Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

16. Dergâh Sohbeti — Duâ, Üç Mübarek Mekân ve Allah’tan İstemek

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 16. Dergâh Sohbeti — Duâ, Üç Mübarek Mekân ve Allah'tan…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.


1. Bölüm

Allâh’ın gecenizi hayır eylesin. Allâh’ın günlüğünüze hayırlı eylesin. Duanın önemi, mahiyeti ve müminin hayatındaki yeri nedir? Duamız nasıl olmalı? Kırkça dua etmek veya etmemek nasipsizlik midir, edepsizlik midir? Allâh razı olsun. Dua müminin silahı, dua zikir, dua kulluğu, dua yaratanı tanımak, dua yaratana güvenmek, dua yaratana sığınmak, dua kul olduğunu idrak etmesi. Kulun kendisini dinleyen, dualarını kabul eden bir Allâh’ın varlığına delil getirmesi kendi nefsinde. Dua Allâh’a gidilen bir yol, dua Allâh’la muhabbet, dua isteklerini karşılayan bir zatın varlığını görmek, bilmek, idrak etmek. Dua bu yüzden ibadet, dua bu yüzden farz, dua bu yüzden sünnet, dua bu yüzden nafile bir ibadet.

Hem farz hem sünnet hem nafile. Dua bu manada kulun kulluğunda kemal-i ermesi desin. Duanız olmasaydı ne işe yararlıdırmış Cenâb-ı Hak. Allâh bizi muhafaza eylesin. Dua’nın makbul olanı, gönülden olanı, istekten olanı, dua’nın makbul olanı kalben irtibat halinde olduğu an, dua’nın makbul olduğunu bir insanın gösterisiz, riyasız, kibirsiz Allâh’la irtibat etmesi. Dua’nın makbul olanı bir kimsenin kulluğunun idrakine varlığıyla alakalı. O yüzden muhakkak ki hadislerle sabit olan dua zamanları var. Cuma saatinde yapılan dua, arife günlerinde yapılan dua, bayram sabahlarında yapılan dua, perşembe geceleri cuma gece yapılan dua, her vakitinde yapılan dua, gece namazından sonra yapılan dua, mazlumun duası, fakirin duası, misafirin duası, anne babanın duası, salih insanların duası, peygamberlerin duası, makbul ve makbul saatler ve zamanlar.

Beytullah’da yapılan dua, şu anda zulüm altında, işkence altında, işgal altında, inim inim inleyen, mescid haksada yapılan dua. Misne-i Münevvere’de Resûlullâh salallahu ve sellem hazretlerinin kavmi şerefinin başında ve midyede yapılan dua, peygamberlerin kabirlerinde salih insanların kabirlerinde salihleri vesile ederekten yapılan dua. Bunlar hep makbul olan dualar, zikrullahda yapılan dua, namazdan sonra yapılan dua, ezandan sonra yapılan dua, ezanla kavmet arasında yapılan dua, bunlar bu zamanlarda hadislerle sabit olun, dua yapılması en fazla methedilen günler, Arafat’taki yapılan dua, Arafat günü yapılan dua gibi. Bunlar daha unuttuğumuz, hatırımıza gelmeyenler vardır. Muhakkak ki bu mübarek mekanlarda, mübarek mekan dediğim üç tane mekan vardır, mübarek mekan.

Beytullah, Medine-i Münevvere ve Mescid-i Aksa. Müslümanlar için bu üç mekan mübarektir. Bu üç mekana olan yolculuktan Allâh hesap sormaz. Bu üç mekana ziyaretten dolayı Cenâb-ı Hak harcanan paraya, harcanan nefese, harcanan gaynete Cenâb-ı Hak sevap verir. Bunun haricinde siz bir mescide, bir camiye, Kabir-i Şerif’i ziyaret etmek için giderseniz, bu dinen sevap hükmünde değildir. biz gidelim bir Süleymaniye’de namaz kılalım, gelirim dediğinizde, Süleymaniye’ye gidiş ve geliş yol olarak bu size sevap olarak yazılmaz. Namaz ayrı meseledir. Çünkü mübarek mescid üç tanedir, o mübarek mescidlere seyahat etmek sevaptır. Geri kalan nedir? Bir kimse kültürünü görecek, bir kimse bu noktada dinine sahip olacak, dini mekanlarına sahip olacak, bu manada o zaman söylenecek bir şey olmaz.


2. Bölüm

Ama meselemiz dua, o yüzden dua edin. Her şeyinize dua istemektir. Der ki Allâh Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem adresleri, bana Allâh’tan başka hiçbir şeyden, hiçbir kimseden hiçbir şey istememeye söz verin, ben de sizin cenneti söz vereyim. Der ki Ebu Zer gibi aleyhi ve sellem, ya Ebu Zer bana bir şeye söz ver, ben de sana cenneti söz vereyim, iyi düşün. Düşündüm ya Resulallah, tekrar söyler, iyi düşün, düşündüm ya Resulallah. Tekrar söyler, üçüncüsünde, düşündüm ya Resulallah, ya Ebu Zer, hiç kimseden hiçbir şey istememeye bana söz ver, ben de sana cenneti söz vereyim. Verdim ya Resulallah, düşen ayak kapının bağı dahil der. Düşen ayak kapının bağı. Hazreti Ebu Bekir efendimiz, bir yere ziyarete gider, teftişe Emre’l Mü’min inken, deveden iner, kırbacını alır.

Derler ki ya Emre’l Mü’min bize söyleseydi, biz senin kırbacını verirdik. O da der ki biz Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine söz verdik. Hiç kimseden hiçbir şey istememiş, düşen kırbacımız da buna dahil. Kimden istiyorlar? Allâh’tan. Bineğinden düştüğünde, kırbacı düşerse elinde bineğinden, onu Allâh’tan istiyor. Onu Allâh’tan istiyor. Eğer gücü yoksa inmeye, zamanı yoksa diyor ki, sen de onu Allâh’tan istiyorsun. Bineğinden düştüğünde kırbacı düşerse elinde bineğinden, onu Allâh’tan istiyor. Onu Allâh’tan istiyor. Eğer gücü yoksa inmeye, zamanı yoksa diyor ki, ya Rabbi benim kırbacımı verdik. Bu size tuhaf gelir. Böyle istemek size tuhaf gelir. Niçin biliyor musunuz? Hepinize tuhaf gelir.

Biz Allâh’a olan imanımız bu noktada, kemal noktasında değil. rivayet ya, anlatırlar ya, İbrahim Ethem hazretleri ne yapıyormuş? Sandalda yırtığının söküğünü yamalıyormuş. Bir rüzgar esince dalga olurca denize düşmüş. İğnesi. Onu rivayet ederler, balıklara söyledi diye. Halif dururken balığa söyler mi İbrahim Ethem hazretleri? İbrahim Ethem, inen ya Rabbiler, inen. Balıklar ona altından bir iğne getirirler. Balıklar ona altından bir iğne getirirler. Sen kimden istediğini bilirsen, kimden istediğini bilirsen merak etme. Düşen bakırın sana altın olarak geri döner. Senden düşen değersiz bakır altın olarak geri döner. Sen altın olarak döndürecek olana göre, altın olarak döndürecek olanla irtibata gir.

Sen altın olarak sana iadeç yok olan, verecek olanı iyi zikre. Bazen duakına gidiyor arkadaşlar, bana telefon açıyorlar sonra. efendim duamımıza gitti, peynir ekledi ister gibi isteyin Allâh’tan diyorsunuz diyorlar. Bu size duak geliyor. Eşinizden istemeye utanabilirsiniz. Annenizden babanızdan istemeye utanabilirsiniz. Kendi malınızı kendi tasarrufunuzun altında olanı dahi istemekten utanabilirsiniz. Çekinebilirsiniz. Allâh’tan istemek için çekinmeyin. Allâh’tan dua etmek için çekinmeyin. Sıralayın dua edin. Ey Habibim sana sorarlarsa benden dey ki onlara. Dua ederlerse dualarını kabul eder. Allâh’a dua edin. Her şeyinizi Allâh’tan isteyin. Ona arınmış olanlardan başkası el süremez. Dizal-i Kur’ân’da Seyyid Kutub tefsirine nihayet Kur’ân yeryüzünde temiz ve pis mümin ve kafir herkes elleyebilir diye tefsir edilmiş.


3. Bölüm

Bu konuda siz ne buyuruyorsunuz? Birisi öyle tefsir edebilir. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanında ve asla ve tabi abdestiz Kur’ân’ı eylemezlerdi. Kur’ân’ın kabının içerisinde durursa böyle bir çantanın içerisinde, bir torbanın içerisinde Kur’ân’lık kabı var onun içerisinde olursa Musaf’ı böyle alabiliriz, elleyebiliriz, götürebiliriz, taşıyabiliriz. Hanefiler bu noktada hem fikirler ama bir kimse abdestsiz olarak Kur’ân-ı Kerim alıp açıp okuyamaz. Abdestsiz olarak dokunamaz. Kadınlar da buna dair. Şimdi televizyonda bazıları çıkıyor Ramazan’da bir profesyonel profesörü dinledi. Elleyebilir diyor, bakabilir, okuyabilir diyor. Böyle fetva verenler var yenilerden ben onlara katılmıyorum.

O yüzden kardeşler Kur’ân-ı Kerim’i bu noktada okuyacakları zaman temiz abdest alıp okusunlar. bir şey yapacakları zaman kursuzsuz olanlar muhakkak okusunlar. Bununla alakalı talebelerle alakalı bir mevzu oldu, ben kendim okumadım. Bir kardeş bilir velisi maliki mezhebi kız çocuklarının veya kadınların Kur’ân-ı Kerim okurken veya okusurken, öğrenirken veya öğretirken muayen zamanlarında onların öğrenme kastıyla talebelerini ve onları okutanların okuyabileceğine dair hükmetmiş. Ben kendim okumadım o yüzden bir şey diyemeyeceğim. Doğruysa ben imam malikinin bu noktada fetvasına katılmıyorum manasında değil. Doğruysa katılalım. Yolda abdestiz yürürken lâ ilâhe illâllah çekmek ve her dediğinde sevap var mıdır?

Evet. Kim lâ ilâhe illâllah der ise, kim lâ ilâhe illâllah der ise onun en alt karşılığı cennettir. Kim lâ ilâhe illâllah der ise onun karşılığı cennettir. Tevhid benim kalamdır, o ne metin kaladır? Kim benim kalama sığınırsa, var mı başka dametin kanı? Allâh’ın kalesinden daha sağlam kale mi var? Allâh’ın kalesinden daha muhkem bir kale mi var? Lâ ilâhe illâllah’a devam. Allâh’ın nice salih kulları vardır. Bunlar birinci makam, ikinci makam, üçüncü makamdadırlar. Allâh kaçıncı makamdan razı. Makam adladığını nasıl anlarsın? Razı olduğun makama nasıl gelinir? Razı olduğun makama nasıl gelinir? Huuu. Tasavvufta bir nefsin meraatikleri vardır. Elmara, lehva, memülhü, memut, meynara, radhiya, maddiya, safir diye.

Bir de kalbin dört hali vardır. Kalbin de ayrı dört tane meraatibi vardır. Bunu kalp, sığın, sırrın arkasında sır ve sırrın arkasında gizlilik olarak sıralayabiliriz. Hadisi kutsiyle sabit. Eğer makamdan kası nefis meraatibiyse Allâh’ın razı olduğu nokta mutmain ne makamındır? Oraya gelme yolu kısaca bir kimsenin farzları yerine getirmesi, nafilelerle Allâh’a yaklaşması ve Allâh’ı sevmesidir. O zaman bir kimse ilk önce iman eder. İman ettikten sonra farzları yerine getirir bunu haramlardan kaçırmak daim. Ondan sonra da ne yapar? Nafilelerle Allâh’a yaklaşır. Dördüncüsüne Allâh’ı sever. Eğer bu hale geldiyse o kimse mutmain ne makamına gelir. Ehl-i tasavvufun Cehri zikir erbabı olan bunu rüyalarında görür.


