MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 1 • 50/55
367-373. Beyitler Şerhi
Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî
Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Bu yahudi padişahla onun veziri hikayesine devam ediyoruz:
“Görünüşte hükümleri söylüyordu.”
Yani bu padişahın gizli yahudi isevisi, aslında musevi ama görüntüde ne hale geldi? isevi oldu. Hani padişaha dedi bana ceza ver, beni yurdumdan kov. Bu da ne yaptı, gitti o memleketten, başka bir yere gitti. Başka bir yere giderekten dedi ki ben dininden dolayı zulüm gördüm. Ya şu Mesnevi ne kerametvari bir kitap ya! Ya kerameten de böyle tam zamanına geliyor yani. Ne yaptı? O yahudi padişahla, o yahudi vezir anlaştılar. Dedi ki o vezir padişaha sen dedi yalandan bana dedi eziyet ver, sanki zorluk çekiyormuşum gibi bana çok ceza vermişsin gibi yap. Ben de dedi buradan bir gideyim başka yerlere. Öyle yaptılar, o kimse de dini bir baskı görüyormuş, dini bir zulüm görüyormuş, sanki orada dinini yaşıyamıyormuş gibi gitti. Başka beldeye gitti. Başka beldeye gidince, başladı orada din anlatmaya.
“Görünüşte hükümleri söylüyordu, öğüt veriyordu fakat iç yüzünden
ıslık çalmadaydı, tuzak kurmadaydı.”
Demek ki o işte vezir aslında musevi ama isevileri ateşe verecek ya isevilerin içine gitti. Onlara vaazla nasihat ediyor. Onlara iseviliği anlatıyor. içinden de diyor ıslık çalıyordu, tuzak kuruyordu.
“İşte bunun için kimi sahabe, peygamberden gülyabaniye benzeyen
adamın yolunu şaşırtan azgın nefsin düzenlerini öğrenmek isterdi.”
Islık çalmak ne demek? Kuşu ıstıkla aldatırlar ya, kuş gibi ıslık çalar, kuş da kanar, gelir, benden zanneder kuş. Kuş ne yapar? Benden zanneder. iyi
kuş avcısı ne yapar? Kuş gibi öter, avcıdır o, seni kandırmak isteyen, senden görünür. Evlenecek, kandıracak ya, senden görünür. Ooo, senden iyi sufidir. Kandıracak ya, senden iyi müslümandır. Kandıracak ya, senden ala derviştir. Senden ala bir şeytir o. Kandıracak çünkü. işte diyor, Hz. Peygamber’e de sahabeler gülyabanileri sorardı. Yani yoldan sapıtacak, yoldan azgınlaştıracak, yoldan sapıtacak olanların, sattıracak olanların hilelerini sorardı. Ondan kulluğun üstünlüğünü,
“Nefis ibadetlere, öz temizliğine gizli garezlerden neler katar diye so-
Bu nefsin oyunlarını sorarlardı. Nefis bize nerede çelme takar, ibadetin neresinde, herhangi bir amelin neresinde, herhangi bir fiiliyatın neresinde bize çelme takar. Çünkü nefisle mücadele çok önemli. Nefsin aldatmacası, kandırmacası çok önemli. Karşıdaki kimsenin nefis aldatmacası yapıp yapmadığı çok önemli.
“Ondan kulluğun üstünlüğünü aramazlardı.”
Yani biz nasıl üstün kul olalım diye aramazlar. Biz nefsimize nerde uyarız. Biz nasıl aldanırız, biz nasıl kandırılırız, buna sorarlardı. Biz nasıl çok harika bir kul olalım onu sormazlar, nerden kanarız onu sorarlardı.
“Görünen ayıp nedir, onu söyle derlerdi. Onu araştırırlardı.”
Demek ki onlar ayıpları, kendi ayıplarını araştırıp, onları düzeltmeye
“Gülü kerevizden ayırdedercesine kıldan kıla, zerre zerre nefsin düze-
nini tanırlar, bilirlerdi.”
Onlar nefsin oyunlarını ve hilelerini sorarlardı Hz. Peygambere ve Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinden o nefsin hile ve oyunlarını öğrenerekten ve kendilerini iyi mümin yapma yolunda olurlardı.
“Sahabenin kılı kırk yaranları, bu yönden öylesine öğütler dinlerlerdi
ki öğütlere canla başla dalarlar, şaşırır kalırlardı.”
Onlar bu öğütlere de ne yaparlardı? Canla başla dalıp hep hayretten hayrete geçerlerdi. Din çünkü, hayretten hayrete geçmek. Allah bizi hayretten hayrete geçirenlerden eylesin.
“Hristiyanlar tümden gönül verdiler ona.”
işte o çevresindeki hristiyanlar, ona gönül verdiler, onu sevdiler.
“Zati avamın taklidindeki güç de nedir ki?”
Avam! Taklid eder. Taklid ederken taklidi bir iman sahibidir, tahkiki olmadığından onun bir gücü yoktur. Avamın imanı ve islamı, suyun üstündeki köpük gibidir. Taklid i bir iman, suyun üstündeki köpük gibidir. Onun
bir kıymeti harbiyesi yoktur. O yüzden taklidi iman sahiplerine dersin. Şu partiye oyunu at, giderler oraya atarlar. Onlar derler ki biz bilmeyiz o bilir. Taklidi iman sahiplerine dersiniz şunu şöyle yapın, onu öyle yaparlar. Niçin neden yaptıklarını bilmezler. Bu taklidi iman sahibidir. Haydiii getirin pamuk eller cebe, herkes güldür güldür getirir, neden getirdiğini bilmez, nereye getirdini de bilmez. Adam hep böyle götürmeye, vermeye alışmış ya, biz almıyoruz kardeşim, biz istemiyoruz. Bizim para ile işimiz yok deyince duruyor. Olamaz! Ya böyle, istemiyoruz. Ya nasıl istemezsin? istemiyoruz kardeşim! Birisiyle böyle atışmam oldu da değirmenin suyu nereden geliyor dedi bu sefer uludağdan dedim. Ya bir şey alacağım! istemiyoruz. Alacağım. Hayır. Git fukara mı yok, birisine ver. Bu dergah zengin dedim ben. istemiyoruz! Ben dedi filana fişmancalara bu kadar veriyorum, fişmancalara bu kadar veriyorum… Bak dedim, ben senden alsaydım şunu da diyecektin. Ben Mustafa Özbağa bu kadar veriyorum veya Karabaşı Veli Tekkesine de bu kadar veriyorum. Bunu dedirtmeyeceğim sana, istemiyoruz dedim. Aynı o listeye beni de ilave edecek o zaman, vermiş ya x cemaata, y tarikata, y cemaata vermiş, ee iyi, ha sana da verecek. Buraya da verecek. Buraya girerken böyle gidecek. Hayır, böyle gireceksin buraya gireceksen den dedim ona, böyle baktı. Nasıl yani? Basmayağı dedim. Bu dergahın çayını içeceksin dedim. Ben de bu dergahın çayını içiyorum, ben de bu dergahın kahvesini içiyorum, ben de bu dergahın lokmasını yiyorum dedim. Hep beraber yiyoruz. Ben vereceğim. Almayacağım! Almayacağım dedim. Yasak zaten dedim. Kendi kendime de yasak, arkadaşlara da yasak. Alışmamış daha, hep verecekler ya! Avam. Taklidi! Verince orayı kendinin zannediyor. O beş kuruş verince kendi kendine vicdanını rahatlattı. Namaz yok, abdest yok, oruç yok. X cemaata şu kadar verdim y tarikatına bu kadar verdim. Bitti adamın işi onun parasını da ütmek için o efendi oldu. Allah muhafaza eylesin. istemiyoruz kardeş, sizin paranız da sizin olsun. Namazınızı kılın yeter, orucunuzu tutun Allah’ı, peygamberi tanıyın yeter. Para pul istemeyeceğiz.
Aaaa! Bu acı bir şey. Neden? Vererekten vicdanını temizleyemedi arkadaş. Taklid ehli böyledir. Camiye gider o, caminin çıkışında istiyorlar ya! O camiye beş lira para verirken böyle herkes baksın diye bakıyor. Veriyor beş lira, vicdanını temizledi. Zekat değince ya ben her cuma camide çıkarken beş lira veriyorum ya! O zekat değil diyorum ben. Ya? Malının kırkta birini hesaplayacaksın, vereceksin. Ona zor geliyor o. Camiden çıkarken beş lira verecek, dükkana gelen bir dilenci kadına bir lira verecek. Bitecek işi! Yok öyle veya böyle. işte bir cemaata, bir tarikata gidecek, üç beş kuruş bir para verecek, büyük iş yaptı o, etrafına da öyle söyleyecek. Taklit!
“Gönüllerine sevgisini ektiler. Onu insanın vekili sandılar.”
Bu taklid ehli, kendi gönüllerine onun sevgisini ektiler kendi kendilerine. Ve onu da isa’nın vekili kabul ettiler. Dediler ki bu isa’nın vekili, dediler ki bu Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’in vekili, dediler ki bu Mehti ala resuldan önceki vekil, dediler ki bu aslında gizli Mehdi, dediler ki buaslında gizli isa, dediler ki bu zamanın kutbu, dediler ki bundan daha büyük bir mürşit yok. Bu zamanın, gelmiş geçmiş bütün zamanların kutbu. Ya bizim de Şeyhimiz var? Ya o kutup olsaydı bu kadar kitabı olurdu. Haa! Kutub olması için bir de kitabı mı olması lazımmış. E tabi! Kitabın kutubu olur. Eeee? Kitabı yoksa kutup değildir. Eee? Filanca kutup! Aaa, filanca Mehdi. Aaa onun da kitapları var. Aaa, bir duyduk ki adamların hiçbirisi de kendi kitap yazmıyorlarmış. Birine televizyonda kendi yazdığı kitaptan bir pasaj sordular. Kim yazdı bunu demiş adam! Demişler ki sen yazdın. Mehdi, kendi yazdığı kitaptan haberi yok! Kutubun kendi yazdığı kitaptan haberi yok. Bir komisyon beş on tane adam, ya kutup, şimdi kalkıp kitapla mı uğrarsın. Onlar yazıyorlar. Altına da bir imza. Yayın evleri var.
