa(s.a.v.)’yı aklına getirirsin. Gönlünde onu yeşertirsin. O helak et demedi. Neden? Onlar senin çünkü zikir kardeşin. Onlar çünkü senin aynı şeyh el bağlamış, aynı şeyhe el pençe durmuş ve sen kendi elinle o şeyhe götürmüşsün. Söyleyemezsin. Söylememen gerekir. Dilini tutmam gerekir, yüreğini tutmam gerekir. Demen gerekiyor ki hayır, o benim şeyhimin elinden tuttu. Onlarla biz aynı halakada zikrullah yaptık. Gözgöze durduk. Diz dize durduk. Yan yana durduk. Benim babamın evlatları, Yakup’un çocukları gibi görün. Yusuf’u kuyuya atan, Yakup’un diğer çocuklarıydı.Yakup’un kuyuya atılan Yusuf’u da var, kuyuya atanları da var. Bu böyle gelmiş. Sen göze al. Sen vücudunda hançerlenmemiş, hançer yarası kalmamış bir şekilde mahşere çıkmayı göze al. O yüzden savaş bitmeyecek. iyiler bir tarafta olacak, kötüler bir tarafta olacak. Hem gönül dünyanızda, hem gönül vatanınızda savaş bitmeyecek, hem de yaşadığımız topraklarda savaş bitmeyecek. Her iki savaşın da biteceğini söyleyenler, düşünenler benim nazarımda ya kördür ya ahmaktır. Allah bizi affetsin inşallah. Allah rızası için
El- Fatiha meessalavat.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 2 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-5-2 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Aşk, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı