Belkıs’ın Hikâyesi, Şeytân ve Cinnî Tâifesi
Belkıs hikâyesi de enteresan. Belkıs’ın annesinin perî olduğuna dâir rivâyetler vardır. Belkıs’ın annesi perî olunca, Belkıs da bir andan bir yere gitme husûsiyetine sâhip oldu. Hani «tayyi mekân» dediğimiz, sûfîlerde «tayyi mekân» dediğimiz olgu — bir anda bir yerden bir yere gitme — Belkıs da bu özelliği taşır. Yûnus bir an olur Belkıs gibi tayyi mekân yapar; ve Yûnus’un gönlünde Yûnus Belkıs ile tayyi mekân eder.
Yûnus Emre’nin Şiirinde Tayyi Mekân
Yûnus Emre’nin bir şiirinde tayyi mekân mes’elesi geçer: «Sultanın iyisi can olur bir anda; ne yapıyor? Bütün insânların sultanı can olur; bütün insânlara sultan kesilir, zamânın kutbu olur.» Yûnus’un şiiri aslında bu noktada çok derindir. Belkıs gibi hani Süleymân aleyhisselâm İslâm olmadan onu bana kim getirir — bu sefer İslâm olmasına sebep oluyor.
Süleymân Aleyhisselâm: «Müslümân Olmadan Tahtını Bana Kim Getirir?»
Süleymân aleyhisselâm da Belkıs’ın tahtını görüyor. Belkıs’ı görüyor; Süleymân (a.s.) eğer Müslümân olursa, Belkıs’ın tahtına, Belkıs’ın ülkesine ve Belkıs’a el koyamayacak — İslâm hukukuna göre bu mümkün değil. O yüzden diyor ki: «O henüz Müslümân olmadan onun tahtını bana kim getirir?» Belkıs’ın öyle bir tahtı var ki, o güne kadar dünyâ üzerinde olmuş bir tahta değil — ayaklarımı, etrâfı yakuttan, zebercebten, elmâstan; ve taht komple öylesine şâtafatlı, öylesine büyük.
Belkıs’ın Tahtı: Hangi Taraftan Bakarsanız Farklı Renkler
O öylesine bütün ağır ve pahalı mücevherlerle yapılmış; öyle bir ipekten yapılmış ki, öyle bir rengârenk ki; siz Belkıs’ın tahtına baktığınızda, hangi taraftan bakarsanız farklı bir tahta görüyorsunuz; hangi taraftan bakarsanız farklı bir renk görüyorsunuz. Öylesine ki, böyle gün hâl içinde hâl, zaman içerisinde zaman, mekân içerisinde mekân gibi bir taht görüyorsunuz. Ve Belkıs bu tahtı kendi sarayında ölü bir yerde saklıyor; çünkü Süleymân’ın yanına gidecek. Oda içinde oda, içerisinde oda — yedi kat odanın içerisine tahtı kilitliyor.
Tahtın Peşinde Karanlık ve Nûrânî Bütün Varlıklar
Çünkü o tahtın peşinde şeytânlar da var; nûrânî varlıklar da var. O tahtın peşinde, o zamân için hem karanlık hem de nûrânî bütün varlıklar koşuyor. Ve Belkıs kendi Sabâh ülkesinde — Yemen’e doğru ülke — o ülkenin pâdişâhı, kraliçesi; ve Belkıs bekâr. O esnâda Belkıs tam o esnâda hiç evlenmemiş; ve o tahtla berâber o belde hükmediyor. Enteresândır: Yûnus Emre’si bizim koca Yûnus da diyor ki «bir an olur, Belkıs gibi uçarım; onunla berâber tayyi mekân ederim.»
«Göz Açıp Kapatınca Kadar Buraya Getirir» — Bilginin Yüksek Derecesi
Belkıs o tahtı yedi kat kalenin içerisine sakladığı hâlde, Süleymân aleyhisselâm’da öyle bir bilgi var ki; Süleymân aleyhisselâm’ın yanındaki hânedânlığında bilgi sâhibi olanlar var. Oradan bir kimse diyor ki: «Ben onu göz açıp kapatıncaya kadar buraya getirir»; ve Belkıs gelirken — bakın, Belkıs’a tayyi mekân ederek geliyor; ve Belkıs tam önce tahta geliyor. Belkıs tanıyacak mı diye de enteresân: Aynı taht, ama üzerindeki renkler farklıymış gibi görünüyor.
«Bu Benim Tahtıma Benziyor, Ama Benden Önce Nasıl Gelir?»
Belkıs tahta bakıyor: «Taht benim tahtıma benziyor, ama benden önce nasıl gelir?» İşte bilgi edinme, işte bilginin yüksek derecesi, işte bilginin insanoğlunun ulaşabileceği şu anda en yüksek derecelerinden birisi. Bakın: İnsânoğlu henüz peygamberlerin bilgisine ulaşabilmiş, peygamberlerin matematiğine ulaşabilmiş noktada değiller. Ve düşünebiliyor musunuz, Süleymân aleyhisselâm’ın o tahtı o Müslümân olmadan getirtmesi! Çünkü bakın bilgiye, bakın ilme — tam o bir Peygamber, hikmete bakın: Belkıs’ın Müslümân olacağını biliyor.
Belkıs ile Süleymân’ın Evliliği ve Çocukları
Sonradan rivâyet ediliyor ki, Belkıs’la Süleymân aleyhisselâm evlendi. Belkıs’la Süleymân aleyhisselâm evlendikten sonra onlardan çocukları olduğuna dâir rivâyetler var. O yüzden işte Belkıs’ın pevli soyundan geldiğine dâir de rivâyetler var. Tabîi bu, sâdece Belkıs’la alâkalı bu rivâyetlerde yok; işte değişik Avrupa’da, Asyâ’da, ondan sonra İran’da, Arab yarımadasında — perîlerle erkeklerin evlenip değişik ilimlere vâkıf olması, târîh boyunca anlatılır.
Hârût ve Mârût — Ayrı Bir Kavim
Bu konuda Hârût ile Mârût’u da kenâra atmayalım. Hârût ve Mârût’u da hatırlayalım. Neden? Onlar da ayrı bir kavim. Çünkü onlarda da farklı bir ilim, farklı bir bilgi var. O yüzden, «ha, demek ki görünmeyen varlıklar var mı? Var.» Ve bu görünmeyen varlıklarla da normâlde insânların iletişimleri olabilir mi? «Evet, olabilir.» O yüzden perîler, şeytânlar, insânın bilgisi, insânın ilmi perîlerin, ve şeytânın, cinlilerin ilminin üzerinde olduğundan dolayı, onlar insânların emrine girebilirler.
Câhil İnsân Cinin Emrine Girebilir, İlim Sâhibi Tersi
Ama tabîi câhil bir insân, kâfir cinlerin veyâ şeytânın emrine girebilir mi? Evet. Ama îmânı kemâle ermiş, dînî bilgisi yerinde olan, kalbî ilimlere vâkıf olan bir kimse, ne yazık onların evine girmez. Bu, sûfîlikte mühim bir mes’eledir: İlim ve îmân kuvvetli olan, gayb âleminin varlıklarını da kendi emri altına alır; câhil ve gevşek olan, onların oyuncağı olur.
Hz. Pîr’in Sözü: İnsânoğlunun Gizli Düşmânı Çoktur
Hz. Pîr Mevlânâ buyurur: «İnsânoğlunun gizli düşmânı çoktur; ihtiyâta riâyet eden kişi akıllıdır. Bizden gizli güzel, çirkin nice mahlûkât vardır ki, onlar dâimâ gönül kapısını çalıp dururlar.» Sûfîler, seyr u sülûka girdikleri zamân, bu gizli mahlûkâtı görürler; onların ilimlerine vâkıf olurlar. Bu, beşinci makâmda başlar. Beşinci makâmda gökteki bâzı mahlûkâtı görebilir sûfîler. Seyr u sülûkta ise altıncı’da, yedinci’de daha tamâmlanır.
Beytullâh’ta Bütün Mahlûkât Onun Gözü Önünden Geçirilir
Yediyi tamâmladıktan sonra bütün mahlûkâta vâkıf olur. Bu hâl genelde Beytullâh’ta yaşanır. Beytullâh’ta bütün mahlûkât onun gözünün önünden geçirilir; o bütün mahlûkâta vâkıf olur. O yüzden normâlde insânlardan gizlenmiş güzel, çirkin, ışıklı, nûrlu nice mahlûkât var. Bunlar sâdece Kur’ânı Kerîm’de geçen cinnî veyâ şeytân tâifesi olarak değil; bilinmeyen, insânların bilmedikleri, insânların görmedikleri varlık üzerine o kadar çok mahlûkâtlar var ki, hepsi mürşidi kâmil seviyesine gelen bir kimseye tanıtılır.
Rûhânî Varlıklar: Melekler — En Zirvede Cebrâîl Aleyhisselâm
Rûhânî varlıklar da işte kendilerince dînî ilim olarak: Melekler vardır. O melekler rûhânî varlıklardır; direkt Allâh’a itâat ederler. Bunlar normâlde yanlış bir iş yapmaları, eksik bir iş yapmaları mümkün değildir. Bu rûhânî varlıklar nedir? Direkt melek tâifesidir bunların. O melek tâifesinin en zirve noktasında Duran Cebrâîl aleyhisselâm’dır. Cebrâîl aleyhisselâm bütün peygamberlere vahiy indirir; ve bütün peygamberlerin gönlüne hikmeti indirir.
Azrâîl, İsrâfîl, Mîkâîl — Diğer Büyük Melekler
Diğer melekler vardır; onların da büyük melekler olarak tanımladığımız Azrâîl, İsrâfîl, Mîkâîl gibi. Cennet melekleri, cehennem melekleri, dünyânın melekleri, semâvâtın melekleri vardır. Bizim vücûdumuzda çalışan melekler vardır; bütün varlığın üzerinde çalışan melekler vardır. Melekler aslâ isyân etmezler, aslâ akletmezler — direkt Allâh’ın emrini dinleyen onlardır. Normâlde insânları aldatmazlar, insânları kandırmazlar; onların kendilerine emredilen her ne var ise onları icrâ ederler.
İkinci Rûhânî Varlık: Şeytân — «O Cinlerdendi»
İkinci rûhânî varlık da şeytândır. Şeytân da bu mânâda aslında melek değildir, ama rûhânî bir varlıktır. Hani şeytânla alâkalı da âyeti kerîmede «O cinlerdendi» diyor; o ateşten yaratılmıştır. O yüzden şeytân, buradan direkt kötülüğü simgeleyen, direkt kötülüğü emreden ve insânı aldatan rûhânî bir varlıktır. O bu ne yaparlar? İnsânın kötülüğüne vesvese verir; insânı şerre yaklaştırmaya çalışır; insânı Allâh’tan, Kur’ân’dan, Sünnet’ten, iyilikten uzaklaştırmaya çalışır.
Şeytânın Damarlarda Dolaşması ve Vesvese Vermesi
Şeytân da insâna etki eder mi? Evet. «O sizin damarlarınızda dolaşır» diyor. Melekler de insânları etki eder mi? Evet, bizim gönlümüze melek ilhâm eder mi? Evet. Bizim gönlümüze şeytân vesvese verir mi? Evet. Üçüncü nev’i rûhânî varlıklar olarak nitelendirdiğimiz, ondan sonra bunlardan eğricini tâifesi — bunların da normâlde cinnî tâifesi olarak nitelendiriliyor. Bunlar, aslında böyle diğer böyle cinnî tâifesinin de biz öyle algılayalım: Yine birçok kavmi var; bir sürü bu noktada yaratıklar var rûhânî olarak. Bunların da hem iyileri var, hem de kötüleri var.
Cinnî Tâifesinin Mü’mini, Kâfiri Vardır
Cinnî tâifesinin mü’mini de var, kâfir olanları da var. O yüzden, normâlde kâfirleri de mü’minleri de cinnî tâifesi olarak nitelendirebilir miyiz? Evet. Bakın burada şeytân veyâ ifrît olarak nitelendirdiğimiz tâife, yine cinnî tâifesinin ayrı bir kavmi gibi. Bunu böyle bilin: Şeytân cinnî tâifesinin ayrı bir kavmi; şeytân da cinnî, evet, ama o diğer cinlerden ayrılmış ayrı bir kavmi.
Şeytân Kavminin Müslümân Olma Kapısı Kapalıdır
O yüzden artık o kavmin — şeytân ve avânesinin — çünkü onun da biz şeytân olarak nitelendirdiğimiz bir tâne değil. O yüzden onların artık iyilik yapma kapıları kapalı; lânetlenmiş. Onların Müslümân olma kapıları kapalı; lânetlenmiş. Ne zamâna kadar? Ebediyen. Bu şeytân ve avânesi ebediyen lânetlenmiş. Bir insân olarak sen de şeytânın peşine gider, sen de şeytânla şâşırırsan, sen de ebedî lânete değişirsin.
Cinnî Tâifesinin Müslümânları ve Kâfirleri
Şimdi bir de cinnî tâifesi var; bunların Müslümânları da var, kâfirleri de var. O yüzden mü’mini de var, kâfiri de var. Bu cinnî tâifesinin Müslümânları, mü’minleri Müslümânlara yardımcı olurlar; ama senin o ilme sâhip olman lâzım, senin onlarla irtibât kurman lâzım. Kâfirleri de Müslümâna zarar vermek ister mi? Evet. Bakın kâfirleri de Müslümânlara zarar verirler mi? Evet. Kâfir cinler Müslümânlara dokunur mu? Evet. Müslümânlara zarar verir mi? Evet.
Âhir Zamânda Kâfir Cinler Şeytânla Birleşerek Daha Fazla Zarar Verecekler
Kâfir cinlerin zararları, âhir zamânın son diliminde şeytânla birleşerek insânlara daha fazla zarar verecekler. Şimdi, meselâ bunun, ben bunu zamân zamân dile getiriyorum; canları sıkılıyor insânların. Kâfir cinler böyle aradaderede Müslümânların üzerinde büyük oyunlar oynuyorlar. Kâfir cinler Müslümânlarla dalga geçiyor; kâfir cinler Müslümânların daha da azgın olmasını, sapkın olmasını, Kur’ân ve Sünnet’ten uzaklaşması için Müslümânlara dokunuyor.
Korunma Yolları: Abdestli Dolaş, Tesettüre Dikkat Et, Çokça Zikret
Kâfir cinlilerden ve şeytândan insânlar muhâfaza etmiyorlar kendilerini. Müslümân canım kardeşim, benim — abdestli dolaş; tesettürüne dikkat et; çokça zikret; her dâim Eûzü-Besmele çek; yemeklerini açıkta bırakma; kendini tesettürsüz bırakma; Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapış. Kâfir cinler size hastalık bile bulaştırırlar; sizi hasta ediyorlar; sizin damarlarınızda, sizin vücûdunuzda dolaşıyorlar; sizin evinizde dolaşıyorlar. Yedikleriniziiçtiklerinizi helâl ve temîz olanlardan seçin. Çünkü kâfir cinler açıkta olan yemekleriniz, içecekleriniz size musallat oluyorlar; eşlerinizeçocuklarınıza musallat oluyorlar.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı. Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi. İlgili Sözlük Terimleri: Belkıs, Cin, Silsile. → Tasavvuf Sözlüğü