Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Dergah Sohbetleri Serisi ·

31. Dergâh Sohbeti — Mümin İçin Kaybetmek Yok, İstanbul’un 1200 Yıllık Fethi

Mustafa Özbağ Efendi'nin dergah sohbeti: 31. Dergâh Sohbeti — Mümin İçin Kaybetmek Yok,…. Tasavvuf, ahlâk ve mânevî yol üzerine kapsamlı açıklamalar.


1. Bölüm

İzlediğiniz için teşekkür ederim. Allâh-u Ekber, Müslümanla bir kafir savaşında zafere Müslüman’a verin diyorum. Ancak Müslümanlarla kafirler arasındaki savaşlarda Müslümanlar hep kaybettik. Neslinin hikmeti nedir? Osman, Çeçelistan, Kristin’de olduğu gibi. Siz bir mücadelenin içerisindeki zayiatlarınızı kaybetmek olabilirsiniz. Her mücadeleden mağlup olmuş olarak çıkmış olursunuz. Müminler ve Müslümanlar mücadelelerinde kaybetmiş olsalar dahi kazançlıdırlar. Afganistan’da Müslümanlar kaybetti. Görüntü bu, öyle değil mi? uluslararası organizasyon açısından baktığımızda Müslümanların bu noktada bir kaybı var. Ve aynı zamanda moral olarak yıkıntıları var. Aslında Müslümanlar orada kazanırlar. Kaybetmeden kazanılmasını öğrenemez insanlar.

Eğer mücadeleye devam ederseniz kaybetmek bir kazançtır. Eğer mücadelenizce devam ederseniz zayiat vermek bir kazançtır. Bir dahaki savaşta zayiat vermezseniz, bir dahaki mücadelenizde daha geri durursunuz. Kaybettiğiniz yerlere bakar, kaybettiğiniz gediklere onarır. Yeniden mücadelenizle devam edersiniz ki o kaybolmuşluğu kaybedilen yeri bir kazanç olarak görürsünüz. O yüzden mümin için kaybetmek yoktur. Ne dünyalık işlerinde ne ahiretlik işlerinde. Ticarette de kaybetmiş gibi görürsünüz. Ama siz kaybettiğiniz alanın yeri tespit eder. Tespit eder, o alanı, o yeri, o batakları temizler, yeniden kazanırsınız. Mücadeleye devam ederseniz. İnsanlar aile hayatından kaybettiklerini zannederler. Etraftaki insanlar kaybetti bu adam denir. eşinin kaybettiği, çocuklarının kaybettiği, ailenin içerisinde hiyaraşistini kaybettiği görülür.

Evet, o esnada kaybolmuş gibi görür insana. Fakat o kimse kaybına sebepleri araştırıp bulursa, onun için bir kazanç olur. O yeniden oradan kazanmasını bilmeli ve öğrenmeli. Mesela Uhud’da Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin emrini dinlemeyen Müslümanlar önce kaybettiği gibi göründüler. Öyle değil mi? Ve Müslümanlar kaybettiler. Aslında Uhud’un galibi yok, galibi yoksa Müslümanlar bu noktada stratejik olarak kaybetmişlerdi. Ama malumudu yok. Bu Müslümanlar bakın 1400 yıldan beri kendilerine oradan ders çıkaranlar için bir kazanç var. Başındaki emire itaat etmek, başındaki komutana itaat etmek, başındaki devlet reisine itaat etmek, başındaki o noktada kimse hiyerarşik olarak ona itaat etmek.

Ve böylece Müslümanlar 1400 yıllık bir kazancı sahip oldular. Ve 1400 yıldır Müslümanlar dönerler geriye bakarlar, Uhud’da Peygamberini dinlemeyen sahabelerin sebep olduğu zayiatı görürler ve ileriye doğru bakarlar. Ve şuurlu Müslüman, iyi Müslüman, iyi mümin der ki ben başındaki emirimi dinleyeyim, başındaki komutanını dinleyeyim, başındaki Üstad’ı dinleyeyim, başındaki Çavuş’u, Zakir’imi dinleyeyim, başında kim varsa ben onu dinleyeyim. Onun burayı terk etme dediği yeri terk etmeyeyim, bu işi yap dediği yeri yapayım. Ve böylece aslında kayıpmış gibi görünen şey kazancı dönmüş olur. Ve kaybederken Müslümanlar zayiat verirler. Öyle değil mi? Zayiat verirler. Her mücadelede kaybedilir gibi görünen insanlar zayiat verirler.


2. Bölüm

Bu nebiste olan mücadelede de aynıdır. Bu nebiste olan mücadelede de zayiat verirsiniz. Zayiat verirsiniz. Hata istersiniz, kusur istersiniz, günah istersiniz, yanlış yaparsınız. Ve bu bir zayiat, manevi zayiat. Bu işin maddi zayiatı mücadelesi olduğu gibi manevi zayiatı mücadelesi de var. Manende insanla bu noktada kaybetmiş gibi görünenler ve zayiat verirler. Ve Müslüman, derviş, müevvif bunun adına siz ne derseniz değil. O kaybettiği alanı, nebis mücadelesinde kaybettiği yeri nebis mücadelesinde yapmış olur. Hata, kusur, eksikliği, yanlışlığı görür, tövbe eder, mücadele eder, yürür, eski bulunduğu yerden daha ileri gider. Günah işlemiştir. ben bazen bangır bangır bağırırım ya, kumar oynadıysam da gel buraya zikrullah alakasına derim. şu yanlışlığı da yaptım, gel kardeşim zikrullah alakasına derim.

Ondaki kastım şu, o kimse günahını tövbe eder, ağlar, feryat eder, fikan eder, yüreğini yakar, ciğerini de ağlar, Allâh onu affeder. Ve Cenâb-ı Hak onun eski bulunduğu noktadan daha ileri bir noktaya atar. Sakın öyle yapmak için de günahı hiç sevcilerden olmayın. Öyle bir şey de düşünmeyin. Ama bazen o günah tabi insana itici bir güç yapar. İleriye doğru onu kurtarır, ileriye doğru onu fırlattırır, yay misali onu menziline ulaştırır. O zaman mümin ister maddi mücadelede, ister manevi mücadelede, ister dış mücadelesinde, ister iç mücadelesinde hiçbir zaman kaybettim olarak görmemeli. Veya kaybedilmiş olarak da görmemeli. Ve bu sayede Afganistan’da olacağı insan öldü öyle değil mi? Müslümanlar ölüyor, hala da ölüyorlar mı?

Ölüyorlar. Irak’ta hala da Müslümanlar ölüyor mu? Ölüyor. Hiç kimse ölümü istemez. Hiç kimse öldürmeyi de istemez. Ama ölenler gerçekten Allâh ölüyor varsa, Kazançlılar nasıl Kazançlılar? Kim şehit olaraktan Kazançlılar? E şimdi o savaşlar olmamış olsaydı kim şehit olacaktı? Bütün İslam ülkeleri işgal altına alınabilirsiniz. İşgal altına alınmasını bir kayıp olarak görmeyin, kazanç olarak görün. Ve bütün İslam ülkelerindeki Müslümanlar cihâd şuuruyla ayağa kalkarlar. Son nefeslerini verince kadar mücadele ederler, savaşırlar. Ölenler şehit olur, cennetin başkörsüsüne oturur mu? Geri kalan şehit olmayı bekler, yine cennetin başkörsüsüne oturur. Mümin için Lâ ilâhe illâllah Muhammeden Resulallah diyen için kayıp etmek yok.

Bu noktada böyle kendi kendine herhangi bir ümitsizliğe yiyirse düşmek yok. O yüzden Müslümanlar evet konjüktür olarak üç gözle bakacak olursak Çeçenistan’da, Bosna’da, Irak’ta, Afganistan’da, Filistin’de kaybediyorlar. Ama Müslümanlar yaklaşık 300 yıldan beri savaşmayı unutmuşlardı. Savaşmayı unutmuşlardı. Kur’ân için, Allâh için, vatan için, bayrak için, toprak için savaşmayı unutmuşlardı Müslümanlar. Şimdi öğreniyorlar ve öğrenecekler daha. Onlarda hikmet görüldü hep. Öğrenecekler, iyi savaşmayı öğrenecekler. mesela bunu böyle konuşmak istemezdim ama Türkiye’de Kuzey Irak’ta bir savaş oluyor. Öyle değil mi? Türkiye Kuzey Irak’ta antrenman ediyor. Daha büyük bir savaşa antrenman ediyor. Daha büyük bir mücadeleye antrenman ediyor.


