Âşığın Gözü Kör, Kulağı Sağırdır — Maşûkundan Başka Bir Şey Görmez
Âşığın hastalığı bütün hastalıklardan ayrıdır. Aşk, Allâh’ın sırlarının anahtarıdır. Hangi yönden olursa olsun, gerçek aşk sâhibi için bu duygu bir kılavuzdur. Mevlânâ’nın deyişiyle: «Âşıklık, ister bu cihetten olsun, ister o cihetten olsun, âkıbeti bizi O’na götürür.» Âşığın gözü kördür, kulağı sağırdır — yâ’nî maşûkundan başka bir şey görmez, başka bir şey duymaz.
Aşk — Allâh’ın Sırlarının Anahtarı
Aşk, Allâh’ın sırlarının anahtarıdır. Kur’ân ve hadîste birçok sır gizlidir; ve bu sırlar yalnızca akılla açılmaz. Akıl yüzeyde kalır; mânâya dalmaz. Aşk ise mânâya dalar; ve sırları açar. Bir âyeti yıllarca okuyabilirsin — akılla. Bir gün aşkla okursun; ve o âyetten yeni mânâlar çıkar. Bu, aşkın sırlara anahtar olduğunu gösterir. Sûfîler bu yüzden aşkı yüceltirler.
Aşk Hastalığı — Ayrı Bir Türde
Aşk hastalığı bütün hastalıklardan ayrıdır. Çünkü diğer hastalıklar ölüme götürür; aşk hastalığı hayâta götürür. Diğer hastalıklar acıyla biter; aşk hastalığı vuslatla biter. Diğer hastalıklar tedâvî edilir; aşk hastalığı tedâvî edilmez — sâdece daha da derinleşir. Bu hastalığa yakalanan kişi, kurtulmak istemez; çünkü içinde olmanın lezzetini bilir.
Gözün Körlüğü — Sâdece Maşûkı Görmek
Âşığın gözü kördür; ama maddî mânâda değil. Maşûktan başka bir şey göremeyecek hâlde olduğu için «körlük» denir. Etrâfında ne olursa olsun, âşık sâdece maşûkunu görür. Dünyâ önüne süslense, ona güzel görünmez; çünkü maşûkundan başka her şey ona ehemmiyetsizdir. Bu körlük aslında bir görüş kuvvetidir: Maşûku görmek için diğer şeylere kapalı olmak.
Kulağın Sağırlığı — Sâdece Maşûku Duymak
Âşığın kulağı sağırdır; ama maddî mânâda değil. Maşûktan başka bir şey duymak istemediği için «sağırlık» denir. Etrâfında konuşmalar olur — siyâset, ekonomi, dedikodu, eğlence — âşığın hiçbiri ilgisini çekmez. Çünkü maşûktan haber gelmedikçe, bütün diğer haberler ona değersizdir. Bu sağırlık, aslında bir dinleyiş gücüdür: Maşûkun sesini duymak için diğer seslere kapalı olmak.
Mevlânâ’nın Beyânı — Âkıbet Allâh’a Götürür
Mevlânâ buyurmuştur: «Âşıklık, ister bu cihetten olsun, ister o cihetten olsun, âkıbeti bizi O’na götürür.» Yâ’nî aşk başlangıçta hangi sebepten kaynaklanmış olursa olsun — bir insâna olabilir, bir güzelliğe olabilir, bir musikîye olabilir — sonunda âşığı Allâh’a götürür. Çünkü her aşk, aslında Allâh’ın sevgisidir. Bir kadına âşık olan bir genç, sonunda Allâh’a âşık olur; çünkü o kadının güzelliği Allâh’ın güzelliğinin bir yansımasıdır. Aşk bu yansımayı takîp ederse, aslına ulaşır.
Mecâzî Aşk — Hakîkî Aşka Köprü
Tasavvufta «mecâzî aşk» ve «hakîkî aşk» kavramları vardır. Mecâzî aşk: Mahlûka olan aşk — bir insâna, bir güzelliğe. Hakîkî aşk: Hâlık’a olan aşk — Allâh’a. Mecâzî aşk hakîkî aşka bir köprüdür; ama köprüde kalmak değil, geçmek gerek. Bazı genç dervîşler önce mecâzî aşk yaşarlar; sonra hakîkî aşka geçerler. Bu doğal bir gelişim. Ama mecâzî aşkta kalmak yanlıştır. Allâh muhâfaza eylesin; bizi hakîkî aşkın âşıklarından eylesin.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı. Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi. İlgili Sözlük Terimleri: Aşk, Maşûk, Hakîkî Aşk. → Tasavvuf Sözlüğü