Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 509-515. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 509-515. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 2 • 13/53

Mesnevî-i Şerîf 509-515. Beyitler Şerhi Hakkında

509-515. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

“Varlık alemindeki yüzbinlerce deniz, yüzbinlerce balık, o bağışın, o cömertliğin tapısında secde eder. Nice bağış yağmuru yağdı da bu yüzden deniz inciler saçan bir hale geldi. Nice kerem güneşi parladı da böylece bulut da cömertliği öğrendi, deniz de. Toprağa suya bilgi ışığı vurdu da yeryüzü tohumu kabul eder bir hal aldı. Toprak emindir; ona ne ekersen hainlik etmez. Onu biçersin, bu eminliği, o emanet yüzünden bulmuştur toprak; çünkü onu adalet güneşi vurmuştur. O güneş, ışıtmıştır toprağı. İlkbahar Allah fermanını getirmedikçe, toprak gizli şeyleri meydana çıkarmaz. Bir cömerttir, bir vericidir ki bu haberleri bu eminliği bu doğruluğu cansız bir varlık olan yeryüzüne vermiştir. Cansız bir varlığı, lütfu her şeyden haberdar etmiştir de kahrı akılları kör etmiş gitmiştir. Can da bu coşkunluğa dayanamaz, gönül de. Kime ne söyleyeyim? Dünyada bir tek kulak bile yok. Nerde bir kulak varsa onun yüzünden göz kesilmiştir; nerde bir taş varsa onun yüzünden yeşim taşına dönmüştür.”

Nice bağış yağmuru yağdı da bu yüzden deniz, inciler saçan bir hale geldi. Cenab ı Hak bütün varlığa vahşeti lütfetti, ikram etti, ihsan etti. Denize de lütfetti, ikram etti. Bu denize biz bir zahiri manadan bakarız. Zahiri manadan bakarsak denizde binbir türlü insanlara yiyecek, binbir türlü insanlara gıda vardır, sayısız! Biz bu deniz sözüne mana gözüyle bakarsak, bu alem, bu alem i mana nimettir, binbir bağıştır. Bu mânâ âleminde, bu mana yolunda her hayretle, her makamda, her tecelliyatta, sayısız lütuflar ve ikramlar vardır. Sen o mana denizine dalmaya çalış. Sen o mana denizinde yürümeye çalış. Sen kendini o mana denizine atmaya çalış ve bak gör

ki bak gör ki sen sayısız lütuflara, sayısız bağışlara, sayısız ikramlara mazhar olacaksın. Kim Allah’a bir adım gelirse, Allah ona on adım gelir. Kim Allah’a on adım gelirse Allah ona yüz adım gelir. Kim Allah’a yüz adım gelirse, Allah ona koşarak gelir. O zaman sen şu Allah’a yakın olma yolunda bir yürü. Bir mana denizine doğru bir kulaç at. Sen geç bu gördüğün alemden. O gördüğün denizden de geç. Bu gördüğün varlıktan da geç. Sen ‘Ey iman edenler, Allah’a koşunuz’ ayet i kerimesini kendine ölçü et. Allah’a doğru koş ve sen Allah’a doğru koştukça, gel gör ki Allah, senin önüne sonsuz, sayısız nimetler bahşedecek. Nice kerem güneşi parladı da böylece bulut da cömertliği öğrendi, deniz de ve Cenab ı Hak bütün varlığına kerem etti. Kerem etmek, karşılıksız vermek. Cud ehli olmak. istemeden vermek. Kerem etmek, aslında layık olmadığı halde bahşetmek, bu varlık buna layık değil. Allah kerem etti, bahşetti, lütfetti, ikram etti, ihsan etti ve Cenab ı Hakkın keremiyle varlığın içerisindeki bütün her şey, cömertliği öğrendi. Bulut, yağmur yağdırıyorsa Allah’ın keremiyle, Allah’tan öğrendi cömertliği ve Cenab ı Hakk’ın o bahşini görünce o da cud ehli olanlardan oldu. Güneş, kerem ehli olmayı Cenab ı Haktan öğrendi. insanlar. Kerem ehli olmayı Allah’tan öğrendi. O yüzden ayet-i kerimede: ‘iyilikler Rabbinizden, kötülükler nefsinizden’ buyurdu. Çünkü iyiliği bahşeden Allah, iyiliği öğreten Allah, iyiliği bu noktada insanların önünde iyiliğini seren Allah ve sen iyilik yapıyorsan üzerinde bil ki Cenab ı Hakk’ın eli kolu oldun. Allah’ın iyiliği bahşettiği, lütfettiği elinde bir alet oldun ve Cenab ı Hak iyiliği Allah’tan senin üzerinde tecelli ettirirken, sana da iyilik yaptı. Ya? Senin üzerinden tecelli ettirerekten, seni de cennetine aldı. Aslında iyiliği kim yaparsa yapsın, iyilik Rabbindendir. O sadece işleyen bir makine hükmündedir ve Cenab ı Hakka hamdet ki o işleyen makine sen oldun.

Cenab ı Hakka hamdet ki onun elindeki maşa hükmünde sen oldun. Cenab ı Hakka hamdet ki Cenab ı Hak iyiliklerini senin üzerinden bahşetti. Vakta ki Cenab ı Hak iyilikleri Adem’in üzerinden bahşetmişti. ibrahim’in üzerinden bahşetmişti. ismail’den, Yakup’tan, Yusuf’tan, isa’dan, Musa’dan bahşetmişti. Vaktaki Allah en büyük iyiliği, Hazreti Muhammed i Mustafa’nın sallallahü ve sellemin üzerinden bahşetmişti ve şimdi sen bir iyiliğe sebep olduysan, bu Cenab ı Hakk’ın kerem güneşinin sende doğmasındandır. Bunun için Allah’a ayriyetten hamd et ve iyiliklerin peşinden koş ki Allah seni o iyiliklere vesile eylesin. Seni o iyiliklere alet eylesin. Kim bir iyiliğe sebep olursa, o iyiliği yapmış gibidir. Kim bir iyiliğe bir hayıra, bir hasenata, bir güzelliğe, bir tatlılığa bir hayra vesile olduysa onu yapmış gibidir. O zaman sen her dem iyiliği, güzelliği, tatlılığı, hoşluğu ara. Hoçluğu ara, kalbinde mutluluğu ara, her dem iyiliği düşünenlerden ol. Her dem hayrı,

hasenatı, düşünenlerden ol ve bunu da Allah’a bağla. De ki o kerem güneşini benim kalbime doğdurmasaydı, ben nerden kerem ehli olurdum. Ben nerden lütuf ehli olurdum. Ben nerden ikram edebilirdim, iyi insan olabilirdim de onu da Allah’tan bil.

‘Toprağa, suya, bilgi ışığı vurdu da yeryüzü tohumu kabul eder bir hal aldı.’ Unutma, her varlığın her zerresinin kendince bir aklı var, kendince bir emri var, fermanı var ve Cenab ı Hak o toprağı ne yaptı? Bilgisini ikram etti. Bilgisini ihsan etti. O toprak başıboş değil. O toprak kendi kafasından yürümüyor. O toprağın, o taşın, o yağmur tanesinin, her zerrenin kendince bir nefsi ve aklı var ve Cenab ı Hakkın lütfetmesiyle, ikram etmesi ile ihsan etmesiyle ona ilmi, ona ilmi bahşetmesiyle, toprağa ektiğinin karşılığını alıyorsun. Eğer Cenab ı Hak ona bilgisiyle, ilahi bilgisiyle onu bilgilendirmemiş olsaydı, o toprağa buğday ektiğinde buğday alamazdın. O toprağa arpa ektiğinde, arpa alamazdın. Sen toprak gibi ol. Nasıl toprağı ne ekiliyorsa biçildiğini gördün ya. Nasıl toprağın hain olmadığını gördün ya. Sen de hainlerden olma. Senin atan ceddüke ceddüke ceddüke ceddüke Adem’e bütün isimleri öğretti. Aynı isimleri öğretmesi sende de var. Sana da Allah bütün isimleri öğretti. Gel sen nankörlerden olma.

Sana ekileni bil. Sen bu aleme Allah’ın halifesi olarak gönderildin. Bu nankörlük niye? Sen Allah’ı tanımak, bilmek, ona ibadet etmek için gönderildin. Bu sırt çevirme niye? Sen ona hakiki, halis kul olmak için gönderildin. Bu esfel-i safilin de yürüyüşün niye? Hiç olmazsa toprak gibi ol. Sana ekilene, sen yeni başak ver. Sana Cenab ı Hak ilahi ilmini bahşetti. Bunun geri dönüşü, Allah’ı tanımak ve bilmek olsun ve Cenab ı Hak dediki ‘Ey nefis, Rabbine mutmain olarak dön. Esfel-i safilinde tövbesiz, zikirsiz, namazsız, oruçsuz, Allah’ı tanımadan, bilmeden isyan edercesine her nefes. Bu hal niye? O zaman gel sen toprak gibi ol. Hiç olmasa ekileni ver. Üstüne katmasan dahi ama toprak senden fazla. Allah bir ekerseniz diyor, görmedin mi Allah bire yediyüz verir. Allah bireyediyüz verir. Bire bin verir. Toprağa bir ekersin yedi başaklı buğday gibi verir ve her başağında diyor yedi tane tane verir. Toprak böyle verir de sen neden vermezsin? Sen neden vermezsin. O zaman sen şeytan gibi ben bundan üstünüm mü diyenlerdensin? O zaman yolun şeytani oldu. Adem’in yolunu seçmedi. Adem’in yolunu seç.

Cenab ı Hak bütün isimleri sana öğretti. Bunun karşılığında Cenab ı Hak sana ilmi de verdi. Sana bilgiyi de verdi. Ekmeği ensene götürmüyorsun, ekmeği kulağına da götürmüyorsun. Doğar doğmaz gidip ağacı emmiyorsun. Kaşığı çatalı emmiyorsun. Cenab ı Hak öyle bir lütfetti ki bir anne verdi sana ve ona öyle bir merhamet duygusu verdi ki emzirmezse rahatsız oldu. Senin ağlamanla ağladı. Senin ağlamanla ağladı. Sen her ağladığında,

senin etrafında pervane döndü. Sen nankörlerden olma. Annene üf bile deme. Baban senin etrafında pervane döndü. Ateşli oldun, hastane hastane koşturdu. Etrafında sabaha kadar bekledi. Babana üf dahi deme. O senin çocuğunun etrafında pervane dönen eşindi. Erkekler, eşlerinize zulmetmeyin. Allah’ın size verdiği emanet. Kadınlar, Allah size eş verdi. Müşvik, ilim sahibi, sizin ihtiyaçlarınızı gören. Onlara hayır demeyin. Onlarla iyi geçinin. işte Cenab ı Hak her şeyi senin emrine amade etti. Her şeyi sana göre yarattı. Sana göre dizayn etti ama sen nankörlerden oldun. Toprak kadar olamadın ve isyan ettin. O toprak ki karnına vurdular seslenmedi, tohum ektiler seslenmedi, kirlettiler yine seslenmedi. Tevazu ehli oldu. Toprak emindir. Ona ne ekersen hainlik etmez, onu biçersin. Toprak emindir. Sen de topraktan yaratıldın. Sen neden emin değilsin? Toprak emindir. Ne ekersen onu biçiyorsun. Sana neden ekilen biçilmiyor. Sen eminlerden değil misin? Oysa senin peygamberin Muhammed i Mustafa(s.a.v.) hazretleri, varlığın içerisinde en eminiydi. En emini. Meleklerden bile emindi. Cebrail’den bile emindi ki Cebrail’in gidemediği yere gitti. Sen neden emin değilsin? Sen de eminlerden ol inşallah. Hakkınızı helal edin.

El- Fatiha maassalavat.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 2 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-5-2 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, İhsân, Nefs, Kalb, Halife, Hamd. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı