Genel

Dört Kapı Kırk Makam – Hakikat Kapısı: Mânâyı Bilmek

MESNEVÎ-İ ŞERÎF 1434. BEYT ŞERHİ • DÖRT KAPI KIRK MAKAM

Hakikat Kapısı — Mânâyı Bilmek


Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır. • Bölüm 15/17

HAKIKAT KAPISI- MÂNÂ, MÂNÂYI BILMEK Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim Eftali zikir falemenne hu Lailaheillallah Lailaheillallah Lailaheillallah Hak Muhammeden Resulullah Cemiil Enbiyayı Velmurselin Velhamdülillahi Rabbilâlemin Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemize ve cümle Ümmet-i Muhammed’e Kur’an ve sünneti seniyyeye sımsıkı yapışmayı nasip eylesin. Kur’an ve sünneti seniyyeyi yaşamayı nasip eylesin.

Cümlemizi ve cümle Ümmet-i Muhammedi hakkı hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Allah hepinizden de razı olsun inşallah. E biraz üç beş dakika geciktik. Bizim Hakan kardeş bir soru hazırlıyordu, onunla alakalı gene bir soru manzumesi, öyle diyelim, onunla alakalı bir kaç kelam ettik. Hakkınızı helal edin inşallah. Derdimiz tabii İslam dünyası yine. O, bu konuda içtihatla alakalı sorular hazırlıyor.

İçtihat edilmesi edilmemesi ile alakalı. İçtihat konusunu işleyeceğiz inşallah. Ne zaman soruları bitirdi ondan sonra yeni bir konu açacak herhalde bir hayli o konu gider gene, inşallah onunla uğraşacağız Allah’ın izniyle. E güzel oluyor, iyi oluyor, farklı bir şey. Ondan sonra bir de kardeşler, arkadaşlar böyle farklı bir pencereden bir bakış açısı yakalanıyor. İnşallah faydalı olur. Evet, bu mesneviye devam ediyoruz. Dördüncü kapı, hakikatteyiz. Hakikatin sekizinci makamı, manayı bilmek.

‘Mana’. Adem’den itibaren mana üzerinde bütün herkes kafa yormuş, bir şeyler yazmışlar, bir şeyler söylemişler. Mana hep insanların ilgisini çekmiş. Girift meseleler; ne nedir ne ne değildir, insanoğlu bunun üzerinde hep kafa yormuş, beyin yormuş. Tabiri caizse üzerinde çok durmuşlar. Hala da mananın üzerinde hani görünenin arkası, görünmeyen ayrı, onun arkasındaki bilinmeyen. Onun arkasının ne manaya geldiğine dair onun hala da devam eder. İnsanoğlu mananın ne olduğunu veyahut da bir şeyin manasının ne olduğunu, görünenin arkasında ne olduğunu merak eder insanoğlu.

Bu bir taraftan zahirici dediğimiz kimseler oluşur. Onlar direkt akıl üzerinden gider. Tabiri caizse benim tabirimi hoşgörün, akılperestlik yaparlar. Bir kısmı da aklı tamamen reddeder, aklı kenara koyar sadece meselenin metafizik tarafıyla, mânâ tarafıyla ilgilenir. O farklı bir dünyada yaşar. Böyle hani ne şiş yansın ne kebap yansın noktasında değilim. Burda gerçek manada Kur’an ve sünnete dayalı bir sufi sistematiğinde ise akıl da lazımdır mana da lazımdır. Çünkü manayı yorumlayacak olan, manayı tabiri caizse harfe çevirecek olan yine akıldır çünkü.

Akılsız bir mana aslında çok işe yarar bir şey değildir. Manasız bir akıl da çok işe yarar bir şey değildir ama mana bu noktada sufiler için muhakkak olması gereken bir olgu mudur? Evet. Manasız bir sufilik, manasız bir din, daha da ilerisi, manasız bir din yani batınsız bir din, manasız bir din, kemale ermemiş bir dindir. Din manası var ise o zaman o manadan uzaksa o dinin dindarları, onlar kemale ermemişlerdir o zaman. E şimdi de zaten bütün dünyanın en büyük handikapı bu. İsevilerde de Musevilerde de Muhammedilerde de mana kapısı kapalı.

Yani mana ile ilgilenen, mananın üzerine oturup düşünen, mananın üzerinde hareket eden çok az. Bu genelde tarih boyunca bunun önderliğini sufiler yapmış ama ne yazık son dönem sûfileri de bundan uzak ve bununla alakalı bir çalışmaları, bir gayretleri yok ve ne yazık ki İslam dünyasındaki sufi yapılanmaları da büyük bir çoğunluğu manadan uzaklar. Şimdi böyle olunca da dünya tamamiyetle, maddeperestliğe doğru koşuyor, akılperestliğe doğru koşuyor. Yani maddeperestlik Avrupa’da, Amerika’da, batıda bitti ama bizde maddeperestlik en acımasız, en vahşi bir şekilde devam ediyor ve öyle bir açmazda ki İslam dünyası, batının bıraktığı maddeperestliği, akılperestliği, biz ne yazık ki yeniden, yeni bulmuş gibi biz onu böyle sokakta bulmuş gibi alıp başımıza tac ediyoruz.

Oysa mesela, örnekliyorum bunu, Peygamber sallallahü vessellem hazretleri hadis-i şerifinde peygamberliğin başlangıcını rüyaya bağlayıp rüyayı peygamberliğin kırk altı cüzünden bir cüz demesine rağmen yani İslam dünyasında rüyaya karşı savaş açılıyor. Yani çünkü rüya, mananın olmazsa olmazlarından. Bakın rüya, mananın olmazsa olmazlarından. Sizin, bizim, hepimizin peygamberi olan Muhammedi Mustafa sallallahu aleyhi vessellem hazretleri, rüyayı peygamberliğin kırk altı cüzünden bir cüz derken ne yazık ki bugün İslam dünyası rüyayı çöpe atıyor.

Tabiri caizse peygamberliğin kırk altı cüzünden bir cüzünü de çöpe atıyor ve bunu tatlı bir şekilde inkâr ediyorlar. Çünkü bu manadan anlayan, bu mana denizine kulaç atacak olan kimseler yok denecek kadar az. Böyle olunca, insanlar bunun cehaletini yaşayınca onun düşmanı oluyor, bilmediğinden dolayı onu reddediyor. Oysa ‘ahir zamanda ümmetimin görmüş olduğu rüyalar mübeşşerattandır’ dediğinde sahabe soruyor ‘Mübeşşerat nedir ya Resulullah?’, ‘Salih kimselerin gördüğü sahih rüyalardır’ diyor.

Şimdi bu mübeşşerattan, yani müjdeleyen, insanları hakikate doğru yönlendiren buna dâhil insanlar, İslam dünyasındaki kendisini âlim gören, kendisini şeyh gören kimseler, onu reddediyorlarsa İslam dünyası manaya kapısını kapatıyor, kapatmış vaziyette, bakın kapatmış vaziyette. Siz bugün bir müftüye gidip bir rüyanızı tevil ettiremezsiniz. Müftü olmuş ama yani düşünün Bursa müftüsü, il müftüsü. Siz bugün Bursa il müftüsüne gidip rüyanızı tevil ettiremezsiniz. Siz bugün Türkiye’de benim diyen bir şeyhe rüyanızı tevil ettiremezsiniz.

Bakın acı şeyler bunlar. O çok kalabalık müritleri olan bir şeyhe gidin, rüyanızı anlatın, rüyanızı tevil etmekten uzaktır. Ha bazı rüyalar vardır, hani tevile ihtiyaç yoktur ve bazı rüyalar vardır sahibi için tevili uygun değildir. Bunları kabul ederim. Bu sünnet-i seniyye ile de sabit zaten. Tevil edilmesi gereken rüya vardır, tevil edilmemesi gereken rüya vardır. Buna ancak rüya tevil eden kimse bunu idrak eder, anlar. İyi ama hiç rüya tevil edilmiyorsa orda sıkıntı vardır ama ne yazık ki bugün çok acı bir şey.

Manaya kapısı açık olması gereken sufi topluluklar, sufi toplulukların, manaya kapılarının açık olması gerekirken en başta onlarınki kapalı ve böylece İslam dünyası, kısır bir akılperestliğin pençesinde. Bakın, akılperestliğin pençesinde. Bu çok üzücü. Bunu tarikatlar, sufilerde ne yazık ki bu sıkıntının içerisindeler. Allah bizi affetsin. Oysa Cenab-ı Hak Lokman suresinde, ayet 20: ‘Allah size zahir ve batın nimetlerini bol bol vermiştir.’ Ayetle sabit. Demek ki Cenab-ı Hak, hem zahir olarak hem batın olarak bize bol bol nimetlerini vermiş.

O zaman bu nimetin manasını veyahut da manadaki nimeti veyahut da batın nimetini biz ne kadar tanıyoruz, biz ne kadar biliyoruz? İslam dünyası bu ayeti kerimeyi nasıl anlıyor? İslam dünyası bu ayeti kerimeyi anlayıp ne yapıyor? Biz bırakalım İslam dünyasını, biz o zaman kendimize bakalım. Evet, Cenab-ı Hak demek ki hem zahir olarak hem batın olarak nimetlerini bol bol vermiş. O zaman o batın nimetlerinden faydalanmak, o manadan faydalanmak, bütün Ümmeti Muhammed’e, bütün inananlara kapı açık. Bakın bütün kapı açık.

Ebu Hureyre’nin söylediği bir söz var ya radyallahu anh hazretlerinin: ‘Ben Resulullahtan iki heybe veya iki ilim aldım. Önümdekini bütün herkese saçtım. Eğer arkadaki heybeden bir şey söylesem (hani böyle işaret ediyor) Ebu Hureyre’nin kafasını keserdiniz’ manasında söylüyor. Demek ki Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vessellem hazretleri, bu ilmi ashabına öğretmiş. Ebu Hureyre’ye öğretmiş veyahut da o sır vermiş olduğu sahabe Huzeyfetu’l Yamani’ye vermiş. Demek ki bu ilmi talim tedrisat ettirmiş.

Hz. Ali efendimize talim ettirmiş, Hz. Ebubekir efendimize talim ettirmiş, Hz. Ömer efendimize talim ettirmiş, bazı sahabelere bu ilmi talim ettirmiş yani örneğin hani meşhurdur ya Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir rüya görür. Rüya görünce Hz. Ebubekir efendimiz: ‘ben tevil edebilir miyim ya Resulallah’ der. Demek ki Hz. Ebubekir(r.a.) hazretlerine o terbiyeyi, o eğitimi ona vermiş. Demek ki sufilikte, bilhassa mürşidi kâmillik yolunda, kemale erme yolunda manayı bilmek, önemli bir makam.

Bu makama erişmeyen bir kimsenin Mürşid-i Kamillik iddiasında bulunması, velilik, şeyhlik iddiasında bulunması, kocaman bir yalandan ibaret. O manayı bilecek ve o manayı tevil edecek. Eğer o manayı bilmiyorsa ve o mana tevili o kimsede yok ise onun mürşidi kâmilim, ben şeyhim, ben şuyum, ben buyum diye orta yere çıkması kocaman bir yalancılıktan ibaret. Allah muhafaza eylesin. Çünkü Hazreti peygamber bunu öğretmemiş olsaydı sahabeye, biz diyecektik ki bu ilim sadece Peygamberi Zişan efendilerimize ait, bundan sonrasına ait değil diyecektik amma ve lakin bu işi ashabına öğretmiş, ashabına buna aktarmış, ashabına öğretip ashabına aktarınca o zaman bu ilmi yok görmek, bu ilme sırtımızı dönmek mümkün değil.

Allah muhafaza eylesin. Bakın hani miraçta Hz Peygamber sallallahü vessellem hazretlerine iki kadeh içki getiriliyor, birisi şarap birisi süt. Miraç esnasında henüz daha içki haram edilmedi zahir olarak. İçki haram değil. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vessellem hazretleri kendisine ikram edilen iki kadeh içkiden süt olanını tercih etti ve sütü içti. Sütü içince, onu tercih edince melek dedi ki ‘fıtratı irşad eden Allah’a hamd olsun. Eğer şarabı alsaydın ümmetin azmıştı.’ dedi. (Buhari, Nesai, Müslim).

Sonra Hz. Peygamber sallallahü vessellem hazretleri, sütü ilme tevil etti. Burdaki fıtratı da ilme tevil etti. Bakın süt görüntüde madde ve bir içecek ve görüntüde madde, içecek olmasına rağmen ve rüyada veya miraç esnasında böyle bir şey görüldüğünde sütün manası ilim oldu, fıtrat oldu sütün manası. Peygamberlerde bu ilim, bu hikmet hepsinde vardır. Hz. Muhammedî Mustafa(s.a.v.) de bu zirvedir. Bakın süt burada ilme tevil edildi. Görüntüde süt ama hakikati onun manası ilim anca aynı buna benzer hani Cebrail Aleyhisselam Hz.

Peygamber sallallahü vessellem hazretlerine geldi de iman nedir, İslam nedir, ihsan nedir, kıyamet nedir ne zaman kopar diye sıralı, meşhur bir Cibril hadisi vardı. Onları sormuştu. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ashabına döndü. Dedi ki bu soruları soran kimdi? Herkes dediler ki Dıhye idi. Allah Resûlü sallallahu aleyhi vessellem hazretleri buyurdu ki:, ‘O Dıhye değildi, o Cebrail kardeşimdi, dedi. Bakın zahiren görüntüde kim vardı? Dıhye’ye benzer bir cisim vardı, Dıhye’ye benzer bir suret vardı.

Fakat o suretin gerçeği, hakikati, manası Cebrail Aleyhisselam’dı ve ordaki sahabe onun gerçeğinden uzaktı, onun manasından uzaktı. Herkes Dıhye gördü ama Hz. Muhammedi Mustafa sallallahu aleyhi vessellem hazretleri, onu Dıhye olarak görmedi. Dedi ki: ‘O Cebrail kardeşimdi’ dedi. İşte manadan kastedilen şey bu olsa gerek. Yine Hz. Enes(r.a.) hazretleri naklediyor: ‘Ben bu gece rüyamda kendimi Ukbe İbni Rafi’nin evindeymişim, öyle gördüm. Orada bana İbni Tâb denen cinsten taze hurma getirildi.’ Allah Resulü devam ediyor: ‘Ben bu rüyayı şöyle tevil ettim.

Yükselme dünyada bizimdir, ahirette de hayırlı akıbet bizimdir. Dinimiz de tamamlanmıştır.’ Bakın, Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi vessellem hazretlerine rüyasında ona olgunlaşmış taze bir hurma hediye ediliyor ona ve o hurmayı şöyle yorumluyor. Diyor yükselme dünyada bizimdir. Yani dünyada şan ve şerefi aratacaksa bu ümmetin artması lazım, bu ümmetin yükselmesi lazım. Devam ediyor: ‘Ahirette de hayırlı akıbet de bizimdir.’ O zaman hani o ‘amenerresulü’de okuduğumuz ‘Yarabbi, bize dünyada da ahirette de iyilik ver, afiyet ver’ diye o dua ettiğimiz: ‘Rabbena atina fiddünya haseneten’, evet, bakın Hz.

Peygamber sallallahü vessellem hazretleri, hurmayı farklı bir şekilde tevil etti. Dedi ki: ‘Yükselme de ahirette de hayırlı akıbet bize aittir, ümmete aittir ve aynı zamanda da dinimiz de dinimiz de tamamlanmıştır’ dedi. Bakın, rüyada görülen hurmanın manası tamamlanmış bir din ve hem dünyada hem ahirette iyiliğe gark olmuş bir ümmet. O zaman biz şimdi kendi kendimize eğer rüyamızda bize hurma yedirirlerse, bir hurma hediye ederlerse kendimizce şimdi ne yapacağız? Tevil edeceğiz. Manası ayrı, hadis-i şerif mucibince diyeceğiz ki evet dünyada da yükselme bize ait, ahirette de hayırlar bize ait, dinimiz tamamlamış.

Kimin dini? O şahsın dini tamamlandı. Yani onun imanı kemale erdi, o sahih bir imana sahip oldu ve ona hem dünyalık hem de ahiretlik nimet verildi, lütfedildi, ikram edildi, ona İhsan edildi ama bunun zahirdeki görüntüsü ne? Hurma oldu. Bakın zahirdeki görüntüsü hurma oldu. Şimdi kalbime geleni söyleyeyim. Hz. Ayşe annemiz gıybet etmişti. Gıybet ettiğinde Allah resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri ona dedi ki sen ölü kardeşinin etini yemek ister misin? Tükür ya Aişe dedi. Tükür ya Aişe deyince Hz.

Ayşe annemiz tükürdü, bir pançak çürümüş kanlı bir et çıktı ağzından. Bakın, gıybet manevi bir hastalıktır. Birisine bir tokat vurursun, bu fiilidir. Gıybet manevi bir hastalıktır. Bunun zahire tecelliyatı bir pançak kokmuş, kanlanmış et olarak görüldü. Bakın bir pançak et olarak görüldü. Demek ki gıybetin manası kokmuş insan eti yemek. Bunu sen görmedin, sen bunu görmediğin için gıybete devam ettin. Eğer sen bunu görmüş olsaydın ve bu senin ağzından çıksaydı bu ve sen bunu tükürmüş olsaydın ve o kokuyu hissetmiş olsaydın sen gıybetten tiksinecektin ama gıybetin manasını bilmediğinden dolayı sen gıybetin haramlılığını zahir olarak kabul ettin.

Zahirde kaldı veyahut da namaz sizi kötülüklerden alıkor. Eğer sen kötülüğe devam ediyorsan namazın mânâsına ulaşmadın. Senin kalbinden birilerine kötülük geçiyorsa namazın manası sende oturmadı, sende yerleşmedi. Sebep? Sen çünkü hala daha kötülük düşünüp kötülük yaparsın. O zaman namazın manası sende oturmadı, yerleşmedi veyahut da oruç tuttun ama orucun senin, yememek içmemek cinsel ilişkiye girmemek olarak kaldı. Ya? Sen yalan da söyledin, yemin de ettin, küfür de ettin, hakaret de ettin, herkese her şeyi yaptın.

Oruç mana olarak sende tecelli etmedi. Mana olarak sende tecelli etmiş olsaydı orucun senden şikâyetçi olduğunu görecektin veyahut da sen tevhidin manasına ermedin. Eğer tevhidin manasına ermiş olsaydın, tevhidin senden şikâyetçi olduğunu görecektin. Nasıl yani? Evet, tevhidin senden şikâyet ettiğini duyacaktın, görecektin. Diyecekti ki: ‘Ey Allah’ım! Beni okuyan bu kulun var ya, evet, sahih bir kalple okumadı. Beni okuyan bu kul, sahih bir dille söylemedi. Beni okuyan bu kul, bununla insanları aldattı, bununla etrafı kandırdı, bununla mal alırken yalan söyledi.

Bununla mal satarken yalan söyledi, bununla kardeşini kandırdı, eşini kandırdı, çocuğunu kandırdı, etrafını kandırdı. Beni söyleyen bu kuldan ben şikâyetçiyim yarabbi değişini sen duymadın. O yüzden tevhidin manasına varmadın daha henüz. Tevhidin mânâsına varmış olsaydın senin affın için tevhidin nasıl mücadele ettiğine şahit olduğun gibi senin cezalandırılman için de Allah’a şikâyetçi olduğunu duyar, görürdün. Bunu duyup görmediysen her ikisini de o zaman tevhidin manasını bilmiyorsun daha, daha tevhidi mana olarak yaşamadın.

Ha, sen ne zaman ki, ne zaman ki tevhidin senin için Cenab-ı Hakk’ın huzurunda, senin affın, mağfiretin, lütfun, ikramın için dua ettiğini, yalvardığını duydun. İşte o zaman tevhidin manası sende tam olarak tecelli etti ve artık sen, senin üstadın: ‘Tevhide devam et, la ilahe illallaha devam et’ dediğinde ben zaten onu söylüyorum ki efendim deme küstahlığında bulunmazsın. O zaman o küstahlığı atarsın. Dersin ki bana ne büyük bir zikir vermiş. Dersin ki ne kıymetli bir zikir vermiş. Dersin ki ne muhteşem bir zikir vermiş.

Ben nasıl bunu kalbimden geçirdim, nasıl içimden geçirdim, ben zaten tevhidi devamlı çekiyorum efendim! Ha biz bilmiyorduk senin tevhit çektiğini ya! Sen biliyordun. Tevhidin manasına ermek. Sen tevhidin manasına ermiş olsaydın, bir derviş kardeşinin kalbini kırmazdın. Sen tevhidin manasına ermiş olsaydın, bir Müslüman’ı incitmezdin. Sen tevhidin manasına ermiş olsaydın, sen eşini incitmezdin, eşine küfretmezdin, eşine hakaret etmezdin. Sen tevhidin manasına ermiş olsaydın, çocuğunun Allah’tan sana bir emanet olduğunu, bir rahmet olduğunu, bir lütuf olduğunu bilir, ona ona göre davranırdın.

Eğer sen tevhidin manasına ermiş olsaydın, eşyanın dile geldiğini, eşyanın senden şikâyet ettiğini, eşyanın seni şikâyette bulunduğunu duyar, görürdün. Eğer tevhidin manasına ermiş olsaydın israf etmezdin, gösterişe düşmezdin. Eğer tevhidin sende manasına ulaşmış olsaydın, sen dosdoğru bir Müslüman olurdun, dosdoğru bir mümin olurdun. İşte manayı bilmek, hem okuduğun Kur’an-ı Kerim ayetlerinin hakikatinin ne olduğunun kalbine ilham olarak gelmesi hem okuduğun, hem okuduğun hadis-i şeriflerin manasının kalbine ilham olarak gelmesi veyahut da bir fıkıhi meselede, fıkıhi meselenin ne olduğunun kalbine ilham olarak gelmesidir.

Manayı bilmek, manaya erişmek, her sufinin, her sufinin ulaşması gereken bir yoldur. Ulaşması gereken bir makamdır. Bu makama ulaşmayan bir sufi olgunlaşma, kemale erme yolunda çok eksik ve noksandır. Bunun yolu nedir? Hep derim; farzlara riayet et, nafilelerle Allah’a yaklaş ve Allah’ı sev. Üstadına tabî ol, üstadına tabî ol! Tabî olmayacaksan pılını pırtını topla, ben yerine getiremiyorum de. Evet, çünkü bu işin öyle şaka kaldırır tarafı yok. Bu işin lay lay lom kaldırır tarafı yok. Sufilik yolu incelik ister.

Sufilik yolu edep ister, ahlak ister. Sufilik yolu bilmek ister, yaşamak ister, anlamak ister. Sufilik yolu heva ve hevesle gidilecek bir yol değil. Sufilik yolu koluna şeytanı takaraktan yürünülecek bir yol değil. Sufilik yolu nefsin ne isterse onu yap, onu yerine getir, böyle gidilecek bir yol değil. Sufilik yolu titizlik yolu, disiplin yolu. Sufilik yolu içsellik yolu. O içselliği yaşamak, o içselliği harekete geçirmekle mümkün. Bu hem dil ile zikir, hem kalp ile zikir hem ruh ile zikir, hem de sır ile zikirle hemhal olma yolu.

Sen sadece zikrullahın dilde kalırsa bu yol dilde kalanların yolu olmaz. Bu yol kalde kalanların yolu olmaz. Bu yol böyle lay lay lomla gidilecek bir yol olmaz. Biz normal bir cemaat değiliz. Biz normal bir tarikat da değiliz. Hep bunu ben ifade ediyorum. Kardeşler, biz bir cemaat değiliz. Biz bir tarikat değiliz. Biz bir sufi topluluğuyuz. Biz sufiliği yaşamamız gerekir ve sufiliği derinlemesine yaşayaraktan yürümemiz gerekir. Biz inşallah öyle olmaya gayret edelim. Hz. Abbas’ın oğlu Abdullah(r.a.) hazretleri naklediyor: ‘Bir adam Resulullah aleyhisselatu vesselama gelerek şu rüyayı anlattı: ‘Bu gece rüyamda buluta benzer bir şey gördüm.

Ondan yağ ve bal yağıyordu. İnsanlar da ellerini açıp bu yağmurdan almaya çalışıyorlardı. Azıcık alan da vardı çokça alabilen de. Derken arzdan semaya kadar uzanan bir ip gördüm. Siz o ipe yapışıp çıktınız. Sizden sonra birisi ona tutunup o da çıktı. Sonra bir diğeri yükseldi. Sonra bir diğeri daha ipe tutundu ama ip koptu ancak onun için ipi eklediler. O da yükseldi.’ Rüya bu. Hz. Ebubekir(r.a.) hazretleri ortaya atıldı. Dedi ki: ‘Ey Allah’ın resulü! Annem babam sana kurban olsun.

Müsaade ederseniz bu rüyayı ben yorayım’, dedi. Allah Resûlü sallallahu aleyhi vessellem hazretleri ‘pekâlâ, yor’ dedi ona. Hz. Ebubekir efendimiz(r.a.) hazretleri şunları söyledi. Bakın, bulut ne mânâ tevil edilmiş: ‘O bulutumsu gölgelik, İslam’ın bulutudur. Ondan yağan bal ve yağ Kur’an’dır. Kur’an’ın bal gibi halevati ve yağ gibi yumuşaklığıdır. İnsanların bundan avuç avuç almaları, Kur’an’dan kiminin çok kiminin az miktarda istifadeleridir. Arzdan semaya inen ip ise senin getirdiğin hakikattir.

Sen buna yapışmışsın. Allah o sebeple seni yüceltecektir. Senden sonra bir adam daha ona yapışacak ve onunla yücelecek, ondan sonra biri daha ona yapışıp o da yüceltecek, ondan sonra biri daha yapışır fakat ip kopar ancak onun için ip ulanır, o da yapışır yükselir. Ey Allah’ın Resulü annem babam sana feda olsun. Doğru tevil edip etmediğimi haber ver.’ Resulullah sallallahu aleyhi vessellem hazretleri cevap verdi. Dedi ki: ‘Bazı tevilin de isabet ettin, bazı tevilinde de hata ettin.’ Hz.

Ebubekir efendimiz de ki: ‘Allah’a kasem olsun ya Resulallah, hatalarımı söyle.’ ‘Hayır’ dedi Resulullah sallallahu aleyhi vessellem. ‘Yemin verme’ (Buhari, Müslim, Tırmizi, Ebu Davud, İbni Mace). Şimdi bak bu topluluk içinde olan bir şey çünkü bütün Kütüb-ü Sitte sahibi olan, altı hadis imamı bu tevili nakletmiş. Bakın, rüyada görünen bulut, İslam’ı simgeledi. Akan yağ ve bal, Kur’an’ı simgeledi. Ben Hz. Ebubekir(r.a.) hazretlerini hâşâ böyle düzeltme cihetine gitmeyeyim, yani benim kalbime gelen bal ve yağ, Kur’an ve sünnet-i seniyye olarak geldi.

Haddi aşmaktan Allah’a sığınırım. Rabbim muhafaza eylesin. Şimdi o ip, yukarıdan sarkıtılan ip, Kur’an sünnet. Allah Resulüne diyor ki ‘sen sarıldın, kurtuluşa erdin. Ardından Hz. Ebubekir, ardından Hz. Ömer, ardından Hz. Osman. Fitnenin çıktığı zaman. Sonradan bu ip koptu. Hz Ali efendimize yani bağlanmadı. Buna benzer bir kaç tane daha rüya tevili var. Hani onda dört tane, beş kişi ipe sarılıp çıkıyor, sonra kopuyor ip. Hz. Ali efendimiz de o ipe tutunuyor yani sonra fitne galip geliyor.

Bakın, rüyada görülen suretler farklı, manası farklı. Bakın, rüyada görünen suretler farklı veyahut da harfe bakarız biz öyle değil mi? Harfe bakarız suret ama manası farklı. Harf, değil mi? Elif, koyduk değil mi? Elif, harf. Manası ne? Manası farklı ama harf farklı mana farklı. O zaman harfin arkasında mana gizli. Rüyada görünen suretlerin arkasında mana gizli veyahut da senin çıplak gözle gördüklerinin arkasında mana gizli. Eğer o manaya biz uzak isek o manayı bilemiyorsak, anlayamıyorsak o zaman sıkıntı büyük.

Allah muhafaza eylesin. Bir enteresan daha rüya, Hz. Aişe annemizden. Daha fazla vaktinizi almayacağım, saat on bire geliyor, Hz. Aişe annemiz naklediyor bunu: ‘Rüyamda hücreme üç ayın düştüğünü gördüm. Rüyamı babam Hz. Ebubekir radıyallahu anh hazretlerine anlattım.’ (Rüyasını Hz. Ebubekir(r.a.) efendimize anlatmış. Resulullah sallallahu aleyhi vessellem hazretleri dururken, babasına anlatmış. Buradan hüküm çıkıyor. Bir şeyh, bir mürşid-i kamil bir kimseye rüya tevil izni verebilir, verilirse ona anlatılır mı?

Evet veya rüya dinleme izni verilebilinir mi? Evet. Ona anlatılır mı? Evet. Hadis-i şeriften çıkan sonuç.) ‘Ebubekir(r.a)’a anlattım, sükût etti, cevap vermedi.’ Demek ki rüyayı tevil edenin susma hakkı var, zorlama. Tevil edilmediyse edilmedi. Hayırlısı olsun, hayırlısı olsun dendi. Kapat, kapıyı zorlama. Ha kendi kendini de rüya tevili verilmiş bir kimse ise suizana düşme. ‘Ha onda acaba rüya tevili var mıydı ya’ filan! Yapma bunu. Otur oturduğun yere. Sufilik edep işi. Hz. Ebubekir(r.a.) hazretleri, tevil etmiyor rüyasını.

Ne zamana kadar? Hz. Peygamber sallallahü vessellem hazretleri vefat edip Hz. Aişe annemizin odasına defnedilinceye kadar. Onun odasına defnedilince diyor ki: ‘İşte rüyanda gördüğün üç aydan birisi ve en hayırlısı’ diyor. Üç aydan birisi ve en hayırlısı. Demek ki o odasına düşen ay, birincisi Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vessellem hazretleri oldu. İkincisi, malum Hz. Ebubekir efendimiz oldu. O da onun yanına gömüldü. Üçüncüsü de Hz. Ömer radıyallahu anh hazretleri oldu. O da onun yanına gömüldü.

Demek ki üç tane ay, onun odasına düştüğünü gördüğünün rüyasının tevili bu oldu. Mana farklı. Aynı şekilde hani Yusuf aleyhisselam rüya görmüştü. Yusuf aleyhisselam rüya gördüğünde dedi ki: ‘Ay ve on iki tane dedi yıldız bana secde ediyordu’ dedi babasına. Babası da dedi ki: ‘Bu rüyanı söylemeseydin. Şeytan dedi size en büyük düşmandır.’ Ay neye tevil edildi? Yusuf aleyhisselamın halasına. Yıldızlar, kardeşlerine tevil edildi. Bakın rüyada görülen suretler ayrı, manalar ayrı. Harflerin suretleri ayrı, manaları ayrı.

İşte sufilik yolu bu manaya erişme yoludur. Bu manaya erişme yolu kalbin çalışmasıyla mümkündür. Kalp çalışmaz, ilham almaz ise o kimse manaya erişemez. Allah bizi o yolda olanlardan eylesin. Rüya, bunun en büyük kapılarından birisidir. Rüya, mana kapılarından bir kapıdır. Ahir zamanda önemli bir kapıdır, ahir zamanda çok önemli bir kapıdır. Halden daha önemlidir. Zikrullahta görülen halden daha önemlidir rüya. Peygamberliğin kırk altı cüzünden bir cüz. Rabbim ona erişenlerden eylesin inşallah.

Yani yine böyle bu konuda hadisi şerifler var, bir hayli toplamışım ama inşallah bunu burda sonlandıralım, önümüzdeki haftaya dokuzuncu makam manevi yolculukta. İnşallah devam edeceğiz Allah’tan bir şey gelmezse. Haklarınızı helal edin, bizden yana da helal olsun. Geceniz hayır olsun inşaallah. https://youtu.be/oE1CFQ1C3gg

Kaynaklar ve Referanslar

  • Ayet-i Kerime: Allah size zahir ve batın nimetlerini bol bol vermiştir.
  • Ayet-i Kerime: a yaklaş ve Allah

Dört Kapı Kırk Makam — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
Yazıya Çeviren: Leyla Tuba Toptaş • ISBN: 978-625-92739-3-8 • Tasavvuf Vakfı Yayınları