Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
karabasi-sohbetler-2024 ·

2025 Sohbeti #131: Mesnevî 2265 — Hasîs Mürîd, Reformist Akıl ve Ebû Zer-i Gıfârî

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2025 Sohbeti #131: Mesnevî 2265 — Hasîs Mürîd, Reformist Akıl…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Mesnevî 2265 Devamı — Hasîs Mürîd ve Galip Olamayan Şeyh Ölçüsü

Geçen hafta ihsan ve kerem sahiplerine konuk olmak gerek. Buraya okuduk, oradan devam ediyoruz. Halbuki sen öyle birisini müridisin ki, hasisliği yüzünden kendisi galip değil, seni nasıl galip edecek? Malum bu bölüm Ümmet-i Muhammed’in önünde liderlerle alakalı, şeyhler, alimler, ümerâ devlet idareci, bürokrasi sahipleriyle alakalı. Bunların olgunlaşmamış, kemale ermemiş, belli bir seviye gelmemiş insanlarla alakalı. Normalde bunu sadece geçen hafta şeyhlerin üzerinden konuştuk ama bu sadece şeyhleri ilgilendiren, alimleri ilgilendiren bir konu değil. Bu tarih boyunca Adem’den itibaren Ümmet’in önünde hep bu tip ama dini ama siyaseti ama devleti ele geçirip bunları normalde Ümmet-i Muhammed’in halkın yararına değil, kendi heva ve heveslerine, kendilerine uygun yönetenlerle alakalı.

Halbuki sen öyle birisinin müridisin ki hasisliği yüzünden kendisi galip değil, seni nasıl galip edecek? o hasis, kıskanç yani, etrafında olup bitenlerden neden kendisinde yok? bu dünyaya karşı haris ve hasis, bu noktada hep dünya bozar insanları. kendisi nefsini terbiye edememiş, yenememiş. Cimrilik, kibirlilik, ondan sonra benlik, dünya sevgisi, hırs dünyaya ait. Bunları yenememiş. nefis dediğimizde bunların bütün nefsin bu kötülükleri söz konusu. Bunlarla mücadele edememiş, bunlar da galip çıkamamış. Böyle bir nefis terbiyesi görmemiş kimse. onun bir şeyhi yok ise, bir mürşid-i kâmile intisâb etmediyse, doğru bir üstada intisâb etmediyse o nefis terbiyesi görmez. Doğru bir âlimin peşine gitmeyen bir kimse o nefis terbiyesi görmez.

Doğru bir siyasetçinin peşine düşmeyen bir kimse doğru bir nefsini terbiye edemez. Doğru kimsenin arkasında değil. Doğru bir bürokratla yürümeyen bir kimse çünkü o bürokrat da bozar insanı. Nefsini terbiye etmemiş. Siyasetçi nefsini terbiye etmemiş. Âlim nefsini terbiye etmemiş. Şeyh çizvesi altında ama nefsini terbiye etmemiş. O bir terbiyeye girmemiş yani. Terbiyeye girmeyince âlim insanı saptırır. O şeyh insanı saptırır. O siyasetçi insanı saptırır. Ahir zaman siyasetçiler insanları saptırır. Ahir zaman âlimleri insanları saptırır. Ahir zaman bürokratları, bu konuda da hadîs-i şerîf var. Siz ahir zamanda bürokrat olmayınız o manada. İnsanları saptırır. Bu normalde ahir zaman âlimleri insanları saptırır.

Ve Hazret-i Pîr diyor ki sen öyle bir insanın peşine takılmışsın ki o hasistiği yüzünden kendisini temizleyememiş. Kendisine galip gelememiş. Değil ki sana galip gelecek. O kendi heva bebesinden kurtulamamış. Kendi heva bebesini ilah edinmiş. Kendi nefsini ilahlaştırmış o. O nereden sana terbiye verecek? Onun önünde ne yaparsan yap. O yutar. Çünkü buradakinden hepsinin hastalıkları farklı farklıdır. Bu söylediğim dört grup. Siyasetçiler devleti idare eden ümerâ. Onların bürokratları, onların âlimleri, onların şehleri. Bakın bu tespitleri kenara yazın. O devleti yönetenler, ümerâ. Onların bürokratları vardır, onların âlimleri vardır, onların şehleri vardır. O devleti idare eden, devletin başındaki ümerâ bozuksa onun etrafında bozuk bürokratlar, onun etrafında bozuk âlimler, onun etrafında bozuk şehler vardır.

Bu dört unsuru hayatınız boyunca unutmayacaksınız. Şimdi bir insanın hidayeti ermesi Allâh’ındır. Hidayet Allâh’tandır, lütuf Allâh’tandır, ikram Allâh’tandır, ilim Allâh’tandır, hikmet Allâh’tandır, bereket Allâh’tandır, afiyet Allâh’tandır. İlm-ülledin Allâh’tandır. Bütün mükavanatın sahibi Allâh’tır. Dilediğini aziz eder. Birisini aziz etmek istemiyorsa da salar yakasına o da zelil olur. Çünkü nefsine uyar kendisini zelil eder o. Şimdi âyet-i kerimede biz her ümmetten bir şahit çıkaracağız ve haydi delilinizi getirin diyeceğiz. O zaman bilecekler ki hak Allâh’ındır, uydurdukları şeyler de kendilerini bırakıp gitmiştir. Şimdi bu sapkınların topluluğularına diyecekler ki mesela bir kimse, bir devlet başkanı, devlet başkanı arkasındaki insanları cehenneme sürükliyor.

Konuşmalarıyla, sözleriyle, davranışlarıyla ve kendi dairesinde yaptıklarıyla arkasından yürüyen insanları cehenneme sürüklüyor. Hadîs-i Şerîfte o sizin gibi konuşur, sizin gibi namaz kılar, sizin gibi oruç tutar, sizin dilinizden konuşur ama sizi cehenneme götürür diyor. Bu alimler ve devlet başkanlarıyla alakalı bu hadîs-i şerîf. Bu kim olursa olsun arkasında bir topluluk var ise o kimsenin, bir topluluk var ise, bunun futbol dernekleri dahil buna ha. Bütün dernek başkanları, bütün bir topluluğa hitap eden kimseler, avcılar derneği, kuşcular derneği, köpekçiler derneği siz ne derseniz deyin vakıflar, bunun adına ne vakfı koyarsanız koyun.


«Köpekçiler Derneği» — Sahte Vakıf, Cemâat ve Dernek Yapılanmaları

Hiç önemli değil. Bir topluluk var mı? Var. O topluluğun başında bir kimse var mı? Var. O kimse o topluluktan sorumlu, yaptıklarından sorumlu, söylediklerinden sorumlu, davetinden sorumlu o kimse. Ve bu kimseler başlarındaki bu insanlarla halk olacak. Sen dervissin, şeyhinle halk olacaksın. Eğer şeyhin senin kamil değilse, seni Allâh ve Resulüne davet etmediyse, sana Kur’ân ve Sünnet’i anlatmadıysa, senin heva ve hevesini ilahlaştırmana göz yumduysa, senin edepsizliğine, senin ahlaksızlığına, senin yanlışlıklarına göz yumduysa, sana Kur’ân ve Sünnet’i tebliğ etmediyse, seni onun yakasından tutacaksın mahşerde. Ve her topluluk başındaki liderle halk olacak. Peygamberleriyle halk olacak, şeyhleriyle halk olacak, alimleriyle halk olacak, siyasetçileriyle halk olacak.

Öyle yağma yok, öyle bir şey yok. Öyle başıboş değil hiçbir şey, ayetle sabit. Biz her ümmetten bir şahit çıkaracağız ve haydi delilinizi getirin diyeceğiz. O zaman bilecekler ki hak Allâh’ındır, uydurdukları şeyler de kendilerini bırakıp gitmiştir. Bu siyasetçiler kendilerine oy verenlerle toplanacaklar, orada da halk olacaklar. Diyecekler delil getir, sen ne söyledin? Şeyhler, alimler, bürokratlar, vakıf başkanları, dernek başkanları, istersen kuşçu derneği ol, ne oluyorsan ol. Milleti nereye davet ettin? Sen senin peşinden gelen kimseleri nereye götürdün? Onlara ne anlattın sen? Onlara ne söyledin, ne tavsiye ettin, ne nasîhat ettin? Sorunlusu bunda. Evet, kendisini şeyh zannedenler, sohbeti iyi dinleyin.

