Allâh’a Yönelmeni Engelleyen Her Şey Karanlıktır
Mevlânâ hazretleri buyurmuştur: «Cân ormanındaki avcılıkta doğan ol; cihân güneşi gidip cânla oyna.» Bu dünyâ, nefis ve hevâ-hevesle doludur, karanlıkla doludur. Bu dünyâ ancak ve ancak senin gönlünü Allâh’a yöneltirsen aydınlanır. Senin Allâh’a yönelmeni engelleyen her şey karanlıktır. Mal, makâm, şöhret, lezzet — Allâh’a yönelmeni engelliyorsa, karanlıktır.
Karanlık Tanımı — Allâh’tan Uzaklaştıran Her Şey
Karanlık nedir? Allâh’tan uzaklaştıran her şey. Bu tanım çok kapsamlıdır. Maddî karanlık sâdece bir misâldir; asıl karanlık mânevîdir. Bir kişi her gün namazını kılabilir; ama kalbi mâl, mevki, şöhret gibi şeylerle dolu olabilir. O kişinin kalbi karanlıktır. Çünkü o şeyler Allâh’a yönelmesini engelliyor. Bu yüzden mânevî karanlık, dış görünüşle değil, kalbin durumuyla anlaşılır.
Nefis ve Hevâ — En Büyük Karanlıklar
En büyük karanlıklar, nefis ve hevâdır. Nefis, insânın içindeki kötülüğe meyilli güç; hevâ, nefisten doğan istek ve arzudur. Nefis ve hevâ insânı sürekli Allâh’tan uzaklaştırır. «Şu lezzeti tat» der; «şu malı topla» der; «şu insânı kıskan» der; «şu kimseye zarar ver» der. Nefise uyduğun her ân, Allâh’tan uzaklaşırsın; ve karanlığa dalarsın.
Dünyâ Karanlıkla Doludur — Mevlânâ’nın Teşhîsi
Mevlânâ hazretleri’nin teşhîsi: «Bu dünyâ karanlıkla doludur.» Yâ’nî dünyâ özünden mânevî karanlıkla doludur; çünkü nefse, hevâya, şeytânın vesvesesine açıktır. Aydınlanmak için ona dışarıdan nûr getirmek gerek. Bu nûr Allâh’tandır; ve velîler vesîlesiyle iner. Velîlerin olmadığı bir dünyâ, tamamen karanlık olur. Bu yüzden Allâh velîleri kıyâmete kadar dünyâdan eksik etmez.
Gönlü Allâh’a Yöneltmek — Aydınlanmanın Yolu
Aydınlanmanın yolu, gönlü Allâh’a yöneltmektir. Bu yöneliş bir tek hareket değildir; sürekli bir hâldir. Her ânda, her nefeste, her hareketinde Allâh’ı düşünmek; her sözünü O’nun rızâsına göre söylemek; her hareketini O’nun emrine göre yapmak. Bu hâle ulaşan kişi, hep aydınlıkta yaşar. Dünyâ karanlık olsa bile, onun kalbi aydındır. Çünkü kalbinde Allâh’ın nûru vardır.
Zikir — Karanlığı Defetmenin Yöntemi
Karanlığı defetmenin yöntemi zikirdir. Zikir, Allâh’ı anmaktır; ve Allâh’ı anan, Allâh ile berâberdir. Allâh ile berâber olan, karanlığa düşmez. Hadîs-i şerîfte buyurulmuştur: «Allâh’ı anmayan kalp, harâb bir köy gibidir.» Harâb köy karanlıktır; mâmûr köy aydınlıktır. Kalbi zikir ile mâmûr eden, hep aydınlıkta yaşar. Bu sebeple tasavvufta zikir, en temel ibâdet kabûl edilir.
Cân Ormanındaki Doğan Olmak — Mevlânâ’nın Mecâzı
Mevlânâ’nın mecâzında «cân ormanındaki doğan» olmak, dervîşin vazîfesini anlatır. Doğan, avcı bir kuştur; av yakalar. Cân ormanı, kalbin derinliğidir. Dervîş, kalbinde avcılık yapacak; nefsî hevâları, mâsivâ sevgisini, dünyâya bağlılığı avlayacak. Bütün bu karanlık unsurları temizlediğinde, kalbi nûrla dolar. Cihân güneşi — Allâh’ın nûru — gönlüne girer; ve dervîş cânla, sevgili ile oynamaya başlar. Allâh muhâfaza eylesin; bizi cân ormanındaki doğanlardan eylesin.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — Sohbet Kaydı. Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi. İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Kalb, Nûr. → Tasavvuf Sözlüğü