Şeytânın En Tehlikeli Hîlesi: Hak Rehber Olmayan Kimseyi Hak Rehber Gibi Göstermesidir
O yalancı şeyhin hiçbir olmadığı meydana çıkıncaya kadar tâlibin de ömrü tükenmiş olur. Artık anlamanın ne faydası var? İnsânın ömrü gidiyor, o kimsenin yalancı olduğunu anlayıncaya kadar. Bir kimse bir yere dervîş oluyor; şeyhin ömrü ne kadar? İşte onun ömrüyle berâber 15 yıl, 20 yıl, 30 yıl… Ben 90’da buraya geldim; 90’dan beri dervîş olan kardeşler var — şimdi 35 yıl olmuş. «Vay, bizim duvar yıkılmış zaten artık, eskimiş!» 35 yıl bir insânın neyin ne olup olmadığını çıkartmasına yeter.
Bakara 9: «Allâh’ı ve Îmân Edenleri Aldatmaya Çalışırlar»
Bakara sûresi 9. âyeti kerîme: «Onlar Allâh’ı ve îmân edenleri aldatmaya çalışırlar; hâlbûki kendilerinden başkasını aldatmazlar — farkında değillerdir.» Bu, yalancı önderler, sahteler, îmân edenleri aldatmaya çalışırlar. «Ben şeyhim, ben âlimim, ben siyâsetçiyim; memleketi ben kurtaracağım, sizi ben kurtaracağım — düşün peşime!» derler. Oysa onlar ehliyetli değillerdir. Ama ne yaparlar? Aldatırlar insânları. Ama hakîkatte de kendilerini aldatırlar. Allâh muhâfaza eylesin; onlar kendilerini helâk ederler; bir de peşinden gidenlere zarar verirler.
A’râf 16–17: «Senin Doğru Yolunun Üzerine Oturacağım»
A’râf sûresi âyet 16–17: «İblîs dedi ki: ‘And olsun ki senin doğru yolunun üzerinde oturacağım. Sonra onların önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım.’» Şeytânın en tehlikeli hîlesi budur: Kendisini ve hak rehber olmayan kimseyi hak rehber gibi gösterir; ve şeytân onun etrâfına herkesi toplar. Şimdi herkes zanneder ki o hakîkatin peşinde toplandılar — değil! O kimse hakîkat konuşmuyorsa, Kur’ân-Sünnet konuşmuyorsa, sûfîliğin hakîkatini konuşmuyorsa, dînin özünü anlatmıyorsa, şeytândır onun destekçisi.
Kalabalık Güruh Olur — Hakîkati Görmekten Uzaktırlar, Kördürler
Etrâfına onların şeytân bütün herkesi yığar. Bir bakmışsınız kalabalık bir güruh olmuş. Şeytânın en tehlikeli hîlesidir, hak rehber gibi göstermek. O kalabalık güruh, neyin hakîkat olduğunu görmekten uzaktırlar; kördürler. Ve işin acı tarafı: Onun etrâfında o kadar çoğalırlar ki, şeytân insânları çoğalttıkça çoğaltır; ve normalde o kimse de o kalabalığı görür, gurûra, kibre düşer.
Peygamberlerin Ümmeti Hep Az Olmuştur — Çoksa Şeytâniyettir
Şimdi târîh boyunca peygamberler hak ve hakîkati anlatmışlardır; ve peygamberlerinin hak ve hakîkatine tâbi olan, ona îmân edenler hep az olmuştur, çok olmamıştır. Orada bütün herkes geliyorsa, çoksa, onun hakîkati anlatmadığına işârettir. O kimse Kur’ân’ı ve Sünneti Seniyye’yi anlatsa, harâmları, helâlları anlata; dînin özünü ve hakîkatini anlatsa, teblîğ etse — o kimsenin etrâfında o kadar kalabalık olmaz; çünkü şeytân oraya gidecek olanların önüne set çeker.
«Burası İnsân Kokuyor» — Şeytân Vesvesesi
Gelir, meselâ buraya şeytân vesvese verir: «Burada dizlerin üzerine mi oturacaksın saatlerce? Ne dinliyorsun ki bu adamı? Hmm… Burası insân kokuyor!» Bana öyle dedi bir kimse: «Hocam, çok iyi çok güzel; ama sizin orası insân kokuyor.» «Doğru söylüyorsun» dedim, «biz o kokuyu bir türlü değiştiremedik.» «Hocam, böyle bir şeyler yapsak?» dedi. «Vallâhi insân kokuyor» dedi. «Ne yapayım?» dedim. Anlamıyor hâlâ daha; Allâh onu kendisine söyletiyor. «İnsân kokuyormuş!» Lan, burası insân yeri zâten; hayvân kokacak değil ya burası!
İçi Hayvân Dışı İnsân Olan Bizim İçimizde Sabredemez
Burada içi hayvân dışı insân olan, zâten sabredemez bizim içimizde. Bir gün gelir, üç gün gelir, beş gün gelir; «ha» der, «ne işimiz var burada bizim?» der, gelmez. Neden? Biz ona Kur’ân-Sünnet anlatacağız; biz ona sûfîliğin hakîkatini anlatacağız; biz ona yolu anlatacağız. Anlatınca onun nefsi daralacak burada; şeytân ona vesvese verecek: «Yürü bak işine; sıcakta terliyorsun, soğukta üşüyorsun — burası nasıl bir yer?» İblîs seni doğru yola götürmek istemez; iblîs seni hakîkat yolunda râhat bırakmaz. O yüzden derim: «Bu yol zordur.»
Şeyhin Avânesi — Kulaklıklı Koruma Hikâyesi
Araba vapurundayım; İstanbul’a sohbete gidiyorum. Bir tâne efendi böyle siyâh giyimler, takım elbiseler, kulaklıklar, bilmem neler… «Lan» dedim, «bu ne?» O efendi de oturdu oraya; kahvaltılıklar geldi önüne. Ama o kulaklıklar — böyle sanki devlet başkanını koruyorlar! «Hayırdır?» dedim. «Bu kadar üstâdımıza — Mossad her zaman operasyon yapabilir» dedi. «O Mossad bunu operasyon yapacaksa, onların da Allâh belâsını versin» dedim. «Hani Mossad buna operasyon yapacak — o görüntü lâzım; o çok ehemmiyetli» diyor. Tabîi o görüşmeyecek herkesle; konuşmayacak herkesle. Böyle sohbet mi olur?
Şeyh Olmak: «Cam Köşke Otur, Selâmla Mürîdi Aşağıda»
Sırtça köşke oturacak şuraya; Câfer bilmiyor bizim bu işleri. «Şuraya bir tâne camdan bir köşe yapacak — ben orada oturacağım; herkes gelecek bana selâm verecek.» Biz öyle olamadığımızdan, Câfer de öyle yapamıyor. Tabîi gelecek millet camı yalayacak orada. «Şeyh dedin, öyle olmalı.» Şeyh dedin, Hilton’un çıkmalı; o mescit katına camdan oradan durmalı, selâmlamalı; mürîdler aşağıda. E, şeyh dediğin adam hacca gidecek otelde sular kesilecek, sabundan dışarı çıkacak — sabunlanmış sular kesildi! Ondan şeyh mi olur sen? Vallâhi olmaz, billâhi olmaz; tutmaz o çünkü. «Şeyh dedin, böyle bir kelleli kulaklı bir olması lâzım — böyle bir avânesi olmalı.»
Mahmûd Hüdâyî ve Üftâde Hazretleri: Atının Üstâdı Taşımayışı
Mahmûd Hüdâyî hazretleri Üftâde hazretlerine dervîş olmaya gidiyor; binmiş atının üstüne. Üftâde hazretlerinin evi yukarıda — o zaman için Bursa’nın kenâr mahallesi, fukarâ mahallesi. Üftâde hazretlerinin mahallesi yukarıda; zengin mahallesi aşağıda — Ulu Câmi’nin o bölgede o tarafta… At yukarı çıkmıyor. Mahmûd Hüdâyî hazretlerini üzerinden atıyor. Atı Mahmûd Hüdâyî hazretlerini taşımıyor. Mahmûd Hüdâyî hazretleri âlim, zamânın kâdîsı. Diyor ki: «Bu yol kutlu bir yol — at dahî beni oraya götürmek istemedi; şeytân onu geldi dürtükledi.»
«Bu Yol Zordur» — Ferâset ve Edep Lâzım, Şatâat Şatavat Değil
O ferâset yok ki şimdi dervîşlerde. Onlara şatâat şatavat lâzım. Tabîi şeyh arabayla giderken etrâfında 50 kişi, 100 kişi arabayı koruyacak; koşacak arkasından. «Vay, ne büyük şeymiş ya!» — bu şeytânî bir aldanıştır. Hak yolu zordur; içinde edep, ferâset, sabır vardır. Kalabalık güruh, kulaklıklı koruma, camlı köşk — bunlar hep şeytânın boyamasıdır. Hak rehber, Kur’ân ve Sünnet’i anlatan, harâmhelâli ayırt ettiren, sahâbe ahlâkını yaşatan kimsedir; gösterişli avânesi olan değildir. Allâh muhâfaza eylesin; bizi hak yoldan, hak rehberden, hakîkat hizmetinden ayırmasın.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı. Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi. İlgili Sözlük Terimleri: Şeytân, Mürşid, Silsile. → Tasavvuf Sözlüğü