Mesnevi Şerhi

Mesnevî-i Şerîf 350-367. Beyitler Şerhi

MESNEVÎ-İ ŞERÎF ŞERHİ • CİLT 1 • 49/55

350-367. Beyitler Şerhi


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî

Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

LÂ İLÂHE İLLALLÂH

Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah

Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn

ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn

“Padişah inancımı duydu.”

Hani vezir padişahla anlaştı ya padişah ona ceza verecek ve ondan sonra cezadan birisi gelecek onu kurtaracak. Böylece o hristiyanların içine girecek, hristiyanmış gibi davranacak.

“Padişah inancımı duydu, taassubundan canıma kasdetti. Padişahtan dinimi gizlemek istedim. Onun dininden görüneyim dedim. Padişah sırlarımdan bir koku duydu, ona söylediğim sözlerle töhmet altına aldı beni. Dedi ki: Senin sözlerin, içinde iğne olan ekmeğe benziyor. Gönlümden gönlüne bir pencere var. O pencereden halini gördüm. Halini gördüm ya artık sözlerine kanmam senin. İsa’nın himmeti bir çare bulmasaydı bana, o çıfıtça paramparça ettirirdi beni. İsa’ya canımı feda ederim başımı veririm hem de bunu yüzbinlerce minnet bilirim canıma. İsa’dan canımı esirgemem. Yalnız onun dinini iyiden iyiye bilirim. O tertemiz dinin bilgisizlerin elinde yok olup gitmesine acıklanmadayım. Allah’a da, İsa’ya da şükürler olsun ki o hak dine klavuz olmuşum ben.”

işte vezir padişahla anlaştıktan sonra, bunları söyledi etrafındaki insanlara, aldatmak için. Aslında o bir yahudiydi, aslında o bir yahudi veziriydi ama hristiyanların dinini ifsad etmek, hristiyanların dinini bozmak için padişahla bir oyun oynayacaklardı. Padişahla ahidleşmişlerdi. Ben bu hikayeyi okuduğumda hemen yahudilikten dönme Pavlos aklıma gelmişti ve yıllar sonra, Hz. Mevlana’nın Mesnevi’ye bu hikayeyi niçin aldığını tefekkür etmeye başladım ve şu kannate erdim. Nasıl hristiyan dinini bozmak için yahudiler kendi içlerinden ajanlar sokaraktan Hristiyan dinini ifsad

edip bozdularsa aynı yahudiler lanetlenmiş olan o yahudiler, veyahud da o Cenab ı Hakkın ilahi dinini ifsad etmek isteyenler müslümanların içerisine böyle Pavlosvari insanlar katıp, insanların dinlerini ifsada uğratmak isteyebilirler. O yüzden Hazreti Mevlana bu tehlikeyi görüp bu hikayeyi yazmış olacak, kendimce tanımladım ve bütün dindarların içersinde Pavlosvari alimler, şeyhler, Pavlosvari düşüncede olan insanlar, o ilahi dini ifsad etmek için, bozmak için özel çabalar sarf etmişti.

işte yahudi padişahla anlaşan yahudi vezir, kendisini sanki padişahın

azabından, gazabından kurtarmış gibi göstermekte.

“ve beylimizde zünnar kuşalı yahudiden de kurtulduk, yahudilikten de dedi. Ey insanlar, çağ İsa’nın çağı, onun dininin sırlarını canla başla duyun. Padişah vezir ne dediyse yaptı ona. Halk o gizli düzene şaştı kaldı. Onu hristiyanların bulunduğu bir yere sürdü. O da bundan sonra onları davete koyuldu.” Demek ki padişahla vezir buna anlaştılar ve böylece vezir padişahın düşmanıymış gibi göründü ve halkın içerisine girdi. Kıymetli dostlar! Hazreti Peygamber sallallahü ve sellem hazretlerinin, ahir zamanla alakalı hadis i şerifleri vardır. Bunların bir kısmı Bab’ül Hikem’de geçer, Buhari’de. Bu hadis-i şeriflerde enterasan prototipler vardır. Ahir zamanda öyle bir zaman gelir ki sizin içinizden, sizin dilinizi konuşan, sizdenmiş gibi görünen ama sizi dinden uzaklaştıran alimler olur. Sizin dilinizden konuşur, sizin dilinizden, sizi anlatır. Böyle siyasetçiler olur. Bu manada ve onlar sizin dilinizden konuşurlar hep ve sizdenmiş gibi görünürler hep. Ama onların amaçları dünyayı, dünyayı elde etmek, dini ifsad etmektir. Hadis i Şerif’lerdeki mana budur.

Bu hadisi şerifleri muhakkak, Hazreti Mevlana da okudu ve muhakkak Hz. Mevlana bu geçmişteki ümmetlerin başına gelenleri de gördü ve bu yahudi hristiyan ile vezir hikayesini mesnevisine koydu. Enteresan bir şey. Bu mesnevinin başlangıcında daha bunlar. Üçyüzellinci beyitte, enteresan bir şey ve bu ardıardına cariye hikayesi ve aynı zamanda dudukuşu hikayesi üçüncüsünde üçüncü hikaye de bu padişah vezir hikayesi. Bu hikayelere böyle ardı ardına baktığınızda bir ilahi keramet var. Bir insanın dini anlayışını ve düzenini tasavvuf anlayışını ve düzenini de koruyor. Cariye hikayesi ile asıl sevilmesi gereken yolun ne olduğunu anlatıyor. ilk girişte, ilk onsekiz beyit ve sonrası, cariye hikayesine kadar ana hatları çiziyor ve şimdi de bir dini ifsad edenlerin olabilebileceğini söylüyor bize ve diyor ki başınızdaki şeyhlere dikkat edin. Başınızdaki hocalara dikkat edin. Başınızdaki imamlara dikkat edin. Başınızdaki siyasetçilere dikkat edin. Sizin oyunuzu almak isteyen, sizi peşine takmak isteyen, gelin etrafıma diyenlere dikkat edin. Bunların içerisinde hüsn ü niyetli olmayan insanlar olabilir. Bu

padişah vezir hikayesindeki gibi birisi bizim içimize girip bizim dinimizi ifsad etmek isteyebilir. Bizden görünebilir. Bizim gibi namaz kılabilir, bizim gibi oruç tutabilir, bizim gibi konuşabilir, bizim gibi davranabilir. Dikkatli olun, uyanık olun. Dikkatli olun, uyanık olun ve eğer ki bir konuşmacı, bir sohbetçi bir hoca efendi bir hacı efendi, bir şeyh efendi, bir kim olursa olsun, söylediği şey, yaptığı iş, söylem ve fiiliyat kur’an ve sünnete uymuyorsa, itaat edilmez, uzak durun. itaat edilmez, uzak durun.

“Hristiyanlar azar azar onun çevresinde toplanmaya başladı. Toplu-

luk yüzbinlere vardı.”

Sufilikte bir ibare vardır. O kimse şeyhini söyleyecek. O kimsenin şeyhi yoksa o kimseden uzak durun. Senin şeyhin kim, kim senin şeyhin? Yok. Uzak dur. Rüyamda bana görev verdi. Sağlığında neredeydin? Sağlığında neredeydin? Sağlığında yanında mıydın? Hiç görmedik seni. Ölmezden önce de bize demedi. Ben öldükten sonra hiç görmediğiniz, hiç bilmediğiniz bir şeyhe intisab edeceksiniz demedi. Bana dedi ki Mustafa Efendi, sakın ha! Oldum deme. Bütün dergaha ilan et. Herkes istihare yapsın, rüyasında gördüğü kimseye tabii olsun. Tamam, harika. Bir şeyh efendi çıkmış, müridleri bana soruyor. Şeyhi kimmiş dedim. Şeyhi yokmuş efendim dediler. Nerden terbiye almış. Nerden seyr i süluk bitirmiş. Kim seyr i süluğunu başlatmış? Laf yok. Dedim ajandır o. Ajandır! Kimsin, nerdesin, nesin sen? Ses yok. Allah muhafaza eylesin. Gidilmez peşinden. Bir hoca, harika, kimden almış eğitimini? sorun. Vaaz eğitimini kimden almış? Filanca hocadan. Harika! Başka kimden? Filanca hocadan. Harika. Neymiş işte, ilahiyattan mezun. Tamam, harika, akademik adam, çıkacak vaaz edecek. Akademik. Akademik adam, şeyhliğe kalkmış. Şeyhi kim? Yok. iki tane tasavvuf kitabı yazmış, şeyhlik yapacak. iki tane tak soğuk kitabı kendisi de yazdığı değil. Ya. Çevirmiş. Kimden? X kimsenin bir tasavvuf eserini çevirmiş. Şeyhlik yapacak. Kardeş, şeyhi kim? Yok! Ey filanca yerde ilahiyatta profosör. Kardeş, akademiliğine devam etsin kardeş. O yazılmış kitapları devşirsin,Türkçeye çevirsin. Onun işi o. Neden? Kendi yazdığı bir şey var mı? Yok. X kimsenin kitabını devşirmiş. E tamam, x kimsenin kitabını devşirdi diye para ödedi mi? Hayır. Hırsız! O kitabı sattı mı? Sattı. O kitaptan para kazandı mı? Kazandı. Onun fikri kendine mi ait? Hayır. Onun hali kendine mi ait? Hayır. Ne yaptı? Başkasının dervişliğinin üzerinden para kazandı. Neresi şeyh bunun dedim. Aaaa enteresan bir şeyh. Evet! Sen şimdi bizim hocamıza şeyh değil mi diyorsun? Kardeş, ben kimsenin şeyhliği ile alıp veremediğim bir kimse yok. Ben şimdi soruyorum. Senin dediğin bu profesörün şeyhi kim?

Şeyhi kim bunun? Seyr i sülükunu kimin elinde bitirdi? Seyri sülüka girdi mi? Kaldı! E üniversitede var nasıl olsa talebeler. Üç beş tane sınıf geçmek

için etrafında topla, zaten birkaç tane sınıfın dersinize de giriyodur. Yirmişerden beş tane sınıfa girse, yüz kişi, herkes sınıfı geçmek için şeyh dese ne olacak ona? Değişen bir şey yok. E bir de ilim ehli. ilim ehli! Rüyalar için, bırakın bu rüyaları. Neden? Hadis var. Rüya peygamberliğin kırkaltı cüzünden bir cüz. Nereye koyacağız? Aaa, yok. Onda rüya tevili yok ya. Rüya gören de yok. Rüya görenler sapık hep. Allah bizi affetsin. Hepsi de mümkün. Fıkıh alimi! Kimden okudun kardeş? Sen fıkıhçısın. Kim okuttu seni? Kim senin üstadın? Fıkıh üstadın kim senin? Hadisçi. Hadis üstadın kim senin? Ben ilahiyattan bitirdim, orda hadis kürsüsünde okudum. Tamam, akademik senin işin. Kütüb ü Sitteyi ezberledin mi? Yok. Bir hadis doçentine sormuştum bunu. Hocam dedim Kütüb ü Sitte hıfsınızdadır. Ben gayri ihtiyari.Yo, hayır dedi. E dedim hadisçilerde dedim genelde Kütüb ü Sitte’yi hıfsettirirler dedim, usul böyledir. Öyle değil mi dedim ben. Evet dedi. Klasik hadisçiler öyle dedi. Kaldım! Siz modern hadisçisiniz, hıfsetmenize gerek yok yani? Modern hadisçilerin, hadisleri hırsetmesine gerek yok. Hadis alimi dediniz m bir kimseye, o Kütüb ü Sidde’yi hıfsında bilmesi lazım. Ravileri ile beraber. Hadislerin geliş noktasını, gidiş noktasını, hadislerin derecatını, geliş-gidişine göre. Hukuk hadislerini, muamelat hadislerini, sosyal hadisleri, aile hadisleri, nikahla alakalı, çocukla alakalı, anne babayla alakalı, ticaretle alakalı, namazla, oruçta, hacla, alakalı, bölüm bölüm hadis alimi dediğiniz kimsenin bu hadisleri hıfs etmesi lazım. Hadis alimi bu. Kim? Fıkıh alimi. Harika, hangi fıkıhtan. işte hanefiden. El- Hidaye’yi en azından hıfzetmesi lazım. Üniversitede fıkıh hocası El- Hidaye’den haberi yok. El hidaye’yi hıfzetmesi lazım onun. Hıfzında olacak El-Hidaye. En azı bu. En azı. En azı. Ya? O ibn i Abidin’i hıfzetmesi lazım. Fıkıh alimi dediğinin. El Hidaye’yi hıfsedecek. Fıkıh alimi dediğiniz. Bu müştehid filan değil ha. Biz hanefiden bir fıkıh alimi dediğimizde, El Hidaye’yi hıfsedecek. Üstüne, ibn i Abidin’i hıfsedecek. Hıfsedecek koca ibn iAbidin’i. E fıkıh alimi! Nerde? işte ilahiyatta fıkıh profesörü. El Hidaye’den haberi yok! ibn i Abidin’den haberi yok.

Nerden haberi olmadını öğrendim? Orhan hoca var, izmir’deki. O Konya’ya gitmiş. Orda bir konferansı varmış, anne karnındaki ceninle alakalı. Bana telefon açtı dedi ya böyle böyle, anne karnındaki ceninle alakalı böyle bir sıkıntı var. Dedim, hocam yüzde kaç dedim sence geri dönüşü? Binde sıfır dedi. Bin tane deney yapmış.Sıfır. Hocam dedim ailenin bu noktada görüşü alınaraktan veya devlet dedim bu noktada kendisi içtihat edebilir, dört aylığa kadar çocuklar alınabilir. Dedim ibn i Abidin’de bunun fetvası var. Hanefilerde. Var mı dedi, var dedim ben. Ya biz burda konferanstayız burda dedi, biz birbirimize gireceğiz. Yok hocam dedim, sen benim telefonumu

verebilirsin. ibn i Abidin’de bu fetva var dedim. Hemen hoca gitti ordaki doçente. Anında oluyor bu, konferansta, telefon açık, soruyor. Diyor ki hocam böyle böyle, bak diyor Bursa’dan ben Karabaşı Veli Tekkesi’nin dedesi var. Onu aradım. O diyor ki diyor hocam bu meselelere eski fıkıh kitaplarında bile var. ibn i Abidin’den açıp bakabilirler ama onlar ben öyle dedim, onlar ibn i Abidin’i okumamıştır ki hocam dedim. Anında söyledi, okumadık dedi. El Hidaye’yi okumuşlar mı sorun? Okumamışlar. Fıkıh okuyor bunlar. Fıkıh okuyor! Yarın bunlar televizyona çıkacaklar, ders verecekler bize. Ondan sonra çıkıyor. Bayraktar Bayraktar gibi bir kimse. Kaza namazı yoktur diyor. Evet, bunların arkaları boş, parayla doçentlik, parayla profesörlük yapıyorlar. Yetiştirmiyorlar kendilerini. Yetirmiyorlar. Ondan kaynaklanıyor.

Şeyhler de aynı. Adam sabahleyin kalkıyor, şeyh oluyor. Yanına da üç beş kişi, şeyh olmuş adam. Oğlum, bu adamı dergahta görmedik hiç biz? E olmuş! Nasıl olmuş? Paraşütle inmiş. bu paraşütle sonra inmiş. Şeyh Efendi bunun hakkında böyle bir şey demedi? Sana dedim yok, ona dedim yok, ona dedim yok. Nerden oldu? E olmuş, olmuş! Sonu yok. Bir başka, vefat etmiş adam, demiş ki torunum asıl şeyh. Ne? Torunu! Kaç yaşında torun, beş yaşında dediler. E ne olacak dedim ben. Torun büyüyünceye kadar halifesine demiş ki torun büyüyünceye kadar sen götüreceksin demiş. Ama asıl vazife torunu. Herkes torunu beş yaşında, böyle duruyor. Dedim yok, tasavvufta yok böyle bir şey. Tasavufta yok! Ama yok. Var, halimiz bu! Pavlosu o yüzden iyi dinleyin, yani hristiyanı. Gerçekte yahudi ama hristiyan. Ne yapıyor? insanların dinini ifsad ediyor. Din, kuran sünnet. Dikkat edin. işte böyle sahtekarların etrafına insanlar azar, azar, azar toplanıyor. Geçmişini bilmiyorlar. Şehrini sormuyor. Senin şeyhinin şeyhi kim, onun şeyhi kim, böyle bir şey yok. Bir arkasında bir tane filanca şeyh efendi vardı. Nerdeydi? X yerde. Yok.

Ben yeni derviş olduğumda Bayındır’da yukarıda bir Lütuflar köyü var. Yukarıda. Hacı Mehmet, o yukardaki o Lütuflar köyünde bir tane üfürükçü bir hoca varmış. Duydun mu sen onu hiç? Evet. izmir’den bir tane müridi var bunun. Adam bizim otaraftan üfürükçü bir hoca, millet muskacı, adam onu şeyh olarak tanımış. Ben diyor Lütuflar köyünde filanca mübareğe bağlıyım. Ya orada şeyh yok diyorum ben, ya var diyor. Ya kim bunun adı? Filanca. Sordum, soruşturdum, üfürükçünün teki. Adam eli cebinde baya bi boyna Allah’ı zikrediyor. Boyna dersi var onun. Mübarek diyor gitmeye korkuyorum şimdi yanına diyor. Neden diyorum ben. Yine ders verecek bana diyor, Mustafa Efendi, dua et de diyor bana ders vermesin. Dedim bana ders verdiği son rüyanı anlatsana dedim ben. Gençlik varya bizde böyle, merak

ediyoruz. Adam kuş uçarken görmüş. Dediki bir kuş uçuyordu mübarek dedi, onu anlattım dedi mübareğe dedi, kuş mübarek yani. Ee dedim ben. Beş bin daha dedi ilave etti dedi. Kaç çekiyorsun dedim ben. Şuanda kırk bin çekiyorum dedi. Gidcem dedi şimdi dedi mübareğe tekrar bir rüya gördüm dedi. Sakın anlatma dedim. Sana anlatabilir miyim dedi? Bana anlatırsan dersini alırım ben senin dedim. Böyle baktı şimdi bu. Ama dedim senin dersini alırsam dedim, şeyhinin dedim yolundan çıkmış olursun yalnız dedim. Bu durdu şimdi. Sizin şeyh efendi dedi nasıl veriyor dersleri dedi. Şeyh efendi dedim rüya anlatırlar dedim işte bir vird tarif eder, ona sayısız çek bunu der dedim. Genelde de dedim ya ben o zaman Bayındır’dayım, şeyh efendi hiç karışmıyor. Oğlum, sen istediğini istediğin gibi yap diyor bana. Dedim, genelde dedim ben dedim değiştiriyorum burda dedim. Sen şeyhsin o zaman dedi. Hayır dedim ben, şeyh Nevşehir’de dedim. Ben rüyamı anlatacağım sana da. Anlatı bu şimdi rüyasını. Allah biliyor ya içimdekini. Senin bütün derslerini yüze indirdim dedim. Nasıl dedi. Basbayağı dedim. Sen bugün nerde kalacaksın dedim ben. Kız kardeşim var dedi, filanca yerde. iyi sen dedim, oraya git. Tabi ben de daha yirmialtı yaşındayım o zaman. Dedim inanıyorsun değil mi? inanıyorum dedi. iyi, git dedim, yüzertane çek dedim bütün derslerini, bütün derslerini yüze indirdim ben senin dedim. Bu, yüzü bitirememiş evde.

işte besmele, yüz tane çekecek. Bismillahirrahmanirrahim, Bismillahirrahmanirrahim, Bismillahirrahmanirrahim, Bismillahirrahmanirrahim… Horluyormuş. Kız kardeşi demiş ki abi horluyon. Hoop kendine geliyormuş. Besmeleyi bitiremedim dedi. Sabahleyin koşa koşa geldi yanıma. Dedi ben besmeleyi bitiremedim. Demek ki sen dedim daha besmeleyi geçememişsin gerçekte. Nasıl? Basbayağı dedim. Gençlik var ya o zaman. Takır, takır, takır. Böyle biraz da kinayesine oluyormuş gibi oluyor ama bildiğimi söylüyorum. Sen dedim daha besmeleyi geçememişsin. Senin daha dedim çok alınacak yolun var. Ben ne yapayım şimdi dedi. Git mübareğe söyle dedim senin mübareğe. Deki dedim ben, Bayındır’da bir Mustafa Özbağ’la görüştüm. Mübarek benim derslerimi yüze indirdi. Ben o yüz besmelenin yüzünü de çekemedim. Hikmet ne de dedim ben. Gitmiş, demiş seni bir üflerim bağlarım her tarafına bak demiş. Bir daha sakın bir yere gitmiycen. Seni demiş deli divaneye çıkarırım demiş, aklını bozarım senin demiş. Bir muska yaparım sana demiş. Evini barkını dağıtırım demiş. Adam her dönüşte bana uğrardı. Gelmedi adam. Bir ay, bir buçuk ay geçti geldi. Mustafa Efendi dedi ya, ne oldu biliyor musun? Ne oldu dedim? Ben korkumdan gelemedim sana dedi. Böyle böyle oldu dedi. Dedim hala daha inanmıyor

musun dedim, muskacının, büyücünün teki dedim ya, sen hala daha dedim ona şeyh diye gidiyorsun dedim. Çok böyle. Allah bizi affetsin. Bu tip insanların etrafında da insanlar toplanıyorlar. Bir edepli duruyorlar etraflarında. Bir edepli duruyorlar, bir terbiyeliler, laf dahi söylemiyorlar. Birisi ona laf söylesin. Carrtdak söküyorlar o laf söyleyeni. Şeytan onları kıymetlendiriyor. Şeytan kendine dost olanı kıymetlendirir. Şeytan Allah’a dost olanı da kıymetsizleştirmeye, öyle göstermeye çalışır. Bu işin çilesi de bu.

“Görünüşte hükümleri söylüyordu. Öğüt veriyordu fakat iç yüzünde

ıslık çalmadaydı. Tuzak kurmadaydı.”

Demek ki bu dini ifsad edeecek olanlar ne yaparlar? Görünüşte size din aldatırlar. Görünüşte size hakikatı söylüyormuş gibi söylerler. Derler ki biz Allah yolunda çalışıyoruz. Sohbet ederler. Zekatlarınızı bize getirin, biz Allah yolunda çalışıyoruz, koşturuyoruz, paralarınızı bize getirin. Biz Allah yolundayız. Derilerinizi bize getirin. Biz Allah yolundayız. Etlerinizi bize getirin. Biz Allah yolundayız. Bize aman ha, herşeyinizi bize taşıyın.içleri ıslık çalar. ifsad ederler. Birisi gelir, ben işte başı açık da namaz kılabilir miyim? Allah senin namazına bakar. Başın açıklığına bakmaz. Kılabilirsin der. Bana gelir sorar. Başı açık namaz kılınmaz. Olmaz, caiz değil. Namazda örtünmek farzdır derim ben. Hocam biz sizi çağdaş bir hoca biliyorduk ama hiç de siz gerici gibiymişsiniz. Eee? Filancaya gittik. Eee? Orada başı açık da namaz kılabilir dediler bize. Ya diyemezler! Yok dediler. Ya olmaz, mümkün değil! Yok dediler hocam, ee kaç paranı aldılar dedim en sonunda. Nasıl yani? Basbayağı. Ne kadar yardım ettin oraya? Eee anlattı, görüştük, Allah yolunda gidiyorlar. Yardım etmemizin ne anlamı var! Kaç para verdiiiin? Kaç para verdin? Susuyor şimdi. Kaç para verdin? Hocam üzerimde benim yeteri kadar yoktu. Ben üzerimdeki bir buçuk iki milyarı bıraktım. Ondan sonra beyimi çağırdım. Beyim ne kadar verdi içerde bilmiyorum? Bursa’da, Bursa’da, yabancı yerde değil. Münbit toprak burası!

Şuraya bir tane gişe koysam, sohbete giriş on lira desem, daha kıymetli olurum ben. On lira verince ip gibi dinler herkes. ip, ip, sıraya dizilir tespih tanesi gibi herkes dinler. On lira verdi mi vallahi yanındakini konuşturmaz bile . Para verdi ya, kıymetli olur. Neden? Parasız olunca kıymetsiz oluyor. Paralı olunca kıymetli. Çanakkale valisi söylemişti. istanbul’dan bir semazen ekibi getirmişler. Otuzyedi milyar vermişler. Yeme, içme, yatma, barınma hariç. Bir de tavırları, tafraları da çekmişler. Diyor hocam bayağı tavır, tafra çektik. içimden dedim ki ya biz bedava geliyoruz, o yüzden kıymetimiz yok. Sonra tabi lafı dolaştırdım. Biz dedim fisebilillah geliyoruz ya, kıymetimiz yok sayın valim dedim. Ama yine işte gitmezden önce oraya

bir ekip daha getirdi. Bir de kendisi yine itiraf ediyor. Gemiye bindik, diyor ki iyi oldu ama getirdiğimiz. Tabii vali bey dedim. iyi oldu dedim. Aranızdaki fark anlaşıldı dedi. Evet dedim, Allah razı olsun. Fark anlaşıldı. Bana çünkü bir madalya taktılar. Allah bizi affetsin.

“Görünüşte hükümleri söylüyordu, öğüt veriyordu fakat iç yüzünden ıslık çalmadaydı, tuzak kurmaktaydı. İşte bunun için kime sahabe peygamberden gulyabaniye benzeyen, adamın yolunu şaşırtan, azgın nefsin düzenlerini öğrenmek isterdi.”

diyelim, burdan devam edelim önümüzde haftaya. Selamünaleyküm.

Kaynaklar ve Referanslar

Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 1 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92739-4-5 • Tasavvuf Vakfı Yayınları