Hevâ ve Hevesine Zebûn Olanlar Nefsin ve Şeytânın Oyununa Çabuk Düşer
Hevâ ve hevesine zebûn olan kimseler, nefsin ve şeytânın oyununa çabuk düşerler. Zîrâ hevâ ve heves, nefsin gıdâsıdır; nefs, hevâ ve hevesle beslendikçe büyür; büyüdükçe sâhibini esîr alır. Şeytân da bu zayıf noktayı bilir; oradan vurur. İnsân önce küçük bir hevese yenik düşer; sonra orta büyüklükte bir hevese; sonra büyük bir hevese; en sonunda hayâtını bütünüyle hevâ-hevesi belirler hâle gelir.
«Hevâsını İlâh Edineni Gördün Mü?» — Câsiye 23
Câsiye sûresi 23. âyeti kerîme: «Hevâsını ilâh edineni gördün mü?» Bu âyet, hevâ-hevesin nasıl ilâhlaştığını, nefsin nasıl mâbûd hâline geldiğini izâh eder. Bir insânın hevâsı onun için bir ilâh olur; ne emrederse onu yapar; neyi yasaklarsa ondan kaçar. Kur’ân’ın hükmü değil, Sünnet’in hükmü değil, üstâdın sözü değil — hevâ-hevesin hükmü geçer artık o insânda. Allâh muhâfaza eylesin; bu, mânevî bir helâktir.
Nefs ve Şeytân İttifâkı: Onları Birbirinden Ayırmak Zor
Sûfîler nefs ile şeytânı zaman zamân birbirinden ayırmakta zorlanırlar. Çünkü ikisi bir cephededir; ikisi de insânı Allâh’tan uzaklaştırmak için çalışır. Nefs içeriden vurur — kendi hâlinden, kendi mîzâcından, kendi tabîatından. Şeytân dışarıdan vurur — vesvese verir, süsler, aldatır. İkisinin arasındaki bağlantıyı kurmak, sûfînin keskin ferâsetiyle olur. Bu ferâseti kazanmak için: Sohbet, zikir, mücâhede ve mürşid himâyesi şarttır.
Zebûn Olmamak İçin: Riyâzet ve Mücâhede
Hevâ-hevesine zebûn olmamanın yolu, riyâzet ve mücâhededir. Sûfî, nefsine az yedirir, az içirir, az uyutur. Lükse alıştırmaz; rahata alıştırmaz; nefsin bütün isteklerini hemen karşılamaz. Aksîne, nefsin meşrû isteklerini bile zaman zamân geciktirir; meşrû olmayanlarını ise sürekli engeller. Bu mücâhede, nefsin terbiye olmasını sağlar; nefs terbiye olunca, hevâ-hevese teslîm olmaz; şeytânın oyununa düşmez.
«En Büyük Cihâd Nefisle Yapılan Cihâddır» — Hadîsi Şerîf
Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Tebûk seferinden dönüşte buyurmuştur: «Küçük cihâddan büyük cihâda dönüyoruz.» Sahâbe: «Büyük cihâd nedir yâ Resûlallâh?» diye sorduklarında, buyurdu: «Nefs ile yapılan cihâddır.» Bu hadîsi şerîf, nefsin ne kadar büyük bir düşmân olduğunu gösterir. Düşmânla yapılan savaş biriki ay sürer; nefisle yapılan cihâd ömür boyu sürer. Sûfî bu cihâdı bırakmaz; çünkü bıraktığı anda hevâ-heves devreye girer; şeytân yanı başına çöker; nefs ilâhlaşmaya başlar.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı. Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi. İlgili Sözlük Terimleri: Nefs, Hevâ-Heves, Silsile. → Tasavvuf Sözlüğü
Ek kaynaklar:
- Kuşeyri, er-Risale, tasavvuf adabı, hal ve makamlar bahisleri.
- Hucviri, Keşfu’l-Mahcub, velayet, mürşidlik ve tasavvufi terbiye bahisleri.
- Sühreverdi, Avarifü’l-Maarif, sohbet, zikir ve şeyh-mürid adabı bahisleri.
- İbn Ataullah el-İskenderi, el-Hikemü’l-Ataiyye, tevhid, teslimiyet ve kalp hikmetleri.
- İmam Gazali, İhya-u Ulumi’d-Din, kalp terbiyesi ve tasavvuf adabı bölümleri.
- Kur’an-ı Kerim, Şems 91/7-10; nefsi arındıran ve kirletenin sonucu.
- Kur’an-ı Kerim, Furkan 25/43; hevasını ilah edinme uyarısı.
- Kur’an-ı Kerim, Casiye 45/23; hevasını ilah edinen kimse uyarısı.
- İmam Gazali, İhya-u Ulumi’d-Din, nefsin terbiyesi, riya ve heva bölümleri.
- Kuşeyri, er-Risale, mücahede, riyazet ve istikamet bahisleri.