Aaaa! Bir daha bir şey daha öğrendim ben geçenlerde, anlatıyorum ya size. Bu yoktu mesela, bilmiyordum. Uluslararası bir komisyon var komite var. Bu uluslararası komisyon, Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin sevgisini, muhabbetini, hadislerini, sünnetlerini, yok etmeye çalışıyorlar. Bu uluslararası komite; profesörlerden, hocalardan, şeyhlerden, böyle bu tip insanlardan, isimlerini alıyor. Diyor ki siz Muhammed i Mustafa sallallahu ve sellem hazretlerinin ismini geçirmeyin fazla sohbetlerinizde. Bana söyledikleri şu. Dediler ki hocam senin takipçin çok. Seni tanıyan da çok. Sen dediler baya tanınan bir kimsesin. Eee? Dediler ki biz uluslararası dinin de çok iyi tanıtılmasını istiyoruz ama işte birisi Muhammed’i, birisi isevi, bu sıkıntılı oluyor. Yine müslümanlar (böyle tatlı tatlı konuşuyorlar) yine müslümanlar diyor böyle şey yapsınlar hani devam ettirirsinler. Siz sohbet lerinizde fazla Muhammed i Mustafa (s.a.v) ’in ismini kullanmayın. Bakın, dikkat edin. Kullanmayanları tespit edin şimdi. Neymiş fazla hadis i şeflerden bahsetmeyecek. Hatta o hadis sahih mi değil mi bakmam lazım. O hadis sahih değil galiba. Zaten hadislerde sahih olup olmama tartışması var. Laflar bunlar, lafızlar. Şimdi ben bunlar bana geldiğinden beri ben böyle televizyona cin kesiliyorum. Bakıyorum, profesörün biri hadislerle alakalı şöyle böyle… Eyvah diyorum, bu kayığa binmiş. Onlar aylık bana aylık ben ucuz adamım ya, bana on milyar teklif ettiler. Bir de kitap yazacaklar benim, o işin bir de bu tarafı şu. Dediler ki sohbetlerinizden kitaplar derleriz, sana kitaplar yazarız. Bunu basımevleriyle görüşürüz,
bastırırız ve dediler ki sattırırız, dağıtırız. Türkiye’de hit olursun. Karşılığında Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin hadislerinin üzerinde şüphe yayıcılardan olacağım! Karşılığında sohbetlerde Muhammed i Mustafa sallallahu ve sellem hazretleri demeyeceğim fazla. Karşılığı bu. Her ay on milyar lira, bir de kitaplardan gelir. Bu!
Şimdi televizyonları iyi izleyin. Konuşmacıları iyi izleyin. Ben o günden beri dikkat kesiliyorum. X hoca, aaa! Bakıyorum şimdi. Mesela bir açıklama yapıyor. Ne açıklaması? Bu mesele demokratik hukuk kurallarına aykırı ise… Ne? islamın demokratik hukuk kuralı mı var? islamın islam hukuku var. Kuran ve sünnete dayalı. Ama hanefiden ama şafiden ama malikiden ama hambeliden, birisinden bir şey getir bana. Yok! O demokratik hukuk kurallarına bakıyor. O evrensel hukuka bakıyor. Hangi evrensel hukuk? Kimin evrensel hukuku! Amerika’da idam var. Avrupa’da yok. Türkiye’de de yok. iran’da var. Suudda var, Afganistan’da var. Hoş oralarda idam olmasına gerek yok. Bir bomba, idam ediyorlar zaten. Kim vurduya gidiyor orda, herkes birbirini vuruyor zaten! Hangi evrensel hukuk? Ben hemen biliyorum ya, teklif geldi ya bana, ben hemen duruyorum. Bu da satılmış diyorum, bu da satılmış. Profosör çıkıyor, bana isimlerini okuyamadım, liste verdiler. Dediler bak, bu profesör, bu profesör… Ben televizyondan dikkat kesiliyorum şimdi. Birisi bu hadisi şeriflerin içersinde sahih olmayanlar var dedi mi bilin ki o satılmış. On milyon maaşlı o.Ben şimdi ona hükmediyorum. Bu onmilyon maaşlılardan diyorum ben. Bunun kitapları da yok satıyordur şimdi diyorum. Basıyorlar beşbin kitap. Beşbin kitabı yirmişer liradan, otuzarliradan satıyırlar. Hocam sana diyorlar kitap başına şu kadar kar geldi. Güldürt, yatırıyorlar. Haydi… Diyorlardı zaten, dedi seni ulusal kanallara çıkarırız. Bunun hemen üstünden bizim Cafer’e telefon gelmiş. Dediler Cafere de bunun üstünden oluyor bu hadise. Cafere demişler ki Cafer Bey, böyle böyle. Mustafa Özbağ’la beraber işte şeye, ne o, ulusal kanalda sohbet. Cafer dedi. Efendim ben dedi çok sıcak bakmadım. iyi yapmışsın Cafer dedim. Nerden geleceği belli değil.
Şimdi bana televizyon diyorlar, aman uzak durun diyorum ben. Bir şey olur diyorum ben kardeşim, çıkarım ağzımın vavı, tavanı yok. Şeyde, ne o, izmit’teki televizyonda, faiz alan da veren de sebep olan da kabe duvarının dibinde anasıyla zina etmiş gibidir diye hadis i şerifi pat diye attım, içime düştü. Dedim son program bu. Arada televizyonun sahibi geldi. En büyük patron geldi. Vaay, hocam nasılsın? Bir tanışayım dedim. Allah razı olsun dedim, hoş geldin. Arada geldi, bir göreyim. Çünkü ona arada telefon açtılar. Bu hoca kim, hepimize anamızla zina ettirdi dediler. Ağırlarına gitti.
Bir tane ilahiyat mezunu doçent, ilahiyat mezunu doçent, bana dedi ki bu hadisi şerifi okumasanız dedi. Niçin dedim? Ağır ya biraz dedi. Ağır dedim. Benim lafım değil. Hz. Peygamber Efendimizin lafı dedim. Ağır, yapma. Kaldı bu şimdi. Ona dedim yapma, ilahiyatta öğretim üyesi, doçent. Hadis i şerif ağır. Ağır kardeş, yapmasınlar. Mümin müminden almasın faiz. Ben hemen program bitti, o tabii programı yaptığımız kadıncağız nerden bilsin. Bilmiyor daha bir şey. Dedim, neydi ya, Tülay Hanım, dedim hakkınızı helal edin. Ondan sonra dedim benim sözüm vardı bir senelik. Bir program kaldı dedim. Bu birdahakine dedim gelmeyebilirim artık dedim. Yani bu hocam bir daha devam etmeyecek miyiz? Yok dedim. Etmeyeceğiz. Zaten bir daha hiç aramadı beni o da. Neden? Ona dediler zaten kes. Ben kovulmadan kendim gittim. Kovulacağım çünkü.
Ben şimdi diyorum bana televizyondan çağıracak oldukları zaman, diyorum kardeşim, benim ağzımın vavı yok. Canlı programda birisi soru sorar. Hocam, faiz hakkında ne diyorsunuz? E ben ne diyeceğim? Mümin müminden faiz alırsa, verirse, katiplik yaparsa, anasıyla kabe duvarının dibinde nikahlanmış gibi olur. Hadi gel çık işin içinden sen şimdi! Hiç bunu söyleyebileni duydunuz mu televizyonlarda? Türk televizyon tarihinde ilk bu fakir bunu televizyondan söyleyen. Söyleyemezler. Bakın seyredin. islami kanal! Ayy ne kadar güzel değil mi? Evliya menkıbeleri değil mi? Öyle değil mi? O da ne zaman? Gece ikiden sonra, onlar öyle düşünüyorlar. Müslümanlar gece ikide ayağa kalkarlar. Evliya menkıbelerini seyrederler. Ağlarlar, sızlarlar, namaz kılarlar, yatarlar. Saat ikiye kadar vur patlasın çal oynasın. ikiden sonra evliya menkıbeleri. Gelin kardeşler, toplayın paraları.
Hadi, müslümanlara bir ney olsun, şey, televizyon olsun harika. Gelin toplayın paraları, topladık.Haydi müslümanlar, sizin paranızla toplanan, sizin paralarınızla kurulan televizyonlar, sizi şimdi başka yere davet ediyor. Sizin paralarınızla kurulan televizyonlardan, namaza, niyaza, islam’a, hakaret edenler konuşuyor. Müslümanlara hakaret edenler konuşuyor.
Haydi, müslümanlar. Hür olun, özgür olun, tahkiki iman ehli olun. Gidin deyin ki biz bunun için mi para verdik buraya. isim konuşmak istemiyorum ama ben de verdim. Ben diyorum hakkım helal değil. Size dün para verdim. Telefon açtım. Sizin kuruluşunuza para verdim. Şu anda dedim sizin bu yayınlarınızdan dolayı hakkım helal değil. Benim adım Mustafa Özbağ. ismimi de verdim. Ve her yerde de dedim bunu böyle konuşuyorum dedim. Sohbetlerde de konuşuyorum. Abi göndermişler bana. Abi diyor hocam görüşelim mi? Görüşelim kardeş. Böyle böyle demişsin. Dedim. Hala daha da diyorum. Benim param var içinde, benim param burda, hayırda
kullanmıyorsunuz. Vebali sizin. Dinsizleri, donsuzları çıkarıyorsunuz televizyona. Onları konuşturuyorsunuz orda. Hocam işte yolsuzluk var. Gördün mü gözünle dedim. Yok. Mahkeme kararı var mı?Yok. Yolsuzsun sen dedim. Durdu. Sensiz yolsuz. He hocam. Ya kardeşim, sana da yolsuz dediklerinde ne yapacaksın dedim. Mahkeme kararı isteyeceğim. Aha, mahkeme kararı çıkar söyle.Aha dediler şimdi dedim. Himmetleri ne yaptınız diyorlar dedim. Ne yapacaksınız şimdi dedim. Hesap ver, bana hesap ver. Benim paramla kurdunuz. Benim param var içinde. Söyle ben istemiyorum kardeşim orada din düşmanını görmek. Ne yapacaksın? Onun için mi topladın benden parayı. Allah bizi affetsin.
“Oysa ki o, gizlice, tek gözlü lanetlenmiş deccaldi.”
Demek ki deccal, gelecek muhakkak ama her devrin bir deccalı var. Deccal tek gözlu. Ne? Şaşı görüyor. istikameti düzgün göremiyor. O zaman bu devrin de deccalları var mı? Var. Bediüzzaman Saidi Nursi Hazretleri risalelerinde bu zamanın deccallarından bahsetmiş mi? Evet. Her dönemin deccalı vardır. O deccal çıkmazdan önce, deccalin çocuklarıdır o, deccalın talebeleridir, deccalın halifeleridir. Onlar sizi kuran ve sünnetten geri götürürler. Onlar size kur’an ve sünneti tam yaşatmazlar. Tam öğretmezler. Sizin yolunuzu saptırırlar. Sizin düşüncenizi saptırırlar. Bize kur’an ve sünnet lazım. Bize kur’an ve sünnetin özü lazım. Bize kur’an ve sünnet çizgisi lazım. Bana Ahmet’in yolu, Mehmet’in yolu lazım değil. Mustafa Özbağ’ın bir yolu yok. Mustafa Özbağ’ın bir yolu yok. Ahmet’in, Mehmet’in yolu yok. Hazreti Mevlana’nın yolu yok. Yol kuran ve sünnet. Hz. Mevlana Mesnevi’de kur’an ve sünneti anlatıyor bize. Gelin benim yoluma demiyorum. Ben kur’an’ın kuluyum. Muhammed i Mustafa(s.a.v.)’in yolunun tozuyum. Bunun haricinde bir şey söylerlerse, söyleyenden de o sözden de uzağım.
Yol belli. Biz Mevlana’nın yolundayız. Bu sadece isim olarak kardeş. Mevlana’nın yolu kur’an ve sünnet. Sakın Hz. Mevlana dinler üstü, yok peygamberler üstü, yok kitaplar üstü, yok inanışlar üstü, yok öyle bir şey. Hz. Mevlana Allah ve Resul’ünün yolcusu. Allah’ın kulu. Muhammed i Mustafa’nın sallallahü ve sellem hazretlerinin ümmeti. Mesnevisi, bir tefsir kitabı tefsir, muhtasar bir tefsir kitabı, muhtasar. Çok geniş değil. Muhtasar, günlük hayatımıza. Günlük hayatımıza yetecek olan her şey var içinde. Bakın tek gözlü deccaldı dediğinde hadis i şerif söylüyor aslında. Hadis i şerif ne? Diyor ki deccalin bir gözü kördür. Hadis i şerifti anlatıyor. Mesnevinin içerisinde, tespit etmiş araştırmacılar, altıbin hadisi şerif meali var. Dörtbin ayeti kerime meali var ama bunu hikayelerle anlatmış. Anlattığı ne? Allah’ın yolu, Resulullah Sallallahu ve sellem hazretlerinin i çizgisi. Anlattığı
o. O yüzden Hazreti Mevlana’nın kendine ait bir yol değil bu. Hiç kimsenin yolu yok. Hiç kimsenin!
Yol kur’an ve sünnet. Yol icma i ümmet. Bak ümmetin icması, toplandığı yer. Ümmetim yanlış da toplanmaz. Ümmetim eksikte toplanmaz. Hadis i Şerif. Ümmetin toplandığı yerde toplanmakla mükellefsiniz, hadis i şerif. Ümmetin gittiği yoldan gitmekle mükellefsiniz, hadis i şerif. Ümmetin abdest aldığı gibi alacaksınız. Ümmetin namaz kıldığı gibi kılacaksınız. Ümmetin zekat verdiği gibi vereceksiniz. Ümmetinin hacca gittiği gibi hacca gideceksiniz. Ümmetin kurban kesdiği gibi keseceksiniz. Ümmetin kurbanı paylaştırdığı gibi paylaştıracaksınız. Yol belli. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri, kurbanının başında bekledi. Kurbanının başında bekleyeceksin. Kurbanının başında bekleyeceksin. Hasta değilsen, kötürüm değilsen, elin ayağın tutuyorsa oraya gideceksin, kurbanının başında bekleyeceksin. O kurbanını vekaletle kestirdi ama başında durdu. Hz. Aişe annemize dedi ki ya Aişe, gel kurbanının başında bekle. Bir vakıf hesabı gönder, sabahleyin keyfine bak. Yok öyle islam. Gideceksin, başında bekleyeceksin. Sabah namazını kılacaksın, gideceksin o zorluğu çekeceksin. ibadet çünkü. Kurbanını alacaksın, onu götüreceksin, kestireceksin, başında bekleyeceksin. Ondan sonra kendin poşetlere koyacaksın. Mahallende, apartmanında, etrafında fakir fukarayı göreceksin. Onlara dağıtacaksın. Paranı peşkeş çekmeyeceksin iki tarafa. ibadet ediyorsun. ibadetini edeceksin. Namazın var mı vekaletle kılan senin? Yok. Orucunu vekaletle tutan var mı senin? Yok. Ya kurban nafile ibadet! Bizim için vacip kardeş. Bu vacip, hanefiye göre vacip. Zekat verenler için hanefiye kurban vacip. Var mı vitir namazını vekaletle kıldıran? Hadi vitir namazını da vekaletle kıldırın o zaman. Yatırın banka hesaplarına para. Vitir namazlarınızı kılsınlar, o da vacip. imam ı Azam’a göre vacip. imam Muhammed, imam Yusuf’a göre nafile. Yatırın paralarınızı, millet sizin adınıza da vacip namaz kılsın hadi. Yok, bağırıyoruz burda, dinleyen yok. Allah bizi affetsin.
işte deccal de o diyor. Günün deccali oydu. Günün deccalları olacak. Bugünün deccalları ne yapacak? Bizleri kur’an ve sünnetten uzaklaştıracak. Günün deccalları ne yapacak? Bizleri Muhammed i Mustafa’nın sallallahü ve sellem hazretlerinin sünnetinden uzaklaştıracaklar bizleri. Biz diyeceğiz ki sünnet. Onlar diyecekler ki siz geri kalmışsınız ya. Hala daha bunları mı yapıyorsunuz? Hala daha bunları mı yaşıyorsunuz? He kardeş, biz hala daha bunları yapıyoruz. Biz Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri dini nasıl ne şekilde yaşadıysa biz öyle o şekilde, o halde yaşamak istiyoruz. Bunu ister gericilik deyin, siz ne derseniz deyin. Ama gün gösterdiki, koyun biz
değilmişiz. Gün gösterdi ki Allah affetsin ben size koyun muamelesi yapmamışım. Gün bunu gösterdi. Koyun değiliz kardeşler. Ben size koyun muamelesi gütmedim yirmisekiz yıldan beri, yirmisekiz yıldır çünkü beraber yürüdüğümüz arkadaşlar var. Bugün de koyun muamelesi gütmedim. Yarın da size koyun muamelesi gütmeyeceğim. Size şu partiye oyunuzu atın demeyeceğim, demedim yirmisekiz yıldır, şimdi de demeyeceğim ve bundan sonra da demeyeceğim. Bugüne kadar demedim, bundan sonra da demeyeceğim inşallah ama çok mutluyum. Koyun değiliz, çok mutluyum, hürüz elhamdülillah. işte yarın sabahleyin kur’an ve sünnet dairesinde istediğinize oyunuzu kullanacaksınız. Bu! Bir sürü partiden gelip benle görüştüler. Herkes görüşüyor benle. Gelip görüşmek istiyoruz. Buyrun kardeşim. Geliyorlar, görüşüyorlar. Allah yardımcınız olsun.
Cenab ı Hak, hayırlısıysa, hayırlı olacaksanız size bahşetsin. Ümmeti Muhammed’e hizmet edecekseniz, ümmete yardımcı olacaksanız. Eyvallah! Size bahşetsin ama ben sizi destekliyorum, ben sizden yanayım yok kardeş, tekrar söylemekte fayda görüyorum. Ben bir sefer siyasi seçimlerde oy kullandım. O da doksaniki miydi, doksanüç müydü? Birlik yapmışlardı. Büyük Birlik Partisi, Refah Partisi, MHP, Refah Partisi kaçtı yıl? Doksaniki mi? Doksanikide. Doksanikide şeyhrimin emriyle oğlum git konuşma yap dedi. Gittim konuşma yaptım. Şeyhimin emriyle. Oy at Mustafa Efendi dedi, oy attım. Bu kadar. Bir de referandumda attım. Referandumda ben de arkadaşlara dedim. Referandum için evet denecek. Bu memleket meselesi dedim. Ben evet diyeceğim herkes de dedim, konuşabilenler kursunlar, evet desinler. Memlekete meselesi.
Bakın tekrar altını şimdiden çiziyorum. Bu memlekete en faydalı şey başkanlık sistemi. Bu memlekete başkanlık sisteminin gelmesi lazım. Başkanlık sistemi gelmedikçe bu memleket rahatlamaz. Bu benim kendi içtihadım. Kendi görüşüm. Yarın referandum olsa, başkanlık sistemi ile alakalı en yalınkılıç çıkacağım ortaya ve diyeceğim ki gelin kardeşler. Buna da evet deyin. Bakın şimdiden kendi kendimi bağlıyorum bir yere. Evet, Türkiye’de muhakkak başkanlık sisteminin gelmesi lazım. Başkanlık sistemini getirmek istemeyenler Türkiye’de dindar muhafazakarların devamlı bir şekilde hükümetin ve devletin başında olmasını istemeyenler. Çünkü başkanlık sistemi gelirse, Türkiye’de mümkün değil. Mümkün değil bir dinzin gelip başkan olması. Mümkün değil!Türkiye’de bir masonik bir adamın gelip Türkiye’ye başkan olması mümkün değil. Bunu görüp bildiklerinden dolayı Türkiye’nin başkanlık sistemine geçmesini istemiyorlar. Ben memleketimi seven bir insanım. Partiler gelir geçer. insanlar gelir geçer. Memleketimiz
bizim. Bizim çocuklarımız burda yaşayacak. Bizim Amerika’da, Avrupa’da yaşama şansımız yok. Bizim Suudi Arabistan’da, bizim iran’da benim yaşama şansım yok. Onlar da sevmiyor beni. Beni Amerikalılar sevmiyor, ingilizler sevmiyor, Yahudiler sevmiyor, iranlılar da sevmiyor, Suudlular da sevmiyor. Bende ne varsa. Allah beni affetsin inşallah. işlerine gelmiyor mu yoksa ben çok mu sivri dilliyim, ben bilmiyorum kendi kendime, nedernse. Allah razı olsun. Burda üç, beş kişi beni seviyor, dinliyor işte Allah razı olsun. Biz de bu noktada şikayetçi değiliz. Zaten bir adamı Amerika seviyorsa, bir adamı ingiltere seviyorsa, bir adamı iran seviyorsa, bir adamı Suud seviyorsa bunların hepsi birden seviyorsa dikkat edin. Hele bir adamı Amerika seviyorsa, ingiliz seviyorsa, ondan kaçın şeytandan kaçar gibi. Evet. Çünkü kafirle dost olan, asla bir müminle dost olmaz. Selamün aleyküm.
MeSneVi-i ŞeriF 373. BeYiTin deVAMI
Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
“Hristiyanlar tümden gönül verdiler ona. Zaten avamın taklidindeki
güç de nedir ki?”