4. Bölüm

Ona rüyasında bir esma verirler. Şu esmayı çekeceksin veya o esmayı çektirirler. Genelde müstahedunun o eğer ki gerçekten esmasının değiştiğine işaretse müstahedunun esmasını değiştirir. Bu o kimsenin haramlardan uzak durması, farzları yerine getirmesi ile alakalıdır. Bu nefsin melatipleridir. Siz ne kadar nefsinizi bu noktada terbiye ederseniz, haramlardan uzak durup, şüphelilerden kaçınırsanız, ne kadar farzları yerine getirin, farzları yerine getirin, ibadet noktasında nafilelerle Allâh’a yaklaşırsanız, ahlakınızı güzelleştirirseniz nefs melakip olarak yol alırsınız. Bu yol herkese açıktır. Ehl-i tasavvuf olana da olmayana da açıktır burası. Bu yol bütün ümmet-i Muhammed’e mütalik bir şeydir.

Her ne kadar bazı ehli tarikat bunu muhakkak tarikat terbiyesinin altında olması gerektiğini beyan etmiş olsa dahi, ben bunu bütün ümmet-i Muhammed’e açık bir yol olarak görüyorum. İllaki burada bir tarikat erbabı olması, bir tasavvuf ehli olması şartlı yoktur. Kur’ân bellidir, sünnet bellidir, hadisler bellidir, haramlar, helallar bellidir. Kim bu noktada din, Kur’ân, sünnet ve imamların iştahı değilse, bunlara sın sıkı tutulursa o kimseni biz melakip olarak yol yürür. Siz bugüne kadar bu meseleyi böyle öğrenmediniz. Bunu geçmiş öğreticileri suçlamak için söylemiyorum. Bakın tekrar söylüyorum, bu yol bütün herkese açıktır. Bu Allâh’ın yoludur, bu Resûlullâh’ın yoludur, bu sahabenin yoludur, bu imanların yoludur, bu tabiinin, tabiinin yoludur.

Bu yol bütün iman eden herkese açıktır. Gece namazının belli bir terbiyesi yoktur, belli bir müsaadesi yoktur. Üstada sormaya gerek yoktur. Lâ ilâhe illâllah demek için üstada sormaya gerek yoktur. Evvamin namazı kılmak için, dua namazı kılmak için, üstada sormaya gerek yoktur. İşra namazını üstada sormaya gerek yoktur, hadislerle bellidir, sabettir. Haramlar, ayetlerle, hadislerle, imanların işraatlarıyla sabettir, bellidir. Bunda önceden din ve dini ilimler bu kadar yaygın olmasından insanlar gidip bunların tarikatlardan öğreniyorlarmış. Şu anda bizim bir kısmımız da buradaki derslerin veya bizim cemaatimizin çalışmalarının bir kısmı bu noktada zaten. İnsanların dinini öğrenmek, dinini yaşamasına vesile olmak, bu noktada çaba içerisinde olmak.

Bu vazifesi, bu vazifesiz bir cemaatin olması mümkün değil zaten. Ama bu illaki bir cemaata, bir tarikata, bir topluluğa gitme şartı yok. Bunu alırsın evine âyet, hadîs, imanların işraatı, evinde okursun, yapabildiğin yere kadar yaparsın. Genelde insanlar sıkkınlık gösterirler, yürütemezler, yapamazlar, her cevap doğru. Ama bu yolu kapatamayız. Bu ümmet-i Muhammed’in içine atılmış bir erb olması gibi. bir kimse dinini öğrenmesi için mutlaka bir tarikat erbazına gidip müntesip olması lazım. Veyahut da bir cemaate gidip müntesip olması lazım. Gerekli şart, onsuz olmaz gibi önümüze konuluyor veya insanların önüne konuluyor. Bu yanlış. İnanmış. Din herkesin dini. İman edenlere, inananlara din. Farklı.


5. Bölüm

Zor, zor olanı başarabilir birisi, yürüyebilir eyvallâh. Asıl sorulması gereken, asıl anlaşılması gereken şey başka. İnsanda bir kalp vardır, kalbin içerisinde bir sır vardır, sırrın arkasında bir sır vardır, sırrın arkasında bir gizlilik vardır. Bunu anlayan birisi varsa şimdi hemen elini kaldırsın. tasavvuf budur. Buna bir üstad gerekli. Buraya bir üstad gerekli. Bu anlayacak bu yolda müridini, bu yolda kardeşlerini, arkadaşlarını kalpte seyru sefer ettirecek. Kalpte yürütecek üstad kal. Dert burası. Ben derim ya şeyh olmak kolay. Bütün herkes şeyh. Çok basit. Bu benim söylediğim hadisi kutsi. Sizde bir kalp vardır, kalbin içinde bir sır vardır, sırrın arkasında bir gizlilik vardır. Buraya bir sır vardır, sırrın arkasında bir sır daha, sırrın arkasında gizlilik vardır.

Buraya üstad lazım, bu yoldan yürümek için üstad lazım. Bu yoldan yürümek için delil lazım. Bu yoldan yürümek için velil lazım, mürsülü kamil lazım. Bu yoldan yürümek için hızır lazım, hızır. Musa’nın hızırı gibi hızır lazım. Musa’nın hızırı gibi hızır lazım. Musa aleyhisselama birisi sordu, ya Musa, bu dünyada senden daha bilgili, hikmete daha sahip birisi var mı? Yok dedi, en bilgilisi benim dedi. Allâh’a men vahyetti ona. Ya Musa, iki denizin birleştiği yerde benim bir kulun vardır. O senden daha halindir, daha hikmet sahibidir, daha bilgilidir. Beni onunla buluştur ya Rabbi, beni onunla tanıştır ya Rabbi, olur. Kuru tutmuş bir balık al, o nerede denize cüppada kuştu, oradaki kulunla görüş.

Musa aleyhisselâm hizmetkarıyla beraber gelir, denizin kenarında balık gider, hizmetkar ona söyleyemez, bir müddetse ona söyler, tekrar geri gelirler. Bakarlar ki orada kayanın dibinde hızır aleyhisselâm oturuyor. Musa selamünaleyküm der, bu aleyhisselâm ya Musa der. Bir rivayete de Musa selam verir, selamünaleyküm der, o da aleyhisselâm der. Ben Musa der, o da İmrenoğlu Musa mı der? Evet der. Hiç önerdi değil nasıl oldu tanışma faslı. Hızır aleyhisselâm der ki, sendeki ilim bende yok, bendeki ilim de sende yok. Sabret burada. Demek ki Peygamber’de olmayan bir ilim var onda. Musa aleyhisselâm’da olmayan bir ilim var. Bunu sakın Musa aleyhisselâm’ın üstün tuttuğumu zannetmeyin, hızırı. Öyle bir düşüncem yok, beni ilgilendirme zorla.

Oralar benim işim değil, kısır bir tartışma. Musa’nın üstünü, hızır üstünü. İkisi de Allâh’ın kuludu, ikisi de Peygamber’iydi. Bundan ayağımız kayacak bir şey değil. Allâh geçmiş zamanlarda, bir zamanda iki tane, üç tane Peygamber birden yaşatıyordu. Bunda üstünlük arayışı yok, Allâh bizi affetsin. Ama bir ilim var. Bu ilim, farklı bir ilim. Bir ilim var kalpte. Bu farklı bir ilim. Bir ilim var kalpte. Bu farklı bir ilim. tasavvuf o. Allâh bizi affetsin. 1500 yıl önce söylenen elametlerin hepsi gerçekleşti. Küçük bir devlet yüzünden büyük bir savaş çıkacak dediler. Müslümanların artık son umutları Allâh’ın kurtar bizi dedikleri anda meclis zuhur edecektir dendi. Şimdi bunu harf harfine yaşıyor.


6. Bölüm

Galiba Allâh’tan başka kimse bilemez. Ama sizin görüşleriniz nelerdir? Mehdi sensin. Dünya üzerinde Peygamberlerin görevlerini yapanlar eksik olmaz. Allâh Peygamberlerin vazifesini yerine getirecek olan dinin direklerini kıyamete kadar var edecektir. Onlar dinin direkleridir. Bir mahallede birisi insanları derleyip toparlayıp onlara Kur’ân ve Sünnet’i tebliğ ediyordur. Dini yaşamalarına sebep oluyordur. Evet o Peygamberin vazifesini yapıyor. O manevi dinin dileği. Allâh onunla kötülükleri engelliyor orada. Bir evde birisi dinini yaşıyordur ve ev halkına dinini tebliğ ediyordur. Dini yaşatmaya gayret ediyordur. Dini direği odur, manevi direği odur. Bu kadın olur, erkek olur, çocuk olur, yaşlı olur hiç önemli değil.

O manevi vazifelidir o. Eğer ki bir kimse bir yerde kötülükleri önlemeye ve iyilikleri yaymaya, haramları engellemeyi, helalları tavsiye etmeyi, bir yerde gençleri, ihtiyarları Kur’ân ve Sünnet’i öğretmeyi, haramlardan uzak tutmayı, gayret ediyorsa bu noktada çalışıyorsa, o kimse orada manevi direktir. Ayette sabit. Allâh kimi kötülükleri, bazı kötülükleri veya kötü insanlar veya kötülükleri iyi insanlar ve iyiliklerle devreder. Bu peygamber vazifesidir. Sen o vazifeyi yaparken mehdinin vazifesini yapıyorsun. Eğer birisine siz doğru, iyi, güzeli, hayrı tavsiye ediyorsanız, mehdinin vazifesini yapıyorsunuz. Ümmet 1400 yıldan beri, 1300 yıldan beri mehdi bekliyor. Her yıllarında, her yıllarında, her yıllarında, her yıkıntının altında, ümmet bir mehdi arayışında, bu bir veçeden çok güzel ümit var ediyor insanlara.

Ve en kötü anda, en ezilmiş noktada, en sıkıntılığında bir ümit penceresi var, bir ümit ışığı var. Ne bu? Mehdi gelecek ve kurtulacağız. Eyvallâh. Aman gelin kardeşler, ümmet kendisini ne zaman mehdi gördü, o zaman kurtulacak. Gelin, senden başka kurtarıcı yok. Sen namazı terk edersen, senden sonra namaz kılacak olan yok. Sen orucu terk edersen, senden sonra oruç tutacak olan yok. Sen zikrullahı terk edersen, senden sonra zikrullahı devam edecek olan yok. Sen mücadeleyi terk edersen, senden sonra mücadeleyi devam edecek olan yok. Sen cihatı terk edersen, senden sonra cihatı terk edecek olan yok. terk edecek olan yok, mehdi sensin. Mehdi sensin. Mehdi sensin, hepiniz birer mehdisiniz. Hadi çıkın, insanlara dini tebliğ edin.

Hadi çıkın, insanları haramdan alıkoymaya çalışın. Hadi çıkın, insanları namaza, abdesti, orucu, zikrullahı, haramı, helala öğretimi anlatın. Ne mehdis bekliyorsunuz ki? Evet. Hepiniz de mehdisiniz. Ben bir gün İsmail Hakk’ı Bursa’yı tekesinde dedim ki, hepiniz de çalışsınız dedim Eğer siz vazife yapmak için, eğer siz insanlara anlatmak için, koşturmak için, mücadele etmek için, din uğruna, Allâh uğruna, vatan uğruna, evet Kur’ân’ın sünnet uğruna mücadele etmek için istiyorsanız, yürümek istiyorsanız alın kardeşim çavuştur, çavuştur yürüyeceksiniz. Alın hepiniz de şeyh olun. Beni de mürid diye kabul edersiniz, ben de sizin müridiniz olayım. Bunu ciddi ve samimi söylüyorum. Bunu ciddi ve samimi söylüyorum.


7. Bölüm

Hiç mesele değil. Yeter ki insanlar bu noktada yürüsünler. Bizim öyle bir derdimiz yok. Evet o mehdi gelecek mi gelecek? İyi. Geldiğinde hadi deyince sen gidecek misin? Hadi dedin de gitsel mi? Bırakacak mı hanımını, çoluğunu, çocuğunu, işini, hoşunu, eşini? Bırakacak mı akrabalarını, güzel yatağını? Dolu bir buzdolabı, dolu bir gardiro, lüks bir hayat. Bırakacak mı? Çok basit. Bırakacağım diye ne diyeceğim ki mahallemdeki derse gidemeyen insan bunu mu bırakacak? Tahtanın işi günü oruç tutmaya nefsine ağır gelen insan onu mu bırakacak? Kolaydı centoydu, sentoydu, oydukuydu, bir sürü o gazlı içecekleri içmeyin diyorum. Onu içiyor adam. Onu bırakamıyor. Endüstriyel bir şey yemeyin. Ben on yıldan beri söylüyorum.

Almanya’nın hazır gıta yemeği yiyorum diyorum. On yıldan beri, on beş yıldan beri. Şimdi millet İsrail mallarını almayalım. Şimdi diyorlar. On gün sonra unutur herkes. Merak etmeyin gazliyeler de unutur ha. Onları unutmaz zannetmeyin ha. Onlar da unuturlar. Bak şimdi olacak onu söyleyeyim. O Müslümanmış gibi görünen devletler var ya gazliye hepsi de şimdi diyecekler ki biz yardım ediyoruz. İsrail edecek ki onlara. Yardımlarınızı kabul edeceğiz. Ama yardımlarınız benden gerçekleşecek. Ve bütün malı İsrail satacak. Ne lazım? Beton. İsrail satacak. Ne lazım? Demir. İsrail satacak. İsrail’i şirketler satacak. İsrail geldi yırttı, yırttığının parasını alacak gene. Kimden alacak? Müslüman devletlerden, Müslümanlardan alacak gene.

Herkes kendince vicdanen rahatlayacak ya. Yardım ediyor olacak. Savaşsana kardeşim. Savaş savaş. Evi yapacaksın adam bir bomba atacak gene yıkacak. Adama iletişim test altı götürecek bir bomba yapacak. Yine yıkacak. Var mı savaşacağız diyen? Yok. Var mı savaşacak olan var mı? Yok. Var mı? Evet. Aksi Müslüman ülkeler devletler o zaman. Desinler ki biz oraya asker gönderemiyoruz. Gönülü göndereceğiz. Açın, gönüllü gönderin. Açın kapıları. Aldatmaca, kandırmaca. Şimdi Suudi Krallığı kendini kandıracak. Bilmem kaç milyar dolar yardım ediyoruz bize. Öbür gün kendini kandıracak. Halkına diyecekler ki etrafındaki Müslümanlara bakın biz hükümet olarak devlet olarak gazeteye yardım ediyoruz. Bizim Müslümanlar da kendilerinin ceselinecekler.

Çok iyi yaptınız. Bizde zayıflık. Affedersin ahlaksızlık bizde. Bizde o iman yok ki. Bizde o mangal gibi yürek yok ki. Biz hanımlarımızı, çocuklarımızı, eşlerimizi, mallarımızı, rütberimizi bırakabilecek imana sahip değiliz ki. Başkasının göstermelik yüzeysel yaptığından mutlu olmaya çalışıyoruz. Birisi bizi kandırıyor resmen. Biz biliyoruz. O şekeri yaladığımızda bize bir şeyler gidecek. Ama biz onunla mücadele edecek noktada değiliz. Aslında tecavüzde Hazırız, hazırız, hazır. Namusumuz yok çünkü. Göstermelik namusumuz. O da biliyor, kabiri biliyor. O yüzden Allâh Resulü diyor, vay size. Vay size Görüyorum. Bütün kakirlerin leşin başına üşüştüğü gibi sizin başınıza üşüştüğünü görüyorum. Ya Resulallah çok mu zayıf olacağız o zaman?


8. Bölüm

Çok mu az olacağız? Kalabalık olacaksınız ama denizin üzerinde köpük bir sahibi olacaksınız. Bizi ne durduracak? Ölüm ve dünya sevgisi. Ölüm korkusu ve dünya sevgisi. Evet. Elimizde kimlerin gitmesinden korkuyoruz. Sağlığımızın bozulmasından korkuyoruz. Evde hanım iki gün üst üste gitmezseniz üçüncü gün durdurundan korkuyorsunuz. Iş kaybederseniz iş kaybetmekten korkuyorsunuz. Eş kaybederseniz eş kaybetmekten korkuyorsunuz. Çocuklarınızı sevememekten korkuyorsunuz. Anne ve babanıza ne diyeceğiz? Ne diyeceğinizi düşünüyorsunuz. Kayınvalideniz, kayınvedeniz ne der size? Bu erkek kızı sizin evinizden alınırsa perişan olursunuz. Evinizi kaybederseniz perişan olursunuz. Işinizi kaybederseniz perişan olursunuz.

Paranızı kaybederseniz perişan olursunuz. Yıkılırsınız. Sakın kaybetmeyin. Ondan sonradan mücahitlik taslayın. Bu sadece bizim değil bütün ümmetin sorumlusu. Bu bütün ümmetin sorumlusu. Biz kendi kendimizi aldatıyoruz. Ve Mehti’ye sarılıyoruz aldattığımız için. Mehti olma yüreğimiz yok. Mehti olma imanımız yok. Mehti’nin peşinden gitmeye de yok. Bir düdük herkes içeride. Bir düdük. Yirmi sekiz Şubat. Bir düdük. Bütün herkes içeride. Önce dermişler gidip adresimi verdi benim. Bu ne cihaz oturuyor diye. Beraber Beytullah’ı tavaf ettimiz. Beraber Beytullah’ı yüktürdüğümüz. Şeyhimizle beraber kal kola yürüdüğümüz adam. Neden yaptın dedim ben? Sadece. Yalan mı söyleseydim dedik? Kendi beş dakika namazını falan kılmıyor.

Orucunu falan tutmuyor. Ders ünasyonu hiçbir şey yok. Önce o satıyor. Evet. Mehti’nin hususiyetini Mehti’nin hususiyetini üzerimizde taşıyalım. Gelin Allâh’ı sevelim, Resul’u sevelim, yolu sevelim. Gelin Allâh’ı zikredelim. Gelin Mehti ne yapacak? Bütün insanlığa tevhid edecek. Tevhidse gelin tevhidi biz çekeriz. Yaklaşın. Yanaş. Kalbinizin üzerine gel bana da alın. Gel. Her derste söylüyorum aman sıkıntı yapmayın kendinize. Yok daraldı da, yok kalabalıklaştı da. Sakın öyle de düşünmeyin. Ya kalabalık oluyor. Ben gitmesen de olur demeyin. Allâh uzaklaştırıverir Zikrullah alakası da. Zikrullah alakası böyle nazlıdır, narindir, alın kaldı. Aman. Allâh’ı sevelim, Resul’u sevelim, yolu sevelim. Gelin Allâh’ı zikredelim.

Gelin. Dinde muska değil, günde ne diyorlar onu? Rukiye miydi o? Rukiye. Ne? Rukiye. Rukiye. Dinde rukiye var. bir ikimser, bir şifa ayetlerini taşıyabilir. Birisi onu okuyabilir. Fatiha-i Şerife’yi birisinin okuyup şifa bulabilir. Bunlar var. Ama dünki de o böyle kaydırı vurmak muskacılar falan var ya onlar yok ha. Allâh muhafaza eylesin. Burada bir kardeş sormuşsa böyle şeyler var ııı sorular var. Onları daha önce cevaplarını verdiğinden dolayı ııı vakit de kaldı da o yüzden es geçiyorum. Zannetmesinler ki sorumluca cevap vermedin diye haklarınızı helal etsinler inşâAllah. Ya burada da çok enteresan bir şey. Insana nefis ve şeytan vurur, aldatır. Bir soru var burada enteresan. Böyle anladım.


9. Bölüm

Herhalde yanlış anlamadım. Televizyon insandaki maneviyatı alır mı? Televizyonu az seyrettiğim halde sanki manevi havanın gittiğini hissediyorum. normalde televizyonda seyrettiğimiz programlarla alakalı. O televizyonda seyrettiğimiz programların durumu nasıl olduğunu siz biliyorsunuz. Bunlarla alakalı. Bir de ne seyrederseniz seyredin televizyonda. Haber dahi dinleseniz muhakkak ki o haber kanamların içerisinde gizlet, iftira, delikodu vardır haberlerde. Yalan vardır, şu yüzden vardır. Haram vardır. Ne izlerseniz izleyin. Muhakkak ki izlerken makul, malum bir şey izlediğinizi düşünseniz dahi Allâh’ı zikrederekten. O ona kefaret olur. Bir yere gidersiniz, oraya gitmemeniz gerekiyordur. Ama girmişinizdir oraya.

Veya orada görmüşünüzdür onu. Muhakkak ki Allâh’ı zikredin orada. O oradaki işlenen veya işlediğiniz günaha kefaret olur. Zikir bu noktada kefaret olur, kurtarır. bankaya giriyorsunuz, alışveriş yerlerine giriyorsunuz, maliyeye giriyorsunuz. Giriliyor buralara. Buralarda haramların açıkça işlendiği yerler. Haramların açıkça işlendiği yerlere, çarşıya çıkıyorsunuz. Alışveriş ettiniz, mevkursunuz. Haramların açıkça işlendiği yer. Mecbur kalmadıkça gitmemeye çalışın. Ama gidiyorsunuz. Mecbursunuz. Işiniz var. Bankaya da gitseniz, mahalleye de gitseniz, çarşıya da çıkacaksınız, yapacaksınız, çareniz yok. Bu tip işlemlerinizle bu tip işleri yaparken muhakkak Allâh’ı zikredin içinizden. O ona kefaret olur.

Nereye giderseniz gidin. Allâh’ı zikredin inşâAllah. Kişinin derviş kardeşini sevdiği için diğer dervişlerden kıskanmasın hepsinden midir? Evet. Birbirlerinizi sevin, birbirlerinize muhabbet edin. Birisi birisini seviyorsa bu onu neden seviyor diye kıskanmayın. Bunu şeytan ve nefis yaptırır. Birbirlerinize düşman olmayın. Birbirlerinize yardımcı olun. Birbirlerinizin koluna girin. Birbirlerinizin kolduğuna girin. Sakın birbirlerinize sırt çevirmeyin. Birbirlerinizin aleyhine konuşmayın. Birbirlerinize muhabbet etmedikçe o kalpteki sır yolunu bulamazsınız. O kalpteki sır yolu sevgiyle alakalıdır. Bunun başlangıcı derviş kardeşlerinizi sevmenizdir. Kardeşler birbirlerini sevecekler. Makul dairede, malum dairede.

Birbirlerine zarar vermeyecekler. Birbirlerine kelime atmayacaklar. Birbirlerinin arkasından konuşmayacaklar. Birbirlerinin ayıplarını açtırmayacaklar. Birbirlerinin ayıplarını üzerlerine söylemeyecekler. Birbirlerinin yüzlerine eleştirmeyecekler. Ben onun yüzüne de söylüyorum. Küstahsın o yüzden söylüyorsun. Kibirlisin o yüzden söylüyorsun. Sen birinin eksikliğini yüzüne de söyleyemezsin. Dinen caiz değil. O senin küstahlılığın, o senin kibirliliğin, o senin o senin ukallalı kimsenin hiçbir derviş kardeşinizin eksikliği kusurunu, hatasını, ayıbını yüzüne söylemeyin. Bu aranızda kin ve düşmanlık belirtisi. O sizin terlicilik değil o. Birinin eksikliğini, yanlışlığını bir başkasına söylemeyin.


10. Bölüm

Kardeşler birbirlerinin arkalarından kuyu katmazlar. Kardeşler birbirlerini satmazlar. Sakın ha. Şeriat dairesinde hakkını kullan. Malını yedirme, paranı yedirme. Kendini kullandırma. Eyvallâh. Bu senin hakkın. Ama kardeşler birbirlerine çelme takmayacaklar. Birbirlerine ayaklarını kırmayacaklar. Yardım edecekler. Destek olacaklar. Koltuğun altına girecekler. Sakın ha. O yüzden birbirlerinin sevenleri kıskanmayın. Iki derviş bir birine muhabbet besliyor. Öbürünki diyor ki sen ona da nefesle takılma. Sana ne? Sen onun yanına fazla gitme. Sana ne kardeşim? Sana ne? Kişi sevdiğiyle beraber. Aman ha. Aramızdaki muhabbeti şeytan bozmasın. Aranızdaki kardeşliği şeytan ve şeytanlaşmış insanlar bozmasın.

Aman şuradaki şu havanızı, şu muhabbetinizi, şu bağlılığınızı, bu kardeşliğinizi şeytan ve şeytanlaşmış insanlar bozmasın. Bağladığınızı görürsünüz sana. Evde oturursunuz. Zikirden uzak, sohbetten uzak, arkadaşlardan uzak, kardeşlerden uzak. Allâh muhafaza eylesin. Âmîn. O yüzden birbirimize muhabbet beslemek o kalp kalbin içerisinde kısır, sırrın arkasındaki sır ve onun arkasındaki gizemliğe ulaşmak istiyorsanız. Önce kardeşler birbirlerini iyi sevecekler. Ondan sonra üstadlarını iyi sevecekler. Ondan sonra Resûlullâh salallahu aleyhi ve sellem adetini iyi sevecekler. Ondan sonra Allâh’ı çok iyi sevecekler. Allâh’ı seviyorsan Resûlullâh’ı da seveceksin, üstadını da seveceksin, serbiş kardeşini de seveceksin.

Ben Allâh’ı seviyorum, bunları sevmiyorum. Sen Allâh’ı sevmiyorsun. Allâh rahmet eylesin. Şeyh Efendi yörederdi birisi. Efendim siz çok iyisiniz. Ustağabende de çok iyi. Allâh razı olsun. Benim yanımda yağ yakıyor aslında. Benim için de öyle demiyor. Ama bazı derviş kardeşler var da ben hiç seslenmezdim. Sıralar o isim isim. Bir gün dedim ki daha ne zamana kadar böyle söyleyeceğim? Ne geçiyor ki evine dedim böyle. O gidiyor şeye verdi, her seferinde de bana soruyor. Ustağabende bu arkadaşlar nasıl çok iyiler efendim. Oğlum bu adam kötü diyor, sen iyi diyorsun. Efendim bu arkadaşlar her derste geliyorlar, Allâh’ın zikrediyorlar. Evet. Efendim cemaatle zikreden kimse Allâh günahını affeder mi?

Affeder oğlum. Ama o dedim size şikayet eden, gelmiyor ki dedim. Hangisi? Kendi kendime soruyor. Ben o yüzden o arkadaşlar çok iyi diyorum efendim dedim. Hiç olmazsa her derste geliyor, Allâh’ı da zikrediyor. Kendini günahkar görüyor, kusurlu görüyor, hatalı görüyor, muhtaç görüyor. Diyor ki ya Rabbi, geldim senin halakana. Beni affet. Ben günahımı gördüm, ben kusurumu gördüm, ben hatamı gördüm, ben yanlışlığımı gördüm. Ben sensizliği gördüm, sensiz bir hayatı tadıyor. Geldim affettim. Hangisi? Övgü de tepeden bakıyor. Onlar şöyle yapıyor, o böyle yapıyor, bu böyle yapıyor. Aman kardeşler, hiç ummadınız bir adam ya Rabbiden aşağıdayı hırlamatır. Hiç ummadınız adam. Hiç ummadığınız adam arabanızı ters çevirir.


11. Bölüm

Ya Rabbiden arabanın yolunu ters çevirir. Kimseye tepeden bakmayın. Kimseye hasis davranmayın. Kimse kimse kimsenin ayıpını araştırmayın. Kimsenin eksiğini kusurunu araştırmayın. Kimsenin borcunu, alacağını, malını, mümkünü araştırmayın. Kimsenin namusunu, şerefini, haysiyetini araştırmayın. Kimsenin Allâh bizi affetsin inşâAllah. Aman ha. Kimsenin özel hayatını araştırmayın, karışmayın. Kimsenin hanımına, çoluğuna, çocuğuna karışmayın. Sen hanımı böyle mi giydiriyorsun? Sen hanımı buna mı giydiriyorsun? Sen evine böyle mi bakıyorsun? Sen evine bunu mu yediriyorsun? Aman ha. Şuradan kapımızdan içeri giren kim olursa olsun kardeşimiz, arkadaşımız onu dövmek, sövmek, hakaret etmek, laf söylemek, onu incitmek, onu rencide etmek yok.

Onun özel hayatını araştırmak, onu durgalamak, karıştırmak yok. Şuradan kapıdan içeri kim girerse girsin. Onun zenginliğine, fakirliğine, tarikattaki yerine, zamanına, makamına, mansıbına, herhangi bir şeysine özel hareket ve davranış yok. Aman ha. Dininiz gider. Aman. Bütün herkes misafir. Sakın ha. Tekkede, burada, mahallelerde, kasalarda, illerde. Bütün nerede olursanız olur. Bütün kardeşler, hiç kimse bu noktada incitmeyecekler, kırmayacaklar, tartışmayacaklar, kavga etmeyecekler. Din nasihattır, din nasihattır, din nasihattır. Kime? Dinleyene, talep edene, isteyene. Din güzel ahlaktır, din güzel ahlaktır, din güzel ahlaktır. Güzel ahlaktır. Aman ha. O yüzden biz birilerini seviyorlar. Halk işlerine Allâh mübarek etsin deyin. var ya arabaların arkasında kıskanma sende çalış sende de olsun diye.

Kıskanma sende sev sende de olsun. Kıskanma sende sev sevebildiğin yere kadar. Kıskanma sende koş koşabildiğin yere kadar. Kıskanma sende evini aç, yüreğini aç, varını aç, sofranı aç. Aç. Merak etme cömertleri Allâh sever. Sevmek cömertliktir. Cimriler sevemez, sevmeyenler cömert de olamaz. Sever cömerttir. En büyük cömertlik sevmektir. Birini hesapsız, kitapsız sevmektir. En büyük cömertliktir. Sevmek bir en büyük bahadırlıktır, en büyük cihattır. Herkes sevmez. Herkes sevmez. O yüzden sevin. Sen de sev seni de olsun. Sev. Kıskanma. Birisi evini açmış, toplamış o beş yirmi kişi. Allâh mübarek etsin be. Alkışla. Sen de aç evini, sen de topla. Bütün kardeşler toplayın evlerinizdeki insanları.

Manenizdeki insanları toplayın. Ders yapın, kitap okuyun, tevhid okuyun, dininizi yaşayın, yaşatın. Her biriniz o sakon, o caddenin, o mahallenin, o çarşının manevi direği olsun. Bundan gurur duyarım. Bundan gurur duyarım. Hepiniz de pürsülü kâmil olun. Gurur duyarım bundan. Inşallah. Soru var, vakit yok. Hakkınızı helal edeyim. Hemen bir tek bir şey, günahı kebayla alakalı. Okuyacağım, bırakacağım. Allâh’ın azabından emin olmakla alakalı. Kul isyana devam ettiği halde sevdiği her şeyi Allâh’ın kendisine verdiğini gördüğünüz vakit bu bir lütuf değil, belki istir raçtır. Sonradan azabının çoğalması içindir. Allâh’ın azabından emin olmak yoktur. Peygamber salallahu aleyhi ve selam Hazretleri Hazreti Fatıma’ya demiş ki ne yapıyorsan yap.


12. Bölüm

Ama Allâh’ın hesap günü sana yapabileceği bir şey yoktur. E bir kısım ehl-i tasavvufun ayağının kaydığı yerdir. Allâh’ın azabından emin olmak. şöyle düşününler. Derler ki ben bir üstade gittim dersi aldım. Ben ahirette benim bir problemim yok. Kabili azabı yok. Hiçbir şey yok. Sorgu sualimde bir şeyim yok. Allâh muhafaza eylesin. Bu kadarını söyleyeyim sonra haftaya inşâAllah tamamlarız. Hakkınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. Inşallah. Dersten sonra hemen arkadaşlar böyle arabalara yetişsinler. Dışarı gidenler var. O yüzden yetişsinler diye hemen bırakıyorum. O yüzden bizi yıllanmış bizi hacca ömreye o noktada doksan ikiden sonra ilk ömreye yapımıza vesile olan hep defandı. Senelerce gidiş yerleşti kardeşimiz burada Şeyh Efendi Hazretleri ölmezden önce de bir sene biz gitmedik hatta ben o zaman demiştim efendim biz mahirden vazgeçmeyelim isterseniz diye mübarek dedik ki oğlum bu sene gitmeyin dedi.

Sonra gidersiniz dedi. Ben mahir kardeşim bu noktada üstadımın şey bir bana vasiyeti gibi bir hediyesi gibi. Ben biraz böyle şeyimdir. Birisi benim kolumu bırakmadı müddetçe. Ben onu asla bırakmam vefasızlık edemem. Allâh razı olsun. Mahir kardeş de benim için öyle birisidir. Allâh razı olsun. Yıllardan beri bizim kahramızı çekti, çilemizi çekti, sıkıntımızı çekti. Lafımızı çekti. Gün geldi dedik mahir neden bunu böyle yaptı? Gün geldi zarar etti. Ben hesapladım baktım. Mahir sen zarar ediyorsun dedim. Mesuttu. Salma saldık önlecelere dedik ki onlar dolar yirmişer dolar da versinler. Kimisi yanlış anladı. Laf yaptı arkamızdan. Ama ben birebir masraflarını okan masraflarını geliştirmiş masraflarını hep çıkarırdık.

Beraber ne hesaplıyorlar onu? Maliyet hesabı yapardık. Zarar ettiğini görürdüm. Ben ondan sonra tekrar arkadaşlardan para topladık bazen. Hakkımızda öyle böyle söyleyenler de oldu. Bir şey diyenler de oldu. Mahire diyenler de oldu. Erkelim bir şey dedi. Ama bizim Allâh affetsin bize inşâAllah. Mahire hiç öyle ticaret gözüyle ben bakmadım. Allâh razı olsun. Ben doksan ikide hacca gittiğimde Mahir o zaman oradaydı. Şeyh Efendi Hazretleri de üç aylığına geldi. Neyse bir de orada onu hizmet ediyordu, getiriyordu, götürüyordu. Biz o zaman tanıştık Mahir’le. Doğal doksan dörtte ilk ömreye gittik. O zaman da o oradaydı. Doksan dörtten sonra ne zaman gittiysek bir tek iki bin beş midir hac? Hacı Murtaza.

Iki bin beş midir hac? Iki bin beş değil mi? Hacca gittim. Iki bin beşte biz bir kendimiz harca gittik. Bir onda Mahir’in şeyi yoktu. Bir de bir firma ile gittirdik o sene. Girip Şeyh Efendi’ye söylemişler illa ki bizimle gidin diye. Geri kalanların hepsinde Mahir’le gittik. Geldik. Sıkıntıda yaşadık. Problemde yaşadık. Ama o yaşadığımız sıkıntılarda problemlerde Mahir’in bu noktada bir kastının olmadığına inanıyorum ben. Bir gidecek olsam yine Mahir’le gidelim. Bu noktada böyle söyleyerekten sizi yönlendirme açısından söyleyip kendi hissiyatımı söylüyorum. Ben Mahir’e diyordum. Mahir şöyle diyordum Karayolu’yla Şam’dan Halep, Haman, Humus, Şam ziyaret edilerekten bir ömre olsa diyordum ben.

Böyle bir ömreye gidiyorsa gelirse böyle bir program yapmış. Allâh razı olsun bana da telefon açtı dedim. Perşembe gün geldi. Böyle bir program var. Şimdi onun reklamını yapmak gibi değil. Kalbimdekini söylüyor. Allâh’tan bir şey gelmezse eğer benim bir iki problemim var. Çözersem ben de gideceğim inşâAllah. Nisan’da böyle bir programı var. Halep, Haman, Humus, Şam ondan sonra Mekke, Medine. Iki gün. Bir gece iki gün. Şam’da. Şam’da bir gece iki gündüz. Hatta bugün bizim oğlan Mehmet’le beraber geldiler. Dedim ki biz ben bir ziyaret ettim onlardaki yerleri. Dedim filanca yerde şu var, bu var. Böyle bir neşelendik. Böyle bütün şu vuruş içerisinde olduk. Böyle bir kalbimiz kaynadın. Oğulistan’ı de içimden geçti.

Ulan dedim ya fırsat olacak. Bin cenazeye şimdiden gideceğiz dedim. Böyle bir program var. Kardeş inşâAllah kendisi açıklasın şimdi. Oğulistan’ı da. Selamünaleyküm. Âmîn. Selamünaleyküm. Allâh’ın izniyle yarabbi. Fatiha.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Tevhîd, Nefs, Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Dervîş, Kutub. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı