Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
İnfak ·

Altın ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanları acı bir azapla müjdele

Cenab-ı Hak, "Kim Allah'a güzel bir borç Cenâb-ı Hak, "Kim Allah'a güzel b...


Cenâbı Hak celle celâlühü Tevbe sûresinin 34. âyeti kerîmesinde «Altın ve gümüşü biriktirip de Allâh yolunda harcamayanları acı bir azâb ile müjdele» buyurmuştur. Bu âyeti kerîme cimriliğin, mâl biriktirme tutkusunun, ve zekât vermeme alışkanlığının ne kadar tehlikeli olduğunu ortaya koyar. Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette mü'minlere bu âyeti kerîmenin derin mânâsını îzâh etmektedir. Cenâbı Hak mü'minlere bir uyarı ile değil, «müjde» ile haber veriyor; lâkin bu müjde acı bir azâb müjdesidir. Yâni cimrilik eden, mâl biriktiren, ve zekât vermeyen kişiler kıyâmet günü çok büyük bir azâba dûçâr olacaklardır. Resûli Ekrem efendimiz hadîsi şerîfte bu azâbı tafsîl etmiştir: «Zekâtı verilmemiş altın ve gümüşler kıyâmet günü levhalar hâline getirilip cehennem ateşinde kızdırılır, ve sâhibinin alnı, böğürü, ve sırtı ile dağlanır» (Müslim). Bu hadîsi şerîf cimriliğin ne kadar büyük bir günâh olduğunu gösterir.

Tevbe 34. Âyetinin Sertliği

Tevbe sûresinin 34. âyeti kerîmesi sûrenin genel uyarıcı tonu içinde, mâl biriktirme tutkusuna sert bir uyarı içerir. Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette, «Cenâbı Hak âyeti kerîmede ‘müjdele’ kelimesini kullanmıştır; bu kelime normalde güzel bir haber için kullanılır. Lâkin burada acı bir azâbın müjdesidir; yâni gelecek azâb o kadar kesindir ki, sanki bir müjde gibi haber verilmektedir» demektedir. Bu kullanım Arabça'da «tehekküm» olarak isimlendirilen bir san'at türüdür; yâni alaylı bir ifâde ile durumun ciddiyetinin vurgulanması. Cenâbı Hak bu sertlikle mü'minleri uyarmaktadır: cimrilik etmeyin, mâl biriktirmeyin, zekâtı eksiksiz verin; aksi takdirde sizi cehennemin acı azâbı bekliyor.

Mâl Biriktirmenin Mahzûrları

Mâl biriktirmek (kenz) lügatte «mâlı saklamak, gizlemek, biriktirmek» demektir. İslâm fıkhında ise zekâtı verilmemiş, hayır yoluna sarfedilmemiş, sadece biriktirme amacıyla saklanan mâldır. Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette, «Mâlın bizzat biriktirmek günâh değildir; günâh olan, biriktirilen mâlın hakkının verilmemesidir» demektedir. Bir mü'min mâlını helâl yollardan kazanır, ailesinin ihtiyâcını karşılar, zekâtını verir, ve gerisini de hayır yollarına sarfederse, onun mâl biriktirmesi günâh olmaz. Lâkin mâlını saklayıp, zekâtını vermeyip, ve hayır yollarına sarfetmezse, o zaman «kenz» günâhına düşer. Bu günâh kıyâmet günü çok ağır bir azâba dûçâr eder.

Zekât Verememenin Tehlikesi

Zekât İslâm'ın beş şartından biridir; ve namâzdan sonra en mühim ibâdetlerden biridir. Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette, «Zekât bir vergi değil, bir ibâdettir. Lâkin zekâtı vermemek hem bir günâh, hem de büyük bir tehdittir» demektedir. Hz. Ebû Bekr es-Sıddîk efendimiz halîfeliğinin başında zekât vermeyenlere savaş açmıştır; çünkü onlar İslâm'ın temel rüknünden birini ihlâl etmişlerdi. Bu ne kadar büyük bir mes'ele olduğunu gösterir. Modern devirde de bir çok mü'min zekât konusunda lâkayd kalmaktadır; ya hesâplama bilmemekten, ya da gönlünden gelmediği için. Halbuki zekât, mâlın temizlenmesi, mü'minin Cenâbı Hakk'a karşı kulluk vazîfesi, ve fakîrin hakkıdır. Bu hak verilmediğinde mâl kirlenir, mü'min günâha girer, ve fakîr zulme uğrar.

Hadîsi Şerîfteki Tafsîl

Resûli Ekrem efendimiz Tevbe 34. âyetinin tafsîlini yapmıştır. Sahîhi Müslim'de geçen bir hadîsi şerîfte şöyle buyurulmuştur: «Hiçbir altın ve gümüş sâhibi yoktur ki, onların hakkını vermesin de, kıyâmet günü onlar levhalar hâline getirilip cehennemde kızdırılsın; sonra o levhalarla onun yüzü, alnı, böğrü, ve sırtı dağlansın. Levhalar soğudukça yeniden ısıtılır; ve bu hâl elli bin sene devâm eder, tâ ki kullar arasında hüküm verilsin ve cennete veya cehenneme gönderilsinler.» Mustafa Özbağ Efendi bu hadîsi şerîfi naklederken, «Bu ne büyük bir azâbdır! Bir mü'minin biriktirdiği altın ve gümüşler, kıyâmet günü onun azâb âleti olur. Bu sebeple bizler dünyâda iken zekâtımızı eksiksiz verelim, ve mâlımızı hayır yollarına sarfedelim» demektedir.

Mâlın Hakkı

Mâlın hakkı, sâdece zekât değildir. Mustafa Özbağ Efendi bu sohbette, «Mâlın hem farz olan zekât hakkı vardır, hem de mendûb olan infâk hakkı. Zekât farzdır; mâlın belirli bir nisâbına ulaştığında verilmesi gerekir. İnfâk ise mendûb'tur; gönülden geleni ihtiyâç sâhiplerine vermek demektir. Mü'min sadece zekâtla yetinmemeli, infâk ile de mâlının hakkını vermelidir» demektedir. Cenâbı Hak âyeti kerîmede «Onların mâllarında dilenenin ve mahrûm bulunanın hakkı vardır» (Zâriyât 51/19) buyurmuştur. Bu hak verilmedikçe mü'min vazîfesini tâm olarak yapmamış sayılır. Cömert mü'minler hem zekâtlarını eksiksiz verir, hem de günlük hayâtlarında ihtiyâç sâhiplerini gözetler; gördükleri yardıma muhtâç olan herkese mümkün olduğu kadar yardımcı olurlar. Bu hâl onların kıyâmet günü hesâbını kolaylaştırır.

Halvetiyye Yolunun Mâl Eğitimi

Halvetiyye-Şâbâniyye-Karabâşiyye yolu, dervîşine mâl konusunda titizlik öğretir. Mustafa Özbağ Efendi Şerhi Virdi Settâr'ında, «Bu yolda dervîş mâlda mu'tedildir; ne pinti, ne müsrif. Helâl yollardan kazanır, zekâtını eksiksiz verir, ihtiyâç sâhiplerine yardım eder, ve mâlının çoğunu hayır yollarına sarfeder» demektedir. Halvetiyye dervîşi mâlda biriktirmeyi sevmez; biriktiriliyorsa mutlakâ Cenâbı Hak yolunda harcamak için biriktirir. Mustafâ Özbağ efendi de sohbetlerinde, «Sen mâlını dünyâda biriktirme; çünkü dünyâda biriktirdiğin mâl seni terk eder. Lâkin âhirette biriktir; çünkü orada biriktirdiğin sana dönecek. Âhiret bankasının faiz oranı yedi yüz mislidir; bundan daha kârlı bir yatırım var mı?» diye nasîhat eder. Bu öğreti Halvetiyye yolunun temel direğidir; ve ümmete bir mîrâs olarak bırakılmıştır.

  • Kur'ânı Kerîm: Tevbe 9/34-35; Zâriyât 51/19; Me'âric 70/24-25; Bakara 2/177.
  • Sahîhi Müslim, Kitâbü'z-Zekât, kenz hadîsleri.
  • Sahîhi Buhârî, Kitâbü'z-Zekât.
  • İmâm Taberî, Câmi'u'l-Beyân, Tevbe sûresi tefsîri.
  • İmâm Kurtubî, el-Câmi'u li-Ahkâmi'l-Kur'ân, Tevbe sûresi.
  • İmâm Râzî, Mefâtîhu'l-Gayb, Tevbe sûresi tefsîri.
  • İbn Kesîr, Tefsîru'l-Kur'âni'l-Azîm, Tevbe sûresi.
  • İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, Cilt 3, Mâl bahsi.
  • İmâm Gazzâlî, İhyâ-u Ulûmi'd-Dîn, Cilt 1, Kitâbü'z-Zekât.
  • Mustafa Özbağ Efendi, Şerhi Virdi Settâr, mâl ve zekât bahsi.
  • İbn Kayyim el-Cevziyye, Medâricü's-Sâlikîn, dünyâ sevgisi bahsi.
  • İmâm Beyhakî, Şu'abü'l-Îmân, zekât fadâilî.
  • İbn Receb el-Hanbelî, Câmi'u'l-Ulûm ve'l-Hikem.
  • İmâm Nevevî, Riyâzu's-Sâlihîn, zekât bahsi.
  • Mevlânâ Celâleddîni Rûmî, Mesnevî-i Ma'nevî, mâl uyarıları.
  • Şâbânı Velî Hazretleri, Hâlvetiyye Virdi Şerîfi.
  • Aziz Mahmûd Hüdâyî, Câmi'u'l-Fadâ'il.
  • Hüseyin Vassâf, Sefînei Evliyâ, Halvetiyye silsilesi.
  • Niyâzî-i Mısrî, Dîvânı İlâhiyât, dünyâ uyarıları.
  • Mustafa Özbağ Efendi, Sohbet Serileri, Cömertlik ve İnfâk Sohbetleri.

Sohbetin Tasnîfi: Bu sohbet Tevbe 34. âyetinin sertliğini, mâl biriktirmenin mahzûrlarını, zekât verememenin tehlikesini, kenz azâbının tafsîlini, mâlın hakkını, ve Halvetiyye yolundaki mâl eğitimini tafsîl etmektedir.


Kaynak: mustafaozbag.com | Video: YouTube | Seri: Cömertlik ve İnfâk Sohbetleri