Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Mesnevi Şerhi ·

Mesnevî-i Şerîf 515-524. Beyitler Şerhi

Hz. Mevlânâ'nın Mesnevî-i Şerîf'inden Mesnevî-i Şerîf 515-524. Beyitler Şerhi — Mustafa Özbağ Efendi'nin tasavvufî şerhi.

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 2 • 14/53

Mesnevî-i Şerîf 515-524. Beyitler Şerhi Hakkında

515-524. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

“İlkbahar Allah fermanını getirmedikçe, toprak gizli şeyleri meydana çıkarmaz. Bir cömerttir, bir vericidir ki bu haberleri, bu eminliği, bu doğruluğu, cansız bir varlık olan yeryüzüne vermiştir. Cansız bir varlığı lütfu, her şeyden haberdar etmiştir de kahrı akılları kör etmiş gitmiştir. Can da bu coşkunluğa dayanamaz, gönül de. Kime ne söyliyeyim? Dünyada bir tek kulak bile yok. Nerde bir kulak varsa, onun yüzünden göz kesilmiştir; nerde bir taş varsa, onun yüzünden yeşim taşına dönmüştür. Kimyayı meydana getiren odur, kimya da ne oluyor? Mucizeler bağışlayan o, simya da nedir? Şu benim övüşüm övüşü bırakmak sayılır; çünkü bu da varlık delilidir; varlıksa yanlış bir şeydir. Onun varlığına karşı yok olmak gerek; ona karşı varlık nedir? Kör yaslara batmış bir hiç. Kör olmasaydı onun yüzünden erir giderdi; güneşin hararetini tanır da yok olurdu. Yaslara batıp mor elbiselere bürünmeseydi şu alem, buz gibi donar mıydı hiç?”

Hz. Mevlana, bizi dışımızdaki varlık alemine döndürüyor. Mükaşefe etme, eşyayı tanıma, etrafındaki nesneleri ve objeleri tanımaya yönlendiriyor. Onların üzerindeki yaratışla alakalı tecelliyatları seyrillah yapmamızı istiyor. Diyor ki bak ilkbahara, Allah’ın fermanı gelmedikçe, topraktan hiçbir şey çıkmıyor. Cenab ı Hak varlığa kainata öyle bir sistem oluşturmuş ve o varlık, Cenab ı Hakkın oluşturmuş olduğu sistemle bir düzen içerisinde gidiyor. Bediüzzaman Said i Nursi hazretleri, Haşır risalesinde bunu söyler. Haşır risalesinde bakın der, bahar gelince, topraktan bütün her şey yeniden neşv ü neva olur. Ölüdür her şey. Kış geldiğinde ölmüştür ama bahar gelince Cenab ı Hak o ölü olan bütün her şeye yeniden can verir, hayat verir. Yine

kış gelir. Tabiata baktığınızda, kış bütün meyvelerin ve bitkilerin yapraklarını döker. Otu çöpü hiçbir şeysi kalmaz. Hiçbir şey kalmayınca, toprağın içerisinde gizlenir kalır ama her bahar geldiğinde Cenab ı Hak bütün bahar deymiş bütün topraklara, yeniden bir hayat verir. Bunu bu şekilde tanzim eden, yaratan, Allahtır. Cenab ı Hak, varlık noktasında, yaratma noktasında, eşsizdir. O eşsiz varlık, o eşsiz mucizelerini, eşsiz kerametlerini eşsiz tecelliyatlarını, her daim gösterir. Bir cömerttir ki bir vericidir ki Allah öylesine cömerttir ki öylesine vericidir ki bir karşılık beklemeksizin ihya eder.

Bir isteyene vermek vardır. Asıl cömertlik neye ne ihtiyaç varsa istenmeden vermektir. Bu tabir i caizse cud ehli olmaktır. Cud ehli olmak, bir kimsenin ve bir şeyin neye ihtiyacının olduğunu tespit edip onun ihtiyacı olan şeyi o istemeden bahşetmektir. Bu, Allah’ın ahlakıdır.

Cenab ı Hak bahar geldiğinde hiç istenmeden bütün yeşilliği, otu çöpü, bütün güzellikleri bahşeder, lütfeder. Cud ehlidir o. Doğmamış olan bir çocuğa, annenin memesinden süt lütfeder. O çocuk bir şey istememiştir. O çocuk bir şey isteme noktasında da değildir zaten ama Cenab ı Hak cud ehlidir. Annesinin memesinden onu rızıklandırır. Cenab ı Hak anne karnında onu rızıklandırdığı gibi onun rızıklandırması eşsizdir. O verir. O vericiliğinde hesap kitap etmez hiç. Saymaz da. insanoğlu sayar, o saymaz. insanoğlu tartar, o tartmaz. O hesapsız kitapsız verir. Öylesine vericidir. ‘Bu eminliği, bu doğruluğu cansız bir varlık olan yeryüzüne vermiştir.’ Hani bundan önceki beyitte diyordu ki toprak bu eminliği nerden aldı biliyor musun diyordu. Toprağın bu eminliği aldığı yer Allah’dı. Allah toprağı emin kıldı. Toprağı emin kılaraktan, onun içerisine o toprak tohumu muhafaza etti, korudu ve tohumdan ağaç meydana getirdi. O toprak eminliği nerden aldı? Allah’tan aldı. Allah onu emin kıldı. Cenab ı Hak insanların içerisine de emin kılmıştır. Emin insanlar vardır. Onlar eminliğe doğru, emin olma yolunda koşarlar. Cenab ı Hak onlara eminlik verir.

