Hüküm-Hikmet İlişkisi: Allâh’ın Hükmü Hikmetle Tecellî Eder — Dâvûd’a Verilen Hikmet
Eûzü billâhi mineş-şeytâni’r-racîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Efdâlü’z-Zikr La ilâhe illallah. Hak Muhammedün Resûlullâh cemî’an Enbiyâ ve’l-Mürselîn ve’l-hamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. Selamun aleyküm. Aleyküm selâm. Allâh gecenize hayırlı eylesin. Âmîn. Âmîn. Aynıza, yılınıza, ömrünüze hayırlı eylesin. Âmîn. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’i Hakk’ı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Âmîn. Hakk’ı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihâd eden kullarından eylesin. Âmîn. Rabbim nerede bir Müslüman zulüm görüyorsa, onları zulmedenleri kahr u perîşân eylesin. Âmîn. Zalimlerden Müslümanların hakkını alsın. Âmîn. Dünya üzerinde Müslümanlara kurtuluş nasip eylesin.
Hikmet Hakkında
Âmîn. Ejme. Semazen kardeşler, hızla hazırlansınlar inşâallâh. Âmîn. Geçen haftadan kaldığımız yerden devam ediyoruz inşâallâh. Peygamberlerin içlerinde öyle nameler vardır ki, o nameleri namelerde isteyenlere değer biçilmez hayat erişir. Cenâb-ı Hak yeryüzüne Adem’le beraber, Adem’den itibaren birçok peygamber göndermiş. Bunun sayısının üzerinde durmaya gerek yok. Konumuz o değil. Ama her peygambere, ama kitap verilsin, ama kitap verilmesin, kitabın yanında bir de hikmet verilmiş. Peygamberlerin içlerinde, kendi batınlarında öyle nameler vardır ki, o namelerde isteyenlere değer biçilmez hayat erişir. o peygamberlerin, Cenâb-ı Hak ilmi ledününden ayrıca Kur’ân-ı Kerîm’de kitapla beraber size hikmet verdiğimiz dediği hikmetler verilmiş.
Bu tabi bütün peygamberlere verilmiş bu. Son peygamber Hz. Muhammed Mustafa’ya da, sallallâhu aleyhi ve sellem’e de verilmiş. Buradaki ben öyle nameler vardır sözünü, peygamberlere verilen hikmet olarak kendimce öyle anladım. Hikmete baktığımızda hikmet, lügat manası, insanın nasihat yoluyla iyi olan şeylere yönlendiren, kötü olanlardan alakoyan, engelleyen söz, kelime manası. Tabi onun üzerine çok manalar yüklemek mümkün bu lügatın üzerine. Ama işlev olarak baktığımızda, peygamberlerin üzerinde işlev olarak baktığımızda, ilahi emirlerin veya ilahi vahyin yaşanabilir hali, yaşanmış hali hikmet, yaşanabilir halini onların üzerinde tecelli etmiş, tecelli ettirmiş. Biz bir peygambere baktığımızda, yaşanmış halini onda görüyoruz. peygamberlerin üzerinde görüyoruz.
Ama tabi bu manada her peygamber kendi zamanında, kendi bulunduğu topluma dinleyenlere bir nur olmuş, bir ışık olmuş. Tabi hikmete değişik manalar yükleyenler de olmuş. Bu manada ben çok alıntı yaparım İbn-i Abbas’tan. Ben sahabenin içerisinde önem atfettiğim büyük zatlardan birisidir. Dört Abdullah’dan birisi, Hz. Abbâs Efendimiz’in oğlu Abdullah. Ona hikmeti sorduklarında Kur’ân’ı bilmek, derinliğini kavrayıp anlamak, Kur’ân’ın nefsini nefsetiklerini, muhkemini muhkem âyetlerini, müteşabihini zamana göre anlamı değişen müteşâbih âyetlerini, önce nazil olanını, sonra nazil olanını bilmektir demiş. Hikmetle alakalı. Hasan-ı Basri ehl-i sufidir kendisi, pirlerimizden birisidir. O da demiş ki hikmet sünnet demektir.
Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetidir. Ama hikmetin sahibi bu manada Allâh Celle Celaluhu. Cenâb-ı Hak kendisini de hikmet sahibi olarak beyan etmiş. Birçok âyet-i kerîme var. Ahkâf âyet 2. Bu kitabın indirilmesi her şeye galip ve hüküm ve hikmet sahibi olan Allâh tarafındadır. Cenâb-ı Hak enteresan bir şekilde âyet-i kerimelerde hükmü ve hikmeti yan yana telaffuz ediyor genel olarak. Hüküm bir şeye hükmetmek. Hikmet sahibi hikmete uygun hükmediyor. Bakın Cenâb-ı Hak hikmeti de kendi üzerine almış, kendi üzerine hükmü de kendi üzerine almış. Hikmeti de hükmü de kendi üzerine alarak da aslında hikmet ve hüküm birbirinden ayrılmıyor. Birbirinden ayrılmayan iki sıfat.
Ashab 1. Ey Peygamber’im! Allâh’tan kork, kâfirlere ve münafıklara uyma. Şüphesiz Allâh her şeyi çok iyi bilen hüküm ve hikmet sahibidir. bunları örnek olarak aldım. bir hikmet, çıplak bir şekilde hikmeti Cenâb-ı Hak kendi üzerine atfetmiyor. Genel olarak hükmü de koyuyor. Çünkü tek başına bir hikmet hükümsüz olarak muhakkak Cenâb-ı Hak bunu böyle söylerse söylenecek bir söz yok. Ama tek başına hikmet sahibi hüküm olmazsa hikmetin çok fazla bir anlamı kalmıyor. Hükmetmek. bir şeye emretmek, bir şeyi yaptırmak, bir şeyin üzerinde tabiri caizse komple elinin altına almak. Senden başka bir şey onun üzerinde tecelli etmemesi. Hüküm Allâh’a et.
Hz. Dâvûd-Süleymân’a Ayrı Hikmet ve Konuşma Kabiliyeti — Peygamberlere Verilen Husûsî Vergiler
Hikmetle beraber tecelli ettiriyor. O yüzden hikmetin bu manada sahibi Allâh Celle Celaluhu. Tabii bu aynı zamanda da Kur’ân-ı Kerîm’i de Cenâb-ı Hak hikmet olarak nitelendirmiş. O zaman Allâh hikmet sahibi, hikmetin sahibi o. Kur’ân da bir başlı başına hikmet. Hakk’a âyet 48. Muhakkak ki Kur’ân Allâh’tan korkanlar için bir hikmet ve öğüttür. Burada da hikmeti ve öğütü yan yana koydu Kur’ân-ı Kerîm için. Kur’ân-ı Kerîm’e bakarken hem bir hikmet hem bir de öğüt olarak önümüzde. Şimdi devam ediyoruz. Cenâb-ı Hak sözün başında dedik ya Peygamberlerine de ne yapmış? Hikmet vermiş. Kitabın dışında, bakın kitabın dışında bir kitap var. Adem aleyhisselama 10 emir olduğu söyleniyor. Değişik peygamberlere suuf verilmiş, sayfalar verilmiş. 10 sayfa verilen var, 30 sayfa verilen var, 50 sayfa verilen var.
Bazı peygamberlere bir önceki peygamberin sayfalarına göre hükmetmek, bir önceki peygamberin sayfalarına göre hayatı yaşamak. Ama ayrıca her peygambere hikmet vermiş. Âl-i İmrân 81. Bir zaman Allâh peygamberlerde şöyle söz almıştı. Size kitap ve hikmet verdim. Daha sonra size verdiklerimi tasdik eden bir peygamber geldiğinde ona inanıp yardım edecek misiniz diye sorunca onlar da evet diye cevap vermişlerdi. Bakın daha bu ruhlar aleminde henüz daha ben daha da geriye gideyim bu konuda. İlm-i İlâhî de Cenâb-ı Hak peygamberlerini kendine seçti. Kendine seçince onlara dedi ki onlardan söz aldı. Size kitap ve hikmet verdi. Ama siz sizden sonra gelecek olan peygamberleri tasdik edeceksiniz. Son peygamber Muhammed-i Mustafa’yı da tasdik edeceksiniz.
Ve Adem’den itibaren bütün peygamberler Muhammed-i Mustafa’yı tasdik ettiler hep. Onun geleceğini söylediler. Sonra ümmetleri yalancı oldu onların kendileri değil. Ve Adem aleyhisselamdan itibaren bütün peygamberler hem kendilerinden sonra gelecek olan peygamberi tasdik ettiler hem de son peygamber Muhammed-i Mustafa’yı sallallâhu aleyhi ve sellemin tasdik ettiler. Çünkü Cenâb-ı Hak onlardan bu sözü almıştı. Ne zaman henüz daha varlığa hiçbir şey geçmemiş iken. Ama biz bunu sufice değil de zahir ilme göre söylersek ruhlar aleminde peygamberlerden özel biat aldı, söz aldı. Demek ki Cenâb-ı Hak henüz daha ilm-i ilâhîde ruhlar alemindeyken peygamberlerine ne verdi? Ne verdi? Kitapla beraber hikmet verdiğini Kur’ân-ı Kerîm bize beyan ediyor.
Âl-i İmran 33 ve 34. Şüphesiz ki Allâh Adem’i, Nuh’u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini birbirinin soyundan olarak alemlerden üstün kıldı. Allâh her şeyi çok işiten ve çok iyi bilendir. Ve Cenâb-ı Hak ne yaptı? Bu peygamberleri ve peygamberlerin soyunu hikmet verdiği için diğerlerden üstün tuttu. Onları üstün kıldı. Çünkü onlar hem peygamberdi hem kitap verilmişti hem de onlara hikmet verilmişti. Kitap bir seçilmişlik var, ikincisi peygamber, üçüncüsü onlara kitap verildi. Şimdi dördüncüsü onlara aynı zamanda ne oldu? Hikmet verildi. Meryem 12. Yahya dünyaya gelince, ey Yahya! Kitaba sımsıkı sarıl diye vahyettik. Biz ona daha çocukken hikmet ve hüküm verdik. Bakın Yahya aleyhisselâm da malum genç yaşta şehit edilmiştir.
Yahya aleyhisselâm tabiri cenizse cennette gençlerin efendisidir. Tabi Hazreti Hasan ile Hazreti Hüseyin Efendimiz de gençlerin efendisidir. Yahya aleyhisselama daha henüz çocukken diyor. Çocukken ona hüküm ve hikmet verdik. Bakın hikmetin sahibi Cenâb-ı Hak bu hikmeti ne yapıyor? Peygamberlerine de veriyor. Kasas 14. Musa güçlü çağına erip olgunlaşınca ona hikmet ve ilim verdik. biz iyiliklerde bulunanları böyle mükafatlandırırız. Cenâb-ı Hak Musa aleyhisselamı da olgunluğa erişince, bu olgunluğa erişmeyi bazıları 40 yaş olarak nitelendirir. 40 yaşına gelince ne yaptı? Ona hikmet ve ilim verdi. Bakın Cenâb-ı Hak Peygamberlerine Musa’ya Tevrat’ı verdi mi? Verdi. Onun yanında ne yaptı? Bir de ona hikmet verdi.
Ayrıyeten onu ayrı bir ilim ile ilimlendirdi. Farklı bir ilim daha verdi ona. Şuara 20-22 Musa, ben osu şu işlediğim zaman cahillerden birisiydim. Sizden korkunca da aranızdan kaçtım. Nihayet Rabbim bana hikmet lütfetti ve beni peygamberlerden kıldı. Bakın bazen böyle bir tartışırlar ya, bir peygamber nasıl bir kimseyi öldürebilir? Musa aleyhisselâm beni İsrail yöntisine bir tokat vurdu. Tokat vurunca o öldü. O ölünce Firavun’un zulmünden kurtulmak için kaçtı Musa aleyhisselâm. Henüz daha o zaman peygamber değildi. Ondan kaçtıktan sonra diyor ki Allâh bana hem peygamberlik verdi hem de ne yaptı? Hikmet lütfetti. Saat 20.00. Biz Davud’un mülkünü de kuvvetli kılmıştık. Ona meseleleri ayırt etme kabiliyeti vermiştik.
«Senin Adâletin Bu mu?» — Mü’minin Allâh’ın Hükmüne Yumuşak Boyun Eğmesi
Bakın burada Davud’a da ne ayrı bir hikmet, ayrı bir kabiliyet verilmiş, o da ne meseleleri ayırt ediyor. Haklıyı haksızı meşhur ya. birisi de geliyor diyor ki bu erkek bu çocuk benim oğlum. Öbürkün diyor bu benim oğlum. İki tane kadın. İkisi de Hüngürt Faşırta. Birisi Hüngürt Faşırta ağlıyor. Birisi ağlamıyor. Orada bir zat da var. Davud ne yapacak diye bakıyor öyle. Davud alıyor kılıcını. Getirin şu çocuğu ikiye ayrı vereyim diyor. Yarısını sana vereyim, yarısını sana vereyim. Ağlamayan kadın vazgeçiyor davasından diyor ki ey Davud ben davamdan vazgeçtim diyor. Ben davamdan vazgeçtim. çocuğu sen kılıçla ikiye bölme. Öyle öbür kamağı yarısına da razı, yarısını alacak. Ondan sonra çocuğu ne yapıyor?
Ağlamayan’a veriyor. Her gözyaşı doğru değildir. Gözyaşı seni aldatmasın. Ağlamayan’a veriyor çocuğu. Davud’un yanındaki kimse diyor ki ey Davud neden böyle yaptın? Öbür kadın kendini perişan etmişti. Onun ağlaması diyor yalancı ağlamasıyla. Asıl çocuğun sahibi o kadındı. Kadın çocuğunun öldürülmesine razı olmadı. Dedi ki sağ olduğunu bileyim o kadın alsın önemli değil dedi diyor. İçinden öyle niyet etti. O yüzden çocuk ona aittir diyor. Davud’un meşhur haklıyı haksıza iran kılıcı var. Yine meşhur bir kısa daha var ya gencin birisi her gün dua ediyor. Ya Rabbi benim katından rızıklandır. Hiçbir şey elde etmeden bana rızık ver. Günlerce öyle dua ediyormuş. Herkes diyor onlarmış ki çocuğa sen kafeyi yedin böyle bir şey mi olur?
Bir gün tabi böyle yine dua esnasında bir tane kocaman bir dana langır çocuğun bahçesine giriyor. Ey Rabbim sen benim duamı kabul ettin diyor. Tuttuğu gibi indiriyor aşağı. Tabi arkadan feryat vigan birisi geliyor. Nasıl diyor sen benim ineğimi kesersin veya danamı kesersin? O da diyor ki bu bana Allâh’ın göndermiş olduğu lütfi ilahi. Bütün diyor insanlar bilirler ki ben Allâh’a böyle temiz kendi elinden gelen rızık isterim. Bunu Allâh gönderdi. Anladım Hazret-i Pîr bunu böyle mesnevide alır. Öbür o ineğin sahibi gibi görünüyor. Ektin de mi biçiyorsun? Hazret-i Pîr öyle dillendirir onu. Tabi adam feryat vigan Davut’a gidiyor. Diyor ki benim ineğimi kesti. Davut’un huzuruna çağırıyorlar. Genç diyor ki ey Davut ben gece gündüz dua ederim.
Ondan sonra diyor ki ben Allâh’tan böyle kolay rızık isterim. Bunu da Cenâb-ı Hak bana gönderdi. Ben bunu kestim der. Hazreti Davut ona der ki sen nasıl böyle bir başkasının malını kesersin? O genç Davut’a der ki ey Davut sen bunu Rabbine bi danış. Bunu Rabbine bi danış. Bu benim hakkım mı değil mi? Bir Rabbine danış. Rabbine sor. Peki der, huzurdan gönderir onları. Ama o adam bağırış çağırış bütün halka seslenir. Davut’un hükmü bu mu? Hukuku bu mu? Herkesi gün herkes toplanır. Tabi Davut’u sevenler de var sevmeyenler de var. Millet modurdanmaya başlar. Bayındır diliyle. Homurtular yükselir. İnsanoğlu böyle nankördür. Peygambere bile homurdanır. Peygambere dahil nankörlük eder. Hazret-i Peygamber de sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri Beytülmal’den dağıtıyor ya Bedevilerden birisi diyor ki bu mu senin adaletin?
Biz hemen sinirleniriz böyle bir şey deseler. Peygamberlere dahil demişler. İnsanoğlu peygamberlerin dahil gıybetini etmiş. Peygamberlere dahil laf söylemiş. Peygamberlere dahil laf söylemiş. Hz. Peygamberimize bile laf söylemişler. Şeyhimin sözü hiç aklımdan çıkmaz. Böyle benim hakkımda da yok dersini aldı. Yok dergahtan kovdu. Şunu bunu bir sürü laf. Gittim ben yanına. Dedim efendim böyle söylüyorlar. Böyle bir şey oldu mu dedim. Oğlum yalan söylüyorlar dedi. Ben burada diyorum ki dedi. Mustafa Efendi hakkında konuşmayın. Kapıdan dışarı çıkıyorlar dedi. Daha buradan dedi. Buradan salondan çıkıyorlar, başlıyorlar konuşmaya dedi. Mustafa Efendi dedi. Bu insanlar Allâh’ı dinlemiyorlar, Peygamberi dinlemiyorlar.
Beni mi dinleyecekler, seni mi dinleyecekler dedi. Bu insanlar dedi. Peygamberlerin Allâh’ın arkasından atıp tutuyorlar. Peygamberin arkasından tutup atıp tutuyorlar. Benim arkamdan atıp tutuyorlar. Senin arkandan mı atıp tutmayacaklar dedi. Ders bunlar. Ders. Durdum. Doğru. Hazret-i Peygamber’in sağlığında Peygamber’i atıp tutmuşlar. Vefat edince dinden dönenler olmuş. Tabi Davud’a da. Feryat Figan ne kadar münafık varsa toplamış da bu kimse. Halk toplanmış Davud’un sarayının önüne. Bu nasıl bir hukuk? Bu nasıl adalet? Davud o kimseye demiş ki, bak demiş, yol yakın kal. Bu davadan vazgeç. Bu davadan vazgeç. Bu çocuğu inek de demiş. Bu çocuğa kalsın. Bu işten vazgeç demiş ona. O demiş senin adaletin bu mu?
Hz. Peygamber’in Ümmete Lütfu — «Büyük Bir Lütûfta Bulundu» Sünnet-i Seniyye
Senin hukukun bu mu? Sen nasıl bir Peygambersin? Nasıl adalet sahibisin? Nasıl hüküm sahibisin? Deyince iki tane zaptiye veya o günün terimiyle zaptiye veya iki tane polis, asker demiş gelin bunun ellerini arkadan bağlayın. O Feryat Figan tabi. Neyse halkı toplanmış ya Davud’un sarayının önüne. Çıkmış tabi Davud dışarı. Demiş ey insanlar, ey vatandaşlar. Demiş bu gördüğünüz şahıs var ya, evet. Cenâb-ı Hak demiş bana ilham etti, vahyetti. Bu gencin annesini babasını malı mülki için katletti bu babasını. Öldürdü. Filanca ağacın dibine gömdü. Gömerkende dedi kendi bir çağın üzerine ismi yazılı bir çağın mezarın içinde kaldı diyor delil olarak. Haydin oraya toplanıyoruz şimdi. Bütün halk toplanıyor ağacın dibine geliyorlar kazıyorlar.
Gencin babasının cenazesi cesedi orada. Bir çağ da oradan çıkıyor. Diyor ki bu genç babasının yanında işçiydi orada, köleydi. Ama diyor babasını öldürdüğü bütün malını mülküne kondu. Bunun diyor bütün malı mülkü bu gencin aslında diyor. Tabi bu sefer o adamı orada öldürüyorlar. Mezarı onu da gömüyorlar oraya. Şimdi Hazret-iPir bunu Mesnevî’de anlatırken çok güzel resme der. Ve der ki Davud gece yarısı Rabbine yalvardı. Davud gece yarısı Rabbine yalvarınca kıble tarafından Davud’a diyor işin hakikati vahyedildi. Kıble tarafından kıbleden. Dua ederken kıbleye dönün. Allâh’ı zikrederken kıbleye dönün. Kıbleye yönelik ilticanızı münacaatınızı yapın. Ne tarafa dönerseniz dönün. Allâh’ın veçe oradadır ama biz kıbleye yöneleriz.
Öbür türlü yolda giderken de gelirken de devamlı Allâh’ı zikretmek için kıble aramayız. Velhasıl Davud’a da ne vermişti? Hikmet olarak meseleleri ayırt etme vermişti. Zuhruf âyet 63. Ben bu âyet-i kerimeleri böyle peygamber sırasına koydum. Hakkınızı helal edin. Böyle kendimce bu hikmet silsilesi devam ediyor. İsa kavmine apaçık delillerle geldiği zaman onlara şöyle demişti. Ben size hikmet getirdim. Aynı zamanda ihtilaf ettiğiniz bazı dinin hususları açıklamak için geldim. Allâh’tan korkun ve bana itaat edin. Çünkü İsa Aleyhisselâm Musa’dan sonra Zebur’un üzerine geldi. Ve onlara diyor ki ben size hikmet getirdim. Hikmet getirdim. Ve aynı zamanda da ihtilaf ettiğiniz dinin hususları da açıklamak için geldim.
Demek ki peygamberin bir vazifesi de ne? Dinin hususları açıklamak. İsa Aleyhisselâm dinin hususları açıklayacak da Hz. Muhammed Mustafa açıklamayacak mı? O da açıklayacak. Ama dünya üzerinde hadislere karşı bir düşmanlık var ya boy boy televizyonlarda boy boy böyle sosyal medyada dolaşıyorlar. işte bu hadîs böyle hadîs mi olur? Bu hadîs olmaz. Allâh’ın kitabı var burada. Süslü kelimeler bunlar. Allâh kitabını apaçık açıkladı. Başka bir şeye gerek yok. Başka bir şeye gerek yok diyen 35 çift tefsir yazıyor. Başka bir şeye gerek yok diyen dünyaca kitap yazıyor. Bir de kampanyanlar yapıyorlar. Bir anca kitap 175 liraya. 3-4 yıl önce. Nerede? Halk TV’de. Vardı ya öldü gitti profesör. Yaşar Nuri.
Kuran yeter diyen adamın tonlarca cilt kitapları var. Ubu cüz bir de. Demek ki İsa’da kavmine niçin hikmet getirmiş ve dinin hususları açıklamak için indirilmiş. Evet yine bu Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. için. Bakara 129. Nitekim size ayetlerimizi okuyan, günahlardan arınmanın yollarını gösteren kitabı, hikmeti ve ayrıca bilmediklerinizi size öğreten aranızdan bir elçi gönderdik. Bakın Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz.’nin özelliklerine bakın. Ayetleri okuyan, günahlardan arınmanın yollarını öğreten, günahlardan arınmanın yollarını öğreten, kitabı Kuran’ı, hikmeti, ayrıca bilmediklerinizi size öğreten aranızdan bir elçi seçtik. Siz şimdi böyle donanımlı gönderilen bir Peygambere diyeceksiniz ki senin hadîslerini kabul etmiyoruz.
Şimdi sadece kitabı verdim deseydi, biz diyecektik ki kitabı verdi mektup gibi tamam işi bitti. Kitapla beraber diyor ki günahlardan arınmanın yollarını öğretecek, ona aynı zamanda hikmet verdik ve bilmediklerinizi de size öğretecek. Hikmetin haricinde bilmediklerinizi de size öğretecek. İyi, nereden öğretecek bunu hadisler olmazsa? Hikmet ne hadisler olmazsa? O yüzden Hasan-ı Basri hikmet nedir? Dendiğinde ne diyor? Sünnettir. Yine Bakara âyet 15, kendi aralarından yine kendilerine Allâh’ın âyetlerini okuyan, günahlardan arınmanın yollarını gösteren, kitabı ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allâh müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Halbuki onlar daha önce yanlış bir yoldaydılar.
Ve bunları da göndermekle Allâh müminlere büyük bir lütufta bulundu.
Münâfıkların Hadîs İnkârı — «Bakın Kimler İnkâr Ediyormuş?» Modern Reddiyecilik
Çünkü Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini göndermeseydi biz Allâh’ın âyetlerini okuyacak bir kimse yok. Hikmeti bize öğretecek kimse yok. Günahlardan arınmanın yolunu bize öğretecek olan yok. Ve bize bu noktada kitabı, hikmeti, günahlardan arınmanın yolu bilmediklerimizi öğreten bir Peygamber olmayacaktı. Bunun var olması, gönderilmesi Allâh’ın bize büyük bir lütfu ve ikrama. Büyük bir lütfu. Cenâb-ı Hak diyor ki bu müminlere büyük bir lütuftur. Nisa 113 Allâh sana kitap ve hikmet indirmiş ve sana bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allâh’ın sana olan lütfu büyüktür. Bunu da Peygamber’e söylüyor. Allâh sana kitap ve hikmet vermiştir. Ve sana da bilmediklerini öğretmiştir. Hazret-i Muhammed Mustafa’ya da bilmediklerini öğretiyor.
Hazret-i Muhammed Mustafa’ya da bilmediklerini öğretiyor. Çünkü ümmetin de bilmedikleri var. Ümmet bilmediklerini Hazret-i Muhammed Mustafa’dan öğrenecek. Ümmet hikmeti de Muhammed Mustafa’dan öğrenecek. Ümmet Allâh’ın kitabını da Muhammed Mustafa’dan öğrenecek. Çünkü Kur’ân’ın yaşanır hali, yaşanmış hali Muhammed Mustafa’da, Salallahu Aleyhi ve Sellem’de. Ve Hazret-i Peygamber’e verilmiş özel bir bilgi, özel bir beceri, özel bir eğitim, özel bir sır, özel bir ileri ön görme, özel bir ümmeti olumsuz şeylerden uzak tutma, onları engellemek ve normalde Hazret-i Peygamber Salallahu Aleyhi ve Sellem Hazretlerine Kur’ân’ın ince ayrıntısı ve anlaşılması için ilm-i ilâhîden gelmiş özel bir bilgi, özel bir hikmet.
Ve buna baktığımızda Peygamber Salallahu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinde Adem’den o güne, onun kendisine gelinceye kadar gelen bütün peygamberlerin donanımlarının üstünde bir donanımla gönderilen bir peygamber var önümüzde. Ve bu ümmet o Peygambere tabi olduğu müddetçe maddi manevi, zahiri bahtını o zaman hem bilmediklerini öğrenecek hem hikmete rağm olacak hem günahlardan arınmanın yolunu öğrenecek. Nasıl tevbe edildiğini, nasıl tevbe edildiğini, neyle tevbe edildiğini, neyle zikrederse günahlarının af alınacağını Peygamber’den öğrenecek Salallahu Aleyhi ve Sellem’den. Ve bilmediklerini de ne yapacak ondan öğrenecek. Ve Cenâb-ı Hak da zaten ajrinide geçiyor. Rabbim beni eğitti ve bana çok güzel bir eğitim verdi diyor. beni terbiye eden, bunun eski dilini, Rabbim beni terbiye etti, en güzel şekilde terbiye etti diyor. buradaki terbiye den kasıt annenin çocuğunu terbiye etmesi gibi böyle bağırış çağırış değil.
Buradaki terbiye den kasıt Cenâb-ı Hak’a, Cenâb-ı Hak’ın Hz. Peygambere bilmediklerini öğretmesi, onu en güzel hikmetle donanımlandırması, onu en güzel ahlatla donanımlandırması, ona perdenin gerisini göstermesi, arkasını göstermesi, onu uzakları göstermesi, bakın uzakları göstermesi. Yine Ebû Dâvûd’ta geçiyor. Bana Kur’ân ve onunla birlikte bir benzeri daha verildi. Karnı tok ve yastığa yaslanmış bir adamın, size gerekli olan Kur’andır. Onda neyi helal bulursanız onu helal kabul ediniz. Neyi de haram bulursanız onu haram kabul ediniz demesi yakındır. Peygamberin haram ettiği şeyler Allâh’ın da haram etmesi gibidir Ebû Dâvûd’ta. Bu diğer hadîs kitaplarında da bunu bulmanız mümkün tabii. Ve geldik son nokta.
Ahsab, âyet 21. Muhakkak ki Allâh’ın Resulü’nde inananlar, iman edenler için Allâh’ın rahmetini ve ahiretini, nimetlerini arzulayanlar ve Allâh’ı çokça zikredenler için güzel örnekler vardır. Ahsab 21. Inananlar, Allâh’ı zikredenler, Allâh’ın ahiretteki nimetlerini düşünenler için neymiş? Allâh’ın Resulü’nde çok güzel örnekler varmış. Kime? İman edene. Kime? Allâh’ı çok zikredene. Kime? Ahiretini düşünene. İman edecek. Ahirete de iman edecek. Ahiretini düşünecek. Allâh’ı çok zikredecek. Bakın bu üç vasıf bir kimsede birleşti. O kimse için Allâh’ın Resulü’nde çok güzel ne var? Örnekler var. Uyana, tabi olana. O zaman bakacağız. Birisi Hazret-i Peygamber’in hadîslerini inkar ediyorsa, bu üç ana unsurdan uzaklaştı.
Bir, o imanında sıkıntı vardır. İki, ahiret inancında sıkıntı vardır. O zaten çok zikretmiyordur. Az zikredenler için neydi onlar? Kimdi? Münafıklardı. O zaman münafıklar Hazret-i Peygamber’in hadîslerini inkar ediyorlar.
Ramazân’ın Son On Günü İtikâfı — Akşam Namazında İtikâfın Bitişi; Tasavvufî İhlâs
Bakın kimler inkar ediyormuş? Münafıklar. Kimler inkar ediyormuş? Ahirete iman etmeyenler. Kimler inkar ediyormuş? İmanı kağıt üzerinde olanlar. Allâh muhâfaza eylesin. Rabbim cümlemizi korusun. Ramazanlarınız mübarek olsun. Oruçlarınız mübarek olsun. İtikafa giren bütün kardeşlerin itikafları mübarek olsun. Cenâb-ı Hak inşâallâh sağ salim maddi manevi umduklarına nail olacakları bir itikaf nasip eylesin. Hepsi de itikaflarının sonunda Cenâb-ı Hak’ın cemaliyle inşâallâh uslata erenlerden olsun inşâallâh. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. 1920. beytten inşâallâh devam etti. Ramazan böyle kısa kısa sohbet edelim diye düşündük. Dedik ki, uruç var herkes anca toparlanıyor filan.
Ben de anca toparlanıyorum artık biz de öyle toparlanıyoruz desek yalan söylemiş oluruz. Hakkınızı helal edin o yüzden. Önümüzdeki hafta cuma ateşi kandilden bir gün sonra değil mi? Buradayız gene inşâallâh. cuma günü kandili yapacağız. Tabii biz son 10 gün arkadaşlara ders zorunluluğu yapmıyoruz ama baktık arkadaşlar böyle derslere devam ediyorlar gene. Sıkıntı yok. O yüzden Allâh izin verirse biz kandilden sonraki cumartesi de buradayız. Bayramın hemen ertesi cumartesi gene değil mi? Buradayız gene. Gelen gelir. Bu noktada zorunluluk yok. Haklarınızı helal edin inşâallâh. Allâh’a emanet olun. Geceniz hayırlı olsun. Selâmün aleyküm. El-Fâtihâ. Âmîn. Âmîn. Biz inşâallâh Ramazan boyunca burada teravihlere de devam edeceğiz.
Hiç boşluk bırakmayacağız. Bu son 10 günde inşâallâh teravihleri boş bırakmamaya gayret edin. Son 10 gün Kadir Gecesini arayanlardan olun. Muhakkak her gece teraviğ kılmaya gayret edin. Allâh’ı zikretmeye gayret edin. Bu son 10 günü böyle inşâallâh boş geçirmeyin. Rabbim inşâallâh Kadir Gecesini ulaştırdıklarından eylesin. Âmîn. O yüzden bu son 10 günü sıkı sıkı götürün. Ta Arif’e gününe kadar Arif’e günü akşam namazında Ramazan biter. Ramazan’ın bitiş günü Arif’e akşam namazıdır. İtikafın başlangıcı bu gece akşam namazında başlar. Arif’e akşam namazında biter. Çünkü Ramazan gecesi bitmiş oluyor. Biz bazen arkadaşlara bayram sabahı şeyh efendi beni bayram sabahı çıkarırdı şeyden, itikaftan. O son Arif’e geceleri dua etmek sünnettir ya o berekettir Arif’e geceleri dua etmek, zikretmek.
Çünkü o iki Arif’e gecesi hadislerinin beyanına göre faziletlidir çok. O yüzden biz müsait olan yapabilen bayram sabahı Arif’eden çıkar.
Kaynakça ve Referanslar
- Hz. Dâvûd ve Süleymân’a Verilen Hikmet: «ve âteynâ Dâvûde’l-hikmete ve’l-melik» (Hz. Dâvûd’a hikmet ve melîklik verdik) — Bakara 2/251; Sa’d 38/20; Hz. Süleymân’a kuşların dilinin öğretilmesi — Neml 27/16-44; Sebe’ 34/12-14; «her peygambere ayrı hikmet» — Şâtıbî, el-Muvâfakât; modern peygamberler hikmeti — İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye.
- Allâh’ın Hükmü ve Mü’minin Boyun Eğmesi: «in il-Hükmü illâ lillâh» (En’âm 6/57); Yûsuf 12/40; «hüküm Allâh’a aittir» — Mâ’ide 5/44, 45, 47; «Allâh’ın hükmüne râzı olma» — İbn Atâullah, el-Hikem; Hârith el-Muhâsibî, er-Riâye, bâbu’r-rızâ; «Allâh’ın adâleti» — En’âm 6/115; Tâhâ 20/52; modern okuma — Bediuzzaman, Sözler 25. Söz.
- Hz. Peygamber’in Ümmete Lütfu: «vemâ erselnâke illâ rahmeten li’l-âlemîn» (Enbiyâ 21/107); «innâ erselnâke şâhiden ve mübeşşiren ve nezîrâ» (Ahzâb 33/45-46); «Hz. Peygamber ümmete şefkatlidir» — Tevbe 9/128 («harîsun aleyküm bi’l-mü’minîne raûfun rahîm»); «sünnet-i seniyye lütfu» — Şâtıbî, el-Muvâfakât; modern okuma — Bediuzzaman, Mektûbât 19. Mektûb (Mu’cizât-ı Ahmediye).
- Münâfıkların Hadîs İnkârı (Modern Reddiyecilik): Münâfikûn 63/1-8; Tevbe 9/64-67, 73-78; Bakara 2/8-20; «modern hadîs inkârcılığı» eleştirisi — Şâtıbî, el-İ’tisâm; Şâfiî, er-Risâle; M. Yaşar Kandemir, Mevzû Hadîsler; M. Hayri Kırbaşoğlu, İslâm Düşüncesinde Sünnet (eleştirel okuma); modern hadîs reddiyeciliği — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri.
- İtikâf Sünneti — Ramazân’ın Son On Günü: «kâne yatekifu’l-aşre’l-evâhire min Ramadân» (Hz. Peygamber Ramazân’ın son on gününde itikâfa girerdi) — Buhârî, İtikâf 1, 6, 13 (2025-2041); Müslim, İtikâf 1-7 (1171-1173); Ebû Dâvûd, İtikâf 1-12 (2462-2476); Tirmizî, Savm 79 (790-794); İtikâf âdâbı — Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâi 2/108-119; İbn Kudâme, el-Muğnî 4/461-505; «itikâfın bitişi» (akşam namazı) — Mergînânî, el-Hidâye 1/127; modern itikâf tatbîki — Hayrettin Karaman, İslâm’ın Işığında Günün Mes’eleleri.
- Karabaş Silsilesi ve Ramazân Tatbîki: Mustafa Özbağ Efendi silsilesi — Mustafa Kara, Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları; Çorumlu Hacı Mustafâ Anvarî → Nevşehirli Abdullâh Gürbüz → Hacı Haydar → Hacı Bekir Baba → Mustafâ Özbağ Efendi silsile zinciri — İrşâd Dergisi hâtırâtı; modern Ramazân tatbîki — Mahmûd Es’ad Coşan, Tasavvuf Yolu.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Nefs, Sünnet, Şeyh, Silsile, Tecellî, Rızâ. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı