Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

17. Dergâh Sohbeti — Aşk Yaratılışı, Rüyâ Tâbiri ve Kalp İlmi

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 17. Dergâh Sohbeti — Aşk Yaratılışı, Rüyâ Tâbiri ve Kalp…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.


1. Bölüm

Allâh gecenizi hayır etsin. Allâh günahınızı, ayınınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Allâh-u Teala sen olmasaydın bu kainatı yaratmazdın buyuruyor hadisi kutubunda. O zaman kainatın yaratılış gayesi aşk ve sevgi üzerine. Burada o bakışla alakalı eğer ki bakışınız yaratılışa sevgi üzerine ise ki hadisi kutubunda o ilk yaratılanı sevdi Cenâb-ı Hak. Bakın yaratılanı sevdi. Onun hakkı ki onun da bir payı var ama yaratılışın bu noktada insanın yaratılışının gayesi imtihan. Üstadın dervişi üzerinde hakkı nelerdir? Üstadın dervişinin üzerinde hakkı olmaz dervişleri, üstadların üzerinde hakkı olur. Üstad eğer dervişin üzerinde kendince bir hak tahsis ediyorsa bu onun için sakıncalı bir noktadır.

Ehli Tasavvuf tarih boyunca hep üstadın öğrencisinin üzerinde hakkı olduğunu söylemiş, iddia etmiş. Ben o iddianın içerisinde olanlardan değil bu noktada sizin üzerinizde hiç bir hakkım yok. Hiç kimsenin üzerinde hiç bir hakkım yok. Sadece sizle alakalı değil, özel hayatımda da cemaatin içerisinde de hiçbir zaman hiçbir kimsenin üzerinde hiçbir hakkım yok. Var ise helalı hoş olsun. Bu üstadın dervişinin üzerinde yaraşık olarak bir yere oturtulur. Ben öyle bir yere oturmak istemiyorum. Ruh nedir demiş bir kardeşimiz, ey Habibim sana ruhtan sorarlar de ki onu ancak Rabbim bilir. Ruhlar birbirine benzer bir Allâh’ın bildiği bir şeyin üzerinde kulların hüküm yürütmesi çok uygun değil. Rüyanın tecelliyatı yorumlatmaya mübalıdır.

Evet, Peygamber Sadullah aleyhi ve sellem hazretlerinin meşhurdur. Siz rüya yılları hayra yorunuz. Eğer hayra yormazsanız tuzunuz diye veya dua ediniz diye veya kötü bir rüya gördüğünüzü kendi kendinize düşündüyseniz, sol tarafınıza üç sefer tükür, elinizi besmele çekiniz diye. Bunun manada bir ad-i şerif daha var, rüya semada doğru tevil edildiği gibi tecelli ederler. Ad-i şerif vardır, bir kadının birisi vardır, devamlı aynı rüyayı görür. Gelir Allâh Resulü’ne der ki hamiledir, hamile olduğu anda kocası da seyahate çıkmıştır. Der ki Ya Resulallah çocuğumun sakat doğduğunu kocasıyla da alakalı onun ölüm ameline geldiğini görüyordur. Allâh Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri de her seferinde onun rüyasını hayra çevirir.

Çocuğun iyi doğacak, kocan da sağ selametle evine dönecekler, hep böyle tecelli eder. Üçüncüsünde mi, dördüncüsünde mi tekrar gelir. Hazreti Ayşe Validemiz’e, Ayşe Validemiz olmadığını söyler. Sorar ne oldu bir rüyam var da anlatacaktım. Anlat der, ben Allâh’ın Resulünü anlatacağım der. Hazreti Ayşe Validemiz bir daha sorar edince onu anlatır. O da der ki çocuğun sakat doğacak, kocan da ölecek. O esnada Allâh Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri gelir. Ne yaptın ya Ayşe, hayra yor saydın der. Ve gerçekten de kadının çocuğu sakat doğar, kocasını da ölüm haberi gelir. O yüzden Allâh Resulü der ki rüya semada durur, nasıl tabir edilirse öyle tecelli ederler. Rüyalarınızı temizliğine getirin bu hadîs-i şerif.