Sonra kalkıp da bize laf söyle deyip de yazmayın. Kimsenin şeyhiyle, alimiyle işimiz yok. Biz ölçüyü konuşuyoruz. Kasas âyet 75. Bu uydurduklarınız da baş başa kalırsınız. Ne olursanız olun. Kendinize bir faydanız yok. Değil ki başkasına faydanız olsun. Hazret-i Ali Efendimiz naklediyor. Hadîs-i Şerîfi. Beyhakid’e geçiyor. İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecektir ki İslâm’ın yalnız ismi, Kur’ân’ın ise resmi kalacak. Mescidler dış görünüşleri ile mamur fakat içileri hidayetten mahrum olacak. Dikkat edin. Onların alimleri gök kubbe altındakilerin en şerlileridir. Fitne onlardan çıktı ve yine onlara dönecektir. Ahir zaman alimleri, ahir zaman şeyhleri, ahir zaman bürokratları, ahir zaman siyasetçileri.

Eğer siz insanları Kur’ân ve sünnete davet etmiyorsanız, insanları siz Allâh’ın indirmiş olduğu dine davet etmiyorsanız, insanları kendi heva ve hevesinize davet ediyorsanız, kendi ilahelerinize davet ediyorsanız, bu hesabı veremezsiniz. Ve onların alimleri gök kubbe altındakilerin en şerlileridir. Evet ahir zaman alimleri gök kubbe altında en şerlileri siz dersiniz. Sebebi şu. Kur’ân’ın emir ve yasaklarını, Kur’ân’ın âyetlerini eğip büküyorsunuz. Faizle alakalı hukuk belli. İslâm’ın tüm hukuku belli. İslâm’ın tüm hukuku belli olmasına rağmen farzlar, vacipler, sünnetler, nâfile belli olmasına rağmen ayetleri eğip büküyorsunuz. Siyasetçilerin siyasi oyunlarına alet oluyorsunuz. Bürokratların, bürokrat oyunlarına alet oluyorsunuz.

Hak ve hakikati konuşmuyorsunuz. Kendisini şeyh zannedenler, siyasetçilerin önünde el etek öperekten kendinizi bir yere getirmeye çalışıyorsunuz. Ahiretinizi yok ediyorsunuz. Siyasetçilerin bürokratların önünde el etek öpen bürokrasiler, şey efendiler, alimler hepinizde hak ve hakikati konuşmuyorsanız, hak ve hakikati tebliğ etmiyorsanız yeryüzünde gök kubbenin altında dolaşan en şerliler siz dersiniz. Hak ve hakikati ortaya koymayan, Kur’ân ve sünneti seniyyenin hakikatini anlatmayan, siyasetçiler, bürokratlar, alimler, şey efendiler, zakirler, nakipler, nukabbalar her ne isen, makamın mevki ne ise eğer ki Kur’ân ve sünneti seniyyeyi anlatmıyorsan, Kur’ân ve sünneti seniyyenin hakikatini tebliğ etmiyorsan, hadîs-i şerîfe göre sen gök kubbe altında dolaşanların en şerlisisin.

Senden daha şerli bir kimse yok. Önce kendi şerliliğine bak. Ben hak ve hakikati anlatıyor muyum? İnsanları hak ve hakikate mi davet ediyorum? Kendi hevesime mi davet ediyorum diye kendine sor. Ya da tebliğlerini Kur’ân ve sünnete göre özleşleştir, karşılaştır. Bir bak nereye davet ediyorsun insanları. Yeryüzünde haksız yere böbürlenip büyüklük taslayanları ayetlerimi idrakten çevireceğim, anlamaktan mahrum edeceğim. Böbürlenenler, kibirlenenler, makam ve mevkisini tapanlar, makam ve mevkisini ilahlaştıranlar ve böyle ilahlaştırıp ortalıkta dünya üzerinde, arzun üzerinde böbürlene böbürlene yürüyenler. Kibirliler, küstahlar, insanlara tepeden bakan zalimler.


Mahşerde Yüz Üstü Süründürülecek Kibirliler — Dinin Özünü Anlamayan Şeyhler

Evet bunlar mahşer yerinde yerle yeksan olacaklar ve mahşer yerinde Cenâb-ı Hak onları yüz üstü süründürecek, burnu üstü süründürecek. Ve o kimseler bu kibirlerinden dolayı, bu böbürlenmelerinden dolayı dinin özünü anlamaktan uzak olacaklar. Kur’ân ve sünneti seniyenin hakikatini anlamaktan uzak olacaklar. Kendi heva ve heveslerini ilah edinecekler. Ne acı bir şey ki onlar Müslümanım diye dolaşırlarken onlar mana olarak ne yazık ki yerle yeksan olmuş olacaklar. Ve onlar dünyada da ahirette de ne yazık ki asla ve asla felaha kavuşamayacaklar. Belki de dünyalıkları çok güzel olacak. Belki de dünyada şan ve şehretleri çok güzel olacak. Ama ne yazık ki mahşerleri çok berbat olacak. Onlar çünkü Kur’ân ve sünneti seni kendilerine rehber etmediler.

Kur’ân ve sünneti seni peşinden gitmediler. Kur’ân ve sünneti seni yaşanabilir bir din olarak görmediler. Heva heveslerini, nefislerini ilah edindiler. Hatta öyle bir noktaya geldiler ki bir tek doğru kendileri, bir tek hakikat kendilerinde. Kendilerinden başka bir bilen yok. Kendilerinden başka Kur’ân’ı anlayan yok. Öyle böbürlenerekten yürüyorlar. Bunlar ahir zaman alimleri, ahir zaman şehirleri, ahir zaman siyasetçileri, ahir zaman bürokratları. Elbiseleri süslü, şatafatları yerinde. Elbiseleri süslü, şatafatları yerinde. Evleri süslü, hanları, hamamları süslü, arabaları süslü, her şeyleri süslü onların. Ama bir tek içleri süslü değil. Kalplerinde bir süslü yok. Kalpleri ne yazık ki çıfıt çarşısı.

Onların kalpleri mühürlenmiş, gözlerine perde çekilmiş, kulakları tıkanmış. Onlar hakikati görmekten ve duymaktan uzaklar. O yüzden bu dört kötü unsur, bu dört kötü unsur. Tabirimi hoş görün. Bunlar hırsızdır. Şimdi diyeceksiniz, diler ki bana yine çok ağır konuştu. Ne yapayım içimden geleni mi susturayım? Bunlar düpetüz hırsızdır. Bunlar ama kanunlu ama kanunsuz hırsızdır bunlar. Bunlar insanların imanlarını çalarlar en başta. Bakın bunlar en başta insanların imanlarını çalarlar. İnsanların paralarını çalarlar. İnsanların zamanlarını, nefeslerini çalarlar. İnsanların mutluluklarını çalarlar. İnsanların geleceğini çalar bunlar. Bu dört bozuk unsur, bozuk siyasetçiler, bozuk bürokratlar, bozuk alimler, bozuk şeyhler hırsızdırlar.

Hırsız. Bunlar toplumların, insanların her şeyini çalarlar çünkü. Ama kanunlu ama kanunsuz. Siyasetçiler ve bürokratlar kanununu çalarlar. Alimler ve şeyhler o kanununu çalanların gölgesinde kanunsuz çalarlar. Evet. Bunlar insanların geleceğini yerle yeksân ederler. Üterler insanları. Mutluluklarını üterler. Paralarını üterler. Zamanlarını üterler. Onlar çünkü hak ve hakikati anlatmazlar, anlatamazlar. Çünkü onlar deccâliyet ürünüdür. Onlar inanmış gibi görünürler ama deccaliyetin emrinde yaşarlar. Deccaliyetin emrinde konuşurlar. Çünkü İslâm dünyasındaki, örnekliyorum, bütün şeyhler, bütün alimler, hak ve hakikati anlatsa İslâm dünyası böyle olmaz. Siyasetçileri de böyle olmaz. Devlet başkanları da böyle olmaz.

Bürokratları da böyle olmaz. Sebep? Hak ve hakikati anlattıkları zaman halk hak ve hakikate mazhar olunca gerçeği görürler. Eğer onlar da görmek isterlerse. Mücadele âyet 18-19. Kur’ân bize ne söylüyor bakın. Onlar hakikatten kendilerinin bir şey üzerinde bulunduklarını sanırlar. İyi bilin ki onlar yalancıdırlar. Şeytan onları istila etmiş, şeytan onları istila etmiş. Allâh’ı zikretmeyi bile unutturmuştur. Onlar şeytan fırkasıdır. İyi bilin ki asıl kayba uğrayanlar şeytan taraftarı olanlardır. Bunlar neymiş? dedim ya az önce hırsızdır diye. Hırsız da insan aynı zamanda yalancıdır. Yalancı insan aynı zamanda hırsızdır. Hırsız hem yalan söyler, yalancı da aynı zamanda hırsızlık da yapar. İkisi kol koladır.

Bunlar normalde neymiş? Onlar hakikat noktasında kendilerinde bir şey olduklarını zannediyorlar. Ve iyi bilin ki onlar yalancıdır. O zaman bir kimse seni Kuran ve Sünnet’e davet ediyorsa, Kuran ve Sünnet ölçülerini sana nasîhat ediyorsa, o doğru istikamette. Yok sana Kuran ve Sünnet’e nasîhat etmiyorsa, kendi heva ve hevesini Kuran Sünnet olarak sana satıyorsa, seni saptırıyorsa bu zamanda İslâm’ın hukuku yaşanmaz. Bu zamanda faizsiz olmaz. Bu zamanda fuğuş evler olması lazım. Fuğuş evler olmazsa olmaz. Bırak dileyen içki içsin, kumar oynasın, fuğuş yapsın sana ne? Camiler sabaha kadar açık değil mi? Camiler açık, meyhaneler de açık, genel evler de açık. Onlar da açık olması lazım. Genel evler açık olmasa bu millet nereye gidecek?

Örnek, fuğuş yasaklarsak bu millet ne yapacak? birinin tabiriyle birbirini mi yapacak? 1400 yıl önceki hukukla siz şimdi bu hukuku yaşayamazsınız.


Dinin Reformu Sapkınlığı — Hadîs İnkârı ve «Akıl İlâh» Olanlar

Dinin reformu olması lazım. Hadislerin sahîh olup olmadığı belli değil, hadislerin hepsini de reddetmemiz lazım. Veya hatta hadislere bakalım aklımıza uyuyorsa alalım. Aklı ilah olmuş adamın. Aklı ilah olmuş. Ayetlere bakalım bu Allâh’ın ayeti olamaz. Bu akla mantığa aykırı bir âyet. Aklı ilah olmuş. Peygamberlerin mucizelerinin yaşanıp yaşanmadığı belli değil. Peygamber mucizelerini anlatmayın. Peygamber mucizelerini anlatanlar hikayeden ibarettir. Böyle şey olamaz. Musa çıktığında deniz yarılmış. Böyle bir şey yok. Ayetleri inkar ediyor. Bunlar sapkın, bunlar reformist gibi görünüyorlar. Bize sanki böyle dinde yeni bir ictihâd ediyormuş gibi görünüyorlar. Reformist bunlar. Bir kimse dinde reformdan bahsediyorsa sapıktır o.

İnsanları sapkınlığa davet ediyor. Tatlı tatlı davet ediyorlar. Yumuşak yumuşak davet ediyorlar. Böyle benim gibi Kur’ân ve Sünnet’i anlatana da radikalizm olarak görüyorlar. sen dayatılmış bir dini anlatmıyorsan, tasarlanmış bir dini anlatmıyorsan sen radikal dincisin. Sen Kur’ân ve Sünnet’i seninle, ahlakıyla, hukukuyla, ahkamıyla yaşanması gerekir dersen radikal İslamcisin. senin gibi bir insandan mürşid olmaz. Senin gibi bir insandan ehli tasavvuf olmaz. Ehli tasavvuf olman için senin yumuşak olman lazım. Evet. sen Kur’ân ve Sünnet demeyeceksin. Kur’ân ve Sünnet dersen radikal İslamcisin. Kanunlar da buna göre dizayn ediliyor çünkü. Sen ben Kur’ân ve Sünnet’in hükmüyle hükm olunmasını istiyorum dersen anayasıyı yıkmaktan dava açarsan.

Çünkü o hırsızlar, o yalancılar, o hakikatten uzak olan düzenbazlar, o müşrikle kanunları da kendilerine göre dizayn ediyorlar. Bu dört unsur, bu dört dairede yaşayanlar ne yazık ki onlar şeytan onları öylesine kaplamış şeytan onları Allâh’ı da unutturmuş. Onlar Allâh’ı unutmuş vaziyetteler. Sebep şeytan onlara galip gelmiş. Şeytan kalplerine oturmuş yerleşmiş. Şeytan onların kalplerine devletini kurmuş. Bayrağını dikmiş oraya. Oradan kurtuluşun tek yolu var. Doğru bir mürşid-i kâmile intisâb edip Allâh’ı zikretmeleri, imanlarını tazelemeleri ve Allâh’ı zikretmeleri ve bir mürşid-i kâmile intisâb etmezlerse o şeytanın oradaki padişahlığı devam edecek. O bozuk siyasetçiler, bozuk bürokratlar, bozuk alimler, bozuk şeyefendiler, bozuk dervîşler, bozuk ehli tasavvuf, bozuk Müslümanlar eğer ki gerçek bir mürşid-i kâmile intisâb etmezlerse şeytan onlarda galip, onların gideceği yer cehennem.

Çünkü iyi bilin ki asıl kayba uğrayanlar şeytan taraftarı olanlardır. Onlar çünkü şeytanın taraftarı. Bakın ya siz Allâh’ın taraftarısınızdır. hizmullahsınızdır. Şimdi bu kelimeyi de bize normalde tu kaka ilan ettiler. Hizmullah demek Allâh’ın hizmi, Allâh’ın taraftarı demek. Şimdi siz hizmullahım deseniz ayetle sabittir bu hizmullah kelimesi. Sizi töre örgütü deyip atarlar içeri. Oysa Kur’ân, hizmullah tabiri Kur’ân tabiridir. Allâh’ın taraftarı demektir. Siz ya hizmi şeytansınızdır ya da hizmi Allâh’sınızdır. İkisinin ikisidir, ortası yoktur. Ya siz Allâh’ın taraftarısınızdır. Allâh’ın taraftarı olmak Kur’ân ve Sünnet-i Seniye sımsıkı yapışmaktır. Onu hem fikri planda, fikri planda hem de ameli planda uymaktır.

Fikri planda uydun amelde de uyacaksın. Kendi kafandan namaz üretme, kendi kafandan haç üretme, kendi kafandan abdest üretme, kendi kafandan oruç üretme, kendi kafandan orucu şu bozar şu bozmaz deme. Kendi kafandan orucun zamanıyla oynama, kendi kafandan şununla oynama, bununla oynama. Kur’ân ve Sünnet belli. Söyleyecek olduğun, davet edecek olduğun, insanlara aktaracak olduğun şey Kur’ân ve Sünnet. Bizim kardeşlerimiz Kur’ân ve Sünnet’ten başka bir şey anlatmayacak, başka bir şey konuşmayacak, başka bir şey yayınlamayacak. Kur’ân ve Sünnet felsefe yok. Felsefe yok. Senin doğrun benim doğrum yok. Doğru Kur’ân ve Sünnet. Doğru Kur’ân ve Sünnet. Beni ilgilendirmiyor Mars’ın görüşü, beni ilgilendirmiyor Engels’in görüşü, beni ilgilendirmiyor Sokrat ne demiş, Eflat’un ne demiş, Aristo ne demiş, beni ilgilendirmiyor.

Beni Allâh ne demiş, Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ne demiş, Ashab bunu nasıl yaşamış, İmam-ı Azam, İmam-ı Şafi, İmam-ı Malik, İmam-ı Hanbeli ne demiş, Abdülkadir Geylan hazretleri, Ahmet Errufâ hazretleri ne demiş, beni ilgilendiren bunlar. Sufilik ise ilk sufilerin yolu. Beni ilgilendiren bunlar. Git Kuşehir’i Risalesi oku. Beni ilgilendiren bu. Git Avarıf-ül Marif’i oku. Beni ilgilendiren bu. Git Şems-i Tebriz’inin makalatını oku. Git anlayabiliyorsan içinden çıkabiliyorsan mesnevi oku. Beni ilgilendiren bunlar.


Tebliğde Şeyhi Değil, Kur’ân ve Sünnet’i Anlat — Sahife Tebliği Ölçüsü

Beni başka bir şeye ilgilendirmiyor. Özellikle de söylüyorum, sayfalarda başka bir şey aktarmayın. Bu topluma direkt Kur’ân ve Sünnet’i tebliğ edin. Şeyhinizi de tebliğ etmeyin. Kur’ân ve Sünnet’i tebliğ edin. Kur’ân, Sünnet, İmamların iştahı. Bunları tebliğ edin. Benim şeyhimin şeyhi böyle yapmış. Yapmıştır kardeş. O zaman için doğrudur. Biz Kur’ân ve Sünnet’e bakıyoruz. Biz İmamların iştahadına bakıyoruz. Bu zamanda böyle olmaz. Bu zamanda böyle olacaksa olacak, olmuyorsa olmayacak. Benim yolum bu. Derviş kardeşlere de aynı şeyi söylüyorum. Benim yolum bu. Kur’ân, Sünnet, İmamların iştahı. İlk sufilerin yolu. Beni ilgilendiren bu. Bunun dışında bir şey anlatmak istemiyorum. Bir şey duymak da istemiyorum.