Yani o padişahın halifesine, o padişahın bu noktada vezirine o aslında yahudi ama görüntüde isevi olan o vezire, bütün hristiyanlar gönül verdiler. Neden? Avamın taklit ehli, tahkik ehli değil? Avam taklit ehlidir. Tahkik değildir. Tahkik, imanın hakikat noktasıdır. Taklid ise görerekten müslüman olma. Annesi babası müslüman, o da müslüman ama inceleyip araştırmamış, derinlemesine nüfuz etmemiş. Etraf müslüman, o da müslüman, etraf hristiyan o da hristiyan. Bunlar taklididir. Namazı kılarken taklidi olarak kılar ya çocuk da. Annesinden babasından gördüğü gibi kılar. Taklidi. Tahkiki, namazın farzını, vacibini, sünnetini, nafilesini biliyordur artık o. Neyi niçin yaptığını bilir. Neyi neden yaptığını bilir. O tahkikidir. Öbürkü nazari. Nazarlan görüyor, böyle bakaraktan. Başkasını dinleyerekten. Kendisi okumamış, kendisi araştırmamış. Neyin nereden kaynaklandığını bilmiyor. Hangi hadis i şerifin neye binaen söylendiğini bilmiyor. Hangi ayet i kerimenin neye binaen geldiğini bilmiyor. Namazın içindeki dışındaki neye binaen, neyi taklit ediyor bilmiyor. Selam veriyor, esselamün aleyküm ve rahmetullah. Kime selam verdiğini bilmiyor. Herkes dönüp selam veriyor ya. O da selam veriyor. Soluna dönüp selam veriyor ya herkes, esselamün aleyküm ve rahmetullah soluna döndü, herkes soluna döndü selam verdi, o da soluna döndü selam verdi. Neye selam verdiğini bilmiyor. Niye selam verdiğini de görmüyor zaten.
Neye selam verdiğini bilecek. Bilmek ne? Yazdığını okuduğu. Tahkiki değil daha. Ne zaman? Neye selam verdiğini gördüğü zaman tahkiki. Allahu ekber, durdu namaza. Taklidi. Neye doğru döndün? Beytullah’a doğru döndü. Taklidi. Beytullah o tarafta mı? Ha, o tarafta. Nerden bildin? Herkes o tarafa dönüyor ya, taklidi. Gördün mü? Hayır. Gördü, tahkiki gönül işi. Tahkikinin de kendi içerisinde makamı, dereceleri var. O da derecadsız değil. O da dereceleri var. O zaman avamın inanışı, avamın dini taklididir. Tahkiki değil. Bu bütün herkes için geçerlidir. Sema edenler taklidi sema eder. Tahkiki, ooooo! Neyin etrafında sema ettiğini görür, tahkiki. Taklidi. Ya tekkede sema ettiler. Tahkiki, nerde sema etti, kaçıncı kat gökte, hangi gökte, kimlerle sema etti? Hangi melek tabakasıyla sema etti, hangi pir efendi ile etti, hangi imam efendi ile, hangi semazenle, hangi sahabeler ile, hangi Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri ile görüştü, hangi peygamberle sema etti, arş ı alanın neresinde sema etti? Bakın, yer, bir sürü mekan çıktı orta yere. Beytullah’ta mı sema etti? Beytullah’ın etrafında mı sema etti? Hem kendi etrafında, hem Beytullah’ın etrafında mı sema etti? Tahkiki, değişti bak. Taklidi? Bu da sevap mı? Evet. Allah Allah Allah. Sema etti. Eyvallah, taklidi. Tahkikisi,oooo! Bir sürü semazenler varmış burda! Biz altı kişi dönüyor zannediyorduk, doluymuş. Ooooo daha öncekiler sema edenler de gelmiş, duyan gelmiş. Ne? Taa 350 yıllık 400 yıllık semazenler toplanmışlar. Siz onlara ölü demeyiniz. Başlarında şeyh efendileri. Siz onlara ölü demeyiniz. O zaman değişti bak. Taklidiyle tahkiki aynı değil. işte avamın diyor dini, taklididir. insanlar taklidi din yaşarlar. Otururlar, taklittir. Birisi tesbih çekiyor. Allah Allah Allah Allah Allah. O da Allah Allah Allah Allah Allah televizyonda gözü, etrafta. Kapıyı kapat, Allah Allah Allah Allah. Taklidi! Sen nasıl böyle Allah Allah Allah Allah Allah dedin, oyyyy. Taklidi. Aaaaa! Allah Allah Allah Allah, ayrı bir yere gitmiş iş, odada değil. Allah Allah Allah Allah sesler duyuyor. Başka Allah diyenler var. Allah Allah Allah. Görüyor Allah diyenleri. Allah Allah Allah başka bir halaka varmış orada halbuki, kendisi yalnızdı ama ayrı bir halaka kurulmuş. Allah Allah Allah. Şeyhi de orda. Allah Allah. Piri de orda. Allah Allah.Vayy, sahabeler de o halakadaymış. Allah Allah Allah, yattığın yerde yatıyorsun ama yattın ya. Hani yattığınız yerde Allah’ı zikrederekten uyuyacan ya. Allah Allah. Aaa, bir sürü yatanlar var. Oooo, ayağa kalktılar.
Sen bir kendine geldin, yataktasın yine. Aaaa, öyle değilmiş. Tahkiki! ibadetlerinizi ve imanınızı tahkikiyapın. Taklidi değil. Bu taklitten başlar yalnız. Burda taklidi reddemeyiz. Taklidi reddedersek zahiri reddetmiş oluruz. iman da, islam da ahlak da taklitten başlar. Üstadını taklit eder,
annesini taklit eder, babasını taklit eder, bir hocasını taklir eder, taklitten başlar. Okur, ona okuturlar. Taklitten başlar. Taklidi yok etmek, gömmek değil, böyle bir şey yok. Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerini taklit eder. Eyvallah! Onun amellerini, onun fiiliyatlarını, onun sünnetlerini taklid eder, eyvallah. Ama işin tahkikisine gitmek için taklit yoldur, basamaktır. Kimisi taklidi, komple reddediyor. Hayır. Kimisi görüntüyü, komple reddediyor, zahiri reddediyor hayır. Biz namazda Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerini taklit ederiz. Rükumuzda, secdemizde, oturmamızda, sağa selam vermemiz, sola selam vermemiz, kıyamımızda Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini taklid ederiz. O çünkü bize öyle dedi. Dedi ki benden gördüğünüz gibi ibadetlerinizi ediniz.
Kimileri var, televizyonda, orada burada konuşuyorlar. Taklidi reddettik biz. Zahiri reddettik. Hayır görüntüyü reddettik. Hayır! Biz reddedenlerden değiliz. Biz taklidi, tahkike açılan bir yol olarak görüyoruz. Biz mecaz aşkı hakikate yol olarak görüyoruz. Biz namaz kılmanın taklidini, hakiki namaza yol olarak görüyoruz. Sen o namazın zahirini terkedersen, hakikatini bulamazsın. Orucun zahirini terkedersen, hakikatini bulamazsın. Sen kabuğu terkedersen, hakikatını bulamazsın. Kabukta durursan, yine hakikatı göremezsin. Kabuksuz hakikatı da bulamazsın. Kabukta duran hiç olmazsa kabukta duruyor. Kabuksuz olan, elinde hiçbir şeyi kalmadı. Elindede bir ceviz var, yemiyorsun ama ceviz elinde, yememişsin. Ceviz elinde ama senin. Her an için kırıp içini yeme ihtimalin var ama öbürkünün elinde ceviz yok, onda hiç ihtimal yok. O önce eline ceviz alacak. O diyor ki ben önce ceviz yiyeceğim. Kardeş, elinde ceviz lazım senin, sen ceviz yemek istiyorsan, cevizi alacaksın. Cevizin o dışındaki boya ile boyanacaksın sen. Diyecekler ki aaa, bu ceviz soymuş. Evet o ceviz soydu. Neden? O cevizin içini yemek için soydu. Senin elinde ceviz de yok. Elinde ceviz boyası da yok. Sen asla ceviz yiyeceğim deme. Hayal seninki, kandırmaca, aldatmaca. Ya kendi kendini aldatıyorsun, ya başkası seni aldatıyor. Sana ceviz gerek. Ceviz ağacı var, kocaman ağaç. Adem’den beri var o ağaç. Adem’den beri bütün peygamberler o ağavı sana anlatıyorlar. Diyorlar ki gelin, burdan ceviz yiyin. Cevizi aşağı düşürmek önemli değil, maymun da düşürür onu.
Cevizi toplamak önemli değil. Topladın, güzel bir şey. Cevizi eline aldın, güzel bir şey. Kır içini ye, cevizin içi yeniyor? işte hakikat bu ama onu soyacaksın önce, bir güzelce. Elin kahverengiye girecek. Öyle olur değil mi, var değil mi ceviz köyde. Topladığınızda eliniz boyanıyor değil mi? Kına gibi olur, bak eli kına gibi olur diyor. Neden? Cevizi topladığını görecen. Ceviz toplamış, tamam.. Bu ne? Muhammedi, eli kınalı. Bu, abdestli, Muhammed’i,
yani boya ne? Allah’ın boyasıyla boyanırlar. O ne? O dinin zahir kısmı. Taklidi biz aşağıda görürken yok etmek yok. Ona bağlı kalıp, onda sımsıkı durup, içinde ceviz varken yememiz, yememeklik de ahmaklık. Ceviz var. E biz de diyoruz burda, kır. Pirler diyor ki kırın cevizi, peygamberler diyor ki kırın cevizi. Ya? içinde size çok faydalı bir nimet var. Dinin hakikati. Dinin özü. ilmel yakini aynel yakin, hakkel yakin. Cevizin dışında etli kısım var. Öyle değil mi? ilmel yakin. içeri geç, cevizin sert tabakası var, aynel yakin. içeri geç. Hakkel yakin içerde. Hakkle yakin içerde. Eee, onun içinde de merhaleler var. Onun içinde de merhaleler var. Var! Sen onu bulursan, zaten ucundan bir kırar yersen, cevizin tadını o zaman anlayacaksın. E sen şimdi sadece ceviz var mı? Var. Hiç ceviz ağacı görmeyen şimdi kendince diyor ki ceviz ağacı var mı? Var. Nerden bildin? Meyvesinden bildin.
Hiç sen ceviz yeşilken gördün mü? Hayır, bilmiyonsun. Namaz var mı, var? Namazı biliyor ama sen hiç onun abdestini biliyor musun? Bilmiyor. Hiç abdest almadın. Abdest alacan, bu işin tahkikisine incen, yaptığınız işin tahkikisi. ibadet tahkiki. Yarabbi, ben öyle bir namaz kılayım ki salihlerle beraber olun. Fatiha da okuyoruz. Yarabbi, bizi peygamberlerle beraber eyle. Namazdasın. Namazda peygamberlerle beraber namazını kıl. Dua ettin fatihada, dedin ki namaza girdiğinde: Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdülillahi Rabbilalemin. Alemlerin Rabbine ne yaptın? Hamdettin. Bir işaret lazım sana. Bir işaret lazım.
Sen alemlerin Rabbine hamd ettiysen namazda sana bir işaret lazım: ‘Elhamdülillahi Rabbilaleminalemin Errahmânir’rahim Mâliki yevmiddin.’ inandım, sen rahman ve rahimsin ve din gününün de sahibisin. Din günü toplanmış, gözünün önünde gör onu! Gözünün önünde onu gör. Görmezsen daha çok yolun var. ‘iyya kenabüdü ve iyya kenestain. Gördüm, bu gördükten sonra ancak sana ibadet ederim, bu dehşetli anı gördüm ancak senden yardım dilerim. Orda, o dehşetli günde senden başka yardım edecek kimse yok. Ya? Yarabbi, o peygamberler de toplanmışlar orda. O salihler de toplanmışlar orda. Beni o salihlerin yanında eyle. Beni o peygamberlerle beraber eyle. Delalette olanlar da toplanmışlar.
Namaz kılmayanlar, oruç tutmayanlar, zikir yapmayanlar, dini tanımayanlar, şeytanın peşinden gidenler. Onları da gördün namazda. Dedin ki Yarabbi, şu şeytanın peşinden uyup namazı, niyazı, orucu, ibadeti, ahlakı terk edenler var ya! Evet? Aman beni onlardan eyleme. Onların halini de gördün orada. E beni peygamberlerle beraber eyle. Yüzüm yok! Yüzüm kara. Ama ben senden onu istiyorum. Allah bir baktın melekler rükuya gitmişler,
cemaat rükuya gidiyor, sen de rukuya. Ordaki cemaat değil, oradaki cemaat. Aaa, ordaki cemaat oturuyor, oturuyorsun.
Zikir yapıyorlar ordaki cemaat, harika. Namaz, tahkiki olacak. Zikir tahkiki olacak. Sema, tahkiki olacak.Yaptığın iş, tahkiki olacak. Oruç, tahkiki olacak. Allah yoluna gidiyorsun, tahkiki. Bir yere semaya gidiyorum diye düşünme. Allah yoluna gidiyorsun. Allah meclisine gidiyorsun. Aman dikkat et. Yolda yiyeyim de içeyim de gönlümü hoş edeyim de şuraya da gireyim, buranın şusu meşhur da, buraya gireyim de şunun busu meşhur da, geç dünyada toplama bunları. Bunları dünyada toplama. Ya? Sen Allah meclisine gidiyorsun, sen peygamberler meclisine gidiyorsun, sen Allah yolcususun. Ne işin var, nerenin köftesi iyiyse iyi. Yiyeceğin yarım kilo köfte değil mi? Her yerde yersin. Senin işin başka, işin tahkikisine git. Yarabbi, öylesine bir zikrullah bana bahşeyle ki ben sema ederken o geçmiş semazenlerle beraber edeyim. O peygamberlerle beraber olayım. Allah Allah Allah Allah… Yukarda sevgilim var mı acaba. Bak görüyor, nasıl dönüyorum, taklidi! Anne bugün semaya çıkacağım gel hadi, takidi! Ayy kızımız ne güzel sema etti ya, taklidi. Anne nasıl semam iyi miydi, taklidi! Gönlünden Allah dedin mi? Zikrettiğinle oturdun mu? Hz. Pir ile sema ettin mi? Hz. Pir ile kucaklaştın mı? Hz. Pir ile cemalleştin mi? Hz. Pir ile yukarlara doğru gittin mi? Tahkiki! Abdest alırken tahkiki, kolunun ağardığını gördün mü? Yüzünün ağardığını, nurlandığını gördün mü? Saçının nurlandığını gördün mü? Melekler başını mesth ederken her su damlasına üşüştüğünü gördün mü? Kolunu yıkarken kolundan akan bütün sulardan meleklerin üşüştüğünü gördün mü? Attığın her adıma melekler abdestli bu deyip de seni muhafaza altına aldıklarını gördün mü? Yürürken yolda melekler de senin etrafında yürüdüğünü gördün mü? Meleklerle beraber onların zikrine katıldın mı yolda giderken? Tahkiki! Benim gibi geliver ayvazım, gidiver tingozum olmayın. Tahkiki olun. Biz olamadık. Allah sizlere nasip etsin.
Her biriniz gençsiniz, herbiriniz cevvalsiniz, yetişeceksiniz. Allah’a hamd edin. Böyle nerede rahat sohbetler edeceğiz biz, mümkün değildi. Böyle toplantılar olacak, mümkün değildi. Millet annesini, annesi babası kimse evladını göndermezdi bize. Selam vermezlerdi yolda bize. Yasaklı adamımdım ben. Benle kimseyi konuşturmazardı. Evet. Şimdi nerde.. Yetişin, yetiştirin. Kendi dayım, kendi dayımınoğluna kızardı Mehmet’e. Konuşma derdi onla, evet! Kendinizi tahkikileştirin, derinleştirin, derslerinizi yapın. Zikrullahınızı yapın. Birbirlerinize kardeşçesine davranın. Bir iş yapıyorsunuz, Allah rızası için, bizde gönüllülük esas. Bizde para yok, pul yok, makam yok, mevki yok. Hiç kimsede hiçbir makam yok burda.
Hiçbir kimsenin hiçbir makamı yok burda. Ben dahil. Biz Allah için kulluk yapmaya çalışıyoruz. Biz kul olmak için yola çıktık. Kul olalım. Bizim başka bir derdimiz yok. Kul olmanın yolu tahkikiden geçiyor. Tahkiki iman. Allah bizi onlardan eylesin.
“Gönüllerine sevgisini ektiler, onu İsanın vekili sandılar.”
işte bu taklidi olanlar, bu aldatılmaya hazır insanlar, aldatılması mümkün. Birisi çıkar bir vaazı nasihat eder onlara, pamuk eller cebe der, herkes elini cebe atar. Birisi çıkar, bir Allah’tan, bir peygamberden bahseder, getirin çekleri, senetleri bana der. Birisi çıkar bir Allah’tan, bir peygamberden bahseder, sohbetten otuz lira parayı alır gider. Birisi çıkar bir sahabeynen bir şey anlatır, üzerlerinde onların yaşadığı bir hadiseyi anlatır, geceliği onbeş milyar lira. Ne? Bilmem kim hoca geldi. Alır gider parayı. Sen bunu derin bir hoca zannedersin. Birisi gelir bir ağlatır, bir ağlatacak sana hadise anlatır. anlatırken seni bir güzel anlatır, bir güzel tiyatro yapar sana, 15 milyar 20 milyar alır gider. Evet. Sema’ya gidiyorlar 30 milyar lira, 35 milyar, 40 milyar. Çağıranlar bizi bana telefonu açıyorlar işte şu gün bir programımız var işte gelebilir misiniz gelemeyiz kardeş, doluyuz biz o gün. Ya işte.. Ya gelemeyiz. Ya kaç para vereceksek verelim. Veremezsiniz para diyorum ben. Neden? Bizim tekke 450 yıllık diyorum, parayla biçilmez ki! Ya hocam öyle değil. Ya nasıl? işte ya, işte… Ya kaç paraya gelecekti size gelecek olanlar? işte Konya’dan bize 55 milyar istediler. Biz bedavayız ya. Diyorum kardeş Allah razı olsun. Biz doluyuz.
Biz Allah rızası için gidiyoruz, biz para pul istemiyoruz. Biz bir yarın işte nereye gideceğiz, Alaşehir’e gideceğiz. Para pul yok. Gideceğiz sohbet edeceğiz, sema edeceğiz, kutlu doğum. Hz. Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin kardeşliğini anlatacağız. Muhammedi kardeşlik nasıl olmalı? Ücret yok. Allah için, Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretleri tanınsın, sevilsin diye, sevilsin diye. Ardından Gaziemir’e gideceğiz. E normalde para yok. Herkes her gün herhalde yarın sabah burada altıbuçuk, yedide yola çıkılır. Ücret yok, para yok, pul yok ama ücret peşinde koşanlar aldatırlar. Herkes de onları kutup yapar, herkes onları mürşit yapar, herkes onu arş ı alaya çıkarır. O ne kutuptur, ne mürşiddir! Kapıdan çıkarken cd’leri alacaksınız yalnız. Çoğaltmak yok. Bir soru sordular. Burda kaç tane kağıt var? Bildiğim bilmedim cevaplandırdım. Demedin ben filanca kitapta yazdım bunun cevabını, alın okuyun. Belki de aynı soru bana buraya geldiğimden beri şurası, yaklaşık 2003-2004’ten beri burdayız biz herhalde değil mi? Öyle mi, kaçtı? 2005 mi, 2007 mi? 2005. Dokuz yıl olmuş burda, 9 yıldan beri belki de dokuzyüz sefer cevaplandırdığım sorular vardır bunun
içinde. Geçmiş sohbetlerimize bakın dahi demeye utanıyorum, demiyoruz! Mustafa Özbağ, bir daha söyle, bir daha söyle, Allah için söylüyoruz demiyoruz dışarda ci’mizi alın öğrenin. Yok öyle bir şey. Bu cemaat fisebilillah burda. Allah için burdayız. Allah için! Hiç! Hiç ama! Bir başka bir davamız, başka bir derdimiz yok. Allah için burdayız. Burda zilzeninden tut çay dağıtanına kadar, süpürenine kadar herkes Allah için burda, herkes! Bir kuruş istiyorlarsa gelin bana söyleyin. Bu kadar. Bu işin tahkikisi. Evet, Allah bizi onlardan eylesin.
Bizim sevgimiz hakikisi, mecaz değil. Semazen dönerse kaç para diye, mecaz. Vurursa gudümcü kaç para diye, mecaz. Bizimki, mecazla işimiz yok. Mecazla işimiz yok. O yüzden gönüle sevgi iki taraftandır. Bir: Bir kul Allah’ı sever, Allah da onu sever. Allah onu severse, Cebrail’ emreder. Ey Cebrail filancayı sevdim, gök halkına söyle onlar da sevsin. Cebrail gök halkına nida eder. Ey gök halkı, Allah filancayı sevdi, siz de sevin. Melekler mümin kulların kalbine ilham eder. Melekler mümin kulların kalbine ilham eder. Allah filancayı sevdi, siz de sevin. Peygamberi sevenler müminlerdir ancak müminler Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerini sevebilir ancak müminler velileri sevebilir ancak müminler müminleri sevebilir. Mümin olmayan, mümini sevemez. Mümin olmayan bir veliyi sevemez.Mümin olmayan bir peygamberi sevemez. Bunun karşılığı da var. Allah diyor bir kulunu sevmezse Cebrail’e der ki ey Cebrail, filanca kulu ben sevmedim sen de sevme. Cebrail nida eder. Ey gök halkı, Allah filanca kulu sevmedi, siz de sevmeyin. Melekler mümin kulların kalbine ilham eder. Allah filancayı sevmedi, siz de sevmeyin. Müminler, o kimseyi sevmezler. O yüzden hadis i şerif der ki müminler bir yerde toplanırlar. Benim ümmetim bir yerde toplanır. Ümmet bir yerde toplanır. Ümmet iki yerde toplanmaz. Ümmet bir yerdedir. Bir topluluk iki yerde toplanmaz bir yerdedir. Bir topluluk iki yerde toplanmaz, bir yerdedir o. Burası bir topluluk, burdan birisi daha çıktı, iki tane oldu değil mi? Olmaz, bir yerde olacak o. Bir yerde olacak o. Fitne çıktı o zaman iki çıktı sonrası.