Siz hain olma yolunda koşarsanız, hainliği bulursunuz. Emin olma yolunda koşarsanız, eminliği bulursunuz? Siz vefa yolunda koşarsanız, vefayı bulursunuz. Vefasızlığa koşan, vefasızlığı bulur. Sevgiye koşan kimse, muhakkak sevgi ile buluşacaktır. Sevgisizliğe koşan kimse muhakkak sevgisizlikle buluşacaktır. Cenab ı Hak toprağa eminliği vermiş. Toprak tevazunun misalidir. Kim tevazu ehli olursa, o emin insan olur. insanlara sempatik gelir.

insanlara tatlı gelir. insanların geçinmesi, onunla kolay gelir. Tevazu ehli insan Allah ahlakıyla ahlaklanmıştır. Tevazu ehli olan insan, Hz. Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’in ahlakıyla ahlaklanmıştır. O zaman toprak tepeden bakmaz, sen de tepeden bakma. O yüzden Hz. Mevlana, toprak gibi ol der. Tevazuda toprak gibi ol. Cömertlikte güneş gibi ol. Güneş gibi ol!

Elinden geldiğince cömert ol. ilmini saklama, duanı esirgeme, gözyaşını esirgeme. Elinden gelen bir şey varsa, sağ elinin verdiğini sol elin görmesin. Saklıdan, gizliden, habersiz insanlara cömertlik yap. Şatafata düşme, şatahata düşme, gösterişe düşme, ben yapıyorum deme. Ortalığa dökme yaptığın şeyleri, gösterişten uzak ol. islam toplumunda, islam ahlakı gösterişten uzak durmaktır. Hayır yaptığın yeri incitmemektir. Birisine bir kuruş veriyorsan, incitmesin, incitmeden verilsin. Birisine bir yardım edeceksen, incitmeden yardım edersin. Göstermeden yardım edersin. Hediyeyi götüreceksen, göstere göstere hediye götürülmez. Saklıdan, gizliden verirsin. Bak ben sana hediye veriyorum ha. Bakın ben ona hediye veriyorum, bu islam adabında, erkanında yoktur. Bunlar kanunda yoktur. Saklıdandır, gizlidendir. Allah muhafaza eylesin. işte o eminliği, doğruluğu, Cenab ı Hak toprağa vermiş. Sende toprak ahlaklı ol. Sana bir ekerlerse, sen yedi ver. Sen yedi ver. Sen yediveren üzümü gibi ol. Bitmesin sende. Neden? Yediveren verirlerse üzümü demişler, o böyle birkaç salkım olur. Kesersiniz siz onu arkadan boyna tohum gelir, çiçek açar. Koruk olur. Olanı kesersin, olanı kesersin arkadan gelir o, olanı kesersin, arkadan gelir. Yediveren üzümü derler. Taa, sonbaharın sonuna kadar ondan üzüm bitmez. Her yerde üzüm biter onda üzüm bitmez. Ona yediveren üzümü derler bizim o tarafta, izmir tarafında. Bilmiyorum buralarda var mı? Var mı buralarda öyle bir üzüm? Yok. Bizim oralarda böyle enteresandır o, yediveren üzümü derler ona. Hiç üzerinden üzüm eksik olmaz onun. ilk üzüm veren de odur. Yediveren derler ona. O böyle ilk erer onun önceden ermezden önce ona koruk derler ona. Biz koruk deriz olmayana. Olmayanı koparırlar. Ondan ekşi yaparlar. Ondan sonra işte böyle kendince bizim oraya has bir koruk suyu derler bizde, üzüm suyu da demezler. Koruk suyu yaparlar, çok lezzetli olur. Yazın böyle serinletir insanı. Hem c vitamini vardır, hem böyle vitaminlidir. Öyle bir koruk suyu yaparlar Bayındır’da, herkes içer böyle sever bir de. Bizim Bayındır’ın koruk suyu biraz daha farklı olur, başka yerlere benzemez. Övünmek gibi olmasın, daha lezzetlidir. Başka yerlerde de içiyorum ben, öyle güzel değil. Bizimkiler nasıl tutturmuşlarsa güzel tutturmuşlar. Daha da benim herhalde belki de alışkanlığımdan. Yediveren üzümüdür o. Üzümü bitmez. Derviş, yediveren üzümü gibi olacak, mümin yediveren üzümü gibi olacak. iyilikte, güzellikte, doğrulukta, hoşgörüde, tatlılıkta, yediveren üzümü gibi devamlı verecek. Ona birisi bir iyilik yaparsa, o yedi iyilik yapacak. Yediveren üzümü gibi.

‘Cansız bir varlığı, lütfu her şeyden haberdar etmiştir de kahrı akılları kör etmiş gitmiştir.’ Cenab ı Hak o bu alem cansızdı, Cenab ı Hak bu aleme can bahşetti. Her şey cansızdı. Cansız olan bütün varlığa can bahşetti. Hayat

bahşetti. Hayatın sahibi Allah toprağa bakıyorsunuz cansız ama burda ekiyorsunuz. Bire yedi veriyor, bire yediyüz veriyor. Toprağa bakıyorsunuz, cansız. Bir tohum ekiyorsunuz, koca çınar oluyor. Koca meyve ağacı oluyor. Cenab ı Hak lütfedince, lütfedince bire yediyüz verir ama onun kahrı dokunursa gören görmez olur. Kör olur, anlayamaz. idrak edemez. Onun kahrını celb etmemeye gayret etmek lazım. Bir kimse bir hata işler, bir kusur işler, bir yanlışlık yapar. Cenab ı Hakkın kahrı dokunur ona. Allah masumu kahretmez. Dosdoğru gideni kahretmez. O kahrı kul kendisi ister.

Kahra doğru yol alır. Allah’ın kahrına sebep olacak haramlar işler. Haramdan da geri dönmez. Bir de yapmış olduğu haramı haklı göstermeye çalışır. Ya, haram! Konuştuğun haram, konuştuğun kur’an ve sünnetin dışında söylediğin, sünnet ve sünnetin dışında veyahut da kızdığın şey, nefret ettiğin şey, Allah’ın sevdiği şey. Sen Allah’ın ve Resul’ünün sevdiği bir fiiliyatı, bir hali, bir hareketi, bir doğruya kızarsan, Cenab ı Hakkın kahır esması senin üzerinde tecelli eder. Sen neden böyle oldu deme? Sebep sensin. Sen haramı helal gördün. Bir yerde birisi bir helal işliyordu, ibadet ediyordu, kur’an ve sünnet ona müsaade etmişti. Sen onu kerih gördün. Onu kerih görmekle aslında kibirlilik yaptın. Kime karşı? Allah’a karşı. Farkında değilsin. Birisi Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin sünnetini işliyor, onun sünneti dairesinde sen ona tepeden bakıyorsun, kerih görüyorsun. Farkında değilsin veya bile bile yapıyorsun. Tövbe et, sufiler günde yüz kez neden tövbe ederler? Hz. Muhamme i Mustafa (s.a.v) , günde yüz kez tövbe etmiş sallallahü ve sellem . Sendeki bu kibirlilik ne? Sendeki bu körlük ne? Sendeki bu aymazlık ne? Sen kendini ne zannettin? Hz. Muhammed i Mustafa (s.a.v) ’in günde yüz kez tövbe ettiği bir dünyada, sen tövbe etmeden nasıl yaşarsın?

Sufilere dil uzatırlar. Onlar hucu. Allah’ı zikredeni, Allah zikreder. En büyük iştir Allah’ı zikretmek. Sen neyi kerih gördün şimdi? Senin kerih gördüğün şey ayet-i kerimede ‘en büyük iştir’ diye atfedilen bir ibadet, bir fiiliyat. Allah’ı zikretmek en büyük iştir. Arkasından ayet i kerime diyor ki ‘namaz insanları kötülükten alıkoyar.’ Öyle kendi kendine alimlik taslayıp namaz da Allah’ı zikirdir deme. Arkasındaki ayet i kerime namazdan başka türlü bahsediyor. Namazdan selat olarak bahsediyor. Sen kalkacaksın, Allah’ı zikredenleri, kerih göreceksin. Körün körü olursun. Bizde böyle bir algı var. Allah işini bozmasın. Allah işini bozmaz kardeşim, sen kendi kendinin işini bozarsın. Biz de batıl Babil tanrı inanışı yok ki! Babil tanrı inanışında o, Allah, onların tanrıları tuzak kurarlar kullarına. Allah kimseye tuzak kurmaz. Allah tuzak kuranların tuzağını boşa çıkarır. Allah kimsenin işini bozmaz. Sen işinin bozulmasına sebep olacak yanlışlıklar yaparsın. Allah, kimsenin

evliliğini bozmaz. Sen eşine, evine, çoluğuna, çocuğuna dikkat etmemişindir. Allah kimseyi alıp da cehenneme atmaz. Sen cehennemlik amel işlemekte ısrar edip devam etmişsindir. Sen yapmışsındır onu. Sen öyle yaptığın için harama devam ettiğin için haramı helal gördüğün için helalı da haram gördüğün için Cenab ı Hak senin gözünü mühürler.

Sen gözünle her türlü yanlışlığı yaparsın. Senin gözün manen mühürlenir. Gözün afatları. Sen kadınların üzerine şehvetle bakma. Sana ne eteğinin boyundan. Sanane pantolonunun darlığından. Sen kendi ailene, çoluğuna, çocuğuna bak. Sana ne milletin evinden! Ne gözetliyorsun? Sana farz mı oldu karşı komşuya kim girip çıkıyor bakmak. Her karşı komşunun zili çaldığında dikiz deliğinden bakmak kim geldi kim gitti diye? Gözün afatları! Sen gözün afatlarına devam edersen, gözün manen kör olur senin ve gözün manen mühürlenir senin. Sen Allah’ın nimetlerini görmekten uzak olursan, Cenab ı Hak senin gözünü mânen mühürler. Sensin sebep. Sen gözünle bakarsın ben ne kadar güzelmişim. Allah beni güzel yaratmış, güzel yapmış demezsin. O güzelliğini de yabancı erkeklere sunarsın. Allah senin gözünü ne yapar? Mânen mühürler seni. O göz kur’an okuyacak, o göz ilim öğrenecek, o göz eşine bakacak, çocuğuna bakacak, o göz helala bakacak. O göz helalle haşır neşir olacak. Göz helalla haşır neşir oldukça, herkesin baktığı gibi bakmazsan, sen farklı görürsün. Sana eşyanın hakikatini gösterir. Sen haram dinlersen, sen harama kulak kabartırsan, dedikoduya, gıybete, bühtana, suizana, iftiraya kulak kabartırsan, senin kulağın manen mühürlenir. Senin kimse kulağına öyle Hz. Resulullah Sallallahu ve sellem hazretlerini duyacağım diye düşünme. Sen öyle zikrullahda o gıybetleri dinlerken, iftiraları dinlerken, suizanı dinlerken zikrullahta Abdülkadir Geylani hazretleri gelip sana bir şey söyleyecek de sen duyacağım diye düşünme.

Yok! Öyle yok! Kulağın mühürlenir senin, farkına varmazsın. Çok affedersiniz senin duyduğunu eşekler de duyuyor. Senin duyduğunu tavuklar da duyuyor. Gıt gıt gıt gıt gıt diyorsun geliyor. Senin duyduğunu köpekler de duyuyor. Hoşt diyorsun gidiyor. Haa! Sen farklı şeyler duyman lazım. Sen insansın. Seni alemlere halife olarak yarattı. iyi, hadi bana kabir aleminden bir ses getir, hadi bana ruhlar aleminden bir ses getir. Hadi alem i ervahtan bir ses getir bana, hadi alem i berzahtan bir ses getir bana, hadi ennetten bir ses getir bana! Sen, herkesin duyduğunu duymak için yaratılmadın ki. Herkesin gördüğünü görmek için de yaratılmadın. Bak, peygamberler Cebrail aleyhisselamı gördü. Bak sahabeler melekleri gördüler. Bak, Hz. Ömer radıyallahu anh hazretleri, mescide gelmeyen gencin öldüğünü duydu, koşa koşa gitti, kabrin başına. Ey felan! Allah’ın vaadini gördün mü? Hitap geldi. Vallahi Allah’ın iki(iki, iki!) lütfuna ikramına mazhar oldum. Koca Ömer,

senin kulağın bunu duymalı. Senin gözün bunu görmeli. Bunu görmüyorsan otur tövbe et. Kendi kendine ben dervişim cakası satma. Kendi kendine ben oldum davası gütme. Kendi kendine ben bittim davası gütme. Kendi kendine ben hocayım, dervişim, şeyhim, üstadım zakirim nakibim… Sakın ha! Ayaklarına kurşun bağla, havalanmadan seni indirsin aşağıya. Küstahlık yok. Sakın! Kullağın mühürlenmesin. Gözün mühürlenmesin. Dikkat et.

Bunlar mühürlenince sonraki mühürlenen yer neresi? Kalp. En tehlikeli nokta. O yüzden sufilerin hal dervişleri kendilerini çabuk toplarlar. O zikrullahada oturur öce işte tevhidde değilim ki başlangıçta o üstadını gördü, ondan sonra Abdülkadir Geylani hazretlerini gördü, zikrullah devam ediyor, ooo işte melekler geldiler, iyi ala, pir efendiler geldi. Bunlar hayal değil. Bunları konuşmaktan da korktular hep. Herkes dedi ki bunlar uçuyorlar, ya böyle bir şey mi var, bunlar kafayı kırmışlar, bunlar deli. Ondan sonra herkes işitçi oldu. Ondan sonra herkes vahabi selefi oldu. Şimdi bunlar nerden çıktı? Nerden çıktı, siz öğrettiniz. Bunlar nerden çıktı? Siz ürettiniz, siz hadis i şerifleri inkar ettiniz. Bunlar nerden çıktı? Siz ürettiniz. Siz mezhepleri inkar ettiniz. Bunlar nerden çıktı? Siz ürettiniz. Dergahları kapatan sizsiniz. Tekkeleri kapatan sizsiniz. islam dünyasında komple kim kapattı? Avrupalılar kapattırdı. ingilizi, Amerikalısı, Rusu, Fransızı, Almanı, hepsi de kapattırdılar. Siz getirdiniz laikliği içimize. insanlar gittiler nerden ne ilim aldıkları belli değil. Bu hale geldiler. Siz manayı katlettiniz. Siz götürdünüz bizi her gün karakola yirmisekiz Şubat’ta. Siz götürdünüz. Biz bangır bangır bağırdık, kardeş biz bu vatanın evladıyız. Biz devlet düşmanı değiliz. Biz millet düşmanı değiliz. Biz bu vatanı, bu milleti, bu insanları seven insanlarız. Yanlış yapıyorsunuz. Biz anlattık. Dinlemedi kimse bizi. Şimdi Ankara’nın göbeğinde bomba patlıyor. Kaç kişi, yüz kişi. Yazık değil mi o canlara. Bu eğitimi nerden aldı? Kim verdi bu eğitimi ona. insanlara mana vermediler ki vermediler, vermedik, kör ettik. Kalpleri mühürlendi insanların. insanlar şimdi bakıyor. O yüz kişi ölmüş, ha bizden değil, ölsünler. Nerden geldi bu ya? Bu hale nerden geldik biz. Sufi eğitimden uzak kaldık çünkü. Bircan kıymetlidir insanlık için. Siz en kafir en zalim en şedit bir kimseye dahi haksızlık ve hukuksuzluk yapamazsınız. Ne hale geldik! Kör olduk, sağır olduk. Kalbimiz mühürlendi.

Sufiler! Sakın ha, kıyma bir cana derken, biz sufilerin ağzını tıkadık. Tıkadık, biz tıkadık. Sevelim, muhabbet edelim. Gelin insan olalım. Kardeşiz, kardeşiz. Hepimiz insanız derken sufilerin bu felsefesini siz katlettiniz elbirliği ile. Eee? işte çıkan sonuç bu. Sevgisiz bir toplum, saygısız bir toplum, eğitimsiz bir toplum, kültürsüz bir toplum, sevgisiz bir dindarlık. Sevgisiz bir dindarlık, saygısız bir dindarlık, seviyesiz bir dindarlık! Bunla

karşı karşıyayız. Ölçüsüz bir dindarlık! Bunla karşı karşıyayız. Kör, kulak sağır. Nefis terbiyesi yok. Nefis terbiyesi yok.

Geçenlerde bir böyle Mc Danılts, Mc Danılts gibi yazan bir yerin önünden geçiyorum. Böyle baktım, husisi baktım, çarşaflısından, sakallısından, şalvarlısına kadar her milletin elinde şey ne diyorlar ona ,servis, yanında kocaman kola. Müslümana bak dedim. Müslümana bak. Ne olacak, Hilton’da kalan şeyhin müritleri böyle oluyor. Elhamdülillah umre yaptık. Maşallah, Allah mübarek etsin. Efendi Hazretleri ile beraberdik. Maşallah, mübarek olsun. Nerdeydiniz? Nerede kaldı şeyh efendi? Hiltondaydık elhamdülillah, maşaallah. Ben şimdi maşallah diyorum böyle. Ben bir de hayretteyim. Diyorum orda namaza da durmuşunuzdur. Elhamdülillah diyor. Ordan, yani Hilton’un, ondan sonra, orda bir pencereli, camlı bir bölümü var. Mescit bölümü. Ordan namaza durmuşlar. Dedim Beytullah’a tepeden bakmanın da tadı bir başkadır canım dedim. O zaman anladı benim kinaye yaptığımı. Tabii! Bu hale geldik, bu hale geldik! Müslümanlığımız, dindarlığımız, şatafata döndü, şatahata döndü. iftarlarımız şatafata döndü, şatahata döndü. Zekat dağıtıyor, kamyonu getiriyor, atıyor. Öyle değil mi? Yok islamda, yok! inceliğimizi, naifliğimizi kaybettik, kaybettik! Din, namaz noktasında kaldı. En son namazı da attık. Neden? iki tane soysuz çıktı televizyona dediki ya namaz bu demek değildir. Ya? Namaz işte birisine böyle bir iyilik yapmak da namazdır. Evet, kimse ses çıkarmadı buna, kimse bir şey demedi.Ondan sonra birisi de çıktı adı profesör, ayakkabıdan da kurban olur dedi. Kimsenin sesi çıkmadı. Evet, ondan sonra birisi de çıktı, iki üç yıldan beri diyor zekat nedir, fazlalığını dağıtmaktır, komple. Ölçüsü yok. Kimse bir şey demiyor. Hatta islama laf söyleyecek olanlar, islama hakaret edeyecek olanlar, böyle kinayesine diyor ki zekat fazlalığını dağıtmakmış. Dağıtın, sen müslüman değil misin diyorum ben şimdi, bakıyor, müslümanım. Dağıt başla diyorum. Sen onu doğru görüyorsan dağıt. Dağıtmıyor! Kimse de ona bir şey demiyor. Demiyor. Adam geçen gün cnn’de pkk terör örgütü değildir diyor, kimse bir şey demiyor. Demiyor! Telefonları kilitlenmiyor cnn’in. Kimse mektup yazmıyor. Kardeş, bu son iki üç ayda yüzelli küsür tane şehit var. Ne bu? Onun da yolunu buluyorlar. Katil devlet! Biz de bakıyoruz, aaa devlet katilmiş bizim! Oldu, bitti mesele. Eee? Kimse bir şey demiyor.

Körüz, sağırırız komple. Gerçeği görmek istemiyoruz. Hiçbir şeyin dinin de gerçeğini görmek istemiyoruz. Dinin de gerçeğini görmek istemiyoruz. Günde yüz sefer tövbe etmek istemiyoruz. Beş vakit namaz kılmak istemiyoruz. Allah’ı zikretmek istemiyoruz. Ramazan’da otuz gün oruç tutmak istemiyoruz. Yazın göbeğinde ramazan mı olur canım. Yok, yirmi saat tutuluyor, yok yirmiiki saat tutuluyor, yok onsekiz saat tutuluyor, yok fazla

oruç tutuluyor, orucun içerisinde giriyorlar. Yok kadınlar ay halinde, o zamanda da oruç tutabilir, yok kadınlar ay hali olduğunda namaz da kılabilir, kur’an-ı kerim de okuyabilir…Hallaç pamuğu gibi atıyorlar herşeyimizi. Körleşiyoruz. Her noktada aynileşiyiyoruz. Her noktada! Kendimizi diriltemiyoruz. Kalbimizi diriltemiyoruz. Gözümüzü, kulağımızı, elimizi, dilimizi diriltemiyoruz. Zikrullahtan uzağız. Namaz yalam yavşak. Kendimizi bu noktada dizayn edemiyoruz. O yüzden Cenab ı Hak ne yapıyor? Cenab ı Hakk’ın kahrına doğru koşuyoruz ve aklımız kör oluyor. Çünkü gördüğüne hükmedecek olan akıl, duyduğuna hükmedecek olan akıl, dokunduğuna hükmedecek olan akıl, bütün duyulara hükmedecek olan akıl ama akıllar bilgisiz, eğitimsiz! Akıllar bilgisiz ve eğitimsiz. Aklı, kur’an ve sünnetle dizayn edemiyoruz. Akla feraset koyamıyoruz. Neden? Kur’an ve sünnet yok çünkü kur’an sünnet olsa, feraseti mizden korkacak her şey. Müminin ferasetinden korkunuz, sakınınız. Çünkü o baktığında Allah’ın nuru ile bakar. O kimsenin, Allah’ın nuru ile bakabilmesi için kalbinde zikrullahın yerleşmesi lazım. O kimsenin akıl olarak hükmetmesi için ne diyor? Bilemediğimiz, bilemediklerinizi, içinden çıkamadıklarınızı kalbinize danışınız. Kalbinizdeki imana danışınız. Kalbinizdeki imam oluşması lazım. Bu ne Allah’ın zikrullahından oluşacak olan nur. Eskiler buna kalbi veledi demişler. Kalbin çocuğu. O nur, senin kalbinde oluşacak, onun merak etme dili var. Merak etme, onun gözü var. Merak etme, onun kulağı var. Merak etme, onun eli var. Merak etme, onun ayağı var.

Bir tane daha örneğin Mustafa Özbağ var içeride. Bir tane daha, kalpte. içerde bir tane daha sen varsın. O içerdeki seni, içerdeki seni oluşturacak olan şey, farzları yerine getirmek, nafilelerle Allah’a yaklaşmak, Allah’ı sevmek, haramlardan uzak tutmak kendini. Devamlı Allah’ın zikri ile haşır neşir olmak. Bu zikrullaha düşman olanlara bakmayın. Bu zikrullaha düşman olanlar, sufilere düşman olanlar, şeytanın elinde oyuncak olanlar, şeytanlaşmış olanlar. Ey Ümmet i Muhammed! Sufilere laf söyleyen, sufilerle dalga geçen, gerçek sufiler söylediklerim, Allah’ın zikrine, Allah’ın zikri ile iştigal edenlere karşı çıkanlar, bunlarla dalga geçenler, uzak tutmaya çalışanlar, vallahi de billahi de tillahi de kalplerine şeytanın oturup Allah’ın gözlerini, kulaklarını, kalplerini, mühürledikleri, şeytanlaşmış kimseler. Bunlardan uzak durun. Bunlar, insanların kalplerini şeytanlaştırıyorlar. Şeytanlaşıyor kalbi o kimsenin. Kalbi şeytanlaşınca, aklı da şeytanlaşıyor. O kur’an ve sünnetin hukuku ile kendini dizayn edeceksin. Kalbinde Allah’ın zikri olacak. Kalbinde Allah’ın zikri olunca, merak etme, içeride Cenab ı Hakkın nuru inkişaf edecek.

Merak etme, onun gözü var. Merak etme, onun kulağı var. Merak etme, onun dili var. Merak etme, onun ilmi de var. Onun ilmi de var. O, Allah’ın izniyle Allah’ın ilhamıyla, seni hakikate götürür. Herkes, ağaç görür, sen ağacın içindeki zikri görürsün, zikredeni görürsün. Herkes taş görür, taşın içindeki mahlukatın zikrini dinlersin. Herkes boş gök görür, gökteki melekûtun zikrullahı ile beraber olursun, zikrullah edersin ama o kalpte zikrullah yerleşecek. Yoksa akıl kör oldu, bitti gitti akıl, herkes gibi oldu. Körler sağırlar birbirlerini ağırlar. Bir farklılığın yok senin. Aklın kör oldu. Neden sebebi? Sen Allah’ın kahrına doğru koştun. Sen Allah’ın kahır sıfatının içine doğru koştun. Bir perde var, orası kahır perdesi. Bir perde var, orası da nur perdesi. Sen Allah’ın nur perdesine koşacağına, kahır perdesine koştun. Sen nura koşacağına, nara koştun. Sen nara koştun. O yüzden senin aklın tutuldu. Aklın tutulmasından, gözün tutulmasından, kulağın tutulmasından, kalbin tutulmasından kurtulmak istiyor musun? Allah’ın zikrine koş. Allah’ı zikret. Farzları yerine getir. Dinleme kimseyi, annen seni kurtaramaz.Baban seni kurtaramaz, şeyhin seni kurtaramaz. Namazını kıl. Kimseyi dinleme. Adam, kocan seni kurtaramaz, karın seni kurtaramaz. Namazını kıl. Bak ne buyurdu Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem: ‘Sizin ekmeğinizi namaz kılanlar yesin.’ Namazını kıl. Bir kimse namazı kılmıyor. Şafi’ye göre küfür ehli. Bir kimse, namazı kasten terk ederse, imam ı Şafi’ye göre nikahı düşer. Neden? Kasten namazı terk etmek küfürdür. Küfre düşen kimsenin otomatikman nikahı da düşer. Küfre düşen kimsenin hanefide de nikahı düşer. Malikide de düşer, hanbelide de düşer, şafiide de düşer. Dikkat edin, evlenecek olanlar, evli olanlar. Küfre düşmüş bir erkekle evlisin. Allah’ın laneti evin içinde dolaşıyor, farkında mısın? Allah’ın kahrı, evin içerisinde dolaşıyor. Küfre düşmüş bir kadınla evlisin. Allah’ın laneti evin içinde dolaşıyor, küfür ehli. Allah küfre düşenlere lanet eder. Dikkat edin. Neden kahır bize bulaştı demeyin. O kimsenin çünkü aklı körleşecek. Dünyanın en büyük hastalığı akıl körlüğüdür. Bir insan için en büyük hastalık akıl körlüğüdür. Akıl körlüğü! Allah’a sığınalım. Bu, Cenab ı Hakk’ın kahrına koşmaktan kaynaklanır. Allah muhafaza eylesin. Kahır dokunursa, akıl kör olur. Helak olur insan. Allah muhafaza eylesin.

‘Canda bu coşkunluğa dayanamaz, gönül de. Kime ne söyleyeyim? Dünyada bir tek kulak bile yok.’ Bu, Cenab ı Hakkın tecelliyatlarının sıfarları var ya, bu Cenabı Hakkın her şeyi yerli yerinde yapması, her şeyi yaratması, o varlık aleminin coşkunluğu, ovarlığın coşkunluğu. Bunu temaşa etmeye kalktığında, bu temaşaya, buna, ne can dayanır ne gönül dayanır. Allah’ın sıfatlarının tecelliyatının mükaşefesini yapma. Bu sıfatların tecelliyatını izleme, seyretme, içinde yaşama. Bu, o insanı halden hale, coşkunluktan coşkunluğa,

hayretten hayrete taşır. Böyle olunca, buna ne gönül dayanır, ne can dayanır. Tarumar olur ortalık. ‘Kime ne söyleyeyim. Dünyada bir tek kulak bile yok.’ Bu tecelliyatı, bu Cenab ı Hakk’ın zatını, coşkunluğunu, bu sıfatlarının tecelliyatını anlayacak, dinleyecek. O hal ile hallenecek.

Hz. Mevlana’nın yalnızlığına bakın. Bir tek kulak dahi yok ki onu anlatsın. O da anlasın. Bir tek kimse yok ki kalbi neşvu neva bulmuş. Kalbi Cenab ı Hakkın sıfatlarının tecelligahı olmuş. Bir tek kimse yok ki onun aşkıyla aşklanmış, aşkın kendisi olmuş. Hani Hazreti Mevlana ilk onsekizde diyor ya, ne diyor? Bir kimse isterim. Ben diyor her yerde ağladım, her yerde sızlandım, öyle bir kimse isterim ki diyor, benim bu derdimle derlensin. Beni anlasın, Aynı şeyi söylüyor. Bir tek kulak yok ki bunu dinlesin. Bu yalnızlığın en dibi, asıl yalnızlık bu. Asıl yalnızlık bu. Bir kulak bulamamak. Bir kulak! Tabii Hz. Mevlana, Mesneviyi yazdığı, yazdırdığı zaman, yazdığı demeyelim, Şemseddin-i Tebrizî gider. Hem dünürüdür kuyumcu Selahattin vefat eder. Hem en samimi arkadaşıdır hem de Şems-i Tebrizi’nin halifelerinden birisidir. O da vefat edince Hz. Mevlana bir yalnızlık girdabına girer.

‘Nerde bir kulak varsa onun yüzünden göz kesilmiştir. Nerde bir taş varsa, onun yüzünden yeşim taşına dönmüştür.’ Kulak göz olur mu? Evet. Taş yeşim taşı oluyorsa, kulak da gözü olur. Göz kulak olur mu? Evet. Sen sadece gözünle gördüğünü zannedersin. Elin de gör. Sen sadece kulağınla duyulacak zannedersin, elle de duyulur hatta kulaksız da duyulur, elsizde duyulur. Hatta gözsüz, kulaksız da görülür. Gözsüz kulaksız da görülür. Yeter ki sen o içindeki gören gözü meydana çıkar. içindeki duyan kulağı ne yap? Meydana çıkar. Nerede kulak varsa göz olur. O kulağı göz haline getiririz. Hani dedi ya farzlarla Allah’a yaklaşır ve farzları yerine getirir, nafilelerle yaklaşır. Allah’ı sever. Allah devam etti. Ben de onu severim. Ondan sonra devam etti. Ben onu sevdim mi gören gözü, duyan kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Benimle, görür. Gözüyle görür demiyor bak, benimle görür, benimle duyar. Kulağıyla duyar demiyor bak. Kulağın duyacağı kilometre belli, ses de belli. Gözün göreceği kilometred de belli, ses de belli. Göz de zaten gördüğünde yanılır. Kulak duyduğunda yanılır mı? El cevap yanılır. Kulak bir müddet sonra duymaz hale gelir. Benim sesimi şimdi normal olarak, benim sesimi heykeldeki kimse duyar mı? Hayır ama benim sesimi bazı yerlerde televizyonsuz, internetsiz, duyar mı bazıları? Evet, duyar. Duyar! Haaaa! Nerden duydu? Duyan gözü, kulak oldu. Gören göz oldu. Gören göz olursa, görür. Duyan kulak olursa duyar. ‘Tutan eli olurum.’ Demek ki el sizde tutuluyormuş. ‘Yürüyen ayağı olurum.’ Demek ki ayaksız da yürünüyormuş. Allah bizi onlardan eylesin.

‘Kimyayı, meydana getiren odur. Kimyada ne oluyor. Mucizeler bağışlayan o, simyada nedir?’ Yeryüzündeki bütün ilimlerin sahibi o. Varlık ona ait. Sen yoktan var eden bir kimyacı gördün mü? Yoktan var eden bir fizikçi gördün mü? Yoktan var eden bir astrofizikçi gördün mü? Yoktan var eden bir doktor gördün mü? Bir ilim adamı gördün mü? Yoktan var, eden bir bilgin getirdiniz mi bana? Sen normalde soda ile limonu karıştırdın, limonlu soda yaptın. Limonu da yaratan o, sodayı da yaratan o. Sen yoktan bir şey bana getir. Yoktan bir şey yap. Bütün kimyacılar toplansınlar. Yoktan bir şey oluştursunlar. Onlar onla onu karıştırıyor, onla onu karıştırıyor birşey oluşturuyorlar, buldu diyor. Ya ne buldu? Onla onu karıştırdı. Küçümsemiyorum. Onla onu karıştırmakta önemli ama ilahlık taslamasın bize. ilahlık taslıyor herkes. Bütün kimyayı meydana getiren, yaratan o. Mucizeler bağışlayan da o. Simyada ne oluyor? Simya ilmi var ya. Simya ilmi ne? Bakırı altın ediyor ama muhteşem bir şey ha değil mi? Simya ilmi var. Bakırı altın ediyor. Taşı yakut ediyor, pırlanta ediyor. Simya ilmi böyle bir ilim olduğu söyleniyor. Demek ki var önceden. Belki de ta Harut Marut’a kadar dayanan bir şeydir. Çünkü Harut Marut’ ta bu tip ilimler vardı. Bu tip ilimler olduğu için kendi kendilerini konuşuyorlardı. Bu insanlara hayret ediyoruz. Nasıl azgınlık yapıyorlar diye. Cenab ı Hak da onları indirdi yeryüzüne, Harut’la Marut enteresan ilimler gösteriyordu insanlara, enteresan şeyler öğretiyordu. Allahu alem simya ilminin, bu noktada çıkış noktası da Harut Marut olabilir. Tabii sonra zühreye takıldılar ya! Zühre de işveli, nazlı, güzel mi güzel bir kadın. işvesiyle, nazıyla, güzelliği ile mest ediyor herkesi. Ondan sonra onlara ne yaptı? Bir insanı öldürtdürdü. Katil oldular.

Hz. Mevlana mesnevisinde bunu geçirir o der bir tövbeyle yıldız oldu. Rivayet edilir ki Zühre, yapmış olduğu işten çok pişmanlık duyar. Öylesine tövbe eder, öylesine tövbe eder Cenab ı Hak onun üzerinden bir yıldız yaratır ondan. Zühre yıldızı ordan gelir. Edebiyatlara konu veya sirius yıldızı diyorlar ya kimisi. Gibi…Simya da nedir! Onun ilminin , onun mucizesinin yanında simyanın da bir anlamı yok. ‘Şu benim övüşüm, övüşü bırakmak sayılır.’ Ben Allah’ı övüyorum ya diyor, benim bu övüşüm, övüşü bırakmak sayılır. Hani Davut Aleyhisselam diyor ya: ‘seni nasıl methedeyim Yarabbi.’ ‘Ya Davut bunu anladıysan, methetmiş olarak kabul ettim.’ Hani Musa aleyhisselam diyor ya: ‘Sana nasıl hamd edeyim Ya Rabbi.’ Ona da ona da aynı şekilde diyor ya, ‘Bunu anladıysan hamd ettin saydım seni.’ Hanı, Hz. Muhammed i Mustafa da peygamberliğin son halkası, ‘Hakkıyla sana ibadet edemedim ya Mabut.’ Bakın, bunda övmek yani bunda hamd etmek değil, hakkıyla sana ibadet edemedim, butün hepsinin üstü. Bu kubbenin orta noktası gibi her şeyi içine alıyor. Hakkıyla sana ibadet edemedim ya mabut.

Muhteşem bir şey. Hz. Mevlana da diyor ki senin bu övüşün, senin önünde en basit bir şeydir. Övmeyi bırakmak gibidir. Çünkü bu da varlık delilidir. Varlıksa yanlış bir şeydir. Ben seni övmekle kendimde bir varlık gördüğüme işaret. Bu da bir varlık delilidir. Ben kendi varlığımdan da geçmem gerek. Kendi varlığımı da hiç görmem gerek. Kendi varlığımdan da çıkmam gerek. Fena hali. Kendi varlığından geçip Cenab ı Hakkın sıfatlarında varolmak. Artık senden zuhur eden her şey onun sıfatları hükmünde olmak. Gören gözü, duyan kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı. Bütün sıfatlar ona teslim. Artık sen elini kendi aklınla kaldırmıyorsun. Akıl ona teslim, kalp ona testim. Sen diye bir şey kalmadı. Fena! Eğer sen diye bir şey var ise fena değilsin. Sen diye bir şey kalmayacak. ‘Onun varlığına karşı yok olmak gerek.’ Allah’ın varlığının karşısında sen varlık iddiasında bulunma, küstahlık yapma. Allah’ın önünde kendini fasulye gibi nimetten sayma. O zaman asla sakın ha, varlık iddiasında bulunma. Allah muhafaza eylesin. ‘Kör yaslara batmış bir hiç. O kalbi çalışmayan, o kalbi katılaşmış, imandan, islamdan, zikrullahtan uzak olan o kör, yaslara batmış, gitmiş. Perişan! ‘Kör olmasaydı onun yüzünden erir giderdi, güneşin hararetini tanır da yok olurdu.’ Eğer gözlerinde perde olmamış olsaydı, sen Allah’ın sıfatlarının tecelliyatağını görür, kendinde yokluğu yaşardın. Sen asla bir varlık iddiasında bulunmazdın ama sen körlüğünden dolayı, Allah’ın sıfatlarının tecelliyatından uzaksın. O yüzden kendinde varlık görüyorsun. ‘Yaslara batıp mor elbiselere bölünmeseydi şu alem, buz gibi donar mıydı hiç?’ Bu alem bile körlüğünden dolayı e oldu, buz gibi dondu gitti. Bu alem. Sadece dünya değil. Bu alem de neydi? Hayalin üzerinde yürür gör. Bu alem neydi? Alemi hayalin üzerinde yürür gör. Allah cümlemizi öyle eylesin inşallah.

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 2 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-5-2 • Tasavvuf Vakfı Yayınları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Kalb, Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Aşk, Hayret, Hamd. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı