Cehennem Yolu Hevâ, Heves, Nefs ve Şeytânla Yürünür; Cennet Yolu İse Kur’ân ve Sünnetle
Düşmân her ne kadar dostça söylerse de, her ne kadar tâneden, yemden bahsederse de — sen onu tuzak bil. Sana şeker verirse, sen bunu zehir bil. Bir lütufta bulunursa, onu kahır bil. Kazâ gelince, kabuktan başka bir göremezsin; düşmânları dostlardan ayıramazsın. Hevâ ve hevesin sana tatlı söyleyebilir; senin nefsine tatlı gelebilir bâzı şeyler. Dünyâ senin nefsine hitâb eder; ortam senin nefsine hitâb eder; baktığın zaman dışarıda hevâ ve hevesine hitâb eden o kadar çok var ki!
İki Yol: Cehennem Yolu ve Cennet Yolu
Şeytân seni öylesine dâvet eder, öylesine zapt eder ki senin üzerinde… Ama cehennem yolu bunlarla kuruludur: Cehennem yolu hevâ, hevesle, nefisle, şeytânla yürünür. Cennet yolu ise peygamberlerle, ilimle, Kur’ân’la, Sünnet’le, sûfîlerle, üstâdla yürünür — cennet yolu öyledir. E o zaman eğer sen şeytâna uyar, hevâ-hevesine uyarsan, mânâ gözün kapanır; sen doğruyu yanlışı ayırt edemez hâle gelirsin; eğriyi ayırt edemez hâle gelirsin.
Namaz, Oruç ve Üstâdın Sözünü Terk Edersen Ayırt Edemezsin
Sen namâzı terk eder, orucu terk eder, dînin emirlerini terk edersen — doğruyu yanlışı ayırt edemezsin. E sen üstâdını dinlemezsen, doğruyu yanlışı ayırt edemezsin. Bu sefer senin yolun, Allâh muhâfaza eylesin, cehenneme doğru gider. Düşmân sana tuzak kurar; nefsin sana tuzak kurar; hevâ-hevesin sana tuzak kurar. Nefsine düşmüş, şeytânla dost olmuş arkadaşlarla sen dost olursan, onlar sana tuzak kurar.
«Bir Duble İçi Vereyim» — Şeytân Galip Gelir
Sen «içki harâm» dersin, «ben içmeyeceğim» dersin, oturursun masaya. Bir müddet sonra, nefs ve şeytân sende galip gelir, arkadaşlarıyla: «Ya ne yapayım, arkadaşlarımın havâsını bozmayayım, bir duble içi vereyim» dersin — sana şeytân galip gelir. Senin arkadaşın içki içiyorsa, bir gün sen de içebilirsin. Kızlar iyi dinleyin: Kız arkadaşlarınızın sevgilisi varsa, bir gün senin de olma ihtimâlin var. Sebep o sevgilisini çağırır, kafede buluşursun.
«Bana Arkadaşını Söyle, Senin Dînini Söyleyeyim» — Ebûbekir Sözü
Hz. Ebûbekir radıyallâhu anh hazretlerinin sözü: «Bana arkadaşını söyle, senin dînini söyleyeyim.» Senin arkadaşın şeytâna zebûn olduysa, sen onunla dostluk yapmaya başlarsan, sen de bir gün şeytâna zebûn olursun. Senin arkadaşın Allâh’a âşıksa, sen de Allâh’a âşık olursun. Senin arkadaşın dünyâya âşıksa, sen de dünyâya âşık olursun. Çünkü o sana anlatır: «Şöyle para kazandık, böyle para kazandık, şu kadar milyon metre kumaş yaptık, bu kadar tezgâh aldık» — hırslanır dünyâya karşı.
Sen de Dünyâya Doğru Yürürsün — Aşk Yerine Hırs
Sen de dersin ki: «Benim de kafam çalışıyor, ben de zengin olayım; ben de şu kadar milyon metre kumaş yapayım.» Dünyâya doğru yürürsün. Ama senin arkadaşın efendinin zamânında — efendiye âşık otururdu ona; anlatırdı kalkıp onu anlatırdı. Şeyh efendiye şikâyet ediyor birisi: «Efendim, Ahmed Duran abi çıkıyor ‘Benim şeyhim dünyânın en büyük pîri’ diyor; biz üç beş arkadaş getiriyoruz, onları da kaybediyoruz orada — hani böyle bir sohbet mi olur?» Ahmed Duran dönüyor. Efendi diyor ki: «Ahmed Duran, ne öyle methediyorsun oğlum sen beni?» — kinâye yapıyor şeyh efendi.
Ahmed Duran Abi: «Sus, Adam Kendi Kendini Batırıyor»
Ahmed Duran abi içimden bastırıyorum: «Sus, seslenme; adam kendi kendini batırdı zâten, bir demene gerek yok.» Ahmed Duran abi onun olsa kendini savunmaya kalkıyor. Hattâ toplantıya girmezden önce dedim: «Hiç konuşma, Ahmed abi, hiç konuşma; bırak, onlar kendi kendilerini batırsın.» Ama nefs tutmuyor insânı. Şimdi bir kimse üstâdına âşıktır; döner, onu anlatır; döner, onu anlatır. Öbürkü âşık değil ya — «Bu kafayı yemiş, her de üstâda bağlamış» öyle der. Neden? Çünkü o âşık değil.
Üstâda Bağlılığı Olmayan Kusur Görür ve Dillendirir
Çünkü o da bağlı, ama o âşık değil. Meselâ birisi peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine âşık olmuş: «Bu sünnete aykırı, bu sünnet, ben bunu işlerim bu sünnetten; ben sünneti bir bırakmam» — öbürkü diyor: «Şunu der, bu kafayı yemiş ya; bu kadar da olmaz ki ya!» Birisi dergâhın âdâbınıerkânını üstâda bağlıdır, böyle âdâbı erkânı yerine getireceğim diye mücâdele eder; öbürkü bakar: «Ya, bu kadar da olmaz ya, bu kafayı yemişler» — bunları hep duyduk biz; bunları duya duya büyüdük biz.
İçinde Ne Varsa Onu Yaşarsın — Bağlılığın Tam Değilse Kusur Görürsün
Bir kimse bir şeyi sever, sevdiğini dillendirir boyna. Öbürü o kadar sevmiyor ya, ona tuhaf gelir. İçinde neyi seviyorsan onu dillendirirsin; içinde ne varsa onu yaşarsın. Meselâ bağlılığın tam değilse, kusur görürsün, dinlemezsin — bağlılığı tam değil onun, o kusur görür. Şimdi böyle yer arar, bir de bunu anlatacak: «İşte ya efendinin bâzen der, böyle karşıdakinin tepkisini bekler…» O — sen ne, o bâzen, ne o, bu benim tavrım! «Hadi oğlum, senin kalbine kurt girmiş, yürü git yanımdan.»
«Şeytân Senin Kalbine İşemiş» — Tuzak Bil ve Üstâddan Tâviz Verme
«Ya abi, bir demedim daha; diyecektin, sen nerede diyecektin, demeyecek miydin? Ses yok. Hadi benim senle işim olmaz, yürü abi.» «Neden oğlum?» «Şeytân senin kalbine işemiş; sen şimdi onu bana şikâyet ettireceğim diye uğraşıyorsun.» Bu şeytân veyâ düşmân veyâ zayıf gönüllüler, zayıf karakterlilik — sen üstâdından tâviz verme. Geri kalan tuzak, geri kalan hepsi de tuzak sana. Sen onu tuzak bil. Hz. Pîr diyor: «Sen onu tuzak bil; eğer öyle tuzak bilmezsen, senin mânâ gözün kapanır; sen bu sefer eğriyidoğruyu ayırt edemezsin, harâmıhelâli ayırt edemezsin.» Sûfîlik ince çizgidir — sen o ince perdeyi ayırt edemezsin kendince; sen hak ile bâtılı ayırt edemez hâle gelirsin. Allâh muhâfaza eylesin. Âmîn.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı. Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi. İlgili Sözlük Terimleri: Hevâ-Heves, Nefs, Silsile. → Tasavvuf Sözlüğü