3. Bölüm

Onda bir hikmet görüldü. Gönül arzu eder mi? Arzu etmez. Gönül ister mi böyle bir şey? İstemez. Her gün vatan evlatları bir tane, iki tane, üç tane, beş tane, kaç tane ise burnu kanasın, ölsün, şehit olsun orada ister mi? İstemez. Milyarlarca doları gidiyor. İstenir mi böyle bir şey? İstenmez. Ama mahallenin abisi olacaksa belli diyetler ödersin. O mahalleye baba olacaksa daha fazla diyet ödersin. Ödersin bunu. biz şimdi Osmanlı onların olurken hiç mi elini kolunu sallaya sallaya mı olur? Kimse Osmanlıyı rahatsız etmedi mi yani? Aa Osmanlı gel sen bunları fethet. Bunları camiler kurdun, medreseler kurdun mu dedi? Herkes el pençe divan mı durdurur? Osmanlı da zahiyyat verdi. Selçuklular da zahiyyat verdi.

Abbasiler de vardı, emeğiler de verdi. Zahiyyat verecek. Yeniliyor gibi görüldüğü zamanlar buldu. Geriye çekildiler, püskürtürdüler, işgale vururdu. Dünya hayatı, oyundan oynaştan ibaret. Bugün onlar gelirler, seni katlederler, yarın sen gidersin. Onları fetheder, onların çocuklarını İslam edersin. İstanbul’un fethini düşündüğü zaman bu toprakla 1200 yıl önce İslam’la tanışmışlar. Ama ne zamana kadar, 1500 kaçtı? 1453. Kaç İstanbul’un fethi? 1453. 1453’te feth olmuş. Ama 1453’e kadar 1200 yıl, 1200 yıl İstanbul’un muhasar altını alabilmek için gelmişler gitmişler hep. Ne paralarını harcamışlar, ne canlar harcanmış, ne askerler harcanmış. Gelmişler, muhasar etmişler, alamamışlar, antlaşma yapmışlar.

Demişler ki biz buraya bir mahalle kuruyoruz, buraya bir cami kuruyoruz. Buraya bir madrese kuruyoruz, buraya bir mahkeme kuruyoruz. Sen buradaki bu Müslümanların madresindeki yaşam haklarına saygı göstereceksin. Bunları öldürmeyeceksin, katletmeyeceksin, muhasareyi kaldıracağız. Onlar da imzalamışlar, bir avuç Müslüman bırakmışlar oraya. ilk öldürülecek olanlar, Suh’un dibine kalmışlar onlar. Üsküdar’da kalmışlar. Buradaki sarında kalmışlar, Boğaz’ın öbür tarafında. Boğaz’ın bu tarafında, surların dibinde kalmışlar. Yavaş yavaş. Ve her haçlı seferinde, her kargaşa çıktığında, bilir misiniz siz, 1200 yıldır orada Müslümanlar katledilir. Onlar katledilir. Her kargaşada, Bizans Hıristiyanları asker çıkar, oradaki Müslümanları kılıçtan geçerir.

Kılıçtan geçerir, camileri yıkar, madreseleri yıkar. Onların hukuku, mahkeme alanlarını yıkar. Onlar yaşam standartlarını alt üst eder, oradaki Müslümanlar şehit olur. Ardından İslam orduları tekrar, İstanbul’u fethetmek için, muhasele altından almak için yürürler, gelirler. Orada gene 5-10 tane Müslüman vardır. Bir mahalle, iki mahalle Müslüman vardır. Yine onlarla mücadeleye devam ederler. Yenildiğim yok. Yenilmek yok. 1200 yıl sonra, İstanbul İslam olur. 1200 yıl sonra. Onlar bizim gibi insanlar, yayıyorlardı, içiyorlardı. Onların da tarlaları, toprakları, hanımları, çocukları, paraları vardı. Yenilmek yok, mücadele etmek var. Hem nefsi planda, hem nefsi planda yenilmek yok. Yenilmek yok, mücadele etmek var. sahabeden içki içen olmuş mu?