2. Bölüm

Salih insanlara anlatınız der. Salih insanlara. O zaman siz rüyal ehli tasavvufu bu hadîs-i şeriften yola çıkaraktan rüyalarını üstadlarından başka, bir de üstadın tayin ettiği, belirlediği kimselerden başka bir kimseye rüya anlatılmasını yasaklamıştır. Allâh bizi muhafaza eylesin. Ahmaklık elameti nedir? Bir insan dinini bilmezse ahmaktır o. Neden üç günden fazla küs durulmaz? Allâh Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri öyle buyurmuş. Şükretmenin şekli olur mu? Olmaz. şükür ifadesinin şekli şemali olmaz. Kâh namazdır, kâh oruçtur, kâh duadır, kâh birisine teşekkürdür, kâh hamd etmektir. Bunların hepsi de şükrünün içine girer. Hamd etmek şükrünün içine girmez de. Şükür hamd etmenin içine girer ama bunların hepsi de şükürdür.

O yüzden Elhamdülillah demek de şükürdür. Bunun şekli şemali veya bunun belli bir muhakkak bir kitaplarda bir şeyler okursunuz. Ama bu noktada şükür Allâh’ın nimetlerini görüp gözetmektir. Bu noktada Allâh’ın o kimseye bahşettiğini, lütfettiğini, ikram ettiğini o insanın idrak etmesidir. Kalp Adem Aleyhisselâm’dan, Ruh İbrahim Aleyhisselâm’dan, Sır Musa Aleyhisselâm’dan, Hafi İsa Aleyhisselâm’dan, Ahvah Hazreti Muhammed Salallahu Aleyhi ve Sellem’den. Hocam okuduğum kitapta bu kurdeyi çözemedim. Bu zaten okumakta çözülecek bir nokta değil. Bu kalbin halleri ile alakalı. Kalbin halleri her ne kadar okunmaktan çözüleceği anlaşılıyormuş gibi olsa dahi kalbin halleri hiçbir zaman okunmaktan çözümlenmez.

Bu ancak hal ilmidir. Bu kalp ilmi değildir. Kalp ilmi, hal ilmidir. İç bir ilimdir. Ehline malumdur. Ne kadar okursanız okuyun, onun tecelliyatını bilemezsiniz. Onun tecelliyatı ancak tecelli edince anlaşılır. Ve her tecelliyat bir önceki tecelliyat gibi değildir. Kalp ilminde Allâh hiçbir şeyi, hiçbir şeyi aynısıyla yaratmaz. Allâh’ın hiçbir sıfatının tecelliyatı aynı değildir. Hiçbir sıfatının hükmü aynı değildir. Her tecelliyat ayrı bir hükümde gerçekleştirilir. Her hal ayrı bir tecelliyat noktasında olur. İnsanlar bunu ehli tasavvuf bilhassa üstadına olan tecelliyatın aynı olduğunu ve aynı tecelliyatın derdislerinde, üzerinde olacağını veya bin yıl önce herhangi bir kalbi halin bin yıl sonra da aynı olacağını düşünürler.

Değil. Denizdeki dalga dahi aynı vurmaz. Allâh’ın şanına yakışmaz o. Her tecelliyat frekansıyla, vuruşuyla, darbesiyle kendine mülhasır bir şeydir. O yüzden mürşid-i kamiller, üstadlar her dahi için şart ve gereklidir. Eğer şart ve gerekli olmamış olsaydı, bundan bin yıl önce, bundan iki bin yıl önce, üç bin yıl önce herhangi bir kalp ilmine vakıf olan bir kimsenin bilgisini biz alarak bugün de aynı şekilde tecelli ettiğini düşünebilirdik. Öyle değil. Bundan bin yıl önceki, bin yıl önceki dini anlayış, kavrayış, yaşayış, aşkı anlayış, yaşayış ve kavrayış, tecelliyatı anlayış ve kavrayış farklıdır. İnsanoğlu tabi muhakkak ki geçmişteki insanlar kendi zamanlarında yaşamadıklarından dolayı onları gözlerinde büyütürler.


3. Bölüm

Bu doğaldır. Bu normaldir. Ama Allâh her daim, her daim o kalp ilmini verdiği, kalp ilmini yaşattığı, dinin direkleri her daim mevcuttur. Ve onlar kendi zamanlarında, kendi bölgelerinde, kendi etraflarında bu kalp ilmini etrafındaki insanlara öğretirler. Öğreten bu noktada Allâh’tır. O yüzden muhakkak ki bu söylenmiş sözler yabana atılacak sözler değil. Ama bu kelimelerle anlatılması güç, anlaşılması güç şeylerdir. Kalbe ilham gelmesi gerekir. Kalbe ilham gelmesi gerekir. Kalpte halin tezahür etmesi gerekir. Kalpte sıkkınlığın tezahür etmesi gerekir. Kalpte muhabbetullahın tezahür etmesi gerekir. Bunu anlayacak olan kimseler bu halde olmaları gerekir. Kalbe ilham gelmediği müddetçe bunu anlamanız ve algılamanız zordur.

Ne zaman ki kalbinize ilham gelmeye başladı. Ama üstadınızın sesinden başlar. Ama herhangi bir peygamberin sesinden başlar. Ama ashabın sesinden başlar. Ama meleğin sesinden başlar. Ama herhangi bir peygamberin sesinden başlar. O kalp ilham anda başlamıştır. Ama kalbinize zikrullah tecelli eder. Siz artık yolda yürürken de, konuşurken de, sohbet ederken de kalbinize Allâh diye devam eder. Ve bu kesintisiz devam etmeye başladığında o zaman kalbinizde haller cereyan edecek, o zaman kalbinizde tecelliye başlayacaktır. O zaman tasavvuf başlayacaktır. Bunlar başlamadıkça tasavvuf başlamaz. Bu partları yerine getirmek, nafilelere sarılmak, Allâh’ı sevmekle başlar. Bu üstadı sevmekle, kardeşlerinizi sevmekle, Resûlullâh’ı sevmekle başlar.

Bu en baştan kendinizi sevmekle başlar. Kendini beğenmek ayrıdır, kendini sevmek ayrıdır. Kendinizi koyarsınız, Kur’ân’ın sünnet gözüyle bakarsınız ve kendi üzerinizde sevmediğiniz, beğenmediğiniz şeyler varsa onları atarsınız ve kendinizi kendi kendinizi sevecek hale getirirsiniz. Eğer kendi kendinizi sevecek hale getiremiyorsanız siz de tasavvufun başlangıcına dair başlamadınız. Gelin kardeşler Allâh’ı çokça zikredin. Bunda sır vardır Allâh’ı zikrede. Bunu her sohbette, her terste, her muhabbette anlatıyorum. Çünkü bunun arkasında çok büyük bir sır var. Bunun arkasında çok büyük bir hikmet var. Bunun arkasında çok büyük bir keramet var, mucize var. Bunun arkasında ihsan var, ikram var, lütuf var.

Gelin ey insanlar Allâh’ı zikredin. Gelin o zikrullahı kalbimize yerleştirin. Yaşadığınız ortamı tekkeye çevirin. Yaşadığınız ortamı zikirhaneye çevirin. Önce bedeninizi tekke gibi görün. Bedeninizi dergâh gibi görün. Tekkede Allâh zikredilir. O zaman beden Allâh’ı zikredecek. O zaman kalp Allâh’ı zikredecek. Sizin ilminiz, irfanınız, sizin edebiniz, adabınız, sizin namazınız, abdestiniz, orucunuz, her şeyiniz zikre bağlı, zikre. Zikre bağlı. Eğer Allâh’ı çok zikrediyorsanız haliniz, ahvaliniz değişecek, kolunuz değişecek, kalbiniz değişecek, ruhunuz değişecek, sırrınız değişecek, diliniz değişecek, vücudunuz değişecek, her şeyiniz değişecek. O yüzden Allâh’ı çokça zikredin. Haramlardan uzak durun.


4. Bölüm

Haram dervişin belini büker. Haram dervişin maneviyatını büker. Ruhunu iki büktüm eder. Evet. Parça parça eder insanı. Haramdan uzak durun. Tövbe edin, zikredin. Tövbe edin, zikredin. Namazınızı kılın. Haftanın bir günü iki gün oruç tutun ve sevin. Ve sevin. Allâh rahmet eylesin. Üstadım Hacı Abdullah Efendi Hazretleri’ne dedim ki efendim, filanca abi var dergahta, fişmanca abi var. Bu rüyamda görüyorum çünkü, halimde görüyorum. Dedim ki efendim çok namaz kılıyorlar, çok oruç tutuyorlar. Evladım dedi, eksiktir, eksiklikleri dedi. Bir, senin dedi üstadını sevdiğin gibi sevemiyorlar dedi. Allâh affetsin. Burada kendimi öne çıkarmak için söylemiyorum. Ölçü olsun diye söylüyorum. Üstadımın ölçüsü.

Evladım üstadlarını dedi, üstadını senin sevdiğin gibi sevemiyorlar. Bunu kendime affetmek için söylemiyorum arkadaşlar yanlış anlaşılmasın. Hala daha abisi gibi görüyor beni dedi. Senin gibi sevemiyor dedi. İkincisi hizmet etmiyor oğlum dedi, hizmet. Üçüncüsü cömert değil oğlum dedi. Bu üçünü ona söyle dedi. Kime efendim dedim. Ben iki kişi söyle dedim. Ona da söyle, ona da söyle, filancaya da söyle dedi. Üç kişi. Üzülüyorum oğlum dedi, bir adımı atamıyorum abi. Ne lazımmış? Cömert Hoca, hizmet edecek, sevecek, Allâh’ı zikredecek, hizmet edin. Derviş hizmet eder. Bir dergahın dervişlerinin tevazusu, hizmeti tuvaletinden belli olur. Eğer derviş tuvalette abdestini alıp oraya öyle bırakıp çıkıyorsa derviş olamaz o.

Şu anda birden buradan birisi kalkacak gidecek, tuvaletinizde çamur varsa hiçbirinizde derviş değilsiniz. Eşref alanı ümiden yükseklisiniz. Üniversite hocasıydı, dekandı. Profesyon hükmündeydi. Hacı Bayram Veli Hazretleri dedi ki, tuvaleti temizleyecek. Her gün tuvaleti tertemiz yapıyordu. Şu fakir dergahın çaycısı. Çay efendi çağırırdı beni. Nevşehir’e giderdim ben. 3-4 gün orada kalırdım. Dergahda çaycılık yapardım. Gelene gidene çay verdim, sofraya indirdim, sofra kaldırdım. Alay ederdi herkes benden. Çayı çıkırdatırlardı, çayımız boşaldı gibisinden. Şehleri, üstadımız sohbet tanıtırdı. Derviş çayı karıştırırken çıkırdatmazlardı. Sohbet bittikten sonra aynı sohbeti dinleyenler çayı bardamın boşaldı diye çayın kenarına vururlardı.

Dervişlik edeptir. Dervişlik aşktır, aşk. Ağaçın gururu kibir olmaz. Sevediğim gibi bir şey olmaz. Desem ki burada utanırsınız. Kaç kişi bu tuvaleti temizledi, elini kaldır desem hiç kimse kaldırmaz. 3-5 kişidir ve herkes şöyle düşünür. Burayı temizleyen birisi çıkar ya. O sen ol, nefsini yer, nefsini kır. Çayı götüren sen ol, nefsini kır, yer. Ortalığı temizleyen sen ol, nefsini kır, yer. Allâh’a ustad olmak istiyorsan, Allâh’a dost olmak istiyorsan tevazı ehli ol. Allâh’a dost olmak istiyorsan dervişlere hizmetçi ol. Allâh’a ustad olmak istiyorsan fakire fukare hizmetçi ol. Allâh’a ustad olmak istiyorsan şu dergahtan içeri girene hizmetçi ol. O zaman kalbine bir şey gelecek senin. O zaman lezzet alacaksın, tat alacaksın.


5. Bölüm

O zaman değişeceksin. Gel, kapıdan içeri girip ben nereye oturacağım diye böyle bakıyorsan asla senden bir şey olmaz. Gelin, günler geçiyor. Geçen gençlik günlerime yanıyorum. Haftanın 4 gecesi, 5 gecesi sohbete gidiyordum, gözümde büyütüyordum. Heyhat! 7 gece gitmek gerekiyormuş. 7 gece gitmek gerekiyormuş. Heyhat! Her gece insanlara Allâh ve Resûlullâh’ı anlatmak gerekiyormuş. Evet. İnsanlar ölüm, ölüm uykusunda çünkü. Ölmüş. Kalpler ölüm, vücutlar ölüm. Hayat ölüm. Hayat ölüm. Dirin zikrullah ile. Uyanın zikrullah ile. Kendinizi tevazunun engin denizine bırakın. Yanaşın arka taraf, boşaltın. Gel belata. Geçen sohbetinizde herkese dini anlatın demiştiniz. Biz başladık ve çoğalıyoruz Allâh’ın izniyle ama ruhumuzu genişletip daha neler yapabiliriz.

İnsanları şeytanın oyunlarından soğutmak için Rabbim çok yardım ediyoruz. Siz biraz bilgilendirirseniz. Bilgi sizin içinizde var. Bilgi kalbinizde var. Siz Allâh’ı zikredin. Kalbinize yaslanın. Allâh’ı zikredin. Allâh’a yaslanın. Allâh yardımcınız. Merak etmeyin. Sahâbe la ilahe illallahı duydu gitti, tebliğ etti. Koca Arap yaramadısını. Siz de onlardan olun inşâAllah. Bende ilim var, kalp var, akıl var, iman ve inanç var ama faaliyet ve ölçüsü yok. Hiçbir şey yoktu o yüzden. Sen var görüyorsun. Sende ilim de yok, kalp de yok, akıl da yok, iman da yok. Hiçbir şey yok. Tehcid, iman, tehcidini kar gerekti bu soruyu sorana. Allâh muhafaza eylesin. Allâh kibirlenenleri sevmez. Allâh kendini beğenenleri sevmez.

Sakın kendinizde bir şey var olduğunu görmeyin. Sakın! Bir kardeşimizin dövmesi varmış. Allâh’tan korkum arttı, namazı bırakmaz bu dövme konusunda diyecek bir şeyimiz var mı? Namazını kıl kardeşim, namazını kıl. Bir yakınımız bahrem tuttuğu halde mi diyor? Soru anlaşılmadı. Bir yakınımız bahrem tuttuğu halde Almanya’ya hasta ziyaretini gitmiş, kefaret gerekir mi dedik anlayamadık onu. Bir daha sorsun. Seri Sülük’ü sormuşlar, Rahabutay’ı sormuşlar. Oh. İki günün namazlarını kaza kılıyormuş bir kardeş. Kardeşler, namazlarınızı kılın. Vaktinde kılamadınız. O gün kaza edin. Namazınızı kılın. Ertesi güne namaz bırakmayın. Nasıl yapıyorsanız yapın namazınızı kılın. Çalıştığımız yerde cuma günü, cumaya izin vermiyorlar ne yapalım?

Ne yapacaklar mı Allâh’ım? Darül Harp’de bir kimse cumayı kılmaya mücadele edecek. Kılamıyorsa ondan sorumlu olmaz. Ama insanlar sorumlu değil deyip cumayı terk edenlerden olmasınlar. Orayı islamlaştırmazlar. Orayı islamlaştırmasına mücadele edecekler. Ama kılamıyorlarsa Darül Harp’de sorumlu olmazlar. Ramazan ayındaki orucun birini bozdurup birine bile atmış birini tutamıyorsun. Ne yapalım? Kepare döneceksiniz. Bazı soruları geçtim. Şey düşünmeyin. Yok tez geçti bizim soruları diye. Uzun çünkü cevapları. Günah-i kebailerden birisi Allâh ve Resulüne yalan isnat etmek. Bu son dönemlerde fazla moda oldu. Bu modalardan birisi de Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerine yalan konuşmak.


6. Bölüm

Olmayan hadisi varmış gibi göstermek, var olan hadisi inkar etmek veya onun Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin çözü olduğu kesin katli bir ilimle sabit olmasına rağmen onu yalanlamak. Allâh muhafaza eylesin inşâAllah. Cenâb-ı Hak Âyet-i Kerime’de Allâh’a karşı yalan uyduranların kıyamet günü yüzlerinin çinç yağı olduğu görülür buyurmuştur. Allâh’ın üzerinde yalan uydurmak, ona oğul isnat etmek, Kur’ân-ı Kerim’de geçmeyen bir Âyet-i Kerime’ye Allâh böyle bir Âyet-i Kerime varmış gibi insanlara bildirmek. Allâh’a eş nisbet etmek, bunlar Allâh’a iftiradır. Yahudilerin, Hristiyanların yaptıkları bunlar hep Allâh’a iftiradır, Allâh’a yalan istat etmektir. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri de buyurur ki benim üzerime kaç tane yalan uyduran kimse cehennemdeki oturanı hazırlasın.

Sahâbe bu noktada çok ince düşünürdü. Bir şeyi kendi aralarında istişare ederler, ilan ederlerdi. Bu konuyla alakalı Peygamberden bir şey duyan var mı diye. Onu sakinleştirirler, sabitleştirirler, kesinleştirirler ve onu namel ederlerdi. Eğer bu noktada bir bilginiz yoksa asla bu asla konuşmayın. Çünkü Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerine bilerek veya bilmeyerekten yalan istat etmiş olursunuz. Her kim yalan olduğu zannedilen bir sözü benden rivayet ederse o da yalancılardan biridir. Bir şeyde hadîs olduğunu kesin biliyorsanız onu konuşun. Hadîs olduğu noktasında şüpheniz var ise bu noktada hadîs olduğunu bilmiyorsanız onu hadîs diye insanlara aktarmayın. Şunu da yapmayın.

Hadîs-i şeriflerin hadîs-i şerif olduğunu bile bile kendi sözünüz gibi de aktarmayın. Kendinizi kerem sahibi, ihsan sahibi, ilim sahibi göstermek için hadîs-i şerifleri saklamayın, örtmeyin. Televizyonlarda koca koca insanlar çıkıyorlar. Söylediklerinin hadîs olduğunu beyan etmeye korkuyorlar. Örtüyorlar ilmi. Kendilerince kendilerinin âlim olduğunu gösterecekler. Kendilerince kendilerinin ne kadar üstün insan olduklarını söyleyecekler. Halbuki konuştuklarının hadîs olduğunu biliyorum ben. Ve utanıyorlar bu hadîs-i şerif demeye, utanıyorlar bu peygamber-i zişan efendilerimizin sözü demeye. Ve sanki kendi sözleriymiş gibi konuşuyorlar. Ve sanki kendi fikirleriymiş gibi konuşuyorlar. Allâh muhafaza eylesin.

Biz Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini seviyoruz. Onun hadîs-i şeriflerini hadîs-i şerif, onun sünnetli seviyesini sünnet olarak algılamaktan mutluluk duyuyoruz. Ve dini Kur’ân ve sünnet dairesinde algılayıp öyle yaşamaya çalışıyoruz. Bundan utanacak, sakınacak, yenilecek bir halimiz yok. Ne zamanla beri Muhammed-i Mustafa’ya uyan insanlar, kendilerini yer ve noktasında duracaklar. Hayır! Başınızı kaldırın! Biz öyle bir Muhammed-i Mustafa’nın ümmetiyiz ki başımızda ilk gezmemize gerek yok. Onun sünneti resulüne takılmak, onun sünneti resulünü yerine getirmek, onun peşine düşmek dünyanın en büyük şerefiniz. Ahiretin en büyük şerefiniz. Bahtiyarız onun sünnetine tabi olmaktan. Bahtiyarız onun peşine düşmekten.