Bir şey duymak da istemiyorum. Bunun dışında tebliğ edenler insanları saptırıyorlar. Bunun dışında konuşanlar insanları saptırıyorlar. Hem o insanların cehenneme gitmelerine vesile oluyorlar. Onlardan da paylarını alıyorlar. Hem de kendileri cehenneme yol alıyorlar. Ondan da paylarını alacaklar. Evet. Dilenciliği tarîkat yapmışlar. Dilenci tarîkat olmuşlar. Dilenci cemâat olmuşlar. Dilenci partisi olmuşlar. Rüşvetçi partisi olmuşlar. Üçkağıtçı partisi olmuşlar. Hırsız partisi olmuşlar. Beni ilgilendirmiyor onlar. Nereden ilgilendiriyor? Evet, benim ben uyarmak için beni ilgilendiriyor. O manada değil. Ama bunların paylaşımlarını yapmayı doğru görmüyorum. Hırsızın paylaşımı olmaz. Hırsızın destekçisi de olmaz.

Rüşvetçinin paylaşmacısı destekçisi olmaz. Siz rüşvetçi, hırsız bir siyasetçiyiz desteklerseniz siz de ondan olursunuz. Dilenci bir tarikata gider intisâb ederseniz siz de dilenci bir tarîkat mensubu olursunuz. Siz dilenci bir şeyhi intisâb ederseniz siz de dilenci bir şeyhi desteklediğinizden dilenci bir şeyhin muridi olursunuz. Bundan sorumlusunuz. Başınızdaki zakir dileniyorsa haber verin bana. Ben öyle zakir istemiyorum dergahta. Sizden bir şey dileniyorsa söyleyin bana. Onun zakirliğini değil dersini bile alır gönderirim. Burası dilenci tarikatı değil. Evet. Dilenci siyasetçi, dilenci bürokrat, dilenci alim, dilenci şeyh bunlar ümmetin ne yazık ki yoldan saptırıcıları. Çünkü arkalarındaki topluluğa muhtaçlar.

Bir şey isteyecekler ondan. Alacaklar çünkü ütecekler. Hırsız bunlar. Başta imanlarını çalıyorlar insanların. Allâh muhâfaza eylesin. Cami-i Sagir’de geçiyor. Kıyamet gününde en şiddetli azap görecek kimse ilminden istifade edilmeyen alimdir. Püfff. Alim müftü olmuş. Müftüyse alim demektir. Uyduruktan müftüyse söyleyecek lafım yok. Nasıl uyduruktan? böyle rüşvetle onu kayırmayla ayırmayla müftü olmuş. Müftü demek alim demek. Kimse ilminden istifade edilmiyorsa kürsiye çıkıp Kur’ân ve sünneti anlatmıyorsa bana dayatılan, tasarlanan bir din anlatıyorsa ne? Profesör nerede? İlahiyatta. Alim hükmünde. O bana Kur’ân ve sünneti nakletmiyorsa, anlatmıyorsa, o topluluk topluluk ev ev gezip dini tebliğ etmiyorsa, ilminden insanları faydalandırmıyorsa, bir kitap yazıp kitabını da ücretini yüksek tutup öğrencilere de benim kitabımdan alacaksınız, soruları oradan soracağım diyorsa ve bütün öğrencilerini o kitabı almaya mecbur kılıyorsa ve sorularını kendi yazdığı kitaptan da soruyorsa hırsız ve zâlim.

Daha ilerisi gidip sohbet yapacak olduğu dersin notlarını, dersin notlarını böyle bir tefsir yapan, tekstir basan bir yayın evi veya kitapçıyla anlaştıysa ders notlarını ilahiyatçılar yapıyor bunu. Okuldaki ders notları filanca kırtasiyeci de oradan alabilirsiniz deyip o kırtasiyeciden ders notlarını satıyorsa ondan daha zâlim bir kimse yok. Ondan daha zâlim bir kimse yok. Allâh’ın dinini parayla satandan daha zâlim bir kimse yok. Sohbetlerini parayla verenden daha zâlim bir kimse yok. Çıkıp iki tane hadîs okuyup, çıkıp iki tane sahabeden menkibi anlatıp bundan yıllar önce yarım saatlik sohbetini 7000 liraya yaptıysa o kimse ondan daha zâlim bir kimse yok. Bir gecede üç tane belediye dolaşıp üç tane belediye denen 7000 liraya alsa bir gecesini bundan 15 yıl önce filan 20000 liraya getiriyorsa yatacak yerde nasıl yaşayacağını bilmiyorum.

İlmini paraya devşirenler, dervişliğini paraya devşirenler, şehriğini paraya devşirenler, zakirliğini paraya devşirenler, manevi olarak tarikattaki makamını paraya devşirenler. Bizim dergamızda da varsa hakkım helal değil. Hakkım helal değil onlara. Onlar yatacak yer bulamayacaklar ve kıyamette en şiddetli azap onlarda. Onlar dil istismarcısı, onlar siyaset istismarcısı, onlar bürokratin yüz karası, onlar şeyhlerin yüz karası, onlar alimlerin yüz karası.


Görüntüde Allâh Kulu, Kalpte Tevhîd Yok — Şeytân Kalbe Tünelenmiş

Dışta süste güzel, berbat şeytan içlerine oturmuş, tünelenmiş. Hak ve hakikati anlatmaktan uzaklar çünkü gönüllerinde tevhid yok. Akıllarında tevhid yok, fikirlerinde tevhid yok. Onlar görüntüde Allâh’a kul, görüntüde hakikatte onlar birer mahluk. Yalancı, hasis, hayvandan daha aşağı bir mahluk onlar. Çünkü dünya üzerindeki sınıf insan vardır. Üçüncü sınıf yoktur. Bir, Kuran ve Sünnet’e tabi olmuş, sımsık ona yapışmış müttakiler. İki, şeytanın taraftarları. Ortası yoktur. Ortası yoktur. İslâm’da ortası yoktur. Ve yine Cami Sagir’de hadîs. İnsanlarda iki sınıf vardır ki sağlam ve salih oluşları. Umumun sağlam oluşunu. Fesatları ise umumun bozulmasının mucib olur. Onlardan biri ulema, diğeri de ümerâ’dır.

Ümera, devleti idare edenler, devletin başında duranlar, siyasetçiler ve bürokratlar, bunlar ümara. Ulema, bunlar ilahiyatçılar, dianetçiler, şeyhler, alimler. Bunlar ne? Bunlar da ulema. Bu ikisi eğer ki bozulursa halk bozulur. Halkın bozulmasının sebebi bu ikisinin bozulmasından dolayıdır. Bunlar canlarını feda edip Kur’ân ve Sünnet’e anlatırlar. Zamanlarını, nefislerini, paralarını, pullarını, hanlarını, hamamlarını, her şeylerini Kur’ân ve Sünnet yolunda hizmete atarlarsa kurtulurlar. Yok bunlar heva ve heveslerine harcarlarsa bu makamlarını bunlar halkı ifsat eder, bozar ve bu ikisinin bozulmasından halk bozulur. Sonra da bunlar halkın bozukluğundan şikayet ederler. Evet, halk bozuksa o zaman ümaralar ve ulemalar sorumlu bundan. devlet idarecileri, valiler, belediye başkanları, siyasetçiler, milletvekilleri, bakanlar, başbakanlar, devlet başkanları, birinci sorumlusu sizsiniz.

Birinci sorumlusu sizsiniz. İkincisi, dianetçiler, ilahiyatçılar ikinci sorumlusu sizsiniz. Şeyhler, alimler ikinci sorumlusu sizsiniz. Sebep? Hadîs-i Şerîf, Ümara ve ulema bozulmayınca halk bozulmaz. Bu ülkenin cezaevlerinde, hep derslerde bunu söylüyorum, bu ülkenin cezaevlerinde yüzde 33’ü cezaevinde yatanların uyuşturucudan yatıyorsa, yüzde 33’ü 34’ü cezaevlerinde hırsızlıktan yatıyorsa, Ümara, devleti idare edenler bundan sorumludur. Eğer onların sorumluluklarını bizler tebliğ etmiyorsak, konuşmuyorsak, biz de dilsiz şeytan oluruz. Bu ülkenin çocukları hırsız olamaz. Bu ülkenin çocukları uyuşturucuya kurban gidemez. Bu ülkenin çocukları açıktan sosyal medyada kumar oynayamaz. Bu ülkenin çocukları fuhşiyata vahşiyata düşemez.

Bu ülkenin kadınları tenlerini parayla satamaz. Eğer bu ülkenin kadınları, kızları tenlerini parayla satıyorlarsa erkeklere, birinci sorumlusu siyasetçilerdir, devleti idare edenlerdir. Sen kendi vatandaşının, kendi halkının tenini satmasına göz yumamaksın. Birinci sorumlusu sensin. Bunu ilahiyetçiler size anlatamaz, diyanetçiler bunu size anlatamaz. Evet, hak ve hakikati ancak anlatan anlatır bunu. Bu toprakların çocukları fuhuştan para kazanamaz. Bu toprakların çocukları uyuşturucudan para kazanamaz. Bu toprakların çocukları hırsızlıktan cezaevinde yatamaz. Bu ülkenin çocukları arsız, hırsız olamaz. Siz Fatih’in torunlarıydınız. Siz Kanuni’nin torunlarıydınız. Siz Alparslı’nın torunlarıydınız.

Ne hale geldiniz? Sizi bu hale getiren önce siyasetçilerdir, devleti idare edenlerdir. Sonra pasif, satılmış, bağışperest, makamperest, alimler, makamperest, diyanetçiler, ilahiyetçilardır. Para sever, paraya tapan şeyhlerdir, ulemalardır. Başka kimse değildir. Eğer bu ülkenin kız çocukları bir karış etekle sokakta dolaşıyorsa, birinci derecede sorumlu olan devleti idare edenlerdir. Siyasetçilerinizdir, bürokratlarınızdır. Birinci derecede sorumlu olan Diyanet Teşkilatıdır. İlahiyetçilardır, imam hatipçilerdir, imam hatipteki hocalardır, ders hocalarıdır. Devlet size dini anlatın diye para veriyor. Siz ne anlatıyorsunuz? Siz ne anlatıyorsunuz? Sonra kalkıp da böyle her şeyleri meydanda diye şikayet etmeye hakkınız yok sizin!

Bu ülkenin çocuklarına ne anlattığınıza bakın. Neleri yasakladığınıza bakın. Neleri kaybettiğinize bakın. İnsanları nereye sürüklediğinize bakın. Evet. İki sınıf insan vardır. İki sınıf insan. Bunlar bozulursa halk bozulur. Ümeralar ve alimler. Ümeralar devleti idare eden yüksek bürokratlar, siyasetçiler, devlet başkanları. Evet, ulemalar, evet alimler, şeyhler. Öyle sırmalı cübbelerle hava atmaya benzemiyor bu işler. Sen ne kadar hak ve hakikati anlattın? Kaç sefer karakolla yüzleştin hak ve hakikati anlattığın için? Bana onu söyle. Yine hadîs-i şerîf Feyzülkadir’de. Dinin felaketine yol açan üç sebep vardır. Günahkar fakir, zâlim devlet başkanı ve cahil müjdehit. Dinin felaketine sebep olan, günahkar fakir.


Üç Zümre: Yaşlanmış Zinâcı, Yalancı Sultan, Kibirli Fakîr — Allâh Konuşmaz

Yani o kabire günah işliyor. Manevi olarak fakir. Manevi fakir. İkincisi, zâlim devlet başkanı. Bir devlet başkanı Kur’ân ve Sünnet’e göre hareket etmiyorsa zalimdir. Kimse bunu konuşamaz. İslâm’ın hukuku bu. Ahir zamanda zâlim devlet başkanları olacak. Ne yapar? Ne yapar? Ne yapar? Ne yapar? Ne yapar? Ne yapar? Ne yapar? Ne yapalım Ya Resulallah? Sizin hakkınızı verdikleri müddetçe bir şey demeyin. Hakkımızı vermezlerse razı olun. Neden? Zalim. İkincisi, üçüncüsü cahil müjdehit. Cahil müjdehit ne demek? Kur’ân, Sünnet orada dururken, Kur’ân ve Sünnet’in hükmü orada dururken, bence böyle olması lazım diyen. Cahil müjdehit. Cahil alim. Bence böyle. Kur’ân belli. Hadis de belli. Nereden benceyi çıkardın sen?

İmâm Â’zam belli. İmam Malik belli. İmâm Şâfiî belli. İmam Hanbel belli. Dört mezheb orada. İmam Muhammed’in kitapları var. İmam Yusuf’un kitapları var. Serahiste orada duruyor. İbn-i Âbidîn orada duruyor. Meydanda. Benceyi nereden çıkardın sen? Nereden yumurtladın benceyi? Benceyi nereden çıkardın? Eğer herkes benceyi meydana çıkarırsa, bence bu hadislerif sahîh olamaz. Lan sen kimsin? Aptal adam, geri zekalı, en besin. Sen kimsin bu hadîs olamayacak diyen? Bence böyle âyet olamaz. Allâh’ın böyle ayeti olamaz. Lan sen kimsin? Sen kendi geri zekalılığını anlatıyorsun bize. Bizim halkımızda böyle geri zekalı, en besin, müşrik adam ya. Sohbet ediyor televizyonda. Bence bu âyet Allâh’ın ayeti olamaz diyor.

Ya bu topluluk onu yutuyor. Onu satın alıyor. Hadisler sahih değil diyor. Televizyonda anlatıyorlar bunu. Allâh Allâh. Sen de dinliyorsun. Bütün hadîsleri inkar etmiyor. İkar eden, tas tamamın ömre fotoğrafı, ihramını birisi de yazmış altına. İhramın ne? Kur’ân’daki hangi ayete göre ihramlandın diye. Millete böyle alay konusu oluyor. Aslında altına ilave etmek lazım. Kaç tavaf ettin? 7 neye göre? Kaç say yaptın? 7 neye göre? Neye göre 7 yaptın? Sorulacak soru çok. Ama bence var ya, televizyon eşrafından. Tabi masonlarla kol kola girersen, bakın, Osmanlı’da başlar ilk mason Şeyhülislamlar. Osmanlı’da başlar ilk mason paşalar. Osmanlı’da başlar. Mason paşa demek, bakan demek. Mason paşalar, bakanlar Osmanlı’da başlar.

Osmanlı’da. Mason Şeyhülislamlar, Sebateist Şeyhülislamlar, Osmanlı’da başlar. Sebateist olan paşalar, Osmanlı’da başlar. Siz şöyle zannediyorsunuz, Osmanlı yıkıldı, yeni bir cumhuriyet kuruldu, yeni bir şey oldu. Değil canım kardeşim. Osmanlı’daki mevcut olan sebateist güç, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne oturdu, yerleşti, kondu. Evet. Sebateistler, masonlar, siz börekçi kim bilir misiniz? Cumhuriyetin ilk nesi? Diyanet İşleri Başkanı değil mi? Masondur. 33 dereceli masondur. Süleyman Demirel 33 dereceli masondur. Hanım bir adam var masonluktan çıkma yayın yapıyor boyuna, bir eski yayınları var. Dinlememişsinizdir siz. Birisi değil dese ona dava açar. Adam açık açık söylüyor. Diyor ki, Bülent Ecevit Londra’ya gitti orada mason oldu, 33 dereceli masondur diyor.

Kenan Evren diyor, Güney Kore’ye gitti, Güney Kore’de mason oldu filanca, mason derneğine kayboldu diyor, masondur diyor. Onun aktarmasını. Siz bunları dinlemezsiniz sosyal medyada. Siz kim ne yemiş, kim ne içmiş, kim kim ne sevgili olmuş, kim kim ne bozulmuş, öyle ya. Kim nerede tatil yapıyor, kim nerede donunu açtı, onlara bakıyor millet. Değil. Adam masonluk tarihini anlatıyor size. Teker teker Kenan Evren’in mason olduğunu söylüyor. Çocuklara dava açsın, değil desin. Süleyman Demirel’in mason olduğunu söylüyor. Bülent Ecevit’in mason olduğunu söylüyor. Fethullah Gülen’in mason olduğunu söylüyor adam. Adam açıklama yapıyor. Kendi kendimize soralım bizi kimler yönetmiş veya şu anda kimler yönetiyor.

Şeyhler var mason Osmanlı’da. İngilizlerin kurduğu tarikatlar var Osmanlı’da. Bakın tarîkat denince siz sadece Kadir-i Rufay Bedevi Dussik’i bu tarikatlar aklınıza geliyor. Ben öyle demiyorum onu. Türkiye’de ben Alevi’yim diyen unsurlar da var. Bunlar da biz tarikattız diyorlar. Bunları kim kurdu son 200 yıl? Bunları tırnak içerisinde söylüyorum. Alevi logosu altında kim topladı? Bundan 200 yıl öncesine gidince Alevi diye bir şey yok. Türkmen Türkleri var. Türkmen bunlar. Alevi diye bir şey yok. Sonradan Alevilik çıktı. Nereden geldi bu? İngilizler kurdu. Tarikat denince mason tarikatları. Masonların kurduğu masonlarla alakalı localar var. Saboteistlerin toplandıkları yerler var. Alevilerin toplandıkları yerler var.

Tarikat. Beğenme beğenme. Hristiyan tarikatlar var ülkede. Yahudi tarikatları var ülkede. Bu ülkede bu topraklarda.


Tarîkat-Cemâatleri Kim Kurdu? — Kökü Dışarıda, Filozları Nereden

Tarikat denince hepsi de var bunların. Bunları kimler kurdu? Yöneticileri kimler? Bağımlılıkları nereye? Bunların kökleri dışarıda mı içeride mi? Bunların filozları nereden geliyor? Bunların devasa paraları nereden geliyor? Size bir şey daha söyleyeyim. Siz şimdi Tasavvuf vakfı olarak bir topluluğunuz var değil mi? Siz Avrupa Birliği’nden bununla alakalı hiçbir destek alamazsınız. Siz Avrupa Birliği’nin bu sosyal olarak neleri desteklediğini bu ülkede biliyor musunuz? Hiç bunlar açıklanıyor mu? Avrupa Birliği’nden destek alan toplulukları, devlet bir incelesin bir yayınlasın. Avrupa Birliği’nden kimler destek alıyor? Hangi tarikatlar, hangi vakıflar, hangi dernekler Avrupa Birliği’nden destekleniyor, fonlanıyor?

Bu ülkede Avrupa Birliği’nden fonlanan, Mossad’dan fonlanan, CIA’den fonlanan şeyhler, alimler, tarikatlar, dernekler, mezhep sahipleri, meşrep sahipleri, siyasetçiler, bürokratlar kimler? Hangi bürokrat, hangi öğretim üyesi, Saros’un vakfından veya yan kuruluşlarından pompalanmış, yemlenmiş açıklansın? Hangi dergâh, hangi cemaatler, hangi topluluklar Avrupa Birliği’nden, CIA’den veya Mossad’dan veya KGB’den veya Çin’den? Evet. Çin’in desteklediği tarikatlar var bu ülkede. Mossad’ın desteklediği tarikatlar var bu ülkede. Hele bu ara, bunu da tırnak içerisinde söyleyeyim, hele bu ara MIT, öyle bir muhteşem gol attı ki Amerika ve İsrail’e. Onlar bu golün intikamını almak için muhakkak bu ülkede bir şey yaparlar.

O yüzden uyanık olun. Çünkü içimizde Türk ismiyle yaşayan Mossada hizmet eden Yahudiler var. Bunlar gidiyorlar, İsrail’de askerliklerini yapıyorlar, geliyorlar. Orada savaşıyorlar, buraya dinlenmeye geliyorlar. Beş altı ay hava değişimi yapıp tekrar gidiyorlar savaşmaya. Veyahut da Mossad’ın burada gizli hücreleri olabilir. Her an için herhangi bir yerde değişik olaylar yaşatabilirler. Hatta bunlar Müslüman görüntüsüyle, sanki cihatçı Müslüman görüntüsüyle bu ülkede kargaşaya ve karışıklığa sebebiyet verirler. Ülke topyekün teyakkuz halinde durmalı, uyanık olmalı, her an için, her an için içimizde bir karışıklık çıkarabilirler. Her an için dronlar, her an için bombalar patlayabilir ülkenin içinde.

Mid, ne bileyim gizli teşkilatlar, ülkenin bu konudaki güvenlik güçleri muhakkak uyanıktır. Ama biz bu ülkenin evlatları olarak, bu ülkenin bu toprağın çocukları olarak uyanık olmak zorundayız. Mahallemizde, apartmanımızda, çevremizde, köyümüzde, kentimizde yabancılar kol geziyorsa veya o güne kadar normal statüde yaşayan bir kimse, değişik şeyler yapmaya başladıysa, gizli Yahudi ise, gizli Ermeni ise, gizli Sebate ise, gizli kafir ise, gizli münafık ise her tarafa sızmış olabilirler, her yerde olay çıkarabilirler. Her yerde farklı şeyler yapabilirler, uyanık olacağız. Parantezi kapattım. Çünkü, bu yol kesiciler, bizim içimizde şeyh olarak dolaşabilirler. Evet, biz onları çok meşhur bir şeyh olarak görebiliriz.

Allâh muhâfaza eylesin. Onlar çünkü kökü dışarıda. Bakın kökü dışarıda. Mason kökü dışarıda, Sebateist kökü dışarıda, Yahudiler kökü dışarıda, Ermeniler kökü dışarıda, Hristiyanlar kökü dışarıda, dernekleri, vakıfları, hepsinde kökleri dışarıda. Bu ülkede değil. Bu ülkede değil. Biz bir imparatorluk artığıyız. Bizim içimizde hepsi de var. Hainlik yapmadıkları müddetçe, bu topraklarda kan dökmedikleri müddetçe barış içinde yaşarlar. Ama hainlik yaparlarsa, kan dökmeye kalkarlarsa, bu ülke onları burada yaşatmaz. Bu ülke yaşatmaz. Bu saatten sonra kaldırmaz. Bu saatten sonra bunu kaldırmaz. Bürokratlar, siyasetçiler, uyanık olun. Bu ülke insanları artık bu saatten sonra bunu kaldırmaz. Allâh muhâfaza eylesin.

Çok büyük kargaşaya sebepiyet verebilir. Parantezi kapattık. Sana nur vermesi şöyle dursun, bilakis kapkara bir hale koyar. Kendisinin nuru yok. Onunla görüşüp konuşanlar nereden nurlanacak? Bu yalancı hırsızlar, bu yalancı hırsızlar, bu yalancı hırsızlar, bu yalancı hırsızlar, bu yalancı hırsızlar, bu nefsine uymuş, bu heva ve hevesini ilah edinmiş, sahte önderler. Evet, başka bir tabir bulamıyorum çünkü. Bunlar heva ve heveslerini ilah edinmiş, nefislerine uymuş, Kur’ân ve Sünnet seni tebliğ etmeyen, salt dini Kur’ân ve Sünnet noktasında anlatmayan, bu sahtekarlar, bu hırsızlar, bu yalancılar, kendilerine hayır yok ki başkalarına hayır olsun. Bunlar kendileri nurlanmamış ki başkalarının nurlandırmasına.

Sebep olsun. Câsiye âyet 23. Kendi hevasını ilâh edinen, Allâh’ın da bir ilim üzere şaşırttığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üzerine perde çektiği kimseyi gördün mü?


Heva ve Heves İlâh Edinen — Hakîkati Görme Melekesini Yitirmek

Evet, bunlar heva ve heveslerini ilâh etmişler. Hak ve hakikati görmeleri, hak ve hakikati anlatmaları, hak ve hakikati yaşamaları mümkün değil. Bunlar çünkü heva ve heveslerini ilah edindiklerinden, bunların gözlerine perde çekilmiş, kulakları tıkanmış, kalpleri de mühürlenmiş. Bunların hakikati duyma, hakikati görme, hakikati yaşama mümkün değil. Neden? Bunlar çünkü sapmışlar, saptırmışlar, sapkınlıklarından dolayı mühürlenmişler. Bunlar güya Allâh’ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar. Oysa onlar sadece kendilerini aldatırlardı, bunun farkında değiller. Bakara âyet 9. Bunlar normalde Allâh’ı ve müminleri aldatmaya çalışıyorlar. kafasına bir takke geçiriyor, bir aşır okuyor. Sen de diyorsun ki, oh ya bir aşır okudu.

Adam şimdi hırsızlıktan içeride aşır okuyor yani. Kafasında takke cami cami dolaşıyor. Herhangi bir kimse hiç önemli değil. Adam oy zamanı kafasında takke dolaşıyor bütün cemâat tarîkat ne varsa. Öyle değil mi? Adam seçiliyor, seçildiği gün gece seçilmesinin şerefine kamyon kasasıyla bira şarap rakı döğütüyor. Ulan sen daha iki gün önce ne tarikatını ziyaret ettin? Ve namussuz adam, ve yalancı adam, bir hırsız adam, ve düzenbaz. Sen ne yaptın böyle? Adam Müslümanların önüne çıktı. Kur’ân, Sünnet dedi. Eee? Bilmem ne gecesinde dansöz oynattı. Ulan sen hangi parti densin? Sen nesin? Milliyetçi muhafaza kar kimi sahneye çıkardı? Açın, soyunun, hiç kimse size karışamaz diyenin şahsı. Açın, soyunun, hiç kimse size karışamaz diyenin şarlatanı çıkardı.

Ya sen nesin? Kimi çıkardın? Kime paranı yedirdin? Belediyelerin paralarını kime yedirdiniz ya? milliyetçi muhafaza yıkardınız siz? 365 gün dine aykırı hareket eden, dine küfreden, dine alay eden, dine hakaret eden, dindarları hakaret eden ne idi belirsiz insanları dindarların önüne çıkardınız? Hiç unutmam. Melih Gökçek refah partisinden belediye başkanı oldu Ankara’ya. Muazzez abacıyı çıkardı. Muazzez abacı işçamarsız, hırsız çıktı sahneye. Işıklar vurunca işçamaşırı olmadı çıktı Muazzez abacı dedi ki, Hüsü söyle giyindim dedi. Melih Gökçek kim? İsim veriyorum. Ankara belediye başkanı hangi partiden? Refah partiden. Bu ne? Şimdi refah partililer kızacak bana. Siz başlattınız. Kim şerden bir kaparı alarsa kaç kişi geçerse geçsin ondan nasibini alır.

Hadi buyurun. Hadi buyurun. Bütün siyasetçiler sonra bunu yaptılar mı? Yaptılar. nerede milliyetçi muhafaza karlar? Kime oy verdiniz? Heva ve hevesini ilah edinenin peşinden gittiniz. Heva ve hevesini ilâh edinen kimseye oy verdiniz. Ve gidip oyunuzun takipçisi olmadınız. Biz size bunun için mi oy verdik demediniz. O gitti hırsızlık yaptı ona demediniz. Gitti yolsuzluk yaptı ona demediniz. Gidip makamına oturup sen nasıl rüşvet aldırıyorsun burada diyemediniz. Siz de hesaba çekileceksiniz. Siz de hesaba çekileceksiniz. O hesap günü ki zerrece hayır yapanın hayırı karşılıksız kalmaz. Hesap günü. Zerrece şer işleyen cezasız kalmaz hesap günü. Sen ne yaptın? Kimi alkışladın? Hırsızı. Kimi alkışladın?

Kuyuşçu. Kimi alkışladın? Rüşvetçi. Kimin peşinden gitti? Kardeşler bu işler parasız olmuyor. Getirin bakalım. Hadi bir de makmuz bastırın. Dernek adına. Hadi bakalım bir para toplayın. Dergah yapacağız. Yatılı Kuran kursu yapacağız. Cami yapacağız. Orada okutacağız insanları. Üç beş tane de genç kafalarına birer tane takke beyaz. Birer tane cüppe. Hafızlık açtık. Kuranı kerim açtık. Toplayın. Kuranı kerim açtık. Toplayın. Kuranı kerim açtık. Kuranı kerim açtık. Kuranı kerim açtık. Toplayın. Toplayın. Ütün. Yiyin. Bu ağzınıza durmaz sizi. Neden? Mideniz ona alışmış. Midesi helal alışanım. Boğazına şüpheli girmez. Adamın midesi ağrır. Karnı ağrır. O mide. O mide. O mide. O mide. O mide. O mide.

O mide. O mide. O mide. O mide. O mide. O mide. O mide. O mide. Allâh’ı zikrediyorsa o kalp, o mideye rahatsızlık verir. Bir şey var da dikkat et. Kokusu yanlış gelir o yemeğin. Kokusu farklı gelir. Anne Ebû Zerr-i Gıfârî Muaviye’nin verdiği yemeğe gitmiş. Şam’da pilavı böyle atmış elini. Sıkmış kanlı yerin çıkmış. Muaviye’nin önüne atıvermiş. Beni buna mı davet ettin demiş. Böyle cesur yülektir İslâm. İslâm korkak değildir. Mümin korkak değildir. Mümin canı pahasına olsa hak ve hakikati anlatır. Gidip yalakalık yapmaz. Ebû Zerr-i Gıfârî yalakalık yapmadı. Güce boynunu eğmedi. Zalime boynunu eğmedi. Şam’ın gençlerine Kur’ân ve Sünnet’i anlattı. Muaviye mektup yazdı Hazret-i Osman’a. Şam’ı istiyorsan bu adamı buradan al dedi.

Şam’ı istiyorsan bu adamı buradan al dedi. Bir Ebû Zerr-i Gıfârî Muaviye ve saltanatını bozdu. Bir Ebû Zerr-i Gıfârî Şam’ı bozdu.


Ebû Zerr-i Gıfârî — Allâh Dostu Vâlî, Kur’ân ve Sünnet’i Haykıran

Oradaki oradaki tasarlanmış. Orada dayatılmış. Dini çöpe attı. Onların peşinden gidenleri de çöpe attı. Bir Ebû Zerr-i Gıfârî. Allâh dostu odur. Kur’ân ve Sünnet’i haykırır. Gitti. O orada valiymiş. Yok orada hakimmiş. Yok orada kudret sahibiymiş. Yok o kuvvet sahibiymiş. Yok o devlet başkanıymış. Dinlemedi. Gitti. Pilavı eline attı. Sıktı. Bunu kabul etmez hiç kimse. Şimdi diyecekler ki nerede bu? Neredeyiz diyecekler. Sıktı. Kanla yerin. Atıverdi Muaviye’nin önüne. Dedi ki buna mı davet ettin sen beni dedi. Yürüdü gitti. Askerlerle getirtirdi çünkü onu oraya. Asker gönderdi müfreze. Davet ediyor gelmiyor. Para gönderdi parasını geri gönderdi. Dikkat edin. Ebuser-i Gifariye para gönderdi Muaviye.

Böyle keseyle değil çuvalla gönderdi. Çuvalla para gönderdi. Ümeranın durumu budur. Seni parayla makamla mevkiyle kandırır. Kendisine köle eder seni. Senin dinini köle eder kendisine. Senin alimliğini köle eder kendisine. Senin şehriğini köle eder kendisine. Bir çuval para gönderdi. Bir kese değil. Dedi ki getirenlere benim ihtiyacım yok. İhtiyacı olanlara dağıtın dedi geri gönderdi. Onun parasına da ihtiyacım yok dedi. Şam’ın dışında Şam’ın dışında hurma ağaçlarından liflerinden bir terek yaptı. Böyle bir çadır değil. Terek. Gölgelik yaptı. Onun altına oturdu. Şam’ın gençlerine Allâh ve Resulü’nü anlattı. Başka bir şey değil. Allâh ve Resulü bizim kurban şöyle yapıyor. Yapmadı. Rezil aptallar.

Rezil. Gerizekalılar. Allâh seni kahretmesin. Aptal salak adam. Kur’ân ve sünneti anlat. Kur’ân ve sünneti dinle. Kur’ân ve sünneti tabi ol. Kur’ân ve sünnetin yolundan git. İki titremeye aldanma. Gerizekalı şey. Milyar dolarlar toplamışlar. Görmüyor musun? Allâh sana gösteriyor. Gözünün önüne seriyor. Bir kavga çıkarttırıyor. Bir fitne çıkarttırıyor. Bütün kirli çamaşırlar dökülüyor orta yere. Daha ne bekliyorsun? Daha ne bekliyorsun? Ebuser Gifari’nin yoludur. O devlete yamanmadı. Bir avuç sıktı kanla yerini. Atı verdi yüzüne. Yürüdü gitti. Mektup yazdı. Dedi ki, Şam’ı istiyorsan bu adamı buradan al. Hazret-i Osman Efendimiz. Mektup yazdı. Dedi ki, Medîne’ye dön. Ve Medîne’nin içindedir durmadı o.

Medîne’nin dışında gitti. Yine hurmaliflerinden kendine bir gölgelik yaptı. Orada yalnız yaşadı ve yalnız öldü. Tek başına yaşadı. Tek başına öldü. Yanında hizmet eden bir kimse vardı. Ona dedi ki, ben yalnız yaşayacağım. Yalnız öleceğim. Ben öldüğümde dedi, beni yıka ve kefenle. Şurada dedi, yol var ya. Böyle bir yol var. Beni oraya çıkar dedi. Muhakkak ki müminler gelir. Saf, temiz, özünlü, yasak. Özünde mümin olanlar benim namazımı kılarlar dedi. Onun namazını İbn-i Mes’ûd kıldırdı. İbn-i Mes’ûd da Medîne’den dışarı çıktı. Gençlere hadîs okuyordu. Medîne’nin içinde okuyamıyorlardı. Medîne o kadar fitnenin içerisine düştü. İbn-i Mes’ûd gençlere hadîs dersi veriyordu. Böyle dışarı çıkarıp gençlere dışarıda hadîs dersi veriyordu.

Baktılar ki orada bir yatan Meftâ var. Başında bir kişi var. Dedi ki bu kim? Bu Ebû Zerr-i Gifârî’dir. Deyince, İbn-i Mes’ûd hadîs alimidir. İbn-i Mes’ûd hadisi söyledi onun hakkındaki. Yalnız yaşar, yalnız ölür. Ey hakikaten yolunda gidecek olan, hakikate raham olan, yalnız yaşayıp yalnız ölmeyi, gözü alıp hakikati anlatacaksan çık yola. Paraya, pula kul olmayacaksan çık yola. Makama, mevkiye kul olmayacaksan çık yola. Evet. Öyle nurlanırsın. Yoksa kendi heva ve hevesini ilah edinip batar gidersin. Evet. İman edenler Allâh’tan korkun. Ve sadıklarla beraber olun. Heva ve hevesini ilah edinenlerle değil. Kendisini doğru yala götürememiş sapkınların yoluna değil. Cimrilerin, cimrilerin, kibirlilerin, şatatı ve şatafa düşmüşlerin, hevasını ilah edinmişlerin peşinden gitme.

Onlar seni helaka götürür. Allâh muhâfaza eylesin. Âmîn. Uzamış, 22.20 olmuş. El Fâtihâ maasalavat. Âmîn.


Kaynakça

  • Mesnevî-i Ma’nevî 1. Defter, Beyit 2265 ve Civarı — Hasîs Mürîd Misâli: «Halbuki sen öyle birisinin mürîdisin ki hasîsliği yüzünden kendisi galip değil, seni nasıl galip edecek?» — Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî, 1. Defter beyt 2260-2275; klasik şerhler — İsmail Ankaravî, Mecmûatü’l-Letâif; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî 1. Cilt; modern okuma — Şefik Can, Konularına Göre Açıklamalı Mesnevî Tercemesi; Mahmud Erol Kılıç, Sûfî ve Şiir.
  • Kıyâmet Günü Kibirlilerin Yüz Üstü Süründürülmesi — Hadîs ve Âyet: «Yuhşeru’l-mütekebbirûne yevme’l-kıyâmeti emsâle’z-zerri fî suvar-i ricâlin yağşâhumu’z-züllü min külli mekânin» (Kibirliler kıyâmet günü insan suretinde fakat zerre kadar küçük olarak haşrolunurlar; her taraftan zillet onları kuşatır) — Tirmizî, “Tefsîr” 23 (Tâhâ Sûresi 124); Ahmed b. Hanbel, Müsned 2/179; «Yühşerûne alâ vücûhihim üvâ ve sümmâ ve bükmâ» (Yüzüstü, kör, sağır ve dilsiz olarak haşrolunurlar) — İsrâ 17/97; tefsîr — Taberî 15/154; Râzî 21/27; modern tedrîs — Mahmûd Es’ad Coşan, Râmûzu’l-Ehâdîs Şerhi.
  • Dinin Reforma Edilmesi Sapkınlığı ve Akl-ı Mücerredin İlâhlaştırılması: «E fe-mîn ittehaze ilâhehû hevâhu, ve edallehu’llâhu alâ ilm, ve hatema alâ sem’ihî ve kalbihî, ve ce’ale alâ basarihî ğışâveh» (Heva ve hevesini ilâh edineni, Allâh’ın bir bilgi üzerine saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözüne perde çektiği kimseyi gördün mü?) — Câsiye 45/23; Furkan 25/43; tefsîr — Taberî 25/142; Râzî 27/267; İbn Kesîr 7/267; «hadîs inkârı küfre götürür» — Şâtıbî, el-Muvâfakât; İbn Hazm, el-İhkâm fî Usûli’l-Ahkâm; modern tedrîs — Mehmet Yaşar Kandemir, Şifâ-i Şerîf Şerhi; M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili.
  • Üç Zümre Hadîsi — Allâh Kıyâmet Günü Konuşmayacak ve Bakmayacak: «Selâsetün lâ yükellimuhumu’llâhu yevme’l-kıyâmeti, ve lâ yenzuru ileyhim, ve lâ yüzekkîhim, ve lehum azâbun elîm: el-aşeyhu’z-zânî, ve’l-melikü’l-kezzâb, ve’l-âilü’l-müstekbir» (Allâh kıyâmet günü üç sınıfla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temizlemeyecek; onlar için elem verici azab vardır: Yaşlı zinâcı, yalancı sultân ve kibirli fakîr) — Müslim, Sahîh, “İmân” 172; Nesâî, “Zekât” 75; klasik tedrîs — Nevevî, Şerhu Müslim 2/115; modern okuma — Mahmûd Sâmî Ramazânoğlu, Mü’min’in Vasıfları.
  • Ebû Zerr-i Gıfârî (radiyallâhu anh) — Hakk’ı Söyleyen Sahâbî: Ebû Zerr Cündeb b. Cünâde el-Gıfârî (ö. 31/652) — beşinci-altıncı sırada müslüman olan, Hz. Peygamber’in «Yer kürresi Ebû Zerr’den daha doğru sözlü bir kimseyi yüklenmemiştir» övgüsüne mazhar sahâbî — Tirmizî, “Menâkıb” 35; İbn Mâce, “Mukaddime” 11; Şam’da Hz. Osmân döneminde zengin emevî hâkimiyetine karşı zühd ve sosyal adâlet tedrîsi — Müslim, “Zekât” 22; Buhârî, “Zekât” 4; klasik kaynaklar — İbn Sa’d, Tabakâtü’l-Kübrâ 4/167; Zehebî, Siyer-i A’lâm 2/46-78; Ebû Nuaym, Hilye 1/156; modern tedrîs — Cevdet Said, Ebû Zerr el-Gıfârî; Ali Şeriati, Ebû Zerr.
  • Sahte Cemâat ve Vakıf Yapılanmaları — Köklerin Dışarıda Olması: Modern Türkiye’de tarîkat-cemâat-vakıf sömürgeleştirme tarihi — Sadık Albayrak, Türkiye’de Din Kavgası; M. Ertuğrul Düzdağ, Yakın Tarihimizde Gizli Çeteler; Ahmed Davudoğlu, Dini Tâmir Davasında Din Tahripçileri; mason locası mensûbu reformistlerin tesiri — Necip Fâzıl Kısakürek, Doğru Yolun Sapık Kolları; Mustafa Sabri Efendi, Mevkıfu’l-Akl; modern tahlîl — Hasan Hüseyin Aksoy, Reform Kuramcılarının Dini.
  • Yöneticilere İtâat Şartı «Mâ’rûfta İtâat» — Lâ Tâ’ate li-Mahlûkin fî Ma’siyeti’l-Hâlik: «Yâ eyyuhe’llezîne âmenû atî’u’llâhe ve atî’u’r-Resûle ve uli’l-emri minküm» (Allâh’a, Resûlüne ve sizden olan emir sahiplerine itâat edin) — Nisâ 4/59; «Lâ tâ’ate li-mahlûkin fî ma’siyeti’l-Hâlik» (Yaratıcıya isyân olan yerde yaratılana itâat yoktur) — Ahmed b. Hanbel, Müsned 1/131; Buhârî, “Ahkâm” 4; Müslim, “İmâra” 39; «Kur’ân ve Sünnet’e göre hareket etmeyen yönetici zâlimdir» — İmâm Mâverdî, el-Ahkâmu’s-Sultâniyye; modern tedrîs — Hayreddin Karaman, İslâm’da Yönetim ve Siyâset.
  • Karabaş Silsilesi ve 2024 Tedrîsi: Halvetî-Şa’bânî kolu — Şeyh Şabân-ı Velî (Kastamonu, ö. 976/1568); Mustafa Özbağ Efendi Hazretleri (1611-1685, Üsküdar — Karabaş Tekkesi); Çorumlu Hâcı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz Efendi → Hâcı Haydar Baba ve Hâcı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsilesi; bu sohbet — Mesnevî 2265 şerhi: hasîs şeyhin galip olamayışı, sahte vakıflar, dinin reformu sapkınlığı, üç zümre hadîsi, Ebû Zerr-i Gıfârî örnekliği; Karabaş tasavvuf usûlü — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; modern Karabaş tedrîsi — İrşâd Dergisi (irsaddergisi.com).

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Mürîd, Tarîkat, Hakîkat, Tevhîd, İhsân, Nefs, Sünnet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı