HAKIKAT KAPISI- (KIMSENIN AYIBINI GÖRMEMEK) Euzubillahimineşşeytanirracim Bismillahirrahmanirrahim Eftali zikir falemenne hu Lailaheillallah Lailaheillallah Lailaheillallah Hak Muhammeden Resulullah Cemiil Enbiyayı Velmurselin Velhamdülillahi Rabbilâlemin Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Rabbim hayatınızı, ömrünüzü, nefesinizi hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle Ümmet-i Muhammed’i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden gayret eden kullarından eylesin.
Batılı batıl bilip batıla karşı cihat eden, batılın yeryüzünden silinip yok olması için koşturan savaşan kullarından eylesin. Kaldığımız yerden devam ediyoruz inşallah. Tabii Mesnevi okumalarının içerisinde öyle bir yere geldik, ‘Dört Kapı Kırk Makam’ı geniş olarak anlatalım istedik. Çünkü yukarı Mezopotamya sufiliği dediğimiz o bilhassa Türklerin, Hacı Ahmet Yesevi’den itibaren öğrene geldikleri sufilik, bu ‘Dört Kapı Kırk Makam’ın üzerine kurulu. Horasan’dan itibaren Ahmet Yesevi’den itibaren bu ‘Dört Kapı Kırk Makam’ genel öğreti olmuş.
Herkes, her üstad, kendi zamanında bu dört kapı kırk makamı yorumlamış, sonra gelenler bir daha yorumlamışlar, sonra gelenler bir daha yorumlamışlar, bu dört kapı kırk makam genel olarak Yukarı Mezopotamya sufiliğinin vazgeçilmez ana düsturları olmuş. Biz de sonuç itibariyle bu toprakların sufileri olarak bu eski kadim öğretiye devam edenlerdeniz. Rabbim o yolda bizleri mukim eylesin inşallah. Bu akşam dört kapı dediğimiz, sonuncusunu işlediğimiz hakikat kapısının ikinci makamı olan, Allah izin verirse inşallah, ‘kimsenin ayıbını görmemek’, bu konuyu işleyeceğiz.
Tarih boyunca insanlar birbirlerinin ayıplarını görmüşler. Birbirlerinin ayıplarını, nasihat edeceklerine, onların ayıplarını yüzlerine vurmuşlar veyahut da insanların ayıplarını araştırmışlar, insanların ayıplarını araştıraraktan insanların üzerinde suizan beslemişler veyahut da araştırmaya çalışmışlar, zaman zaman sufilerin içerisine de bu hastalık düşmüş. Hele bugünkü zamanda bu hastalığa duçar olmayan bir Müslüman’ı bulmak çok zor. Allah muhafaza eylesin. O yüzden insanların ayıplarını araştıran, ayıplarını orta yere çıkarmaya çalışan hatta birisinin ayıbını yüzüne vuran hatta o ayıbıyla onu yargılayan yani geçmişte bir hata işlemiş, kusur işlemiş o kimse, o hatasını kusurunu öğrenmiş o bir şekilde, onun geçmişte işlemiş olduğu o hatasını, kusurunu, onun yüzüne çarpıp onu öyle yargılayıp onunla değerlendiren yani tövbe etmiş, geri dönmüş o hani bırakmış, onu ilgilendirmiyor.
O onunla yargılıyor onu, asıyor herkesin önünde. Hatta bugünün hastalığı, insanları normalde araştırmak, ayıplarını araştırmak. Allah muhafaza eylesin. Oturduğu yerden günaha giriyor herkes. ‘Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirlerinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın.’ (Hucurat, 12). O yüzden gizli gizli insanların kusurlarını araştırmak ve etrafında başkalarında bulduğu kusurları konuşmaya başlamak ve aynı zamanda da böyle onların üzerinde fikir yürütmek, onların üzerinde dedikodu, laf üretmek, o insanın sevabını da alıp götürüyor varsa, yoksa habire eksi yazılıyor.
O yüzden normalde insanlar o ayıpları araştırıp o ayıpların üzerinde tesis ediyor. Şimdi bir kimse kızını verecek bir yere, onu araştırsın, o hak veyahut da bir yerden kız alacak, onu araştırsın, bu hak ona ama üzerine farz mı vacip mi, ne yapmaya insanların ayıplarını, kusurlarını araştırırsın! Ama bu ne yazık ki şeytanın dürtüklediği büyük hastalıklardan birisi. Öyle devam ettiği müddetçe de o kimse dedikodudan gıybetten, bühtandan, suizandan daha ileri büyük günahı kebairden, iftiradan geri dönemiyor.
Hatta yani doğruysa gıybet ediyor, doğru değilse iftira ediyor. Allah muhafaza eylesin. O yüzden insanların ayıplarını araştırmayacağız bir, ikincisi etrafımızdaki insanların kusurlarını görmeyeceğiz. Hani hatasız dost arayan dostsuz kalır. Hz. Mevlana Celaleddini Rumi Hazretlerinin ‘insanların ayıplarını, kusurlarını örtmekte gece gibi ol.’ Biz bunları ne yazık ki Allah muhafaza eylesin bunlardan uzak duruyoruz. Tırmizi’de geçiyor hadisi şerif: ‘Din kardeşini bir suçundan dolayı ayıplayan kimse, ayıpladığı şeyi yapmadan ölmez.’ O zaman insanların hatalarını, kusurlarını araştırma.
Onun hatasını, kusurunu, ayıbını gördün, eğer onu normalde gördükten sonra bu da yapılır mı dedin, ayıpladın onu, o ayıpladığınız şeyi sen yaşamadan ölmüyorsun. Cenab-ı Peygamber sallallahu aleyhi vessellem hazretlerinin söylediği haktır. Çünkü ayet-i kerimede Cenab-ı Hak onun için ‘o heva ve hevesinden konuşmaz’ buyurdu. Öyle olunca sen din kardeşinin bir suçundan dolayı onu ayıpladın, o senin üzerinde yaşanmadan sen ölmeyeceksin. Eğer bunu yaşamasan dahi mahşere gittin, mahşerde o kardeşin seni affetmedikçe sen cennete gitmeyeceksin.
Onun karşılığı kadar ne kadarsa senin sevabını alacak, bu da başka hadis-i şerif, yetmedi o kimseye verilecek, yetmedi onun günahından alacaksın, cehennemde yanacaksın, ondan sonra cennete gideceksin. Allah muhafaza eylesin. Ebu Hureyre’den naklediliyor. Muharrem, Müslim, Ebu Davud, Tırmizi, İbn-i Mace bunları nakletmiş. ‘Bir kul bu dünyada başka bir kulun ayıbını örterse kıyamet gününde Allah da onun ayıbını örter.’ O zaman siz bir kimsenin ayıbını örttünüz, Allah da sizin ayıbınızı örtecek.
Sen bir kimsenin ayıbını örttün, görmemezliğe geldin, Allah da mahşerde senin kıyamet gününde ayıbını örtecek. Eğer sen o ayıbını insanların içerisinde deşifre etmediysen. Hani bir de o da var, yani sen işlemiş olduğun bir günahı insanlara aktarmayacaksın. Gizliden bir günah işlemişsin, bir hata yapmışsın, bir yanlışlık yapmışsın, sen biliyorsun, Rabbin biliyor. Bunu kalkıp da ertesi gün bir başkasına anlatmayacaksın. Bir hata işledin, bir kusur işledin, bir mahremiyete dokundun kendince bunu bir başkasına aktarma.
Bir başkasına bunu anlatma. Sen de ki bu bu benim eşim, yani karından için söylüyorum veya bu benim eşim kocandan için söylüyorum veya bu benim kardeşim bu benim arkadaşım bu benim can dostum bu benim her şeyim. Ben ona anlatırım ya, ondan saklı bir şeyim yok. Anlatma canım kardeşim! Bugünün insanı tabiri caizse nerde seni satacağı, nerde gevşeklik yapacağı belli değil. Seninle menfaati çatıştığı anda senin mahremini bir başkasına anlatabilir. Senin açığını eline geçirdim diye düşünür, kalkar bir başka yerde bunu anlatır.
Bugünün insanı ne yazık ki böyle bir omurgasız yani onunla kan düşmanı olsan dahi onun sırrı bende, benimle beraber ebediyete gider diyecek insan çok az. O yüzden hatalarınızı, kusurlarınızı, eksiklerinizi, noksanlıklarınızı, ayıplarınızı saklayın, anlatmayın hiç kimseye. Bunu bir başkasına anlatmak size bir fayda sağlamaz. Anlattığınız kimse sizden çok çok bilgili, çok çok kemal ehli bir kimse mi? Anlatma! Benim meşhur tarzım vardır, sözüm vardır. Ben derim; bir dervişin, bir sufinin anlatacağı bir kapı vardır, o da üstadıdır.
Üstadı da sır ise! Bazı üstatlar vardır sır değildir. Lütfü ustanın derdini işte koca ustaya anlatır veyahut da koca ustanın derdini Lütfü’ye anlatır, ondan alır, onu anlatır, ondan alır ona anlatır, ona da laf söylenmez. Yok, bir üstad dedin mi o sırdır. Kimsenin derdini kimseye anlatmaz. Kimsenin açığını kimseye anlatmaz. Böyle ise ona anlatılır. Öbür türlü hiç kimseye anlatılmaz. O benim kardeşim. Kardeşliğine devam et kardeşim, sen açığını anlatmak zorunda değilsin veya bazı aileler vardır, ailenin içinde bir şey yaşanır, o yaşanan şeyi git Bursa’nın öbür mahallesinden dinle.
Değil, orada kalmalı o. Orda kalmalı. Onu anlatmamalı. Orda durmalı. Aile içinde mesele hallolmalı. Onu dışarılara aktarmak hoş değil. ‘İşlediği günahları açığa vuranlar dışında’, bakın dikkat edin, hadisi şerife: ‘İşlediği günahları açığa vuranlar dışında ümmetimin tamamı affedilmiştir.’ Bu hadisi şerif muhteşem: ‘Bir adamın gece kötü bir iş yapıp Allah onu örttüğü halde sabahleyin kalkıp ey falan, ben dün gece şöyle şöyle yaptım demesi açık günahlardandır. Oysa o kişi Rabbi kendisinin kötülüğünü örttüğü halde geceyi geçirmişti.
Fakat o Allah’ın örttüğünü açarak sabahlıyor.’ (Buhari, Müslim.) O zaman sen, kendi ayıbını kendin faşetme. Kendi ayıbını sen kendin anlatma. Büyük veliler, büyük mürşitler, kendi yaptıkları hataları anlatmışlar, ölçü olsun diye. Bakın, biz tecrübe ettik, biz böyle böyle hata yaptık, böyle böyle yanlış yaptık, böyle yaptık, bu tecrübesini aktarmak için. Onlar Rablerinden bir hüccet almışlardır. Onlara korku yoktur, hüzün de yoktur, dünyada da ahirette de. Onlar mahzun olmazlar, mahcup olmazlar.
Onlar müjdelenmiş. Sen kendini onlarla bir tutma. Sen müjdelenmişlerden değilsin. Daha dünyadayken o müjdeyi almadın sen. O yüzden sen onu kendine ölçü edin. ‘Ya şeyh efendi anlatıyordu, o da zamanında böyle yapmış.’ Bu sana ölçü değil. Sen anlatma. Sen anlatma. Sen açığa çıkarma. Allah seni örtmüş, sen o örtünün altında kal tövbe et. Allah’ın örtmesini de kendini ölçü bilme, seni gaflete götürmesin o. Cenab-ı Hak onu faşedebilir. Tövbe et, dön geri. Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde insanların ayıplarını yüzüne vurmak hoş değil.
Ayıplarını da araştırmak hoş değil. Ayıplarını da o kimselerin görmek hoş değil. Bu da hoş değil. O zaman sen kardeşine karşı suizan da beslemiyorsun. Görmedin, dua ediyorsun. Gördün ya da dua ediyorsun. Allah muhafaza eylesin. ‘Bir cariye zina eder ve zina yaptığı da kesinleşirse sahibi ona had cezası uygulasın.’ (Hadis-i şerif) ‘Fakat suçunu başına kalkmasın.’ (Dikkat edin.) ‘Sonra ikinci defa zina yaparsa aynı şekilde had uygulasın ama yine de suçunu yüzüne vurup kötü sözlerle kınamasın.
Sonra bu cariye üçüncü defa zina ederse artık efendisi onu kıldan bir ip ile bedeline bile olsa satsın.’ Bakın buradaki hadisi şeriatteki incelik şu, bir cariye zina etti, biliyorsunuz onlar öldürülmüyor zina edince, had cezası vuruluyor, yani dayak atılıyor, diyor ki sahibine o zina etti diye kınama onu, yine zina etti, yine had uyguladın, yine kınama. Yine zina etti, yine had uyguladı, yine kınama. Onu bedeli bir ip karşılığı da olsa sat. Artık ondan sana hayır yok. O çünkü ahlakı düzgün bir kimse değil.
Onu sat, yani ucuz bir paraya da olsa sat onu, elinden çıkar. Neden? O zani bir kimse. Bakın Allah Resûlü sallallahu aleyhi vessellem hazretleri zina eden bir cariyenin dahi sahibi tarafından kınanmasını yasaklıyor. Zina eden bir cariyenin dahi ayıbının örtülmesini istiyor, onun kınanmasını istemiyor. Hiç kimsenin yapmış olduğu bir günahtan dolayı kınanmaması gerekir. Bir kimse bir ayıp işleyebilir, o ayıptan dolayı o kınanmaz. Kınayan kimse kendi başına o tecelli etmedikçe ölmez. Hadis-i şeriflerden çıkan sonuç bu.
Allah muhafaza eylesin ve bu ayıplar, bu günahlar müminlerin arasında konuşulmaması gerekir ki bu günahlar yayılmasın. Yani işte bir adam zina yapıyor, nasıl zina yaptığını anlatıyor, hayâsızca anlatıyor. Bunu ballandıra ballandıra anlatıyor, hayâsızlığı anlatıyor, Müslümanların içerisinde hayâsızlığı yaygınlaştırılıyor. Açıktan haram işleyenler Müslümanların arasında hayâsızlığı yaygınlaştırılıyorlar. Açıktan fuhuş yapanlar, yapmış oldukları fuhuşları, kadın-erkek hiç önemli değil, etraflarına anlatıyorlarsa hayâsızlığı yaygınlaştıran kimseler yapmış oldukları hataları, günahları, yanlışlıkları, yapmış oldukları haramları, iffetsizlikleri etrafına anlatan insanlar, yeryüzünde müminlerin arasında hayâsızlığı yaygınlaştıran kimselerdir.
Rabbim cümlemizi muhafaza eylesin. Bugün hakikat kapısının üçüncü makamı; yapabileceğin hiçbir iyiliği esirgememek. Âdem’den itibaren bütün peygamberler yeryüzünde iyiliğin tesis olması, hâkim olması için çalışmış, mücadele etmişlerdir. Her peygamber yeryüzünde iyilik, hakkaniyet, hak hâkim olsun diye Allah’ın emirlerini yeryüzünde insanlara tebliğ etmişler, insanların yaşamaları için gayret etmişler ve ilk Âdem ne zamansa o günden bugüne kadar yeryüzündeki mücadele, iyiler ve kötüler arasındadır.
Bir tarafta iyiler, bir tarafta kötüler. İyiler Allah taraftarı, kötüler şeytan taraftarı olarak mücadele devam etmiştir ve bu mücadele kıyamete kadar devam edecek ve yeryüzünde iyiliği anlatan, iyiliği tebliğ eden, iyiliği bu manada kendisine rehber edilen peygamberlerin yolundan gidenler her daim var olacaktır ve Cenab-ı Hak Kuran-ı Kerim’in de de: ‘İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten alıkoyan bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.’ (Ali İmran, 104) buyuraraktan Cenab-ı Hak bütün ümmetleri iyiliği emredip insanları hayra davet eden, çağıran ve kötülükten alıkoyan bir topluluğun bulunması gerektiğini söylemiştir.
Bu topluluklar peygamberlerin yolundan giden peygamberlerin vazifesini yapan topluluklardır. Zaman zaman bunu bazı İslam âlimleri bu ayeti kerimeyi devletlerin görevi olarak görse de bu Ümmet-i Muhammed’in içerisinde bu göreve talip olan herkesi bağlar. Yani biz iyilikleri emretmekle kötülüklerden insanları nehyetmekle emrolunmuş bir ümmetiz. Yeryüzünde iyiliğin hâkim olması için mücadele etmekle emrolunmuş bir ümmetiz. Rabbim bizi onlardan eylesin. Huzeyfe İbnu’l Yeman rivayetinde Resulullah sallallahu aleyhi vessellem hazretlerinin şöyle buyurduğunu söyledi: ‘Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki ya iyiliği emreder kötülüğü yasaklarsınız ya da Allah size katından bir ceza gönderiverir, sonra ona dua edersiniz de duanıza icabet etmez.’ İmamı Hambel, Tırmizi ve İbni Mace nakletmiş.
Demek ki ya biz iyiliği emrederiz insanlara ve kötülüğü yasaklarız. Eğer iyiliği emretmiyorsak kötülüğü yasaklamıyorsak bilin ki Cenab-ı Hak katından bize ceza gönderecek. Kıymetli kardeşler, bakın dünya tam bir ahir zaman ve ne yazık ki iyilikler hapsolunmuş, cezalandırılmış kötülükler serbest bırakılmış, teşvik edilmiş vaziyette. Her türlü haram, dünyanın her yerinde serbest edilmiş ve teşvik ediliyor ama ne yazık ki iyilikler ve helal kerih görülüyor. İyilikler ve helal ne yazık ki insanlar nezdinde itibar görmüyor.
İyi insanlar da itibar görmüyor, kötüler revaçta, alkışlanıyor, iyiler ise kötüleniyor ve bu ters yüz edilme ne yazık ki İslam dünyasında da alabildiğine gitmiş vaziyette. Bakın, İslam dünyasında Kur’an, sünnet-i seniyye, imamların içtihatları, fıkıh, ehl-i tasavvuf, ehli zikir, Kur’an ve sünneti seniyyeyi yaşayanlar kötüleniyor, nerde sapıklık var, nerde içki, kumar, fuhuş, çıplaklık nerde lgbt+ dediğimiz ne üdüğü belirsiz mahlûklar var, onlar alkışlanıyor. Kötüler ne yazık ki revaçta.
Bakın bir şeyh efendi vefat etti, cenazesine yüz binler katıldı elhamdülillah, milyonlar katıldı, olmadık laflar ve iftiralar sergileniyor. Hayatını Kur’an ve sünneti seniyyeye adamış bir zat vefat etmiş, binlerce talebe yetiştirmiş, binlerce dervişi olmuş, onun arkasından, bütün herkes olanca hakareti yağdırıyor. Kur’an ve sünnet mücadelesi veren bir kimse kötüleniyor. Kur’an ve sünneti yaşamaya çalışan bir topluluk kötüleniyor ama nerde lgbtci var, nerde çıplaklar var, nerde fuhuşçular var, içkiciler var, kumarcılar var, sapıklar var, sapkınlıklar var, şeytana hizmet edenler, heva ve hevesini ilahlaştıranlar var, onlar alkışlanıyor.
Kuran’ın hükümleri yaşanmaz hale getiriliyor ve Kur’an raflarda duruyor. Raflarda durmasından dahi insanlar rahatsız ama Kuran’ın dışındaki her şey baş tacı ediliyor. Haramlar baş tacı, helaller tu kaka kötü, farzlar tu kaka kötü ama heva heves ve şeytaniyet alkışlanıyor, baş tacı ve iyilikleri nasihat etmek, iyilikleri anlatmak, Kur’an ve sünneti seniyyeyi nasihat etmek, Kur’an ve sünneti seniyyeyi anlatmak kötü; Kur’an ve sünnetin dışında her şeyi anlatmak iyi! Bu hale geldik ve ne yazık ki din düşmanlığı, dindar düşmanlığı revaçta.
Revaçta! Eğer meşhur olmak istiyorsanız dine küfür edin, dindarlara küfür edin. Meşhur olmak istiyorsanız Kur’an’a küfür edin, ayetleri inkâr edin, hadisi şerifleri inkâr edin, meşhur olun. Yok, siz halkın nezdinde yere düşmek istiyorsanız, o zaman Kur’an ve sünnete sımsıkı yapışın. Yok, halkın nezdinde alkışlanmak istiyorsanız küfür edin Kur’an’a, sünnete. Bu hale geldik ve ne yazık ki Müslümanlar da bu oyunlara alet oluyor. Müslümanlar da Müslümanların ayıplarını örtmüyor. Ehl-i tarikat, ehli tarikatın ayıbını örtmüyor.
Aynı cemaate müntesib olan dervişler de birbirlerinin ayıplarını örtmüyorlar. Birbirlerinin hatalarını, kusurlarını acımasızca eleştiriyorlar. Kardeşliklerini zedeliyorlar. Baba oğulla olan arasını açıyor, oğlan babayla olan arasını açıyor ne yazık ki. Allah muhafaza eylesin. Biz iyiliği emretme, iyiliği nasihat etme, Kur’an ve sünneti seniyyeyi anlatma, Kur’an ve sünneti seniyyeyi yaşama mücadelesi vermeye devam edeceğiz. Bu da bir iyilik çünkü. Benim nazarımda iyiliklerin en zirvesi, insanlara Kur’an ve sünneti seniyyeyi nasihat etmek.
İyiliğin zirvesi bu. Eğer sen ‘ve’l asr’daki gibi olmazsan sen kurtuluşa eremezsin. İman ettin, salih amel işleyeceksin, hakkı ve sabrı tavsiye edicilerden olacaksın. Eğer bu dört ana kaide senin üzerinde tecelli etmezse o zaman sen de hüsrana uğrayanlardan olacaksın. Allah muhafaza eylesin. ‘Sizden biri bir kötülük yapıldığını gördüğünde onu eliyle değiştirsin, düzeltsin. Buna gücü yetmezse diliyle onu düzeltsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle. Bu ise imanın en zayıfıdır.’ Yine başka bir rivayette hadis-i şerifin sonunda şu var: ‘Bundan sonra bir hardal tanesi kadar dahi iman yoktur’ der Müslim’de.
O zaman bir kötülüğü gördünüz, elinizle onu değiştirmek, elinizde onu önlemek mümkün ise elinizle, bu mümkün değil ise dilinizle, nasihat ederekten, bu da mümkün değilse kalben buğuz ederekten önlemeye çalışın ki bu da imanın en zayıf noktasıdır. Kıymetli kardeşler! Biz iyiliği emredip kötülükten nehyetme emri ile emrolunmuş bir ümmetiz. Biz yeryüzünde iyiliğin hâkim olması için mücadele etmekle mükellef bir ümmetiz. Biz yeryüzünde hak hâkim oluncaya kadar mücadele etmekle emrolunmuş bir ümmetiz.
O yüzden biz iyilikleri emretme, kötülüklerden nehyetme mücadelesine devam etme mükellefiyetimiz var. Bu umumla alakalı yani bizim genel felsefemiz, öyle söyleyelim. Bir de ne var? Bizim kendi dairemiz var. ‘Kime karşı iyilik yapayım ya Resulallah’ (soluyor sahabe, dikkat edin buna, bu cevaba dikkat edin’ ‘Kime karşı iyilik yapayım?’ ‘Annene’ ‘Sonra babana’ ‘Sonra kız kardeşine’ ‘Sonra oğlan kardeşine’ Sıralamaya dikkat edin. Allah Resulüne soruyorlar: ‘Kime karşı iyilik yapayım?’ Hz. Peygamber cevap veriyor.
Bakın bu Ümmet-i Muhammed’in birbirini koruma, kollama, birbiriyle iç içe geçmenin iksiri, ilacı! Burayı kardeşler iyi dinlesinler. Kime iyilik yapacakmışsın? Birinci derecede annene, ikinci derecede babana, üçüncü derecede kız kardeşine, dördüncü derecede oğlan kardeşine, sonra azatlına yani yanında, etrafında çalıştırdığın kimselere, öyle anlayalım bu devirde. Şimdi annesine küsenler, şimdi annesi ile ilgilenmeyenler, annesinin yaşlandığında bakımıyla, onun hastalığıyla, onun ihtiyaçları ile ilgilenmeyen Müslümanlar, sonra babası ile ilgilenmeyen Müslümanlar, babasına bakmayan, babası ile ilgilenmeyen Müslümanlar, ondan sonra kız kardeşine, kız kardeşi ile ilgilenmeyen, onları görüp gözetmeyen Müslümanlar…Sonra oğlan kardeşine, oğlan kardeşine bakmayan, görüp gözetmeyen Müslümanlar, siz toplumun, toplumun ahlakını bozuyorsunuz.
Siz toplumun birbirine kenetlenmiş kenetlenmesini bozuyorsunuz. Siz birinci derecede annenize iyilik yapacaksınız. Annenizin bakıma ihtiyacı varsa bakacaksınız. Erkek evlatlar, anne ve babalarına bakmaları farzdır. Erkek evlatlar, kız kardeşlerini görüp gözetmek ile sorumludurlar. Erkek evlatlar, oğlan kardeşlerini görüp gözetmekle de sorumludurlar. Bu sorumluluğu yerine getirmeyen insanlar, İslam dünyasının çimentosunu bozan insanlardır. Yok benim annem şöyleydi, yok benim annem böyleydi…Annen ne olursa olsun, sen annene bakmakla mükellefsin.
Yok babam şöyleydi de yok babam böyleydi de yok babam bunu yaptı da babana bakmakla mükellefsin. Yok benim kız kardeşim beni dinlemedi de kız kardeşim şöyle insandı da böyle insandı da…Kız kardeşini görüp gözetmekle mükellefsin. Yok oğlan kardeşim benim şöyleydi de yok oğlan kardeşim benim böyleydi de yok oğlan kardeşim şurda şunu yaptı da… Oğlan kardeşini görüp gözetmekle mükellefsin. İslam dünyası bu çekirdek ailenin çimantosunu bozduğu için günden güne dağılıyor, günden güne dağılıyor.
Bu dağınıklığın önüne geçilmiyor. Baba oğlunu atmış, oğlan babayı atmış. Baba kızını atmış, kız babayı atmış. Anne baba kızını atmış, kız da anne babayı atmış! Ya içlerine bir mal davası, bir para davası girmiş, yok senin gelinin şunu dediği, yok senin kocan bunu dedi, yok şu şunu dedi, yok bu bunu dedi…Aileler dağılmış vaziyette. Heva hevesine düşmüş herkes. Mal, mevki, şan, şöhret, gösteriş, aileleri bozmuş. Adam annesine, babasına bakmıyor. Bakmıyor! Annesini götürmüş ne diyorlar ihtiyarların durduğu bakıldığı bakımevine bırakmış.
Huzurevine! Adına huzurevi demişler bir de! Bizi böyle aldatmışlar. Anne babayı götürmüşler, adı ne kadar güzel, huzurevi! Huzurevi adı! Bakın, bazı tabirler var! Ne? Hayat kadınıymış! Değil mi, ne kadar tabir hoş geliyor, hayat kadını! Adam ne? Hayat adamı o zaman! O zaman adam da hayat adamı ve ne yazık ki insanlar bu hale gelmiş. Anne tanımak yok, baba tanımak yok, kardeş tanımak yok, yeğen tanımak yok, kuzen tanımak yok, herkes bir tarafının üzerine yıkılmış gitmiş ama iyilik kimeymiş önce? Önce anneyeymiş, sonra babayaymış.
Hani başka bir hadis-i şerif var ya: ‘Kime iyilik yapayım ya Resulallah? Annene. Sonra kime ya Resulallah? Annene? Sonra kime ya Resulallah? Annene. Sonra kime ya Resulallah? Babana.’ Üç sefer! Hani ayeti kerime var ya, hani annelerle alakalı üç tane önemli özellik söylüyor ayet-i kerimede, bir o seni diyor dokuz ay karnında taşıdı. Sonra diyor doğum acısı, sancısı çekti seni doğururken, üçüncüsünde dedi o seni emzirdi. Bakın üç tane annenin iyiliğini koyuyor. Allah Resulü de üç sefer o iyiliğe üç sefer karşılık veriyor: ‘Kime iyilik yapayım?
Annene. Sonra kime? Yine annene. Sonra kime? Yine annene? Sonra kime? Babaya.’ Anneye iyilik yapılır, babaya itaat edilir. İtaat babayadır. Anneye iyilik yapılır, babaya itaat. Hani bir şey daha söyleyeyim, erkek evlatlar bunu iyi dinleyin, burayı iyi dinleyin, erkek evlatlara söylüyorum bunu. Sahabeden bir kimse geldi, dedi ki ya Resulallah babam benim, ben dedi evliyim, benim çocuğum var, babam dedi benim malımı, benim paramı istiyor, el koyuyor tabiri caizse. Ona dedi ki: ‘Sen ve malın babana aitsiniz.
Şunu bilin ki evlatlarınız kazançlarınızın en temizlerindendir. Öyleyse evlatlarınızın kazançlarından yiyin.’ (Ebu Davud, İbn-i Mace) Babanız sizin kazancınızdan yer, erkek evlatlara söylüyorum bunu. Kız evla;t evlendi, evlendi, o babasına bir şey yedirip içirmez, o kocasına tabi. Kız evlat evlendi, o kocasına tabi, o babasına tabi değil. Bu da bayanları ilgilendiriyor. Evlendiniz, kocanıza tabisiniz, babanıza değil. Bakın babanıza değil. Evlendi, bitti, babaya tabiat bitti.
Kız evladının babaya tabiyeti evleninceye kadardır. Evlendi, nikâh kıyıldı, kız evladının babaya tabiiyeti kalmaz, kocaya tabiidir o Kur’an sünnet dairesinde. Kocası Kur’an sünnet dairesinde ne derse ona tabi olur. Erkek evlat öyle değildir. Babası ölünceye kadar o babasına tâbidir. Babası onun malından yer, içer, tasadduk da eder, karışamaz. Bakın, karışamaz. Evlat şunu diyemez, baba bu kadar harcama ya. Şimdi iş tersine döndü, şimdi babalar kazanıyor, evlatlar yiyor. Şimdi iş tersine ama olsun varsın, Allah muhafaza eylesin.
O yüzden iyilik kimeymiş? Önce anneye, sonra babaya, sonra kız kardeşe, sonra oğlan kardeşe. Böyle sıra sıra iyiliklerden toplum içerisinde olması gereken, toplumun önemli çimento vazifesi gören iyilikleri bunlar. Neydi? Anneye, babaya, kız kardeşe ve oğlana, sonra etrafındaki insanlara. En önemli yetim, yetimlere iyilik. ‘Ben ve yetime bakan kimse cennette şöyleyiz (yani orta parmağıyla başparmağını yan yana getirip aralarını açarak kapayarak işaret etmiş, böyle yani), dul ve kimsesizler için çalışan, Allah yolunda cihad eden veya gündüzleri oruç tutup geceleri de ibadet eden kimse gibidir.
Dul ve kimsesizlere yardımcı olalım. Yine bir şey daha: ‘Yapılan hayırdan hiçbir şeyi küçük bulup hakir görme. Kardeşini güler yüzle karşılamam bile olsa bunu ehemmiyetsiz görüp ihmal etme’ (Müslim’den). Şimdi bunlar bu sıraladığım iyilikler toplumun çimentosu hükmünde. Paraya pula bakmaz iyilik. O meseleye gönül vermeye bakar. O yüzden iyilik hâkim olsun aranızda. Ailelerinizde iyilik hâkim olsun. Akrabaların içerisinde iyilik hâkim olsun. Derviş kardeşlerinizin arasında iyilik hâkim olsun.
Birbirlerinizi gözetin. Birbirlerinize kenetlenin. Birbirlerinize yardımcı olun. Birbirlerinize destek olun. Birbirlerinize hoşgörülü olun. Birbirlerinize toleranslı olun. Dilinizle iğnelemeyin, gözünüzde iğnelemeyin, mimiklerinizle iğnelemeyin insanları. Diliniz tatlı olsun, gözünüz tatlı olsun, mimiklerimiz tatlı olsun. Bu dünya gelip geçecek. Arkanızdan iyilik bırakın. Arkanızdan iyilik bırakın. Şimdi bütün şeyh efendiler sikkelerini önlerine koyup düşünmeleri lazım. Mahmut efendinin, bu kadar cemaat uğurladı onu, iyilik hâkim olsun, Kuran sünnet hâkim olsun ve bunu Türkiye’deki bütün ehl-i tasavvuf, bu olaya destek çıkması lazım.
Bu bizim cemaattendi, bu bizim tarikattandı, bu bizim tarikattan değildi, bu bizim cemaatten değildi deyip o ağzı bozuk itler kervanına katılmasın hiç kimse. Sufiler, ehl-i tarikat, birbirini desteklemesi lazım. Birbirini kösteklememesi lazım. Birbirinin arkasından kuyu kazmaması lazım. Ölçüyü konuşalım, Kur’an ve sünneti konuşalım ama iyilik hâkim olsun her şeye ve biz iyilik yapmakta yarışalım. İyi olmakta yarışalım. İyi olmakta yarışalım ve iyilik dünyaya hâkim oluncaya kadar mücadele eden kullarından olalım.
El-Fatiha maassalavat. Âmin. Ecmain. Allah izin verirse inşallah önümüzdeki haftaya Cenab-ı Hak sağlık afiyet verirse dördüncü makamdan, Allah’ın yarattığını sevmekten, devam edeceğiz inşallah. https://youtu.be/wIoodWB5NiU
Kaynaklar ve Referanslar
- Ayet-i Kerime: o heva ve hevesinden konuşmaz
- Ayet-i Kerime: in içerisinde bu göreve talip olan herkesi bağlar. Yani biz iyilikleri emretmekle kötülüklerden insanları nehyetmekle em…
- Ayet-i Kerime: Nefsim kudret elinde olan Allah
- Ayet-i Kerime: Bundan sonra bir hardal tanesi kadar dahi iman yoktur
- Hadis-i Şerif: Din kardeşini bir suçundan dolayı ayıplayan kimse, ayıpladığı şeyi yapmadan ölmez.
- Hadis-i Şerif: İşlediği günahları açığa vuranlar dışında ümmetimin tamamı af- fedilmiştir.
- Hadis-i Şerif: Bir adamın gece kötü bir iş yapıp Allah onu örttüğü halde sabahleyin kalkıp ey falan, ben dün gece şöyle şöyl…
- Hadis-i Şerif: Fakat suçunu başına kalkmasın.
- Hadis-i Şerif: Kime iyilik yapayım ya Resulallah? Annene. Sonra kime ya Resulallah? Annene? Sonra kime ya Resulallah? Annene. Sonra kim…
Dört Kapı Kırk Makam — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
Yazıya Çeviren: Leyla Tuba Toptaş • ISBN: 978-625-92739-3-8 • Tasavvuf Vakfı Yayınları