Ümmet bir yerde, çoğunluk bir yerdeyse sen de oraya gideceksin, alternatifi yok. Allah bizi affetsin. O zaman o kimseyi Allah ve melekler sevmezse ne sever? Şeytan sever. Şeytan kendi müritlerine der, ey şeytanı sevenler, yavrularım, kuzucuklarım. Ya? Bunu sevin. Harika. Tarkan. Koş arkasından. Binlerce kişi topluyor, öyle değil mi? Allah’ı seven gider mi oraya? Kim? Şarkıcı filanca kadın. Ne kadar toplanmış. Şu kadar toplanmış. Allah’ını sevenin ne işi var orda? Herkes kendi müridini topluyor. Şeytanın da velileri var. Şeytanın da dostları var. Onun da müritleri var. Onun da müntesipleri var.
Onlar da ne yapıyor? Orda toplanıyor. Yarın ne var? Maç. Ne maçı? Fenerbahçe-Galatasaray. Yarın ders olsaydı, adam diyecekti şimdi, zikrullah her hafta var, ya bu maç kaçmaz şimdi. Toplayacaktı taraftarlarını şeytan. Yarın ne yapacak? Yine toplayacak. işte o zaman sevgi, sevgi, rahmanisi var, şeytanisi var ama. Şeytanisi var, rahmanisi var. Bana diyorlar hocam onu da Allah sevdirmedi mi? Kardeş, orda şeytani tecelliyat var. Yapma! Allah seni kendi yolunu sevdirir. Kur’an’ı sevdirir Allah, peygamberlerini sevdirir, velilerini sevdirir, namaz kılanları sevdirir. Kur’an ve sünnet yolunda mücadele eden, cihad edenleri sevdirir. Böyle sevgi Allah katında makbuldür diyelim. Allah gecenizi hayır etsin Selamünaleyküm.
https://youtu.be/YGEbaszHlrQ Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
“Hristiyanlar tümden gönül verdiler ona; zati avamın taklidindeki güç de nedir ki? Gönüllerine sevgisini ektiler, onu İsa’nın vekili sandılar. Oysa ki o gizlice, tek gözlü, lanetlenmiş deccaldı. Ey Allah’ım sen feryâdımıza eriş. Ne de güzel yardımcısın sen.”
(burda kalmıştık)
“Ey Allah’ım yüzbinlerce tuzak var, resim var; bizde yemsiz yiyeceksiniz kalmış haris kuşlara benziyoruz. Soluktan soluğa bir tuzağa tutulmuşuz. Tut ki her birimiz bir doğan olalım, bir zümrüdüanka kesilelim, bu gene de böyle. Ey kimseye muhtaç olmayan Allah! Sen bizi her solukta kurtarırsın; fakat biz yine tutar, bir tuzağa gideriz. Biz şu ambara buğday yığmadayız; derken yığılmış, toplanmış buğdayı yitirip gitmedeyiz. Aklımızı başımıza alıp hiç düşünmüyoruz ki buğdayın eksilmesi farenin yüzündendir. Fare ambarı mızı deleli, ambarımız onun düzeni ile yıkılıp gitmiş.”
Yüzbinlerce tuzak var, resim var biz de yemsiz yiyeceksiz kalmış, haris kuşlara benziyoruz. Bir sürü tuzak kurmuşlar. Hani bir kimse bir kuşu yakalayacaksa onun sevdiği yemi koyar orta yere. Siz bir köpeği yakalacaksanız onu etle yakalarsınız. Onu etle tuzağa düşürürsünüz. Siz bir balığı yakalayacaksanız, oltanın önüne balığın sevdiği bir yem koyarsınız. Solucana gelen balık vardır, solucana gelmeyen balığa gelen balık vardır gibi. Siz bir doğan yakalayacaksanız doğan taklidi yaparsınız, siz bir ördek vuracaksanız geçenlerde televizyonda izledim, sahte ördekler koymuşlar gölün üstüne renkli. Ördek avcıları koymuşlar sahte ördekleri, ördekler daha oraya
gelirken vuruyorlar onu. Ördeği ördekle avlıyorlar. Her avcı hilecidir. Her avcı hilecidir, hile. Avcılık hile ile alakalıdır. Bir kimse ava çıktıysa tuzak kurar. hile kurar. islam ise tuzak kurmayı, bir tek düşmana karşı helal kılar. Harp hutadır, harp hutadır, harp hudadır. Düşmana karşıdır. Siz müminlere tuzak kuramazsınız. Siz müslümanlara tuzak kuramazsınız. Siz La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyenlere tuzak kuramazsınız. Kim tuzak kurarsa, Allah o tuzakta onu batırır. Çünkü tuzak kuranların tuzağını Allah bozar. Bu manada tuzak kuranların tuzağını boşa çıkaracak olan, Cenab ı Haktır ayeti kerime var. işte insanları din tuzağına düşürürler. O kimse çıkar çok iyi dindar tuzağı kurar. O kimse çıkar sizden dini harika anlatır size. Müthiş belagatlıdır, müthiş harfler ve cümleler kurar size, aldatır sizi. Neyle? Dinle. Neyaptı o yahudi, gerçekte yahudi olan o vezir? Kendisini hristiyan gösterdi. Hristiyanların içerisine oturdu.
Bunu ben Pavlosa benzetiyorum. Pavlos gerçekte bir yahudi hahamıdır ama hristiyanların içine girer, hristiyanmış gibi davranır ve aslında hiçbir havarilerden hiç kimseyle görüşmemiştir. Ama şu anda dünya üzerindeki hıristiyanlığın büyük bir çoğunluğu, pavlos inancındadır. Pavlos bu manada hıristiyanlığı çok affedersiniz batırmış adamdır. Cezayı kaldırır, yasakları kaldırır, Pavlos hristiyanlığıdır ve bugün Vatikan Pavlos hristiyanlığı üzerinde durur. Hz. Mevlana bir protip koyuyor önümüze. Bu protipi koyarken, yahudilerden ve hıristiyanlardan bir protip koyuyor bizim önümüze. Müslümanlardan bir prototip koymuyor. Müslümanlardan bir prototip koymuş olsa, müslümanlar alınacaklar, kırılacaklar, üzülecekler ama Hz. Mevlana mesnevisinde öyle bir prototip koyuyor ki bunu bir de yahudilerden hıristiyanlığa geçmiş bir kimse olarak bunu önümüze koyuyor. Bu her dindar kesimin içerisinde olmuş bir şey. insanlar tarih boyunca dinleriyle aldatılmışlar. Dinleriyle kandırılmışlar, dinleriyle sömürülmüşler, dinleriyle vahşete götürülmülşer, dinleriyle aldatılmışlar, dinleriyle kaybetmişler. insanlar bir şey yapacakları zaman toplumlara bir şey yaptıracaklarında önlerine onların din koymuş ama koydukları din Allah’ın dini olmamış hiç.
Hep endi inançlarını koymuşlar orta yere. Din adına katliamlar yapıyorlar ya şimdi, bomba patlatıyor, kimin dini o. Birisi gelecek şimdi buraya bir bomba patlatacak kimin dini o? Bir camide bomba patlatanın dini ne ki? Bir şia camii içinde bomba patlatanın dini ne ki? Bir sünni camide bomba patlatanın dini ne ki? Bir tarikat ehline kafir diyenin dini ne ki? Bir başka din kardeşine tuzak kuranın dini ne ki? Bir mezhebe, bir meşrebe, bir tarikata, bir cemaata, bir müslümana, bir lailahe illallah muhammeden resulullah diyen bir kimseye tuzak kuranın dini ne ki? Bir müslümana kafir diyenin dinine ki, dini ne? Namaz kılmayana kafir diyenin dini ne ki oruç
tutamayana, ona kafir diyenin dini ne ki? Başını örtmedi diye bir kadına kafirsin diyenin dini ne ki? Sakal bırakmadı diye bir gence kafir diyenin dini ne ki? Şalvar giymedi diye ona kafir diyenin dini ne ki? Çarşaf giymeyen bir kadına sen mantolu da olsan çıplak hükmündesin, çıplak hükmünde dolaştığından sen kafirsin diyenin dini ne ki? Dini ne? Benim şeyhimden değilsin deyip de onu küfür batağına batmış olarak görenin dini ne ki? Benim mezhebimden değilsin, benim meşrebimden değilsin, benim tarikatımdan değilsin, benim cemaatinden değilsin. O yüzden tukakasın diyenin dini ne ki?
işte hep insanlar tarih boyunca birbirlerini din için katletmişler. Din adına batırmışlar. Din adına aldanmışlar. Kur’an bize diyor ki sizden ücret istemeyenlerin peşine gidiniz. Kur’an bize diyor ki Allah’a teslim olanların peşinden gidiniz. Allah’a teslim olun işte tarih boyunca insanlığı vahşetten vahşete sokan insanlar, hep insanların önüne din koymuşlar Hristiyanlar neden geldiler bilmem kaç sefer Haçlı Seferi yaptılar, getirilirken ne diye toplandılar? Din adına toplandılar, din adına! Hala da din adına katliam yapılmıyor mu? Ara sıra Bosna’dan bahsediyorum en son gördüğüm yer orası, din adına katl etmediler mi? Camileri bombalamış lar, mescitleri bombalamışlar, şehitlikleri bombalamılar, tekkeleri bombalamışlar, yakmışlar din adına! Huzurevini yakıp yıkmışlar bir kişi sağ çıkmamış ordan. Bildiğiniz huzurevi, yaşlıların, ihtiyarların durduğu yer. Hiçbir dinde yaşlıları ve ihtiyarları, çocukları, kadınları silahsız insanları katletmek yoktur. Siz islam adına da katledemezsiniz. Gidin imam Muhammed Hazretlerinin, imam Muhammed’in ‘islam’da Devlet Hukuku’nu okuyun. Size ayetlerle, hadislerle, sivil insanların katledilemeyeceğini anlatır savaşta. Size ayetlerle, hadislerle; yiyeceklerin, içeceklerin, hayvanların, kuşların, ormanların, yeşilliklerin, insanların, evlerinin yakılıp yıkılamayacağını anlatır size ayet ve hadislerle. islam budur. Siz hiçbir sivili katledemezsiniz, öldüremezsiniz, yapamazsınız bunu. Siz kılına dahi zarar veremezsiniz ama tarih insanların din adına aldatmacaları ile doludur.
Ben bazen işte hani Afganistan vardı ya bundan işte yirmi yıl önce falan Afganistan cihadı önde böyle, ben diyordum ki arkadaşlara aldanmayın. Nasıl? Bu zamanda hiç kimse böyle bir cihat yapamaz. Arkasında süper bir devlet olmadıkça. Kullanır sizi süper devletler. Ne oldu Afganistan cihadı, nerde o mücahitler? Nerde kaldılar? En sonunda birbirlerini vurdular. Evet! Rusya’nın dağılıp parçalanma projesiydi Afganistan projesi. Evet Çeçenistan ne projesiydi acaba? Ne oldu Çeçenistan’da, nerde mücahitler, kim kimin adına savaşmışlardı? En son bir Çeçen komutanının nereye sığındığını söyleyeyim mi size? ingiltere’den oturum aldı, ingiltere’de yaşıyor şu anda. Irak Savaşı’nda Basra’da neden bir tane ingiliz askeri ölmedi ki? Şia vardı Basra’da,
Sistani nerden geldi Basra’ya? ingiltere’den geldi. ingiltere’den geldi! ingiltere’de yaşıyordu zaten. Hiçbir ingiliz hükümeti kendi amaçlarının dışında yaşayan, kendi amaçlarına hizmet etmeyen bir müslüman alimi, kendi topraklarında hür bir şekilde yaşamasına müsaade eder, ona pasaport verir mi zannediyorsunuz? Sonra lazım oldu ordaki şialar böyle kendi kafalarından ingilizlerle savaşma temayülüne girdiler. Apar topar Sistani geldi oraya, savaşı durdurdu. Barış yaptırdı. Özgür şimdi gene, gitti gene, ingiltere’ye gidiyor, iran’a gidiyor. Ondan sonra Irak’a geliyor, çok rahat.
Neyle adandı insanlar kendi memleketlerini, kendi vatanlarını kime karşı savunmadılar? ingilizlere karşı savunmadılar. Onlara ingilizlere karşı savunmama öğüdünü veren kim? Sistani! israil içerisinde filistinliler yaşıyorlar. Onların da orda hocaları var, alimleri var. Ne yapıyorlar onlar? israil ile barış içinde yaşıyorlar değil mi? Kendi topraklarını işgal etmiş, kendi atalarını, ecdatlarını katletmiş bir sistemle, bir devletlerle barış halinde yaşıyorlar. Ne kadar barışıklar! Mücadele ediyormuş gibi görünenlerin bir kısmı, öldükten sonra mossad ajanı olduğu çıktı. Ne acı değil mi mslümanlar için! Evet, bunlar acı şeyler. Neyle bunlar olur? Din ile. Ben sizi din ile aldatabilirim, ben sizi din ile kandırabilirim. Eğer niçin gerçek dini anlatanlar hiç meşhur değiller? Ben televizyonda müslüman müslümandan faiz alırsa annesiyle Kabe duvarının dibinde annediyle zina etmiş gibidir diye hadis-i şerifi söyledim, kalbime gelen şu oldu. Bu son programın Mustafa Özbağ dedim içimden. Seni burda otutturmazlar şimdi dedim. Televizyona, televizyonun sahibi geldi arada. Hocam bir tanışayım dedim dedi. Hoş geldin, hoş bulduk, tanıştık. Program bitti, dedim ki ben televizyonu bırakıyorum. iki program kaldı dedim sözümde, iki program sonra son dedim. Hiç devam edelim demediler. Bir yerlerden bulmuşlar. Nerden istanbul’dan bir kanaldan arıyorlar, geçmiş gün şimdi, işte programa gelir misiniz dediler. Dedim ki kardeş, benim dilimin tavanı yok. Benim vavım bozuk dedim. Bana birisi dedim bir şey sorar, ben kitabın ortasından cevap veririm. Sizin televizyonunuz kapanır dedim. Hocam biz bir daha istişare edelim, seni arayalım dediler. inşallah dedim. Hala da istişare ediyorlar, istişareye devam ediyorlar. Evet! Neden? Allah’ın dini rahatsız eder! Kimleri? Dinden geçinen insanları.
Biz şimdi bir şey oluyor, bizim semazenler kaç para, kaç para diye dönmüyorlar diyorum ben. Hemen bana mail atıyorlar. Hocam böyle demeyin. Ondan sonra. Önceden hakaret ediyorlardı. Şimdi kabullendiler, hakaret etmiyorlar. Ya böyle demeseniz. Böyle söylemeseniz! Bu arkadaşların başka işleri yok. Önceden benim ne usülsüzlüğüm, ne vusülsüzlüğüm, ne şeyhliğim, ne üstatlığm… Hiç bir şeyim kalmıyordu benim. Ben çok basit bir şey söylüyorum. Arkadaşlar birisi size dinle alakalı bir şey yaptığını söyleyip,
sizden ücret talep ediyorsa, sizden para istiyorsa, sizden yardım diliyorsa, o insanla uyuşmadı, uyuşmadı! Yok. Çok basit şeyler! Birisi geldi size, kur’an-ı kerim okudu, cebine zarfı aldı mı, aldı. Onun işte Türkçe öğretmeninden bir farkı yok, onun iyi şiir okuyan bir edebiyatçıdan farkı yok. Onun bir resim öğretmeninden farkı yok. Onun bir maliyeciden farkı yok. Yok! Nerde çalışıyorsun? Diyanet işlerinde. Ne yapıyor orda? imam. Öbürkü nerde? O da devlette. O da maliyeci. Ne farkı var arasında? Bir fark yok. Din adına bir şeyin ücretini alıyorsan memursun orda. Devlet memuru sun veya işçisin. Bu kadar basit. Burda geldi bir kimse tepsiyle burda çay dağıttı. Ben ona ücret verdiysem burda, ben Allah rızası için çay dağıttım demeyecek, o ücretini aldı. Dinle aldatmasın kimse kimseyi. Bir fabrikada çalışıyor ya adam. Çalışıyor mu, çalışıyor. Kaç para kardeş senin maaşın? Asgari ücret. Ne kadar? Bir lira. Tamam. Sen bana ben Allah rızası için senin yanında çalıştım demeye hakkın var mı? Yok. Neden? Ücretini aldın. O zaman? Adam dinle alakalı bir şey yaptı. Ücretini alıyor mu? Ücretini aldın. Ne Allah rızası için? Adamın birisi, hocanın birisi televizyonda program yapıyormuş, aylığı seksen milyarmış. Ne Allah rızası için ya! Türkiye Cumhuriyeti’nde kim 80 milyar aylık alıyor? Fatih Mercan burda mı? Yok mu? Fatih Mercan söyledi. Bana da yalan söyleyecek değil ya. Dediki filanca hocayı getirdi arkadaşlar dedi, ben tebessüm ettim. Kaç para verdiler dedim. Bir geceliğine 7 milyar aldı dedi. Dedim o yedi milyarla kalmaz dedim. Yol ücretini, yatmayı kalkmayı da almıştır. Öyle dedi. Ne Allah rızası için ya. Ne Allah rızası için! Geçen sene Bayındır’da program var. Kutlu Doğum. Dediler ki bir hoca konuşacak senden önce. Eğildim yanımdaki zabıta müdürüne. Kaç para verdiniz dedim? Yedi milyar dedi. Bizden önce de dedi filanca yerde bir konuşma yaptı dedi. O zaman yedi de ordan aldı dedim ben. Almıştır dedi. Ondört milyar. Adam bir gecede iki sohbet etti, ondört milyar aldı gitti! Ne bu? Hoca! Alim bunlar!
işte Hz. Mevlana bunları tarif ediyor. Ben dili açık bir insanım. Bu millet TGRT için para topladı, çek topladı. Satıldı mı TGRT? Satıldı. Ne oldu? Fox oldu. Hadi milletin parasını dağıtın, kârıyla beraber. Kâri ile beraber dağıtın kardeş.TV5’i para topladı da kurdular, doğru mu? Doğru. Kimin TV5 şimdi? Belli değil. TV7’yi para topladılar mı? Evet. Kimin şimdi TV7? STV’yi para toplayıp kurdular mı? Evet. Kimin şimdi STV? Çok basit. Müslümanları dinle kandırıyorlar. Hristiyanları da dinle kandırıyorlar! Diyorlar ki bir televizyonumuz olsun bizim. Haydi, televizyonumuz olsun bizim. Diyorlar ki hastanemiz de olsun bizim. Hüraaa, hastanemizde olsun bizim. Diyorlar ki bizim bir kur’an kursumuz olsun. Hüraaa biz kuran kursu kuruyoruz. Diyorlar ki okulumuz olsun. Hüraa biz okul kuruyoruz. Hiç birinde
islam yok. Ne kurulan okullarda fakir fukara müslümanların çocukları okuyor, ne kurulan hastanelerde fukara müslümanların çoluğu çocuğu tedavi oluyor, ne kurulan kur’an kurslarında fukara çocukları kur’an kursu okuyor. Kuran kursunun normalde aylığı, aylığı iki milyar lira Bursa’da. Çocuğunuzu özel Kur’an kursuna götüreceğim derseniz, aylık iki milyar vereceksiniz. Kimin parasından kurdun orayı? Bize deseydiniz biz ticaret hane açacağım kardeşim. Aç, Türkiye hür bir ülke, herkes ticarethane açabilir. Aldandın! Tekke kuracağız diyorlar. Hüraaa, evet ehl i tarikatında bu var. Ne? Tekkenin üstünde şeyh efendinin evi. Harika. Öldü şeyh efendi, dıngıdak gitti. Kime kaldı? Oğluna. Oğlu yoksa? Torununa. Muhakkak onun torunu çok kıymetlidir. icazet ona geçecektir. O şeyh efendi işaret etmiştir ölmezden önce. Benim beşinci nesilden, göbekten gelen torunum şeyh olacak diye. O şeyh olur ama yeni şeyhe de bir dergah, bir ev lazım. Çalışın müslümanlar bir daha, bir tekke daha kurun. Bir tekkenin üstünde bir ev yapın. O şeyh ölünce bir tane daha yaparsınız zaten. Neden? Şeyhiniz kıymetli sizin ya!
Bir arkadaş geldi, ya Mustafa abi bir şey danışacağım sana. Buyur dedim ben. Ya duydum, sen kirada oturuyormuşsun dedi. Evet dedim ben. Sizin cemaat, size, sana tekke yapmadı mı dedi. Yasak biz de dedim. Kim koydu? Ben koydum dedim. Nasıl yani dedi, basbayağı dedim. Bizde dedim tekke yapmak da yasak. Zakire tekke de yapmak yasak. Yasak hep bunlar dedim. Ya ne oldu biliyor musun dedi. Ne oldu dedim. Biz dedi filanca abi zakirimizdi, ona dedi bir arsa aldık. Altını dergah yaptık. Üstünü de onun evi yaptık dedi. Zikrullah orda devam ediyordu. Ben güldüm. Anlatma dedim. Ne oldu dedi. Sonra dedim şeyh efendi onu zakirlikten aldı. Ondan sonra bir başkasını zakir etti. Şimdi o da han hamam istiyor değil mi dedim. Evet abi ya dedi. Oğlum bunun sonu bu dedim ben. Siz yaptığınız müddetçe zakirler hep değişecek. O zakir neden değişti biliyorsun dedim. Neden dedi? Dedim evi yaptırdı, hanı, hamamı yaptırdı. Şeyh efendiye ters geldi şimdi dedim ben. ihtiyacını gördü adam dedim, şimdi dedim orda durduğu müddetçe, siz diyeceksiniz ki dedim, lan biz yaptık burayı, göğsümüzü gere gere gelelim. Lan adamın evine barkına gerine gerine gelinir mi dedim. Abi biz yaptık dedi. Siz yaptınız ama onun oldu dedim. Şimdi onu biz ne yapacağız dedi. Siz devam edeceksiniz, yeni zakire de bir tekke, bir ev yapacaksınız dedim. Abi ben dergahtan ayrılsam size gelsem dedi. Aman bize gelme dedim. Abi neden dedi. Bu saflığınla bizi de bozarsın sen dedim, bizi bozarsın sen dedim. Bizden uzak dur. iki üç yıl önce birkaç tane kadın şurada görüşeceğiz Allah görüşeceğiz. Ben de zaman yok böyle, iyi tamam görüşelim. Şurda oda da görüşüyoruz. Bir şeyh söylüyorlar Bursa’dan böyle bir yerden. ismini, cismini, yerini, yurdunu söylemeyeyim şimdi. Aman kapılmasın
kimse. Şeyh efendi bunlara telefon açmış, o şeyh efendi de demeyeyim, o adam. Demiş beş milyar getirin bana. Bunlar güldür güldür getirmişler. Onbeş milyar getir. Güldür güldür götürmüşler. Onbeş milyarı götürürken demiş sakın ha bak imtihan ettim sizi demiş, getirmezseniz helak olursunuz demiş. Ardından daha fazla istemiş. Bunlar da helak oluruz deyip evi satıp parasını götürmüşler.
Şu tekkeden çıkın bir kere siz dedim selametle. Neden dedi. Bizi de bozarsınız siz dedim. Aman dedim. Hocam biz seni çok sevdik. Aman sevmeyin dedim. Biz size tabi olacağız. Aman kardeş. Biz dergah değiliz, tarikat değiliz. Ben şeyh değilim. Hiçbir şey değilim.Aman şuraya bir çıkın dedim. Boşaltın. Ya biz baktık dedi. Siz burdan çaya dahi para almıyorsunuz. Bak bozacaksınız bizi dedim. Biz de yakında çayı onlira yaparız dedim ben. O yüzden şurdan bir boşaltın gidin dedim. Neyle aldatır insanlar. Dinle? Sakalıyla aldatır seni. Sarığıyla aldatır seni, cübbesiyle aldatır seni. Çok güzel Allah der ooo, onunla aldatır seni. Çok güzel sema döner, bir semazendir ki o, bir bakarsın bayılırsın. Hemen onunla evlenmek istersin. O da tebessüm eder zaten. O iyi semazen ya, aldatır seni. Aldatır! Aldatanlar da bizden değildir, aldatan bizden değildir. Tarikattaki, cemaatteki o dinin içerisindeki koşuşturmanı sen, kadına, kıza, paraya, mala, mevkiye tevdi ediyorsan, döndürüyorsan, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sözü: Bizden değilsin. O hadis i şerif sadece işte buğdayın altına attı, içinden ıslaklık çıktı. Orda sadece o noktadan bakmayın. Seninde biz gönlüne kalbine atsak elimizi, altından ıslaklık çıkacak. Şehvet ıslaklığı çıkacak, dünya ıslaklığı çıkacak. Makam ıslaklığı çıkacak, mevki ıslaklığı çıkacak.Bizden değilsin. Burda sema etsen de bizden değilsin. Burda zikrullah etsen de bizden değilsin. Burda sohbet etsen de bizden değilsin. Aldattıysan bir kimseyi, bizden değilsin, değilsin! Dini kisveni, dini makamını, dini mevkiini, dindarlığını bir yerde kullandıysan bizden değilsin. Bu cemaattan da değilsin. Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin sözü ile bizden değilsin. Yani ümmetten değilsin.
Aldatma, aldatma, aldatma! Sizden ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz. Dininizi yaşarken birisinden tebessüm bekliyorsanız, ücret bekliyorsunuz, birisinden anlayış bekliyorsanız, ücret bekliyorsanız, birisi beni arabayla bir yere götürsün, bu gece sohbete gideceğim diyorsanız, ücret bekliyorsanız, bir yere sohbete gittiğinizde yemek bekliyorsanız, ücret bekliyorsunuz. Bu yola siz hainlik eden, yolun kalbine mızrak vuran vefasız hayinlersiniz. Kim yaparsa! Bu yol karın doyurma yolu değil. islam dini karın doyurma değil, islam dini, makam mevki elde etme yeri değil. Dine hizmet ediyorum deyip de maaş alınacak, araba alınacak, kat yat alınacak din değil. Git
nerde çalışıyorsan, ticaret mi yapacaksın, hammallık mı yapacaksın, yolları mı süpüreceksin, limon musatacaksın. Sen git ordan kazancını sağla. Başka bir yerden, yoldan, dinden para kazanacağım diye uğraşma. Hayır! Sarığını kullanma, takkeni kullanma, cübbeni kullanma, şalvarını kullanma. Semazenliğini kullanma. Semanı kullanma. Tekkeyi kullanma! Ben şu tekkedenim, deme. Deme! Bizi tanıyor musun, biz falanca tekkedeniz deme. Adam sana mal satmıyorsa satmasın. Güvenmiyorsa güvenmesin. Aç kal orda. Yolunu kullanma. Aç kal! Dindarlığını kullanma. Aç kal. Orda bak adam, arkanda daha orda, karşınızda, Sait duruyor. Sait dedim Denizli’de benim işim bitti. Neden dedi? Benim kimliğin faş oldu orda dedim. Öyle olmadı mı Sait? Bundan sonra adamlar dedim benim kimliğimle bakacaklar dedim. Benim ticaretim bitti Sait dedim. Bundan sonra ben ticaret yapamam artık dedim. Oraya gittiğimde adam dedim önceden Mustafa Özbağ diyordu dedim ben. Şimdi adamın hocasıyım artık dedim. Hocam dedi mi dedim bitti ticaret orda dedim. Orda ticaret bitti. Kullanma! işte Hz. Mevlana diyor ki kuşu yem ile avlarlar. Ey Allah’ım diyor, önümüzde bir sürü tuzaklar var. Önümüzde tuzaklar var. Tuzaklara düşmeyelim. Nefsimize uymayalım. Tuzaklara düşmeyelim. Nefsimize uymayalım. Kadın, bizim semazenliğimize, bizim dergahtaki, tekkemizdeki halimize gelip, kızlar gelip, aman, benimle arkadaş olur musun der, tuzağa uymayalım. Vay sen Karabaş ı Veli Tekkesi’nden değil misin ya! Ya al götür malı.Aaa, kalsın kardeş. Ya hocam, sen orda sohbet etmiyor musun? Olmaz ya, sana üç lira olsun. Aman kalsın. Senden alışveriş etmeyeceğim ben.
Bazı arkadaşlar belki de yanlış anlarlar. Ben bazı şeyleri başkalarının üzerinden alırım. Derim ki git pazarlık yap, al gel. Adam beni görünce fiyatı indirsin istemem ben. Beni görecek fiyatı aşağı indirecek. Aman yapmasın benden alışveriş, yapmasın! Neden? Ya üç kuruş için kendi dini kimliğimi kullanmayayım ben. Tuzak! Kadın bu noktada temenna eder. Tuzak. Bir kadına da erkek temenna eder, tuzak, tuzak! Tuzaklara düşmeyelim. Resimlere aldanmayalım. Karşımızda da çok dindar bir kimse var. Aldanma. Çok takva. Aldanma! Kur’an ve sünnete uy. Aldanma. Aldanma, dini kimliğini, dini kimliğini, bir faydaya çevirene aldanma. Allah muhafaza eylesin.
“Ey kimseye muhtaç olmayan Allah’ım. Sen bizi her solukta kurtarır-
sın. Fakat biz yine tutar, bir tuzağa gideriz.”
O bizi her solukta tutar. Ama biz her solukta bir tuzağa daha gideriz. Bu tuzaktan kurtulmanın yolu, teslim olmak. Allah için yaşamak.Allah için nefes almak. Allah için, Allah yolunda koşmak. insanlar beğensin, insanlar kabul etsin. Aman insanlar bizi bir köşeye otuttursun diye değil. Allah için yaşayın. Allah için, Allah için! Bu işin en selametlisi.
“Biz şu ambara buğday yığmadayız. Derken yığılmış toplanmış buğ-
dayı yitirip gitmedeyiz.”
Her gün namaz kılıyoruz. Oruç tutuyoruz. Bak üç aylar geldi. ibadetler ediyoruz. Dersler çekiyoruz. Zikirler yapıyoruz. Allah yolunda koşmaya, ambarımıza biriktirmeye çalışıyoruz ama bir yerden ha bire gidiyor. Gidiyor!
“Aklımızı başımıza alıp hiç düşünmüyoruz ki buğdayın eksilmesi fa-
renin yüzünden.”
Buğday dolması gerekirken, hep eksiliyor. Giden geliyor. Hiç düşünmüyoruz ki ambarda fare var, taşıyor. Fare ne? Dünya. Fare ne? Kötü ahlak. Fare ne? Devşirmek, manayı maddeye. Allah muhafaza eylesin.
“Fare ambarımızı deleli ambarımız onun düzeniyle yıkılıp gitmiş. A benim canım, önce farenin zararını gider de ondan sonra buğdayı yığmaya giriş.”
Önce bir nefsini terbiye et, önce bir şu dünya sevgisinden kurtul. Önce şu makam sevgisinden kurtul. Önce bir yerlere ulaşma, bir yerlere varma sevgisinden kurtul. Önce şu beğenilme, arzu edilme istenilme sevgisinden kurtul. Önce kendini beğendirme sevgisinden kurtul. Şöyle bir Allah için namaz kıl. Allah için yürü. Allah için sema et. Allah için hizmet et. Önde olma. Yok işte beni tanısınlar, beni bilsinler. Yok işte bir şeyler devşirivereyim canım, beni öyle bilsinler. Aman beni ne iyi semazen bilsinler. Aman beni ne iyi hoca bilsinler, ne iyi şeyh bilsinler, ne iyi derviş bilsinler farelerinden kurtul. Allah için yaşa. O farenin zararı gitmeden sen de bir şey toplanmayacak. O yüzden benim gibi bu sefer tıngır elek geleceksin tıngır elek gideceksin. Allah bizi muhafaza eylesin.
El Fatiha maassalavat.
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 1 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-4-5 • Tasavvuf Vakfı Yayınları