1. Niyâz: Hakkı Hak, Bâtılı Bâtıl Bilenlerden Eyle; İsrâil ve Destekçilerini Yerle Yeksân Eyle
Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’i hakkı hak, bâtılı bâtıl bilenlerden eylesin. Hakkı hak bilip hakkı yaşayan ve haykıran, bâtılı bâtıl bilip bâtıla karşı cihâd eden kullarından eylesin.
Nerede Müslümanların kanına, namusuna, şânına, şerefine, haysiyetine, topraklarına tecâvüz ediliyorsa Cenâb-ı Hak tecâvüzcülerden intikâmımızı alsın. Rabbim nerede Müslümanlara haksız, hukuksuz davranılıyorsa hepsini yerle yeksân eylesin; hepsini de batırsın. İsrâil’i ve destekçilerini batırsın; onları maddî-mânevî arkasında duranları yerle yeksân eylesin. Ezmeyin.
2. Bugün Sevinçli Bir Gündür: Özdemir Ağabey ile Aynı Yaşıt Çıktık, Çorumlu Hâcı Mustafa Efendi’den Dersliyiz
Bugün güzel gün, mutlu gün. Özdemir aslında ağabey, normalde kaçtıydın? 59 muydu? 61 — aynı yaşıtmışız. Enteresan; ağabeyim 59’lu, ben de onu ağabeyimin sınıf arkadaşı deyince benden büyük zannediyordum. Bak bugüne kadar aynı yaşıtmışız.
Tabiî Özdemir ile ağabeyim Çorumlu Hâcı Mustafa Efendi hazretlerinden dersliler. Benim ilk derviş olarak gördüğüm insanlar onlar. O zaman için Çorumlu’dan ders almışlar, öyle hayatlarını devâm ettirdiler. İkisi de Zonguldak’ta, okulda arkadaşlar; arkadaşlıkları çok uzun senelerden beri devâm ediyor. Allâh râzı olsun her ikisinden de. Tabiî Özdemir bizim böyle aileden — Allâh râzı olsun — bizim evimize gelen-giden, misâfir olan, dışımızda bir kimse değil.
O yüzden bugün herhâlde ağabeyimiz ziyârete geldi; oradan da buraya gelmişler. Allâh râzı olsun inşâallâh. Tabiî bugün Zafer de burada — Erzurum’da. En son Erzurum ziyâretine gittiğimizde Allâh râzı olsun orada koşuşturdu; hizmet etti, hürmet etti. Evini de dersi açtı — bayanların dersi orada onların evinde oldu; hanımı da orada bayanların zâkiri. Allâh râzı olsun, baya orada koşuşturdu benimle berâber.
Tabiî bir de bugün sürpriz var: Bizim Mustafa Mercan mahalledeki komşuları getirdi. Onlar traktör tamı kaldılar — evet, komşular burada bizim bugün mahalleden; Mustafa Mercan hepsini toparlamış gelmiş. Allâh râzı olsun inşâallâh. Bugün böyle benim sevinçli günüm; hamdolsun. Allâh hepsinden de râzı olsun inşâallâh.
3. Telegram’da Cevap Verilmeyen Rüyalar Mânevî İkâz Mıdır? Esmâ Vermediğimiz Dervişler Hâl Yaşar Mı?
Birkaç soru var, bunlara bakalım, ondan sonra derse geçelim. «Telegram hesabınız üzerinden yazdığımız hâl ve rüyâlara sizden bir cevap gelmediğinde nasıl değerlendirmemiz gerekir? Bu mânevî bir ikâz mıdır? Esmâ vermediğiniz dervişler yine de birçok hâli yaşayabilir mi?»
Bu hâli herkes yaşayabilir, bunda bir sıkıntı yok. Esmâsı olsa da olmasa da değişik hâller sûfîlik hayâtında var. Bu bir. İkincisi: cevap vermediğimiz, yazmadığımız rüyâları normalde demek ki yorumlanmasına gerek yok. O yüzden yazmıyorum genelde — bir yoruma ihtiyâç yok ise yazmıyorum, ama bir yoruma ihtiyâç ise yazıyorum.
Bâzen normalde arkadaşlar illâ ki rüyâlarını yordurmak istiyorlar. Rüyâ üç türlü, hadîs-i şerîfe göre:
4. Rüyânın Üç Çeşidi: Şeytânî Rüyâ, Etki Altında Rüyâ, Sâlih (Mübeşşirât) Rüyâ
Birincisi normalde bir kimsenin şeytânî gördüğü bir rüyâ — kâotik rüyâlar. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri öyle bir rüyâ gördüğünüzde «sol tarafınıza üç sefer tükürün, eûzü besmele çekin» diyor.
İkincisi bir şeyin etkisinde kalınarak görülen rüyâlar. Bunlar boş rüyâdır, bunlarla alâkalı bir te’vîle ihtiyâç yok. Üçüncüsü de o sâlih rüyâ olarak nitelendirilmiş — Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin: «Bunların rüyâların büyük bir kısmı te’vîl edilir.» Bir de âhir zamânda sâlih rüyâlar mübeşşirâttandır — müjdeci rüyâdır denmiş. O yüzden mübeşşirâttandır; büyük bir kısmının te’vîl’e ihtiyâcı olur. Biz de onu gücümüz yetince te’vîl etmeye çalışıyoruz.
Yoksa rüyâsına cevap yazmadığımız herhangi bir kimse «özel bir şekilde bana yazmadı; yoksa ben nefsime mi uydum, yoksa bana bir ikâz mı, yoksa başka bir şey mi» — böyle bir şeye gerek yok. Siz de kabûl ederseniz yaklaşık kabûl edersiniz: dört bine yakın derhâlde — en son bakmadım — ama Telegram’da arkadaşlar var; büyük bir çoğunluğu yazıyor. Ben de büyük bir çoğunluğunu mümkün olduğunca, vaktim olduğunca okuyorum; hemen hemen diyebilirim ki yüzde 99’unu okuyorum. O yüzden böyle bir sıkıntı yok. Ama meselâ benim o mesâim sabah namazından sonra; gün içerisinde yazan arkadaşlar oluyor, onlara vaktim kalırsa cevap yazıyorum. Genelde sabah namazından sonra o işimi bitiriyorum.
5. Halaka Adâbı: Zikrullah Başladıktan Sonra Fısıldaşma-Gülüşme, Tatlı-Disipline Edilir
«Dergâhta veya ev derslerinde halaka kurulduktan sonra aralarında fısıldaşmalar, gülüşenler oluyor. Nasıl yapmalıyız?»
Zikrullah halakası kuruldu mu, zikrullah başladı mı bu tip şeyler uygun değil; âdâba uygun değil. Ama bâzen evlerde veya küçük derslerde bu tip şey olabilir. Aslında bunu tatlı bir şekilde disipline etmek lâzım. Biraz böyle sert konuşulur, ters konuşulursa zâten beş kişisin, dörde düşebilirsin.
O yüzden onu böyle gayet nâzikâne bir şekilde uyarılırsa, bilhassa böyle dersi yaptıran kimse bu konuda kendini böyle dahâ disiplinli tutarsa, öbür arkadaşlar da disiplinli olurlar. Sıkıntı olmaz inşâallâh.
6. Nûr Sûresi 19: Fahşiyâtın Yayılması — Sâdece Cinsel Suç Değildir
«Nûr Sûresi 19. âyette: ‘İnsanlar arasında hayâsızlığın yayılmasını arzû eden kimseler için dünyâda da, âhirette de elîm bir azap vardır. Allâh bilir, siz bilmezsiniz.’ Hayâsızlık olarak çevrilen kelime ‘fâhişe’. Hayâsızlık nedir? İnanan nasıl bunun yayılmasını ister? Sûfî bunu nasıl engeller?»
Aslında bu «fâhişe» olarak geçen «fuhşiyât-fahşâ» — normalde fahşiyât olunca, onun karşılığı «hayâsızlık» olarak meâlciler öyle söylüyorlar; ama fahşiyât her konuda. Şimdi «her konuda» dediğimiz şu: Biz sâdece cinsel suç değil — bu hâdise sâdece cinsel suç olarak bakarsak doğru değil.
Meselâ bir kimsenin namazı kılmaması da fahşiyâttır. Orucu tutmaması da fahşiyâttır. Veyâhûd da Kur’ân ve Sünnet ahlâkını bütün olarak ona ihtimâm göstermemesi de fahşiyâttır. Yalan da fahşiyâttır; gıybet de fahşiyâttır; dedikodu da fahşiyâttır. Hırsızlık, içki, kumar — bunların hepsi de fahşiyâttır.
Normalde, ama bu sâdece bizim toplumumuzda «fahşiyât» deyince cinsel suç anlamında geliyor. Meselâ bir erkeğin tesettürüne riâyet etmemesi de fahşiyâttır; kadının tesettürüne dikkat etmemesi de fahşiyâttır. O geniş bir çerçeve.
7. Sosyal Medyada Kötülük Yayma: Sahte Önderler Hâriç, Diğerlerinin Reklâmını Yapma
O yüzden bunun yayılması — bunun yayılması ne demek? Meselâ siz bir kimsenin yanlışlığını «Ben doğru yapıyorum» deyip de sosyal medyada kullansanız dahi ona destek olmuş oluyorsunuz; yayıyorsunuz.
Meselâ Müslümanlar birisinin kötülüğünü gösterecek örneğin: birisi kötülük yapmış, onun kötülüğünü sosyal medyada yayınlarken aslında kötülüğün de reklâmını yapıyor, fahşiyâta orada destek veriyor. Normalde kötülükleri — bakın, kötülükleri yaymamak için, kötülükleri yaymamak için — normalde onların paylaşılmaması lâzım.
Ama meselâ diyelim ki o paylaştığın şey bir kimse var, Müslümanların önderi hükmünde; ama o Müslümanların önderi hükmünde, fakat — bu tâbîrimi hoş görün — sahte önderlerden. Orada Ümmet-i Muhammed’in faydasına bir şey var; onun normalde anlatılması lâzım. Diyelim ki bir siyâsî parti lideri düşünün — o siyâsî parti lideri aslında İslâm’la bağlı bağlantısı yok ama İslâm’mış gibi davranıyor. Bunun anlaşılması lâzım, bunun söylenmesi lâzım. Bu çünkü toplumu ilgilendiren bir şey ve hattâ toplumu, İslâm ümmetini ilgilendiren bir mesele ise bunun fâş edilmesi, anlatılmasında suç yok. Ama normalde ümmeti ilgilendirmeyen bir şey ise o zaman bu farklı bir noktaya giriyor.
8. Sosyal Medya İçin Ölçü: Kur’ân-Sünnet-İçtihâda Uygunluk; Akıl-Kur’ân-Sünnet Olmayanın Doğruyu Bulması Mümkün Değildir
Şu anda dünyâ insanlığı, ne yazık ki sosyal medya üzerinden — çünkü bir şeyin doğru mu yanlış mı olduğunu bilmeden bunları komple yayınlıyorlar — fahşiyâta hizmet etmiş oluyor. Bilhassa İslâmî kesim, öyle bir hunharca saldırılarda bulunuyor; hak ve hakîkat noktasında olan bir kimseye, farkında değil. Böyle bindirilmiş kuvvetler gibi, normalde hak ve hakîkatten yana olduğunu zannediyor; aslında fahşiyâta veyâhûd da deccâliyete hizmet ediyor.
Bu normalde düşünebiliyor musunuz? O sosyal medya dediğiniz alan eğer Kur’ân’a, Sünnet’e, imâmların içtihâdına uygun bir paylaşım yapmıyorsanız, dedikoduya, gıybete, iftirâya veya deccâliyete çalışıyorsa, o mesele normalde bütün herkes ondan nasîbini alıyor. Ne paylaşıyorsun, ne aktarıyorsun, ne yapıyorsun — bu önemli. Ama insanlar buna dikkat etmiyorlar; o yüzden fahşiyâta hizmet ediyor.
Burada normalde «yardım ederler» dediğinde, sen normalde — bunu tırnak içerisinde söylüyorum — birisi Kur’ân ve Sünnet’in dışında fikriyâtı var, düşüncesi var; bu noktada o yolda gidiyor ama insanlar onu destekliyor, insanlar onu alkışlıyor. Bu sefer ona hizmet etmiş oluyor. Şimdi farkında olsun-olmasın, neye hizmet ettiğine bakacaksın; farkında ol-olma, nereye koştuğuna bakacaksın, ne konuştuğuna bakacaksın.
Onlara bakınca da insan kendi kendisini analiz ederse doğruyu bulacak. Doğruyu bulacak, analiz edecek akıl lâzım; o akla da Kur’ân ve Sünnet lâzım. O akla da Kur’ân ve Sünnet yok ise o kimsenin doğruyu bulması da mümkün değil. Bu sefer Allâh muhâfaza eylesin — Müslümanım diyen insanlar ne yazık ki deccâliyete hizmet ediyorlar; ama farkındalar, ama farkında değiller.
9. Mi’râc’daki Cennetlik-Cehennemlikler ve Başka Galaksilerdeki Ümmetler
«Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri mi’râca yükseldiği zaman orada cennetlik ve cehennemlik bâzı kimseleri gördü. Oradaki cennetlik ve cehennemlik kimselerin normalde hesap gününden, kıyâmetten sonra cennete ve cehenneme girileceği için o kimselerin hesâbı ve kıyâmeti ne zaman oldu? Buna paralel olarak bir de on sekiz bin âlemin Mustafâ’sı buyuruyor; Göbeklitepe’den de bilindiğine göre başka galaksilerde, başka evrenlerde, başka hayatlar, başka ümmetler de var. Efendimiz onlara nasıl peygamberlik yaptı, onlar nasıl tâbî oldu? Aynı anda orada da mı yaşadı?»
Bu mi’rac’la alâkalı meselelerde Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bir kısım insanların cehennemde azaplarını görüyor — bu uzun bir hadîs-i şerîf. Cennetliklerin hâllerini de görüyor. Tabiî bunlar yaşandı mı, yaşanmadı mı, yaşanacak mı? Cenâb-ı Hak her şeye kadîrdir, yaşanacak olan şeyleri de peygamberine gösterir; bu gaybî bir ilimdir.
O yüzden Cenâb-ı Hak gelecekte yaşanacak olan bir şeyi de gösterir, geçmişte yaşanmış olan bir şeyi de gösterir. Onların kıyâmeti koptu mu, kopmadı mı — Allâh bu noktada güç ve kudret sâhibidir; yaşanacak olan şeyleri peygamberlerine gösterir.
10. İkincisi: Peygamberlerin Peygamberlik Vazîfeleri Değişik Âlemlerde Devâm Eder — 124.000 Peygamber
İkincisine gelince — bir hadîs-i şerîf var. O hadîs-i şerîfte Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri kendisinden önceki peygamberlerin peygamberlik vazîfelerini değişik âlemlerde devâm ettiğini ve «orada da sizin gibi ümmetleri var, onların da» diye bir hadîs-i şerîf var.
O yüzden normalde Âdem aleyhisselâm’dan Hz. Muhammed Mustafâ’ya kadar bir rivâyette 124.000 peygamber denir. Ama bunu normalde Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ağzından çıktığı için 124.000 olarak kabûl edilebilir. Ama biz sonuç îtibâriyle bunu geniş bir çerçevede de alsak ne kadar peygamber gelmiş, dünyâ kaç sefer yıkılmış, kaç sefer kurulmuş — onu bilmiyoruz.
11. Velîliğin Devâmı: Muhyiddîn-i Arabî’ye Göre Peygamberlik Bitti, Velâyet Bâkîdir — Hz. Ali’nin Ebdâl Nakli
Ama velâkin peygamberlerin peygamberlik vazîfelerinin devâm ettiğine dâir hadîs-i şerîf var. Ama Muhyiddîn-i Arabî penceresinden bakacak olursak bu meseleye — peygamberlerin peygamberlikleri bitti der o; velâyet bâkîdir der, velâyet devâm eder der.
Dünyâ üzerinde, bu paralelde, bu düzlemde peygamberlik vazîfesi bitti; son peygamber Muhammed Mustafâ’ydı; ondan sonra gelecek olan bir peygamber yok. Ama velâyet devâm eder der Muhyiddîn İbnü’l-Arabî. Ki haktır, âyetle sâbittir velâyet. O yüzden velâyet son bulmaz; hadisle de sâbittir.
Birkaç haftadır ders yapıyoruz bu konuda — hattâ açıp okuyabilirsiniz Kütüb-i Sitte’de Ebdâl bahsini. Ebdâl bahsinde bir velî vefât ettiğinde yerine yenisinin atanacağı, geçeceği; onlar vefât ettikçe — Kırklardan vefât edince, 80’lerden, 120’lerden — böyle velîlerin devâm edeceği, velâyetin de devâm edeceği, kıyâmete kadar eksilmeyeceğine dâir Hz. Ali efendimizin bir nakli var. O yüzden velâyet — tâbîr-i câizse — ebedîdir; sâdece dünyâya da bağlı değildir, çünkü Allâh’ın «el-Velî» ismi şerîfi ebedîdir. Öyle olunca velâyet de ebedî olur; velâyet son bulmaz. Velâyet son bulmayacağı için de devâm eder.
Şimdi diğer peygamberlerle alâkalı meselede de — evet, onlar değişik perdelerde, peygamberliklerine devâm ediyorlar. Onların da sizin ümmetiniz gibi onların da ümmetleri vardır diye hadîs-i şerîf sâbittir.
12. Kalpten «Sen Kimsin de Bu Hâli Görmek Kim?» Diye Geçirmek Kul Hakkı Mıdır?
«Sizlere anlatılan hâllerle alâkalı, ‘ilân edebilirsin, açık şekilde herkese söyleyebilirsin, gruba yazabilirsin’ şeklinde buyurduğunuz, anlatılan hâllerle alâkalı, anlatıldıktan sonra bir başka kişi kalbinden — hâşâ min-el huzûr — ‘sen kimsin de bu hâli görmek kim?’ şeklinde ifâde etse, biri kalbinden geçirse bu kul hakkı mıdır efendim?»
Yok, kalbinden geçirdiği için ona bir şey denmez. Çünkü hadîs-i şerîfte Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri — âyetle sâbit bu — çünkü «kalbinizden geçenleri Allâh hesâba çekmez» dedi. Önce bir âyet-i kerîme geldi: «Allâh sizi kalbinizden geçenlerden de hesâba sorar» dedi. Sonra o sahâbe çok üzüldü; sahâbe çok üzülünce o âmme âyet-i kerîme dahâ geldi: «Siz bunu fiiliyâta dökmediniz müddetçe Allâh bundan size hesâba sormaz» dedi.
Ama dervişler, sûfîler ilk âyet-i kerîmeyi ölçü alırlar — kalplerinden bir şey geçirmeme gayretinde olurlar. Bir kimse normalde «bu hâli sen göremezsin, bu rüyâyı sen göremezsin» diye geçirse, küstâhlık yapmış olur, kendi kalbini karartır.
13. Sûfîlik Baştan Sona Edeptir: Edebi Olmayanın Zikrullahı, Suyun Taş Üstündeki Tozu Yıkadığı Gibi Yıkar — İçine İşlemez
«Sorduğumuz sorularda, cevaplarda hep zikre çıkıyor. Ama kapıdan girerken yukarıda sizin bir sözünüz var — ‘Sûfîlik baştan sona edeptir’ diye. Bu noktada ben zikrullahla edep arasındaki bu ilişkiyi sormak istiyorum efendim.»
Şimdi bir kimse çokça zikrullah etmiş olsa ama edebi olmamış olsa, o kimse zikrullahın yüzü suyu hürmetine evet kendini kurtarabilir; ama eğer edebi yoksa — o kimsenin edebi yoksa — suyun taşın üstündeki tozu yıkadığı gibi yıkanır o. Su içine işler mi? İşlemez. Bu da onun gibi.
Bir kimsenin edebi düzgün değilse, sûfîlik onun içine işlemez; zikrullah onun kalbine oturmaz. Zikrullah kalbe oturacaksa o kimsenin edebi olması gerekir. Edep de dilden başlar — o dilin âfetlerinden uzak duracak: küfür etmeyecek, yalan söylemeyecek, yemin etmeyecek, gıybet etmeyecek — dilin âfetleri. Bir de edep, farzlara riâyet etmek, harâmlardan uzak durmaktan başlar.
14. Dilini Tutmayan Dervişin Ambârı Delik Çıkar — Hz. Mevlânâ Mesnevî
Bir kimsenin ağzında küfür varsa, onun da dervişlik durmaz. Bir kimse eşine, çoluğuna, çocuğuna küfür ediyorsa, hakâret ediyorsa, onun da dervişlik durmaz. O dervişlik yüzeyseldir onun. Bir kimse o yüzden normal diline hâkim çıkacak; o diline hâkim çıkmıyorsa, o dervişliği yüzeysellikte kalır, içine işlemez.
Hz. Mevlânâ Mesnevî’sinde buyurduğu gibi: «Senin ambârın neden dolmaz biliyor musun?» diyor. «Senin ambârın delik, o yüzden» diyor. O kimsenin de ambârı delik; bir taraftan kazanıyor, bir taraftan harcıyor — kazandığını komple. Bu tüccarlar olur, böyle iş insanlar olur — veyâ memur, âmir, neyse. O kimse kazandığını harcar; kazandığını harcıyorsa o müsrif insandır.
O normalde kazandığını tutmuyor. Bir kimseye dersin ki — meselâ işte, şimdi birkaç kişi onu tanır, bizden mal alıyordu — diyordum ki: «Bak, yanlış yapıyorsun, kazandığını harcıyorsun. Kaç kazanıyorsun? Üç kazanıyorsun, beş harcıyorsun. Ben sana derim, işinin toparlanmasını istiyorsan, üç kazanıyorsan bir harcayacaksın, ikisini ayıracaksın kenara» dedim. Ama o ayırma yolunu seçmiyordu.
Şimdi aynı şekilde derviş de normalde beş kazanıyor, altı kaybediyor bâzen; sekiz kaybediyor, beş kazanıyor; beş kazanıyor ve hattâ beş harcıyor. «Yâ, şu dilini tut!» — Ona diyorsun ki: «Şunu böyle böyle yapma» — yapıyor gene. «Böyle söyleme» — söylüyor yine. Bu sefer o dervişliği ona yüzeysel kalıyor.
15. Derdimiz Cemâle Müşerref Olmaksa Davranış Biçimini Değiştirmemiz Lâzım — İlla Edep
E dervişliği yüzeysel kalınca, evet zikrullah yapıyor mu? Evet. Affoluyor mu? Evet. Ama sâdece bu değil ki bizim derdimiz. Derdimiz Allâh’a yaklaşmaksa, derdimiz Cenâb-ı Hakk’ın cemâline müşerref olmaksa, derdimiz hakîkatin hakîkatine ulaşmaksa, derdimiz Allâh’ı bilmek, Allâh’ı tanımak ise, derdimiz kalbin harekete geçmesi ise, derdimiz kalbin harekete geçerek kalb-i mutmainn hâline getirmek ise — o zaman bizim davranış biçimlerimizi değiştirmemiz lâzım. O zaman illâ edep dememiz lâzım, edebimizi korumamız lâzım.
E şimdi derviş kafasında sarık var, dilinde küfür var — ne yapacağız biz onu? Derviş buraya geldiğinde, eşine giderken «Ben derse gidiyorum» diyor, akşam eve gidince küfür ediyor. Neresi derviş bunun şimdi? Buraya geldiğinde ne güzel hayderî, sarı, çok yakışıklı, harika — çocuğuna küfür ediyor. Neresi derviş onun?
Bir de ben burada söylüyorum değil mi şimdi? Herkes dinliyor. Eşlerinize küfür etmeyin, çocuklarınıza küfür etmeyin, sağınıza solunuza küfür etmeyin. Sen küfür edince ne oldu, dervişlik kaldı mı? Hakâret etme. Hiç kimseye — eşine, çoluğuna, çocuğuna, arkadaşına, annene, babana, annesine, babasına — hakâret ediyor. Nerede dervişlik kaldı? Âyet-i Kerîme’de «öf bile demeyiniz» diyor. Nerede kaldı dervişlik? Sen annene-babana laf söylüyorsun, dinlemiyorsun, alay ediyorsun, kafa yapıyorsun.
16. Şeyh Efendi’den Örnek: «Ben Daha Hâcı Anneme Elimi Kaldırmadım Mustafa Efendi»
Ben Şeyh Efendi’den örnek görüyorum. Ben dahâ yeni derviştim; dahâ böyle benim dizime vurdu: «Mustafa Efendi, ben dahâ hâcı anneme elimi kaldırmadım» dedi. «Bir kötü söz bile söylemedim» dedi. Ben de içimden söz verdim: «Ben de aynısını yapacağım» dedim.
O isebizim Bayındır’ın kültüründe adamlar vurur kadınlara — normal yani. Ben diyorum ki, dahâ benim ağzımdan kötü bir söz çıkmadı; dahâ hiç küfür etmedim, «lan» bile demedim ben. Ben dahâ çocuklarıma «lan» diye hitâb etmedim. Bunu kendimi medh etmek için söylemiyorum — derviş üstâdını mı öyle çalacak?
Evet, buyur kardeş: benim çocuklarım da meydanda — saklı-gizli değil; kız-erkek. Buyurun sorun: «Lan» demişim mi? Hakâret etmişim mi? Bir tokat vurmuşum mu? Küfür etmeyi bırak, hakâret etmişim mi? Dervişlik dedin — edep. Abim burada — dahâ bir sefer tartışmadık, kavga etmedik biz. Burada yüzü burada işte, kendisi burada. O benden dahâ sâkindir, ben agresifimdir. Ben bâzen derim: «Şunu şöyle yapma, bunu böyle yap» — şöyle böyle ara sıra; hiç seslenmez.
17. Müslüman Odur ki Elinden ve Dilinden Diğer İnsanlar Emindirler — Yakın Daire Bizim Aynamızdır
Dervişlik, edep. Sen burada zikrullah yaptık, cûş u hurûşa geçtik, harika — eşimize ne yaptık? Ertesi sabah ne yaptık? Eşimize ne yaptık? Çocuğumuza ne yaptık? Bırakın eşimizi çocuğumuzu, etrâfımıza ne yaptık biz?
Müslüman odur ki, elinden ve dilinden diğer insanlar — bakın, diğer insanlar — emindirler. Bizim elimizden ve dilimizden yakın dâirede — eşimiz, çocuklarımız, kardeşlerimiz, arkadaşlarımız, annemiz, babamız — emin mi? Basit. Bu senin aynan: aynaya baktım, saç beyaz olmuş; tamam, çok güzel. Kendini, kendi kendini gör. Eşine ne söyledin? Çocuğuna ne söyledin? Söyleme dediğim hâlde ne söyledin? Yapma dediğim hâlde ne yaptın? Çok basit.
18. Üstâda Kur’ân-Sünnet Dâiresinde İtâat — Madem Yerine Getirmeyecektin, Ne İşin Var Bu Meydanda?
Bu dervişlik normalde — şimdi — üstâda Kur’ân-Sünnet dâiresinde itâattir. Kur’ân-Sünnet dâiresinde sana harâm bir şey söylerse yerine getirmezsin. Ama sana Kur’ân ve Sünnet’i tebliğ ediyorsa, sen yerine getireceksin.
Madem yerine getirmeyecektin, ne işin var bu meydanda? Kimse seni bal mumundan dâvet etmedi, zorla da getirmedi buraya. Ciddî mi bu konuda? «Biz çok insan toplayacağız, kalabalık olacağız, vay bizim kalabalıklığımızdan dolayı nâmımız-şânımız artacak» — öyle bir derdimiz yok bizim. Benim öyle bir derdim yok; hiç olmadı bugüne kadar benim.
Dervişlikse, ona yazık; dervişin kendine yazık. Zikrullah yapacaksın — hadîs-i şerîfte, İmâm Müslim hadîsinde, Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri «geçmiş günâhları hayra çevrilmiş olarak kalkınız» buyurdu. Harika bir müjde. Hemen hemen her zikir halakasında, söz gelince söylemek isterim bunu.
19. Çocuğumuza En Büyük Miras: Sûfîlik. Mal-Mülk 3 Günde Gider, Sûfîlik Hayır Hasenat Defterini Açık Tutar
İyi canım kardeşim, biz iyi bir sûfîlik bırakacağız. Sen çocuğuna ne bırakacaksın? Biz çocuklarımıza ne bırakacağız geri? Sen mal bıraksan 3 günde gider o malın. Sen ev-han, hâmâm bırakırsın — 3 günde biter o; 3 gün bile gitmez.
Biz mîrâs olarak sûfîlik bırakacağız çocuklarımıza, dervişlik bırakacağız. Çünkü o bizim hayır-hasenât defterimiz de kapanmayacak. E sen şimdi çocuklarımızı sûfîliği mîrâs olarak bırakamıyorsak — çocuğumuz bizden kaçıyorsa, eşimiz bizden kaçıyorsa — bâzen bayanlar diyor: «O sevdiğiniz dervişleri bir de evde görün!» diyor.
Bir insan için, bir yer yarılsa da içine girsen — hepsi de senin kardeşin. Bir insan kardeşinin bu şeyini duymak ister mi? İstemez. İllâ edep, illâ edep, illâ edep.
20. Evet Ankebût Âyeti Zikri «En Büyük» Demiş; Ama Edep Zikrin İçinde, Dışında Değil
Evet, zikrullah — Ankebût âyetinde, «Ankebût’tan da en büyük iş demiş.» Eyvallâh. Ama edep de zikrin içinde; edep zikrin dışında değil ki. Edebi olmayanın zikrinin onun üzerinde bir tesiri kalmıyor; edebi olmayanın zikrinin onun üzerinde bir tesiri kalmıyor. Edebi yok o kimsenin.
Şu dilini tut. Derviş adam küfreder mi? Nerede görülmüş? Derviş adam eşine, çoluğuna, çocuğuna küfreder, hakâret eder mi? Nerede görülmüş bu? E madem buraya gelmişsin, derviş olmuşsun, ahlâkını değiştireceksin kardeş, ahlâkını değiştireceksin.
21. «Yûnus Emre Diyor ki Dünden Kalma; Neyin Varsa Atıyorum Sana Geliyorum» — Eski Hayâta Sünger Çekme
Diyeceksin ki: «Tamam, bittim senin bu eski hayâtın.» İlâhî güzel: «Dünden kalma — neyin varsa attım, sana geliyorum.» Küfrü at; önce küfrü at, önce hakâreti at.
Dünden kalma. Küfür sende dünden kalmış; hakâret dünden kalmış; etrâfında zulmediyorsun dünden kalmış; eş ve çocukların senden râzı değil dünden kalmış.? Ne yapacağız şimdi? Nasıl bir dervişlik olacak?
Kadın-erkek değişmiyor bir şey; kadın-erkek değişmiyor bir şey. Kadınlar da kocalarına tâbî olmuyor; onlarda da dil bir kürek gibi — bir karış, değil bir kürek gibi. Ne anladık biz bu işten?
22. Oysa Derviş Edebiyle, Zikrullahıyla, Farzlara Tâbîliğiyle, Harâmlardan Uzak Durmasıyla Örnek Olacaktır
Oysa o edebiyle, zikrullahıyla — zikrullahıyla, farzlara tâbî olmasıyla, harâmlardan uzak durmasıyla, şatâattan, şatafattan, gösterişten, isrâftan, bunlardan uzak durmasıyla dervişlik yapacak, örnek olacak.
Ama önce babaları örnek olacak. Önce babadır; örnek babadır evde. Evin reisi madem ki Cenâb-ı Hak erkek demiş, erkek evin reisi ise — önce babadır; önce baba kendini değiştirecek, önce koca kendisini değiştirecek.
Ben bâzen arkadaşlara diyorum: «Oğlun nerede? Oğlun seninle berâber, senin hak olarak gördüğün yere gelmiyorsa, sende kusur var; hatâ senin.» Anne-baba derviş, kız seninle dergâha gelmiyorsa — hatâ senin. Anne-bâbanın; anne-baba derviş, çocuk dergâha gelmiyor, dergâha soğuk, veyâhûd da gelmek istemiyor; o nefsine uyuyor. Sen nasıl tebliğ ettin evde, nasıl konuştun, nasıl söyledin, nasıl anlattın? Sen dikkat ettin mi? Edep.
23. Âdem’den Beri Edep — «Utanmıyorsan Ne Yapacaksan Yap» Hadîs-i Şerîfi
Âdem’den îtibâren edep, Âdem’den îtibâren edep. O geçmiş peygamberlerin sözüdür. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem diyor ya: «Utanmıyorsan ne yapacaksan yap.»
Şimdi insanlarda o utanma da yok. Sakın birisine söylemeyin: «Utanmıyorsan ne işleyeceksen» sözünü. Çünkü utanma duygusu yok insanlarda şu anda. Ama dervişler öyle olmaması lâzım. Normalde gerçekten dervişler bu noktada ahlâkın numarası, ahlâkın numânesi olması lâzım — bir evde bir tâne derviş, bütün evin derviş olmasına sebep olur. Ama dervişse o. Derviş diyoruz ama edeple alâkalı sıkıntı var. Allâh muhâfaza eylesin.
Kaynakça
Kaynakça
▸ Diyanet İşleri Başkanlığı, Kur’an Yolu Tefsiri, Nûr 24/19. Fahşiyâtın yayılması, kötülüğün reklamı ve toplum ahlâkını bozma bağlamı için.
▸ Buhârî, Sahîh, Enbiyâ, Hadis No: 3483. “Utanmıyorsan dilediğini yap” rivayeti; hayâ ve edep bahsi için.
▸ Buhârî, Sahîh, Îmân, Hadis No: 24; Müslim, Sahîh, Îmân, Hadis No: 36. “Hayâ imandandır” rivayeti; sûfîlikte edebin imana bağlılığı için.
▸ Müslim, Sahîh, Zikir ve Dua, Hadis No: 2699; Tirmizî, Sünen, Deavât, Hadis No: 3378. Zikir meclislerinde rahmet, sekîne ve bağışlanma mânasındaki rivayetler için.
▸ Makale kaynağı: 704. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri, mustafaozbag.com.
Âyet-i Kerîme — Fahşiyâtın Yayılması: «İnananlar arasında çirkin şeylerin yayılmasını arzû edenler için dünyâda da, âhirette de can yakıcı bir azap vardır. Allâh bilir, siz bilmezsiniz.» — Nûr Sûresi, 24/19
Âyet-i Kerîme — Anne-Babaya «Öf» Bile Dememek: «Rabbin sâdece kendisine kulluk etmenizi ve anne-babanıza iyilik etmenizi emretti. Onlardan biri yâhud her ikisi senin yanında yaşlanırsa onlara ‘öf’ bile deme, onları azarlama, ikisine de güzel söz söyle.» — İsrâ Sûresi, 17/23
Âyet-i Kerîme — Zikrin Büyüklüğü: «Allâh’ı zikretmek, elbette en büyük (ibâdet)tir. Allâh yaptıklarınızı bilir.» — Ankebût Sûresi, 29/45
Hadîs-i Şerîf — Rüyânın Üç Çeşidi: Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu: «Rüyâ üç çeşittir: 1) Allâh’tan müjdeci sâlih rüyâ, 2) Nefsin kendi kendine telkîn ettiği rüyâ, 3) Şeytânın hüzünlendirdiği rüyâ. Sizden biriniz hoşlanmadığı bir rüyâ görürse kalksın namaz kılsın ve onu insanlara anlatmasın.» — Buhârî, Ta’bîr, no. 6985; Müslim, Rü’yâ, no. 2261
Hadîs-i Şerîf — Müslümanın Ta’rîfi: «Müslüman, dilinden ve elinden diğer Müslümanların selâmette olduğu kimsedir.» — Buhârî, Îmân, no. 10; Müslim, Îmân, no. 40
Hadîs-i Şerîf — Hayâ Olmayınca Dilediğini Yap: «Hayâ etmiyorsan, dilediğini yap.» — Buhârî, Enbiyâ, no. 3483; Edeb, no. 6120; Ebû Dâvûd, Edeb, no. 4797
Hadîs-i Şerîf — Kalbinden Geçenler Hesâba Çekilmez: «Allâh Teâlâ, ümmetimden kalbinden geçenleri konuşmadıkça veyâ amel etmedikçe affetmiştir.» — Buhârî, Itk, no. 2528; Müslim, Îmân, no. 127
Hadîs-i Şerîf — Ebdâl ve Velâyetin Devâmı: Hz. Ali kerremallâhu vechehû’dan: «Ebdâl Şam’dadır. Sayıları kırktır; biri öldüğü zaman Allâh onun yerine bir başkasını koyar. Onlar sebebiyle yağmur yağdırılır, düşmana karşı yardım edilir; onlar sebebiyle Şam halkından azap kaldırılır.» — Ahmed b. Hanbel, Müsned, I/112; Hâkim, Müstedrek, IV/553
İmâm Muhyiddîn İbnü’l-Arabî — Nübüvvet Bitti, Velâyet Bâkîdir: «Nübüvvet bizimle hatm oldu (Hz. Muhammed’le); fakat velâyet ebedîdir, devâm eder. Çünkü ‘el-Velî’ ism-i şerîfi Allâh’ın isimlerindendir; isim devâm ettikçe müsemmâ da devâm eder.» — Muhyiddîn İbnü’l-Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye, II/49 (Hatm-ül-Velâye bahsi); Fusûsu’l-Hikem, Şît Fassı
Hz. Mevlânâ — Ambârın Deliği: «Senin ambârın neden dolmaz? Çünkü altı delik. Bir taraftan kazanıyorsun, bir taraftan harcıyorsun; kazandığını dilinden, gönlünden zâyî ediyorsun.» — Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî, c. III, beyit 1980-2000 mealen
Tasavvuf Istılâhı — Edep Zikrin İçindedir: Sûfî ıstılâhında zikrin kalbe oturması için «edep» şarttır. Edep dilden başlar (yalan, gıybet, dedikodu, küfür, yemin terki); farzlara riâyet ve harâmlardan ictinâb ile pekişir; üstâda Kur’ân-Sünnet dâiresinde itâat ile semere verir. — Abdülkerîm Kuşeyrî, er-Risâle, «Edep» bahsi, II/623; İmâm Gazâlî, İhyâ, III/56
Silsile — Bayındırlı Hâcı Mustafa Özbağ Efendi’nin Üstâdları: Çorumlu Hâcı Ebû Bekr es-Sıddîkî → Çorumlu Mustafa Anaç Efendi → Nevşehirli Hâcı Abdullâh Gürbüz Efendi → Bayındırlı Hâcı Mustafa Özbağ Efendi. — Silsile-i Şerîf
Bu metin, Mustafa Özbağ Efendi’nin 704. Dergâh Sohbeti başlıklı sohbetinden tam detayla derlenmiş ve tez kalitesinde yeniden düzenlenmiştir. Kaynak video: YouTube
Ek kaynaklar:
- Kur’an: Bakara 2/42; hakkı batılla karıştırmama.
- Kur’an: Al-i İmran 3/110; iyiliği emreden, kötülükten sakındıran ümmet.
- Kur’an: Nisa 4/135; kendiniz aleyhine de olsa adaleti ayakta tutma.
- Kur’an: Maide 5/8; adalet ve şahitlikte sebat.
- Kur’an: Enfal 8/46; çekişmeme ve sabırla dirençli olma.
- Buhari, Mezalim, 3; zalime ve mazluma yardım rivayeti.
- Müslim, İman, 78; kötülüğü elle, dille ve kalple değiştirme rivayeti.
- Taberi, Camiu’l-beyan, hak-batıl ve adalet ayetleri tefsiri.
- İbn Kesir, el-Bidaye ve’n-nihaye; Müslüman toplumların fitne ve dayanışma tarihi.
- Gazali, İhya’u ulumi’d-din, emr-i bi’l-maruf ve nehy-i ani’l-munker bahisleri.