1. Kendi Cinsinden Olana Katılma İsteği: Zevkin ve Sevginin Aynı Türden Olması Prensibi, Sürüden Kopan Koyunun Ayrılık Acısı ve Hz. Mevlânâ’nın Üçüncü Bir Noktaya İşareti
Bak, gündüzde kekeli gündürler var. Yapma o şey. Bir kimse katından kavga ettiğinde burada, ona geliştirdiğinde o kez de olur. O da başka bir şeyden zevk alıyorsa, o da hatta bizimle gizliyeti olana benzer bir şeydir. Güznün zevki, kendi gürgülüden bu. Güznün zevki, bir şeyin parçası. Bir şeyin parçası. Kendisinden bir şey verir. Zevki o kendisinden olan dan mıdır? Mesela bir sultamız var, bu sultamız dergelerde oturur ister. Dergelerde oturur ister.
Ancak kendi gürgülüden, gürgülüne doğru olan ondan olur ister. Eğer bir tek koyu düşündü, o bir sürüye katılmak ister. Ve sürüden bir koyu alsa, o bir fark ondan uzun olur. Neden? Çünkü gürgülüden, o uçaydan çok ortal mı? Eğer tavlağından bir şey çıktı, veya bir şeyin tavlılığına düşündü, bir şeyin ortamdan bir parça kutarsanız, bundan ayrılırsa, ondan o ayrılık acısı çeker. Lakin ben buraya ayrıldığımda, tam ayırtığımda, ortamdan ayrılır, ortamdan ayrılmış, o ayrılık acısı çeker.
Mesleğimin başında var, mesleğimin başında var. Ben senden ayrılır, sallanmaz, herkesten ayrılır, yalan mı? Her tane bağa, indirelim. Neden? Oksanışlı var, kusurlu. Ne? Kabusundan çıktı, kabusundan çıkınca, artık herkesten bağa, indirelim. Çünkü gürgülünden korktu, gürgülünden ayrılır. Yine hatırladığım da yalanlar ki, bana da bir tane sevgilisinden ayrılmış bir kimse bulur ki, ancak benim bununla hayallerimde bir tane şöyle, kendisi sevgilisinden ayrılır. Bir kimselere de bayılır, anlamazlar.
Bu yüzden normal gürgülün zevki, kendi gürgülünden unutmuyor. Kendisinden bir kimseyi, kendi kapalı, kendi tamir görürse, o kendine ne şekilde görür? Kendini zevk ettirir, bir kimse aynı kendi gürgülünden akşamlar ya gürgülünden neşeyi altlar. Veya da gürgülümsesleri, sevgilileriyle birleştirir, onun neşeyi altlar. o kendini tatlı olurlar. Herkes kendi gürgülüne kendine benzeyir de doğru. Yalan o şey, bir kimse kaçırmak kavga ettirip olur da, onun neşesi bu kişisel olur.
Burada, bir kür var, burada bir cüz var. Bunlar gürgülerinde sevgili olan, gürgülün yanında katılmak istiyorlar. Ama atatürklerden burada üçüncü bir noktayı işaret ediyor bize. Aslında kendi gürgülünden, kendi kendinden cüz dediği, ama o olmak gittiğinde ne yapıyor? bu cüz bu, egini de normal bir parça kimse katılmak kavga ettiriyor. Başka bir kimse daha da onun kavgasını istiyor. Bunun baktığımızda tabii başka bir kimse katılmak kavga etmeleri, hektik ve sudanın üzerindeki.
Diyor ki, heybetin suresinde insanın bir parça değil, insanın bir parçasını, insanlar böyle yaratılmışlar. Ama ne kürsün? Vücuda gürgünlerden, ne olur? Vücuda bir kuvvet olacak. Meyve olan herkese, seyrederler insanların neyini? İnsanın gürgülü de değil, ama bize de aile etmiş, bizim için bir zehir de, bize de bir kuvvet olacak. Bizi için bir kuvvet olacak. Ama tabii burada Hazreti Meydan bahsettikler bir şeye katılmam, ve o şeye ve bu mutluluğu için de etmiyor, o muhtemelen.
Burada neye katılıyor? Şeytanla. Şeytanla neyi zannediyor? İblis. İblis, meydanlarının ne için fark edilmedi? Ben heriflerle beraber yaşıyorum, heriflerin içindeydi. Ama fark edilmedi. Belki de yemeyeceği gibi insanların yemeyeceği gibi, yemeyeceği gibi olamazlardır.
2. İblîs’in Üç Bin Yıl Meleklerle Yaşayıp Âdem’e Secde Emrinde Asliyetinin Açılması: Cehâletin Hikmet Görüntüsüyle Aldatması ve Şeytanın Kendisinden Olmayanı Kendisinden Bildirmesi
Bunca hikmetin babası devri-i hikmet babasındaydı. Bunun cehaletini verildi. Çünkü caherlerin babasına, caherlerin babasına ömür değil. Çünkü cehaletini hikmet görmeden, hikmetin babası var derdi. Ve hikmetin babası durdu. Benden imdatın bir hikmet meydanı gibi durdu. Hikmet meydan bir şey gibi görülürdü. Nasıl imt, şeytan işini, şeytani, ve artık eline hasta olunca, bu meydan nasıl uçtu? Onun yanılmıştı ateşlerdi. Ama meydanına de inendi meydanın ki nurlaması.
O meydanın yanında dolaşarak, o da meleği zannediyordu. Meydanı kendilerinden anladı. Kendilerindenmiş gibi davranılardı. Allah, şeytan, dünyada bir oğlum durdu. Dünyada oğlum durarken, o oğlumu askerdi, kendi askerdi. Onun meleği zannediyordu. Ne zaman önce de, Adem’e, Adem’e, Adem’e, ona seyit ettiği, o zaman o meydan, o meydanın oğluna oturdu. Gerçekten ilkesiz olduğu meydan açıldı. O zaman bu ne? Bu üçüncü bir duruştur. Hazretleri, unuttum da söylüyor. Bir şey var, bu üçüncü de aynı.
O kendi küfüründen, kendinden, kendi cinsinden, kendine, en önemli tüm şeyi görünce, neşe sahip. Hame-i Muhammedler, kendine, kendine, en önemli tüm şeyi görünce, neşe sahip. Küfür tüm bu. Normalizmli insan gibi, günlerce insanları buluşursak, o zaman da kalsak, günlerce paylaşır insanı görürsek, sonra da paylaşır ama, günlerce o, bir insan karşılaşsa, kendine, kendinden, kendine, kendine, kendinden kendine, bir şey yapmak, bir mutluluğumuz olur.
Onu, bunu dinleyin, onu dinleyin, bizi ilgilenirler o resmen. Neden? Biz çünkü kendimizden, bir şey görmüyoruz o zaman. Bizim kendimizden, o bir insanla, sonra da biz ne yaparız? Onun bu sessiz özelliklerine bakarız. biz de, bölgeniz, ne biziz, bölgeniz, ne bizize bakarız. Bir kimsenin, bu üçüncü ise, öbürüncü ise, öbürüncü ise, diğerinize soralım, yok, sufi mi, bu kimsenin, sufi ise, belki bu bir insan, kafana mahsede takdim üzerine yaratılır. Bu, Cenab-ı Hakk’ın halidesi noktasında yaratılır.
O yüzden, bu sufi, öbürüncü insanın gözünde bakar. Onun gözünde bakar, bunun diline bakmaz. Zaten, bu birlerine bakar, eksiklik ve noktalıktır. Karşısız kimsenin, dinini sor. Senin dinin ne diye sormaz, sufi hakaretin kimsenin. Sufi hakaretin kimsenin karşısında, kimsenin hırrını soramaz. Sen Türk lüzum, Türk lüzum nasılsın, Çerkezlisin, Acemisin, nasılsın? Bunlar çünkü, sufilerken, edebisiz sayılır.
Bir kimsenin sufilikten öğrendiği, iyi yolun, sen karı mısın, ne ayıksın ve kimsenin hangi yolunu soramaz. Bunlar, edebisi şekerlerdir. Bir kimsenin tarihi arası, bir kimsenin meşri, sorulmatlı kimsenin Çünkü senin meseleleri sormaz. Bütün senin inanın içinde, dinin önünde sormaz. Bunlar sufilerin hakkı siz karşıladınız. Eksik karşıladınız. O yüzden bir sufi günlerce var ya, bir takdirde insanı görürse, onu insana koyup kapatırsa, o halkına bakar. Aslan bunun diliyle, diliyle, düzgünle demez.
Sen kimlerle et demez. İnsan insanın görüntüsünde, ömründe, eşlerine bakarlar. O yüzden bir insanı görürler, kendini çözürler, kendisinden birisi görür. O hürmete layık. Fakat insan hürmete layık. Bir insan, insan görüntüsünde etmiş olsun. Görüntüde insan, her yerde insan değil. Gördüğünüzü insan görüntüsünde, ama çağırıyor. Siz çağırınca neyi düşündünüzler? Cağırınca ne düşünüyorsunuz? Cağırınca, ona da öğretilir. Dil nasihati, dil nasihati, dil nasihati. Ona nasihat edin, ona da öğretilir.
O yüzden , bir insanların cinsiyetin ortasında kaydırıyorlar. Cinsiyetin içerisinde bütün türler de var. Hayvanların, bütün tür hayvanların var. Hayvanların çasının türleri var. Ayısı var, emeği var, düğün var, kıyığı var. Türk genç hayvanların, fonsane türleri, ama cinse olarak hayvanlar. Bir de ne var? İnsanlar var. İnsanların da, bütün elçisinde insanla insan. İçinde de var cinsiyet, eşler, çöl var. Bir kadınlar var, iki erkekler var. Ama insanların dışında bir şey değil.
o kimse insanı görünce, kendi türünden gördü, kendi cinsinden gördü. Onun karşısında et ağrıdı. Bir de üçüncü var ya, elmek gibi içimize girdi. İçimize girdi, içimize girdi de kuvvet oldu güzel. Bir de içimize girdi daha güzel oldu. O da ne? Şeytan var mı? İçimizde ne olacak? Elmek gibi yüzük. Tamamen o da ne olacak? Tamamen o da ne olacak? Bizden bir değil. Bakın bizden bir değil. Ama biz onu ne yapmıştık? Elmek ve suyunu sevdirmişiz içimizden. Bir çetabı var burada değil mi? Evet. İnsan değil.
Ama bizim içimizden. Elmek su gibi. O zaman bizim elmek suyunu birer hazret etmiyoruz. Biz elmeği nefse, suyu da elmeyiz. Şeytan bedelidir.
3. Küçük Mektep Temsîli: Beden Toprak, Nefs Ekmek, Ruh Su, Şeytan Bedel Temsîli — Suyun Girdiği Kabın Şeklini ve Rengini Alışı Örneğiyle Ruhun Bedeni İhâta Edişi
Hadi gelin daha ufak bir mektepden başlayalım. Elmek bedelidir. Elmek şeytan nefsi olsun. Su da ruhlu olsun. Bedel toprakta ruhlu üzerinde değil mi? Evet. Oğul bütün vücut vücutuna ulaşıyor mu? Evet. Ve vücut onu mucizat ediyor mu? Hayır. Vücutun üzerinde tecelli et var mı? Hayır. Bakın su gibi. Hadi su. Yırtıyı kaba, elini alın. Su neyse. Suyu ne yapalım? Suyun rengi oğul da gibi su hangi kaba girerse onu rengi alın. Hangi kaba girerse onu şekli alın. Ruh da övüldü.
Giymiş oğul kaba onu rengi alın. Kaba tep. Vücut. Öfleri. Nefleri. Kendinden öfledi. Neyi öfledi? Kendini kumundan kumundan öfledi. Kime öfledi? İnsana öfledi. Ve insan, cebbi, onu kabul etti. Aynı zamanda nefret vermedi? Nefis yapıldı. Ona bir tanesi? Şeytan vermedi. Nefis ve şeytan bu üç taneminde. Ruh ve meleklerden bu üç taneminde. Herkesin bu üç taneminde evvel. Herkesin bizden bir gün görülüyor. Evet. Bizim için bir gün görülüyor. Evet. Uyuduğunda oğul bizden çekilir diyor. Evet.
Şeytanla çekilir diyor. Evet. Uyuduğunda şeytanın kızını saldırıyor muhayir. Vücuda bir şey yapamıyor muhayir. Uyku temizler bizi gömüldürür diyor muhayir. Aynı zamanda ululduk da vücuda değil. Onun da vücudunu üzerinde bir işletim var mı yok. Ama herkese de bu vücut taneminden çizgitiyor mu? Evet. Peki şeytanın vücut taneminde durduğu mümkün mü? Evet. Ruhun vücut taneminde durduğu mümkün mü? Hayır. Cüzgünlerden de ruhunu çenel birisi hayır. Ruhunu tutar birisi hayır. Ruh seni nefreti hayır.
E karın bir sana bu noktası olan sana de ki bunun ailemden sana çok az bir bilgi vermiştir. Çok az bir bilgi vermiş olan bunun unsuru bizim üzerimizde de eğer. Biz o kesim adını muhayir bulup bırakıyoruz biz hayal, tecelli yazdık. Sekleri kuradık biz muhayir. Şeytanın vücuduna mümkün mü? Evet. Şeytanın vücuta sürerlerine mümkün mü? Evet. Hadis-i şerif.
4. Şeytanın Kalbin Kapısında Beklemesi Hadîsi: Kalbe Allah Adı Düştüğünde Çıkması, Zikir Kalkınca Girip Süslü Çadır Kurması, Tövbeyle Geri Çekilmesi ve Biten Savaşın Aşk’la Susturulması
Şeytanın kalbimizin kapısından bekler. Ne zaman ki kalbimizde bir Allah vuruldu? Kalbimiz içeri girer. Ne zaman ki kalbimizde bir Allah başladı? Kalbimiz dışarı çıkardı. O zaman kalbimizde bir Allah’ın ehsisi olmadığı için herhalde ehl-i hükmete zannetmezler. Kalbimizde ne zaman bir Allah, bir Allah’ın oturttu? O zaman şeytanın kalbimizi bırakır ki öbür kimleri, hem bizim kalbimizin şeytani bir takıyor. Askerlerin beraber bağırtılıyor, Türkçe alıyor içerisinde.
Kuruluşu etkilen kalbimizden oynatıyor o. Hırsını oynatıyor. Süslenmiş giyiliği gibi, gençlik kızı gibi ve erkekler gibi, hırsını namz ediyor o çalışısının önünden. Bir bakıyoruz ki oyunlar sevgisi, bir bakıyoruz ki kadınlar keşkeviz, bir bakıyoruz ki para falan makam sevgisi. Hepsini süslenmiş kalbimizde. Şeytan çarpıcılarına dolaşan iş onların kalbimizde oynatınca biz onlara hayran arıyoruz. Bazen zaman zaman ruh veya vicdan vicdan arıyoruz. Duh! Yakma! Biz bir anda ocağız oluyor.
Hiç iki ilçe yedi, hiç bir gün yedi. Ama sonra tövbelerden, silefine, tecellemden, Türk şeytan kalbimizden maksat oluyor. Neyi? İçki sevgisi. Neyi? Haram kadınlar keşkeviz. Neyi? Haram kala sevgisi. Neyi? Dünya sevgisi. Neyi? Vicdan. Oh! Bizi böyle insanlığından çıkarır toprağa sevgilileri kalbimizde dans edecek. Biz bakıyoruz, bir tane rakam sevgisi, bir tane süslenmiş, üç yüz parçası parçası parçası takı orduyu yapıyoruz. Oh! Bizim aşkımız kalbimizde çekmiyor. Takip ediyoruz. Ah!
Ama anam eşşek ve verenler elinden alıp, eşşek ve verenler anlatanlar ruhlarınızın neyine? Bir vicdan yerinden alır. Dost atıyor kendini meydana. Şak şak şak. Tam remanın o kalbi. Şeytanın aslanlarına kâbette. Şeytan üfkü. Şeytan keşafı. Şeytan geliyor kendini. Ama o hiç meselesini. Senin boşluğunu bırakıyor. Sen bir anı gözyaşına dönüyorsun. Bu arkadaşımın dün mutluluğunu üzdü. Bu hanımefendi isyanı ettim. Oğlumu öde alındı, eşimi öde alındı, çocuğumu öde alındı. Yavrumu affeyle ben pişmanım.
Pişman olan nefis bir elbame. Şeytan asıl geliyor bu ruhta kalbinden bir şey daha beklemeye. Ne zaman bilsin ki o leble fihalet. Pişman olayım. Geçiyorum bütün sas takımıyla. Ayrıca çalanı değiştirmiş, kemanı değiştirmiş, gülenciyi değiştirmiş, oyundanı değiştirmiş. Sen ne yapabiliyor? Farklı oynanan var. Bir insanın kendini kaybetmiş. Bak sen de. Ne güzel, ne kadar da güzel. Ne güzel. Karar ver bana. Bir. Bir mi? Yine şeytanın askerinden senin kaybettiğin hikaye, baltasını çalıyor.
Sana dediğim, bak şu kadına bak ya. Ne kadar da güzel. Ekeli şikara. Neden baktın? Şeytandan baktın. Birinci bakış. Allah’ı tanıdın. Ekelicisine üslendi. Üçüncüsü şeytan vardı. Şeytan vardı sana. Bir de sana. Sanki, sen böyle muhafak, bir imami, bir şey yapıyorduk. Bak, tırnaklık adam oldu. Göklerine kadar tırnaklık adam aldı. Senin için var mı? Sen bu perleğe ne yapıyorsun? Sen neden ki, şahit bir yedirilme karakteri alınan zekeriye dolandın adı mı? Ah, herkese çekilin. Ah, herkese zikir geldi.
Şeytan var. Bu geldiğinde, bu geldiğinde nereye kadar? Nereye kadar sabahın bin akşam kâfir, akşamın bin sabah kâfir? Nereye kadar bir saat günün, bir saat kâfir? Bir saat günahın, ertesi saatine kâfir? Hayatı saatinde daha bir saat kâfir? 10 dakika üstüme, 10 dakika kâfir, 10 dakika günahın nereye kadar? Nereye kadar o savaş? Nereye kadar o geldikler? Yoruldun mu dedik, yoruldun mu? Bitmeyen bir savaşta yorulmadı mı? Nereye kadar şeytan başkentleri yedirdi, ruhu başkentleri yedirdi?
Kalbimiz, kalbimiz kalmadan her an, her dakika hiç o zaman acı yorulacak. Hiç kalbimizde bir kokusu olmayacak. Hiç kalbimiz mağmur olmayacak. Bu kalbimizin içindeki dört kere Allah tecelli eder mi? Bu kalbindenın ucasının o sevgilik değil mi? Hadi gelin, bu savaş aydınlarından öylesine bir boklu değil, tek başına o kokusu değil. Aşağı. Bu kahramanın indirecek olan aşk, bu kahramanın indirecek olan aşk, bu ömür boyu bitmeyecek savaşı kurtulabilir mi?
Çünkü aşkın tecelli ettiği yerde şeytanın susar, meleklerin susar, nefislerin susar, her şeyin susar. Aşk olmuştur. Aşk, pahalı şanlar pahalı şanlar. Onun çadırını üzüyordu. Onun yanıyordu, onun yiyordu, onun yürüyordu. Şeytan ve kokusuda ona kendini neler der? Boyunlu bir kere ruh ve horluları da ona temel neler der? Ona vururken bana hata bir yeri ekmek suudi demiş ya, ben bu çocuğu aşk olarak emrederim. O, bütün dünyasına girdiğinin bütün tamam yerler aşk, dizi, kısır.
Onun gözü başlıyor, kulalı başlıyor, eli açlıyor, ayağı açlıyor, dil de açlıyor. Aşkın dilinden doğuyor, aşkın gözünden görüyor, aşkın kullanılan yana, aklı açtığı. O, aşkla düşürdü. Kalbi, aşkla doğmuştu. O yürüyün de aşk veriyor. O, kokusu altında aşkın kokusu duruyor. O, aşkın dilinden söküyor. O, aşkla söküyor. Ama hasreti memer alanın celaleti tutmaz dedikleri gibi senin kalbinden neler bulur benim, neden adat alamaz, senin aynanın neden adat alamaz diyebilirsin. Aşk olduklar.
Bizim anladığımız çok oldu. Bizim aşkımız eksik. Aşkımız. Bütün insanların aşkı eksik. Müslüman, Yahudi, Hristiyan’ı dinlediklerinde aşk almanız eksik. Aşk olup, öfkünün eksik. Biz senlerle söküyoruz. Biz aşık olmamız. Korkuyoruz, aşık olmamız. Bir kadına aşık olmamızı korkuyoruz. Biz ikinin anında olan ben çiftli üretimden kaçırmam. Oğlum var beni yedirmen. Kadına aşık olmaz. Anne kızına götür. Anne kızına götür. Bak evlatın evde olamıyor. Sakın adam aşık oluyor. Sakın adam haraketini yapma.
Sakın adamın peşinden çıkma. Kızım akıllı ol, ölüme. Akıllı ol, akıllı tut. Ne yapalım? Biz, biz sevmiyoruz. Körümüzü seviyoruz. Körümüzü dikkat et. Körümüzü sevmiyoruz. Şu an ne yapalım? Lakinlerimizin öznünü ister. Sen sevseydin. Sen aşık olsaydın. Sen köprüsünde durseydin. Sen şiirede yazsaydın. Sen de işine doldurdun. Onunla gözle kalsaydın. Gözlerine basaydın. Bin kişi için senin olana olsaydın. Şiirelerle sarıp uzaklanır mı? Desek binlerce oğlunun içinden senin kokunu versen.
Desek yüz binlerce gözün içinden hepsinin gözünü ağladın. Ve senin, senin oğlunla kurban olalım. Ben, kadının eşiğindeyim. Sana kokuya açık bir yer yok. Buna yüz veriyorum. Ben kendime de sana şiireler yazdım. Hem kadının eşiğindeyim. Ne zaman senin kapının olsun. Hepinle eşiğindeyim. Hepinle eşiğindeyim. Bir dahaki senin eşiğindeyiz. Sen isterken kadınla beklemem ebedi. İsterken bakma yüzüme. Gözünün yaşını sevinme. Gözünden yaşlı kan alsın. Sen arkana sevilmiş dersen.
Yettiğin hançer bir tanede hançer kurulmuş değilim ben. Diyin etmemi de istersem. Her etrafından benim daha etmemem istersen. Ben her etmemi seviyorum dedikten. Namzul gibi davet edeyim kendimi. Ben, Allah’ın oğluyum o herifin derdim. Ben, eşiğin oğluyum o herifin derdim. Bilmiyorum, nereden istersem. Ben, Allah’ın oğluyum o herifin derdim. Ben, eşiğin oğluyum o herifin derdim. Bilmiyorum, nereden istersem. Ben, eşiğin oğluyum o herifin derdim. Ben, eşiğin oğluyum o herifin derdim.
Gelmediği sevgilim. Yetmediğim akıllı dökkan. Gelmediği sevgilim. Yetmediği kapında beklemeyi. Bir kez oldu. Gelmedi. İster son nefesin dedi. İster ilk nefesin dedi. İster terbiye nefes alışverişi dedi. İster kavgaya girdiğimi de dedi. İster kavgaya çıkın dedi. İster namşer dedi. İster rezantaki taraklar dedi. Aman bir kezdir. Gel. Ben, Allah’ın oğluyum o herifin derdim. Ben, senin geldiğin için kırmam olmuşum. Ben, bir ayın ateş altında Allah’ın tekeş altında olmuşum.
Ben, İsrail’in kurban olduğunda Allah’ın yücesine kurban olmuşum. Ben, Allah’ın tekeş altında Allah’ın tekeş altında müşahede soğumuşum. Senin geldiğinde bekliyorum. Bir kez yanımda yanmağımı değilsen, Ebedi ayaklarım da arar der. Bir kez yıkanmamı da o neyse, Binlerce camı verir. Binlerce kuru da arar der. Aman, sen gel de resende rahatsın. Sen gel de resende rahatsın. Senin gel de bekle, yeter. aşk, neyle uçtuğunu kelamdır. Aşk neyle uçtuğunu, rengi durur, saldırır, cübüş durur.
Aşk, kendi pabiş ağrını tesis eder kaybeder. Kendi pabiş ağrını koyunca, kendini de ağrı çıkartamaz. Dikkat et, kâin et, sabreder. O yüzden kalmadık birbirine dedi ki, bağış altında bulunca, Ne dini kalır, dikkat edin. Ne dini kalır, ne iman olur. Ne iman, dünden kalmazsa hepsini yıkar. O çünkü, ciddi, iyi izlemez. O, hiç köşeyi mislisi izlemez. bu ruhdan dövdürürüz. Bu nefsinden dövdürürüz. Bu şeytanla dövdürürüz. Bu sizin bildiğiniz dinden özel.
Bu tüccüdü bildiğiniz devletlerde, sizin bildiğiniz ruhundan, sizin bildiğiniz inançlardan alınır. Bu dini özlürdür. Bu dini takdir et. Sizin bu ruhunuzun bir kitaplarından da kalmaz. O yüzden Hazreti Feride dedi ki,
5. “Aşksız İnsan İnsan Değildir” — Ferîdüddîn Attâr ve Muhammed İkbâl’in “Aşksız Müslüman Kâfirdir” Sözü, Aşkın Peygamber-i Ekber Oluşu, Kör Bir Aşıkın Hikâyesi ve Seven Sevdiğine Benzer Prensibi
Aşksız insan, insan değil. O yüzden Muhammed İhbade dedi ki, Aşksız Müslüman, kafirdir. O yüzden Hazreti Feride dedi ki, Allah’ın namazı büyük oluveren eşek yapar. Bu aslında kelleci izledi. Allah, insanı aşktır. Sebep? Çünkü insanı yaratdı. İnsan onu tezmich etti, teşhid etti, tenzih etti. Bu Allah hoşnaldı, onu sevdi, onu sevince, bir yana için Mahmut Mustafa’nın mali durumu etti. Onu sevince, onu tabah etti. İnsan, insan, aşkın üzerine yaratılmıştır. İnsan, sevginin üzerine yaratılmıştır.
Ve insan, sevgine ve sevgilerden yaratmıştır. İnsan, sevme ve sevgine yaratmıştır. Aşk olan mağazı, oğlun elbise, çok özür diler, hiçbir şey verdi. Ona nasihat eder. Ona nasihat eder. Ona nasihat eder. , bağlam şeylere baktığın bütün yüzünüzden değil. Ama o yüzü için delirince, ya bu yüzü ona mali durdu, ya da bu yüzü de ayak durdu. Elbette yüzü de ayak durdu. Elbette yüzü de ayak durdu. Ama aşk, böyle delirildi. Onun hiçbir şeyini bilmez. O uyudu. O hiçbir şeyini tahmin etmez.
Ama tahmin ederiz. O yüzden, aşk bir yere teşhid etmenin aşkına sen kalmazsın. Neyi seviyorsan, ona benzersin. Fark aşıklığına bak. Neye aşık olduğuna bak. Eğer aşık olduğu bir şey yok ise, dön Allah’a, yan Allah’a. Aşık olduğu bir şey yok ise, kendi kendine yırt Allah’a, kendi kendine dön Allah’a. Neden? Aşık olduğun bir şey değil. Nefes al, sen de bir şey. Nefes al, sen de bir şey. Hep yılların bir olan bir şey anlatıyor. Şimdi kimse gelmiyor anlattığım için. Genç bir arkadaş gelmişmişlerden.
Abime aşık olurum. Ben böyle korkuturum. Ben kalktım. Yavrum benim, gel gel. Bir saldırı yap. Bana dedim, aşık korkutursun. Böyle çekilen ilaç böyle. Ben onu böyle tersi bir şey yapacağım. Kıpak bir tersi bir şey yapacağım. Dedim ben aşıklar yok. Ben bir aşıklar yok. Düşünme, sözüme, söylemeyeyim. Söyleyeceğim ama. Otur, benden sessiz otur. Kime aşıksın? Bir tanker. Harikasın. Harikasın. Gerçekten çok aşıksın. Ne diyorum abi? Bağlattın beni. Patlatacağım seni bir üstünden. Rahatladın mı?
Dedim, bu sevdiğin kızı başka bir erkekten yoksa ne yaparsın? Vurma abi. Lan nasıl ödeyeceğim? Türkçe mi yapalım? İnsan sevdiği ödülü mü olur? İnsan aşıklar olur, Türkçe yaparım mı? Desene dedim, ne elbette yapayım? Eğer sen benim anlamam olacaksan. Ben sevindim. Yine seni sevdim, inanmaz diye cümledim. Var sen, istediğin aşağıya eğleniyor olacağım. Var sen, oğlanla, kimi seviyor olsan onu anlamadım. Sen, yeter ki mutlu ol, yeter ki mesut ol. Ama şimdi, seni sevenler kimse var.
Ben bir eşşek ben. Her ne zaman gel dediğimde geleceğim. Her ne zaman ödüldüğümde geleceğim. Her ne zaman ne diye istersem yapacağım. Bir garip aşıklığım var yavrum. Çocuk durdu. Dedi, abim nasıl bir şey olsun? Dedi, abim, sen bildiğin bir şey değil. Sen bildiğin bir şey değil. Öyle değil mi? Öyle değil mi? Öyle değil mi? Ben de öyle değilim. Sen ne kadar çılgın bir şey olsan? Sen ne kadar çılgın bir şey olsan? Çünkü sen beni sevdin. Ben seni sevdim. Allah’ın izniyle. aşk.
Hazreti Bibi’nin, bizden deyip, bizden oldu. Hayat koyduk. Suve-i Ekmek, bizim cinçimizdeyken, bizim cinçimizden oldu. Vücudumuzu beslerdi. Aşık. Kuvvet verir bize. Aşık en kuvvet verir. Neden? En kuvvet verir. Dünya sahip. En kuvvet verir. Aşık kadar kuvvet verir. Ne istiyor? Aşık kadar kuvvet verir. Aşıktan var. Onun ölü bir duası vardır. Diğerleri öbür etmiyor. Onun öbürle bir bakış var. Kıranları kesmiyor. Unutalı anlaşılma uyumadığı. O yüzden kuvvet verir. O yüzden kuvvet verir.
Bir aşık olarak da zamanında değil. Bakın yıllar sonra bakın bakın bakın bakın bakın bakın bakın bakın bakın bizim aşkın onlar kendi kaderinden onların bakın bakın bakın bakın anlamsızlar anlamsızlar neden? Aşkın ölü hiçbir şey yok. Aşkın kuvveti hiçbir şey yok. Aşk devreler de kaldı. Aşk devreler de kaldı. Aşk bir insanı kendinden geçirip helak verir. Aşk bir insanı kendinden geçer. Vardır. Seni yok ettiği gibi seni bağladık. Aşkın ölü olmadı. Ve her kâğıtta senin tüm güdelerin dolaşıldı.
Ve her tümün üzerinde senin resmin bakıldı. Sen bakarsın aşk sorulun oldu. Senin bütün düzenlerin bütün aralığın dağılıldı. O yüzden der misin İsmail kendine daha mutluluklar doldurulmak var mıymış? O yüzden der misin Allah’ın adını bekler misin? Aşk ölü. Ama aşk şerbet değil. Hazreti Meydan’ın adını anlatırız dedi ki, eğer şerbet aşk olmuş olsaydı eşekler aşkın adını doldurdu. Aşk insanın altınza altın doldurulur aynısıdır. Gülüşle gülüş doldurulur aynısıdır.
Fark aşkın aynısına kendini gülüş gördüysen altın etmeye sorun. Sakın resmi uyumadan sahne altınlarla olma. Yüzündeki boylu bir yüka gerçeği gör ve gerçeği görmek var. O eksildir. O bak demeyin altın neler. O eksildir. O gülüşü altın neler. O eksildir. O delinin altın neler. Sen de her şeyin aşkla başla. Onu anlatırsın o zaman su ve emekli bir aşkla seni ihalkarız. Su ve emekli su ve temizliğinde cinsizlik yok ama sonucu bakanından onun cinsini zili.
Ah bizim cinsizliğinde değil ama onun cinsini zili. Eğer bizim cinsizliğinde onun başkası bir şeylerden zevk alıyorsak o da kimsinde kimseyi bulana benzer bir şey eyle. Tabii biz aşktan zevk alamıyoruz ama aşka benzer şeylerden zevk alıyorsak bunun cinsini zili. şefyede düştük. Şefyede bize aşk düştük. Nefsimize düştük. Nefsimize aşk düştük. Dedik ki kalbime bak. Kalbime bak. Kalbime çok zeytin. Bizi nefsimize düştüğümüzü bilemiyor. Onu aşktan zemindeyiz. Onu cimrimizden zemindeyiz.
Melek ve şeytanın kendilerinden bildikleri gibi. Biz de aşksızlığı aşktan zemindeyiz. Mandeviyan ısınır, maneviyan ısınır. Biz aslında şeyh o birini şeytan etti. Çiğni olmayanı biz zannettik. Biz aslında mülviyi olmayanı biz zannettik. Biricik dedikçe, biricik biricik, bu, biricik dedikçe böyle zannettik. Biz onu zannettik koştuk arkasından. Kanun su verdik, bulutu verdik, değişimliği vermek, nefes vermek. Bir de bir biricik dedikçe, bulutu vermek, nefes vermek. Biler cekil. Yeter.
Gözümüz açık değil. Neden? Kalbimiz açık değil. Kalbimizde şeytanın çaman çalıyor. Kalbimizde şeytanın çaman çalıyor. Sadece bir şey yapmadan. Evet. Oysa dedi ki, kalbimiz aynı olsun. Bütün Allah dostu, bütün peygamberler dedi ki, siz kullan yolunu. Kalbimizin siz kullan yolunu. Bütün peygamberler dedi, Allah’ını siz verin. Allah’ı tanrıldı, Allah’ı kahretmedin. Biz yapmadık. Bütün aşıçlar bize bir yollar anladı. Biz tersine gittik. Tersine giderken de kendimizi alalım. Onun aşıdan gelip.
Çünkü o başka benziyor. Biz onun aşı zannetmemizden dolayı alalım. Onu din zannetmemizden dolayı düşündük. Onu din anlamak oluyor. Din anlamak yoktunuzda böyle alt aradık. Onu ünlü bir kimse görmüyor. Ünlü bir kimse gördüğünüzde var mı? Ama köylü olan birisi, başka birisi değil. O alt aradık, o mesleğini yapar. E bizim kanalım, biraz yabancı yerler. Biz bu konuda gelip deyince o biri, sahip etmedi.
Eğer bizim de birisi bu aşılardan aşık bir şey yapamıyorsa o da acı bizimle denize yollanan birer bir şey yapabilir. Neden? Aslında bizimle, ama bizden değil. Alıp, ondan zevk alalım. Mümin başıdaki mümin değil. Mümine belirttiğin için olman zevk alalım. Bu kadar mümin değil oluyor. kendinize göre, hiçbir arabalı olmadı ya. O bir oğlun anı bizden mümin tanıdığı. Değil mi kardeşim? Arabalı olan birisi, iki karakterse küfür etti. Her an arabaların da çıkan direk. Neden bizden satılırsın onu?
Değil mi? Değil mi? , heva gelmez. Bu da olur. Cinsen belirli yerden alınan zevk dahimi değil. Bu zevk adliyedir. eşitidir. Adliyeden mesleğisin. Adil. Vakit olsun. o cinsen belirlilerden alınan zevk ve o adliyedir. Hamid. Ferkat.
6. Hz. Mevlânâ’nın Câniye Hikâyesi: Gâniye’nin Güzel Yüzü Hastalıkta Solunca Aşkın Gitmesi, Geçici Olana Âşık Olunamayacağı ve Kalıcı Olana (Allah’a) Yönelme
Hazreti Mevla. Bu caniye hikayesinde de. Ne zaman ki caninin sevgisi gibi görünen bir gün görünce kuyrukcu olan sevgisi gider. Hazreti Mevla diye geçici olan şeyleri sever misin sen? O geçici olan şeyin gözünden baktığınca sevgisi gider. Sen vakit olana sevgisin. Vakit ol. Kavuş ol. Havikice mesleğinin tabi gamı yapıyordu. Öldü ortaklık oldu. Öldü bir ortaklık oldu. Senin cinsinden bir göründü. kadına aşık ama kadının o anı güzel bir yerler bekleyip derken, özür dilerken peşini yakıyordu.
O düşükebilir. Atmadan durdurma yollarını arıyordu. O geçici, o aşık. Aşık olsaydı onun yüzün yanında sevceklere diyecektik sana gün güzel taklidi olurdu. Ve o adam çok iyiydi. Adam arasız kalınca kadının aşıklılığı. Tövbe bir yüzücünüzü bilir mi? Öyle. Bir de kazanan hepsi bir taksi geldi. Kadını çaldı. Kör oldu mu dedi? Atında farklı oldu. Ondan sonra bir taksi geldi. Çarptı kadının gözlerine çaldı. Ve sürü bir sanatçı oldu. Var ya, hep kullandığımız izleyenler gibi bir kesim yalan oldu.
Yeşil kadının daha çok iyiydi dedi. Tabi tabi tabi bir karı olmuştu. Aslında amaya amaya sinemadan çıkıyor. İstirbeyi göreceğiz şimdi. Azıcık Kör oldu. Kimden karı oldu? Sonra o kadar. Olurdu karı o kadar. Farklı karı oldu. Farklı karı oldu. Yok ama bu içecek ki oldu. Farklı karı oldu. Zeyzal’ın da zarar etti. Olurdu karı oldu. Olurdu ki karı oldu. Necden anı karı olmuş. Olur Necden anı karı olmuş. Farklı karı’nın sevgilisinden tanıdığı biz o filmden daha da Allah’ın kıyamlandığı biricik.
Şimdi filmden daha da Allah’ın sevgilisi. Aşklarından seviyor. Biz onu bildiriyoruz ya şimdi. O kadar da iyi yapmıyoruz. Ancak kaç saattir bu dolayı? Hiç unutmuyorum. Herkesi korktuğumuz için Allah’ın sevgilisinden tanıdık. Aşk’a baksana azından. Necden anı karı olmuş. Ölmüş. Biri gelip biri tanıdık. Böyle kullar ayakta oturuyor. Sakin ol. Bunları anlatıyor. Bunu anlatıyor. Allah’ın sevgilisi. Gönülleri anlatıyor. Bununla herkesi anlatıyor. Harika. Herkesi anlatıyor. Ağlayarak görürsünüz şimdi.
Filmin sahnesinden sevgilisi düşüme varsa, affedersiniz. Eline dağılmaz. Onu acaba bizlerden ve ötelerde eşimde böyle dolaşır mı? Dolaşabilir miyiz? Ağlayarak görürsünüz.
7. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Konferansı: Aşksızlığın Bir Hastalık Olması, Aşksızların Psikiyatrik Tedâvisi Teşhisi ve “İnsanlığı Aşklarla Tedâvi” Önerisi
Bir gün Egemin Aslısızlı Türk Fakültesi’nde sporlu konferans sorusu var. Gönülleri atmakla, seyriyle bakalım. Kadın çocuğu okuduğumuzda o kadar da yana yıkılır. O kadar da yana yıkılır. O kadar da yana yıkılır. O kadar da yana yıkılır. O kadar da yana yıkılır. Birbirini de çözüyorlar. Ben sahiden sevgilerim olan hepsini. Ben sevgiliden başkan bahsettikçe böyle böyle birini istiyor ki yana bakıyor karısına, kadın bakıyor yana kocasına böyle sevgilisendiriyor, böyle başkan diyor böyle.
Böyle bir an daha anlamsam da Egemen Aslısızlı Türk Fakültesi’nden bir anlamsam da daha fazla anlamsam da bir maalesef artırmamı edecekler. O çok ömürlü doktorlar bunun birbirine boşaltacaklar. Bir tane daha eceği bir bayan, dayanamadan. Dedi ki bir şey yapalım istiyorsan boğuldun mu? Sonun yabancısı bin iş. Hepsi Türk Fakültesi’nden istiyorlar. Bakın, Türk Fakültesi’nden insan geçiyorlar. İnsan geçiyorlar. İnsanlığı tedavi etmeye çalışıyorlar. Aşkların haberleri.
İnsan, ömründe yatak bir insan aşkların bir haberleri. Daha eceği bir bayan, bir de kaldırıyor. Seni konuşmak istiyorum. o adam burada baktı. Seni konuşmak istiyorum. Hemen o kadar ömründe yatak bir haber var. Teşhis oluyor. Ben de dedim ki bu adam aşk. O adam da baktı, bu tehlikeli. Doktor falan falan doğru yürüyecek. Tabiri sen. Dedi ki, hocam, hemen bir orman var. Orman canı, ben nasıl bir gün de geziyorsun? Bırak. Tabi Orman canı bir gün de tepesizledi. Bütün salın tepesizler.
Aşklar nasıl bir insan. Çok basit. Gece otururumuzda kimin için ağlarız? Aklınızda kimdir? Elin sonu çirkinliği için gözleşecek mi? Gizem ne denecek? Hadi ömründen yaklaşın. Görek veriyorlar. Kimin için kuzuruyorlar. Ömlekler de ağlamak için ağlılar. Aslında takip. İslamlıların ağı fakirleri hangidir? Ağı fakirleri hangidir? Eğer bir ömlek parası, ömlek iki parası ağlayacak, bir parası, ömlek iki parası ağlayacak, kapatmazsa ağlamazsan hallederiz. Aç aça kalırsan, ağlamazsan ağlamayasın.
Ondan kendini duayet edin. Bir kimsenin kendini duayet edin de kaza alınca da üretilir. Kendini duayet edecekler. Çocuğun çocuğu durunca da, satmak için ağlayamam. Sertlikle ömlek ortadan bir, otuz dört tane ömlek ortadan bir. Akladan birinden değil bir. Ayrıca namaz alınmaz. Sufide kaynanan ağlar atmaz. Sufi kaynağa ağlar atmaz. Sufi kuşu ağlar atmaz. Sufi altı ağlar atmaz. Ömlek öteye ağlar atmaz. Atın geçerliği ağlarmaz. Ağlar yok. Atın ağlar, seni de ağlar. Ömlek ağlar, seni de ağlar.
Kuşu ağlar, balık ağlar, seni de ağlar. Ağlar da orada, ahiret kalan neyle bir kol. Halil’in şimdi laf söylemeden iman-ı muhariyyana, iman-ı muhariyye, kahrede verilir. Bir hadis nafiyeler için hadis netleri alınır. Hadis neti namaz edilir adam, kedinin içine öbür kafasına atak etler geçirir. İmam-ı muhariyye, gidelim bakalım, iman-ı muhariyye, der ki Allah Allah takviyetiyle avlatmaz. İnceleye bak. Atın Allah takviyetiyle avlatır da, o kadar takviyeti dahil eden dönerler. Sufiler avlatmaz.
İnsanlar avlatmaz da, yolda giderler avlatmaz da. Anamın içeriye bak, ayakları gönderirse, altından atasını yüzele olur. Alınmak yok, alınmak yok. Allah’ın bilgiden değildir. Bakın alttan bilgiden gelir. kuşa kuşa dışarıdan kalktı gelir. Bir kere bak, kendinden o kadar hırsı vardır. Hırsı yok. Susuz kimseye selam alır. Zevk edip, bakar buna erişince kaçar yine su alır. Bir kimse susuz, selam alır. Buradaki susuzluk dinle alakalı.
İnsanlar dinle susuz, insanlar ilahi taşla susuz, susuz, insanlar şanlı sevgiye susuz, insanlar muhabbete susuz, insanlar muhabbete susuz, o susuz olabilir insanların. Bir tane susuz olabilir dini anlamak, dini olabilir, dini yaşamak için. Bir olay giderler, bir zeyrekler. Bakarlar ki, selam kalan, selam alır. Selam kalan, selam alır. ona selam, zevk edip, taklid, aslında su yok. Öyle kimselerle aradık aslında susuzdur. Öyle yolda da aradık susuzdur aslında. Aman Allah’ın cezabı bu var.
sorun, sorun. sonra, Hz. Peygamber’in Efendisi’nin rümanlığında diyor ki meselesinden, ben kaçıyordum, beni şiiri doyurdum. Sonra da ben erişim için değil. Sonra da ben erişim için değil. Ben açım, ben çiğim değil oluyorum. Ben güzel, gömleksiz yapmak isterim. Güzel de gömleksiz yapmak isterim. Aman Allah’ı şükür. Ben enerjim içiniz, seversiz sevmemizdir. Ben erişim içiniz, seversiz sevmemizdir. Ben erişim içiniz, seversiz sevmemizdir. Ben erişim içiniz, seversiz sevmemizdir.
Ben erişim içiniz, seversiz sevmemizdir. Ben kendimi sevdiğinden geçeyim. Cehennem dolusunu geçirte sevmek isterim. Bana cehennem dolusunu geçirme. Beni durdururum da Allah’a koru. Binlerce hürriye Allah’ın üstünde koşan gayri bütün insanı dikerler. Bana cehennem dolusunu gömleli giydirme. Bütün yollarımıza, bari bari kapasal. Bütün yollarımıza, bari bari kapasal. Cehennemi toplasalar gözümün önüne gelirse ben yine seni sevmekten vazgeçmem. Beni cehennem dolusuna korurum. Beni zelal edin.
Öldürün. Öldürünme. Binlerce hürriye Allah’ın üstünde koşan senin bütün hürmet, bütün insanların senin cehennemin de korkmaz olur. Kurduyduk yüzünüzü veriyorum derler. Belki yüzünüzü anlayamıyorum ki istiyorlar. Ben benim dağlarım senin gözlerinde kurduk istiyorum. Benim gözümün başına gözlerine çekeceğim. Denedim. Susuz bırakırım. Sebeb tam sebebime. Benim suzunuz bırakırım. Sebeb tam sebebime. Ben evim. Annem babam yok. Dayım mancayı yok. Elimden bulacak hiç kimsen yok. Benim sebebime.
Dövdürem. Beni dayırırım. Beni meslek. Bana bak. Benim senden yok. Hiçbir şey yok. Bana bak. Benim yolumu anlatıyorum. Ben senin yolunda hiç bir şey yok istiyorum. Benim yolumu senden yok. Benim istihbarım yok. Ben senden başka bir şey yok istiyorum.
8. Râbi’a’nın Allah Aşkı: “Cehennem Dolusu Gösterseler Seni Sevmekten Vazgeçmem” Yakarışı, Altın Gibi Görünen Müflis Kalbin Bakır Oluşu ve Dış Giysilerin (Sikke-Hırka) Aldatıcılığı
Müflisler kalıp altından koşturdunca o altından bakmadan bir su var yok. Sen bakarsın dışının altına benziyor. Sikkesi, şerkesi, cübbesi, cübbesi, sırtla altından öncesinden yürüyor, yurt altına, benim sahi bir kısım. Sen dışının yüzünden bakmadan bir su. Şerkezini bulup bir dişi geçirip yürür. İçi estağfirullah. Dışının yüzünden bir dişi yapıp çok mutlu bir derdini görürsün. Sen bu günah yılların kınası hikmetli bir söz olalara değdi. Hikmetli bir söz.
Dışının yüzünden bir dişi yapıp çok mutlu olur. müflis ihlas etmiş kimse. O dışı altı, içi cennet, bakır, çok serse, bunu borçlu bir şekilde aldatacak insanları. O takvabıya gidince elini çıkartmadan insanın garba nesi? Bu dünyanın bir küçücük imtihanla çıkarılmaktan. Seni çok seviyorum da, sen de teklik versin, senden nefretler. Seni çok seviyorum da, ben seni hiç sevmiyorum da, senin tozlu göremezsin.
O, ben sana aşık, sana kurban olur mu da, ben her gün gelirim, belki gelirim, müsafemde sana ağır olmamı istemiyorum ben. O, ben seni çok seviyorum da, sen oturmuyorsun, oturmaz, kalkarsın, kalkmaz. Gelmez, gelmez, gitmez, gitmez. Ama çok seviyorum. O yüzden kalp bir sürü de değdi olur. Çok vah, ben çok. Harika. Şu türlere tırmanılmaz, o yere tırmanılmaz mı? Ha, tırmanılmamış. Ha, böyle bir cevap var. Şu türlere tırmanılmamış. Ha, ben sana anlamadım, sen anladın mı?
Yapışmışken, başta tırmanacak gibi uğraştın. Ama aklınla tırsandı. Öğrenmeyeni bu türden tırmanamaz. Bu olmaz ki, ama niye olmaz ki? Bir söz de, kavmada, hasa, çıkar derler ki, bir gelme, bir gitme, bir durme de, çıkar derler ki, bir gitme. Biz kendisini çok seviyoruz, harika. Hamdakar kumusunu, kumandan kumandan Allah’a şükür. gizlilik ardında şeritliğinde koşuyor, yanında kalan yelçibin rüyada var. Deli böyle davranma, atacaksın , dedi kendini oğut yere.
Başlayacağım dedi, yerde atıp, ağzın çitleri atar, var. Ben şimdi, ben şimdi, o böyle dedi, attı, attı dedi, başladı, Allah Allah Allah Allah, izmir verdi. Başında yalvarıyor, ne olursunuz tamamen anlıyor. Ben onu da ayırmaya geldim. O zaman kendine kadar, neredeyse, nasıl neredeyse, onun neredeyse, Allah’ın sevdiği yeminler sizin, isme verişine gelip, neredeyse, nereye gidip, ne yapalım, bir konu koşmak, bir konu koşmak, bir konu kaçırırsın. Uyanıldık, ben normal değilim zaten.
O bizi bulamayacak, şehirden, te, kardeşinden, olan dedi ki, Halislan, hanımın tavuk kesiyor. Nerede tavuk veriyor? O işlerden bir şey yok, o da bir şey yok. Bana dedi, bu Halislan’da böyle bir şey, tavuk kesiyor, böyle bir kesiyor, kendini oğut yere, ne yaptı, bir de yok. Biz gittiklerden, şehirden dedi ki, otobüse, belbek, telekartı, indik, bana dedi, oğlum git bayıl, ben alıp geldim.
Ben koşup koşuyordum, almayan, balgayat, izleyicilerden, ben de anladım, koşup koşuyordum, bayıl, ben de anladım, bir de bir şey istedim, bir de tamam, koşup koşar, ne işe yarım, performancı, almayan, balgayat, ben de anladım, ben de anladım, o kelebe değil, hayır, hayır, hayır, hayır.
Tuttum ki, bu kelebe, ah, ben de anladım, beyin oğlunu alınca, kaba basıyorum, dedi, ne işe yarım, hayır, hayır, oğlunu yavaş yavaş, atacağım, koştum kendime, kimler de arka kaba basıyordu, atacak, kimler de sıstıralıyordu, dedi, sus, atadım, ben de anladım, atacak yerden, kendime, attım kendime, topaşladım da, iman, kaba basıyordum, kaba basıyordum, kaba basıyordum, yoruldum da, iman, böyle bir terk, ne olsanız yoksa, bu konuda deli deli, yövütü sonrasını saklattınız, bu susmuş, benim, kendime gelmesen de, böyle bir şey, baktım, mezun açtım, herkese başımdan, neredeydi böyle?
nesildi ki, koşa koşa, şehirden gittim ben de, sarhoştum, şeridim, bunun hakkında, ben de anladım, oldu mu dedi, dedim ben, oldu mu dedi, getirdim bir tavuk, hiç bir tavuk gelmeyeceğim, herhalde, ay, bu adam gelmiyor mu, bir tane, bu adam gelmiyor, bir baktım, bir şeyden ötürüldü, huzurdan, peşin oldu elimi, kardeşler, ay Mustafa Özbaha, ay Çınar, ay Çınar, pek bir şeyden aradığında, kimseyi nasıl bilmiyor, kim kimin sasılmıyor, böyle bir şey, bu kim bilmiyor, o adamla, o adamla, oyluğumla, çok özür dilerim, sizinle, anladın mı, anladın mı, ay, çok özür dilerim, çok özür dilerim, bir tek, bir saniye, ocağı da kapatalım, hiç bir şeyden bir pahalı yok mu, oyluğum, uyku, bayku, ve baktım, Mustafa, peşin, peşin, ola, bu, bu, bu, pek bir şeyden, ocağı da kapatalım, bir tek, bir saniye, ocağı da kapatalım, bir saniye, ocağı da kapatalım, peşin, ola, bu, peşin, ola, peşin, ola, peşin, ola, peşin, ola, bir kadir, nabızlar, eksikler, çok özür dilerim, sahteler, sahtekarlar, seni aldatmasın.
Aldanmıyorum inşallah. Kebireden bu yukarı otur, ve kılıç atan dizler altına bak. Diyeceğiz, önümüzde kalp, devam edeceğiz. Tabi ki, denememiz gereksiz bir günümüzde, Allah’ın izniyle, inşallah, bu kadına seman olacak. Bizim semanlı kardeşler, semanlardan Allah’ı ekledi. Allah Allah Allah Allah diye seman ederler. Bizim semanlı kardeşler, kaçmadan kaçmadan kaçmadan, ne seman? Burası, Allah’ımız için, Allah’ın için, ola, bu yüzden,
9. Semâ’ın Duyurusu ve Kapanış: Semâ İle Zikretmenin Ücretsiz Olması, “Biz Para İstemeyiz Peşinden Yürüyeceksin Dersek Alırız” Prensibi ve Semâ’ı Dinleyenin Sevâbı
biz semanla sohbetten zikreden, dinlemenin sevaplarını söyleyelim. Bizim, payla satılan, kitabımız, paraya satılan değerlerimiz yok. Bizim, sohbetimiz, bizim, tonantılarımız, güçlüsüz, halıdan çok, herkesten çok da çok da çok. Hiçbir bir seman, hiçbir ücret istemeyiz, almayız, affedemeyiz. Hiçbir ücret istemeyiz, afetmiş, tebrik edip, davet etme, hiçbir söz istemeyiz, ayni bir kitapta, selamla, şanımıza, şükürlerime, hiçbir seman bize, muhabbetle, kutlan demeyiz.
Bizim ücretsiz, bizim, onun için, nefes alırlar ve yaratırlarımız. Tatış yeri, hayal kere, ötesinden müjden istemeyin, peşinden gelebilirler. Geri sizin peşinden yürüyeceksen, oturturuz, ücret almamız gerekir. O yüzden, sema ile bir kavgaç<|th|>, Allah için kolay, Allah için sema için de, her çarpta bir müjde, Allah’ın diyeceklerden, sizler de katıları verirsiniz, Allah’ın zikreden ömrünü tüvetiyordur. Başı açık, kapalı, adresli, adresiz, şöyle bir köpeğin ömrünü tüvye olur.
Herkes Allah’ın zikreder. Oturduğunuz yerden bizim için bir sakat yazıyor, için bir tane dinleşim lazım, çok şükür Allah’ın zikreden var. Hiçbir bir çizim kılsız yok. Ama büyük bir şakacılık dinlerken herkese, herkese tekrardan, o konuda o zikreden kılıyor, bu yandık, herkese kılıyor. O yüzden, Allah’ın zikreden günahı, kusur ve hatalini, suçluluğun günahı bulunduğu kesteden, Allah’a terk etmesin. Selam.
Kaynakça ve Referanslar
- Gelibolu Mevlevîhânesi — Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî silsilesi ve Balkan Mevlevîliği: Abdülbâki Gölpınarlı, Mevlânâ’dan Sonra Mevlevîlik; Sezai Küçük, Mevlevîliğin Son Yüzyılı; Ekrem Işın, İstanbul Mevlevîhâneleri; Gelibolu Mevlevîhânesi târihi üzerine Bayram Çolakoğlu yayınları
- “el-Mer’u me’a men ehabbe” — Seven sevdiğiyle berâber haşrolunur: Buhârî, Edeb 96; Müslim, Birr 165; Tirmizî, Zühd 50 (Enes b. Mâlik, Abdullah b. Mes’ûd rivâyeti); Gazzâlî, İhyâ IV “Kitâbü’l-Mahabbet ve’ş-Şevk”
- İblîs’in üç bin yıl meleklerle ibâdeti ve Âdem’e secde emriyle imtihânı: Bakara 2/34; A’râf 7/11-18; Hicr 15/28-43; Tabarî, Câmiu’l-Beyân; Sa’lebî, Kasasü’l-Enbiyâ; Kemâleddîn Demîrî, Hayâtü’l-Hayevân; Hz. Mevlânâ, Mesnevî II/3295-3305 ve VI/4754-4820 — İblîs ve Muâviye hikâyesi
- Cehâletin hikmet görüntüsüyle aldatması — “İlmin fesâdı”: Gazzâlî, İhyâ I “Kitâbü’l-İlm”; Ahmed Naîm şerhi; Molla Câmî, Levâmi’; Sehl et-Tüsterî, Tefsîrü’l-Kur’âni’l-Azîm
- Beden-Toprak, Nefs-Ekmek, Rûh-Su temsîli — dört unsurdan yaratılış: Sâffât 37/11; Hicr 15/26; Rahmân 55/14; İbn Arabî, Fütûhât II “Kitâbü’l-Hikem fî’l-Halk”; Abdülkerîm Cîlî, el-İnsânü’l-Kâmil I “Hüviyyet-i Âdem”; Hz. Mevlânâ, Mesnevî I/1110-1135
- “Şeytan kalbin kapısında bekler” — Şeytanın kalbi vesvese ile çalması: Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân 58; İbn Ebi’d-Dünyâ, Mekâyidü’ş-Şeytân; İbn Kayyım el-Cevziyye, İğâsetü’l-Lehfân min Mesâyidi’ş-Şeytân; A’râf 7/200-201, Nâs 114/4-6
- “Yâ ehli’z-zikr in küntüm lâ ta’lemûn” — Zikrin kalbin mutmainiyyetindeki rolü: Ra’d 13/28; Ankebût 29/45; Enfâl 8/2; Nevevî, el-Ezkâr; Abdülkâdir Geylânî, el-Gunye; Ebûbekir el-Kelâbâzî, et-Taarruf li-Mezhebi Ehli’t-Tasavvuf
- Ferîdüddîn Attâr’ın (ö. 627/1230) aşk anlayışı — “Aşksız insan insan değildir”: Ferîdüddîn Attâr, Mantıku’t-Tayr (çev. Abdülbâki Gölpınarlı); İlâhînâme; Tezkiretü’l-Evliyâ; Helmut Ritter, The Ocean of the Soul; Hellmut Ritter, Das Meer der Seele
- Muhammed İkbâl’in (ö. 1938) aşk felsefesi — “İşkısz Müsülmân, kâfir est”: Muhammed İkbâl, Esrâr u Rumûz; Câvidnâme (çev. Annemarie Schimmel); Peyâm-ı Maşrık; Ali Nihat Tarlan, İkbâl’in Şark ve Garb Anlayışı
- Aşkın şeytan, nefis ve melek üstündeki sükûneti — Mevlevî aşk istılahı: Hz. Mevlânâ, Mesnevî I/1-18 “Dinle bu neyden” bölümü, III/4370-4480 “Aşk’ın Herşeyi Doldurması”; Dîvân-ı Kebîr (Şems); Fîhi Mâ Fîh (çev. Meliha Ülker Anbarcıoğlu)
- Hz. Mevlânâ’nın Câriye ve Kuyumcu (Zergerde) Hikâyesi — Mesnevî’nin açılış kıssalarından: Mesnevî-i Şerîf I/35-245 (Câriye ve Pâdişâh hikâyesi); Abdülbâki Gölpınarlı Mesnevî Şerhi I; İsmâil Rüsûhî Ankaravî, Mecmûâtü’l-Letâif ve Matmûretü’l-Meârif
- Geçici olana âşık olmama, bekâ üzerine muhabbet — Hz. İbrâhîm’in “Lâ uhibbü’l-âfilîn”: En’âm 6/76-79; İbrâhîm Aleyhisselâm’ın yıldız-ay-güneş temâşâsı; Râzî, Mefâtîhü’l-Gayb; Taberî ve Kurtubî tefsîrleri
- Râbi’a el-Adeviyye’nin (ö. 185/801) hubb-i ilâhî yakarışları — “İlâhî eğer cehennem korkusuyla sana tapıyorsam…”: Ferîdüddîn Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ “Râbi’a” menkıbesi; Margaret Smith, Rabi’a The Mystic; Abdurrahmân Câmî, Nefahâtü’l-Üns; Annemarie Schimmel, Mystical Dimensions of Islam
- Müflis kalp — Altın yaldızlı bakır temsîli ve ihlâs: Müslim, Birr 59 — Müflis hadîsi; İbn Arabî, Fusûsu’l-Hikem Lokman fassı; İmâm Rabbânî, Mektûbât I.177; Hz. Mevlânâ, Mesnevî II/2760-2820 — İçi bakır kalp
- Sikke, hırka ve cübbenin iç mânâsı — Mevlevî tâcının remz değeri: Sultan Veled, İbtidânâme; İsmâil Ankaravî, Minhâcü’l-Fukarâ; Seyyid Safvet Yetkin, Mevlevîlikte Sülûk; Abdülbâki Gölpınarlı, Mevlevî Âdâb ve Erkânı
- Semâ’ın şer’î dayanağı ve ücretsiz olması — “Semâ dinleyenin sevâbı”: Mutahhar es-Sührâverdî, Avârifü’l-Maârif; Gazzâlî, İhyâ II “Âdâbü’s-Semâ ve’l-Vecd”; İbn Hafîf eş-Şîrâzî, el-Fusûl fî Usûli’l-Ahkâm; İsmâil Ankaravî, Hüccetü’s-Semâ
- Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri konferansı — Türkiye’de sûfî ruh sağlığı mülâhazaları: Kemal Sayar, Sufi Psikolojisi ve Geceyi Sabahla Buluşturmak; Erol Göka, Türklerin Psikolojisi; Medaim Yanık, Psikiyatri ve Din