Mesnevi Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 544-549. Beyitler Şerhi

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 2 • 18/53

544-549. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

“Himmet atını yıldız bilgisine sürdün de meleklerin secde ettiği ademi

Gayretini, kuvvetini, bu pozitif ilimlere, fizikti kimyaydı, astronomiydi, bu kadar bunlarla uğraştın, bütün gayretini kuvvetini oralara verdin ama manaya bakmadın. Kur’an’a bakmadın. Sünnet i Resulullah’a o kadar gayret etmedin. Nefisle mücadelene bakmadın. Adem’in yolunu tutmadın. Peygamberlerin yolunu tutmadın. Kendince nazari ilimlere sarf ettiğinin, sarf ettiğin kadar, manevi ilimlere zaman ayırmadın.

“A hayırsız evlat! Sonunda Adem oğlusun sen. Alçaklığı niceye bir yü-

cellik sanacaksın.”

A hayırsız evlat, sen Ademoğlusun. Sen insansın. Sen bu aleme halife alarak yaratıldın ve sana Cenab ı Hak bütün isimleri öğretti, dercetti. Senin kalbinde Cenab ı Hakk’ın bütün Esmayı sıfatının ilmi var. Senin kalbinde hakikatin, hakikatin, hakikatinin ilmi var. Cenab ı Hak bilinmekliği istedi, bunun için yarattı. Senin kalbinde bilinmeklikle alakalı harita mevcut. O yol senin içerisinde var. Bu yol peygamberlerin yolu. Allah peygamberleri ile kitapları ile bu yolu sana anlattı. Sen ne diye esfel i safilinde dolaşıyorsun! Sen ne diye kur’an ve sünnetin dışında bir yol tutuyorsun! Sen, ne diye şeytanın peşine sürüklenmişsin, heva hevesinin peşine sürüklenmişsin, sen şehvetinin peşine sürüklenmişsin! Aklın şehevi arzularla donanmış, körelmiş! Senin yolun o değil! Ne zamandır alçaklığı niceye bir yücelik sanacaksın? Sen o şeytaniyeti ne zamana kadar yücellik zannedeceksin? Sen haramiyeti ne zamana kadar yücelik zannedeceksin? Sen aslında cehalet olan

kur’an ve sünnetin dışındaki düşünce ve yaşantıyı ne zamana kadar yücelik zannedeceksin. Şeytan senin gözünün önüne perde çekmiş. Sen şeytanın perdesine bakmaktasın. Eğer şeytanın sana tuttuğu aynaya bakarsan sen devsin. Ama sen mü’min bir aynaya bakarsan cücesin. Senin aynan şeytan olursa seni dev gösterecek. Ama senin aynan, senin mirengi noktan kur’an sünnetse seni cüce gösterecek. Sen esfel-i safilinde dolaşırken, şeytan seni hakikatin hakikati olarak gösteriyor.

Ebu Cehil’in önceki künyesi Ebul Hikemdi. Ne zaman Muhammed i Mustafa(s.a.v.), peygamberlikle müjdelenince, onun Ebu Cehil olduğu çıktı meydana. Sen ne zaman kur’an ve sünnete uyarsan, senin esfel-i safilinde olduğun çıkacak meydana. Aslında gözünün körlüğü, kulağının sağırlığını, o zaman göreceksin. Şimdi görmüyorsun. Sana bir uyarıcı, sana bir nasihatçı lazım. Onu dinlersen kendini göreceksin. Onu dinlemezsen, kendini görmeyeceksin. Hala da kendin, kendi akılsızlığını, kendi imansızdığını, kendi islamsızdığını doğru göreceksin. Ya hocam, bu zamanda da şimdi başörtüsü helal olur mu! Neden, Allah saçla mı uğraşıyor? Senle uğraşıyor ya dedim. Senin kaşınla uğraşıyor ya. Evet saçla uğraşıyor. Senin kaşını büyütmüyor, saçını büyütüyor. Uğraşıyor dedim. Senin kirpiğini büyütmüyor. Aynı, uğraşıyor. Baktı! Kirpiklerinin büyüdüğünü düşünüyor musun dedim. Tefekkür et. Kirpiklerin, saçın gibi büyüseydi? Uğraşmış seninle. Seni ahsen-i takvim üzerine yaratmış.

“ Ne vakte dek dünyayı zaptedeceğim, varlığımla şu dünyayı doldu-

racağım diyeceksin?”

Bu dünya hırsı ne? Bu mecaza duyduğun muhabbet ne? Bu dünya için bu kadar hırsın ne? Hani ilk sahibi? Hani en zengin Karun nerde? Hazinesi ile beraber batırıldı. Hani Vehbi Koç nerde? Hani Sakıp Sabancı nerde? Ne götürdü yanında? Baban ne götürdü yanında? Deden, ninen ne götürdü yanında? Gidiyorum, bakıyorum dedemin evine, köşede yıkılmış taş taş üstüne kalmamış. Diyorum ki Allah Allah ya! insanlar buna sahip olmak için neler yapardı. Yıkıldı. Dedem yanında götürmedi. Annem yanında götürmedi. Kimse yanında bir şey götürmüyor. Kimse götürmüyor. Harama düşmene gerek yok!

“Dünya baştan başa karla dolsa, güneş bir baktı mı hararetle hepsini

Tefekkür et, hayal et. Dünya karla da dolsa güneş çıktı mı eritir gider. Hakikat kalır. Hepsi de yürür gider. Maldı, mülktü yürür gider. Sen dünyaya yüzünü dönme. Yüzünü Allah’a dön.

“Allah o vezirin yaptığı kötülüğü de onun gibi yüzlercesinin kötülüğünü

de bir kıvılcımla yok ediverir.”

‘Ey oğul! Sana bir şey söyleyeceğim, beni iyi dinle. Buyur Ya Resulallah. Sana bir şey söyleyeceğim, iyi dinle. Buyur Ya Resulallah. Sana bir şey söyleyeceğim, iyi dinle. Buyur Ya Resulallah. Bütün dünyadaki insanlar toplansa, sana kötülük yapmaya kalksa, Allah müsaade etmedikçe, sana kimse kötülük yapamaz. Bütün insanlar sana iyilik yapmak için toplansa, Allah izin vermedikçe sana kimse iyilik yapamaz.’ Kim kötülük örerse örsün, Allah’ım bir kıvılcımı, o kötülükler yok ediverir. Kim tuzak kurarsa kursun, Allah tuzak kuranların tuzaklarını bozar. O tuzak bozucudur. Sen tuzak kurarsın, o tuzağı bozar Allah. Sen Allah’a yaslan. Sen Allah’a güven. Sen onun yolundan git. Onu zikret. O tuzak bozucuların en hasıdır.

“O hayal kuruşları tutar. Hikmet haline getirir. O zehirli suyu şerbete

Sen bakarsın birisi tuzak kuruyor. isterse o tuzağı bozduğu gibi o tuzak kuranı da hayra çeviriverir. Herkesi günah işleyici görürsün. Onların kalplerine ilham eder, onların günahlarını hayra çeviriverir. Tövbe eder. Cenab ı Hak tövbe kapısını açarsa, zehirli şerbet tatlıya döner. Yapmış olduğun yanlışlıklar, tövbe edersen hayra döner. Cenab ı Hak onları hayra döndürür. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. 550’den devam edeceğiz.

El Fatiha maassalavat.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 2 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-5-2 • Tasavvuf Vakfı Yayınları