7. Bölüm

Evet! Bahtiyarız! Sünnet-i Resûlullâh’ın Kur’ân’a ihtiyacı yok! Kur’ân’ın sünnet-i Resûlullâh’a ihtiyacı var! Bahtiyarız! Haykırıyorum hem! Evet! Kur’ân’ın sünnet-i Resûlullâh’a ihtiyacı var! İstedikleri platformda tartışırım! Eğmeyin başınızı! Bize Kur’ân yeter diyenler müşrik! Bile bile Muhammed-i Mustafa’nın ümmetinin içine el bomba satıyorlar fiyası çekilmiş! Diyemiyorlar biz mangal gibi imanımız yok diyemiyorlar! Biz satılık beyinleriz diyemiyorlar! Evet! Bizim cemaatimiz sünnet-i Resûlullâh sön sıkıya koştuk! Eksiklerimiz olabilir, hatalarımız olabilir, yapamadıklarımız olabilir! Ama biz sünnet-i Resûlullâh çizgisinden giden bir cemaat olacağız! Neymiş efendim? Peygamber demiş ki Kur’ân’la çelişen bir sünnetin varsa atın!

Oturacaklar! Taharetlenmesini bilemeyen insanlar, müşrik kabarılar, yobaz kabarılar, beyinlerini deccaliyete satmış olan beyinsizler! Bu hadîs Kur’ân’a aykırı, bu hadîs Kur’ân’a aykırı deyip atacaklar! Hayır! Bu halde Müddün’de, Tirmizi’de, Ebû Davud’da, İbn-i Mâce’de hadîs kitaplarına ne kadar hadîs varsa hepsine de iman ettik, kabul ettik! Varsın kim ayıklıyorsa ayıklasın! Asla buna meydan vermeyeceksiniz! Eğer birisi Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine hadislerinden laf söylüyorsa, dil yusatıyorsa, evet müşriktir o! Susturun! Evet susturun! Sabah akşam günah batağında batan insanları Muhammed Mustafa’nın sünnetine dil uzatmalarına, hadîs-i şerifine dil uzatmalarına hakkı yok kimsenin!

Ve bunu bir de benim dinim adına yapıyor, sanki ona ben öyle bir görev verdim! Bir de bunu Müslümanlar adına yapıyor, sanki Müslümanlar ona böyle bir görev verdi! Bir de bunu Allâh adına yapıyor, sanki Allâh ona görev verdi! Dedi ki benim Habibimin hadislerine at dedi sanki ona! Deccâl kafalılar! Deccâl kafalılar! Kalplerine deccalın, deccalın sidiye atmış olan insanlar, evet! Onların kalplerine Deccâl işemiş! Pislik içerisinde dolaşıyorlar! Kalplerine çiz, dillerine çiz, ağızlarına çiz, vücutlarına çiz, düşüncelerine çiz! İnsanların içerisine yayıyorlar, satılır! Deccaliyetli adamların, masalların adamları, ziyanistlerin adamları! Dün birisi de çıkmış televizyona, taşlar dile gelecek, nerede Yahudi varsa öldürün!

Bu hadîs-i şerif sahtemiz, sahih değilmiş! İşlerine gelmiyor! Yahudilerin ölmelerini istemiyorlar! Onlar öldürecekler! Biz diyeceğiz ki peygamberin böyle bir hadîs-i şerif var, ay yalan söyledin sen! O hadiste yalan! Peygamber öyle söylememiştir! Sen söylememiştir diyorum kendi kafandan! Bizde kitap var! Söyledi diyor! Evet! Yahudiler, Yahudiler kökleri kazınacak! Evet! Ne zaman ki Müslümanlar dünya sevgisinden çıktılar! Ne zaman ki ölüm korkusunu açtılar! Ne zaman ki birlik ve beraberliğini bir tamam ettiler! Ne zaman ki zikrullah kalplerine oturdu! Ne zaman ki tövbeyesin sıkı sarıldılar! Ne zaman ki cihâd şuuruyla şuurlandılar! Evet! O da yakındır! Onlar Müslümanları katletecekler, öldürecekler!


8. Bölüm

Çocuklarını katletecekler! Kadınlarını hırsına geçecekler, tecavüz edecekler! Hamile kadınların karınlarını değişecekler! Genç yaşlı ihtiyar demeden, elinde silah var yok demeden soykırım yapıp, katliam yapacaklar! Biz bir tane hadisleri söyleyeceğiz, o hadislerimizi de yok sayacaklar! İki tane Borazancısını çıkarıp televizyona benim peygamberimin sözlerini sahte kabul edecekler! Uydurma hadismiş! Taharet vermesini bilmeyen insanlar! Deccâl, kalplerine işemiş, dillerine işemiş, gözlerine işemiş! Görmüyorlar! Deccâl’ın tecavüzünden zevk alıyorlar! Evet! Deccâl gönüllerine tecavüz ediyor, kalplerine tecavüz ediyor! Anladın mı? Anladın mı? Sarmış bütün her yerinizi! Deccâl’ın tecavüzüne alışmışız!

Evlerimiz alışmış, çocuklarımız alışmış, beyinlerimiz alışmış! Alışmış! Göremez hale gelmişiz! Deccâl’ın tecavüzünü, tecavüzünü hissedemez hale gelmişiz! Ve onu istiyor herkes! Ve haklı görüyor bazıları! Satılmış, Deccâl’a satılmış beyinler! Allâh muhafaza eylesin inşâAllah! Evet, Muhammed Mustafa’nın sünnetine, onun hadîs-i şeriflerine tabiiz! Ondan ayrılmayı düşünmüyoruz! Ondan bir milim, bir saatin daha ayrılmayı düşünmüyoruz! Varsın Deccâl bütün topuyla, tüfeğiyle, silahıyla gelsin! Varsın ne kadar ihmal edilmiş düşüncesiyle, gerçekse gelsin! Ayrılmayacağız inşâAllah! Âmîn! Âmîn! Âmîn! Âmîn! Âmîn! Âmîn! Âmîn! Âmîn! Âmîn! Âmîn! Âmîn! Âmîn! Âmîn! Âmîn! Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Estagfirullahil Adem!

Estagfirullahil Adem! Estagfirullahil Adem! Estagfirullahil Adem! Estagfirullahil Adem! Estagfirullahil Adem! Estagfirullahil Adem! Estagfirullahil Adem! Estagfirullahil Adem! Estagfirullahil Adem! Estağfirullah el-Azim, estağfirullah el-Azim. Ya malükel mülkül kadim, estağfirullah el-Azim. Ya malükel mülkül kadim, estağfirullah el-Azim. Estağfirullah tüftül Allâh ve leheytu kalbi emme simallah. Estağfirullah tüftül Allâh ve leheytu kalbi emme simallah. Estağfirullah, aman ya Rabbi, bin gönlü zembi, tövbe ya Rabbi. Estağfirullah, aman ya Rabbi, bin gönlü zembi, tövbe ya Rabbi. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm.

Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Ya Rahman, ya Rahim, ya Allâh. Ya Malik, ya Kudüs, ya Allâh. Ya Hannan, ya Mannan, ya Allâh. Ya Leyan, ya Burhan, ya Allâh. Ya Sultan, ya Subhan, ya Allâh. Ya Settar, ya Kaffar, ya Allâh. Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammed Nebi’ni ve ala Habibi ve Sahibi ve Sellim. Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammed Nebi’ni ve ala Habibi ve Sahibi ve Sellim. Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammed Nebi’ni ve ala Habibi ve Sahibi ve Sellim. Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammed Nebi’ni ve ala Habibi ve Sahibi ve Sellim. Bismillahi r-Rahmani r-Rahim. Etkaz-ı zikir falemenne hur. Allâhumme salli ala Seyyidinâ Muhammed Nebi’ni ve ala Habibi ve Sahibi ve Sellim.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, İhsân, Nefs, Kalb, Sünnet, Aşk, Şükür. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı