HAKIKAT KAPISI- MANEVI YOLCULUK Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim Eftali zikir falemenne hu Lailaheillallah Lailaheillallah Lailaheillallah Hak Muhammeden Resulullah Cemiil Enbiyayı Velmurselin Velhamdülillahi Rabbilâlemin Selamünaleyküm. Allah gecenize hayırlı eylesin. Rabbim gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmeti Muhammedi Kur’an ve sünnet-i seniyyeye sımsıkı yapışanlardan eylesin. Kur’an ve sünnet-i seniyyeyi yaşama ve yaşatma mücadelesi verenlerden eylesin.
Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Âmin diyen dillerinizi nar-ı cehennemden azad eylesin. Evet, dördüncü kapı, hakikat kapısının dokuzuncu makamı, manevi yolculuk. Cenab-ı Hak bütün yarattıklarına ayrı ayrı kendince bir yol biçmiş. Her varlık eğer cüzzi iradesi yok ise kendisine tespit edilen o yolda yürür. Bu hangisi olursa olsun, cüzzi iradesi yok ise o cebri bir şekilde kendine çizilen yolda yürür, melekler gibi.
Meleklerin cüzzi iradesi yoktur, meleklerin cüzzi iradesi olmadığı için melekler kendilerine biçilen yolda devam ederler. Onlarda bir sapma söz konusu olmaz. Onlarda bir fikir yürütme veya nefsine uyma söz konusu olmaz. Çünkü meleklerde insan gibi nefis de yoktur. Cenab-ı Hak, varlığın mükemmeli olarak insanı yaratmıştır. Varlığın en mükemmel yaratılanıdır ama bu varlığın en mükemmel yaratılanında nefis söz konusudur ve aynı zamanda da o varlığın en üstün yaratılan insanda da cüzzi irade vardır.
Cüzzi irade ile o yaptıklarından veyahut da yapmadıklarından sorumludur. İnsan kendi dairesinde bir inanca sahip olur, bu inanca sahip olunca da o inanç dairesinde yürür. Bu inancı ne olursa olsun. Bu manada her inanç sahibi, kendince bir rab düşüncesi vardır, o rab düşüncesinde kendince yürümeye devam eder. Birisi onu eksik görür, birisi onu küfürlü görür, birisi onu şirk ehli görür, kimisi onu başka türlü görür. Hepsi de birbirinden farklı farklı görür ama herkes kendi inancı dairesinde kendi yolunda yürür.
Sufilerde de bu söz konusudur sufiler de kendilerince, kendi inanç dairelerinde Allah’a yaklaşma, Allah’a yakın olma niyetiyle kendince, kendilerinde bir yol yürürler. Bir; sufilerin genel bir yol anlayışları ve o yolda yürümeleri vardır; iki o yolun içerisinde bir üstada bir mürşid-i kâmile intisab edip onun çizmiş olduğu yolda yürüme vardır; bir de o yolun içerisinde bireyin kendi yolu vardır. Bireyin kendi yolu, üstadının çizmiş olduğu yola aykırı değil ise Kur’an ve sünnete aykırı değil ise kendince kendi yoludur, doğrudur ve bu yolculuk manevi olarak ne zaman bir kimse üstada bağlandı, o bağlanmasıyla beraber onun manevi yolculuğu başlar.
Bir yolculuk vardır. Nedir? Cenab-ı Hak bizi ruhlar âleminde ruhumuzu yarattı, sonra yeryüzünde ruhumuzu bu bedene üfledi ve cebri olarak da cesedin yolculuğu başladı. Bu cebri. Bu bir kimse ben işte bir cesede bürünmeyeceğim, bir cesette bulunmak istemiyorum, ben bu cesedi beğenmedim, ben buraya girmeyeceğim, böyle bir hakkı hukuku yok. Ruhun yaratılmama hakkı hukuku da yok. Cenab-ı Hak yaratmış, o yaratmış olduğu ruhu da ne yapıyor? Dünya üzerine bir cesede üflüyor ve o ceset de o ruhla beraber ne kadar ömrü, bu dünyada yaşıyor, bu cesedin yolculuğu.
Anne karnında başladı, kabristanda bitti. Bu cesedin yolculuğu. Ruhun yolculuğu ruhlar âleminde başladı, işte o ruhun yolculuğu nerede bitti? Nerede bitecek? Bu farklı bir şey. Sebep? Kimi yolculuk kabirden sonra cehenneme gitti, kimi yolculuk kabirden sonra cennete gitti, kimi yolculuk var ki ne cennet ne cehennem ona doğru kulaç attı, ona doğru gitti. Şimdi bu ‘Dört Kapı Kırk Makam’ı anlatırken genel olarak ben kendi idrakimi, kendi anladıklarımı anlatmaya çalışıyorum. Öyle bir yerlerden kopya çekerekten bunları anlatmıyorum.
Çünkü bu yol aynı zamanda da kendimce kendi rengim benim. Bir başkası başka türlü algılayabilir, anlayabilir. Bir başkası burası eksik, burası kusurlu diyebilir ama ben ayeti kerime, En’am 153, Hz. Peygamber’in ağzından diyor: ‘İşte benim yolum budur, dosdoğrudur. Ona uyun, başka yollara uymayın ki sizi Allah’ın yolundan ayırmasın. Allah bunları size sakınasınız diye emretti’ (En’am, Ayet 153). Demek ki yol bu, benim yolum dediği şey, yol bu. Bu çerçeve dairesinde, hani Cebrail Aleyhisselam geldi, Dıhye suretinde, iman nedir, İslam nedir, ihsan nedir diye sordu.
İman nedir deyince, Allah’a iman etmek, peygamberlerine, kitaplarına, din gününe, hayra, şerre, meleklerine iman etmek olarak tasnif etti Allah Resûlü sallallahu aleyhi vessellem hazretleri. Her söylediğinde o soran kimse de doğrudur dedi. Ondan sonra İslam nedir, dedi. O da dedi ki ‘kelime-i şahadet getirmek, namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, hacca gitmek’ dedi. Soran kimse dedi ki doğrudur. Sonra İhsan nedir dedi. İhsan nedir diye sorunca, ‘Allah’ı görüyormuşçasına ibadet etmen, Allah’ı görüyormuşçasına yaşaman’ dedi.
Sonra ilave etti. Sen Allah’ı göremezsen dahi onun seni gördüğünü her daim idrak edip öyle ibadet etmen, öyle yaşamandır dedi. Sonra kıyameti sordu, sonra kıyamet alametlerini sordu. Böylece sorular devam etti. Şimdi yol o zaman iman, İslam, ihsan. Bu manevi yolculuğun üç adımı. Bunu özellikle söylüyorum. Her zamanın bir hastalığı vardır, bugünkü zamanın hastalığı da şu, bir kimse imanı, imanı tam değil ise o kimsenin manevi yolculuğu olamaz. Siz Allah’ı Kur’an’ın ve Resulullah sallallahu aleyhi vesellem hazretlerinin tarif ettiği şekilde kabul etmez ve iman etmezseniz, sizin İslami olarak, İslam sufiliği olarak bir yolunuz olmaz.
Siz peygamber olarak Muhammedi-i Mustafa(s.a.v)in peygamberliğini kabul etmezseniz, sizin İslam sufiliği olarak bir yolunuz olmaz. Siz meleklerin varlığına iman etmezseniz İslam sufiliği olarak bir manevi yolculuğunuz ve manevi yolunuz olmaz. En önemli meselelerden birisi, siz kadere iman etmezseniz, Hz. Muhammedi Mustafa(s.a.v.)’in tarif ettiği şekilde kadere iman etmezseniz, sizin manevi bir yolculuğunuz olmaz. Bu imanla alakalı meseleler. Cennetin, cehennemin varlığına, öyle cennet dünyada, cehennem dünyada, böyle boş tırıvırıları bırakacaklar.
Cennetin ve cehennemin varlığına, mahşerin varlığına, sorgunun sualin varlığına, hesaba çekilmeye, iman etmesi gerekiyor. Eğer bunlara iman etmezse o kimsenin manevi yolculuğu olmaz. O tasavvufu bilebilir, o sufiliği kelam olarak bilebilir, kitap olarak bilebilir, çok okumuş olabilir ama onun manevi olarak yolculuğu olmaz. Önce iman ve imanın şubeleri. İkinci adım, ne? İslam. Sen kelime-i şahadet getirmezsen Müslüman olmazsın, İslam olmazsın, senin manevi yolculuğun olmaz. Sen ‘Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resuluhu’ diyeceksin.
Demezsen senin İslami olarak manevi yolculuğun olmaz. Oraya buraya kıypıttırma. Sen son peygamber Muhammedi Mustafa sallallahu aleyhi vessellem hazretlerini peygamber olarak kabul etmezsen manevi yolculuğun olmaz. Sen bütün tasavvuf kitaplarını okusan senin yine manevi yolculuğun olmaz. Ardından ne geldi? Namaz kılmak. Sen beş vakit farz namazı kılmazsan senin manevi yolculuğun olmaz. Ölünceye kadar beş vakit farz namazı kılacaksın. Ölünceye kadar farz namazı kılmazsan, senin manevi yolculuğun olmaz.
Otuz ramazan oruç tutmak farz. Sen ramazan ayı geldiğinde, sağlığın yerinde ise oruç tutmaya muktedir isen otuz ramazan orucunu tutacaksın. O orucunu tutmazsan İslami olarak manevi yolculuğun olmaz. Sen kazancının, eğer ki nisap miktarı kadar kazancın var ise elinde nisap miktarı kadar bir para, bir mal, bir yıl elinde durduysa sen onun kırkta bir zekâtını vereceksin. Sen, o zekât farz olan zekâtı vermezsen senin manevi yolculuğun olmaz. Bu sözlerim bu cemaate değil. Bu sözlerim bizi dışardan dinleyenlere ve ölçü olması için söylüyorum.
Sen o zekâtı vereceksin. Malının zekâtını vermeyen bir kimsenin manevi yolculuğu olmaz. Ardından devam ediyoruz. Hacca gitmeye muktedir olduğu halde gitmiyorsa onun manevi yolculuğu olmaz. O hiç olmazsa ömründe bir sefer hacca kapı aralanıyorsa yol bulabiliyorsa hac farizasını yerine getirmekle mükellef. Yoksa onun manevi yolculuğu olmaz. Bize sufi kitaplarından okuduklarını nakletmesin. Manevi yolculuk diye kendince sufi kitaplarından ezberleyip bize okumasın hiç kimse.
Manevi yolculuğun temel taşları bunlar. Meşhur ya hadis-i kutsi, bakın temel taşları, ne diyordu hadis-i kutside Hz. Peygamber sallallahü vessellem hazretleri diyordu ki: ‘Her kim benim bir dostuma, bir velime düşmanlık ederse ben ona karşı harp ilan ederim.’ Eğer sen velilere, veliliğe, Allah’ın dostlarına harp ilan ettiysen, senin manevi yolculuğun olmaz. Kulum kendisine emrettiğim farzlardan bence daha sevimli herhangi bir şeyle bana yakınlık sağlayamaz.’ Bakın, siz eğer Allah’ın emrettiği farz amelleri yerine getirmezseniz, manevi yolculuğun olmaz.
Bu farzların içerisinde yapmaman gereken günah-ı kebairler var. O günah-ı kebairleri tabiri caizse, benim tabirimle Allah’ın gözünün içine baka baka baka işliyorsan utanmadan, senin manevi yolculuğun olmaz ve Cenâb-ı Hak hadis-i kutside: ‘Kulum bana farzlara ilaveten nafile ibadetlerle durmadan yaklaşır. Sen nafile ibadetlerle Allah’a yaklaşmanın yolunu aramıyorsan, böyle bir şeyin yok ise senin manevi yolculuğun olmaz. Sonraki adım, bunları yaparsan Allah seni seveceğine dair beyan etmiş.
Sen bunları yerine getireceksin ve Cenab-ı Hak beyan ediyor, ben diyor ki: ‘Nihayet ben onu severim. Kulumu sevince de ben onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. Benden ne isterse onu mutlaka veririm. Bana sığınırsa onu korurum’(İmam Buhari). Bakın, bunları yerine getirmeyen bir kimsenin manevi yolculuğu olmaz. Eksik kalır, noksan kalır. Allah onu sevdim deyinceye kadar Allah’ın sevgisini kendi üzerine, kendi üzerine cezbedinceye kadar bunlar kula ait olan şeyler.
Allah seni sevince senin asıl manevi yolculuğun, manevi yolculuğun başlamış olacak. Buraya kadar yaptıkların hâlk âlemine kadar göre yapacak oldukların senin. Bunları yaptıktan sonra o seni sevecek. Sevince sen yukarılara doğru kulaç atmaya başlayacaksın. Eğer o seni sevince kulaç atmaya başladığında asıl manevi yolculuk başlamış olacak. O ana kadar manevi yolculuğa sen adaysın. Manevi yolculuk için gayret gösteren bir sufi adayısın. Sen manevi yolculuğa çıkmak için hazırlık yapmaktasın.
Sen o yol için kendince azık toplamaktasın. Yapman gerekenleri yapman gerekiyor. Bunlarla iştigal etmen lazım. Bunları üzerinde bulundurman lazım. Ahlakını güzelleştirmen, ahlakını tenvir etmen lazım. Etrafa faydalı olman lazım. Müslümanlar senin elinden, dilinden, emin olması lazım. Bu nereye giderseniz gidin, hangi tarikata, hangi sufi topluluğuna, hangi meşrebe, hangi mezhebe giderseniz gidin, nereye giderseniz gidin, bunlar olmazsa olmaz olan kaideler ve bu manevi yolculuğun başlaması için bunlar o kimsenin üzerinde muhakkak bulunması lazım ama ben böyle bodozlamasına bir yere gireyim şimdi.
Bodozlamasına gireceğim yer neresi? Allah’ı sevmekle alakalı. Bakın, biz Allah’ı seviyoruz deyip, bu az önce bir girizgâh yaptığım bu meseleleri, bu maddeleri kenara atmak yok ama işin sırrı, işin en önemli noktası, işin olmazsa olmazı, işin en kestirmesi, işin en kestirmesi, en sağlamı: ‘O müminler ki Allah’ı çok severler.’ (Bakara, ayet 165). Ben otuz beş yıldır bu yolu anlatıyorum. ‘O müminler ki Allah’ı şedid, kuvvetli bir sevgi ile severler’. Bu yol Allah’a ulaşmada, Allah’a yakınlaşmada bu fakir için en kestirme yol.
Bu şu demek değildir. Allah’ı şedid bir sevgiyle severler ayeti kerimesini, biz sadece Allah’ı severiz noktası değildir bu. Biz Allah’ı şedid bir sevgiyle severiz. Allah’ın önüne hiçbir şeyi koymayız. Allah’ın önüne hiç bir şeyi koymayız. Biz Hz. Muhammed-i Mustafa’(s.a.v.)’i de severiz. Biz Âdem aleyhisselam ile Muhammedi Mustafa(s.a.v.) arasında her ne kadar peygamber gelip gittiyse hepsinin peygamberliğine iman eder hepsini de severiz. Muhammedi Mustafa(s.a.v.)’i daha fazla severiz.
Biz ashabın hepsini de severiz. Hepsini de severiz ama Ebubekir, Ömer, Osman Ali, ehlibeyti daha fazla severiz. Aşere-i Mübeşşere’yi daha fazla severiz. Biz bütün imamları severiz. Bu fakir için; İmam-ı Azam’ı ayrı severiz. Bu benim, bu fakir için bu benim kendim için. Biz bütün pir efendileri severiz. Abdülkadir Geylani hazretlerinden bugüne kadar şu ana kadar ne kadar pir efendi var ise hepsini de severiz ama Abdulkadir Geylani hazretlerini ayrı severiz. Ahmet er Rufai’yi, Ahmet el Bedevi’yi, Hz.
Mevlana’yı ayrı severiz. Bu ayrı bir şeydir ama hepsini de severiz. Biz bütün mürşid-i kâmilleri, bütün velileri severiz ama üstadımızı biraz daha ayrı severiz. Biz eşimizi severiz, biz çocuklarımızı severiz, biz arkadaşlarımızı, dostlarımızı severiz, biz vatanımızı severiz, toprağımızı severiz, yaşadığımız şehri severiz, biz dergâhımızı, tekkemizi severiz, biz bunları da severiz. Çünkü Allah’ı seviyorum demek bunları sevmeyeceğim manasına gelmez. Biz hepsini de severiz. Biz dağları da severiz, ovaları da severiz, çiçekleri de severiz, böcekleri de severiz, hayvanları da severiz, taşı toprağı da severiz.
Biz Allah’ın yarattığı her şeyi Allah için severiz. Sevmekte kendimizce üstad olmaya çalışırız. Sevebildiğimiz yere kadar severiz ama hiçbir şeyi Allah’ın önüne koymayız. Biz şeyhimizi Allah’ın önüne koymayız. Biz pirimizi Allah’ın önüne koymayız. Biz sahabeleri Allah’ın önüne koymayız. Biz peygamberleri ve Peygamber sallallahu aleyhi vessellem hazretlerini Allah’ın önüne koymayız. Biz Allah’ı en şedid bir şekilde severiz. Biz Allah’ı severken hesap kitap etmeyiz. Bu yolun en kestirmesidir ve Cenab-ı Hak da kendisini sevenleri bir yola bağlamış.
‘Ey Habibim! De ki eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun. Biz, Hz. Muhammedi Mustafa(s.a.v.)’in ayak izlerini takip etmemizin sebebi, Allah’ı sevdiğimizden dolayıdır. Biz Allah’ı sevdiğimiz için Muhammedi Mustafa(s.a.v.)’in ayak izlerini takip ederiz. Biz Allah’ı sevdiğimiz için Muhammedi Mustafa(s.a.v.)’in ruhaniyetini takip ederiz. Biz Allah’ı sevdiğimiz için Muhammedi Mustafa(s.a.v.)’in nuraniyetini takip ederiz. Biz Allah’ı sevdiğimiz için Hz. Muhammedi Mustafa(s.a.v.)’in her türlü izini takip ederiz.
Onun sünnet-i seniyyesini yaşarız ki Hz. Allah’a(c.c.) olan sevgimizin delili olsun. Biz üstadımızı Allah için severiz. Üstadımızı Allah için sever, Allah’ın hukuku Allah’ın hükmü Resulullah sallallahu aleyhi vessellem hazretlerinin sünneti dairesinde üstadımızı severiz. Üstatları severiz, velileri severiz, mürşid-i kâmilleri severiz, evliyaları severiz, biz Kur’an sünnet dairesinde müminleri severiz. Yolumuz bu manada Allah sevgisinin üzerine kuruludur ve Allah sevgisini önemseriz.
Allah sevgisini önde tutarız ve Allah’a âşık olmanın yoluna ararız ve en kestirme yol olarak Allah’a âşıklığı biliriz. Bu yolların en kestirmesidir. Tehlikelidir ama kestirmedir. Kaygan bir zemindir ama kestirmedir. Kaygan bir zemindir, evet, çünkü kalple alakalıdır. Çünkü o kalp yolda yürürken muhakkak ki asılanlar olur ona. Muhakkak ki kalbi bir yerlere döndürmeye çalışır bir şeyler. Ta ki nereye kadar? Bu güne kadar duymayacağınız şeyi duyacaksınız. O kalp Allah’ın arşı alasına ulaşıncaya kadar kaygan zeminde dolaşır.
Ben size maddi âlemleri sıralamak istemiyorum. Maddi âlemleri, yani arş-ı alâya kadar size herkes, her şeyi anlatır. Ben arş-ı âlâya kadar herkesten her şeyi dinlemekten, okumaktan bıktım. Şeyhler, halifeler, dervişler, bana manevi yolculuk anlatırlarken herkes arş-ı âlâya kadar anlatıyordu. Bizim derviş kardeşlerimizden bugüne kadar bana hal anlatanlar, bugüne kadar rüya anlatanlar, bugüne kadar manevi yolculukla alakalı bana bir şeyler anlatanlar hep arş-ı âlâya kadar anlattılar.
Arkadaşlar, kardeşler; Allah’ı öyle sevin ki öyle sevin ki ne anneniz ne babanız ne eşiniz ne çocuğunuz ne sevgiliniz ne evleriniz ne adlarınız ne yatlarınız ne katlarınız ne evleriniz ne dünyanız ne cennetiniz ne cehenneminiz hepsinin üzerinde sevin. Hani İsa(a.s.) yola çıktıydı, hep anlatırım ya, İsa(a.s.) yola çıktığında bir kısmı Allah’ı zikrediyordu. Oturdu onlarla zikretti. Dedi ki niçin zikrediyorsunuz? Onlar dediler ki biz Allah’ın cehenneminden korkuyoruz. Cehenneme girmemek için zikrediyoruz.
Yürüdü, bu fakir bu hadis-i kutsiyi henüz daha bir şeyhe intisap etmezden önce okudu. Yürüdü, benim aradığım sizler değilsiniz dedi. Bir kısım yine zikreden kimselerle karşılaştı. Onlarla oturdu, zikretti. Dedi ki niçin Allah’ı zikrediyorsunuz? Onlar dediler ki biz Allah’ın cennetini istiyoruz, cennete girmek için Allah’ı zikrediyoruz. İsa(a.s) dedi ki benim aradığım sizler değilsiniz. Benim yolum sizler değilsiniz dedi, yürüdü onları da bıraktı. Kardeşler, arkadaşlar iyi dinleyin.
Bu bir hadis-i kutsi. Yürüdü İsa(a.s.) Bir kısım topluluk yine Allah’ı zikrediyordu. Onlarla oturduğu, zikretti. Sordu niçin zikrediyorsunuz? Onlar dediler ki biz Allah’ı seviyoruz. Biz Allah’ı sevdiğimiz için onu zikrediyoruz dedi. Onlarla oturdu. Dedi ki aradığım sizlersiniz, başka bir şey değil. Allah’ı sevdiği için oturdu onlarla, zikretti. Allah’ı sevenlerle oturdu. Allah’ı sevenlerle oturun. Allah’ı sevdiği için zikredenlerle oturun. Mal düşünmeyin, mülk düşünmeyin, makam düşünmeyin, şeyhlik düşünmeyin, velilik düşünmeyin, müritlik düşünmeyin, mürşitlik düşünmeyin, zakirlik düşünmeyin, çavuşluk düşünmeyin.
Allah’ı sevin. Allah’ı severseniz yürürsünüz. Sizi manevi yolculuğa götürecek olan, Allah sevgisidir. Bu namaz kılmamak değildir. Bu oruç tutmamak değildir. Bu Allah’ı her şeyden fazla sevmektir. Eğer siz Allah’ı her şeyden fazla severseniz işte o zaman aklın durduğu, beynin durduğu, kalbin durduğu ve her şeyin lâl olduğu arş-ı âlânın arkasına doğru yürürsünüz. Eğer buraya yürüyemezseniz, eğer buraya gidemezseniz manevi yolculuğunuz yolculuk değildir. Bu anlatılanların hepsini de silin.
Benim bugüne kadar anlattıklarımın da hepsini silin. Bugüne kadar ne dediysem, ne demediysem hepsini de silin. Çünkü hepsini de sakladım, gizledim, anlatamadım, söylemedim, söyleyemedim çünkü hiçbir yer hiçbir kimse bunu bana, kulağıma fısıldamadı. Zahiri olarak fısıldamadı. Geçin! Arş-ı âlânın arkasına geçin. Aklın durduğu yer orasıdır. Kalbin sağlam bir zemine bastığı yer orasıdır. Kalbin ruhu da geçip sırrı da geçip her şeyi geçip mukim olarak durduğu yer orasıdır. Ordan başka bir yerde sağlamlılık yoktur.
Ordan başka bir yerde kaygan zeminde dolaşıyor bütün herkes. Ben şeyhim diyenler dahi kaygan zeminlerde dolaşıyorlar. Bilmiyorlar, arş-ı âlânın arkası var, arş-ı âlânın arkası var, arş-ı âlânın arkası var. Rabbim beni affetsin! Ben nasıl anlatayım ki! Ben günlerdir bu sohbete gelmemek için kendi kendime direndim. Yine mi saklayacaksın Mustafa Özbağ dedim. Yine mi örteceksin dedim. Yine mi anlamayacaklar diye düşüneceksin dedim. Ben onu seviyorum. Söylediysem de onu sevdiğim için söyledim.
Sakladıysam da onu sevdiğim için sakladım. Utandım, söyleyemedim. Dilim tutuldu, söyleyemedim. Hazreti Pirler orda. Geri kalan boş. Benim bugüne kadar anlattıklarımı da silin atın. Eğer arş-ı alanın üzerine yolculuk yapmıyorsan, asıl manevi olan yer orası, arş-ı âlâ çünkü yaratılmış. Yaratılmışın arkasına yürümüyorsanız manevi yolculuğunuz yok. Geri kalan emir âlemindeki, hâlk âlemindeki her şey zaten gözünüzün önüne gelir, oturun rabıta edin, oturun Allah’ı zikredin, gözünüzün önüne gelir, onlara ulaşırsanız, ulaşırsınız.
İçinizde arş-ı âlâyı dolaşan, arş-ı âlânın tecelliyatına ram olan bayanlardan da erkeklerden de derviş kardeşler var. Bekliyorum onları birisi dese ki arş-ı âlânın arkası varmış efendim, yemin ediyorum diyeceğim ki vazifen bitmiş Mustafa Özbağ. Diyeceğim ki rahat rahat ölebilirsin artık. Hakkınızı helal edin. Hangi kitabı açarsanız açın, arş-ı âlâya kadar anlatacak size ve diyecek ki Allah, arşı istiva etti. Allah, arşa yerleşti. Ondan sonrasından bir şey diyemeyecek. Belki de ben de bir şey diyemeyeceğim.
Siz varlığını bilin yeter. Bir şeyin varlığını bildiniz mi oraya doğru koşar insan. Ben oranın varlığını bilmiyordum. Bana hiç kimse anlatmadı oranın varlığını, benim kulağıma kimse bunu söylemedi zahiren. Ben hep aşk yolunda dahadası vardır derim. Evet, hakikatin de hakikati vardır. Marifetin de marifeti vardır. Halin de içinde hal vardır. Evet, evet vardır. Sakın hakikate, vardım sakın marifete vardım diye düşünme. Dahasını ara, dahasını ara, dahasını ara. Göreceksin ki sevdikçe sev, âşık ol Allah’a.
Ondan başkasını yüzün görmesin. Ondan başkasını gözün görmesin. Her kara gözlü dendiğinde ‘O’nun gözleri aklına gelsin. Her deniz gözlü dediğinde onun gözleri aklına gelsin. Her melek dediğinde onun yüzü aklına gelsin. Her cemalleştiğinde onunla cemalleştiğini gör. Eğer onunla cemalleştiğini görmüyorsan yolda yayan kaldın daha, yolda kaldın. Selvi boylum al yazmalım dedilerse o gelsin aklına. Seni hakkıyla sevemedim kara gözlüm dediyse o gelsin aklına. O gelsin! Dünya sizin arkanızdan, ettiğinizden çeksin.
Sen yüzünü ‘O’na dön. Herkes sizi taşlasın, herkes ağzına geleni söylesin. Sen yüzünü ona dön. Sen onu sev. Sen onunla yüzlü hemhal ol. Ancak o zaman manevi yolculuğun olacak. Zahirde kalmayın. Zahirde kalmayın, yolda kalmayın. Bu, bu dergâha yakışmaz, buraya yakışmaz Yürüyün, kanatlanın uçun. Allah’ı sevin, her şeyden fazla sevin. O sevdiğiniz çocuklarınızdan fazla sevin. O sevdiğiniz eşlerinizden fazla sevin. Sevin yine çocuklarınızı, sevin yine eşlerinizi ama onlardan fazla Allah’ı sevin. Evlerinizi sevin, gösterişli evler yapın, şatafatlı evler yapın, bol ışıklı evler yapın.
Yapın, sevin ama ondan fazla Allah’ı sevin. Gösterişli arabalarınız olsun, olsun! Son model arabalarınız olsun, olsun! Allah daha fazla versin ama gidin, Allah’ı sevin. Sevilecek yer orası. Hani Hz. Mevlana demiş ya: ‘Bizim o Calinusumuz’ demiş. Calinus! Yani tıpta en zirve olan kimse. Helenistik çağda Calinusumuz, aşkımız diyor aşkımız! Allah’ı sevin, ona âşık olun. Bu demek değildir ki bir kadını sevmeyeceksiniz, beni iyi anlamaya çalışın. Hz. Muhammedi Mustafa(s.a.v.), ‘dünyanızdan bana kadın da sevdirildi’ dedi.
Biz kadınımızı da severiz. Bizim muhakkak bir Leylamız vardır. Leylamız olsun. Ama Leyla’ya bakarken siz onun cemalini görün. Evladınızı severken onun cemalini görün. Siz bir kuşu severken onun cemalini görün. Siz bir gülü koklarken onun cemalini görün. Onun sıfatlarının tecelliyatlarını görün ve bunların hepsini de geçin ve bunların hepsini de geçin. Bunlar hepsi de birer antrenman. Hani maça çıkacak olan bir kimsenin idman etmesi gibi bunlar. İdmanda kalmayın. Hani maça çıkacak ya boksör, idman yapıyor boyna.
İdman dövüşü yapıyor veyahut da hani futbolcu maça çıkacak ya, boyna idman yapıyor ya, bunların hepsi de idman. Hepsi de lazım mı hepsi de lazım ama yürüyecek olduğunuz yol, aşk yolu. Yürüyeceğiniz yol o. Benim anladığım manevi yolculuk da o ve bu sıraladığım iman, islam, ihsan; sıraladığım farzları yerine getirmek, nafilelerle yaklaşmak, bunların hepsi de olmazsa olmaz olan şeyler, muhakkak ama yürüyeceğiniz yer başka bir şey. Hedefleyeceğiniz yer başka bir şey. Hedefleyeceğiniz yer biraz, biraz hep böyle hedef büyütmek gibi gelebilir size.
Hani derdim ya arş-ı âlânın gölgesinde gölgeleneceğiz diye, bu hedefin bir çıt ilerisi. O gölgede gölgelendiğinizi gördüğünüz zaman zaten arş-ı âlâdan ileri doğru yolculuğunuz başlayacak. Eğer orda gölgelendiğinizi görmezseniz ileriye doğru yolculuğunuz başlamayacak. O zaman üzülürüm, hepinize de üzülürüm. Birinize, ikinize değil, hepinize üzülürüm. Evet, asıl manevi yolculuk orda başlıyor. Tabiri caizse arş-ı âlâda başlıyor ve arşı alanın bir yönü hâlk âlemine aittir. Arada bir hayal perdesi vardır, öbür tarafı emir âlemine aittir, ilmi ilahiye aittir.
Orda akıl yoktur, orada fikir yoktur, orda düşünce yoktur, orda benlik yoktur, orda sen ben de yoktur. Asıl yolculuk ordadır. Bu konuda çok şey anlatmak isterdim size ama herhalde anlatılmaz denilen yer burası. Rabbim cümlemizi de affetsin. Cümlemizi manevi yolculuğu tamama erenlerden eylesin. Tüm yolculukların bir sonu vardır. Bakın, tüm yolculukların! Bir tek yolculuğun sonu yoktur. O Allah’a olan değil, Allah’la olan yolculuktur. Bütün yolculuklar son bulur. Allah’la olan yolculuk son bulmaz.
O yüzden yolunuz da yolculuğunuz da Allah’la olsun inşallah. Rabbim cümlemizi o yolda olanlardan eylesin. Bir sürü şey hazırlamışım ama yine olmadı. Hakkınızı helal edin. El-Fatiha maassalavat. Âmin. Yunustan bir iki şey koyduydum ya, onları okuyayım inşallah: Kırk bin kırk dört tabakat meşayih evliyalar Dört kapıdır kırk makam dem evliya demidir. Şeriat, tarikat yoldur varana, Hakikat, marifet andan içeru Evvel kapı şeriat, geçse andan tarikat Gönül evi marifet, aşk hakikat içinde.’’ Harabi de güzel anlatmış, hoşuma gitti: ‘’Şer-i şerif inkâr olunmaz ama şeriat var şeriattan içeri, Tarikatsız Allah bulunmaz ama tarikat var tarikattan içeri.
Gördüğün şeriat şeriat değil, gittiğin tarikat tarikat değil, Marifet sandığın marifet değil, marifet var marifetten içeri. Vech-i Harabiyye gel eyle dikkat, Hakk’ın cemalini eylesin rüyet, Sadece Hak vardır demek değil hakikât, Hakikât var hakikâtten içeri.’’ Rabbim hepinizi de Allah için, Allah’la manevi yolculuk yapanlardan eylesin https://youtu.be/rO4pL5miXqI
Kaynaklar ve Referanslar
- Ayet-i Kerime: am 153, Hz. Peygamber
- Ayet-i Kerime: ı severiz noktası değildir bu. Biz Allah
- Hadis-i Şerif: Kulum bana farzlara ilaveten nafile ibadet- lerle durmadan yaklaşır. Sen nafile ibadetlerle Allah
Dört Kapı Kırk Makam — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
Yazıya Çeviren: Leyla Tuba Toptaş • ISBN: 978-625-92739-3-8 • Tasavvuf Vakfı Yayınları