HAKIKAT KAPISI (ALLAH’IN HER YARATTIĞINI SEVMEK) Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim Eftali zikir falemenne hu Lailaheillallah Lailaheillallah Lailaheillallah Hak Muhammeden Resulullah Cemiil Enbiyayı Velmurselin Velhamdülillahi Rabbilâlemin Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrümüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, gayret edenlerden eylesin.
Batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden, mücadele edenlerden eylesin. Hakkı söylemekten, hakkı yaşamaktan korkup çekinenlerden eylemesin. Cenab-ı Hak cümlemizi hak uğruna hakça yaşayanlardan eylesin. Rabbim hakkı ve hakça yaşamayı ve yaşatma mücadelesi verirken kınanmaktan korkanlardan eylemesin. Müminlik sıfatıdır çünkü kınanmaktan korkmamak. Cenab-ı Hak: ‘O Allah’ı siz geri döner rücu eder yolunuzdan, dininizden, imanınızdan, ahlakınızdan Allah öyle bir kavim yaratır, onlar Allah’ı sever Allah da onları sever’ ayetinden sonra onlar kınanmaktan da korkmazlar der.
O yüzden insan dinini yaşarken kınanmaktan korkmayacak. İman etti, iman etti, dini yaşarken beni kınarlar, burda bana ters bakarlar, burda bana yan bakarlar diye korkmayacak. Kınanmaktan korkan insanlar, imanlarını kaybederler. O yüzden sufiliğinizi de yaşarken kınanmaktan korkmayın. Beni kınarlar diye düşünmeyin. Bu dünya gelip geçecek ki gelip geçiyor ve bakıyorsunuz arkanızda yaptıklarınız bir de yapmadıklarınız kalıyor. İnsanlar yaptıkları doğruysa sevap ve hayır kazanıyorlar, yaptıkları doğru değilse günah kazanıyorlar.
Ama insanların bir de yapabilirliği olduğu halde yapamadıkları var. Yapabilirliği olduğu halde yapmadıkları! Herkesin gözünün kör olduğu, kalbinin kör olduğu yer burasıdır. Bakın buraya dikkat edin, yapabilirliği varken yapmamak. Eğer ki bir günahı işlemeye muktedir iseniz o günahı işlemeye muktedir olduğunuz halde o günahı işlemiyorsanız yapabilirliğiniz var olduğu halde yapmadınız ve sevap kazandınız ama siz bunun farkında değilsiniz. Cebinizde para var, her türlü yanlış işi yapmaya muktedir misiniz?
Evet. Gençliğiniz var, yakışıklılığınız var, bayanlar için güzelliğiniz var, alımınız çalımınız var, bir haramı işlemeye muktedir misiniz? Evet ve o haramı işlemediğiniz müddetçe Allah ona ayrıca sevap veriyor. Ordan ayrı sevap alıyorsunuz ama bunu gözünüz görmüyor sizin. Bir kimseden intikam almaya gücünüz yeter mi? Yeter. O kimsenin boğazını sıkabilir misin? Sıkabilirsin. Bir vuruşta yere indirir misin? İndirirsin. Ama yapmıyorsun. Nefsinle mücadele ediyorsun, vurmayayım şimdi buna diyorsun.
Yapabilirliğin varken yapmadın, sevap kazandın. Bir de ne var? Bir de haramlar var. Haramları yapabilirliğin var yapmıyorsun, tamam. Bir de ne var karşılığında? Helaller var. Yine yapabilirliğin var. Mesela namaz kılmaya muktedirsin, kılmıyorsun. Yapabilirliğin var mı? Var. Cömertlik etmeye yapabilirliğin var mı? Var, Yapmıyorsun. Zikrullaha gitme halin mecalin var mı? Var. Yapmıyorsun, gitmiyorsun. Bir de bunlar var. O zaman bunları da yapmak lazım. Kınanmaktan korkmayacağız inşaallah… Bu gün dördüncü kapı, hakikat kapısının.
Allah izin verirse inşallah Allah’ın her yarattığını sevmek, dördüncü kapının dördüncü makamını inşallah konuşmaya gayret edeceğiz. Allah’ın her yarattığını sevmek; şimdi Allah’ın her yarattığını sevmek denilince bu bizim ülkemizde bilhassa çok istismar edilen bir söz, söz tırnak içerisinde. Hani Yunus’unda bir bu manada sözü var ya: ‘Yaradılanı severiz Yaradandan’ ötürü diye, bunu, bu sözü o benim söyleyeceklerimin hepsi de benim kendi şahsi görüşüm. Kendi şahsi algılayışım, anlayışım.
Kimseye herhangi bir sataşmada bulunma şeyim değil. Ben oldum olası bu Allah’ın her yarattığını sevmek ve yaradılanı severiz yaradandan ötürü sözünü kendimce ben analiz ediyorum. Bugün piyasadan dinlediğiniz veya kendisini sufi olarak gösteren veyahut da işte böyle çok sevgi ağacıymış gibi gösterenlerin gördüğü noktadan görmediğimi söyleyeyim. Öyle görmüyorum. Baştan ne diyeceğimi söyleyeyim çünkü. Evet, biz yaradılanı severiz yaradandan ötürü ama biz bu manada insanlarla olan ilişkide veyahut da insani meselede farklı düşünürüm ben.
Benim için Allah’ın yarattıklarını sevmek demek Cenab-ı Hakk’ın yarattığı her şeye karşı her şeye karşı muhabbet beslemektir. Şimdi insanı insan eden en önemli duygulardan birisi sevgidir, muhabbettir. Bu bütün varlığa yayılmış vaziyettedir. Cenab-ı Hak hatta Allah’ın sevgisi yüz ise bunun bir tanesini mahlûkatın üzerine dağıtmıştır. Doksan dokuzu tabiri caizse kendi uhdesinde kalmıştır. Bizim o sevgi hissiyle, duygusuyla biz insani hayatımızı devam ettiririz. O sevgi duyusuyla, hissiyle anne babamızı severiz, eşimizi severiz, çocuklarımızı severiz, arkadaşları, dostlarımızı severiz, komşularımızı severiz, akrabalarımızı severiz, insani olarak.
Bir de dini olarak Allah’ı severiz, Peygamberimizi severiz sallallahü vessellem hazretlerini, üstadımızı severiz, müminleri severiz. Bakın bu değil, bu az önceki sıraladığım insani anne, baba, eş, çocuk, akraba, arkadaş, kardeş. Hatta bunun bir de mal boyutu var, adam arabası, evi, barkı, tarlası, takkası, işi, bunları da sever insan. Bu da işin ayrı bir dünya ile alakalı kısmı. Bir de dini kısmı var. Dini kısmı ne? Başta Allah’ı severiz, Peygamber sallallahü vessellem hazretlerini severiz, üstadımızı severiz varsa, müminleri severiz.
Biz böylece de dini olarak da bu sevginin içerisinde yoğruluruz kendimizce. Milli olan duygulamız vardır onları severiz. Bu nedir? Kendi vatanını sevmek gibi kendi şehrini sevmek gibi kendi mahalleni sevmek gibi kendi sülaleni sevmek gibi… Bunların hepsi de fıtridir. Allah o sevgiyi bizim içimize işlerken koyarken yaratılışta bu sevgiyi de koymuş bizim içimize. Biz normal bir insan, normal bir insan, bu sevgi yumağının içindedir ve bunları sever ve bu sevgi Yaradanın, senin üzerindeki en büyük mucizelerinden birisidir.
Sen bir yaratıcı arıyorsan, sen kendi üzerindeki o sevgi yumağına bak. O sevgi yumağı senin üzerinde yaratıcının ne kadar ince detaylarla uğraştığının göstergesidir. Şimdi tabi bir yaratıcı var bir de yaratılan var. Yaratılan deyince bizim hemen aklımıza insan gelir. ‘Yaradılanı sev Yaradandan ötürü’, hemen insan geldi, değil. Benim durduğum yer burası değil. Ben yaratılan denilince bütün varlık âlemi benim aklıma gelen. İnsanı ayrı yere koydum. İnsanı ayrı yere koydum. Biz şimdi Yaradılan denilince Cenab-ı Hak ‘kün’, ‘ol’ dediğinden itibaren yarattığı her ne var ise gözümüzün gördüğü görmediği, kulağımızın hissettiği hissetmediği bir de kalbimizin gördüğü, hissettiği yaratılanlar var.
Biz sadece gördüklerimizden, duyduklarımızdan, bildiklerimizden sorumluyuz. Yaratılanların hepsini görmemiz mümkün mü? Değil, o zaman gözümüzün gördüğü, kulağımızın duyduğu, kalbimizin gördüklerinden sorumluyuz yaradılanı sevmede. Burda insanı kenara koyuyorum çünkü Cenab-ı Hakk’ın sonsuz yaratmış olduğu varlık düzlemi var ve onun üzerinde sayısız mahlûkatlar var. Bize Kuran’dan bildirilen cinni taifesi var. Kâfiri var, mümini var, münafığı var, şeytan taifesi var, ayrı; melekler var, meleklerin içerisinde büyük melekler var, küçük melekler var, ismi anılmayan melekler var, Âdem’den itibaren gelen peygamberler var ve Cenab-ı Hak yedi kat göğü yaratmış, yeri yaratmış, Samanyolu’nu yaratmış, adına bir Samanyolu koymuşuz.
Kâinat sonsuz, yaratmış. Sonsuz yaratmış olduğu o kâinatta varlıklar var. O varlıklarla tanış tanışma. Cennet var, cehennem var, arş-ı ala var, kürsü var, levh-i mahfuz var. Bunların hepsi de Cenâb-ı Hakk’ın yarattığı kalem var, akıl var. Yani o kalem aynı zamanda akıl ya, o yüzden diyorum. E şimdi böyle olunca yaratılanı saymak mümkün değil. Bakın yaratılanları sevmek mümkün değil. E şimdi biz bir sufi topluluğuyuz. Biz yaratılan delinince sadece insanı düşünürsek biz yayan kalırız.
O zaman sufi topluluksak biz seyri sülûk, şunu da ben altını çizerekten söyleyeyim, ben öyle görürüm, bir kimse bir mürşidi kâmilden ders aldı mı seyr-i süluku başlamıştır onun. Ben öyle görüyorum. Eğer onun şeyhi mürşidi kâmil ise onun seyr-i sülûku başlamıştır. O zaman seyri sülûku başlayan bir derviş değişik perdelerde, değişik yaratıklarla karşılaşacak, değişik varlıklarla karşılaşacak ve bu varlıkları daha önce görmüş olmayacak. Görmediği için zaten hayrete düşecek veyahut da ilk defa gördüğünde kendince tiksinmeyecek.
Onu kerih görmeyecek. Bu yaratılanı sevmek bu insanla alakalı değil. İnsan senin hemcinsin zaten. Bunda bir sıkıntı yok ki. Asıl sıkıntı hemcinsin olmayanlarla. Çok değişik yaradılışta varlıklarla karşılaştığında tiksinmemek. Çok değişik varlıklarla karşılaştığında onu kerih görmemek, onu eksik görmemek, onu itici görmemek. Allah muhafaza eylesin. O yüzden gökyüzü olarak nitelendirsek veyahut da değişik yaradılış perdeleri olarak da nitelendirsek o ister gökyüzü olarak nitelendirelim ister değişik yaradılış perdeleri olarak nitelendirelim o perdelerde yaşayan varlıklar var.
Öyle olunca bir sufi seyri süluku devam ederken bu varlıklarla karşılaşacak. Onlara aşina olacak, onlarla karşılaştığında onlarla aşina olduğunda o zaman o kimse o varlıklara karşı eksik görme, noksan görme, sevmeme, itme noktasında olmayacak. E şimdi bunu sadece insanı yorumlamışlardır genel olarak yorumlayanlar, ben bunu insana yorumlamıyorum. O yüzden Rabbiniz, ‘Allah işte odur ondan başka ilah yoktur. O her şeyi yaratandır.’ (Enam Suresi, ayet 102). O her şeyi yaratandır. Bunu aklınıza, kalbinize çakın.
Şunu unutmayın hiçbir zaman; yaratma eylemi fiili Allah’a aittir ve Allah bir nesneyi yaratıyorsa onu bir hesap kitap üzerine yaratır. Onu eksik ve noksan yaratmaz, bakın eksik ve noksan yaratmaz ve bütün perdelerin, bütün âlemlerin ve yaşadığınız bu âlemin tek yaratıcısı vardır. O da Allah’tır. Şeytan bir şey yaratamaz, melekler bir şey yaratamaz, peygamberler bir şey yaratamaz, veliler bir şey yaratamaz, cinniler bir şey yaratamaz, hiçbir varlık hiçbir şey yaratamaz. Yaratan tek Allah’tır. O yüzden yaratma gücünü, kuvvetini, kudretini, aklını elinde tutan Allah’tan başka hiçbir şey değildir.
Böyle olunca, o yaratılmışların hepsi de yaratılmışların hepsi de Allah’ın eseridir. Onları Allah dizayn etti, Allah yarattı. Hesabı kitabı da Allah’a ait, şeytanın da hesabı kitabı Allah’a ait, yaratılma hesabı kitabı ve aklı. Meleklerin de cinnilerin de Harut’un da Marut’un da gök ehlinin de yer ehlinin de veyahut da herhangi bir perdeye gitseniz de ordaki varlıkların, yaratıkların, nesnelerin, eşyaların yegâne yaratıcısı Allah. İşte o Allah Celle Celalühü yarattığı her ne var ise hepsini de mükemmel bir şekilde yaratmıştır.
Bu imani bir meseledir, dikkat edin, mükemmel bir şekilde yaratmıştır. Hicr-ayet 86: ‘Hiç şüphesiz senin Rabb’in işte o her şeyi mükemmel yaratan ve her şeyi hakkıyla bilendir. O zaman yaratmada bir eksiklik görmek, yaratmada bir noksanlık görmek, mükemmeliyetçilikten dışarı çıktığı için dikkat edin insan küfre düşer. Yaratma fiiliyatı tamamıyla mükemmel bir noktadadır. O zaman biz yaradılanı sevmemiz, Allah’ın mükemmel yaratmasından dolayıdır. Biz mükemmel yaratan Allah’ın yarattığı her şeyi severiz.
O zaman yaratılmış olan bir şey de yaratılma eksikliği noksanlığı yoktur. Mükemmeldir. Secde-Ayet 7: ‘O Allah ki yarattığı her şeyi en güzel bir şekilde yarattı.’ Bakın, her şeyi yaratan Allah ve her şeyi yaratan Allah mükemmel yarattı, aynı zamanda da güzelliği de yanına koydu. Hem mükemmel hem de güzel yarattı. O zaman senin yaradılışta bir şeyi çirkin görmen, yaradılışta herhangi bir eksik noksan görmen seni gizli küfre, gizli şirke götürür. Sen gizli küfre düşersin. O zaman yaradılışta bir şeyi mükemmel görmemek yaratılışta bir şeyi çirkin görmek seni küfür ehli yaptı.
Sen ister ağaca bak ister böceğe bak ister hayvana bak İster uçanlara bak ister yürüyenlere bak ister yüzenlere bak hiçbir şey hakikatinde çirkin yaratılmadı. Hiçbir şey hakikatinde eksik yaratılmadı. Mükemmel yaratıldı. Öyle olunca bu âlemde veya başka bir âlemde hikmetsiz boşa yaratılan eksik yaratılan çirkin yaratılan hiçbir şey yok. Bakın bunlar sizi tevhide götüren şeyler. Yaratılan herhangi bir şeyde çirkinlik yok, eksiklik noksanlık yok ve yaratan Allah meseleye böyle baktığınızda o zaman bütün yaratılmış olan her şeye baktığınızda bir mükemmel bir yaratılış göreceksiniz ve siz güzel görmüş olacaksınız her şeyi.
Hani Bediüzzaman Saidi Nursi hazretleri der ya, güzel düşünen güzel görür, güzel gören hayatından lezzet alır, der. Güzel düşünen güzel görür. O zaman ilk önce düşünce olarak şunu yerleştireceksiniz; imani bir hakikat olarak bir; her şeyi Allah yarattı, her şeyi. İki; Allah her şeyi mükemmel yarattı. Üç; Allah her şeyi güzel yarattı. Bunu üstünüzde otutturun. Bunu sadece işte herhangi bir varlığa değil hatta bunu bitkilere dahi, bunu normalde ağaçlara, bitkilere, sudakilere havadakilere, yerdekilere… her şeye söyleyeceksiniz.
Çünkü bitkiler olarak da daneyi, tohumu yaratan yine o. Ayet-i kerimede diyor: ‘Allah daneyi ve çekirdeği çatlatıp yarandır’ (Enam-95). O zaman biz dünya üzerindeki hayvanlardan tutun bitkilerden tutun uçanından tutun yüzeninden tutun görünenden görünmeyenden her şeyine baktığımızda bu üç ana unsuru hiç unutmayacağız. Yaratıcı Allah’tır, Allah’tan başka yaratıcı yoktur ve yarattığı her şey bir düzen, bir hesap, bir kitap üzerine yaratır, mükemmel yaratır ve yarattığı her şey güzeldir. O zaman güzel olan, mükemmel olan, sevilir.
Güzel ve mükemmel olan sevilir. Bakın tekrar söylüyorum, güzel ve mükemmel olan sevilir ve siz bakarken sufice yaratılmış bir şeyi çirkin görmek, eksik görmek, noksan görmek, fazlalık görmek, bunu neden yarattı demek seni küfre götürür. Sen önce bu eğitimi sağlam bir şekilde al. Böyle boş, biz yaratılanı severiz yaradandan ötürü ‘ya bu ne kadar çirkinmiş ya’ yok olmadı! Hani yaradılanı sevmiştin? Yaradan Allah’tı? Sen nasıl onu çirkin gördün? Olmadı! Allah muhafaza eylesin. O yüzden bunda Peygamber sallallahü vessellem hazretlerinde örnekleri vardır.
Hani meşhurdur ya bir böyle köpek bazı rivayetlerde merkep olarak geçer. Aslında o rivayet bazen de İsa Aleyhisselam’ın üzerinde olduğu düşünülür veyahut da Hz. Muhammedi Mustafa(s.a.v.)’in üzerinde olduğunu söyleyen hadis kitapları da vardır. Hani ashabıyla beraber yürüyor, yürürken bakıyor ki herkes o kokudan ağzını burnunu saklıyor, kerih görüyorlar. Hani meşhur ya Hz. Peygamber(s.a.v.)hazretleri ne güzel dişleri varmış diyor. Bakın herkesin kerih olarak gördüğünde bir güzellik gördü.
Bir güzellik görmek, güzel tarafını görmek. Dedi ki ne güzel dişleri varmış. Allah bizi öyle görenlerden eylesin. Oysa herkes diyordu ki bu leş kokuyor, buna bakılmaz. Hatta rivayet ederler böyle Arapların örtüleri var. Örtülerini böyle örttüler ağızlarına burunlarına kokuyor diye. Hz. Muhammedi Mustafa(s.a.v) örtmedi. Dedi ki ‘Ne kadar güzel yaratmış, dişleri çok güzel.’ Şimdi öyle olunca demek ki biz bir şeyi çirkin ve kerih görme noktasında değiliz ve ayeti kerime, En’âm-38: ‘Yeryüzünde debelenen hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki sizin gibi bir ümmet olmasın.
Biz kitapta, levh-i mahfuzda hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonra hepsi Rablerinin huzurunda toplanacak.’ O zaman yeryüzündeki hiçbir şey; hepsi de bir ümmet, hayvanlar da hepsi de levh-i mahfuzda bir hesap kitap üzerine yazılı. Eksik, noksan bir şey yok. Allah’ım iyi etsin. Hz. Peygamber buyuruyor: ‘Kim bir serçeyi boş yere sırf eğlence olsun diye öldürürse kıyamet günü o serçe feryat ederek Allah’a şöyle seslenir, Ey Rabbim falan beni gereksiz yere öldürdü. Herhangi bir fayda için öldürmedi.’ O zaman yaradılanı biz yerli yerinde kullanırız, zevkine hayvan öldürmeyiz, biz hayvan öldürmeyiz!
Yaradılana karşı merhametli davranırız. Yeryüzünde hiçbir inanç yoktur ki yeşili koparmak, o yerin sineğini bile öldürmek yasaklansın. Siz ihrama girdiğinizde Medine Hicaz bölgesinin yeşilini dahi koparamıyorsunuz, yaprağını. Bir hayvanı öldüremiyorsunuz. Hatta hayvana işaret bile edemiyorsunuz, burda hayvan var diyemiyorsunuz, dikkat edin. İhrama girdiniz hiçbir şeyi öldüremiyorsunuz. İhrama girdiniz, hiç kimseye bir şey söyleyemiyorsunuz kötü manada. İhrama girdiniz, o bölgenin dalını dahi koparamıyorsunuz.
Oruç tuttunuz, asla kötü bir şey söyleyemiyorsunuz, oruçlusunuz çünkü. Kavga edemiyorsunuz, tartışamıyorsunuz, kötü söz söyleyemiyorsunuz etrafınızdaki hiç kimseye. Rabbim bizi onlardan eylesin. Hz. Ayşe annemiz hırçın bir deveye biner. Hırçın bir deveye binince onu sakinleştirmek için ileri-geri yapmak ister. Allah Resûlü der ki ‘Ey Aişe! Hayvana yumuşak davran. Çünkü o yumuşaklık nerede bulunursa orayı güzelleştirir. Yumuşaklığın bulunmadığı her davranış çirkindir.’ Bakın, öyle bir peygamber ki kendi bineğine dahi yumuşak davranmayı tavsiye ediyor.
Sufi kardeşler, derviş kardeşler; bakın kendi bineğine dahi yumuşak davranmayı öğütleyen bir peygamberin ümmetiyiz. Söz muhteşem, ‘yumuşaklığın bulunmadığı her davranış çirkindir, yumuşaklık nerede varsa da orayı güzelleştirir.’ Allah bizi yumuşak huylulardan eylesin ahlaki olarak. Rabbim muhafaza eylesin inşallah. Yine Müslim’de ve Tırmizi’de geçen bir hadisi şerif: ‘Allahu Taala her varlığa iyi davranılmasını emretmiştir. Öyleyse canlı bir varlığı öldürmeniz gerektiğinde bu işi ona eziyet vermeden güzel bir şekilde yapın.
Bir hayvanı boğazlayacağınız zaman yine ona eziyet vermeden güzel bir şekilde kesin. Bu işi yapacak olan kimse bıçağını iyice bilesin, hayvana acı çektirmesin’. Tam kurban arefesinde bu hadisi şerif de iyi oturdu şimdi. O yüzden normalde ne yapacağız o zaman? Hiçbir şeye, hiçbir şeye sert ve kötü davranmak yok, her şeye iyi davranmaya gayret edeceğiz inşallah. Hazreti pirin sözü çok hoşuma gitti, buraya not olarak aldım, onu okuyaraktan bitireyim: ‘Kardeşim, sen düşünceden ibaretsin. Geriye kalan et ve kemiksin.
Gül düşünür gülistan olursun, diken düşünür dikenlik olursun.’ (Hz. Mevlana) Biz gül düşünelim inşallah gülistan olalım. Haklarınızı helal edin. Allah sizden razı olsun. Bu salı günü inşallah burada şey olacak yine Divan’ı Kebir yapacağız. Pazartesi günü bayanların burda programı var. Sadece bayanlara ait, Perşembe günü yine namazgâhta ders var amma velâkin bu önümüzdeki bugünden sonraki derslerin hiç birisi de mecburi değil, bayram haftası. Biz bayram haftası çünkü genelde ders yapmıyoruz. O yüzden il, ilçeler bütün hepsini de bugün yayınladım.
Hepsi de bayram haftası dolayısıyla iptal ettik, bayramdan sonraki perşembeden itibaren inşallah derslerimiz devam edecek ama namazgâhtaki zikrullah Perşembe günü devam. Salı günü burda Divan’ı Kebir var, yine devam edeceğiz. Önümüzdeki perşembe zaten araya normalde bayram cumartesi günü, öyle değil mi? Önümüzdeki perşembeye de ders devam edecek, bayramın birincisi günü cumartesi günü burda sohbet yok. Bayramın ikinci günü yine Allah izin verirse aşağıdaki neydi salonun adı? Bahçe, bahçe davette inşallah, bayramın ikincisi günü yine bayramlaşmamız olacak, yine aynı saatte.
Başka var mı ilan edilecek Hacı Cafer? Yok, tamam, bu kadar. Haklarınızı helal edin. El- Fatiha maassalavat. Âmin. Asıl curcuna önümüzdeki hafta kopacak. Pardon bir dahaki sohbette kopacak. ‘Tüm insanları bir görmek.’ Bir de bu var ya hani hakikatin beşinci kapısı bu, bu da doğru yerde kullanılmıyor. Bunun da işaret fişeğini şimdiden patlatayım yani çıkıyor birisi tasavvuf adına, ‘biz bütün insanları seviyoruz!’ Allah Allah? Sen eşcinseli de mi seviyorsun? Eşcinselliği de mi seviyorsun? Sen kâfiri de mi seviyorsun?
Sen Müslümanlara savaş açanı da mı seviyorsun? Sen Müslümanların namusunu kirleteni de mi seviyorsun? Nasıl seviyorsun, bu nasıl bir sevmek bu? Bunları söyleyen Türkiye’de ehl-i tasavvufum diyenler, bunlar böyle logo sözler, klişe! Biz bütün insanları seviyoruz. Allah Allah ya! Nerden buldun bu sevgiyi sen? Allah’ın sevmediklerini nasıl seveceksin? Allah zalimleri sevmez! Sen sevecek misin? Allah faizcileri sevmez, sen sevecek misin? Allah gıybetçileri sevmez, sen sevecek misin? Allah kâfirleri sevmez, sen sevecek misin?
Allah münafıkları sevmez, sen sevecek misin? Sevgi pıtırcığı olmuş millet. Allah’ın sevmediğini nasıl seversin? Sen Yezid’i seveceksin O zaman, öyle mi? O zaman sen Hz. Hüseyin efendimizi katledenleri seveceksin o zaman, öyle mi? Nasıl seveceksin? Sen o zaman müminlere savaş ilan eden müminlerin kanını, canını, malını, ırzını, namusunu, perişan edenleri seveceksin öyle mi? Sen müminlerin başına bomba yağdıranları seveceksin öyle mi? Ne sevgi pıtırcığı herkes, seviyor herkesi! Sen her gün Filistinlilerin başına bomba yağdıranları seveceksin öyle mi?
Allah ve Resulüne savaş açanları seveceksin sen öyle mi? Allah’a savaş açmış, sen onu seveceksin öyle mi? Sufilik doğru yerde olacak, doğru yerde! Evet, önümüzdeki yani normalde cumartesi tabi bayram, ondan sonraki cumartesi bu sohbet, ‘tüm insanları bir görmek’ veya işte ‘bütün insanları sevmek.’ İyi! Ben yapamıyorum! Allah bizi affetsin. (Âmin) Rabbim inşallah, bu konuyu işleyeceğiz bir daha ki derste. Geceniz hayırlı olsun inşallah. Allah razı olsun. Selamün aleyküm. Ya Allah! Öyle yazıyorlar bana, hocam, ne o, ehl-i tasavvuf, ehli sufi her şeyi sevmez mi?
Ben çakıyorum ya lgbt cilere, yazıyorlar bana, hocam işte sufiler böyle her şeyi sevmezler mi? Allah Allah! Allah’ın lanetlediği işleri ve fiilleri yapanları Allah sevmezken ben nasıl seveyim ya! Eyvallah, Allah razı olsun. Destur… https://youtu.be/3I0WamCTTZ8
Kaynaklar ve Referanslar
- Ayet-i Kerime: Hiç şüphesiz senin Rabb
- Ayet-i Kerime: O Allah ki yarattığı her şeyi en güzel bir şekilde yarattı.
- Ayet-i Kerime: Allah daneyi ve çekirdeği çatlatıp yarandır
- Ayet-i Kerime: ın üzerinde olduğu düşünülür veyahut da Hz. Muhammedi Mustafa(s.a.v.)
- Hadis-i Şerif: Allahu Taala her varlığa iyi davranılmasını emretmiştir. Öyleyse canlı bir varlığı öldürme- niz gerektiğinde bu işi …
Dört Kapı Kırk Makam — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
Yazıya Çeviren: Leyla Tuba Toptaş • ISBN: 978-625-92739-3-8 • Tasavvuf Vakfı Yayınları