4. Bölüm

Olmuş, kumar oynayan olmuş mu? Olmuş, zinadan olmuş mu? Olmuş. Olmuş. Onlar yenildik deyip, dini mi terk etmişler? Hayır. Tövbe etmişler, yürümüşler. Tövbe etmişler, yürümüşler. Tövbe edeceğiz, yürüyeceğiz. Mücadeleyi bırakmak yok. Bir an durduğun zaman olabilir. Bir an stratejik olarak, bir adım geri çıktım olabilir. Stratejidir. Komutan, bir adım geri çıkacağım diyordu. Bir adım geri çıkarsın. Ama bir adım geri çıkarken, on adım ilerisine hesap karsın. Dersin ki, ben bir adım geri attım, şimdi öyle bir buradan kuvvet kazanacağım ki, on adım birden ileri atacağım dersin. Mü’min geriye bakmaz çünkü. Onu bir adım geriye adım atmak için, futbolcular gerilirler de topa vurmak için. Gol atacaktır.

O yüzden birkaç adım gerilir ya kuvvet almak için. Birkaç adım gerilirsin, kuvvet alırsın. Ondan sonra gerilir, bir vurursun gol atarsın. Mü’min ölürsün. O yüzden hiçbir şekilde ben Müslümanları muhakkak oradaki o sıkıntılarından, sancılarından, düştükleri noktadan üzülüyoruz. Gönül arz eder ki öyle şeyler yaşanmasın. Ama onları bir mağlubiyet olarak gömdüm. Bir üstünde her gün Müslümanlar katlediliyor, öyle değil mi? Evet, mağlubiyet değil, kazanıyor o. Müslümanlar ölürken kazanırlar. Şehit oluyor, evet. Şehit olurken kazanır Müslümanlar. Ölüm, ölüm bazen insana büyük bir zafer getirir. Büyük bir zafer getirir. Ve o Filistin’deki küçücük çocukların katledilmesi, kadınların katledilmesi, gece yarısı evlerinin basılıp onların katledilmesi, gece yarısı yıkılması, evlerinin, şehirlerinin yıkılması, aç kalmaları, susuz kalmaları, elektriksiz kalmaları, onların oradaki her türlü zorluğu yaşamaları bir mağlubiyet değildir.

Bir mağlubiyet değildir. Bir galibiyettir, görenler. O kafir, Hristiyan dünyanın, o Yahudi dünyanın, o batı emperyalizmin, o vahşi yüzünü insanlar göremezler. Evet, galibiyet var. Ve lâ ilâhe illâllah Muhammeden Resûlullâh diyen bir kimse bir an kendi kendine düşünüyor. O Amerikan sempatizanlığı, o batı sempatizanlığı, o Yahudi sempatizanlığı bir anda yok oluyor. Yoksa o mümin kalpler, o mümin görürler o tarafa çevrili verecek. Sempati duyuyor. Ama o katliamlarla nefret ediyor onlardan bu sefer. Yok ya böyle bir katliam olamaz. Düşünüyor, tartıyor. Benim atalarım 1400 yıl boyunca hiç çocuk katletmemişler diyor. Benim atalarım 1400 yıl boyunca hiç çocuk katletmemişler diyor. Bizim atalarımız 1400 yıl boyunca, 1500 yıl boyunca, 1600 yıl boyunca. ırkî manada söylüyorum 1600-1700 yıl diye.

Türklerin öyle şeyleri var. Türkler savaş yaptıkları yerin hiç bir zaman çocuklarını ve kadınlarını katletmezler. Hiç bir zaman otlaklarını, hayvanlarını katletmezler. Türklerin çok çok Müslüman olmasının en büyük etkenlerinden birisi İslam’ın kendi içerisindeki müslümanlarının en büyük etkenlerinden birisi İslam’ın kendi içerisindeki ana ögelerle, kurallarla Türklerin kendi kavim kurallarının hiç zıtlaşmamasıdır. O yüzden çabuk Müslüman olmalı. Ve İslam dünyası hiçbir zaman böyle bir katliam yapmamıştır. Ey Allâh razı olsun bana bir Serahsi’nin İslam devlet hukuku diye bir beş çiftlik değil mi o? Beş çiftlik bir kitabını getirdim. İslam devlet hukukundaki savaş hukukunu almış Serahsi. Ve o savaş hukukunu almış İslam devlet hukukundaki savaş hukukunu almış Serahsi.


5. Bölüm

Ve o savaş hukukunu komple ait o hadislere dayanamış. Ve ashabın büyük o halifelerin savaşa ordularını gönderirlerken yasakladığı şeyleri almış hep hukuku belirlerken. Hiçbir yerde yoktur kadınların katledilmesi. Hiçbir yerde yoktur çocukların katledilmesi. Hiçbir yerde yoktur. Ve kesinlikle yasaklanmıştır. Yeşillerin, tahılların, hayvanların katledilmesi. Ve İslam tarihi boyunca görülmemiştir böyle bir şey. Ama şimdi Müslümanlar bunu görüyorlar mı? Görüyor. Dünya halkı görüyor mu? Görüyor. Şu anda Irak’taki kadınların kızlarının ırzlarına geçiyorlar. Namuslarını paçam olarak batıyorlar. Daha söylenilenleri daha söylenilmeyen o kadar çok şey var ki o kadar çok şey var ki insanlar kendi insanlıklarından iğrenecekler.

Onları öğrendikçe. İnsanlıklarından iğrenecekler. Müslümanlar dahi kendi Müslümanlıklarını hafife alacaklar. Kendi insanlıklarından iğrenecekler. Kendi kendilerine diyecekler ki biz oyunun zamanlar oyunda oyunaştaydık. Ve kendi kendilerine diyecekler burada bizim kardeşlerimiz katledilirken biz daha ne kadar fazla para kazanırız, biz daha kimi götürürüz, biz nerede gezeriz, biz nerede dolaşırız diye. Geziyorduk dolaşıyorduk diyecekler. Onun hesabı ayrı bir hesap. Bu yüzden inşâAllah Rahman Cenâb-ı Hak Müslümanları yeniden ayağa kaldıracak. Hayat ölüm, binlerce delil için habercisi olsun inşâAllah. Banyoda bevletmek uygun mudur demiş, uygun değil. Allâh Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri hadîs-i şerifi var.

Siz kustah ettiniz yıkandığınız yere bevletmeyiniz diye. Bu yalnız buradaki kasıt, örneğin, şimdi kimisinin evinde küvet vardır, küvet diyorlar ki, kimisinin evinde böyle bir banyo yaptığı yer ayrı bir yerdir, öyle değil mi? Oraya bevletmekle alakalı o. Banyoda bir de oturak tuvaletler var. orayı bevletmek değil. Banyo, su döküldüğünüz yere bevletmek. O çay değil. Efendim Mürşid Müldür’ün dersini çektiğini bilir mi? Bildiği de olur, bilmediği de olur. Böyle eski kitablarda sağından sonuna döndüğünü bilir, görür. Sağından sonuna döndüğünü gör. bilmez dönmezse gitsin dağda çobanlık yapsın diye şeyler okursun. Bunun böyle algılanması akide açısından çok uygun değil. Mürid bunu böyle tefektür edebilir.

Mürid bunu böyle kendince, ya üstadım o bundan haberi var diyebilir. Ama bunu kendince her şeyimiz bilir derse tecrüb-i iman gerektiğine. Allâh kuluna kötü kader yazar mı, şans da bir şey var mıdır? Allâh hiçbir kuluna kötü kader yazmaz. Allâh hiçbir kuluna kötü kader yazmaz. kader mutlak manada algıladığımız kaderse, o kötü değildir. Allâh kötü bir şey yazmaz. Kulunun kötülüğünü istemez diye âyet-i kerime de var. Kul kendisi kötülük yapar. Kul kendisi iyilik yapar. Allâh iyilikte yardım eder. Ama kötülüğü Allâh yardım etmez. Kul gider, kötülüğü kendisi yapar. Allâh bizi affeylesin inşâAllah. Kutlu doğum etkinliği için, çalışmalarınızdan, gayretlerinizden Allâh razı olsun. Hepinize teşekkür ederim.


6. Bölüm

Bu böyle bir şeyin kaymağı olur ya, bu kutlu doğum kaymağı oldu. İnşâAllah bu başarıdan gevşeyip tembelleşmeden, daha ileriye, daha güzelle, daha iyiye doğru, çalışmalarımız devam edecek inşâAllah. Bu topraklarda insanlar, bu topraklarda insanlar, Allâh’ı sevmeyi, Resûlullâh’ı sevmeyi, salallahu aleyhi ve sellem hanımefendi ve müminlerin birbirlerini sevmeyi, yeniden öğrenip, yeniden bu noktada dervenip, toparlanıp, inşâAllah yeniden bu toprağın insanları büyük işler yapmak mecburiyetinde yapmak zorundalar. O yüzden inşâAllah o zaman biz bu noktada, cemaat olarak, eğer torbada bir turzumuz olursa ne alalım, ne alalım. İnşâAllah ben bütün kardeşlerim, en yenisinden, en eskisine kadar, en merkezinden, en dışında durana kadar, hepsinde, bu manada, çorbada tuz olduğuna inanıyorum kendimle dahil.

İnşâAllah hepimiz çorbada tuz olmaya devam edeceğiz. Cenâb-ı Hak inşâAllah bütün kardeşlerle beraber yeni hizmetler etmeye bizleri inşâAllah sebeb eylesin. Hakkınızı helal olsun. Ben böyle bu tip problemlardan önce stresim artar, ben dışarıdan rahat gibi görünsem de rahat değilim. Böyle stresim artar, heyecanım artar. Ondan sonra kendine, problem bittikten sonra birkaç gün daha o stres bende devam eder. Böyle bu sefer de bir yorgunluk hissi alırız. Bu sefer de bir yorgunluk hissi alırız. Bu sefer de bir yorgunluk hissi alırız. Bu sefer de bir yorgunluk hissi alırız. Böyle enteresan bir şey. Ben rahatmış dururum. Ben hiç rahat değilimdir aslında. Her sohbete gelirken, her derse giderken, her toplantıya giderken, her böyle programa giderken, aslında hep böyle stres mi diyeyim artık, heyecan diyeyim ama.

Böyle biraz heyecan, biraz stresli, stres olur muhakkak. Böyle olur. Böyle de kardeşlere, arkadaşlara bir eksik bir yanlışlığım olursa, haklarını helal etsinler inşâAllah. Ama cana baka hamdolsun. Ben böyle o esnada da bir şeyin farkında olmuyorum herhalde. O gece de ben gittim, yumdum, gözümü oturdum oraya. Sonradan saat 3’e 4’e kadar, bütün gece boyunca, bilen bilmeyen, tanıyan tanımıyorum. Allâh razı olsun. Hep mesaj çektiler, telefon açtılar, çok güzel oldu diye. Allâh kabul etsin inşâAllah. Uzun müddet merak etmişler tabi, ortada Semazen neden yatıyor diye. Herkes uzun müddet sorunlar yapmışlar. Semazenin ortada yatışını. Ama sonradan kalktığında meseleyi, büyük bir çoğunluğu idrak etmiş, anlamış temanın ne olduğunu.

Allâh razı olsun. Sevindim, mutlu oldum ben. Allâh razı olsun. Bütün Mıttırban’dan, Semazen’den, ve onlarla beraber hareket eden, çalışan, koşturan kardeşlerden, ve mahalledeki arkadaşlardan, çayırdaki ilçelerden, hepsinden bütün gayret eden, koşturan bütün kardeşlerden Allâh razı olsun. İnşâAllah. İslam tek başına yaşanan bir din değil, yaşanmamış zaten. Cemaatle, toplulukla olacak olan bir iş. İnşâAllah Rahman bu cemaat, bu topluluk daha ileride, Allâh’ın yolunda hizmet etmeye devam eder. Üç ilaç bir fazla yaşayalım. Âmîn. Üç ilaç Fatiha. Âmîn. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Lâ ilâhe illallah, Lâ ilâhe illallah. Fatiha.


Kaynakça

Mustafa Özbağ Efendi’nin sohbetinden derlenmiştir.

Kaynak video: YouTube

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Nefs, Dervîş. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı